İşte bu, bu şekilde olursa, eksik/ haksız bir bölüştürmedir. (80:22)
Bunlar, Allah, haklarında bir kanıt indirmediği hâlde sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Andolsun, onlara, Rablerinden doğru yolun kılavuzluğu geldiği hâlde onlar, sadece zanna, bir de nefislerinin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. (80:23)
Yoksa insan için, her özleyip hayal ettiği mi var? (80:24)
Ve göklerde nice melekler var ki, Allah'ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için izin vermesinden sonraki durum dışında, yardımları, kayırmaları hiçbir işe yaramaz. (80:26)
O âhirete inanmayanlar, melekleri kesinlikle dişilerin isimlendirilmesiyle isimlendiriyorlar. (80:27)
Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Zan ise “Hak”tan hiçbir şey kazandırmaz. (80:28)
Bizim öğüdümüzden/ Kur’ân'dan geri duran ve iğreti dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden hemen mesafelen. (80:29)
Onların bilgiden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz senin Rabbin, yolundan sapmış olanı başkalarından daha iyi bilendir, kılavuzlandığı doğru yolda olanı da başkalarından daha iyi bilendir. (80:30)
(31,32) "Göklerde ne var, yerde ne varsa; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, iyileştiren-güzelleştiren kimseleri; –bazı küçük sürçmeler dışında– günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınan kimseleri de “En güzel” ile ödüllendirmesi için Allah'ındır. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin bağışlaması geniş olandır. Sizi, hem topraktan oluşturduğu zaman, hem de annelerinizin karnında ceninler hâlinde bulunduğunuz zaman, en iyi bilen O'dur. O hâlde nefislerinizi temize çıkarmayın. Allah'ın koruması altına girmiş kimseyi O daha iyi bilir. "(80:31)
Peki, o yüz çeviren kişiyi gördün mü/ hiç düşündün mü? (80:33)
Geçmişin geleceğin bilgisi onun yanında mı da, o da onu görüyor? (80:35)
Ya da bilgilenmedi mi Mûsâ'nın sayfalarındakiler ile? (80:36)
"Ve de, o çok vefalı İbrâhîm'in sayfalarındakiler ile; “"(80:37)
Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın günahını çekmez. (80:38)
Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başka şey yoktur. (80:39)
Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir. (80:40)
Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir. (80:41)
Hiç kuşkusuz, son varış yalnızca Rabbinedir. (80:42)
Hiç kuşkusuz, güldüren de O'dur, ağlatan da… (80:43)
Hiç kuşkusuz, öldüren de O'dur, dirilten de… (80:44)
(45,46) "Hiç kuşkusuz, Allah yaratmayı plâna koyduğu zaman iki çifti; erkeği ve dişiyi bir nutfeden/spermden oluşturan da O'dur. "(80:45)
Hiç kuşkusuz, öteki yaratılış da sadece O'nun işidir. (80:47)
Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O'dur, nimete boğan da… (80:48)
Hiç kuşkusuz, Şi’ra’nın/bilginin, bilincin Rabbi de O'dur.” (80:49)
Hiç kuşkusuz, senin Rabbin daha önceden gelmiş olan Âd'ı değişime, yıkıma uğrattı. (80:50)
Semûd'u da. Böylece geriye bir şey bırakmadı. (80:51)
Daha önce de Nûh'un toplumunu. Şüphesiz onlar, evet onlar, Allah'ın ortaklarının olduğunu kabullenerek, başkalarından daha çok yanlış yapan, daha azgın kimselerdi. (80:52)
Altı üstüne gelmiş kentleri de yere O geçirdi. (80:53)