| LLNES: insanların
| ḪSEBHM: hesapları
| VHM: fakat onlar
| FY: içinde
| ĞFLT: gaflet
| MARŽVN: yüz çevirmektedirler
| (21:1)
| YÊTYHM: kendilerine gelen
| MN: her
| Z̃KR: ikazı
| MN: -den
| RBHM: Rablerin-
| MḪD̃S̃: yeni
| ÎLE: ancak
| ESTMAVH: dinlerler
| VHM: onlar
| YLABVN: eğlenerek
| (21:2)
| GLVBHM: kalbleri
| VÊSRVE: ve gizlediler
| ELNCV: aralarındaki konuşmayı
| ELZ̃YN: kimseler
| ƵLMVE: zulmeden(ler)
| HL: değil mi?
| HZ̃E: bu
| ÎLE: ancak
| BŞR: bir insandır
| MS̃LKM: sizin gibi
| ÊFTÊTVN: şimdi siz kapılacak mısınız?
| ELSḪR: büyüye
| VÊNTM: siz
| TBṦRVN: görüyorken
| (21:3)
| RBY: Rabbim
| YALM: bilir
| ELGVL: konuşulanı
| FY:
| ELSMEÙ: gökte
| VELÊRŽ: ve yerde
| VHV: ve O
| ELSMYA: işitendir
| ELALYM: bilendir
| (21:4)
| GELVE: dediler
| ÊŽĞES̃: (bu) karmakarışık
| ÊḪLEM: hayallerdir
| BL: hayır
| EFTREH: onu uydurmuş
| BL: hayır
| HV: o
| ŞEAR: şa'irdir
| FLYÊTNE: bize getirse ya
| B ËYT: bir mu'cize
| KME: gibi
| ÊRSL: gönderildikleri
| ELÊVLVN: öncekilerin
| (21:5)
| ËMNT: inanmamıştı
| GBLHM: bunlardan önce
| MN: hiçbir
| GRYT: kent (halkı)
| ÊHLKNEHE: helak ettiğimiz
| ÊFHM: şimdi bunlar mı?
| YÙMNVN: inanacaklar
| (21:6)
| ÊRSLNE: biz göndermedik
| GBLK: senden önce
| ÎLE: başkasını
| RCELE: erkeklerden
| NVḪY: vahyedilen
| ÎLYHM: kendilerine
| FESÊLVE: sorun
| ÊHL: ehline
| ELZ̃KR: Zikir
| ÎN: eğer
| KNTM: idiyseniz
| LE:
| TALMVN: bilmiyor
| (21:7)
| CALNEHM: biz onları yapmadık
| CSD̃E: ceset(ler)
| LE:
| YÊKLVN: yemeyen
| ELŦAEM: yemek
| VME: ve
| KENVE: değillerdi
| ḢELD̃YN: ölümsüz
| (21:8)
| ṦD̃GNEHM: yerine getirdik
| ELVAD̃: verdiğimiz sözü
| FÊNCYNEHM: onları kurtardık
| VMN: ve kimseleri
| NŞEÙ: dilediğimiz
| VÊHLKNE: ve helak ettik
| ELMSRFYN: aşırı gidenleri
| (21:9)
| ÊNZLNE: indirdik
| ÎLYKM: size
| KTEBE: bir Kitap
| FYH: içinde
| Z̃KRKM: Zikr'iniz bulunan
| ÊFLE:
| TAGLVN: aklınızı kullanmıyor musunuz?
| (21:10)
| GṦMNE: kırıp geçirdik
| MN: -den
| GRYT: şehir(ler)-
| KENT: olan
| ƵELMT: zalim
| VÊNŞÊNE: ve inşa ettik
| BAD̃HE: onlardan sonra
| GVME: bir topluluk
| ËḢRYN: başka
| (21:11)
| ÊḪSVE: hissettikleri
| BÊSNE: azabımızı
| ÎZ̃E: derhal
| HM: onlar
| MNHE: oradan
| YRKŽVN: kaçıyorlardı
| (21:12)
| TRKŽVE: (boşuna) kaçmayın
| VERCAVE: ve dönün
| ÎL:
| ME: şeylere (ni'metlere)
| ÊTRFTM: şımartıldığınız
| FYH: içinde
| VMSEKNKM: ve yurtlarınıza
| LALKM: çünkü
| TSÊLVN: sorguya çekileceksiniz
| (21:13)
| YE: EY/HEY/AH
| VYLNE: eyvah bize
| ÎNE: gerçekten biz
| KNE: olduk
| ƵELMYN: zalimlerden
| (21:14)
| ZELT: kesilmedi
| TLK: bu
| D̃AVEHM: mırıldanmaları
| ḪT: kadar
| CALNEHM: biz onları yapıncaya
| ḪṦYD̃E: biçilmiş (ekin gibi)
| ḢEMD̃YN: sönmüş ateş (gibi)
| (21:15)
| ḢLGNE: biz yaratmadık
| ELSMEÙ: göğü
| VELÊRŽ: ve yeri
| VME: ve bulunanları
| BYNHME: bunlar arasında
| LEABYN: eğlence için
| (21:16)
| ÊRD̃NE: isteseydik
| ÊN:
| NTḢZ̃: edinmek
| LHVE: bir eğlence
| LETḢZ̃NEH: edinirdik
| MN:
| LD̃NE: kendi katımızdan
| ÎN: eğer
| KNE: olsaydık
| FEALYN: yapacak
| (21:17)
| NGZ̃F: biz atarız
| BELḪG: hakkı
| AL: üstüne
| ELBEŦL: batılın
| FYD̃MĞH: onun beynini parçalar
| FÎZ̃E: derhal
| HV: o
| ZEHG: yok olur
| VLKM: size
| ELVYL: yazıklar olsun
| MME: ötürü
| TṦFVN: yakıştırdıklarınızdan
| (21:18)
| MN: kimseler
| FY: olan
| ELSMEVET: göklerde
| VELÊRŽ: ve yerde
| VMN: ve kimseler
| AND̃H: O'nun yanındaki
| LE:
| YSTKBRVN: büyüklenmez
| AN:
| ABED̃TH: O'na kulluk etmekten
| VLE: ve
| YSTḪSRVN: yorulmazlar
| (21:19)
| ELLYL: gece
| VELNHER: ve gündüz
| LE: hiç
| YFTRVN: ara vermezler
| (21:20)
| ETḢZ̃VE: edindiler mi?
| ËLHT: tanrılar
| MN: -den
| ELÊRŽ: yer-
| HM: onları
| YNŞRVN: diriltecek
| (21:21)
| KEN: olsaydı
| FYHME: ikisinde
| ËLHT: tanrılar
| ÎLE: başka
| ELLH: Allah'tan
| LFSD̃TE: ikisi de bozulup gitmişti
| FSBḪEN: yüce(münezzeh)dir
| ELLH: Allah
| RB: sahibi
| ELARŞ: arş'ın
| AME: şeylerden
| YṦFVN: nitelendirdikleri
| (21:22)
| YSÊL: O sorulmaz
| AME: şeylerden
| YFAL: yaptığı
| VHM: ama onlar
| YSÊLVN: sorulurlar
| (21:23)
| ETḢZ̃VE: mı edindiler?
| MN:
| D̃VNH: O'ndan başka
| ËLHT: tanrılar
| GL: de ki
| HETVE: getirin
| BRHENKM: delilinizi
| HZ̃E: işte budur
| Z̃KR: öğütü
| MN: olanların
| MAY: benimle beraber
| VZ̃KR: ve öğütü
| MN:
| GBLY: benden öncekilerin
| BL: ama
| ÊKS̃RHM: çokları
| LE:
| YALMVN: bilmezler
| ELḪG: hakkı
| FHM: bundan dolayı onlar
| MARŽVN: (haktan) yüz çevirirler
| (21:24)
| ÊRSLNE: göndermedik
| MN:
| GBLK: senden önce
| MN: hiçbir
| RSVL: peygamber
| ÎLE:
| NVḪY: diye vahyetmediğimiz
| ÎLYH: ona
| ÊNH: şüphesiz
| LE: yoktur
| ÎLH: tanrı
| ÎLE: başka
| ÊNE: benden
| FEABD̃VN: bana kulluk edin
| (21:25)
| ETḢZ̃: edindi
| ELRḪMN: Rahman
| VLD̃E: çocuk
| SBḪENH: O münezzehtir
| BL: hayır
| ABED̃: bilakis
| MKRMVN: değerli
| (21:26)
| YSBGVNH: O'ndan önce söylemezler
| BELGVL: bir söz
| VHM: ve onlar
| BÊMRH: O'nun buyruğunu
| YAMLVN: yaparlar
| (21:27)
| ME: olanı
| BYN: arasında (önlerinde)
| ÊYD̃YHM: ellerinin (önlerinde)
| VME: ve olanı
| ḢLFHM: arkalarında
| VLE: ve
| YŞFAVN: şefa'at edemezler
| ÎLE: başkasına
| LMN: olduklarından
| ERTŽ: razı
| VHM: ve onlar
| MN: -ndan
| ḢŞYTH: O'nun korkusu-
| MŞFGVN: titrerler
| (21:28)
| YGL: derse
| MNHM: onlardan
| ÎNY: ben
| ÎLH: bir tanrıyım
| MN:
| D̃VNH: O'ndan başka
| FZ̃LK: böylece
| NCZYH: onu cezalandırırız
| CHNM: cehennemle
| KZ̃LK: böyle
| NCZY: biz cezalandırırız
| ELƵELMYN: zalimleri
| (21:29)
| YR: görmediler mi?
| ELZ̃YN: kimseler
| KFRVE: inkar eden(ler)
| ÊN: şüphesiz
| ELSMEVET: gökler
| VELÊRŽ: ve yer
| KENTE: idi
| RTGE: bitişik
| FFTGNEHME: biz onları ayırdık
| VCALNE: ve yarattık
| MN: -dan
| ELMEÙ: su-
| KL: her
| ŞYÙ: şeyi
| ḪY: canlı
| ÊFLE:
| YÙMNVN: hala inanmıyorlar mı?
| (21:30)
| FY:
| ELÊRŽ: yerde
| RVESY: yüksek dağlar
| ÊN: diye
| TMYD̃: sarsar
| BHM: onları
| VCALNE: ve açtık
| FYHE: orada
| FCECE: geniş
| SBLE: yollar
| LALHM: umulur ki
| YHTD̃VN: yollarını bulurlar
| (21:31)
| ELSMEÙ: göğü
| SGFE: bir tavan
| MḪFVƵE: korunmuş
| VHM: onlar hala
| AN: -nden
| ËYETHE: ayetleri-
| MARŽVN: yüz çevirmektedirler
| (21:32)
| ELZ̃Y:
| ḢLG: yaratan
| ELLYL: geceyi
| VELNHER: ve gündüzü
| VELŞMS: ve güneşi
| VELGMR: ve ayı
| KL: her biri
| FY:
| FLK: bir yörüngede
| YSBḪVN: yüzmektedir
| (21:33)
| CALNE: vermedik
| LBŞR: hiçbir insana
| MN:
| GBLK: senden önce
| ELḢLD̃: ebedi yaşam
| ÊFÎN: şimdi eğer
| MT: sen ölürsen
| FHM: onlar
| ELḢELD̃VN: ebedi (mi kalacaklar?)
| (21:34)
| NFS: nefis
| Z̃EÙGT: tadacaktır
| ELMVT: ölümü
| VNBLVKM: ve sizi imtihan ederiz
| BELŞR: şer ile
| VELḢYR: ve hayır ile
| FTNT: sınamak için
| VÎLYNE: ve (sonunda) bize
| TRCAVN: döndürüleceksiniz
| (21:35)
| R ËK: seni gördükleri
| ELZ̃YN: kimseler
| KFRVE: inkar eden
| ÎN:
| YTḢZ̃VNK: seni edinmezler
| ÎLE: dışında
| HZVE: alay konusu etmek
| ÊHZ̃E: bu mudur? (diye)
| ELZ̃Y: kişi
| YZ̃KR: diline dolayan
| ËLHTKM: sizin tanrılarınızı
| VHM: oysa kendileri
| BZ̃KR: Zikri(uyarısı)nı
| ELRḪMN: Rahman'ın
| HM: onlar
| KEFRVN: inkar ediyorlar
| (21:36)
| ELÎNSEN: insan
| MN:
| ACL: aceleden
| SÊRYKM: size göstereceğim
| ËYETY: ayetlerimi
| FLE:
| TSTACLVN: benden acele istemeyin
| (21:37)
| MT: ne zaman?
| HZ̃E: bu
| ELVAD̃: tehdid(ettiğiniz azab)
| ÎN: eğer
| KNTM: iseniz
| ṦED̃GYN: doğru söyleyenler
| (21:38)
| YALM: bir bilselerdi
| ELZ̃YN: kimseler
| KFRVE: inkar eden(ler)
| ḪYN: zamanı
| LE:
| YKFVN: savamayacakları
| AN: -nden
| VCVHHM: yüzleri-
| ELNER: ateşi
| VLE: ne de
| AN: -ndan
| ƵHVRHM: sırtları-
| VLE: ve
| HM: onlara
| YNṦRVN: yardım da olunmayacakları
| (21:39)
| TÊTYHM: o onlara gelecek
| BĞTT: ansızın
| FTBHTHM: onları şaşırtacak
| FLE:
| YSTŦYAVN: güçleri yetmeyecek
| RD̃HE: onu reddetmeye
| VLE: ve ne de
| HM: kendilerine
| YNƵRVN: süre verilecek
| (21:40)
| ESTHZÙ: alay edildi
| BRSL: peygamberlerle
| MN:
| GBLK: senden önceki
| FḪEG: ama kuşatıverdi
| BELZ̃YN: kimseleri
| SḢRVE: alay eden(leri)
| MNHM: onlarla
| ME: şey
| KENVE: onların
| BH: onunla
| YSTHZÙVN: alay ettikleri
| (21:41)
| MN: kim
| YKLÙKM: sizi koruyacak?
| BELLYL: gece
| VELNHER: ve gündüz
| MN: -dan
| ELRḪMN: Rahman-
| BL: hayır
| HM: onlar
| AN: -inden
| Z̃KR: Zikr-
| RBHM: Rablerinin
| MARŽVN: yüz çeviriyorlar
| (21:42)
| LHM: mı var?
| ËLHT: tanrıları
| TMNAHM: onları koruyacak
| MN: karşı
| D̃VNNE: bize
| LE:
| YSTŦYAVN: onların gücü yetmez
| NṦR: yardım etmeye
| ÊNFSHM: kendilerine
| VLE: ne de
| HM: onlara
| MNE: bizim tarafımızdan
| YṦḪBVN: sahip çıkılır
| (21:43)
| MTANE: biz yaşattık
| HÙLEÙ: onları
| V ËBEÙHM: ve atalarını
| ḪT: nihayet
| ŦEL: uzun geldi
| ALYHM: kendilerine
| ELAMR: ömür
| ÊFLE:
| YRVN: görmüyorlar mı?
| ÊNE: bizim
| NÊTY: gelip
| ELÊRŽ: yerlerini (topraklarını)
| NNGṦHE: eksilttiğimizi
| MN:
| ÊŦREFHE: uçlarından
| ÊFHM: onlar mı?
| ELĞELBVN: üstün gelen
| (21:44)
| ÎNME: ben ancak
| ÊNZ̃RKM: sizi uyarıyorum
| BELVḪY: vahiyle
| VLE: ama
| YSMA: işitmez(ler)
| ELṦM: sağır(lar)
| ELD̃AEÙ: çağırıyı
| ÎZ̃E: zaman
| ME:
| YNZ̃RVN: uyarıldıkları
| (21:45)
| MSTHM: onlara dokunsa
| NFḪT: bir esinti
| MN: -ndan
| AZ̃EB: azabı-
| RBK: Rabbinin
| LYGVLN: derler
| YE: EY/HEY/AH
| VYLNE: eyvah bize
| ÎNE: biz gerçekten
| KNE: olmuşuz
| ƵELMYN: zalimler
| (21:46)
| ELMVEZYN: terazileri
| ELGSŦ: adalet
| LYVM: günü için
| ELGYEMT: kıyamet
| FLE: asla
| TƵLM: haksızlık edilmez
| NFS: kimseye
| ŞYÙE: hiçbir
| VÎN: ve eğer
| KEN: olsa
| MS̃GEL: ağırlığınca
| ḪBT: danesi
| MN:
| ḢRD̃L: bir hardal
| ÊTYNE: getiririz
| BHE: onu
| VKF: ve biz yeteriz
| BNE: olarak
| ḪESBYN: hesab gören
| (21:47)
| ËTYNE: biz verdik
| MVS: Musa'ya
| VHERVN: ve Harun'a
| ELFRGEN: Furkan'ı
| VŽYEÙ: ve bir ışık
| VZ̃KRE: ve bir öğüt
| LLMTGYN: muttakiler için
| (21:48)
| YḢŞVN: korkarlar
| RBHM: Rablerinden
| BELĞYB: görmeden
| VHM: ve onlar
| MN: -nden
| ELSEAT: (Duruşma) saati-
| MŞFGVN: titrerler
| (21:49)
| Z̃KR: bir öğüttür
| MBERK: mübarek
| ÊNZLNEH: ona indirdiğimiz
| ÊFÊNTM: şimdi siz ediyor musunuz?
| LH: onu
| MNKRVN: inkar
| (21:50)
| ËTYNE: biz vermiştik
| ÎBREHYM: İbrahim'e
| RŞD̃H: doğru yolu bulma yeteneğini
| MN:
| GBL: daha önceden
| VKNE: ve biz idik
| BH: onu
| AELMYN: biliyor
| (21:51)
| GEL: demişti ki
| LÊBYH: babasına
| VGVMH: ve kavmine
| ME: nedir?
| HZ̃H: şu
| ELTMES̃YL: heykeller
| ELTY:
| ÊNTM: sizin
| LHE: kendisine
| AEKFVN: taptığınız
| (21:52)
| VCD̃NE: bulduk
| ËBEÙNE: babalarımızı
| LHE: onlara
| AEBD̃YN: tapıyorlar
| (21:53)
| LGD̃: doğrusu
| KNTM:
| ÊNTM: siz
| V ËBEÙKM: ve babalarınız
| FY: içindesiniz
| ŽLEL: bir sapıklık
| MBYN: açık
| (21:54)
| ÊCÙTNE: bize getirdin mi?
| BELḪG: gerçeği
| ÊM: yoksa
| ÊNT: sen
| MN:
| ELLEABYN: şaka mı yapıyorsun?
| (21:55)
| BL: hayır
| RBKM: Rabbiniz
| RB: Rabbidir
| ELSMEVET: göklerin
| VELÊRŽ: ve yerin
| ELZ̃Y: o ki
| FŦRHN: onları yaratmıştır
| VÊNE: ve ben de
| AL: üzerine
| Z̃LKM: bunun
| MN:
| ELŞEHD̃YN: şahidlik edenlerdenim
| (21:56)
| LÊKYD̃N: bir tuzak kuracağım
| ÊṦNEMKM: putlarınıza
| BAD̃: sonra
| ÊN:
| TVLVE: siz gittikten
| MD̃BRYN: arkanızı dönüp
| (21:57)
| CZ̃EZ̃E: parça parça
| ÎLE: yalnız hariç
| KBYRE: büyüğü
| LHM: onların
| LALHM: belki
| ÎLYH: ona
| YRCAVN: müracaat ederler (diye)
| (21:58)
| MN: kim?
| FAL: yaptı
| HZ̃E: bunu
| B ËLHTNE: tanrılarımıza
| ÎNH: muhakkak o
| LMN: biridir
| ELƵELMYN: zalimlerden
| (21:59)
| SMANE: işittik
| FT: bir genç
| YZ̃KRHM: onları diline dolayan
| YGEL: deniliyormuş
| LH: kendisine
| ÎBREHYM: İbrahim
| (21:60)
| FÊTVE: getirin
| BH: onu
| AL: önüne
| ÊAYN: gözü
| ELNES: insanların
| LALHM: böylece onlar
| YŞHD̃VN: tanık olsunlar
| (21:61)
| ÊÊNT: sen mi?
| FALT: yaptın
| HZ̃E: bunu
| B ËLHTNE: tanrılarımıza
| YE: EY/HEY/AH
| ÎBREHYM: İbrahim
| (21:62)
| BL: hayır
| FALH: yapmış
| KBYRHM: büyükleri
| HZ̃E: işte şu
| FESÊLVHM: onlara sorun
| ÎN: eğer
| KENVE: onlar
| YNŦGVN: konuşurlarsa
| (21:63)
| ÎL:
| ÊNFSHM: kendi vicdanlarına
| FGELVE: ve dediler
| ÎNKM: hakikaten siz
| ÊNTM: sizler
| ELƵELMVN: haksızsınız
| (21:64)
| NKSVE: döndürüldüler
| AL: üzerine
| RÙVSHM: eski kafaları
| LGD̃: muhakkak
| ALMT: bilirsin ki
| ME:
| HÙLEÙ: bunlar
| YNŦGVN: konuşmazlar
| (21:65)
| ÊFTABD̃VN: tapıyor musunuz?
| MN:
| D̃VN: bırakıp da
| ELLH: Allah'ı
| ME: şeylere
| LE: asla
| YNFAKM: size fayda vermeyen
| ŞYÙE: hiçbir
| VLE: ve
| YŽRKM: zarar vermeyen
| (21:66)
| LKM: size
| VLME: ve
| TABD̃VN: taptıklarınıza
| MN:
| D̃VN: dışında
| ELLH: Allah'tan
| ÊFLE:
| TAGLVN: aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
| (21:67)
| ḪRGVH: onu (İbrahim'i) yakın
| VENṦRVE: ve yardım edin
| ËLHTKM: tanrılarınıza
| ÎN: eğer
| KNTM: siz
| FEALYN: (bir iş) yapacaksanız
| (21:68)
| YE: EY/HEY/AH
| NER: ateş
| KVNY: ol
| BRD̃E: serin
| VSLEME: ve esenlik
| AL:
| ÎBREHYM: İbrahim'e
| (21:69)
| BH: ona
| KYD̃E: bir tuzak kurmak
| FCALNEHM: biz de kendilerini uğrattık
| ELÊḢSRYN: hüsrana
| (21:70)
| VLVŦE: ve Lut'u
| ÎL: (getirerek)
| ELÊRŽ: bir yere
| ELTY:
| BERKNE: bereketli kıldığımız
| FYHE:
| LLAELMYN: alemlere
| (21:71)
| LH: ona
| ÎSḪEG: İshak'ı
| VYAGVB: ve Ya'kub'u
| NEFLT: bağış olarak
| VKLE: ve hepsini
| CALNE: yaptık
| ṦELḪYN: salihlerden
| (21:72)
| ÊÙMT: önderler
| YHD̃VN: doğru yolu gösteren
| BÊMRNE: emrimizle
| VÊVḪYNE: ve vahyettik
| ÎLYHM: onlara
| FAL: işler yap
| ELḢYRET: hayırlı
| VÎGEM: ve doğrul
| ELṦLET: SaLâTe/Desteğe
| VÎYTEÙ: ve ver
| ELZKET: zekat
| VKENVE: ve-idiler
| LNE: bize
| AEBD̃YN: kulluk eder-
| (21:73)
| ËTYNEH: verdik
| ḪKME: hüküm
| VALME: ve ilim
| VNCYNEH: ve onu kurtardık
| MN: -ten
| ELGRYT: bir kent-
| ELTY: ki (onlar)
| KENT: idiler
| TAML: işler yapıyor
| ELḢBEÙS̃: çirkin
| ÎNHM: gerçekten onlar
| KENVE: idiler
| GVM: bir kavim
| SVÙ: kötü
| FESGYN: yoldan çıkan
| (21:74)
| FY: içine
| RḪMTNE: rahmetimizin
| ÎNH: çünkü o
| MN: -den idi
| ELṦELḪYN: -Salihler
| (21:75)
| ÎZ̃: hani
| NED̃: bize yalvarmıştı
| MN:
| GBL: bunlardan önce
| FESTCBNE: biz de kabul etmiştik
| LH: onun (du'asını)
| FNCYNEH: kendisini kurtarmıştık
| VÊHLH: ve ailesini
| MN: -dan
| ELKRB: sıkıntı-
| ELAƵYM: büyük
| (21:76)
| MN: -nden
| ELGVM: kavmi-
| ELZ̃YN: kimselerin
| KZ̃BVE: yalanlayan
| B ËYETNE: ayetlerimizi
| ÎNHM: çünkü onlar
| KENVE: olmuşlardı
| GVM: bir kavim
| SVÙ: kötü
| FÊĞRGNEHM: biz de onları boğmuştuk
| ÊCMAYN: hepsini
| (21:77)
| VSLYMEN: ve Süleyman'ı
| ÎZ̃: hani
| YḪKMEN: onlar hükmediyorlardı
| FY: hakkında
| ELḪRS̃: bir ekin
| ÎZ̃: zaman
| NFŞT: yayıldığı
| FYH: orada
| ĞNM: davarının
| ELGVM: toplumun
| VKNE: biz de idik
| LḪKMHM: onların hükümlerine
| ŞEHD̃YN: şahid
| (21:78)
| SLYMEN: Süleyman'a
| VKLE: ve hepsine
| ËTYNE: verdik
| ḪKME: hükümdarlık
| VALME: ve bilgi
| VSḢRNE: ve boyun eğdirdik
| MA: onunla beraber
| D̃EVVD̃: Davud'a
| ELCBEL: dağları
| YSBḪN: tesbih eden
| VELŦYR: ve kuşları
| VKNE: ve biz
| FEALYN: (bunları) yaparız
| (21:79)
| ṦNAT: yapmayı
| LBVS: zırh
| LKM: sizin için
| LTḪṦNKM: sizi korumak için
| MN: -nden
| BÊSKM: savaşın şiddeti-
| FHL: (o halde) misiniz?
| ÊNTM: siz
| ŞEKRVN: şükredenlerden
| (21:80)
| ELRYḪ: fırtınayı
| AEṦFT: şiddetli
| TCRY: akıp giderdi
| BÊMRH: onun emriyle
| ÎL:
| ELÊRŽ: yere
| ELTY:
| BERKNE: bereketlendirdiğimiz
| FYHE: içini
| VKNE: ve biz
| BKL: her
| ŞYÙ: şeyi
| AELMYN: biliriz
| (21:81)
| ELŞYEŦYN: şeytanlardan
| MN: kimseleri
| YĞVṦVN: denize dalan
| LH: kendisi için
| VYAMLVN: ve yapan
| AMLE: işler
| D̃VN: başka
| Z̃LK: bundan
| VKNE: ve biz idik
| LHM: onları
| ḪEFƵYN: onun emrinde tutuyor
| (21:82)
| ÎZ̃: hani
| NED̃: du'a etmişti
| RBH: Rabbine
| ÊNY: gerçekten diye
| MSNY: bana dokundu
| ELŽR: bu dert
| VÊNT: ve sen
| ÊRḪM: en merhametlisisin
| ELREḪMYN: merhametlilerin
| (21:83)
| LH: onu(n du'asını)
| FKŞFNE: ve kaldırdık
| ME: ne varsa
| BH: onun
| MN:
| ŽR: derdi
| V ËTYNEH: ve ona verdik
| ÊHLH: ailesini
| VMS̃LHM: ve bir katını daha
| MAHM: onlarla beraber
| RḪMT: bir rahmet
| MN:
| AND̃NE: tarafımızdan
| VZ̃KR: ve bir öğüt olarak
| LLAEBD̃YN: ibadet edenler için
| (21:84)
| VÎD̃RYS: İdris'i
| VZ̃E: ve Zu'(l-Kifl'i)
| ELKFL: (ve Zu')l-Kifl'i
| KL: hepsi de
| MN:
| ELṦEBRYN: sabredenlerdendi
| (21:85)
| FY:
| RḪMTNE: rahmetimize
| ÎNHM: çünkü onlar
| MN:
| ELṦELḪYN: Salihlerdendi
| (21:86)
| ELNVN: (ve Zün)nun'u
| ÎZ̃: zira
| Z̃HB: gitmişti
| MĞEŽBE: kızarak
| FƵN: sanmıştı
| ÊN: diye
| LN: asla
| NGD̃R: güç yetiremeyeceğiz
| ALYH: kendisine
| FNED̃: nihayet yalvardı
| FY: içinde
| ELƵLMET: karanlıklar
| ÊN: diye
| LE: yoktur
| ÎLH: tanrı
| ÎLE: başka
| ÊNT: senden
| SBḪENK: senin şanın yücedir
| ÎNY: muhakkak ben
| KNT: oldum
| MN:
| ELƵELMYN: zalimlerden
| (21:87)
| LH: onu(n du'asını)
| VNCYNEH: ve onu kurtardık
| MN:
| ELĞM: tasadan
| VKZ̃LK: işte böyle
| NNCY: biz kurtarırız
| ELMÙMNYN: inananları
| (21:88)
| ÎZ̃: hani
| NED̃: du'a etmişti
| RBH: Rabbine
| RB: Rabbim
| LE:
| TZ̃RNY: beni bırakma
| FRD̃E: tek başıma
| VÊNT: ve sen
| ḢYR: en iyisisin
| ELVERS̃YN: varislerin
| (21:89)
| LH: onu(n du'asını)
| VVHBNE: ve armağan ettik
| LH: ona
| YḪY: Yahya'yı
| VÊṦLḪNE: ve ıslah ettik
| LH: kendisi için
| ZVCH: eşini
| ÎNHM: gerçekten onlar
| KENVE: idiler
| YSERAVN: koşuyor(lar)
| FY:
| ELḢYRET: hayır (işlere)
| VYD̃AVNNE: ve bize du'a ederlerdi
| RĞBE: umarak
| VRHBE: ve korkarak
| VKENVE: ve idiler
| LNE: bize
| ḢEŞAYN: derin bir saygı içinde
| (21:90)
| ÊḪṦNT: korumuş
| FRCHE: ırzını
| FNFḢNE: ve üflemiştik
| FYHE: ona
| MN: -dan
| RVḪNE: ruhumuz-
| VCALNEHE: ve onu yapmıştık
| VEBNHE: ve oğlunu
| ËYT: bir ibret
| LLAELMYN: alemlere
| (21:91)
| HZ̃H: bu
| ÊMTKM: sizin ümmetiniz
| ÊMT: ümmettir
| VEḪD̃T: bir tek
| VÊNE: şüphesiz benim
| RBKM: sizin Rabbiniz
| FEABD̃VN: yalnız bana kulluk edin
| (21:92)
| ÊMRHM: işlerini
| BYNHM: aralarında
| KL: hepsi
| ÎLYNE: bize
| RECAVN: döneceklerdir
| (21:93)
| YAML: yaparsa
| MN: -den
| ELṦELḪET: iyi işler-
| VHV: ve o
| MÙMN: inanmış olarak
| FLE: asla
| KFREN: nankörlük edilmez
| LSAYH: onun çabasına
| VÎNE: şüphesiz biz
| LH: onu (çalışmasını)
| KETBVN: yazmaktayız
| (21:94)
| AL:
| GRYT: bir ülkeye
| ÊHLKNEHE: helak ettiğimiz
| ÊNHM: onlar
| LE:
| YRCAVN: bir daha geri dönemezler
| (21:95)
| ÎZ̃E: zaman
| FTḪT: önü açıldığı
| YÊCVC: Ye'cuc'un
| VMÊCVC: ve Me'cuc'un
| VHM: ve onlar
| MN:
| KL: her
| ḪD̃B: tepeden
| YNSLVN: akın etmeye başladıkları
| (21:96)
| ELVAD̃: va'd
| ELḪG: gerçek
| FÎZ̃E: birden
| HY: o
| ŞEḢṦT: donup kalır
| ÊBṦER: gözleri
| ELZ̃YN: kimselerin
| KFRVE: inkar eden(lerin)
| YE: EY/HEY/AH
| VYLNE: eyvah bize
| GD̃: gerçekten
| KNE: biz idik
| FY: içinde
| ĞFLT: gaflet
| MN:
| HZ̃E: bundan
| BL: meğer
| KNE: biz
| ƵELMYN: zulmediyormuşuz
| (21:97)
| VME: ve
| TABD̃VN: taptıklarınız
| MN:
| D̃VN: başka
| ELLH: Allah'tan
| ḪṦB: odunusunuz
| CHNM: cehennemin
| ÊNTM: siz
| LHE: oraya
| VERD̃VN: gireceksiniz
| (21:98)
| KEN: olsalardı
| HÙLEÙ: onlar
| ËLHT: tanrılar
| ME:
| VRD̃VHE: oraya girmezlerdi
| VKL: oysa hepsi
| FYHE: orada
| ḢELD̃VN: sürekli kalacaklardır
| (21:99)
| FYHE: orada
| ZFYR: bir inleme
| VHM: ve onlar
| FYHE: orada
| LE: hiçbir şey
| YSMAVN: işitmezler
| (21:100)
| ELZ̃YN: kimseler
| SBGT: geçmiş olan(lar)
| LHM: kendilerine
| MNE: bizden
| ELḪSN: güzellik
| ÊVLÙK: işte onlar
| ANHE: ondan (cehennemden)
| MBAD̃VN: uzaklaştırılmışlardır
| (21:101)
| YSMAVN: duymazlar
| ḪSYSHE: onun uğultusunu
| VHM: ve onlar
| FY: içinde
| ME:
| EŞTHT: çektiği (ni'metler)
| ÊNFSHM: canlarının
| ḢELD̃VN: ebedi kalırlar
| (21:102)
| YḪZNHM: onları tasalandırmaz
| ELFZA: korku
| ELÊKBR: en büyük
| VTTLGEHM: onları şöyle karşılar
| ELMLEÙKT: melekler
| HZ̃E: işte bu
| YVMKM: gününüzdür
| ELZ̃Y:
| KNTM: size
| TVAD̃VN: va'dedilen
| (21:103)
| NŦVY: düreriz
| ELSMEÙ: göğü
| KŦY: dürer gibi
| ELSCL: tomarlarını
| LLKTB: yazı
| KME: gibi
| BD̃ÊNE: başladığımız
| ÊVL: ilk
| ḢLG: yaratmaya
| NAYD̃H: onu iade ederiz
| VAD̃E: sözdür
| ALYNE: üzerimize
| ÎNE: şüphesiz
| KNE: biz bunu
| FEALYN: yapacağız
| (21:104)
| KTBNE: yazmıştık
| FY:
| ELZBVR: Zebur'da
| MN:
| BAD̃: sonra
| ELZ̃KR: Zikir'den (Tevrat'tan)
| ÊN: mutlaka
| ELÊRŽ: arza
| YRS̃HE: varis olacak
| ABED̃Y: kullarım
| ELṦELḪVN: iyi
| (21:105)
| FY: vardır
| HZ̃E: bunda
| LBLEĞE: elbette bir öğüt
| LGVM: kavimler için
| AEBD̃YN: kulluk eden
| (21:106)
| ÊRSLNEK: biz seni göndermedik
| ÎLE: başka sebeple
| RḪMT: rahmetten
| LLAELMYN: alemler için
| (21:107)
| ÎNME: şüphesiz
| YVḪ: vahyolunur
| ÎLY: bana
| ÊNME: ancak
| ÎLHKM: Tanrınız
| ÎLH: Tanrıdır
| VEḪD̃: bir tek
| FHL: -mısınız?
| ÊNTM: siz
| MSLMVN: O'na teslim olacak-
| (21:108)
| TVLVE: yüz çevirirlerse
| FGL: de ki
| ËZ̃NTKM: ben size açıkladım
| AL:
| SVEÙ: eşit biçimde
| VÎN: artık
| ÊD̃RY: bilmem
| ÊGRYB: yakın mı (olduğunu)
| ÊM: yoksa
| BAYD̃: uzak (mı olduğunu)
| ME: şeyin
| TVAD̃VN: tehdid edildiğiniz
| (21:109)
| YALM: bilir
| ELCHR: açığını
| MN:
| ELGVL: sözün
| VYALM: ve bilir
| ME: ne
| TKTMVN: gizliyorsanız
| (21:110)
| ÊD̃RY: bilmem
| LALH: belki de o
| FTNT: denemek içindir
| LKM: sizi
| VMTEA: ve yaşatmak içindir
| ÎL: -ye kadar
| ḪYN: bir süre-
| (21:111)
| RB: Rabbim
| EḪKM: hükmet
| BELḪG: hak ile
| VRBNE: ve Rabbimiz
| ELRḪMN: çok merhamet edendir
| ELMSTAEN: O'nun yardımına sığınılır
| AL: karşı
| ME: şeye
| TṦFVN: sizin nitelendirdiğiniz
| (21:112)