9Tevbe Suresi
Kuran Sırası: 9
İniş Sırası: 113
Kırık Meal (Arapça) Meali
|بَرَاءَةٌ: ihtardır
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisinden
| إِلَى:
| الَّذِينَ: kimselere
| عَاهَدْتُمْ: andlaşma yaptığınız
| مِنَ: -den
| الْمُشْرِكِينَ: müşrikler-
| (9:1)

| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisinden
| إِلَى:
| الَّذِينَ: kimselere
| عَاهَدْتُمْ: andlaşma yaptığınız
| مِنَ: -den
| الْمُشْرِكِينَ: müşrikler-
| (9:1)|فَسِيحُوا: dolaşın
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| أَرْبَعَةَ: dört
| أَشْهُرٍ: ay
| وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّكُمْ: siz
| غَيْرُ: değilsiniz
| مُعْجِزِي: aciz bırakacak
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مُخْزِي: rezil, perişan edecektir
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| (9:2)

| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| أَرْبَعَةَ: dört
| أَشْهُرٍ: ay
| وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّكُمْ: siz
| غَيْرُ: değilsiniz
| مُعْجِزِي: aciz bırakacak
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مُخْزِي: rezil, perişan edecektir
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| (9:2)|وَأَذَانٌ: ve duyurudur
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisinden
| إِلَى:
| النَّاسِ: insanlara
| يَوْمَ: günü
| الْحَجِّ: Hac
| الْأَكْبَرِ: en büyük
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| بَرِيءٌ: uzaktır
| مِنَ: -dan
| الْمُشْرِكِينَ: puta tapanlar-
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisi
| فَإِنْ: eğer
| تُبْتُمْ: tevbe ederseniz
| فَهُوَ: bu
| خَيْرٌ: daha iyidir
| لَكُمْ: sizin için
| وَإِنْ: ve eğer
| تَوَلَّيْتُمْ: dönerseniz
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّكُمْ: siz
| غَيْرُ: değilsiniz
| مُعْجِزِي: aciz bırakacak
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَبَشِّرِ: ve müjdele
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acı
| (9:3)

| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisinden
| إِلَى:
| النَّاسِ: insanlara
| يَوْمَ: günü
| الْحَجِّ: Hac
| الْأَكْبَرِ: en büyük
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| بَرِيءٌ: uzaktır
| مِنَ: -dan
| الْمُشْرِكِينَ: puta tapanlar-
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisi
| فَإِنْ: eğer
| تُبْتُمْ: tevbe ederseniz
| فَهُوَ: bu
| خَيْرٌ: daha iyidir
| لَكُمْ: sizin için
| وَإِنْ: ve eğer
| تَوَلَّيْتُمْ: dönerseniz
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّكُمْ: siz
| غَيْرُ: değilsiniz
| مُعْجِزِي: aciz bırakacak
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَبَشِّرِ: ve müjdele
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acı
| (9:3)|إِلَّا: ancak hariç
| الَّذِينَ: kimseler
| عَاهَدْتُمْ: andlaşma yaptığınız
| مِنَ: -den
| الْمُشْرِكِينَ: müşrikler-
| ثُمَّ: sonra
| لَمْ:
| يَنْقُصُوكُمْ: size eksik bırakmayan
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| وَلَمْ: ve
| يُظَاهِرُوا: arka çıkmayanlar
| عَلَيْكُمْ: size karşı
| أَحَدًا: hiç kimseye
| فَأَتِمُّوا: tamamlayın
| إِلَيْهِمْ: onların
| عَهْدَهُمْ: andlaşmalarını
| إِلَىٰ: kadar
| مُدَّتِهِمْ: tanıdığınız süreye
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُتَّقِينَ: korunanları
| (9:4)

| الَّذِينَ: kimseler
| عَاهَدْتُمْ: andlaşma yaptığınız
| مِنَ: -den
| الْمُشْرِكِينَ: müşrikler-
| ثُمَّ: sonra
| لَمْ:
| يَنْقُصُوكُمْ: size eksik bırakmayan
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| وَلَمْ: ve
| يُظَاهِرُوا: arka çıkmayanlar
| عَلَيْكُمْ: size karşı
| أَحَدًا: hiç kimseye
| فَأَتِمُّوا: tamamlayın
| إِلَيْهِمْ: onların
| عَهْدَهُمْ: andlaşmalarını
| إِلَىٰ: kadar
| مُدَّتِهِمْ: tanıdığınız süreye
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُتَّقِينَ: korunanları
| (9:4)|فَإِذَا: zaman
| انْسَلَخَ: geçtiği
| الْأَشْهُرُ: aylar
| الْحُرُمُ: haram
| فَاقْتُلُوا: öldürün
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanları
| حَيْثُ: nerede
| وَجَدْتُمُوهُمْ: bulursanız onları
| وَخُذُوهُمْ: ve onları yakalayın
| وَاحْصُرُوهُمْ: ve hapsedin
| وَاقْعُدُوا: ve otur(up) bekleyin
| لَهُمْ: onları
| كُلَّ: her
| مَرْصَدٍ: gözetleme yerinde
| فَإِنْ: eğer
| تَابُوا: tevbe eder/döner
| وَأَقَامُوا: ve -doğrulur
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَاتَوُا: ve -verirlerse
| الزَّكَاةَ: zekat-
| فَخَلُّوا: serbest bırakın
| سَبِيلَهُمْ: yollarını
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (9:5)

| انْسَلَخَ: geçtiği
| الْأَشْهُرُ: aylar
| الْحُرُمُ: haram
| فَاقْتُلُوا: öldürün
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanları
| حَيْثُ: nerede
| وَجَدْتُمُوهُمْ: bulursanız onları
| وَخُذُوهُمْ: ve onları yakalayın
| وَاحْصُرُوهُمْ: ve hapsedin
| وَاقْعُدُوا: ve otur(up) bekleyin
| لَهُمْ: onları
| كُلَّ: her
| مَرْصَدٍ: gözetleme yerinde
| فَإِنْ: eğer
| تَابُوا: tevbe eder/döner
| وَأَقَامُوا: ve -doğrulur
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَاتَوُا: ve -verirlerse
| الزَّكَاةَ: zekat-
| فَخَلُّوا: serbest bırakın
| سَبِيلَهُمْ: yollarını
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (9:5)|وَإِنْ: ve eğer
| أَحَدٌ: birisi
| مِنَ: -dan
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlar-
| اسْتَجَارَكَ: aman dilerse
| فَأَجِرْهُ: onu yanına al
| حَتَّىٰ: ta ki
| يَسْمَعَ: işitsin
| كَلَامَ: sözünü
| اللَّهِ: Allah'ın
| ثُمَّ: sonra
| أَبْلِغْهُ: onu ulaştır
| مَأْمَنَهُ: güvenli bir yere
| ذَٰلِكَ: böyle (yap)
| بِأَنَّهُمْ: çünkü onlar
| قَوْمٌ: bir topluluktur
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmez
| (9:6)

| أَحَدٌ: birisi
| مِنَ: -dan
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlar-
| اسْتَجَارَكَ: aman dilerse
| فَأَجِرْهُ: onu yanına al
| حَتَّىٰ: ta ki
| يَسْمَعَ: işitsin
| كَلَامَ: sözünü
| اللَّهِ: Allah'ın
| ثُمَّ: sonra
| أَبْلِغْهُ: onu ulaştır
| مَأْمَنَهُ: güvenli bir yere
| ذَٰلِكَ: böyle (yap)
| بِأَنَّهُمْ: çünkü onlar
| قَوْمٌ: bir topluluktur
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmez
| (9:6)|كَيْفَ: nasıl
| يَكُونُ: olabilir
| لِلْمُشْرِكِينَ: ortak koşanların
| عَهْدٌ: andlaşması
| عِنْدَ: yanında
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَعِنْدَ: ve yanında
| رَسُولِهِ: Elçisinin
| إِلَّا: ancak hariçtir
| الَّذِينَ: kimseler
| عَاهَدْتُمْ: andlaştıklarınız
| عِنْدَ: yanında
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram
| فَمَا:
| اسْتَقَامُوا: onlar dürüst davrandıkça
| لَكُمْ: size
| فَاسْتَقِيمُوا: siz de dürüst davranın
| لَهُمْ: onlara
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُتَّقِينَ: korunanları
| (9:7)

| يَكُونُ: olabilir
| لِلْمُشْرِكِينَ: ortak koşanların
| عَهْدٌ: andlaşması
| عِنْدَ: yanında
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَعِنْدَ: ve yanında
| رَسُولِهِ: Elçisinin
| إِلَّا: ancak hariçtir
| الَّذِينَ: kimseler
| عَاهَدْتُمْ: andlaştıklarınız
| عِنْدَ: yanında
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram
| فَمَا:
| اسْتَقَامُوا: onlar dürüst davrandıkça
| لَكُمْ: size
| فَاسْتَقِيمُوا: siz de dürüst davranın
| لَهُمْ: onlara
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| يُحِبُّ: sever
| الْمُتَّقِينَ: korunanları
| (9:7)|كَيْفَ: nasıl?
| وَإِنْ: eğer
| يَظْهَرُوا: onlar galib gelselerdi
| عَلَيْكُمْ: size
| لَا: ne
| يَرْقُبُوا: gözetirlerdi
| فِيكُمْ: sizin hakkınızda
| إِلًّا: bir yakınlık
| وَلَا: ne de
| ذِمَّةً: bir andlaşma
| يُرْضُونَكُمْ: sizi razı ederler
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlarıyla
| وَتَأْبَىٰ: fakat (sizi) istemez
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| وَأَكْثَرُهُمْ: ve çokları da
| فَاسِقُونَ: yoldan çıkmışlardır
| (9:8)

| وَإِنْ: eğer
| يَظْهَرُوا: onlar galib gelselerdi
| عَلَيْكُمْ: size
| لَا: ne
| يَرْقُبُوا: gözetirlerdi
| فِيكُمْ: sizin hakkınızda
| إِلًّا: bir yakınlık
| وَلَا: ne de
| ذِمَّةً: bir andlaşma
| يُرْضُونَكُمْ: sizi razı ederler
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlarıyla
| وَتَأْبَىٰ: fakat (sizi) istemez
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| وَأَكْثَرُهُمْ: ve çokları da
| فَاسِقُونَ: yoldan çıkmışlardır
| (9:8)|اشْتَرَوْا: sattılar
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| ثَمَنًا: bir paraya
| قَلِيلًا: azıcık
| فَصَدُّوا: engel oldular
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِهِ: O'nun yolu-
| إِنَّهُمْ: gerçekten
| سَاءَ: ne kötüdür
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (9:9)

| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| ثَمَنًا: bir paraya
| قَلِيلًا: azıcık
| فَصَدُّوا: engel oldular
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِهِ: O'nun yolu-
| إِنَّهُمْ: gerçekten
| سَاءَ: ne kötüdür
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (9:9)|لَا:
| يَرْقُبُونَ: ne gözetirler
| فِي: karşı
| مُؤْمِنٍ: bir mü'mine
| إِلًّا: bir yakınlık
| وَلَا: ne de
| ذِمَّةً: bir andlaşma
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlardır
| الْمُعْتَدُونَ: saldırganlar
| (9:10)

| يَرْقُبُونَ: ne gözetirler
| فِي: karşı
| مُؤْمِنٍ: bir mü'mine
| إِلًّا: bir yakınlık
| وَلَا: ne de
| ذِمَّةً: bir andlaşma
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlardır
| الْمُعْتَدُونَ: saldırganlar
| (9:10)|فَإِنْ: eğer
| تَابُوا: tevbe eder/döner
| وَأَقَامُوا: ve -doğrulur
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَاتَوُا: ve -verirlerse
| الزَّكَاةَ: zekat-
| فَإِخْوَانُكُمْ: sizin kardeşlerinizdirler
| فِي:
| الدِّينِ: dinde
| وَنُفَصِّلُ: ve uzun uzun açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| لِقَوْمٍ: bir kavme
| يَعْلَمُونَ: bilen
| (9:11)

| تَابُوا: tevbe eder/döner
| وَأَقَامُوا: ve -doğrulur
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَاتَوُا: ve -verirlerse
| الزَّكَاةَ: zekat-
| فَإِخْوَانُكُمْ: sizin kardeşlerinizdirler
| فِي:
| الدِّينِ: dinde
| وَنُفَصِّلُ: ve uzun uzun açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| لِقَوْمٍ: bir kavme
| يَعْلَمُونَ: bilen
| (9:11)|وَإِنْ: ve eğer
| نَكَثُوا: bozarlarsa
| أَيْمَانَهُمْ: andlarını
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| عَهْدِهِمْ: andlaşma yaptıktan
| وَطَعَنُوا: ve dil uzatırlarsa
| فِي:
| دِينِكُمْ: dininize
| فَقَاتِلُوا: savaşın
| أَئِمَّةَ: önderleriyle
| الْكُفْرِ: küfrün
| إِنَّهُمْ: çünkü
| لَا: yoktur
| أَيْمَانَ: andları
| لَهُمْ: onların
| لَعَلَّهُمْ: belki
| يَنْتَهُونَ: vazgeçerler
| (9:12)

| نَكَثُوا: bozarlarsa
| أَيْمَانَهُمْ: andlarını
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| عَهْدِهِمْ: andlaşma yaptıktan
| وَطَعَنُوا: ve dil uzatırlarsa
| فِي:
| دِينِكُمْ: dininize
| فَقَاتِلُوا: savaşın
| أَئِمَّةَ: önderleriyle
| الْكُفْرِ: küfrün
| إِنَّهُمْ: çünkü
| لَا: yoktur
| أَيْمَانَ: andları
| لَهُمْ: onların
| لَعَلَّهُمْ: belki
| يَنْتَهُونَ: vazgeçerler
| (9:12)|أَلَا:
| تُقَاتِلُونَ: savaşmayacak mısınız?
| قَوْمًا: bir kavimle
| نَكَثُوا: bozan
| أَيْمَانَهُمْ: andlarını
| وَهَمُّوا: ve yeltenen
| بِإِخْرَاجِ: çıkarmağa
| الرَّسُولِ: Elçiyi
| وَهُمْ: ve kendileri
| بَدَءُوكُمْ: siz(inle savaş)a başlamış olan
| أَوَّلَ: ilk
| مَرَّةٍ: kez
| أَتَخْشَوْنَهُمْ: yoksa onlardan korkuyor musunuz?
| فَاللَّهُ: Allah'tır
| أَحَقُّ: en layık olan
| أَنْ:
| تَخْشَوْهُ: kendisinden korkmanıza
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: gerçekten inananlar
| (9:13)

| تُقَاتِلُونَ: savaşmayacak mısınız?
| قَوْمًا: bir kavimle
| نَكَثُوا: bozan
| أَيْمَانَهُمْ: andlarını
| وَهَمُّوا: ve yeltenen
| بِإِخْرَاجِ: çıkarmağa
| الرَّسُولِ: Elçiyi
| وَهُمْ: ve kendileri
| بَدَءُوكُمْ: siz(inle savaş)a başlamış olan
| أَوَّلَ: ilk
| مَرَّةٍ: kez
| أَتَخْشَوْنَهُمْ: yoksa onlardan korkuyor musunuz?
| فَاللَّهُ: Allah'tır
| أَحَقُّ: en layık olan
| أَنْ:
| تَخْشَوْهُ: kendisinden korkmanıza
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: gerçekten inananlar
| (9:13)|قَاتِلُوهُمْ: onlarla savaşın (ki)
| يُعَذِّبْهُمُ: onlara azabetsin
| اللَّهُ: Allah
| بِأَيْدِيكُمْ: sizin ellerinizle
| وَيُخْزِهِمْ: ve onları rezil etsin
| وَيَنْصُرْكُمْ: ve sizi üstün getirsin
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَيَشْفِ: ve şifa versin
| صُدُورَ: göğüslerine
| قَوْمٍ: toplumunun
| مُؤْمِنِينَ: inananlar
| (9:14)

| يُعَذِّبْهُمُ: onlara azabetsin
| اللَّهُ: Allah
| بِأَيْدِيكُمْ: sizin ellerinizle
| وَيُخْزِهِمْ: ve onları rezil etsin
| وَيَنْصُرْكُمْ: ve sizi üstün getirsin
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَيَشْفِ: ve şifa versin
| صُدُورَ: göğüslerine
| قَوْمٍ: toplumunun
| مُؤْمِنِينَ: inananlar
| (9:14)|وَيُذْهِبْ: ve gidersin
| غَيْظَ: öfkesini
| قُلُوبِهِمْ: yüreklerinin
| وَيَتُوبُ: ve tevbesini kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ:
| مَنْ: kişinin
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (9:15)

| غَيْظَ: öfkesini
| قُلُوبِهِمْ: yüreklerinin
| وَيَتُوبُ: ve tevbesini kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ:
| مَنْ: kişinin
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (9:15)|أَمْ: yoksa
| حَسِبْتُمْ: siz sandınız mı?
| أَنْ:
| تُتْرَكُوا: bırakılacağınızı
| وَلَمَّا:
| يَعْلَمِ: bilmeden
| اللَّهُ: Allah
| الَّذِينَ: kimseleri
| جَاهَدُوا: cihad eden(leri)
| مِنْكُمْ: içinizden
| وَلَمْ: ve
| يَتَّخِذُوا: edinmeyen(leri)
| مِنْ:
| دُونِ: başkasını
| اللَّهِ: Allah('tan)
| وَلَا: ve
| رَسُولِهِ: Elçisin(den)
| وَلَا: ve
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler(den)
| وَلِيجَةً: sırdaş
| وَاللَّهُ: ve Allah
| خَبِيرٌ: haber almaktadır
| بِمَا: şeyleri
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınızı
| (9:16)

| حَسِبْتُمْ: siz sandınız mı?
| أَنْ:
| تُتْرَكُوا: bırakılacağınızı
| وَلَمَّا:
| يَعْلَمِ: bilmeden
| اللَّهُ: Allah
| الَّذِينَ: kimseleri
| جَاهَدُوا: cihad eden(leri)
| مِنْكُمْ: içinizden
| وَلَمْ: ve
| يَتَّخِذُوا: edinmeyen(leri)
| مِنْ:
| دُونِ: başkasını
| اللَّهِ: Allah('tan)
| وَلَا: ve
| رَسُولِهِ: Elçisin(den)
| وَلَا: ve
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler(den)
| وَلِيجَةً: sırdaş
| وَاللَّهُ: ve Allah
| خَبِيرٌ: haber almaktadır
| بِمَا: şeyleri
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınızı
| (9:16)|مَا: yoktur
| كَانَ: yoktur
| لِلْمُشْرِكِينَ: müşrikler için
| أَنْ:
| يَعْمُرُوا: imar etmeleri
| مَسَاجِدَ: mescidlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| شَاهِدِينَ: şahitler iken
| عَلَىٰ:
| أَنْفُسِهِمْ: kendi nefislerinin
| بِالْكُفْرِ: küfrüne
| أُولَٰئِكَ: onların
| حَبِطَتْ: boşa çıkmıştır
| أَعْمَالُهُمْ: yaptıkları işler
| وَفِي: ve
| النَّارِ: ateşte
| هُمْ: onlar
| خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır
| (9:17)

| كَانَ: yoktur
| لِلْمُشْرِكِينَ: müşrikler için
| أَنْ:
| يَعْمُرُوا: imar etmeleri
| مَسَاجِدَ: mescidlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| شَاهِدِينَ: şahitler iken
| عَلَىٰ:
| أَنْفُسِهِمْ: kendi nefislerinin
| بِالْكُفْرِ: küfrüne
| أُولَٰئِكَ: onların
| حَبِطَتْ: boşa çıkmıştır
| أَعْمَالُهُمْ: yaptıkları işler
| وَفِي: ve
| النَّارِ: ateşte
| هُمْ: onlar
| خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır
| (9:17)|إِنَّمَا: ancak
| يَعْمُرُ: imar ederler
| مَسَاجِدَ: mescidlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَنْ: kimseler
| امَنَ: inanan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَأَقَامَ: ve -doğrulan
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَاتَى: ve -veren
| الزَّكَاةَ: zekatı-
| وَلَمْ: ve
| يَخْشَ: korkmayan
| إِلَّا: başkasından
| اللَّهَ: Allah'tan
| فَعَسَىٰ: umulur
| أُولَٰئِكَ: onların
| أَنْ:
| يَكُونُوا: olmaları
| مِنَ: -dan
| الْمُهْتَدِينَ: doğru yolu bulanlar-
| (9:18)

| يَعْمُرُ: imar ederler
| مَسَاجِدَ: mescidlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَنْ: kimseler
| امَنَ: inanan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَأَقَامَ: ve -doğrulan
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَاتَى: ve -veren
| الزَّكَاةَ: zekatı-
| وَلَمْ: ve
| يَخْشَ: korkmayan
| إِلَّا: başkasından
| اللَّهَ: Allah'tan
| فَعَسَىٰ: umulur
| أُولَٰئِكَ: onların
| أَنْ:
| يَكُونُوا: olmaları
| مِنَ: -dan
| الْمُهْتَدِينَ: doğru yolu bulanlar-
| (9:18)|أَجَعَلْتُمْ: bir mi tuttunuz?
| سِقَايَةَ: su vermeyi
| الْحَاجِّ: hacılara
| وَعِمَارَةَ: ve imar etmeyi
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram'ı
| كَمَنْ: kimse gibi
| امَنَ: inanan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَجَاهَدَ: ve cihadeden
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| لَا: olmaz(lar)
| يَسْتَوُونَ: eşit
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| وَاللَّهُ: ve Allah
| لَا:
| يَهْدِي: yol göstermez
| الْقَوْمَ: topluluğuna
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (9:19)

| سِقَايَةَ: su vermeyi
| الْحَاجِّ: hacılara
| وَعِمَارَةَ: ve imar etmeyi
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram'ı
| كَمَنْ: kimse gibi
| امَنَ: inanan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَجَاهَدَ: ve cihadeden
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| لَا: olmaz(lar)
| يَسْتَوُونَ: eşit
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| وَاللَّهُ: ve Allah
| لَا:
| يَهْدِي: yol göstermez
| الْقَوْمَ: topluluğuna
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (9:19)|الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| وَهَاجَرُوا: ve hicret eden(ler)
| وَجَاهَدُوا: ve cihad eden(ler)
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| بِأَمْوَالِهِمْ: mallarıyla
| وَأَنْفُسِهِمْ: ve canlarıyla
| أَعْظَمُ: daha büyüktür
| دَرَجَةً: dereceleri
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlardır
| الْفَائِزُونَ: kurtuluşa erenler
| (9:20)

| امَنُوا: inanan(lar)
| وَهَاجَرُوا: ve hicret eden(ler)
| وَجَاهَدُوا: ve cihad eden(ler)
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| بِأَمْوَالِهِمْ: mallarıyla
| وَأَنْفُسِهِمْ: ve canlarıyla
| أَعْظَمُ: daha büyüktür
| دَرَجَةً: dereceleri
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlardır
| الْفَائِزُونَ: kurtuluşa erenler
| (9:20)|يُبَشِّرُهُمْ: onları müjdeler
| رَبُّهُمْ: Rableri
| بِرَحْمَةٍ: bir rahmetle
| مِنْهُ: kendisinden
| وَرِضْوَانٍ: ve rızasıyla
| وَجَنَّاتٍ: ve cennetlerle
| لَهُمْ: bulunan
| فِيهَا: içinde
| نَعِيمٌ: nimetler
| مُقِيمٌ: tükenmeyen
| (9:21)

| رَبُّهُمْ: Rableri
| بِرَحْمَةٍ: bir rahmetle
| مِنْهُ: kendisinden
| وَرِضْوَانٍ: ve rızasıyla
| وَجَنَّاتٍ: ve cennetlerle
| لَهُمْ: bulunan
| فِيهَا: içinde
| نَعِيمٌ: nimetler
| مُقِيمٌ: tükenmeyen
| (9:21)|خَالِدِينَ: kalacaklardır
| فِيهَا: orada
| أَبَدًا: ebedi
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عِنْدَهُ: katındandır
| أَجْرٌ: mükafat
| عَظِيمٌ: büyük
| (9:22)

| فِيهَا: orada
| أَبَدًا: ebedi
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عِنْدَهُ: katındandır
| أَجْرٌ: mükafat
| عَظِيمٌ: büyük
| (9:22)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَتَّخِذُوا: edinmeyin
| ابَاءَكُمْ: babalarınızı
| وَإِخْوَانَكُمْ: ve kardeşlerinizi
| أَوْلِيَاءَ: veliler
| إِنِ: eğer
| اسْتَحَبُّوا: seviyorlarsa
| الْكُفْرَ: küfrü
| عَلَى: karşı
| الْإِيمَانِ: imana
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَوَلَّهُمْ: onları veli tanırsa
| مِنْكُمْ: sizden
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (9:23)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَتَّخِذُوا: edinmeyin
| ابَاءَكُمْ: babalarınızı
| وَإِخْوَانَكُمْ: ve kardeşlerinizi
| أَوْلِيَاءَ: veliler
| إِنِ: eğer
| اسْتَحَبُّوا: seviyorlarsa
| الْكُفْرَ: küfrü
| عَلَى: karşı
| الْإِيمَانِ: imana
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَوَلَّهُمْ: onları veli tanırsa
| مِنْكُمْ: sizden
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (9:23)|قُلْ: de ki
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| ابَاؤُكُمْ: babalarınız
| وَأَبْنَاؤُكُمْ: ve oğullarınız
| وَإِخْوَانُكُمْ: ve kardeşleriniz
| وَأَزْوَاجُكُمْ: ve eşleriniz
| وَعَشِيرَتُكُمْ: ve hısım akrabanız
| وَأَمْوَالٌ: ve mallar
| اقْتَرَفْتُمُوهَا: kazandığınız
| وَتِجَارَةٌ: ve ticaret(iniz)
| تَخْشَوْنَ: korktuğunuz
| كَسَادَهَا: düşmesinden
| وَمَسَاكِنُ: ve konutlar
| تَرْضَوْنَهَا: hoşlandığınız
| أَحَبَّ: daha sevgili (ise)
| إِلَيْكُمْ: size
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisi(nden)
| وَجِهَادٍ: ve cihad etmekten
| فِي:
| سَبِيلِهِ: O'nun yolunda
| فَتَرَبَّصُوا: o halde gözetleyin
| حَتَّىٰ: kadar
| يَأْتِيَ: getirinceye
| اللَّهُ: Allah
| بِأَمْرِهِ: emrini
| وَاللَّهُ: ve Allah
| لَا:
| يَهْدِي: (doğru) yola iletmez
| الْقَوْمَ: topluluğu
| الْفَاسِقِينَ: yoldan çıkmış
| (9:24)

| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| ابَاؤُكُمْ: babalarınız
| وَأَبْنَاؤُكُمْ: ve oğullarınız
| وَإِخْوَانُكُمْ: ve kardeşleriniz
| وَأَزْوَاجُكُمْ: ve eşleriniz
| وَعَشِيرَتُكُمْ: ve hısım akrabanız
| وَأَمْوَالٌ: ve mallar
| اقْتَرَفْتُمُوهَا: kazandığınız
| وَتِجَارَةٌ: ve ticaret(iniz)
| تَخْشَوْنَ: korktuğunuz
| كَسَادَهَا: düşmesinden
| وَمَسَاكِنُ: ve konutlar
| تَرْضَوْنَهَا: hoşlandığınız
| أَحَبَّ: daha sevgili (ise)
| إِلَيْكُمْ: size
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَرَسُولِهِ: ve Elçisi(nden)
| وَجِهَادٍ: ve cihad etmekten
| فِي:
| سَبِيلِهِ: O'nun yolunda
| فَتَرَبَّصُوا: o halde gözetleyin
| حَتَّىٰ: kadar
| يَأْتِيَ: getirinceye
| اللَّهُ: Allah
| بِأَمْرِهِ: emrini
| وَاللَّهُ: ve Allah
| لَا:
| يَهْدِي: (doğru) yola iletmez
| الْقَوْمَ: topluluğu
| الْفَاسِقِينَ: yoldan çıkmış
| (9:24)|لَقَدْ: andolsun
| نَصَرَكُمُ: size yardım etmişti
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| مَوَاطِنَ: yerlerde
| كَثِيرَةٍ: birçok
| وَيَوْمَ: ve gününde
| حُنَيْنٍ: Huneyn
| إِذْ: hani
| أَعْجَبَتْكُمْ: sizi böbürlendirmişti
| كَثْرَتُكُمْ: çokluğunuz
| فَلَمْ: fakat
| تُغْنِ: sağlamamıştı
| عَنْكُمْ: size
| شَيْئًا: hiçbir yarar
| وَضَاقَتْ: ve dar gelmişti
| عَلَيْكُمُ: başınıza
| الْأَرْضُ: yeryüzü
| بِمَا: rağmen
| رَحُبَتْ: bütün genişliğine
| ثُمَّ: nihayet
| وَلَّيْتُمْ: dönmüştünüz
| مُدْبِرِينَ: gerisin geri
| (9:25)

| نَصَرَكُمُ: size yardım etmişti
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| مَوَاطِنَ: yerlerde
| كَثِيرَةٍ: birçok
| وَيَوْمَ: ve gününde
| حُنَيْنٍ: Huneyn
| إِذْ: hani
| أَعْجَبَتْكُمْ: sizi böbürlendirmişti
| كَثْرَتُكُمْ: çokluğunuz
| فَلَمْ: fakat
| تُغْنِ: sağlamamıştı
| عَنْكُمْ: size
| شَيْئًا: hiçbir yarar
| وَضَاقَتْ: ve dar gelmişti
| عَلَيْكُمُ: başınıza
| الْأَرْضُ: yeryüzü
| بِمَا: rağmen
| رَحُبَتْ: bütün genişliğine
| ثُمَّ: nihayet
| وَلَّيْتُمْ: dönmüştünüz
| مُدْبِرِينَ: gerisin geri
| (9:25)|ثُمَّ: sonra
| أَنْزَلَ: indirdi
| اللَّهُ: Allah
| سَكِينَتَهُ: sekinetini
| عَلَىٰ: üzerine
| رَسُولِهِ: Elçisinin
| وَعَلَى: ve üzerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlerin
| وَأَنْزَلَ: ve indirdi
| جُنُودًا: askerler
| لَمْ:
| تَرَوْهَا: sizin görmediğiniz
| وَعَذَّبَ: ve azab etti
| الَّذِينَ: olanlara
| كَفَرُوا: kafirlere
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| جَزَاءُ: cezası
| الْكَافِرِينَ: kafirlerin
| (9:26)

| أَنْزَلَ: indirdi
| اللَّهُ: Allah
| سَكِينَتَهُ: sekinetini
| عَلَىٰ: üzerine
| رَسُولِهِ: Elçisinin
| وَعَلَى: ve üzerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlerin
| وَأَنْزَلَ: ve indirdi
| جُنُودًا: askerler
| لَمْ:
| تَرَوْهَا: sizin görmediğiniz
| وَعَذَّبَ: ve azab etti
| الَّذِينَ: olanlara
| كَفَرُوا: kafirlere
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| جَزَاءُ: cezası
| الْكَافِرِينَ: kafirlerin
| (9:26)|ثُمَّ: sonra
| يَتُوبُ: tevbesini kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| عَلَىٰ:
| مَنْ: kimsenin
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: ve Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (9:27)

| يَتُوبُ: tevbesini kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| عَلَىٰ:
| مَنْ: kimsenin
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: ve Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (9:27)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِنَّمَا: şüphesiz
| الْمُشْرِكُونَ: ortak koşanlar
| نَجَسٌ: pisliktir
| فَلَا: artık
| يَقْرَبُوا: yaklaşmasınlar
| الْمَسْجِدَ: Mescid-i
| الْحَرَامَ: Haram'a
| بَعْدَ: sonra
| عَامِهِمْ: yıllarından
| هَٰذَا: bu
| وَإِنْ: ve eğer
| خِفْتُمْ: korkarsanız
| عَيْلَةً: yoksulluğa düşmekten
| فَسَوْفَ: yakında
| يُغْنِيكُمُ: sizi zengin edecektir
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: kendi lutfu-
| إِنْ: eğer
| شَاءَ: dilerse
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hikmet sahibidir
| (9:28)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِنَّمَا: şüphesiz
| الْمُشْرِكُونَ: ortak koşanlar
| نَجَسٌ: pisliktir
| فَلَا: artık
| يَقْرَبُوا: yaklaşmasınlar
| الْمَسْجِدَ: Mescid-i
| الْحَرَامَ: Haram'a
| بَعْدَ: sonra
| عَامِهِمْ: yıllarından
| هَٰذَا: bu
| وَإِنْ: ve eğer
| خِفْتُمْ: korkarsanız
| عَيْلَةً: yoksulluğa düşmekten
| فَسَوْفَ: yakında
| يُغْنِيكُمُ: sizi zengin edecektir
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: kendi lutfu-
| إِنْ: eğer
| شَاءَ: dilerse
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hikmet sahibidir
| (9:28)|قَاتِلُوا: savaşın
| الَّذِينَ: kimselerle
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَلَا: ve
| بِالْيَوْمِ: gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَلَا: ve
| يُحَرِّمُونَ: haram saymayanlarla
| مَا: ne ki
| حَرَّمَ: haram kıldı
| اللَّهُ: Allah
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisi
| وَلَا:
| يَدِينُونَ: ve din edinmeyenlerle
| دِينَ: dini
| الْحَقِّ: gerçek
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kendilerine
| أُوتُوا: verilenlerden
| الْكِتَابَ: Kitap
| حَتَّىٰ: zamana kadar
| يُعْطُوا: verecekleri
| الْجِزْيَةَ: cizye
| عَنْ:
| يَدٍ: elleriyle
| وَهُمْ: onlar
| صَاغِرُونَ: küçülerek (boyun eğerek)
| (9:29)

| الَّذِينَ: kimselerle
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَلَا: ve
| بِالْيَوْمِ: gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَلَا: ve
| يُحَرِّمُونَ: haram saymayanlarla
| مَا: ne ki
| حَرَّمَ: haram kıldı
| اللَّهُ: Allah
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisi
| وَلَا:
| يَدِينُونَ: ve din edinmeyenlerle
| دِينَ: dini
| الْحَقِّ: gerçek
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kendilerine
| أُوتُوا: verilenlerden
| الْكِتَابَ: Kitap
| حَتَّىٰ: zamana kadar
| يُعْطُوا: verecekleri
| الْجِزْيَةَ: cizye
| عَنْ:
| يَدٍ: elleriyle
| وَهُمْ: onlar
| صَاغِرُونَ: küçülerek (boyun eğerek)
| (9:29)|وَقَالَتِ: ve dediler ki
| الْيَهُودُ: Yahudiler
| عُزَيْرٌ: Uzeyr
| ابْنُ: oğludur
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَقَالَتِ: ve dediler
| النَّصَارَى: Hıristiyanlar
| الْمَسِيحُ: Mesih
| ابْنُ: oğludur
| اللَّهِ: Allah'ın
| ذَٰلِكَ: bu
| قَوْلُهُمْ: onların sözleridir
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlarıyla (geveledikleri)
| يُضَاهِئُونَ: benzetiyorlar
| قَوْلَ: sözlerine
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar edenlerin
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| قَاتَلَهُمُ: onları kahretsin
| اللَّهُ: Allah
| أَنَّىٰ: nasıl da
| يُؤْفَكُونَ: çevriliyorlar
| (9:30)

| الْيَهُودُ: Yahudiler
| عُزَيْرٌ: Uzeyr
| ابْنُ: oğludur
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَقَالَتِ: ve dediler
| النَّصَارَى: Hıristiyanlar
| الْمَسِيحُ: Mesih
| ابْنُ: oğludur
| اللَّهِ: Allah'ın
| ذَٰلِكَ: bu
| قَوْلُهُمْ: onların sözleridir
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlarıyla (geveledikleri)
| يُضَاهِئُونَ: benzetiyorlar
| قَوْلَ: sözlerine
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar edenlerin
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| قَاتَلَهُمُ: onları kahretsin
| اللَّهُ: Allah
| أَنَّىٰ: nasıl da
| يُؤْفَكُونَ: çevriliyorlar
| (9:30)|اتَّخَذُوا: edindiler
| أَحْبَارَهُمْ: hahamlarını
| وَرُهْبَانَهُمْ: ve rahiplerini
| أَرْبَابًا: rabler
| مِنْ:
| دُونِ: ayrı
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَالْمَسِيحَ: ve Mesih'i de
| ابْنَ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَمَا:
| أُمِرُوا: oysa emredilmemişti
| إِلَّا: dışında
| لِيَعْبُدُوا: ibadet etmeleri
| إِلَٰهًا: bir ilaha
| وَاحِدًا: tek olan
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| سُبْحَانَهُ: O münezzehtir
| عَمَّا: şeylerden
| يُشْرِكُونَ: ortak koştukları
| (9:31)

| أَحْبَارَهُمْ: hahamlarını
| وَرُهْبَانَهُمْ: ve rahiplerini
| أَرْبَابًا: rabler
| مِنْ:
| دُونِ: ayrı
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَالْمَسِيحَ: ve Mesih'i de
| ابْنَ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَمَا:
| أُمِرُوا: oysa emredilmemişti
| إِلَّا: dışında
| لِيَعْبُدُوا: ibadet etmeleri
| إِلَٰهًا: bir ilaha
| وَاحِدًا: tek olan
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| سُبْحَانَهُ: O münezzehtir
| عَمَّا: şeylerden
| يُشْرِكُونَ: ortak koştukları
| (9:31)|يُرِيدُونَ: istiyorlar
| أَنْ:
| يُطْفِئُوا: söndürmek
| نُورَ: nurunu
| اللَّهِ: Allah'ın
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlariyle
| وَيَأْبَى: halbuki istemez
| اللَّهُ: Allah
| إِلَّا: başkasını
| أَنْ:
| يُتِمَّ: tamamlamaktan
| نُورَهُ: nurunu
| وَلَوْ: şayet
| كَرِهَ: hoşlanmasa da
| الْكَافِرُونَ: kafirler
| (9:32)

| أَنْ:
| يُطْفِئُوا: söndürmek
| نُورَ: nurunu
| اللَّهِ: Allah'ın
| بِأَفْوَاهِهِمْ: ağızlariyle
| وَيَأْبَى: halbuki istemez
| اللَّهُ: Allah
| إِلَّا: başkasını
| أَنْ:
| يُتِمَّ: tamamlamaktan
| نُورَهُ: nurunu
| وَلَوْ: şayet
| كَرِهَ: hoşlanmasa da
| الْكَافِرُونَ: kafirler
| (9:32)|هُوَ: O
| الَّذِي: ki
| أَرْسَلَ: gönderdi
| رَسُولَهُ: Elçisini
| بِالْهُدَىٰ: hidayetle
| وَدِينِ: ve din ile
| الْحَقِّ: hak
| لِيُظْهِرَهُ: onu çıkarsın diye
| عَلَى: üstüne
| الدِّينِ: din(ler)in
| كُلِّهِ: bütün
| وَلَوْ: şeayet
| كَرِهَ: hoşlanmasa da
| الْمُشْرِكُونَ: ortak koşanlar
| (9:33)

| الَّذِي: ki
| أَرْسَلَ: gönderdi
| رَسُولَهُ: Elçisini
| بِالْهُدَىٰ: hidayetle
| وَدِينِ: ve din ile
| الْحَقِّ: hak
| لِيُظْهِرَهُ: onu çıkarsın diye
| عَلَى: üstüne
| الدِّينِ: din(ler)in
| كُلِّهِ: bütün
| وَلَوْ: şeayet
| كَرِهَ: hoşlanmasa da
| الْمُشْرِكُونَ: ortak koşanlar
| (9:33)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inananlar
| إِنَّ: şüphesiz
| كَثِيرًا: birçoğu
| مِنَ: -dan
| الْأَحْبَارِ: hahamlar-
| وَالرُّهْبَانِ: ve rahipler(den)
| لَيَأْكُلُونَ: yerler
| أَمْوَالَ: mallarını
| النَّاسِ: insanların
| بِالْبَاطِلِ: haksızlıkla
| وَيَصُدُّونَ: ve çevirirler
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah
| وَالَّذِينَ: kimseler
| يَكْنِزُونَ: yığan
| الذَّهَبَ: altın
| وَالْفِضَّةَ: ve gümüşü
| وَلَا: ve
| يُنْفِقُونَهَا: onları harcamayanlar
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| فَبَشِّرْهُمْ: işte onlara müjdele
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acıklı
| (9:34)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inananlar
| إِنَّ: şüphesiz
| كَثِيرًا: birçoğu
| مِنَ: -dan
| الْأَحْبَارِ: hahamlar-
| وَالرُّهْبَانِ: ve rahipler(den)
| لَيَأْكُلُونَ: yerler
| أَمْوَالَ: mallarını
| النَّاسِ: insanların
| بِالْبَاطِلِ: haksızlıkla
| وَيَصُدُّونَ: ve çevirirler
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah
| وَالَّذِينَ: kimseler
| يَكْنِزُونَ: yığan
| الذَّهَبَ: altın
| وَالْفِضَّةَ: ve gümüşü
| وَلَا: ve
| يُنْفِقُونَهَا: onları harcamayanlar
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| فَبَشِّرْهُمْ: işte onlara müjdele
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acıklı
| (9:34)|يَوْمَ: O gün
| يُحْمَىٰ: kızdırılır
| عَلَيْهَا: üzerleri
| فِي: içinde
| نَارِ: ateşi
| جَهَنَّمَ: cehennem
| فَتُكْوَىٰ: dağlanır
| بِهَا: bunlarla
| جِبَاهُهُمْ: onların alınları
| وَجُنُوبُهُمْ: ve yanları
| وَظُهُورُهُمْ: ve sırtları
| هَٰذَا: (işte) budur
| مَا: şeyler
| كَنَزْتُمْ: yığdıklarınız
| لِأَنْفُسِكُمْ: nefisleriniz için
| فَذُوقُوا: o halde tadın
| مَا: şeyleri
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَكْنِزُونَ: yığıyor(lar)
| (9:35)

| يُحْمَىٰ: kızdırılır
| عَلَيْهَا: üzerleri
| فِي: içinde
| نَارِ: ateşi
| جَهَنَّمَ: cehennem
| فَتُكْوَىٰ: dağlanır
| بِهَا: bunlarla
| جِبَاهُهُمْ: onların alınları
| وَجُنُوبُهُمْ: ve yanları
| وَظُهُورُهُمْ: ve sırtları
| هَٰذَا: (işte) budur
| مَا: şeyler
| كَنَزْتُمْ: yığdıklarınız
| لِأَنْفُسِكُمْ: nefisleriniz için
| فَذُوقُوا: o halde tadın
| مَا: şeyleri
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَكْنِزُونَ: yığıyor(lar)
| (9:35)|إِنَّ: şüphesiz
| عِدَّةَ: sayısı
| الشُّهُورِ: ayların
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah'ın
| اثْنَا: (on) iki
| عَشَرَ: on (iki)
| شَهْرًا: aydır
| فِي:
| كِتَابِ: kitabında
| اللَّهِ: Allah'ın
| يَوْمَ: günden beri
| خَلَقَ: yarattığı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| مِنْهَا: bunlardan
| أَرْبَعَةٌ: dördü
| حُرُمٌ: haram(ay)lardır
| ذَٰلِكَ: işte budur
| الدِّينُ: din
| الْقَيِّمُ: doğru
| فَلَا:
| تَظْلِمُوا: zulmetmeyin
| فِيهِنَّ: (o aylar) içinde
| أَنْفُسَكُمْ: kendinize
| وَقَاتِلُوا: ve savaşın
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlarla
| كَافَّةً: topyekun
| كَمَا: nasıl
| يُقَاتِلُونَكُمْ: sizinle savaşıyorlarsa
| كَافَّةً: topyekun
| وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الْمُتَّقِينَ: korunanlarla
| (9:36)

| عِدَّةَ: sayısı
| الشُّهُورِ: ayların
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah'ın
| اثْنَا: (on) iki
| عَشَرَ: on (iki)
| شَهْرًا: aydır
| فِي:
| كِتَابِ: kitabında
| اللَّهِ: Allah'ın
| يَوْمَ: günden beri
| خَلَقَ: yarattığı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| مِنْهَا: bunlardan
| أَرْبَعَةٌ: dördü
| حُرُمٌ: haram(ay)lardır
| ذَٰلِكَ: işte budur
| الدِّينُ: din
| الْقَيِّمُ: doğru
| فَلَا:
| تَظْلِمُوا: zulmetmeyin
| فِيهِنَّ: (o aylar) içinde
| أَنْفُسَكُمْ: kendinize
| وَقَاتِلُوا: ve savaşın
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlarla
| كَافَّةً: topyekun
| كَمَا: nasıl
| يُقَاتِلُونَكُمْ: sizinle savaşıyorlarsa
| كَافَّةً: topyekun
| وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الْمُتَّقِينَ: korunanlarla
| (9:36)|إِنَّمَا: şüphesiz
| النَّسِيءُ: ertelemek
| زِيَادَةٌ: daha ileri gitmektir
| فِي:
| الْكُفْرِ: küfürde
| يُضَلُّ: saptırılır
| بِهِ: onunla
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| يُحِلُّونَهُ: onu helal sayarlar
| عَامًا: bir yıl
| وَيُحَرِّمُونَهُ: ve haram sayarlar
| عَامًا: bir yıl
| لِيُوَاطِئُوا: denk gelsin diye
| عِدَّةَ: sayısı
| مَا:
| حَرَّمَ: haram kıldığının
| اللَّهُ: Allah'ın
| فَيُحِلُّوا: helal yapsınlar
| مَا:
| حَرَّمَ: haram kıldığını
| اللَّهُ: Allah'ın
| زُيِّنَ: süslü gösterildi
| لَهُمْ: kendilerine
| سُوءُ: kötülüğü
| أَعْمَالِهِمْ: yaptıkları işin
| وَاللَّهُ: ve Allah
| لَا:
| يَهْدِي: yol göstermez
| الْقَوْمَ: toplumuna
| الْكَافِرِينَ: kafirler
| (9:37)

| النَّسِيءُ: ertelemek
| زِيَادَةٌ: daha ileri gitmektir
| فِي:
| الْكُفْرِ: küfürde
| يُضَلُّ: saptırılır
| بِهِ: onunla
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| يُحِلُّونَهُ: onu helal sayarlar
| عَامًا: bir yıl
| وَيُحَرِّمُونَهُ: ve haram sayarlar
| عَامًا: bir yıl
| لِيُوَاطِئُوا: denk gelsin diye
| عِدَّةَ: sayısı
| مَا:
| حَرَّمَ: haram kıldığının
| اللَّهُ: Allah'ın
| فَيُحِلُّوا: helal yapsınlar
| مَا:
| حَرَّمَ: haram kıldığını
| اللَّهُ: Allah'ın
| زُيِّنَ: süslü gösterildi
| لَهُمْ: kendilerine
| سُوءُ: kötülüğü
| أَعْمَالِهِمْ: yaptıkları işin
| وَاللَّهُ: ve Allah
| لَا:
| يَهْدِي: yol göstermez
| الْقَوْمَ: toplumuna
| الْكَافِرِينَ: kafirler
| (9:37)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| مَا: ne oldu ki?
| لَكُمْ: size
| إِذَا: zaman
| قِيلَ: dendiği
| لَكُمُ: size
| انْفِرُوا: savaşa çıkın
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| اثَّاقَلْتُمْ: çakılıp kaldınız
| إِلَى:
| الْأَرْضِ: yere
| أَرَضِيتُمْ: razı mı oldunuz?
| بِالْحَيَاةِ: hayatına
| الدُّنْيَا: dünya
| مِنَ: karşılık
| الْاخِرَةِ: ahirete
| فَمَا: ama
| مَتَاعُ: geçimi
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| فِي: göre
| الْاخِرَةِ: ahirete
| إِلَّا: pek
| قَلِيلٌ: azdır
| (9:38)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| مَا: ne oldu ki?
| لَكُمْ: size
| إِذَا: zaman
| قِيلَ: dendiği
| لَكُمُ: size
| انْفِرُوا: savaşa çıkın
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| اثَّاقَلْتُمْ: çakılıp kaldınız
| إِلَى:
| الْأَرْضِ: yere
| أَرَضِيتُمْ: razı mı oldunuz?
| بِالْحَيَاةِ: hayatına
| الدُّنْيَا: dünya
| مِنَ: karşılık
| الْاخِرَةِ: ahirete
| فَمَا: ama
| مَتَاعُ: geçimi
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| فِي: göre
| الْاخِرَةِ: ahirete
| إِلَّا: pek
| قَلِيلٌ: azdır
| (9:38)|إِلَّا: eğer
| تَنْفِرُوا: topluca (savaşa) çıkmazsanız
| يُعَذِّبْكُمْ: size azabeder
| عَذَابًا: bir azapla
| أَلِيمًا: acıklı
| وَيَسْتَبْدِلْ: ve yerinize getirir
| قَوْمًا: bir topluluk
| غَيْرَكُمْ: sizden başka
| وَلَا:
| تَضُرُّوهُ: O'na zarar veremezsiniz
| شَيْئًا: hiçbir
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| قَدِيرٌ: yapabilendir
| (9:39)

| تَنْفِرُوا: topluca (savaşa) çıkmazsanız
| يُعَذِّبْكُمْ: size azabeder
| عَذَابًا: bir azapla
| أَلِيمًا: acıklı
| وَيَسْتَبْدِلْ: ve yerinize getirir
| قَوْمًا: bir topluluk
| غَيْرَكُمْ: sizden başka
| وَلَا:
| تَضُرُّوهُ: O'na zarar veremezsiniz
| شَيْئًا: hiçbir
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| قَدِيرٌ: yapabilendir
| (9:39)|إِلَّا: eğer
| تَنْصُرُوهُ: siz ona yardım etmezseniz
| فَقَدْ: iyi bilin ki
| نَصَرَهُ: ona yardım etmişti
| اللَّهُ: Allah
| إِذْ: hani
| أَخْرَجَهُ: (Mekke'den) çıkardıklarında
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| ثَانِيَ: ikincisiydi
| اثْنَيْنِ: iki kişiden
| إِذْ: iken
| هُمَا: ikisi
| فِي:
| الْغَارِ: mağarada
| إِذْ: hani
| يَقُولُ: diyordu
| لِصَاحِبِهِ: arkadaşına
| لَا:
| تَحْزَنْ: üzülme
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مَعَنَا: bizimle beraberdir
| فَأَنْزَلَ: (İşte o zaman) indirdi
| اللَّهُ: Allah
| سَكِينَتَهُ: sekinesini
| عَلَيْهِ: onun üzerine
| وَأَيَّدَهُ: ve onu destekledi
| بِجُنُودٍ: askerlerle
| لَمْ:
| تَرَوْهَا: sizin görmediğiniz
| وَجَعَلَ: ve kıldı
| كَلِمَةَ: sözünü
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inanmayan(ların)
| السُّفْلَىٰ: alçak
| وَكَلِمَةُ: ve sözü ise
| اللَّهِ: Allah'ın
| هِيَ: o
| الْعُلْيَا: yüce olandır
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَزِيزٌ: daima üstündür
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (9:40)

| تَنْصُرُوهُ: siz ona yardım etmezseniz
| فَقَدْ: iyi bilin ki
| نَصَرَهُ: ona yardım etmişti
| اللَّهُ: Allah
| إِذْ: hani
| أَخْرَجَهُ: (Mekke'den) çıkardıklarında
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| ثَانِيَ: ikincisiydi
| اثْنَيْنِ: iki kişiden
| إِذْ: iken
| هُمَا: ikisi
| فِي:
| الْغَارِ: mağarada
| إِذْ: hani
| يَقُولُ: diyordu
| لِصَاحِبِهِ: arkadaşına
| لَا:
| تَحْزَنْ: üzülme
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مَعَنَا: bizimle beraberdir
| فَأَنْزَلَ: (İşte o zaman) indirdi
| اللَّهُ: Allah
| سَكِينَتَهُ: sekinesini
| عَلَيْهِ: onun üzerine
| وَأَيَّدَهُ: ve onu destekledi
| بِجُنُودٍ: askerlerle
| لَمْ:
| تَرَوْهَا: sizin görmediğiniz
| وَجَعَلَ: ve kıldı
| كَلِمَةَ: sözünü
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inanmayan(ların)
| السُّفْلَىٰ: alçak
| وَكَلِمَةُ: ve sözü ise
| اللَّهِ: Allah'ın
| هِيَ: o
| الْعُلْيَا: yüce olandır
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَزِيزٌ: daima üstündür
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (9:40)|انْفِرُوا: savaşa çıkın
| خِفَافًا: (gerek) hafif olarak
| وَثِقَالًا: (gerek) ağır olarak
| وَجَاهِدُوا: ve cihad edin
| بِأَمْوَالِكُمْ: mallarınızla
| وَأَنْفُسِكُمْ: ve canlarınızla
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| ذَٰلِكُمْ: bu
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| لَكُمْ: sizin için
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تَعْلَمُونَ: biliyor
| (9:41)

| خِفَافًا: (gerek) hafif olarak
| وَثِقَالًا: (gerek) ağır olarak
| وَجَاهِدُوا: ve cihad edin
| بِأَمْوَالِكُمْ: mallarınızla
| وَأَنْفُسِكُمْ: ve canlarınızla
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| ذَٰلِكُمْ: bu
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| لَكُمْ: sizin için
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تَعْلَمُونَ: biliyor
| (9:41)|لَوْ: eğer
| كَانَ: olsaydı
| عَرَضًا: bir menfaat
| قَرِيبًا: yakın
| وَسَفَرًا: ve bir yolculuk
| قَاصِدًا: orta
| لَاتَّبَعُوكَ: elbette sana tabi olurlardı
| وَلَٰكِنْ: fakat
| بَعُدَتْ: uzak geldi
| عَلَيْهِمُ: kendilerine
| الشُّقَّةُ: aşılacak mesafe
| وَسَيَحْلِفُونَ: bir de yemin edecekler
| بِاللَّهِ: Allah'a
| لَوِ: eğer (diye)
| اسْتَطَعْنَا: gücümüz yetseydi
| لَخَرَجْنَا: çıkardık
| مَعَكُمْ: sizinle beraber
| يُهْلِكُونَ: mahvediyorlar
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَعْلَمُ: biliyor
| إِنَّهُمْ: onların
| لَكَاذِبُونَ: yalancı olduklarını
| (9:42)

| كَانَ: olsaydı
| عَرَضًا: bir menfaat
| قَرِيبًا: yakın
| وَسَفَرًا: ve bir yolculuk
| قَاصِدًا: orta
| لَاتَّبَعُوكَ: elbette sana tabi olurlardı
| وَلَٰكِنْ: fakat
| بَعُدَتْ: uzak geldi
| عَلَيْهِمُ: kendilerine
| الشُّقَّةُ: aşılacak mesafe
| وَسَيَحْلِفُونَ: bir de yemin edecekler
| بِاللَّهِ: Allah'a
| لَوِ: eğer (diye)
| اسْتَطَعْنَا: gücümüz yetseydi
| لَخَرَجْنَا: çıkardık
| مَعَكُمْ: sizinle beraber
| يُهْلِكُونَ: mahvediyorlar
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَعْلَمُ: biliyor
| إِنَّهُمْ: onların
| لَكَاذِبُونَ: yalancı olduklarını
| (9:42)|عَفَا: affetsin
| اللَّهُ: Allah
| عَنْكَ: seni
| لِمَ: niçin
| أَذِنْتَ: izin verdin
| لَهُمْ: onlara
| حَتَّىٰ: kadar
| يَتَبَيَّنَ: iyice belli olana
| لَكَ: sana
| الَّذِينَ: kimseler
| صَدَقُوا: doğru söyleyen(ler)
| وَتَعْلَمَ: ve öğreninceye
| الْكَاذِبِينَ: yalan söyleyenler
| (9:43)

| اللَّهُ: Allah
| عَنْكَ: seni
| لِمَ: niçin
| أَذِنْتَ: izin verdin
| لَهُمْ: onlara
| حَتَّىٰ: kadar
| يَتَبَيَّنَ: iyice belli olana
| لَكَ: sana
| الَّذِينَ: kimseler
| صَدَقُوا: doğru söyleyen(ler)
| وَتَعْلَمَ: ve öğreninceye
| الْكَاذِبِينَ: yalan söyleyenler
| (9:43)|لَا:
| يَسْتَأْذِنُكَ: senden izin istemezler
| الَّذِينَ: kimseler
| يُؤْمِنُونَ: inanan(lar)
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| أَنْ:
| يُجَاهِدُوا: cihadetmek için
| بِأَمْوَالِهِمْ: mallariyle
| وَأَنْفُسِهِمْ: ve canlariyle
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilir
| بِالْمُتَّقِينَ: korunanları
| (9:44)

| يَسْتَأْذِنُكَ: senden izin istemezler
| الَّذِينَ: kimseler
| يُؤْمِنُونَ: inanan(lar)
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| أَنْ:
| يُجَاهِدُوا: cihadetmek için
| بِأَمْوَالِهِمْ: mallariyle
| وَأَنْفُسِهِمْ: ve canlariyle
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilir
| بِالْمُتَّقِينَ: korunanları
| (9:44)|إِنَّمَا: ancak
| يَسْتَأْذِنُكَ: senden izin isterler
| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَارْتَابَتْ: ve kuşkuya düşen
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| فَهُمْ: kendileri
| فِي: içinde
| رَيْبِهِمْ: şüpheleri
| يَتَرَدَّدُونَ: bocalayıp duranlar
| (9:45)

| يَسْتَأْذِنُكَ: senden izin isterler
| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَارْتَابَتْ: ve kuşkuya düşen
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| فَهُمْ: kendileri
| فِي: içinde
| رَيْبِهِمْ: şüpheleri
| يَتَرَدَّدُونَ: bocalayıp duranlar
| (9:45)|وَلَوْ: ve eğer
| أَرَادُوا: isteselerdi
| الْخُرُوجَ: çıkmak
| لَأَعَدُّوا: yaparladı
| لَهُ: onun için
| عُدَّةً: bir hazırlık
| وَلَٰكِنْ: fakat
| كَرِهَ: hoşlanmadı
| اللَّهُ: Allah
| انْبِعَاثَهُمْ: davranışlarından
| فَثَبَّطَهُمْ: ve onları durdurdu
| وَقِيلَ: ve denildi
| اقْعُدُوا: oturun
| مَعَ: beraber
| الْقَاعِدِينَ: oturanlarla
| (9:46)

| أَرَادُوا: isteselerdi
| الْخُرُوجَ: çıkmak
| لَأَعَدُّوا: yaparladı
| لَهُ: onun için
| عُدَّةً: bir hazırlık
| وَلَٰكِنْ: fakat
| كَرِهَ: hoşlanmadı
| اللَّهُ: Allah
| انْبِعَاثَهُمْ: davranışlarından
| فَثَبَّطَهُمْ: ve onları durdurdu
| وَقِيلَ: ve denildi
| اقْعُدُوا: oturun
| مَعَ: beraber
| الْقَاعِدِينَ: oturanlarla
| (9:46)|لَوْ: eğer
| خَرَجُوا: çıkmış olsalardı
| فِيكُمْ: sizin içinizde
| مَا:
| زَادُوكُمْ: size bir katkıları olmazdı
| إِلَّا: başka
| خَبَالًا: bozgunculuktan
| وَلَأَوْضَعُوا: ve hemen sokulurlardı
| خِلَالَكُمْ: aranıza
| يَبْغُونَكُمُ: sizi düşürmek için
| الْفِتْنَةَ: fitneye
| وَفِيكُمْ: ve içinizde de vardı
| سَمَّاعُونَ: kulak verenler
| لَهُمْ: onlara
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلِيمٌ: bilir
| بِالظَّالِمِينَ: zalimleri
| (9:47)

| خَرَجُوا: çıkmış olsalardı
| فِيكُمْ: sizin içinizde
| مَا:
| زَادُوكُمْ: size bir katkıları olmazdı
| إِلَّا: başka
| خَبَالًا: bozgunculuktan
| وَلَأَوْضَعُوا: ve hemen sokulurlardı
| خِلَالَكُمْ: aranıza
| يَبْغُونَكُمُ: sizi düşürmek için
| الْفِتْنَةَ: fitneye
| وَفِيكُمْ: ve içinizde de vardı
| سَمَّاعُونَ: kulak verenler
| لَهُمْ: onlara
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلِيمٌ: bilir
| بِالظَّالِمِينَ: zalimleri
| (9:47)|لَقَدِ: andolsun ki
| ابْتَغَوُا: istediler
| الْفِتْنَةَ: fitne çıkarmak
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden de
| وَقَلَّبُوا: ve ters çevirdiler
| لَكَ: sana
| الْأُمُورَ: nice işleri
| حَتَّىٰ: nihayet
| جَاءَ: geldi
| الْحَقُّ: hak
| وَظَهَرَ: galebe çaldı
| أَمْرُ: emri
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَهُمْ: ve onlar
| كَارِهُونَ: istemedikleri halde
| (9:48)

| ابْتَغَوُا: istediler
| الْفِتْنَةَ: fitne çıkarmak
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden de
| وَقَلَّبُوا: ve ters çevirdiler
| لَكَ: sana
| الْأُمُورَ: nice işleri
| حَتَّىٰ: nihayet
| جَاءَ: geldi
| الْحَقُّ: hak
| وَظَهَرَ: galebe çaldı
| أَمْرُ: emri
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَهُمْ: ve onlar
| كَارِهُونَ: istemedikleri halde
| (9:48)|وَمِنْهُمْ: ve içlerinden
| مَنْ: kimseler
| يَقُولُ: derler
| ائْذَنْ: izin ver
| لِي: bana
| وَلَا: ve
| تَفْتِنِّي: beni fitneye düşürme
| أَلَا: iyi bilinki
| فِي:
| الْفِتْنَةِ: onlar zaten fitneye
| سَقَطُوا: düşmüşlerdir
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| جَهَنَّمَ: cehennem
| لَمُحِيطَةٌ: kuşatacaktır
| بِالْكَافِرِينَ: kafirleri
| (9:49)

| مَنْ: kimseler
| يَقُولُ: derler
| ائْذَنْ: izin ver
| لِي: bana
| وَلَا: ve
| تَفْتِنِّي: beni fitneye düşürme
| أَلَا: iyi bilinki
| فِي:
| الْفِتْنَةِ: onlar zaten fitneye
| سَقَطُوا: düşmüşlerdir
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| جَهَنَّمَ: cehennem
| لَمُحِيطَةٌ: kuşatacaktır
| بِالْكَافِرِينَ: kafirleri
| (9:49)|إِنْ: eğer
| تُصِبْكَ: sana ulaşsa
| حَسَنَةٌ: bir iyilik
| تَسُؤْهُمْ: onların hoşuna gitmez
| وَإِنْ: ve eğer
| تُصِبْكَ: sana ulaşsa
| مُصِيبَةٌ: bir kötülük
| يَقُولُوا: derler
| قَدْ: muhakkak
| أَخَذْنَا: biz almıştık
| أَمْرَنَا: tedbirimizi
| مِنْ: -den
| قَبْلُ: önce-
| وَيَتَوَلَّوْا: döner(gider)ler
| وَهُمْ: ve onlar
| فَرِحُونَ: sevinirler
| (9:50)

| تُصِبْكَ: sana ulaşsa
| حَسَنَةٌ: bir iyilik
| تَسُؤْهُمْ: onların hoşuna gitmez
| وَإِنْ: ve eğer
| تُصِبْكَ: sana ulaşsa
| مُصِيبَةٌ: bir kötülük
| يَقُولُوا: derler
| قَدْ: muhakkak
| أَخَذْنَا: biz almıştık
| أَمْرَنَا: tedbirimizi
| مِنْ: -den
| قَبْلُ: önce-
| وَيَتَوَلَّوْا: döner(gider)ler
| وَهُمْ: ve onlar
| فَرِحُونَ: sevinirler
| (9:50)