Kırık Meal (Arapça) : |مَا: | كَانَ: yoktur | لِلنَّبِيِّ: peygamber için | وَالَّذِينَ: ve kimseler için | امَنُوا: inanan(lar) | أَنْ: | يَسْتَغْفِرُوا: mağfiret dilemek | لِلْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlar için | وَلَوْ: ve şayet | كَانُوا: olsalar | أُولِي: akraba bile | قُرْبَىٰ: | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | تَبَيَّنَ: belli olduktan | لَهُمْ: onların | أَنَّهُمْ: muhakkak | أَصْحَابُ: halkı oldukları | الْجَحِيمِ: cehennem |
Kırık Meal (Harekesiz) : |ما ME | كان KENyoktur | للنبي LLNBYpeygamber için | والذين WELZ̃YNve kimseler için | آمنوا ËMNWEinanan(lar) | أن ÊN | يستغفروا YSTĞFRWEmağfiret dilemek | للمشركين LLMŞRKYNortak koşanlar için | ولو WLWve şayet | كانوا KENWEolsalar | أولي ÊWLYakraba bile | قربى GRB | من MN | بعد BAD̃sonra | ما ME | تبين TBYNbelli olduktan | لهم LHMonların | أنهم ÊNHMmuhakkak | أصحاب ÊṦḪEBhalkı oldukları | الجحيم ELCḪYMcehennem |
Kırık Meal (Okunuş) : |mā: | kāne: yoktur | linnebiyyi: peygamber için | velleƶīne: ve kimseler için | āmenū: inanan(lar) | en: | yesteğfirū: mağfiret dilemek | lilmuşrikīne: ortak koşanlar için | velev: ve şayet | kānū: olsalar | ūlī: akraba bile | ḳurbā: | min: | beǎ'di: sonra | mā: | tebeyyene: belli olduktan | lehum: onların | ennehum: muhakkak | eSHābu: halkı oldukları | l-ceHīmi: cehennem |
Kırık Meal (Transcript) : |ME: | KEN: yoktur | LLNBY: peygamber için | VELZ̃YN: ve kimseler için | ËMNVE: inanan(lar) | ÊN: | YSTĞFRVE: mağfiret dilemek | LLMŞRKYN: ortak koşanlar için | VLV: ve şayet | KENVE: olsalar | ÊVLY: akraba bile | GRB: | MN: | BAD̃: sonra | ME: | TBYN: belli olduktan | LHM: onların | ÊNHM: muhakkak | ÊṦḪEB: halkı oldukları | ELCḪYM: cehennem |
Abdulbaki Gölpınarlı : Şüphesiz olarak cehennem ehli oldukları kendilerince bilindikten sonra akrabâ bile olsalar Peygamberin ve inananların, müşriklerin yarlıganmalarına duâ etmeleri yakışmaz.
Adem Uğur : (Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.
Ahmed Hulusi : Ne En Nebi'ye ne de iman edenlere, akraba dahi olsalar, ateş ehli oldukları açıkça belli olduktan sonra şirk koşanlar için bağışlanma dilemeleri olur şey değil (zira "Allâh şirki bağışlamaz")! ( Açıklaması şudur: Allah kişinin beyninde öyle bir sistem oluşturmuştur ki; o sisteme göre şirk düşüncesi yani bir dışsal varlığa tapınma hâli yaşayan beyin kendi yapısında bulunan ilahî kuvvetleri harekete geçirme yetisinden mahrum kalır. )
Ahmet Tekin : Kâfir olarak öldükleri için kaynayan köpüren Cehennem azâbına maruz oldukları, kendilerince de açıkça bilinen kimseler, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a şirk koşanlar için akraba dahi olsalar bağışlanmalarını, koruma kalkanına alınmalarını dilemek peygamber için de, iman edenler için de mümkün değildir.
Ahmet Varol : Cehennemlik oldukları belli olduktan sonra, akraba bile olsalar Allah'a ortak koşanlar için mağfiret dilemek Peygambere ve mü'minlere yaraşmaz.
Ali Bulaç : Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
Ali Fikri Yavuz : Müşriklerin cehennemlik oldukları (küfür üzere öldükleri) müminlere belli olduktan sonra-bunlar akraba bile olsalar- artık onlar için, ne Peygamberin, ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur.
Bekir Sadak : Cehennemlik olduklari anlasildiktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar icin magfiret dilemek Peygamber'e ve muminlere yarasmaz.
Celal Yıldırım : Müşriklerin Cehennemlik oldukları besbelli anlaşıldıktan sonra, hısım da olsalar, Peygamberin ve imân edenlerin onlar için istiğfar etmeleri uygun olmaz.
Diyanet İşleri : Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.
Diyanet İşleri (eski) : Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.
Diyanet Vakfi : (Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.
Edip Yüksel : Akraba bile olsalar, ne peygamber, ne de inananlar, cehennem halkı oldukları kendilerine belli olduktan sonra ortak koşanlar için bağışlanma dileyemez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Ne peygambere, ne iman edenlere akraba bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere istiğfar etmek yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : Ne peygambere, ne iman edenlere, akraba bile olsalar, cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek olmaz.
Elmalılı Hamdi Yazır : Ne Peygambere ne iyman edenlere, akrıba bile olsalar Cehennemlik oldukları onlara tebeyyün ettikten sonra müşrikler için istiğfar etmek yoktur
Fizilal-il Kuran : Akraba bile olsalar, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra puta tapanlar için Allah'dan af dilemek, ne peygambere ve ne de mü'minlere yakışmaz.
Gültekin Onan : Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve inananlara yaraşmaz.
Hakkı Yılmaz : (113,114) Kendilerine, cehennem ashâbı oldukları iyice belli olduktan sonra Peygamber'e ve iman etmiş kişilere, akraba bile olsalar, ortak koşanlar için bağışlanma dilemek yoktur. İbrâhîm'in babası için bağışlanma dilemesi de yalnızca ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Sonra onun, Allah için bir düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrâhîm, çok içli, çok halim birisi idi.
Hasan Basri Çantay : Müşriklerin, o çılgın ateşin yârânı (cehennemlik) oldukları muhakkak meydana çıkdıkdan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin, ne de mü'min olanların istiğfaar etmeleri doğru değildir.
Hayrat Neşriyat : Hakikaten onların, Cehennem ehli oldukları kendilerine belli olduktan sonra, akrabâ bile olsalar, ne peygamberin ne de îmân edenlerin, müşrikler için mağfiret dilemeleri(doğru) olmaz!
İbni Kesir : Cehennem ashabı oldukları muhakkak meydana çıktıktan sonra, akraba bile olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek peygambere ve mü'minlere yaraşmaz.
İskender Evrenosoğlu : Bir nebînin ve âmenû olan kimselerin, müşrikler için, cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra yakınları bile olsa mağfiret dilemeleri olmaz (uygun değildir).
Muhammed Esed : (Günah içinde ölen) kimselerin cehennemlik olduğu kendilerine açıklandıktan sonra, yakın akraba olsalar bile, Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıran kimselerin bağışlanmasını dilemek artık ne Peygamber'e yaraşır, ne de imana erişenlere.
Ömer Nasuhi Bilmen : Peygamber için ve imân edenler için muvafık değildir ki, müşrikler hakkında mağfiret talebinde bulunsunlar, velev ki, karabet sahipleri olsunlar. Onların cehennem ashâbı oldukları kendilerine tebeyyün ettikten sonra.
Ömer Öngüt : Cehennem ehli oldukları onlara apaçık belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, müşrikler için af dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.
Şaban Piriş : Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar müşrikler için bağışlanma dilemek Peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
Suat Yıldırım : Kâfir olarak ölüp cehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra,akraba bile olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek, ne Peygamberin, ne de müminlerin yapacağı bir iş değildir.
Süleyman Ateş : Akrabâ bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir.
Tefhim-ul Kuran : Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
Ümit Şimşek : Cehennemlik oldukları açığa çıktıktan sonra, akraba bile olsalar, müşrikler için Allah'tan af dilemek ne Peygambere, ne de mü'minlere yakışmaz.
Yaşar Nuri Öztürk : Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere.