17Isrâ Suresi
Kuran Sırası: 17
İniş Sırası: 50
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|subHāne: eksiklikten uzaktır
| lleƶī: O (Allah) ki
| esrā: yürüttü
| biǎbdihi: kulunu
| leylen: gecenin bir vaktinde
| mine:
| l-mescidi: Mescid-i
| l-Harāmi: Haram'dan
| ilā:
| l-mescidi: Mescid-i
| l-eḳSā: Aksa'ya
| lleƶī: öyle ki
| bāraknā: bereketli kıldığımız
| Havlehu: çevresini
| linuriyehu: kendisine göstermemiz için
| min: bir bölümünü
| āyātinā: ayetlerimizden
| innehu: gerçekten
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-beSīru: görendir
| (17:1)

| lleƶī: O (Allah) ki
| esrā: yürüttü
| biǎbdihi: kulunu
| leylen: gecenin bir vaktinde
| mine:
| l-mescidi: Mescid-i
| l-Harāmi: Haram'dan
| ilā:
| l-mescidi: Mescid-i
| l-eḳSā: Aksa'ya
| lleƶī: öyle ki
| bāraknā: bereketli kıldığımız
| Havlehu: çevresini
| linuriyehu: kendisine göstermemiz için
| min: bir bölümünü
| āyātinā: ayetlerimizden
| innehu: gerçekten
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-beSīru: görendir
| (17:1)|ve āteynā: ve biz verdik
| mūsā: Musa'ya
| l-kitābe: Kitabı
| ve ceǎlnāhu: ve onu yaptık
| huden: bir kılavuz
| libenī: oğullarına
| isrāīle: İsrail
| ellā: diye
| tetteḣiƶū: edinmeyin
| min:
| dūnī: benden başka
| vekīlen: bir vekil
| (17:2)

| mūsā: Musa'ya
| l-kitābe: Kitabı
| ve ceǎlnāhu: ve onu yaptık
| huden: bir kılavuz
| libenī: oğullarına
| isrāīle: İsrail
| ellā: diye
| tetteḣiƶū: edinmeyin
| min:
| dūnī: benden başka
| vekīlen: bir vekil
| (17:2)|ƶurriyyete: çocukları
| men: kimselerin
| Hamelnā: taşıdığımız
| meǎ: ile beraber
| nūHin: Nuh
| innehu: doğrusu o
| kāne: idi
| ǎbden: bir kul
| şekūran: çok şükreden
| (17:3)

| men: kimselerin
| Hamelnā: taşıdığımız
| meǎ: ile beraber
| nūHin: Nuh
| innehu: doğrusu o
| kāne: idi
| ǎbden: bir kul
| şekūran: çok şükreden
| (17:3)|ve ḳaDeynā: ve şu hükmü verdik
| ilā:
| benī: oğullarına
| isrāīle: İsrail
| fī:
| l-kitābi: Kitapta
| letufsidunne: bozgunculuk yapacaksınız
| fī:
| l-erDi: o ülkede
| merrateyni: iki kez
| veleteǎ'lunne: ve çok böbürleneceksiniz
| ǔluvven: büyüklenme ile
| kebīran: kibirli
| (17:4)

| ilā:
| benī: oğullarına
| isrāīle: İsrail
| fī:
| l-kitābi: Kitapta
| letufsidunne: bozgunculuk yapacaksınız
| fī:
| l-erDi: o ülkede
| merrateyni: iki kez
| veleteǎ'lunne: ve çok böbürleneceksiniz
| ǔluvven: büyüklenme ile
| kebīran: kibirli
| (17:4)|feiƶā: ne zaman ki
| cā'e: gelince
| veǎ'du: zamanı
| ūlāhumā: birincisinin
| beǎṧnā: gönderdik
| ǎleykum: üzerinize
| ǐbāden: kullarımızı
| lenā: bizim
| ūlī: çok güçlü
| be'sin: çok güçlü
| şedīdin: çok güçlü
| fe cāsū: (sizi) araştırdılar
| ḣilāle: aralarına girip
| d-diyāri: evlerin
| ve kāne: idi
| veǎ'den: bir va'd
| mef'ǔlen: yapılması gereken
| (17:5)

| cā'e: gelince
| veǎ'du: zamanı
| ūlāhumā: birincisinin
| beǎṧnā: gönderdik
| ǎleykum: üzerinize
| ǐbāden: kullarımızı
| lenā: bizim
| ūlī: çok güçlü
| be'sin: çok güçlü
| şedīdin: çok güçlü
| fe cāsū: (sizi) araştırdılar
| ḣilāle: aralarına girip
| d-diyāri: evlerin
| ve kāne: idi
| veǎ'den: bir va'd
| mef'ǔlen: yapılması gereken
| (17:5)|ṧumme: sonra
| radednā: verdik
| lekumu: size
| l-kerrate: tekrar
| ǎleyhim: onları yenme imkanı
| ve emdednākum: ve sizi destekledik
| biemvālin: mallarla
| ve benīne: ve oğullarla
| ve ceǎlnākum: ve yaptık sizi
| ekṧera: daha çok
| nefīran: savaşçılarınızı
| (17:6)

| radednā: verdik
| lekumu: size
| l-kerrate: tekrar
| ǎleyhim: onları yenme imkanı
| ve emdednākum: ve sizi destekledik
| biemvālin: mallarla
| ve benīne: ve oğullarla
| ve ceǎlnākum: ve yaptık sizi
| ekṧera: daha çok
| nefīran: savaşçılarınızı
| (17:6)|in: eğer
| eHsentum: iyilik ederseniz
| eHsentum: iyilik etmiş olursunuz
| lienfusikum: kendinize
| ve in: ve eğer
| ese'tum: kötülük ederseniz
| felehā: o da aleyhinizedir
| feiƶā: ne zaman ki
| cā'e: gelince
| veǎ'du: zamanı
| l-āḣirati: sonuncusunun
| liyesū'ū: kötü duruma soksunlar diye
| vucūhekum: yüzlerinizi
| veliyedḣulū: ve girsinler diye
| l-mescide: Mescid'e (Kudüs'e)
| kemā: gibi
| deḣalūhu: girdikleri
| evvele: ilk
| merratin: kez
| veliyutebbirū: ve mahvetsinler diye
| mā: şeyleri
| ǎlev: ele geçirdikleri
| tetbīran: helak ederek
| (17:7)

| eHsentum: iyilik ederseniz
| eHsentum: iyilik etmiş olursunuz
| lienfusikum: kendinize
| ve in: ve eğer
| ese'tum: kötülük ederseniz
| felehā: o da aleyhinizedir
| feiƶā: ne zaman ki
| cā'e: gelince
| veǎ'du: zamanı
| l-āḣirati: sonuncusunun
| liyesū'ū: kötü duruma soksunlar diye
| vucūhekum: yüzlerinizi
| veliyedḣulū: ve girsinler diye
| l-mescide: Mescid'e (Kudüs'e)
| kemā: gibi
| deḣalūhu: girdikleri
| evvele: ilk
| merratin: kez
| veliyutebbirū: ve mahvetsinler diye
| mā: şeyleri
| ǎlev: ele geçirdikleri
| tetbīran: helak ederek
| (17:7)|ǎsā: belki
| rabbukum: Rabbiniz
| en:
| yerHamekum: size acır
| vein: ve eğer
| ǔdtum: siz dönerseniz
| ǔdnā: biz de döneriz
| ve ceǎlnā: ve yapmışızdır
| cehenneme: cehennemi
| lilkāfirīne: kafirler için
| HaSīran: kuşatıcı
| (17:8)

| rabbukum: Rabbiniz
| en:
| yerHamekum: size acır
| vein: ve eğer
| ǔdtum: siz dönerseniz
| ǔdnā: biz de döneriz
| ve ceǎlnā: ve yapmışızdır
| cehenneme: cehennemi
| lilkāfirīne: kafirler için
| HaSīran: kuşatıcı
| (17:8)|inne: gerçekten
| hāƶā: bu
| l-ḳurāne: Kur'an
| yehdī: iletir
| lilletī: ki
| hiye: o
| eḳvemu: doğrultur
| ve yubeşşiru: ve müjdeler
| l-mu'minīne: mü'minleri
| elleƶīne: kimseler
| yeǎ'melūne: yapan
| S-SāliHāti: iyi işler
| enne: Kİ
| lehum: onlara
| ecran: bir ecir
| kebīran: büyük
| (17:9)

| hāƶā: bu
| l-ḳurāne: Kur'an
| yehdī: iletir
| lilletī: ki
| hiye: o
| eḳvemu: doğrultur
| ve yubeşşiru: ve müjdeler
| l-mu'minīne: mü'minleri
| elleƶīne: kimseler
| yeǎ'melūne: yapan
| S-SāliHāti: iyi işler
| enne: Kİ
| lehum: onlara
| ecran: bir ecir
| kebīran: büyük
| (17:9)|ve enne: ve şüphesiz
| elleƶīne: kimselere
| lā:
| yu'minūne: inanmayan(lara)
| bil-āḣirati: Ahirete
| eǎ'tednā: hazırlamışızdır
| lehum: onlara
| ǎƶāben: bir azab
| elīmen: acıklı
| (17:10)

| elleƶīne: kimselere
| lā:
| yu'minūne: inanmayan(lara)
| bil-āḣirati: Ahirete
| eǎ'tednā: hazırlamışızdır
| lehum: onlara
| ǎƶāben: bir azab
| elīmen: acıklı
| (17:10)|ve yed'ǔ: ve du'a etmektedir
| l-insānu: insan
| biş-şerri: şerre
| duǎā'ehu: du'a eder (gibi)
| bil-ḣayri: hayra
| ve kāne: ve
| l-insānu: insan
| ǎcūlen: pek acelecidir
| (17:11)

| l-insānu: insan
| biş-şerri: şerre
| duǎā'ehu: du'a eder (gibi)
| bil-ḣayri: hayra
| ve kāne: ve
| l-insānu: insan
| ǎcūlen: pek acelecidir
| (17:11)|ve ceǎlnā: ve biz yaptık
| l-leyle: geceyi
| ve nnehāra: ve gündüzü
| āyeteyni: iki ayet
| femeHavnā: (sonra) sildik
| āyete: ayetini
| l-leyli: gecenin
| ve ceǎlnā: ve yaptık
| āyete: ayetini
| n-nehāri: gündüz
| mubSiraten: aydınlatıcı
| litebteğū: aramanız için
| feDlen: lutfunu
| min:
| rabbikum: Rabbinizin
| veliteǎ'lemū: ve bilmeniz için
| ǎdede: sayısını
| s-sinīne: yılların
| velHisābe: ve hesabı
| ve kulle: her
| şey'in: şeyi
| feSSalnāhu: anlattık
| tefSīlen: açık açık
| (17:12)

| l-leyle: geceyi
| ve nnehāra: ve gündüzü
| āyeteyni: iki ayet
| femeHavnā: (sonra) sildik
| āyete: ayetini
| l-leyli: gecenin
| ve ceǎlnā: ve yaptık
| āyete: ayetini
| n-nehāri: gündüz
| mubSiraten: aydınlatıcı
| litebteğū: aramanız için
| feDlen: lutfunu
| min:
| rabbikum: Rabbinizin
| veliteǎ'lemū: ve bilmeniz için
| ǎdede: sayısını
| s-sinīne: yılların
| velHisābe: ve hesabı
| ve kulle: her
| şey'in: şeyi
| feSSalnāhu: anlattık
| tefSīlen: açık açık
| (17:12)|ve kulle: her
| insānin: insanın
| elzemnāhu: bağladık
| Tāirahu: kuşunu (kaderini)
| fī:
| ǔnuḳihi: boynuna
| ve nuḣricu: ve çıkarırız
| lehu: onun için
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| kitāben: bir Kitap
| yelḳāhu: bulacağı
| menşūran: açılmış olarak
| (17:13)

| insānin: insanın
| elzemnāhu: bağladık
| Tāirahu: kuşunu (kaderini)
| fī:
| ǔnuḳihi: boynuna
| ve nuḣricu: ve çıkarırız
| lehu: onun için
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| kitāben: bir Kitap
| yelḳāhu: bulacağı
| menşūran: açılmış olarak
| (17:13)|İḳra': oku
| kitābeke: Kitabını
| kefā: yeter
| binefsike: kendi nefsin
| l-yevme: bugün
| ǎleyke: sana
| Hasīben: hesapçı olarak
| (17:14)

| kitābeke: Kitabını
| kefā: yeter
| binefsike: kendi nefsin
| l-yevme: bugün
| ǎleyke: sana
| Hasīben: hesapçı olarak
| (17:14)|meni: kim
| htedā: hihayeti seçerse
| feinnemā: şüphesiz
| yehtedī: seçmiş olur
| linefsihi: kendisi için
| ve men: ve kim
| Delle: saparsa
| feinnemā: şüphesiz
| yeDillu: sapar
| ǎleyhā: kendi aleyhine
| ve lā: ve
| teziru: taşımaz
| vāziratun: hiçbir günahkar
| vizra: günah yükünü
| uḣrā: başkasının
| ve mā: ve
| kunnā: değiliz
| muǎƶƶibīne: biz azab edecek
| Hattā: sürece
| neb'ǎṧe: göndermedikçe
| rasūlen: elçi
| (17:15)

| htedā: hihayeti seçerse
| feinnemā: şüphesiz
| yehtedī: seçmiş olur
| linefsihi: kendisi için
| ve men: ve kim
| Delle: saparsa
| feinnemā: şüphesiz
| yeDillu: sapar
| ǎleyhā: kendi aleyhine
| ve lā: ve
| teziru: taşımaz
| vāziratun: hiçbir günahkar
| vizra: günah yükünü
| uḣrā: başkasının
| ve mā: ve
| kunnā: değiliz
| muǎƶƶibīne: biz azab edecek
| Hattā: sürece
| neb'ǎṧe: göndermedikçe
| rasūlen: elçi
| (17:15)|ve iƶā: ve zaman
| eradnā: biz istediğimiz
| en:
| nuhlike: helak etmek
| ḳaryeten: bir kenti
| emernā: emrederiz
| mutrafīhā: onun varlıklılarına
| fefeseḳū: kötü işler yaparlar
| fīhā: orada
| feHaḳḳa: böylece gerekli olur
| ǎleyhā: onlara
| l-ḳavlu: (azab) karar(ı)
| fe demmernāhā: biz de orayı yıkarız
| tedmīran: darmadağın
| (17:16)

| eradnā: biz istediğimiz
| en:
| nuhlike: helak etmek
| ḳaryeten: bir kenti
| emernā: emrederiz
| mutrafīhā: onun varlıklılarına
| fefeseḳū: kötü işler yaparlar
| fīhā: orada
| feHaḳḳa: böylece gerekli olur
| ǎleyhā: onlara
| l-ḳavlu: (azab) karar(ı)
| fe demmernāhā: biz de orayı yıkarız
| tedmīran: darmadağın
| (17:16)|ve kem: ve nice
| ehleknā: helak ettik
| mine:
| l-ḳurūni: kuşakları
| min:
| beǎ'di: sonra
| nūHin: Nuh'dan
| ve kefā: ve yeter
| birabbike: Rabbin
| biƶunūbi: günahlarını
| ǐbādihi: kullarının
| ḣabīran: haber alıcı
| beSīran: görücü olarak
| (17:17)

| ehleknā: helak ettik
| mine:
| l-ḳurūni: kuşakları
| min:
| beǎ'di: sonra
| nūHin: Nuh'dan
| ve kefā: ve yeter
| birabbike: Rabbin
| biƶunūbi: günahlarını
| ǐbādihi: kullarının
| ḣabīran: haber alıcı
| beSīran: görücü olarak
| (17:17)|men: kim
| kāne: ise
| yurīdu: istiyor (dünyayı)
| l-ǎācilete: acele olanı
| ǎccelnā: çabucak veririz
| lehu: ona
| fīhā: orada
| mā: kadar
| neşā'u: dilediğimiz
| limen: kimseye
| nurīdu: istediğimiz
| ṧumme: sonra
| ceǎlnā: (yerini) yaparız
| lehu: ona
| cehenneme: cehennem
| yeSlāhā: oraya girer
| meƶmūmen: kınanmış olarak
| medHūran: ve kovulmuş olarak
| (17:18)

| kāne: ise
| yurīdu: istiyor (dünyayı)
| l-ǎācilete: acele olanı
| ǎccelnā: çabucak veririz
| lehu: ona
| fīhā: orada
| mā: kadar
| neşā'u: dilediğimiz
| limen: kimseye
| nurīdu: istediğimiz
| ṧumme: sonra
| ceǎlnā: (yerini) yaparız
| lehu: ona
| cehenneme: cehennem
| yeSlāhā: oraya girer
| meƶmūmen: kınanmış olarak
| medHūran: ve kovulmuş olarak
| (17:18)|ve men: ve kim de
| erāde: isterse
| l-āḣirate: ahireti
| ve seǎā: ve çalışırsa
| lehā: ona
| seǎ'yehā: yaraşır biçimde
| vehuve: ve o
| mu'minun: inanarak
| feulāike: öylelerinin
| kāne:
| seǎ'yuhum: çalışmalarının
| meşkūran: karşılığı verilir
| (17:19)

| erāde: isterse
| l-āḣirate: ahireti
| ve seǎā: ve çalışırsa
| lehā: ona
| seǎ'yehā: yaraşır biçimde
| vehuve: ve o
| mu'minun: inanarak
| feulāike: öylelerinin
| kāne:
| seǎ'yuhum: çalışmalarının
| meşkūran: karşılığı verilir
| (17:19)|kullen: hepsine
| numiddu: uzatırız
| hā'ulā'i: onlara da
| ve hā'ulā'i: ve onlara da
| min: -ndan
| ǎTā'i: mükafatı-
| rabbike: Rabbinin
| ve mā: ve
| kāne: değildir
| ǎTā'u: hediyesi
| rabbike: Rabbinin
| meHZūran: kısıtlanmış
| (17:20)

| numiddu: uzatırız
| hā'ulā'i: onlara da
| ve hā'ulā'i: ve onlara da
| min: -ndan
| ǎTā'i: mükafatı-
| rabbike: Rabbinin
| ve mā: ve
| kāne: değildir
| ǎTā'u: hediyesi
| rabbike: Rabbinin
| meHZūran: kısıtlanmış
| (17:20)|unZur: bak
| keyfe: nasıl
| feDDelnā: üstün yaptık
| beǎ'Dehum: onların kimini
| ǎlā: üzerine
| beǎ'Din: kimi
| velelāḣiratu: elbette ahiret
| ekberu: daha büyüktür
| deracātin: dereceler bakımından
| ve ekberu: ve daha büyüktür
| tefDīlen: üstünlük bakımından
| (17:21)

| keyfe: nasıl
| feDDelnā: üstün yaptık
| beǎ'Dehum: onların kimini
| ǎlā: üzerine
| beǎ'Din: kimi
| velelāḣiratu: elbette ahiret
| ekberu: daha büyüktür
| deracātin: dereceler bakımından
| ve ekberu: ve daha büyüktür
| tefDīlen: üstünlük bakımından
| (17:21)|lā: asla
| tec'ǎl: edinme
| meǎ: ile beraber
| llahi: Allah
| ilāhen: bir tanrı
| āḣara: başka
| feteḳ'ǔde: sonra oturup kalırsın
| meƶmūmen: kınanmış olarak
| meḣƶūlen: ve yalnız başına bırakılmış olarak
| (17:22)

| tec'ǎl: edinme
| meǎ: ile beraber
| llahi: Allah
| ilāhen: bir tanrı
| āḣara: başka
| feteḳ'ǔde: sonra oturup kalırsın
| meƶmūmen: kınanmış olarak
| meḣƶūlen: ve yalnız başına bırakılmış olarak
| (17:22)|ve ḳaDā: ve emretti
| rabbuke: Rabbin
| ellā:
| teǎ'budū: tapmamanızı
| illā: başkasına
| iyyāhu: kendisinden
| ve bil-vālideyni: ve anaya babaya
| iHsānen: iyilik etmenizi
| immā:
| yebluğanne: ulaşırsa
| ǐndeke: senin yanında
| l-kibera: ihtiyarlık çağına
| eHaduhumā: ikisinden birisi
| ev: yahut
| kilāhumā: her ikisi
| felā: sakın
| teḳul: deme
| lehumā: onlara
| uffin: Öf!
| ve lā: ve
| tenherhumā: onları azarlama
| veḳul: söyle
| lehumā: onlara
| ḳavlen: bir söz
| kerīmen: güzel
| (17:23)

| rabbuke: Rabbin
| ellā:
| teǎ'budū: tapmamanızı
| illā: başkasına
| iyyāhu: kendisinden
| ve bil-vālideyni: ve anaya babaya
| iHsānen: iyilik etmenizi
| immā:
| yebluğanne: ulaşırsa
| ǐndeke: senin yanında
| l-kibera: ihtiyarlık çağına
| eHaduhumā: ikisinden birisi
| ev: yahut
| kilāhumā: her ikisi
| felā: sakın
| teḳul: deme
| lehumā: onlara
| uffin: Öf!
| ve lā: ve
| tenherhumā: onları azarlama
| veḳul: söyle
| lehumā: onlara
| ḳavlen: bir söz
| kerīmen: güzel
| (17:23)|veḣfiD: ve indir
| lehumā: onlara
| cenāHa: kanadını
| ƶ-ƶulli: küçülme
| mine: dolayı
| r-raHmeti: acımadan
| ve ḳul: ve deki
| rabbi: Rabbim
| rHamhumā: sen de bunlara acı
| kemā:
| rabbeyānī: beni nasıl yetiştirdilerse
| Sağīran: küçükken
| (17:24)

| lehumā: onlara
| cenāHa: kanadını
| ƶ-ƶulli: küçülme
| mine: dolayı
| r-raHmeti: acımadan
| ve ḳul: ve deki
| rabbi: Rabbim
| rHamhumā: sen de bunlara acı
| kemā:
| rabbeyānī: beni nasıl yetiştirdilerse
| Sağīran: küçükken
| (17:24)|rabbukum: Rabbiniz
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: şeyleri
| fī:
| nufūsikum: içlerinizdeki
| in: eğer
| tekūnū: siz olursanız
| SāliHīne: iyi kişiler
| feinnehu: şüphesiz O
| kāne:
| lilevvābīne: tevbe edenleri
| ğafūran: bağışlayandır
| (17:25)

| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: şeyleri
| fī:
| nufūsikum: içlerinizdeki
| in: eğer
| tekūnū: siz olursanız
| SāliHīne: iyi kişiler
| feinnehu: şüphesiz O
| kāne:
| lilevvābīne: tevbe edenleri
| ğafūran: bağışlayandır
| (17:25)|ve āti: ve ver
| ƶā:
| l-ḳurbā: akrabaya
| Haḳḳahu: hakkını
| velmiskīne: ve yoksula
| vebne:
| s-sebīli: ve yolcuya
| ve lā: (fakat)
| tubeƶƶir: saçıp savurma
| tebƶīran: savurarak
| (17:26)

| ƶā:
| l-ḳurbā: akrabaya
| Haḳḳahu: hakkını
| velmiskīne: ve yoksula
| vebne:
| s-sebīli: ve yolcuya
| ve lā: (fakat)
| tubeƶƶir: saçıp savurma
| tebƶīran: savurarak
| (17:26)|inne: çünkü
| l-mubeƶƶirīne: savurganlar
| kānū: olmuşlardır
| iḣvāne: kardeşleri
| ş-şeyāTīni: şeytanların
| ve kāne: ve ise
| ş-şeyTānu: şeytan
| lirabbihi: Rabbine karşı
| kefūran: çok nankördür
| (17:27)

| l-mubeƶƶirīne: savurganlar
| kānū: olmuşlardır
| iḣvāne: kardeşleri
| ş-şeyāTīni: şeytanların
| ve kāne: ve ise
| ş-şeyTānu: şeytan
| lirabbihi: Rabbine karşı
| kefūran: çok nankördür
| (17:27)|ve immā: ve eğer
| tuǎ'riDanne: yüz çevirecek olursan
| ǎnhumu: onlardan
| btiğā'e: bekleyerek
| raHmetin: bir rahmeti
| min:
| rabbike: Rabbinden
| tercūhā: umduğun
| feḳul: bari söyle
| lehum: onlara
| ḳavlen: bir söz
| meysūran: yumuşak
| (17:28)

| tuǎ'riDanne: yüz çevirecek olursan
| ǎnhumu: onlardan
| btiğā'e: bekleyerek
| raHmetin: bir rahmeti
| min:
| rabbike: Rabbinden
| tercūhā: umduğun
| feḳul: bari söyle
| lehum: onlara
| ḳavlen: bir söz
| meysūran: yumuşak
| (17:28)|ve lā: ve asla
| tec'ǎl: yapma
| yedeke: el(ler)ini
| meğlūleten: bağlanmış
| ilā:
| ǔnuḳike: boynuna
| ve lā: ve
| tebsuThā: açma
| kulle: tamamen
| l-besTi: açarak
| feteḳ'ǔde: sonra kalırsın
| melūmen: kınanmış
| meHsūran: hasret içinde
| (17:29)

| tec'ǎl: yapma
| yedeke: el(ler)ini
| meğlūleten: bağlanmış
| ilā:
| ǔnuḳike: boynuna
| ve lā: ve
| tebsuThā: açma
| kulle: tamamen
| l-besTi: açarak
| feteḳ'ǔde: sonra kalırsın
| melūmen: kınanmış
| meHsūran: hasret içinde
| (17:29)|inne: şüphesiz
| rabbeke: Rabbin
| yebsuTu: açar (bol bol verir)
| r-rizḳa: rızkı
| limen: kimseye
| yeşā'u: dilediği
| ve yeḳdiru: ve kısar
| innehu: çünkü O
| kāne:
| biǐbādihi: kullarını
| ḣabīran: bilir
| beSīran: görür
| (17:30)

| rabbeke: Rabbin
| yebsuTu: açar (bol bol verir)
| r-rizḳa: rızkı
| limen: kimseye
| yeşā'u: dilediği
| ve yeḳdiru: ve kısar
| innehu: çünkü O
| kāne:
| biǐbādihi: kullarını
| ḣabīran: bilir
| beSīran: görür
| (17:30)|ve lā:
| teḳtulū: öldürmeyin
| evlādekum: çocuklarınızı
| ḣaşyete: korkusuyla
| imlāḳin: fakirlik
| neHnu: biz
| nerzuḳuhum: sizi de besliyoruz
| ve iyyākum: onları da
| inne: şüphesiz
| ḳatlehum: onları öldürmek
| kāne:
| ḣiT'en: günahtır
| kebīran: büyük
| (17:31)

| teḳtulū: öldürmeyin
| evlādekum: çocuklarınızı
| ḣaşyete: korkusuyla
| imlāḳin: fakirlik
| neHnu: biz
| nerzuḳuhum: sizi de besliyoruz
| ve iyyākum: onları da
| inne: şüphesiz
| ḳatlehum: onları öldürmek
| kāne:
| ḣiT'en: günahtır
| kebīran: büyük
| (17:31)|ve lā: ve asla
| teḳrabū: yaklaşmayın
| z-zinā: zinaya
| innehu: çünkü o
| kāne:
| fāHişeten: açık bir kötülüktür
| ve sā'e: ve çok kötü
| sebīlen: bir yoldur
| (17:32)

| teḳrabū: yaklaşmayın
| z-zinā: zinaya
| innehu: çünkü o
| kāne:
| fāHişeten: açık bir kötülüktür
| ve sā'e: ve çok kötü
| sebīlen: bir yoldur
| (17:32)|ve lā: ve asla
| teḳtulū: öldürmeyin
| n-nefse: canı
| lletī:
| Harrame: haram kıldığı
| llahu: Allah'ın
| illā:
| bil-Haḳḳi: haksız yere
| ve men: ve kim
| ḳutile: öldürülürse
| meZlūmen: haksızlıkla
| feḳad: muhakkak
| ceǎlnā: vermişizdir
| liveliyyihi: onun velisine
| sulTānen: bir yetki
| felā: fakat
| yusrif: aşırı gitmesin
| fī:
| l-ḳatli: öldürmede
| innehu: çünkü
| kāne:
| menSūran: kendisine yardım edilmiştir
| (17:33)

| teḳtulū: öldürmeyin
| n-nefse: canı
| lletī:
| Harrame: haram kıldığı
| llahu: Allah'ın
| illā:
| bil-Haḳḳi: haksız yere
| ve men: ve kim
| ḳutile: öldürülürse
| meZlūmen: haksızlıkla
| feḳad: muhakkak
| ceǎlnā: vermişizdir
| liveliyyihi: onun velisine
| sulTānen: bir yetki
| felā: fakat
| yusrif: aşırı gitmesin
| fī:
| l-ḳatli: öldürmede
| innehu: çünkü
| kāne:
| menSūran: kendisine yardım edilmiştir
| (17:33)|ve lā: ve asla
| teḳrabū: yaklaşmayın
| māle: malına
| l-yetīmi: yetimin
| illā: dışında
| billetī:
| hiye: o
| eHsenu: en güzel tarz
| Hattā: kadar
| yebluğa: erginlik çağına
| eşuddehu: erişinceye
| ve evfū: ve yerine getirin
| bil-ǎhdi: ahdi
| inne: çünkü
| l-ǎhde: ahd'den
| kāne:
| mes'ūlen: sorulacaktır
| (17:34)

| teḳrabū: yaklaşmayın
| māle: malına
| l-yetīmi: yetimin
| illā: dışında
| billetī:
| hiye: o
| eHsenu: en güzel tarz
| Hattā: kadar
| yebluğa: erginlik çağına
| eşuddehu: erişinceye
| ve evfū: ve yerine getirin
| bil-ǎhdi: ahdi
| inne: çünkü
| l-ǎhde: ahd'den
| kāne:
| mes'ūlen: sorulacaktır
| (17:34)|ve evfū: tam yapın
| l-keyle: ölçüyü
| iƶā: zaman
| kiltum: ölçtüğünüz
| ve zinū: tartın
| bil-ḳisTāsi: terazi ile
| l-musteḳīmi: doğru
| ƶālike: bu
| ḣayrun: daha iyidir
| ve eHsenu: ve daha güzeldir
| te'vīlen: sonuç bakımından
| (17:35)

| l-keyle: ölçüyü
| iƶā: zaman
| kiltum: ölçtüğünüz
| ve zinū: tartın
| bil-ḳisTāsi: terazi ile
| l-musteḳīmi: doğru
| ƶālike: bu
| ḣayrun: daha iyidir
| ve eHsenu: ve daha güzeldir
| te'vīlen: sonuç bakımından
| (17:35)|ve lā: ve
| teḳfu: ardına düşme
| mā: şeyin
| leyse: olmayan
| leke: senin
| bihi: hakkında
| ǐlmun: bilgin
| inne: çünkü
| s-sem'ǎ: kulak
| velbeSara: ve göz
| velfu'āde: ve gönül
| kullu: hepsi
| ulāike: bunların
| kāne:
| ǎnhu: o(yaptığı)ndan
| mes'ūlen: sorumludur
| (17:36)

| teḳfu: ardına düşme
| mā: şeyin
| leyse: olmayan
| leke: senin
| bihi: hakkında
| ǐlmun: bilgin
| inne: çünkü
| s-sem'ǎ: kulak
| velbeSara: ve göz
| velfu'āde: ve gönül
| kullu: hepsi
| ulāike: bunların
| kāne:
| ǎnhu: o(yaptığı)ndan
| mes'ūlen: sorumludur
| (17:36)|ve lā: ve
| temşi: yürüme
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| meraHen: kabara kabara
| inneke: çünkü sen
| len:
| teḣriḳa: yırtamazsın
| l-erDe: yeri
| velen: ve
| tebluğa: erişemezsin
| l-cibāle: dağlara
| Tūlen: boyca
| (17:37)

| temşi: yürüme
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| meraHen: kabara kabara
| inneke: çünkü sen
| len:
| teḣriḳa: yırtamazsın
| l-erDe: yeri
| velen: ve
| tebluğa: erişemezsin
| l-cibāle: dağlara
| Tūlen: boyca
| (17:37)|kullu: hepsi
| ƶālike: bunların
| kāne: olandır
| seyyiuhu: kötü
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| mekrūhen: hoş görülmeyen şeylerdir
| (17:38)

| ƶālike: bunların
| kāne: olandır
| seyyiuhu: kötü
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| mekrūhen: hoş görülmeyen şeylerdir
| (17:38)|ƶālike: şunlar
| mimmā: şeyndendir
| evHā: vahyettiği
| ileyke: sana
| rabbuke: Rabbinin
| mine: -ten
| l-Hikmeti: Hikmet-
| ve lā:
| tec'ǎl: edinme
| meǎ: ile bereber
| llahi: Allah
| ilāhen: tanrı
| āḣara: başka
| fetulḳā: sonra atılırsın
| fī:
| cehenneme: cehenneme
| melūmen: kınanmış olarak
| medHūran: uzaklaştırılmış olarak
| (17:39)

| mimmā: şeyndendir
| evHā: vahyettiği
| ileyke: sana
| rabbuke: Rabbinin
| mine: -ten
| l-Hikmeti: Hikmet-
| ve lā:
| tec'ǎl: edinme
| meǎ: ile bereber
| llahi: Allah
| ilāhen: tanrı
| āḣara: başka
| fetulḳā: sonra atılırsın
| fī:
| cehenneme: cehenneme
| melūmen: kınanmış olarak
| medHūran: uzaklaştırılmış olarak
| (17:39)|efeeSfākum: size seçti, (öyle) mi?
| rabbukum: Rabbiniz
| bil-benīne: oğulları
| vetteḣaƶe: ve edindi (kendisine)
| mine: -den
| l-melāiketi: melekler-
| ināṧen: kadınlar
| innekum: gerçekten siz
| leteḳūlūne: söylüyorsunuz
| ḳavlen: bir söz
| ǎZīmen: büyük (çok tehlikeli)
| (17:40)

| rabbukum: Rabbiniz
| bil-benīne: oğulları
| vetteḣaƶe: ve edindi (kendisine)
| mine: -den
| l-melāiketi: melekler-
| ināṧen: kadınlar
| innekum: gerçekten siz
| leteḳūlūne: söylüyorsunuz
| ḳavlen: bir söz
| ǎZīmen: büyük (çok tehlikeli)
| (17:40)|veleḳad: andolsun
| Sarrafnā: biz türlü biçimlerde anlattık
| fī:
| hāƶā: bu
| l-ḳurāni: Kur'an'da
| liyeƶƶekkerū: düşünüp anlasınlar diye
| vemā: fakat (bu)
| yezīduhum: artırmıyor
| illā: başkasını
| nufūran: nefretlerinden
| (17:41)

| Sarrafnā: biz türlü biçimlerde anlattık
| fī:
| hāƶā: bu
| l-ḳurāni: Kur'an'da
| liyeƶƶekkerū: düşünüp anlasınlar diye
| vemā: fakat (bu)
| yezīduhum: artırmıyor
| illā: başkasını
| nufūran: nefretlerinden
| (17:41)|ḳul: de ki
| lev: eğer
| kāne: olsaydı
| meǎhu: O'nunla beraber
| ālihetun: tanrılar
| kemā: gibi
| yeḳūlūne: dedikleri
| iƶen: o zaman
| lābteğav: onlar da ararlardı
| ilā:
| ƶī: sahibine
| l-ǎrşi: Arşın
| sebīlen: bir yol
| (17:42)

| lev: eğer
| kāne: olsaydı
| meǎhu: O'nunla beraber
| ālihetun: tanrılar
| kemā: gibi
| yeḳūlūne: dedikleri
| iƶen: o zaman
| lābteğav: onlar da ararlardı
| ilā:
| ƶī: sahibine
| l-ǎrşi: Arşın
| sebīlen: bir yol
| (17:42)|subHānehu: (haşa) münezzehtir O
| ve teǎālā: ve uludur
| ǎmmā: -nden
| yeḳūlūne: onların dedikleri-
| ǔluvven: yücedir
| kebīran: çok
| (17:43)

| ve teǎālā: ve uludur
| ǎmmā: -nden
| yeḳūlūne: onların dedikleri-
| ǔluvven: yücedir
| kebīran: çok
| (17:43)|tusebbiHu: tesbih ederler
| lehu: O'nu
| s-semāvātu: gök
| s-seb'ǔ: yedi
| vel'erDu: ve yeryüzü
| ve men: ve kimseler
| fīhinne: bunların içindeki
| ve in: ve yoktur
| min: hiçbir
| şey'in: şey
| illā:
| yusebbiHu: tesbih etmeyen
| biHamdihi: hamd ile
| velākin: ama
| lā:
| tefḳahūne: siz anlamazsınız
| tesbīHahum: onların tesbihlerini
| innehu: şüphesiz O
| kāne:
| Halīmen: halimdir
| ğafūran: çok bağışlayandır
| (17:44)

| lehu: O'nu
| s-semāvātu: gök
| s-seb'ǔ: yedi
| vel'erDu: ve yeryüzü
| ve men: ve kimseler
| fīhinne: bunların içindeki
| ve in: ve yoktur
| min: hiçbir
| şey'in: şey
| illā:
| yusebbiHu: tesbih etmeyen
| biHamdihi: hamd ile
| velākin: ama
| lā:
| tefḳahūne: siz anlamazsınız
| tesbīHahum: onların tesbihlerini
| innehu: şüphesiz O
| kāne:
| Halīmen: halimdir
| ğafūran: çok bağışlayandır
| (17:44)|ve iƶā: ve zaman
| ḳarate': okuduğun
| l-ḳurāne: Kur'an
| ceǎlnā: çekeriz
| beyneke: seninle (aranıza)
| ve beyne: arasına
| elleƶīne: kimselerin
| lā:
| yu'minūne: inanmayan(ların)
| bil-āḣirati: ahirete
| Hicāben: bir perde
| mestūran: gizli
| (17:45)

| ḳarate': okuduğun
| l-ḳurāne: Kur'an
| ceǎlnā: çekeriz
| beyneke: seninle (aranıza)
| ve beyne: arasına
| elleƶīne: kimselerin
| lā:
| yu'minūne: inanmayan(ların)
| bil-āḣirati: ahirete
| Hicāben: bir perde
| mestūran: gizli
| (17:45)|ve ceǎlnā: ve kılarız (koyarız)
| ǎlā: üzerine
| ḳulūbihim: kableri
| ekinneten: kabuklar
| en:
| yefḳahūhu: onu anlamalarına engel olacak
| ve fī: ve
| āƶānihim: kulaklarına
| veḳran: bir ağırlık
| ve iƶā: ve zaman
| ƶekerte: andığın
| rabbeke: Rabbini
| fī:
| l-ḳurāni: Kur'an'da
| veHdehu: birliğini
| vellev: dönüp
| ǎlā:
| edbārihim: arkalarına
| nufūran: kaçarlar
| (17:46)

| ǎlā: üzerine
| ḳulūbihim: kableri
| ekinneten: kabuklar
| en:
| yefḳahūhu: onu anlamalarına engel olacak
| ve fī: ve
| āƶānihim: kulaklarına
| veḳran: bir ağırlık
| ve iƶā: ve zaman
| ƶekerte: andığın
| rabbeke: Rabbini
| fī:
| l-ḳurāni: Kur'an'da
| veHdehu: birliğini
| vellev: dönüp
| ǎlā:
| edbārihim: arkalarına
| nufūran: kaçarlar
| (17:46)|neHnu: biz
| eǎ'lemu: gayet iyi biliyoruz
| bimā: ne sebeple
| yestemiǔne: dinlediklerini
| bihi: onların
| iƶ:
| yestemiǔne: dinlerken
| ileyke: seni
| ve iƶ: ve zaman
| hum: onlar
| necvā: fısıldaşırken
| iƶ: zaman
| yeḳūlu: dedikleri
| Z-Zālimūne: zalimlerin
| in:
| tettebiǔne: siz uymuyorsunuz
| illā: başkasına
| raculen: bir adamdan
| mesHūran: büyülenmiş
| (17:47)

| eǎ'lemu: gayet iyi biliyoruz
| bimā: ne sebeple
| yestemiǔne: dinlediklerini
| bihi: onların
| iƶ:
| yestemiǔne: dinlerken
| ileyke: seni
| ve iƶ: ve zaman
| hum: onlar
| necvā: fısıldaşırken
| iƶ: zaman
| yeḳūlu: dedikleri
| Z-Zālimūne: zalimlerin
| in:
| tettebiǔne: siz uymuyorsunuz
| illā: başkasına
| raculen: bir adamdan
| mesHūran: büyülenmiş
| (17:47)|unZur: bak
| keyfe: nasıl
| Derabū: misaller verdiler
| leke: sana
| l-emṧāle: bezetmelerle
| feDellū: şaştılar
| felā: artık bir daha
| yesteTīǔne: bulamazlar
| sebīlen: yolu
| (17:48)

| keyfe: nasıl
| Derabū: misaller verdiler
| leke: sana
| l-emṧāle: bezetmelerle
| feDellū: şaştılar
| felā: artık bir daha
| yesteTīǔne: bulamazlar
| sebīlen: yolu
| (17:48)|ve ḳālū: ve dediler ki
| eiƶā: mi?
| kunnā: biz iken
| ǐZāmen: kemikler
| ve rufāten: ve ufalanmış toprak
| einnā: biz miyiz?
| lemeb'ǔṧūne: diriltilecek
| ḣalḳan: yaratılışla
| cedīden: yeni bir
| (17:49)

| eiƶā: mi?
| kunnā: biz iken
| ǐZāmen: kemikler
| ve rufāten: ve ufalanmış toprak
| einnā: biz miyiz?
| lemeb'ǔṧūne: diriltilecek
| ḣalḳan: yaratılışla
| cedīden: yeni bir
| (17:49)