| بَاخِعٌ: helak edeceksin
| نَفْسَكَ: kendini
| أَلَّا: diye
| يَكُونُوا: etmiyorlar
| مُؤْمِنِينَ: iman
| (26:3)
| نَشَأْ: dilesek
| نُنَزِّلْ: indiririz
| عَلَيْهِمْ: onların üzerine
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| ايَةً: bir mu'cize
| فَظَلَّتْ: ve oluverir
| أَعْنَاقُهُمْ: boyunları
| لَهَا: ona
| خَاضِعِينَ: eğilip kalmış
| (26:4)
| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmez
| مِنْ: hiçbir
| ذِكْرٍ: Zikir (uyarı)
| مِنَ: -dan
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman-
| مُحْدَثٍ: yeni
| إِلَّا:
| كَانُوا: olmadıkları
| عَنْهُ: ondan
| مُعْرِضِينَ: yüz çevirici
| (26:5)
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| فَسَيَأْتِيهِمْ: ama kendilerine gelecektir
| أَنْبَاءُ: haberleri
| مَا: şeyin
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay edip duruyor(lar)
| (26:6)
| يَرَوْا: bakmadılar mı?
| إِلَى:
| الْأَرْضِ: yeryüzüne
| كَمْ: kaç
| أَنْبَتْنَا: bitirmişizdir
| فِيهَا: orada
| مِنْ: çeşitten
| كُلِّ: her
| زَوْجٍ: çifti
| كَرِيمٍ: güzel
| (26:7)
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: değillerdir
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inanıcı
| (26:8)
| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: işte O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الرَّحِيمُ: merhamet edendir
| (26:9)
| نَادَىٰ: seslenmişti
| رَبُّكَ: Rabbin
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَنِ: diye
| ائْتِ: git
| الْقَوْمَ: kavmine
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (26:10)
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| أَلَا:
| يَتَّقُونَ: onlar korunmayacaklar mı?
| (26:11)
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يُكَذِّبُونِ: beni yalanlayacaklar
| (26:12)
| صَدْرِي: göğsüm
| وَلَا: ve
| يَنْطَلِقُ: açılmıyor
| لِسَانِي: dilim
| فَأَرْسِلْ: onun için elçilik ver
| إِلَىٰ:
| هَارُونَ: Harun'a da
| (26:13)
| عَلَيَّ: bana yükledikleri
| ذَنْبٌ: bir suç
| فَأَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَقْتُلُونِ: beni öldürecekler
| (26:14)
| كَلَّا: hayır
| فَاذْهَبَا: ikiniz de gidin
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِنَّا: şüphesiz biz
| مَعَكُمْ: sizinle beraberiz
| مُسْتَمِعُونَ: dinliyoruz
| (26:15)
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'e
| فَقُولَا: ve deyin ki
| إِنَّا: gerçekten biz
| رَسُولُ: elçisiyiz
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:16)
| أَرْسِلْ: gönder
| مَعَنَا: bizimle beraber
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:17)
| أَلَمْ:
| نُرَبِّكَ: biz seni yetiştirmedik mi?
| فِينَا: içimizden
| وَلِيدًا: bir çocuk olarak
| وَلَبِثْتَ: ve kalmadın mı?
| فِينَا: aramızda
| مِنْ:
| عُمُرِكَ: ömründen
| سِنِينَ: nice yıllar
| (26:18)
| فَعْلَتَكَ: yaptığın
| الَّتِي:
| فَعَلْتَ: o (kötü) işi
| وَأَنْتَ: ve sen
| مِنَ: -den(sin)
| الْكَافِرِينَ: nankörler-
| (26:19)
| فَعَلْتُهَا: onu yaptığım
| إِذًا: zaman
| وَأَنَا: ben
| مِنَ:
| الضَّالِّينَ: dalalette idim
| (26:20)
| مِنْكُمْ: aranızdan
| لَمَّا:
| خِفْتُكُمْ: sizden korkunca
| فَوَهَبَ: sonra verdi
| لِي: bana
| رَبِّي: Rabbim
| حُكْمًا: hükümdarlık
| وَجَعَلَنِي: ve beni yaptı
| مِنَ: -den
| الْمُرْسَلِينَ: elçiler-
| (26:21)
| نِعْمَةٌ: ni'met
| تَمُنُّهَا: kaktığın
| عَلَيَّ: başıma
| أَنْ: (yüzündendir)
| عَبَّدْتَ: köle yapman
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:22)
| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| وَمَا: nedir?
| رَبُّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:23)
| رَبُّ: Rabbidir
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَمَا: ve olanların
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُوقِنِينَ: gerçekten inanan kimseler
| (26:24)
| لِمَنْ: kimselere
| حَوْلَهُ: çevresinde bulunan
| أَلَا:
| تَسْتَمِعُونَ: işitiyor musunuz?
| (26:25)
| رَبُّكُمْ: sizin Rabbinizdir
| وَرَبُّ: ve Rabbidir
| ابَائِكُمُ: atalarınızın
| الْأَوَّلِينَ: önceki
| (26:26)
| إِنَّ: şüphesiz
| رَسُولَكُمُ: elçiniz
| الَّذِي:
| أُرْسِلَ: gönderilen
| إِلَيْكُمْ: size
| لَمَجْنُونٌ: mutlaka delidir
| (26:27)
| رَبُّ: Rabbidir
| الْمَشْرِقِ: doğunun
| وَالْمَغْرِبِ: ve batının
| وَمَا: ve olanların
| بَيْنَهُمَا: bunlar arasında
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تَعْقِلُونَ: düşünüyor
| (26:28)
| لَئِنِ: andolsun ki eğer
| اتَّخَذْتَ: edinirsen
| إِلَٰهًا: bir tanrı
| غَيْرِي: benden başka
| لَأَجْعَلَنَّكَ: seni mutlaka yapacağım
| مِنَ: -dan
| الْمَسْجُونِينَ: zindana atılanlar-
| (26:29)
| أَوَلَوْ:
| جِئْتُكَ: sana getirsem de mi?
| بِشَيْءٍ: bir şey
| مُبِينٍ: apaçık
| (26:30)
| فَأْتِ: getir
| بِهِ: onu
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (26:31)
| عَصَاهُ: asasını
| فَإِذَا: bir de (baktılar ki)
| هِيَ: o
| ثُعْبَانٌ: bir ejderha
| مُبِينٌ: apaçık
| (26:32)
| يَدَهُ: elini
| فَإِذَا: işte
| هِيَ: o (da)
| بَيْضَاءُ: parıl parıl parlıyor(du)
| لِلنَّاظِرِينَ: bakanlara
| (26:33)
| لِلْمَلَإِ: ileri gelenlere
| حَوْلَهُ: çevresindeki
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَسَاحِرٌ: bir büyücüdür
| عَلِيمٌ: bilen
| (26:34)
| أَنْ:
| يُخْرِجَكُمْ: sizi çıkarmak
| مِنْ: -dan
| أَرْضِكُمْ: toprağınız-
| بِسِحْرِهِ: büyüsüyle
| فَمَاذَا: o halde ne?
| تَأْمُرُونَ: buyurursunuz
| (26:35)
| أَرْجِهْ: onu beklet
| وَأَخَاهُ: ve kardeşini
| وَابْعَثْ: ve gönder
| فِي:
| الْمَدَائِنِ: kentlere
| حَاشِرِينَ: toplayıcılar
| (26:36)
| السَّحَرَةُ: büyücüler
| لِمِيقَاتِ: belirlenen vaktinde
| يَوْمٍ: bir günün
| مَعْلُومٍ: belli
| (26:38)
| لِلنَّاسِ: halka da
| هَلْ: musunuz?
| أَنْتُمْ: siz de
| مُجْتَمِعُونَ: toplanıyor
| (26:39)
| نَتَّبِعُ: onlara uyarız
| السَّحَرَةَ: büyücülere
| إِنْ: eğer
| كَانُوا: ise
| هُمُ: onlar
| الْغَالِبِينَ: üstün gelirler
| (26:40)
| جَاءَ: geldi(ler)
| السَّحَرَةُ: büyücüler
| قَالُوا: dediler
| لِفِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| أَئِنَّ: var değil mi?
| لَنَا: bize
| لَأَجْرًا: bir ücret
| إِنْ: eğer
| كُنَّا: olursak
| نَحْنُ: biz
| الْغَالِبِينَ: üstün gelenler
| (26:41)
| نَعَمْ: evet
| وَإِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| إِذًا: o takdirde
| لَمِنَ:
| الْمُقَرَّبِينَ: yakınlardan olacaksınız
| (26:42)
| لَهُمْ: onlara
| مُوسَىٰ: Musa
| أَلْقُوا: atın
| مَا: şeyi
| أَنْتُمْ: siz
| مُلْقُونَ: atacağınız
| (26:43)
| حِبَالَهُمْ: iplerini
| وَعِصِيَّهُمْ: ve değneklerini
| وَقَالُوا: ve dediler
| بِعِزَّةِ: şerefine
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| إِنَّا: biz
| لَنَحْنُ: elbette biz
| الْغَالِبُونَ: galib geleceğiz
| (26:44)
| مُوسَىٰ: Musa
| عَصَاهُ: asasını
| فَإِذَا: birden
| هِيَ: o
| تَلْقَفُ: yutmağa başladı
| مَا: şey(ler)i
| يَأْفِكُونَ: onların uydurdukları
| (26:45)
| امَنْتُمْ: inandınız mı?
| لَهُ: ona
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| اذَنَ: ben izin vermeden
| لَكُمْ: size
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| لَكَبِيرُكُمُ: büyüğünüzdür
| الَّذِي:
| عَلَّمَكُمُ: size öğreten
| السِّحْرَ: büyüyü
| فَلَسَوْفَ: öyleyse yakında
| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| لَأُقَطِّعَنَّ: mutlaka keseceğim
| أَيْدِيَكُمْ: ellerinizi
| وَأَرْجُلَكُمْ: ve ayaklarınızı
| مِنْ:
| خِلَافٍ: çapraz olarak
| وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ: ve asacağım
| أَجْمَعِينَ: hepinizi
| (26:49)
| لَا: yok
| ضَيْرَ: zarar
| إِنَّا: muhakkak biz
| إِلَىٰ:
| رَبِّنَا: Rabbimize
| مُنْقَلِبُونَ: döneceğiz
| (26:50)
| نَطْمَعُ: umarız
| أَنْ:
| يَغْفِرَ: bağışlayacağını
| لَنَا: bizi
| رَبُّنَا: Rabbimizin
| خَطَايَانَا: hatalarımızı
| أَنْ: için
| كُنَّا: olduğumuz
| أَوَّلَ: ilk
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlar
| (26:51)
| إِلَىٰ:
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَنْ: diye
| أَسْرِ: geceleyin yürüt
| بِعِبَادِي: kullarımı
| إِنَّكُمْ: siz mutlaka
| مُتَّبَعُونَ: takibedileceksiniz
| (26:52)
| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| فِي:
| الْمَدَائِنِ: kentlere
| حَاشِرِينَ: (asker) toplayıcılar
| (26:53)
| مِنْ: -den
| جَنَّاتٍ: bahçeler(in)-
| وَعُيُونٍ: ve çeşmeler(inden)
| (26:57)
| وَأَوْرَثْنَاهَا: bunları miras yaptık
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:59)
| تَرَاءَى: birbirini görünce
| الْجَمْعَانِ: iki topluluk
| قَالَ: dedi(ler)
| أَصْحَابُ: adamları
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| إِنَّا: şüphesiz biz
| لَمُدْرَكُونَ: işte yakalandık
| (26:61)
| كَلَّا: hayır
| إِنَّ: şüphesiz
| مَعِيَ: benimle beraberdir
| رَبِّي: Rabbim
| سَيَهْدِينِ: bana yol gösterecektir
| (26:62)
| إِلَىٰ:
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَنِ:
| اضْرِبْ: vur
| بِعَصَاكَ: değneğinle
| الْبَحْرَ: denize
| فَانْفَلَقَ: sonra yarıldı
| فَكَانَ: ve oldu
| كُلُّ: her
| فِرْقٍ: bölüm
| كَالطَّوْدِ: bir dağ gibi
| الْعَظِيمِ: kocaman
| (26:63)
| مُوسَىٰ: Musa'yı
| وَمَنْ: ve olanları
| مَعَهُ: beraberinde
| أَجْمَعِينَ: hepsini
| (26:65)
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama
| كَانَ:
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inanmazlar
| (26:67)
| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: O'dur
| الْعَزِيزُ: üstün olan
| الرَّحِيمُ: merhamet eden
| (26:68)
| قَالَ: demişti
| لِأَبِيهِ: babasına
| وَقَوْمِهِ: ve kavmine
| مَا: neye?
| تَعْبُدُونَ: tapıyorsunuz
| (26:70)
| نَعْبُدُ: tapıyoruz
| أَصْنَامًا: putlara
| فَنَظَلُّ: duruyoruz
| لَهَا: onların önünde
| عَاكِفِينَ: ibadete
| (26:71)
| هَلْ: -mı?
| يَسْمَعُونَكُمْ: onlar sizi işitiyorlar-
| إِذْ: zaman
| تَدْعُونَ: du'a ettiğiniz
| (26:72)
| يَنْفَعُونَكُمْ: size fayda verebiliyorlar (mı?)
| أَوْ: veya
| يَضُرُّونَ: zarar verebiliyorlar( mı)?
| (26:73)
| بَلْ: hayır
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| كَذَٰلِكَ: böyle
| يَفْعَلُونَ: yaparlarken
| (26:74)
| أَفَرَأَيْتُمْ: gördünüz mü?
| مَا: neye
| كُنْتُمْ:
| تَعْبُدُونَ: tapıyorsunuz
| (26:75)
| عَدُوٌّ: düşmanımdır
| لِي: benim
| إِلَّا: yalnız hariç
| رَبَّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:77)
| يُمِيتُنِي: beni öldürecek olan
| ثُمَّ: sonra
| يُحْيِينِ: diriltecek olan
| (26:81)
| أَطْمَعُ: umduğum
| أَنْ:
| يَغْفِرَ: afftmesini
| لِي: beni
| خَطِيئَتِي: hatamı
| يَوْمَ: günü
| الدِّينِ: din (ceza)
| (26:82)
| هَبْ: ver
| لِي: bana
| حُكْمًا: hüküm
| وَأَلْحِقْنِي: ve beni kat
| بِالصَّالِحِينَ: Salihler arasına
| (26:83)
| لِي: bana
| لِسَانَ: dili
| صِدْقٍ: doğruluk
| فِي: içinde
| الْاخِرِينَ: sonra gelenler
| (26:84)
| مِنْ: -nden
| وَرَثَةِ: varisleri-
| جَنَّةِ: cennetinin
| النَّعِيمِ: ni'met(i bol olan)
| (26:85)
| لِأَبِي: babamı
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ:
| مِنَ: -dandır
| الضَّالِّينَ: sapıklar-
| (26:86)
| لَا:
| يَنْفَعُ: fayda vermez
| مَالٌ: (ne) mal
| وَلَا: ne de
| بَنُونَ: oğullar
| (26:88)
| مَنْ: kimse
| أَتَى: getiren
| اللَّهَ: Allah'a
| بِقَلْبٍ: kalb
| سَلِيمٍ: sağlam ve temiz
| (26:89)
| لَهُمْ: onlara
| أَيْنَ: hani nerede?
| مَا: şeyler
| كُنْتُمْ:
| تَعْبُدُونَ: taptıklarınız
| (26:92)
| دُونِ: başkası
| اللَّهِ: Allah'tan
| هَلْ: -mı?
| يَنْصُرُونَكُمْ: size yardım ediyorlar-
| أَوْ: yahut
| يَنْتَصِرُونَ: kendilerine yardımları dokunuyor (mu?)
| (26:93)
| فِيهَا: oraya
| هُمْ: onlar
| وَالْغَاوُونَ: ve azgınlar
| (26:94)
| إِنْ: gerçekten
| كُنَّا: biz -imişiz
| لَفِي: içinde
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (26:97)
| نُسَوِّيكُمْ: sizi eşit tutuyorduk
| بِرَبِّ: Rabbine
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:98)
| أَنَّ:
| لَنَا: bizim için olsa
| كَرَّةً: bir (dönüş) daha
| فَنَكُونَ: ve olsak
| مِنَ: -dan
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlar-
| (26:102)
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: olmazlar
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inananlardan
| (26:103)
| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: O'dur
| الْعَزِيزُ: üstün olan
| الرَّحِيمُ: merhamet eden
| (26:104)
| قَالَ: demişti
| لَهُمْ: onlara
| أَخُوهُمْ: kardeşleri
| نُوحٌ: Nuh
| أَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (26:106)
| أَسْأَلُكُمْ: ben sizden istemiyorum
| عَلَيْهِ: buna karşı
| مِنْ: hiç
| أَجْرٍ: bir ücret
| إِنْ: yoktur
| أَجْرِيَ: bana bir ücret
| إِلَّا: başka
| عَلَىٰ: ait olandan
| رَبِّ: Rabbine
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:109)
| أَنُؤْمِنُ: biz inanır mıyız?
| لَكَ: sana
| وَاتَّبَعَكَ: uymuşken
| الْأَرْذَلُونَ: bayağı kimseler
| (26:111)
| وَمَا: ve
| عِلْمِي: ben bilmem
| بِمَا: şeyleri
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: onların yapıyor
| (26:112)
| حِسَابُهُمْ: onların hesabı
| إِلَّا: ancak
| عَلَىٰ: aittir
| رَبِّي: Rabbime
| لَوْ: eğer
| تَشْعُرُونَ: düşünürseniz
| (26:113)
| أَنَا: ben
| إِلَّا: başka
| نَذِيرٌ: bir uyarıcı(dan)
| مُبِينٌ: apaçık
| (26:115)
| لَئِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَنْتَهِ: vazgeçmezsen
| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| لَتَكُونَنَّ: mutlaka olacaksın
| مِنَ: -dan
| الْمَرْجُومِينَ: taşlananlar-
| (26:116)
| رَبِّ: Rabbim
| إِنَّ: şüphesiz
| قَوْمِي: kavmim
| كَذَّبُونِ: beni yalanladı
| (26:117)
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَهُمْ: onların arasını
| فَتْحًا: (kesin hükümle) açarak
| وَنَجِّنِي: ve beni kurtar
| وَمَنْ: ve bulunanları
| مَعِيَ: benimle beraber
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| (26:118)
| وَمَنْ: ve bulunanları
| مَعَهُ: onunla beraber
| فِي: içinde
| الْفُلْكِ: gemi
| الْمَشْحُونِ: dolu
| (26:119)
| أَغْرَقْنَا: boğduk
| بَعْدُ: bunun ardından
| الْبَاقِينَ: geride kalanları
| (26:120)
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: değildir
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inananlardan
| (26:121)
| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: işte O'dur
| الْعَزِيزُ: üstün olan
| الرَّحِيمُ: merhamet eden
| (26:122)
| قَالَ: demişti
| لَهُمْ: onlara
| أَخُوهُمْ: kardeşleri
| هُودٌ: Hud
| أَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (26:124)
| أَسْأَلُكُمْ: ben sizden istemiyorum
| عَلَيْهِ: buna karşı
| مِنْ: hiç
| أَجْرٍ: bir ücret
| إِنْ:
| أَجْرِيَ: benim ücretim
| إِلَّا: ancak
| عَلَىٰ: aittir
| رَبِّ: Rabbine
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:127)
| بِكُلِّ: her
| رِيعٍ: tepeye (yol üzerine)
| ايَةً: bir işaret (saraylar)
| تَعْبَثُونَ: eğleniyor (musunuz?)
| (26:128)
| مَصَانِعَ: köşkler (ve müstahkem kaleler)
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَخْلُدُونَ: ebedi yaşarsınız diye
| (26:129)
| بَطَشْتُمْ: yakaladığınız
| بَطَشْتُمْ: yakalıyorsunuz
| جَبَّارِينَ: zorbalar gibi
| (26:130)
| الَّذِي: kimseden
| أَمَدَّكُمْ: size bol bol veren
| بِمَا: şeyleri (ni'metleri)
| تَعْلَمُونَ: bildiğiniz
| (26:132)
| أَخَافُ: korkuyorum
| عَلَيْكُمْ: size
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (26:135)
| سَوَاءٌ: aynıdır
| عَلَيْنَا: bizce
| أَوَعَظْتَ: öğüt versen de
| أَمْ: veya
| لَمْ:
| تَكُنْ: olmasan da
| مِنَ: -den
| الْوَاعِظِينَ: öğüt verenler-
| (26:136)
| هَٰذَا: bu (davranışımız)
| إِلَّا: başka
| خُلُقُ: ahlakı(ndan)
| الْأَوَّلِينَ: evvelkilerin
| (26:137)
| فَأَهْلَكْنَاهُمْ: biz de onları helak ettik
| إِنَّ: muhakkak ki
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: değildir
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inananlardan
| (26:139)
| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: işte O'dur
| الْعَزِيزُ: üstün olan
| الرَّحِيمُ: merhamet eden
| (26:140)
| قَالَ: demişti ki
| لَهُمْ: onlara
| أَخُوهُمْ: kardeşleri
| صَالِحٌ: Salih
| أَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (26:142)
| أَسْأَلُكُمْ: ben sizden istemiyorum
| عَلَيْهِ: buna karşı
| مِنْ: hiç
| أَجْرٍ: bir ücret
| إِنْ:
| أَجْرِيَ: benim ücretim
| إِلَّا: yalnız
| عَلَىٰ: aittir
| رَبِّ: Rabbine
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:145)
| فِي: içinde
| مَا:
| هَاهُنَا: burada
| امِنِينَ: güven
| (26:146)
| وَنَخْلٍ: ve hurmalıklarda
| طَلْعُهَا: tomurcuklu
| هَضِيمٌ: yumuşak
| (26:148)
| مِنَ: -dan
| الْجِبَالِ: dağlar-
| بُيُوتًا: evler
| فَارِهِينَ: ustalıkla
| (26:149)
| يُفْسِدُونَ: bozgunculuk yapan
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَلَا: ve
| يُصْلِحُونَ: ıslah etmeyenlerin
| (26:152)
| إِنَّمَا: doğrusu
| أَنْتَ: sen
| مِنَ: -densin
| الْمُسَحَّرِينَ: iyice büyülenmişler-
| (26:153)
| أَنْتَ: sen
| إِلَّا: başka
| بَشَرٌ: bir insandan
| مِثْلُنَا: bizim gibi
| فَأْتِ: bize getir
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (26:154)
| هَٰذِهِ: işte bu
| نَاقَةٌ: dişi devedir
| لَهَا: onun vardır
| شِرْبٌ: su içme hakkı
| وَلَكُمْ: ve sizin vardır
| شِرْبُ: su içme hakkı
| يَوْمٍ: bir gün
| مَعْلُومٍ: belli
| (26:155)
| تَمَسُّوهَا: ona dokundurmayın
| بِسُوءٍ: bir kötülük
| فَيَأْخُذَكُمْ: sonra sizi yakalar
| عَذَابُ: azabı
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (26:156)
| الْعَذَابُ: azab
| إِنَّ: muhakkak ki
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: değildir
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inananlardan
| (26:158)
| قَالَ: demişti
| لَهُمْ: onlara
| أَخُوهُمْ: kardeşleri
| لُوطٌ: Lut
| أَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (26:161)
| الذُّكْرَانَ: erkeklere
| مِنَ: içinde
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:165)
| مَا: şeyleri
| خَلَقَ: yarattığı
| لَكُمْ: sizin için
| رَبُّكُمْ: Rabbinizin
| مِنْ:
| أَزْوَاجِكُمْ: eşlerinizi
| بَلْ: bilakis
| أَنْتُمْ: siz
| قَوْمٌ: bir kavimsiniz
| عَادُونَ: sınırı aşan
| (26:166)
| لَئِنْ: andolsun eğer
| لَمْ:
| تَنْتَهِ: vazgeçmezsen
| يَا: EY/HEY/AH
| لُوطُ: Lut
| لَتَكُونَنَّ: mutlaka olacaksın
| مِنَ: -den
| الْمُخْرَجِينَ: sürülenler-
| (26:167)
| إِنِّي: şüphesiz ben
| لِعَمَلِكُمْ: sizin bu işinize
| مِنَ:
| الْقَالِينَ: kızanlardanım
| (26:168)
| نَجِّنِي: beni kurtar
| وَأَهْلِي: ve ailemi
| مِمَّا: şeylerden
| يَعْمَلُونَ: yaptıkları
| (26:169)
| عَجُوزًا: bir koca karı
| فِي: arasında
| الْغَابِرِينَ: geride kalanlar
| (26:171)
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| مَطَرًا: bir yağmur
| فَسَاءَ: çok kötü oldu
| مَطَرُ: yağmuru
| الْمُنْذَرِينَ: uyarılanların
| (26:173)
| أَصْحَابُ: halkı
| الْأَيْكَةِ: Eyke
| الْمُرْسَلِينَ: gönderilen elçileri
| (26:176)
| قَالَ: demişti
| لَهُمْ: onlara
| شُعَيْبٌ: Şu'ayb
| أَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (26:177)
| أَسْأَلُكُمْ: ben sizden istemiyorum
| عَلَيْهِ: buna karşı
| مِنْ: hiç
| أَجْرٍ: bir ücret
| إِنْ:
| أَجْرِيَ: benim ücretim
| إِلَّا: yalnız
| عَلَىٰ: aittir
| رَبِّ: Rabbine
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:180)
| الْكَيْلَ: ölçüyü
| وَلَا: ve
| تَكُونُوا: olmayın
| مِنَ: -den
| الْمُخْسِرِينَ: eksiltenler-
| (26:181)
| تَبْخَسُوا: kısmayın
| النَّاسَ: insanların
| أَشْيَاءَهُمْ: haklarını
| وَلَا: ve
| تَعْثَوْا: karışıklık çıkarmayın
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مُفْسِدِينَ: bozgunculuk yaparak
| (26:183)
| الَّذِي:
| خَلَقَكُمْ: sizi yaratandan
| وَالْجِبِلَّةَ: ve nesilleri
| الْأَوَّلِينَ: önceki
| (26:184)
| إِنَّمَا: muhakkak
| أَنْتَ: sen
| مِنَ: -densin
| الْمُسَحَّرِينَ: iyice büyülenmişler-
| (26:185)
| أَنْتَ: sen
| إِلَّا: başka bir şey
| بَشَرٌ: bir insandan
| مِثْلُنَا: bizim gibi
| وَإِنْ: ve
| نَظُنُّكَ: biz seni sanıyoruz
| لَمِنَ: -dan
| الْكَاذِبِينَ: mutlaka yalancılar-
| (26:186)
| عَلَيْنَا: üzerimize
| كِسَفًا: parçalar
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (26:187)
| رَبِّي: Rabbim
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: şeyi
| تَعْمَلُونَ: yaptığınız
| (26:188)
| فَأَخَذَهُمْ: nihayet onları yakaladı
| عَذَابُ: azabı
| يَوْمِ: gününün
| الظُّلَّةِ: gölge
| إِنَّهُ: gerçekten o
| كَانَ: idi
| عَذَابَ: azabı
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (26:189)
| لَتَنْزِيلُ: indirmesidir
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:192)
| قَلْبِكَ: senin kalbine
| لِتَكُونَ: olman için
| مِنَ: -dan
| الْمُنْذِرِينَ: uyarıcılar-
| (26:194)
| لَفِي: vardır
| زُبُرِ: Kitaplarında
| الْأَوَّلِينَ: evvelkilerin
| (26:196)
| يَكُنْ: değil mi?
| لَهُمْ: onlar için
| ايَةً: bir delil
| أَنْ:
| يَعْلَمَهُ: onu bilmesi
| عُلَمَاءُ: bilginlerinin
| بَنِي: oğulları
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:197)
| نَزَّلْنَاهُ: biz onu indirseydik
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضِ: biri
| الْأَعْجَمِينَ: yabancılardan
| (26:198)
| عَلَيْهِمْ: onlara
| مَا:
| كَانُوا: olmazlardı
| بِهِ: ona
| مُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (26:199)
| سَلَكْنَاهُ: biz onu soktuk
| فِي: içine
| قُلُوبِ: kalbleri
| الْمُجْرِمِينَ: suçluların
| (26:200)
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| بِهِ: ona
| حَتَّىٰ: kadar
| يَرَوُا: görünceye
| الْعَذَابَ: azabı
| الْأَلِيمَ: acıklı
| (26:201)
| بَغْتَةً: ansızın
| وَهُمْ: onlar
| لَا: hiç
| يَشْعُرُونَ: farkında olmazlar
| (26:202)
| إِنْ: eğer
| مَتَّعْنَاهُمْ: biz onları yaşatsak
| سِنِينَ: yıllarca
| (26:205)
| جَاءَهُمْ: kendilerine gelse
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| يُوعَدُونَ: tehdid ediliyor
| (26:206)
| أَغْنَىٰ: (hiç) yararı
| عَنْهُمْ: kendilerine
| مَا: şeylerin
| كَانُوا: oldukları
| يُمَتَّعُونَ: yaşatılıyor
| (26:207)
| أَهْلَكْنَا: biz helak etmedik
| مِنْ: hiçbir
| قَرْيَةٍ: kenti
| إِلَّا: olmayan
| لَهَا: onun
| مُنْذِرُونَ: uyarıcıları
| (26:208)
| يَنْبَغِي: bu yaraşmaz
| لَهُمْ: onlara
| وَمَا: ve zaten
| يَسْتَطِيعُونَ: yapamazlar
| (26:211)
| عَنِ:
| السَّمْعِ: işitmekten
| لَمَعْزُولُونَ: uzaklaştırılmışlardır
| (26:212)
| تَدْعُ: çağırma
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: bir tanrı
| اخَرَ: başka
| فَتَكُونَ: sonra olursun
| مِنَ: -den
| الْمُعَذَّبِينَ: azabedilenler-
| (26:213)
| جَنَاحَكَ: kanadını
| لِمَنِ: kimselere
| اتَّبَعَكَ: sana uyan
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| (26:215)
| عَصَوْكَ: sana karşı gelirlerse
| فَقُلْ: de ki
| إِنِّي: şüphesiz ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: şeylerden
| تَعْمَلُونَ: sizin yaptıklarınız
| (26:216)
| عَلَى: üzerine
| الْعَزِيزِ: galib olan
| الرَّحِيمِ: ve esirgeyene
| (26:217)
| أُنَبِّئُكُمْ: size haber vereyim-
| عَلَىٰ: üzerine
| مَنْ: kim
| تَنَزَّلُ: ineceğini
| الشَّيَاطِينُ: şeytanların
| (26:221)
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| أَفَّاكٍ: yalancı
| أَثِيمٍ: günahkar
| (26:222)
| السَّمْعَ: işitilene
| وَأَكْثَرُهُمْ: ve çokları da
| كَاذِبُونَ: yalan söylerler
| (26:223)
| تَرَ: görmez misin?
| أَنَّهُمْ: onlar
| فِي:
| كُلِّ: her
| وَادٍ: vadide
| يَهِيمُونَ: şaşkın şaşkın dolaşırlar
| (26:225)
| يَقُولُونَ: söylerler
| مَا: şeyleri
| لَا:
| يَفْعَلُونَ: yapmayacakları
| (26:226)
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlar
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| وَذَكَرُوا: ve ananlar
| اللَّهَ: Allah'ı
| كَثِيرًا: çokça
| وَانْتَصَرُوا: ve üstün gelmeğe çalışanlar
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مَا:
| ظُلِمُوا: kendilerine zulmedildikten
| وَسَيَعْلَمُ: ve yakında bileceklerdir
| الَّذِينَ: kimseler
| ظَلَمُوا: zulmeden(ler)
| أَيَّ: nasıl
| مُنْقَلَبٍ: bir devrimle
| يَنْقَلِبُونَ: devrileceklerini
| (26:227)