» 14 / Ibrahim  Suresi:

Kuran Sırası: 14
İniş Sırası: 72

Kırık Meal (Arapça) Meali
|الر: Elif Lam Ra | كِتَابٌ: (Bu), Kitaptır | أَنْزَلْنَاهُ: indirdiğimiz | إِلَيْكَ: sana | لِتُخْرِجَ: çıkarman için | النَّاسَ: insanları | مِنَ: -dan | الظُّلُمَاتِ: karanlıklar- | إِلَى: | النُّورِ: aydınlığa | بِإِذْنِ: izniyle | رَبِّهِمْ: Rablerinin | إِلَىٰ: | صِرَاطِ: yoluna | الْعَزِيزِ: Aziz | الْحَمِيدِ: ve övgüye layık olanın | (14:1)
|اللَّهِ: Allah | الَّذِي: ki | لَهُ: O'nundur | مَا: ne varsa | فِي: | السَّمَاوَاتِ: göklerde | وَمَا: ve ne varsa | فِي: | الْأَرْضِ: yerde | وَوَيْلٌ: vay haline | لِلْكَافِرِينَ: şu kafirlerin | مِنْ: dolayı | عَذَابٍ: azabdan | شَدِيدٍ: çetin | (14:2)
|الَّذِينَ: ki onlar | يَسْتَحِبُّونَ: tercih ederler | الْحَيَاةَ: hayatını | الدُّنْيَا: dünya | عَلَى: karşılık | الْاخِرَةِ: ahirete | وَيَصُدُّونَ: ve engel olurlar | عَنْ: -ndan | سَبِيلِ: yolu- | اللَّهِ: Allah'ın | وَيَبْغُونَهَا: ve onu isterler | عِوَجًا: eğrilmesini | أُولَٰئِكَ: işte onlar | فِي: içindedirler | ضَلَالٍ: bir sapıklık | بَعِيدٍ: derin | (14:3)
|وَمَا: ve | أَرْسَلْنَا: biz göndermedik | مِنْ: her | رَسُولٍ: elçiyi | إِلَّا: başka | بِلِسَانِ: dilinden | قَوْمِهِ: kendi kavminin | لِيُبَيِّنَ: açıklasın diye | لَهُمْ: olara | فَيُضِلُّ: şaşırtır | اللَّهُ: Allah | مَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediğin | وَيَهْدِي: ve yola iletir | مَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediği | وَهُوَ: ve O | الْعَزِيزُ: azizdir | الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibidir | (14:4)
|وَلَقَدْ: ve andolsun | أَرْسَلْنَا: göndermiştik | مُوسَىٰ: Musa'yı | بِايَاتِنَا: ayetlerimizle birlikte | أَنْ: için | أَخْرِجْ: çıkarması | قَوْمَكَ: kavmini | مِنَ: -dan | الظُّلُمَاتِ: karanlıklar- | إِلَى: | النُّورِ: aydınlığa | وَذَكِّرْهُمْ: ve onlara hatırlatması için | بِأَيَّامِ: günlerini | اللَّهِ: Allah'ın | إِنَّ: şüphesiz | فِي: | ذَٰلِكَ: bunda | لَايَاتٍ: ayetler vardır | لِكُلِّ: herkes için | صَبَّارٍ: sabreden | شَكُورٍ: şükreden | (14:5)
|وَإِذْ: ve hani | قَالَ: demişti ki | مُوسَىٰ: Musa | لِقَوْمِهِ: kavmine | اذْكُرُوا: hatırlayın | نِعْمَةَ: ni'metini | اللَّهِ: Allah'ın | عَلَيْكُمْ: üzerinizdeki | إِذْ: zaman | أَنْجَاكُمْ: sizi kurtardı | مِنْ: | الِ: soyundan | فِرْعَوْنَ: Fir'avn | يَسُومُونَكُمْ: onlar sizi sürüyorlardı | سُوءَ: en kötüsüne | الْعَذَابِ: işkencenin | وَيُذَبِّحُونَ: ve kesiyorlardı | أَبْنَاءَكُمْ: oğullarınızı | وَيَسْتَحْيُونَ: ve sağ bırakıyorlardı | نِسَاءَكُمْ: kadınlarınızı | وَفِي: ve vardı | ذَٰلِكُمْ: bunda size | بَلَاءٌ: bir imtihan | مِنْ: -den | رَبِّكُمْ: Rabbiniz- | عَظِيمٌ: büyük | (14:6)
|وَإِذْ: ve hani | تَأَذَّنَ: size bildirmişti | رَبُّكُمْ: Rabbiniz | لَئِنْ: eğer | شَكَرْتُمْ: şükrederseniz | لَأَزِيدَنَّكُمْ: elbette size daha fazla veririm | وَلَئِنْ: ve eğer | كَفَرْتُمْ: nankörlük ederseniz | إِنَّ: şüphesiz | عَذَابِي: azabım | لَشَدِيدٌ: pek çetindir | (14:7)
|وَقَالَ: ve dedi ki | مُوسَىٰ: Musa | إِنْ: eğer | تَكْفُرُوا: nankörlük etseniz | أَنْتُمْ: siz | وَمَنْ: ve kimseler | فِي: | الْأَرْضِ: yeryüzündeki | جَمِيعًا: hepiniz | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | لَغَنِيٌّ: zengindir | حَمِيدٌ: övülmüştür | (14:8)
|أَلَمْ: | يَأْتِكُمْ: size gelmedi mi? | نَبَأُ: haberi | الَّذِينَ: kimselerin | مِنْ: | قَبْلِكُمْ: sizden öncekilerin | قَوْمِ: kavimlerinin | نُوحٍ: Nuh | وَعَادٍ: ve Ad | وَثَمُودَ: ve Semud | وَالَّذِينَ: ve kimselerin | مِنْ: | بَعْدِهِمْ: onlardan sonra gelen | لَا: | يَعْلَمُهُمْ: onları kimse bilmez | إِلَّا: başka | اللَّهُ: Allah'tan | جَاءَتْهُمْ: onlara getirdi | رُسُلُهُمْ: elçileri | بِالْبَيِّنَاتِ: kanıtlar | فَرَدُّوا: fakat koydular | أَيْدِيَهُمْ: onlar ellerini | فِي: | أَفْوَاهِهِمْ: ağızlarına | وَقَالُوا: ve dediler ki | إِنَّا: muhakkak biz | كَفَرْنَا: tanımayız | بِمَا: şeyi | أُرْسِلْتُمْ: sizinle gönderilen | بِهِ: onunla | وَإِنَّا: ve biz | لَفِي: içindeyiz | شَكٍّ: bir kuşku | مِمَّا: şeye karşı | تَدْعُونَنَا: bizi çağırdığınız | إِلَيْهِ: ona | مُرِيبٍ: derin | (14:9)
|قَالَتْ: dediler ki | رُسُلُهُمْ: elçileri | أَفِي: hakkında (edilir) mi? | اللَّهِ: Allah | شَكٌّ: şüphe | فَاطِرِ: yaratan | السَّمَاوَاتِ: gökleri | وَالْأَرْضِ: ve yeri | يَدْعُوكُمْ: (O) sizi davet ediyor | لِيَغْفِرَ: bağışlamak için | لَكُمْ: sizin | مِنْ: bir kısmını | ذُنُوبِكُمْ: günahlarınızdan | وَيُؤَخِّرَكُمْ: ve sizi ertelemek için | إِلَىٰ: kadar | أَجَلٍ: bir süreye | مُسَمًّى: belirtilmiş | قَالُوا: onlar dediler | إِنْ: | أَنْتُمْ: siz de | إِلَّا: başka değilsiniz | بَشَرٌ: bir insandan | مِثْلُنَا: bizim gibi | تُرِيدُونَ: istiyorsunuz | أَنْ: | تَصُدُّونَا: bizi çevirmek | عَمَّا: -ndan | كَانَ: olduğu- | يَعْبُدُ: tapıyor | ابَاؤُنَا: atalarımızın | فَأْتُونَا: o halde bize getirin | بِسُلْطَانٍ: bir delil | مُبِينٍ: açık | (14:10)
|قَالَتْ: dediler ki | لَهُمْ: onlara | رُسُلُهُمْ: elçileri | إِنْ: değiliz | نَحْنُ: biz (de) | إِلَّا: başka bir şey | بَشَرٌ: insandan | مِثْلُكُمْ: sizin gibi | وَلَٰكِنَّ: fakat | اللَّهَ: Allah | يَمُنُّ: lutfeder | عَلَىٰ: | مَنْ: kimseye | يَشَاءُ: dilediği | مِنْ: -ndan | عِبَادِهِ: kulları- | وَمَا: yoktur | كَانَ: imkanımız | لَنَا: bizim | أَنْ: | نَأْتِيَكُمْ: size getiremeye | بِسُلْطَانٍ: bir delil | إِلَّا: olmadan | بِإِذْنِ: izni | اللَّهِ: Allah'ın | وَعَلَى: ve | اللَّهِ: Allah'a | فَلْيَتَوَكَّلِ: dayansınlar | الْمُؤْمِنُونَ: inananlar | (14:11)
|وَمَا: neden? | لَنَا: biz | أَلَّا: | نَتَوَكَّلَ: dayanmayalım | عَلَى: | اللَّهِ: Allah'a | وَقَدْ: elbette | هَدَانَا: bize göstermişken | سُبُلَنَا: yollarımızı | وَلَنَصْبِرَنَّ: ve katlanırız | عَلَىٰ: | مَا: | اذَيْتُمُونَا: bize yaptığınız eziyetlere | وَعَلَى: ve | اللَّهِ: Allah'a | فَلْيَتَوَكَّلِ: dayansınlar | الْمُتَوَكِّلُونَ: tevekkül edenler | (14:12)
|وَقَالَ: dediler ki | الَّذِينَ: kimseler | كَفَرُوا: inkar eden(ler) | لِرُسُلِهِمْ: elçilerine | لَنُخْرِجَنَّكُمْ: ya sizi mutlaka çıkarırız | مِنْ: -dan | أَرْضِنَا: yurdumuz- | أَوْ: ya da | لَتَعُودُنَّ: dönersiniz | فِي: | مِلَّتِنَا: bizim dinimize | فَأَوْحَىٰ: şöyle vahyetti | إِلَيْهِمْ: onlara | رَبُّهُمْ: Rableri | لَنُهْلِكَنَّ: mutlaka helak edeceğiz | الظَّالِمِينَ: zalimleri | (14:13)
|وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ: ve sizi yerleştireceğiz | الْأَرْضَ: o yere | مِنْ: | بَعْدِهِمْ: onların ardından | ذَٰلِكَ: bu | لِمَنْ: içindir | خَافَ: korkan | مَقَامِي: makamımdan | وَخَافَ: ve korkan içindir | وَعِيدِ: tehdidimden | (14:14)
|وَاسْتَفْتَحُوا: fetih istediler | وَخَابَ: ve perişan oldu | كُلُّ: her | جَبَّارٍ: zorba | عَنِيدٍ: inatçı | (14:15)
|مِنْ: | وَرَائِهِ: ardından da | جَهَنَّمُ: cehennem | وَيُسْقَىٰ: kendisine içirilir | مِنْ: | مَاءٍ: bir suy | صَدِيدٍ: irin (gibi) | (14:16)
|يَتَجَرَّعُهُ: onu yutmağa çalışır | وَلَا: fakat | يَكَادُ: geçiremez | يُسِيغُهُ: boğazından | وَيَأْتِيهِ: ve ona geldiği halde | الْمَوْتُ: ölüm | مِنْ: | كُلِّ: her | مَكَانٍ: yandan | وَمَا: ve yine | هُوَ: o | بِمَيِّتٍ: ölemez | وَمِنْ: | وَرَائِهِ: bunun ardından | عَذَابٌ: bir azab | غَلِيظٌ: kaba | (14:17)
|مَثَلُ: durumu | الَّذِينَ: kimselerin | كَفَرُوا: inkar eden(lerin) | بِرَبِّهِمْ: Rablerini | أَعْمَالُهُمْ: işleri | كَرَمَادٍ: küle benzer | اشْتَدَّتْ: savurduğu | بِهِ: onu | الرِّيحُ: rüzgarın | فِي: | يَوْمٍ: bir günde | عَاصِفٍ: fırtınalı | لَا: | يَقْدِرُونَ: ele geçiremezler | مِمَّا: şeylerden | كَسَبُوا: kazandıkları | عَلَىٰ: | شَيْءٍ: hiçbir şeyi | ذَٰلِكَ: işte | هُوَ: o | الضَّلَالُ: sapıklıktır | الْبَعِيدُ: derin | (14:18)
|أَلَمْ: | تَرَ: görmedin mi? | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | خَلَقَ: yarattı | السَّمَاوَاتِ: gökleri | وَالْأَرْضَ: ve yeri | بِالْحَقِّ: hak ile | إِنْ: eğer | يَشَأْ: dilerse | يُذْهِبْكُمْ: sizi götürür | وَيَأْتِ: ve getirir | بِخَلْقٍ: bir halk | جَدِيدٍ: yepyeni | (14:19)
|وَمَا: ve değildir | ذَٰلِكَ: bu | عَلَى: karşı | اللَّهِ: Allah'a | بِعَزِيزٍ: güç | (14:20)
|وَبَرَزُوا: ve göründüler | لِلَّهِ: Allah'ın huzurunda | جَمِيعًا: hepsi | فَقَالَ: dediler ki | الضُّعَفَاءُ: zayıflar | لِلَّذِينَ: kimselere | اسْتَكْبَرُوا: büyüklük taslayan(lara) | إِنَّا: şüphesiz biz | كُنَّا: idik | لَكُمْ: size | تَبَعًا: tabi | فَهَلْ: misiniz? | أَنْتُمْ: siz | مُغْنُونَ: savabilir | عَنَّا: bizden | مِنْ: -ndan | عَذَابِ: azabı- | اللَّهِ: Allah'ın | مِنْ: (en ufak) | شَيْءٍ: bir şey | قَالُوا: dediler ki | لَوْ: eğer | هَدَانَا: bize yol gösterseydi | اللَّهُ: Allah | لَهَدَيْنَاكُمْ: biz de size yol gösterirdik | سَوَاءٌ: artık birdir | عَلَيْنَا: bize | أَجَزِعْنَا: sızlansak da | أَمْ: ya da | صَبَرْنَا: sabretsek de | مَا: yoktur | لَنَا: bize | مِنْ: hiç | مَحِيصٍ: kaçıp sığınacak bir yer | (14:21)
|وَقَالَ: şöyle dedi | الشَّيْطَانُ: şeytan | لَمَّا: ne zaman ki | قُضِيَ: bitirildi | الْأَمْرُ: | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | وَعَدَكُمْ: size va'detti | وَعْدَ: va'di | الْحَقِّ: gerçek | وَوَعَدْتُكُمْ: ve ben de size va'dettim | فَأَخْلَفْتُكُمْ: ama ben sözümden caydım | وَمَا: ve yoktur | كَانَ: | لِيَ: benim | عَلَيْكُمْ: size karşı | مِنْ: hiç | سُلْطَانٍ: bir güc(üm) | إِلَّا: başka | أَنْ: | دَعَوْتُكُمْ: sizi davet etmekten | فَاسْتَجَبْتُمْ: siz de da'vetime koştunuz | لِي: benim | فَلَا: o halde | تَلُومُونِي: beni kınamayın | وَلُومُوا: fakat kınayın | أَنْفُسَكُمْ: kendi kendinizi | مَا: ne | أَنَا: ben | بِمُصْرِخِكُمْ: sizi kurtarabilirim | وَمَا: ne de | أَنْتُمْ: siz | بِمُصْرِخِيَّ: beni kurtarabilirsiniz | إِنِّي: şüphesiz ben | كَفَرْتُ: reddetmiştim | بِمَا: | أَشْرَكْتُمُونِ: beni ortak koşmanızı | مِنْ: | قَبْلُ: önceden | إِنَّ: doğrusu | الظَّالِمِينَ: zalimler | لَهُمْ: (onlar) için vardır | عَذَابٌ: bir azab | أَلِيمٌ: acıklı | (14:22)
|وَأُدْخِلَ: ve sokuldular | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: inanan(lar) | وَعَمِلُوا: ve yapanlar | الصَّالِحَاتِ: iyi işyer | جَنَّاتٍ: cennetlere | تَجْرِي: akan | مِنْ: | تَحْتِهَا: altlarından | الْأَنْهَارُ: ırmaklar | خَالِدِينَ: sürekli kalacakları | فِيهَا: orada | بِإِذْنِ: izniyle | رَبِّهِمْ: Rablerinin | تَحِيَّتُهُمْ: onların dirlik temennileri | فِيهَا: orada | سَلَامٌ: selamdır | (14:23)
|أَلَمْ: | تَرَ: görmedin mi | كَيْفَ: nasıl | ضَرَبَ: bir benzetme yaptı | اللَّهُ: Allah | مَثَلًا: benzeri | كَلِمَةً: sözün | طَيِّبَةً: güzel | كَشَجَرَةٍ: bir ağaç gibidir | طَيِّبَةٍ: güzel | أَصْلُهَا: kökü | ثَابِتٌ: sabit | وَفَرْعُهَا: ve dalları | فِي: olan | السَّمَاءِ: gökte | (14:24)
|تُؤْتِي: verir | أُكُلَهَا: meyvesini | كُلَّ: her | حِينٍ: zaman | بِإِذْنِ: izniyle | رَبِّهَا: Rabbinin | وَيَضْرِبُ: benzetmeler yapar | اللَّهُ: Allah | الْأَمْثَالَ: misallerle | لِلنَّاسِ: insanlara | لَعَلَّهُمْ: umulur ki | يَتَذَكَّرُونَ: öğüt alırlar (diye) | (14:25)
|وَمَثَلُ: ve durumu da | كَلِمَةٍ: sözün | خَبِيثَةٍ: kötü | كَشَجَرَةٍ: bir ağaca benzer | خَبِيثَةٍ: kötü | اجْتُثَّتْ: gövdesi koparılmış | مِنْ: | فَوْقِ: üstünden | الْأَرْضِ: yerin | مَا: olmayan | لَهَا: onun | مِنْ: hiç | قَرَارٍ: kararı (kökü) | (14:26)
|يُثَبِّتُ: tesbit eder | اللَّهُ: Allah | الَّذِينَ: kimseleri | امَنُوا: inanan(ları) | بِالْقَوْلِ: söz ile | الثَّابِتِ: sağlam | فِي: | الْحَيَاةِ: hayatında | الدُّنْيَا: dünya | وَفِي: ve | الْاخِرَةِ: ahirette | وَيُضِلُّ: ve şaşırtır | اللَّهُ: Allah | الظَّالِمِينَ: zalimleri | وَيَفْعَلُ: ve yapar | اللَّهُ: Allah | مَا: ne | يَشَاءُ: diliyorsa | (14:27)
|أَلَمْ: | تَرَ: görmedin mi? | إِلَى: | الَّذِينَ: kimseleri | بَدَّلُوا: çeviren(leri) | نِعْمَتَ: ni'metini | اللَّهِ: Allah'ın | كُفْرًا: nankörlüğe | وَأَحَلُّوا: ve konduranları | قَوْمَهُمْ: kavimlerini | دَارَ: yurduna | الْبَوَارِ: helak | (14:28)
|جَهَنَّمَ: cehennemdir | يَصْلَوْنَهَا: yaslanacakları | وَبِئْسَ: ve ne kötü | الْقَرَارُ: bir duraktır o | (14:29)
|وَجَعَلُوا: ve koştular | لِلَّهِ: Allah'a | أَنْدَادًا: eşler | لِيُضِلُّوا: saptırmak için | عَنْ: -ndan | سَبِيلِهِ: O'nun yolu- | قُلْ: de ki | تَمَتَّعُوا: eğlenin | فَإِنَّ: şüphesiz | مَصِيرَكُمْ: gideceğiniz yer | إِلَى: | النَّارِ: ateştir | (14:30)
|قُلْ: söyle | لِعِبَادِيَ: kullarıma | الَّذِينَ: -kimseler | امَنُوا: doğrulayan/emin | يُقِيمُوا: -doğrulurlar | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe(MESAJ)- | وَيُنْفِقُوا: ve harcarlar | مِمَّا: -şeyden | رَزَقْنَاهُمْ: rızıklandırıldıkları- | سِرًّا: gizli | وَعَلَانِيَةً: ve açık | مِنْ: | قَبْلِ: önce | أَنْ: | يَأْتِيَ: gelmeden | يَوْمٌ: bir gün | لَا: ki yoktur | بَيْعٌ: bir alışveriş | فِيهِ: onda | وَلَا: ne yoktur | خِلَالٌ: bir dostluk | (14:31)
|اللَّهُ: Allah | الَّذِي: O'dur ki | خَلَقَ: yarattı | السَّمَاوَاتِ: gökleri | وَالْأَرْضَ: ve yeri | وَأَنْزَلَ: ve indirdi | مِنَ: | السَّمَاءِ: gökten | مَاءً: su | فَأَخْرَجَ: ve çıkardı | بِهِ: onunla | مِنَ: (çeşitli) | الثَّمَرَاتِ: meyvalar | رِزْقًا: rızık olarak | لَكُمْ: size | وَسَخَّرَ: ve emrinize verdi | لَكُمُ: sizin | الْفُلْكَ: gemileri | لِتَجْرِيَ: akıp gitmesi için | فِي: | الْبَحْرِ: denizde | بِأَمْرِهِ: buyruğuyla | وَسَخَّرَ: ve emrinize verdi | لَكُمُ: sizin | الْأَنْهَارَ: ırmakları | (14:32)
|وَسَخَّرَ: ve emrinize verdi | لَكُمُ: sizin | الشَّمْسَ: güneşi | وَالْقَمَرَ: ve ay'ı | دَائِبَيْنِ: düzenli seyreden | وَسَخَّرَ: ve emrinize verdi | لَكُمُ: sizin | اللَّيْلَ: geceyi | وَالنَّهَارَ: ve gündüzü | (14:33)
|وَاتَاكُمْ: ve size verdi | مِنْ: -den | كُلِّ: herşey- | مَا: ne varsa | سَأَلْتُمُوهُ: kendisinden istediğiniz | وَإِنْ: ve eğer | تَعُدُّوا: saymak isteseniz | نِعْمَتَ: ni'metini | اللَّهِ: Allah'ın | لَا: | تُحْصُوهَا: sayamazsınız | إِنَّ: doğrusu | الْإِنْسَانَ: insan | لَظَلُومٌ: çok haksızlık edendir | كَفَّارٌ: çok nankördür | (14:34)
|وَإِذْ: bir zaman | قَالَ: şöyle demişti | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | رَبِّ: Rabbim | اجْعَلْ: kıl | هَٰذَا: bu | الْبَلَدَ: şehri | امِنًا: güvenli | وَاجْنُبْنِي: beni uzak tut | وَبَنِيَّ: ve oğullarımı | أَنْ: | نَعْبُدَ: tapmaktan | الْأَصْنَامَ: putlara | (14:35)
|رَبِّ: Rabbim | إِنَّهُنَّ: şüphesiz onlar | أَضْلَلْنَ: şaşırttılar | كَثِيرًا: birçoğunu | مِنَ: -dan | النَّاسِ: insanlar- | فَمَنْ: artık kim | تَبِعَنِي: bana uyarsa | فَإِنَّهُ: şüphsiz o | مِنِّي: bendendir | وَمَنْ: ve kim | عَصَانِي: bana karşı gelirse | فَإِنَّكَ: şüphesiz sen | غَفُورٌ: bağışlayansın | رَحِيمٌ: esirgeyensin | (14:36)
|رَبَّنَا: Rabbimiz | إِنِّي: ben | أَسْكَنْتُ: yerleştirdim | مِنْ: (bazısını) | ذُرِّيَّتِي: çocuklarımdan | بِوَادٍ: bir vadiye | غَيْرِ: olmayan | ذِي: sahibi | زَرْعٍ: ekin | عِنْدَ: katında | بَيْتِكَ: Yapı'n(-senin) | الْمُحَرَّمِ: Yasaklılaştırılmış | رَبَّنَا: Rabbimiz | لِيُقِيمُوا: doğrulsunlar diye | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe | فَاجْعَلْ: artık kıl | أَفْئِدَةً: gönüllerini | مِنَ: birtakım | النَّاسِ: insanların | تَهْوِي: meylettir | إِلَيْهِمْ: onlara | وَارْزُقْهُمْ: ve onları rızıklandır | مِنَ: (çeşitli) | الثَّمَرَاتِ: meyvalarla | لَعَلَّهُمْ: umulur ki | يَشْكُرُونَ: şükrederler | (14:37)
|رَبَّنَا: Rabbimiz | إِنَّكَ: şüphesiz sen | تَعْلَمُ: bilirsin | مَا: şeyi | نُخْفِي: bizim gizlediğimiz | وَمَا: ve şeyi | نُعْلِنُ: açığa vurduğumuz | وَمَا: ve | يَخْفَىٰ: gizli kalmaz | عَلَى: | اللَّهِ: Allah'a | مِنْ: hiçbir | شَيْءٍ: şey | فِي: | الْأَرْضِ: yerde | وَلَا: ve ne de | فِي: | السَّمَاءِ: gökte | (14:38)
|الْحَمْدُ: hamdolsun | لِلَّهِ: Allah'a | الَّذِي: | وَهَبَ: lutfeden | لِي: bana | عَلَى: | الْكِبَرِ: ihtiyarlık çağımda | إِسْمَاعِيلَ: İsma'il'i | وَإِسْحَاقَ: ve İshak'ı | إِنَّ: şüphesiz | رَبِّي: Rabbim | لَسَمِيعُ: işitendir | الدُّعَاءِ: du'ayı | (14:39)
|رَبِّ: Rabbim | اجْعَلْنِي: beni kıl | مُقِيمَ: -doğrulmuş | الصَّلَاةِ: SaLâTe/Desteğe- | وَمِنْ: ve | ذُرِّيَّتِي: zürriyetimi | رَبَّنَا: Rabbimiz | وَتَقَبَّلْ: kabul buyur | دُعَاءِ: du'amı | (14:40)
|رَبَّنَا: Rabbimiz | اغْفِرْ: bağışla | لِي: beni | وَلِوَالِدَيَّ: anamı-babamı | وَلِلْمُؤْمِنِينَ: ve mü'minleri | يَوْمَ: gün | يَقُومُ: görüleceği | الْحِسَابُ: hesabın | (14:41)
|وَلَا: | تَحْسَبَنَّ: sanma | اللَّهَ: Allah'ı | غَافِلًا: gafil | عَمَّا: şeylerden | يَعْمَلُ: yaptığı | الظَّالِمُونَ: zalimlerin | إِنَّمَا: muhakkak O | يُؤَخِّرُهُمْ: ertelemektedir | لِيَوْمٍ: bir güne | تَشْخَصُ: (dehşetten) donup kalacağı | فِيهِ: onda | الْأَبْصَارُ: gözlerin | (14:42)
|مُهْطِعِينَ: koşarlar | مُقْنِعِي: dikerek | رُءُوسِهِمْ: başlarını | لَا: | يَرْتَدُّ: dönmez | إِلَيْهِمْ: kendilerine | طَرْفُهُمْ: bakışları | وَأَفْئِدَتُهُمْ: ve yüreklerinin içi de | هَوَاءٌ: bomboştur | (14:43)
|وَأَنْذِرِ: ve uyar | النَّاسَ: insanları | يَوْمَ: güne (karşı) | يَأْتِيهِمُ: kendilerine geleceği | الْعَذَابُ: azabın | فَيَقُولُ: ve diyecekleri | الَّذِينَ: | ظَلَمُوا: zalimlerin | رَبَّنَا: Rabbimiz | أَخِّرْنَا: bizi ertele | إِلَىٰ: -ye kadar | أَجَلٍ: bir süre- | قَرِيبٍ: yakın | نُجِبْ: gelelim | دَعْوَتَكَ: senin çağrına | وَنَتَّبِعِ: ve uyalım | الرُّسُلَ: elçilere | أَوَلَمْ: | تَكُونُوا: etmemiş miydiniz? | أَقْسَمْتُمْ: yemininizi | مِنْ: | قَبْلُ: önceden | مَا: olmadığına | لَكُمْ: sizin için | مِنْ: hiçbir | زَوَالٍ: zeval | (14:44)
|وَسَكَنْتُمْ: ve oturmuştunuz | فِي: | مَسَاكِنِ: yerlerinde | الَّذِينَ: kimselerin | ظَلَمُوا: zulmeden(lerin) | أَنْفُسَهُمْ: kendilerine | وَتَبَيَّنَ: ve belli olmuştu | لَكُمْ: size | كَيْفَ: nasıl | فَعَلْنَا: yaptığımız | بِهِمْ: onlara | وَضَرَبْنَا: ve anlatmıştık | لَكُمُ: size | الْأَمْثَالَ: misallerle | (14:45)
|وَقَدْ: ve kuşkusuz | مَكَرُوا: onlar kurdular | مَكْرَهُمْ: tuzaklarını | وَعِنْدَ: oysa yanındadır | اللَّهِ: Allah'ın | مَكْرُهُمْ: onların tuzakları | وَإِنْ: eğer | كَانَ: olsa bile | مَكْرُهُمْ: tuzakları | لِتَزُولَ: yerinden kaldıracak | مِنْهُ: | الْجِبَالُ: dağları | (14:46)
|فَلَا: sakın | تَحْسَبَنَّ: sanma | اللَّهَ: Allah'ı | مُخْلِفَ: cayar | وَعْدِهِ: verdiği sözden | رُسُلَهُ: elçilerine | إِنَّ: çünkü | اللَّهَ: Allah | عَزِيزٌ: daima üstündür | ذُو: sahibidir | انْتِقَامٍ: intikam | (14:47)
|يَوْمَ: o gün | تُبَدَّلُ: değiştirilir | الْأَرْضُ: yer | غَيْرَ: başka | الْأَرْضِ: yere | وَالسَّمَاوَاتُ: ve gökler de | وَبَرَزُوا: ve gelirler | لِلَّهِ: Allah'ın huzuruna | الْوَاحِدِ: tek (olan) | الْقَهَّارِ: kahredici (olan) | (14:48)
|وَتَرَى: ve görürsün | الْمُجْرِمِينَ: suçluları | يَوْمَئِذٍ: o gün | مُقَرَّنِينَ: birbirine yaklaştırılmış | فِي: içinde | الْأَصْفَادِ: zincirler | (14:49)
|سَرَابِيلُهُمْ: gömlekleri | مِنْ: -dandır | قَطِرَانٍ: katran- | وَتَغْشَىٰ: ve kaplamaktadır | وُجُوهَهُمُ: yüzlerini | النَّارُ: ateş | (14:50)
|لِيَجْزِيَ: karşılığını verecektir | اللَّهُ: Allah | كُلَّ: her | نَفْسٍ: nefsin | مَا: ne varsa | كَسَبَتْ: kazandığı | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | سَرِيعُ: çabuk görendir | الْحِسَابِ: hesabı | (14:51)
|هَٰذَا: bu | بَلَاغٌ: bir tebliğdir | لِلنَّاسِ: insanlara | وَلِيُنْذَرُوا: uyarılsınlar diye | بِهِ: bununla | وَلِيَعْلَمُوا: ve bilsinler diye | أَنَّمَا: yalnızca | هُوَ: O | إِلَٰهٌ: tanrıdır | وَاحِدٌ: birtek | وَلِيَذَّكَّرَ: ve öğüt alsınlar diye | أُولُو: sahipleri | الْأَلْبَابِ: sağduyu | (14:52)


Kuran Mealleri Veritabanı ve Site Dosyalarını indirmek için TIKLAYINIZ.
[Sitemiz kurulum ve geliştirme aşamasındadır. Hatalar, eksikler bulunmaktadır! Lütfen dikkatli olunuz.]

{sure_meali.php}