26Su’arâ Suresi
Kuran Sırası: 26
İniş Sırası: 47
Kırık Meal (Arapça) Meali
|لَعَلَّكَ: sen neredeyse
| بَاخِعٌ: helak edeceksin
| نَفْسَكَ: kendini
| أَلَّا: diye
| يَكُونُوا: etmiyorlar
| مُؤْمِنِينَ: iman
| (26:3)

| بَاخِعٌ: helak edeceksin
| نَفْسَكَ: kendini
| أَلَّا: diye
| يَكُونُوا: etmiyorlar
| مُؤْمِنِينَ: iman
| (26:3)|إِنْ: eğer
| نَشَأْ: dilesek
| نُنَزِّلْ: indiririz
| عَلَيْهِمْ: onların üzerine
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| ايَةً: bir mu'cize
| فَظَلَّتْ: ve oluverir
| أَعْنَاقُهُمْ: boyunları
| لَهَا: ona
| خَاضِعِينَ: eğilip kalmış
| (26:4)

| نَشَأْ: dilesek
| نُنَزِّلْ: indiririz
| عَلَيْهِمْ: onların üzerine
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| ايَةً: bir mu'cize
| فَظَلَّتْ: ve oluverir
| أَعْنَاقُهُمْ: boyunları
| لَهَا: ona
| خَاضِعِينَ: eğilip kalmış
| (26:4)|وَمَا: ve
| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmez
| مِنْ: hiçbir
| ذِكْرٍ: Zikir (uyarı)
| مِنَ: -dan
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman-
| مُحْدَثٍ: yeni
| إِلَّا:
| كَانُوا: olmadıkları
| عَنْهُ: ondan
| مُعْرِضِينَ: yüz çevirici
| (26:5)

| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmez
| مِنْ: hiçbir
| ذِكْرٍ: Zikir (uyarı)
| مِنَ: -dan
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman-
| مُحْدَثٍ: yeni
| إِلَّا:
| كَانُوا: olmadıkları
| عَنْهُ: ondan
| مُعْرِضِينَ: yüz çevirici
| (26:5)|فَقَدْ: şüphesiz
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| فَسَيَأْتِيهِمْ: ama kendilerine gelecektir
| أَنْبَاءُ: haberleri
| مَا: şeyin
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay edip duruyor(lar)
| (26:6)

| كَذَّبُوا: yalanladılar
| فَسَيَأْتِيهِمْ: ama kendilerine gelecektir
| أَنْبَاءُ: haberleri
| مَا: şeyin
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay edip duruyor(lar)
| (26:6)|أَوَلَمْ:
| يَرَوْا: bakmadılar mı?
| إِلَى:
| الْأَرْضِ: yeryüzüne
| كَمْ: kaç
| أَنْبَتْنَا: bitirmişizdir
| فِيهَا: orada
| مِنْ: çeşitten
| كُلِّ: her
| زَوْجٍ: çifti
| كَرِيمٍ: güzel
| (26:7)

| يَرَوْا: bakmadılar mı?
| إِلَى:
| الْأَرْضِ: yeryüzüne
| كَمْ: kaç
| أَنْبَتْنَا: bitirmişizdir
| فِيهَا: orada
| مِنْ: çeşitten
| كُلِّ: her
| زَوْجٍ: çifti
| كَرِيمٍ: güzel
| (26:7)|إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: değillerdir
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inanıcı
| (26:8)

| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret
| وَمَا: ama yine
| كَانَ: değillerdir
| أَكْثَرُهُمْ: çokları
| مُؤْمِنِينَ: inanıcı
| (26:8)|وَإِنَّ: ve şüphesiz
| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: işte O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الرَّحِيمُ: merhamet edendir
| (26:9)

| رَبَّكَ: Rabbin
| لَهُوَ: işte O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الرَّحِيمُ: merhamet edendir
| (26:9)|وَإِذْ: hani
| نَادَىٰ: seslenmişti
| رَبُّكَ: Rabbin
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَنِ: diye
| ائْتِ: git
| الْقَوْمَ: kavmine
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (26:10)

| نَادَىٰ: seslenmişti
| رَبُّكَ: Rabbin
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَنِ: diye
| ائْتِ: git
| الْقَوْمَ: kavmine
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (26:10)|قَوْمَ: kavmine
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| أَلَا:
| يَتَّقُونَ: onlar korunmayacaklar mı?
| (26:11)

| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| أَلَا:
| يَتَّقُونَ: onlar korunmayacaklar mı?
| (26:11)|قَالَ: (Musa) dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يُكَذِّبُونِ: beni yalanlayacaklar
| (26:12)

| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يُكَذِّبُونِ: beni yalanlayacaklar
| (26:12)|وَيَضِيقُ: ve daralıyor
| صَدْرِي: göğsüm
| وَلَا: ve
| يَنْطَلِقُ: açılmıyor
| لِسَانِي: dilim
| فَأَرْسِلْ: onun için elçilik ver
| إِلَىٰ:
| هَارُونَ: Harun'a da
| (26:13)

| صَدْرِي: göğsüm
| وَلَا: ve
| يَنْطَلِقُ: açılmıyor
| لِسَانِي: dilim
| فَأَرْسِلْ: onun için elçilik ver
| إِلَىٰ:
| هَارُونَ: Harun'a da
| (26:13)|وَلَهُمْ: ve Onların
| عَلَيَّ: bana yükledikleri
| ذَنْبٌ: bir suç
| فَأَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَقْتُلُونِ: beni öldürecekler
| (26:14)

| عَلَيَّ: bana yükledikleri
| ذَنْبٌ: bir suç
| فَأَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَقْتُلُونِ: beni öldürecekler
| (26:14)|قَالَ: (Allah) dedi
| كَلَّا: hayır
| فَاذْهَبَا: ikiniz de gidin
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِنَّا: şüphesiz biz
| مَعَكُمْ: sizinle beraberiz
| مُسْتَمِعُونَ: dinliyoruz
| (26:15)

| كَلَّا: hayır
| فَاذْهَبَا: ikiniz de gidin
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِنَّا: şüphesiz biz
| مَعَكُمْ: sizinle beraberiz
| مُسْتَمِعُونَ: dinliyoruz
| (26:15)|فَأْتِيَا: gidin ikiniz
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'e
| فَقُولَا: ve deyin ki
| إِنَّا: gerçekten biz
| رَسُولُ: elçisiyiz
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:16)

| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'e
| فَقُولَا: ve deyin ki
| إِنَّا: gerçekten biz
| رَسُولُ: elçisiyiz
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:16)|أَنْ:
| أَرْسِلْ: gönder
| مَعَنَا: bizimle beraber
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:17)

| أَرْسِلْ: gönder
| مَعَنَا: bizimle beraber
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:17)|قَالَ: (Fir'avn) dedi ki
| أَلَمْ:
| نُرَبِّكَ: biz seni yetiştirmedik mi?
| فِينَا: içimizden
| وَلِيدًا: bir çocuk olarak
| وَلَبِثْتَ: ve kalmadın mı?
| فِينَا: aramızda
| مِنْ:
| عُمُرِكَ: ömründen
| سِنِينَ: nice yıllar
| (26:18)

| أَلَمْ:
| نُرَبِّكَ: biz seni yetiştirmedik mi?
| فِينَا: içimizden
| وَلِيدًا: bir çocuk olarak
| وَلَبِثْتَ: ve kalmadın mı?
| فِينَا: aramızda
| مِنْ:
| عُمُرِكَ: ömründen
| سِنِينَ: nice yıllar
| (26:18)|وَفَعَلْتَ: ve yaptın
| فَعْلَتَكَ: yaptığın
| الَّتِي:
| فَعَلْتَ: o (kötü) işi
| وَأَنْتَ: ve sen
| مِنَ: -den(sin)
| الْكَافِرِينَ: nankörler-
| (26:19)

| فَعْلَتَكَ: yaptığın
| الَّتِي:
| فَعَلْتَ: o (kötü) işi
| وَأَنْتَ: ve sen
| مِنَ: -den(sin)
| الْكَافِرِينَ: nankörler-
| (26:19)|قَالَ: (Musa) dedi
| فَعَلْتُهَا: onu yaptığım
| إِذًا: zaman
| وَأَنَا: ben
| مِنَ:
| الضَّالِّينَ: dalalette idim
| (26:20)

| فَعَلْتُهَا: onu yaptığım
| إِذًا: zaman
| وَأَنَا: ben
| مِنَ:
| الضَّالِّينَ: dalalette idim
| (26:20)|فَفَرَرْتُ: kaçtım
| مِنْكُمْ: aranızdan
| لَمَّا:
| خِفْتُكُمْ: sizden korkunca
| فَوَهَبَ: sonra verdi
| لِي: bana
| رَبِّي: Rabbim
| حُكْمًا: hükümdarlık
| وَجَعَلَنِي: ve beni yaptı
| مِنَ: -den
| الْمُرْسَلِينَ: elçiler-
| (26:21)

| مِنْكُمْ: aranızdan
| لَمَّا:
| خِفْتُكُمْ: sizden korkunca
| فَوَهَبَ: sonra verdi
| لِي: bana
| رَبِّي: Rabbim
| حُكْمًا: hükümdarlık
| وَجَعَلَنِي: ve beni yaptı
| مِنَ: -den
| الْمُرْسَلِينَ: elçiler-
| (26:21)|وَتِلْكَ: ve işte
| نِعْمَةٌ: ni'met
| تَمُنُّهَا: kaktığın
| عَلَيَّ: başıma
| أَنْ: (yüzündendir)
| عَبَّدْتَ: köle yapman
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:22)

| نِعْمَةٌ: ni'met
| تَمُنُّهَا: kaktığın
| عَلَيَّ: başıma
| أَنْ: (yüzündendir)
| عَبَّدْتَ: köle yapman
| بَنِي: oğullarını
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (26:22)|قَالَ: dedi ki
| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| وَمَا: nedir?
| رَبُّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:23)

| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| وَمَا: nedir?
| رَبُّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (26:23)|قَالَ: dedi ki
| رَبُّ: Rabbidir
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَمَا: ve olanların
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُوقِنِينَ: gerçekten inanan kimseler
| (26:24)

| رَبُّ: Rabbidir
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَمَا: ve olanların
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُوقِنِينَ: gerçekten inanan kimseler
| (26:24)|قَالَ: (Fir'avn) dedi
| لِمَنْ: kimselere
| حَوْلَهُ: çevresinde bulunan
| أَلَا:
| تَسْتَمِعُونَ: işitiyor musunuz?
| (26:25)

| لِمَنْ: kimselere
| حَوْلَهُ: çevresinde bulunan
| أَلَا:
| تَسْتَمِعُونَ: işitiyor musunuz?
| (26:25)|قَالَ: (Musa) dedi
| رَبُّكُمْ: sizin Rabbinizdir
| وَرَبُّ: ve Rabbidir
| ابَائِكُمُ: atalarınızın
| الْأَوَّلِينَ: önceki
| (26:26)

| رَبُّكُمْ: sizin Rabbinizdir
| وَرَبُّ: ve Rabbidir
| ابَائِكُمُ: atalarınızın
| الْأَوَّلِينَ: önceki
| (26:26)|قَالَ: (Fir'avn) dedi
| إِنَّ: şüphesiz
| رَسُولَكُمُ: elçiniz
| الَّذِي:
| أُرْسِلَ: gönderilen
| إِلَيْكُمْ: size
| لَمَجْنُونٌ: mutlaka delidir
| (26:27)

| إِنَّ: şüphesiz
| رَسُولَكُمُ: elçiniz
| الَّذِي:
| أُرْسِلَ: gönderilen
| إِلَيْكُمْ: size
| لَمَجْنُونٌ: mutlaka delidir
| (26:27)|قَالَ: (Musa) dedi
| رَبُّ: Rabbidir
| الْمَشْرِقِ: doğunun
| وَالْمَغْرِبِ: ve batının
| وَمَا: ve olanların
| بَيْنَهُمَا: bunlar arasında
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تَعْقِلُونَ: düşünüyor
| (26:28)

| رَبُّ: Rabbidir
| الْمَشْرِقِ: doğunun
| وَالْمَغْرِبِ: ve batının
| وَمَا: ve olanların
| بَيْنَهُمَا: bunlar arasında
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تَعْقِلُونَ: düşünüyor
| (26:28)|قَالَ: (Fir'avn) dedi
| لَئِنِ: andolsun ki eğer
| اتَّخَذْتَ: edinirsen
| إِلَٰهًا: bir tanrı
| غَيْرِي: benden başka
| لَأَجْعَلَنَّكَ: seni mutlaka yapacağım
| مِنَ: -dan
| الْمَسْجُونِينَ: zindana atılanlar-
| (26:29)

| لَئِنِ: andolsun ki eğer
| اتَّخَذْتَ: edinirsen
| إِلَٰهًا: bir tanrı
| غَيْرِي: benden başka
| لَأَجْعَلَنَّكَ: seni mutlaka yapacağım
| مِنَ: -dan
| الْمَسْجُونِينَ: zindana atılanlar-
| (26:29)|قَالَ: (Musa) dedi
| أَوَلَوْ:
| جِئْتُكَ: sana getirsem de mi?
| بِشَيْءٍ: bir şey
| مُبِينٍ: apaçık
| (26:30)

| أَوَلَوْ:
| جِئْتُكَ: sana getirsem de mi?
| بِشَيْءٍ: bir şey
| مُبِينٍ: apaçık
| (26:30)|قَالَ: (Fir'avn) dedi
| فَأْتِ: getir
| بِهِ: onu
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (26:31)

| فَأْتِ: getir
| بِهِ: onu
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (26:31)|فَأَلْقَىٰ: sonra attı
| عَصَاهُ: asasını
| فَإِذَا: bir de (baktılar ki)
| هِيَ: o
| ثُعْبَانٌ: bir ejderha
| مُبِينٌ: apaçık
| (26:32)

| عَصَاهُ: asasını
| فَإِذَا: bir de (baktılar ki)
| هِيَ: o
| ثُعْبَانٌ: bir ejderha
| مُبِينٌ: apaçık
| (26:32)|وَنَزَعَ: ve çıkardı
| يَدَهُ: elini
| فَإِذَا: işte
| هِيَ: o (da)
| بَيْضَاءُ: parıl parıl parlıyor(du)
| لِلنَّاظِرِينَ: bakanlara
| (26:33)

| يَدَهُ: elini
| فَإِذَا: işte
| هِيَ: o (da)
| بَيْضَاءُ: parıl parıl parlıyor(du)
| لِلنَّاظِرِينَ: bakanlara
| (26:33)|قَالَ: (Fir'avn) dedi
| لِلْمَلَإِ: ileri gelenlere
| حَوْلَهُ: çevresindeki
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَسَاحِرٌ: bir büyücüdür
| عَلِيمٌ: bilen
| (26:34)

| لِلْمَلَإِ: ileri gelenlere
| حَوْلَهُ: çevresindeki
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَسَاحِرٌ: bir büyücüdür
| عَلِيمٌ: bilen
| (26:34)|يُرِيدُ: istiyor
| أَنْ:
| يُخْرِجَكُمْ: sizi çıkarmak
| مِنْ: -dan
| أَرْضِكُمْ: toprağınız-
| بِسِحْرِهِ: büyüsüyle
| فَمَاذَا: o halde ne?
| تَأْمُرُونَ: buyurursunuz
| (26:35)

| أَنْ:
| يُخْرِجَكُمْ: sizi çıkarmak
| مِنْ: -dan
| أَرْضِكُمْ: toprağınız-
| بِسِحْرِهِ: büyüsüyle
| فَمَاذَا: o halde ne?
| تَأْمُرُونَ: buyurursunuz
| (26:35)|قَالُوا: dediler ki
| أَرْجِهْ: onu beklet
| وَأَخَاهُ: ve kardeşini
| وَابْعَثْ: ve gönder
| فِي:
| الْمَدَائِنِ: kentlere
| حَاشِرِينَ: toplayıcılar
| (26:36)

| أَرْجِهْ: onu beklet
| وَأَخَاهُ: ve kardeşini
| وَابْعَثْ: ve gönder
| فِي:
| الْمَدَائِنِ: kentlere
| حَاشِرِينَ: toplayıcılar
| (26:36)|فَجُمِعَ: ve bir araya getirildi
| السَّحَرَةُ: büyücüler
| لِمِيقَاتِ: belirlenen vaktinde
| يَوْمٍ: bir günün
| مَعْلُومٍ: belli
| (26:38)

| السَّحَرَةُ: büyücüler
| لِمِيقَاتِ: belirlenen vaktinde
| يَوْمٍ: bir günün
| مَعْلُومٍ: belli
| (26:38)|وَقِيلَ: ve denildi
| لِلنَّاسِ: halka da
| هَلْ: musunuz?
| أَنْتُمْ: siz de
| مُجْتَمِعُونَ: toplanıyor
| (26:39)

| لِلنَّاسِ: halka da
| هَلْ: musunuz?
| أَنْتُمْ: siz de
| مُجْتَمِعُونَ: toplanıyor
| (26:39)|لَعَلَّنَا: umarız ki
| نَتَّبِعُ: onlara uyarız
| السَّحَرَةَ: büyücülere
| إِنْ: eğer
| كَانُوا: ise
| هُمُ: onlar
| الْغَالِبِينَ: üstün gelirler
| (26:40)

| نَتَّبِعُ: onlara uyarız
| السَّحَرَةَ: büyücülere
| إِنْ: eğer
| كَانُوا: ise
| هُمُ: onlar
| الْغَالِبِينَ: üstün gelirler
| (26:40)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَ: geldi(ler)
| السَّحَرَةُ: büyücüler
| قَالُوا: dediler
| لِفِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| أَئِنَّ: var değil mi?
| لَنَا: bize
| لَأَجْرًا: bir ücret
| إِنْ: eğer
| كُنَّا: olursak
| نَحْنُ: biz
| الْغَالِبِينَ: üstün gelenler
| (26:41)

| جَاءَ: geldi(ler)
| السَّحَرَةُ: büyücüler
| قَالُوا: dediler
| لِفِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| أَئِنَّ: var değil mi?
| لَنَا: bize
| لَأَجْرًا: bir ücret
| إِنْ: eğer
| كُنَّا: olursak
| نَحْنُ: biz
| الْغَالِبِينَ: üstün gelenler
| (26:41)|قَالَ: dedi
| نَعَمْ: evet
| وَإِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| إِذًا: o takdirde
| لَمِنَ:
| الْمُقَرَّبِينَ: yakınlardan olacaksınız
| (26:42)

| نَعَمْ: evet
| وَإِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| إِذًا: o takdirde
| لَمِنَ:
| الْمُقَرَّبِينَ: yakınlardan olacaksınız
| (26:42)|قَالَ: dedi
| لَهُمْ: onlara
| مُوسَىٰ: Musa
| أَلْقُوا: atın
| مَا: şeyi
| أَنْتُمْ: siz
| مُلْقُونَ: atacağınız
| (26:43)

| لَهُمْ: onlara
| مُوسَىٰ: Musa
| أَلْقُوا: atın
| مَا: şeyi
| أَنْتُمْ: siz
| مُلْقُونَ: atacağınız
| (26:43)|فَأَلْقَوْا: sonra attılar
| حِبَالَهُمْ: iplerini
| وَعِصِيَّهُمْ: ve değneklerini
| وَقَالُوا: ve dediler
| بِعِزَّةِ: şerefine
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| إِنَّا: biz
| لَنَحْنُ: elbette biz
| الْغَالِبُونَ: galib geleceğiz
| (26:44)

| حِبَالَهُمْ: iplerini
| وَعِصِيَّهُمْ: ve değneklerini
| وَقَالُوا: ve dediler
| بِعِزَّةِ: şerefine
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| إِنَّا: biz
| لَنَحْنُ: elbette biz
| الْغَالِبُونَ: galib geleceğiz
| (26:44)|فَأَلْقَىٰ: attı
| مُوسَىٰ: Musa
| عَصَاهُ: asasını
| فَإِذَا: birden
| هِيَ: o
| تَلْقَفُ: yutmağa başladı
| مَا: şey(ler)i
| يَأْفِكُونَ: onların uydurdukları
| (26:45)

| مُوسَىٰ: Musa
| عَصَاهُ: asasını
| فَإِذَا: birden
| هِيَ: o
| تَلْقَفُ: yutmağa başladı
| مَا: şey(ler)i
| يَأْفِكُونَ: onların uydurdukları
| (26:45)|قَالَ: (Fir'avn) dedi
| امَنْتُمْ: inandınız mı?
| لَهُ: ona
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| اذَنَ: ben izin vermeden
| لَكُمْ: size
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| لَكَبِيرُكُمُ: büyüğünüzdür
| الَّذِي:
| عَلَّمَكُمُ: size öğreten
| السِّحْرَ: büyüyü
| فَلَسَوْفَ: öyleyse yakında
| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| لَأُقَطِّعَنَّ: mutlaka keseceğim
| أَيْدِيَكُمْ: ellerinizi
| وَأَرْجُلَكُمْ: ve ayaklarınızı
| مِنْ:
| خِلَافٍ: çapraz olarak
| وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ: ve asacağım
| أَجْمَعِينَ: hepinizi
| (26:49)

| امَنْتُمْ: inandınız mı?
| لَهُ: ona
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| اذَنَ: ben izin vermeden
| لَكُمْ: size
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| لَكَبِيرُكُمُ: büyüğünüzdür
| الَّذِي:
| عَلَّمَكُمُ: size öğreten
| السِّحْرَ: büyüyü
| فَلَسَوْفَ: öyleyse yakında
| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| لَأُقَطِّعَنَّ: mutlaka keseceğim
| أَيْدِيَكُمْ: ellerinizi
| وَأَرْجُلَكُمْ: ve ayaklarınızı
| مِنْ:
| خِلَافٍ: çapraz olarak
| وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ: ve asacağım
| أَجْمَعِينَ: hepinizi
| (26:49)|قَالُوا: dediler
| لَا: yok
| ضَيْرَ: zarar
| إِنَّا: muhakkak biz
| إِلَىٰ:
| رَبِّنَا: Rabbimize
| مُنْقَلِبُونَ: döneceğiz
| (26:50)

| لَا: yok
| ضَيْرَ: zarar
| إِنَّا: muhakkak biz
| إِلَىٰ:
| رَبِّنَا: Rabbimize
| مُنْقَلِبُونَ: döneceğiz
| (26:50)