7A’râf Suresi
Kuran Sırası: 7
İniş Sırası: 39
Kırık Meal (Arapça) Meali
|كِتَابٌ: bir Kitaptır
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكَ: sana
| فَلَا:
| يَكُنْ: olmasın
| فِي:
| صَدْرِكَ: göğsünde
| حَرَجٌ: bir sıkıntı
| مِنْهُ: onunla
| لِتُنْذِرَ: uyarman
| بِهِ: hususunda
| وَذِكْرَىٰ: ve öğüt (vermen)
| لِلْمُؤْمِنِينَ: inananlara
| (7:2)

| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكَ: sana
| فَلَا:
| يَكُنْ: olmasın
| فِي:
| صَدْرِكَ: göğsünde
| حَرَجٌ: bir sıkıntı
| مِنْهُ: onunla
| لِتُنْذِرَ: uyarman
| بِهِ: hususunda
| وَذِكْرَىٰ: ve öğüt (vermen)
| لِلْمُؤْمِنِينَ: inananlara
| (7:2)|اتَّبِعُوا: uyun
| مَا: şeye
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكُمْ: size
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| وَلَا:
| تَتَّبِعُوا: ve uymayın
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| أَوْلِيَاءَ: velilere
| قَلِيلًا: ne kadar da az
| مَا:
| تَذَكَّرُونَ: öğüt alıyorsunuz
| (7:3)

| مَا: şeye
| أُنْزِلَ: indirilen
| إِلَيْكُمْ: size
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| وَلَا:
| تَتَّبِعُوا: ve uymayın
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| أَوْلِيَاءَ: velilere
| قَلِيلًا: ne kadar da az
| مَا:
| تَذَكَّرُونَ: öğüt alıyorsunuz
| (7:3)|وَكَمْ: ve nice
| مِنْ:
| قَرْيَةٍ: kent(ler)i
| أَهْلَكْنَاهَا: helak ettik
| فَجَاءَهَا: onlara geliverdi
| بَأْسُنَا: azabımız
| بَيَاتًا: gece yatarlarken
| أَوْ: yahut
| هُمْ: onlar
| قَائِلُونَ: gündüz uyurlarken
| (7:4)

| مِنْ:
| قَرْيَةٍ: kent(ler)i
| أَهْلَكْنَاهَا: helak ettik
| فَجَاءَهَا: onlara geliverdi
| بَأْسُنَا: azabımız
| بَيَاتًا: gece yatarlarken
| أَوْ: yahut
| هُمْ: onlar
| قَائِلُونَ: gündüz uyurlarken
| (7:4)|فَمَا: kalmadı
| كَانَ:
| دَعْوَاهُمْ: yalvarıları
| إِذْ: zaman
| جَاءَهُمْ: onlara geldiği
| بَأْسُنَا: azabımız
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| قَالُوا: demelerinden
| إِنَّا: biz gerçekten
| كُنَّا:
| ظَالِمِينَ: zalimlermişiz
| (7:5)

| كَانَ:
| دَعْوَاهُمْ: yalvarıları
| إِذْ: zaman
| جَاءَهُمْ: onlara geldiği
| بَأْسُنَا: azabımız
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| قَالُوا: demelerinden
| إِنَّا: biz gerçekten
| كُنَّا:
| ظَالِمِينَ: zalimlermişiz
| (7:5)|فَلَنَسْأَلَنَّ: soracağız
| الَّذِينَ: olanlara
| أُرْسِلَ: elçi gönderilmiş
| إِلَيْهِمْ: kendilerine
| وَلَنَسْأَلَنَّ: ve soracağız
| الْمُرْسَلِينَ: gönderilen elçilere
| (7:6)

| الَّذِينَ: olanlara
| أُرْسِلَ: elçi gönderilmiş
| إِلَيْهِمْ: kendilerine
| وَلَنَسْأَلَنَّ: ve soracağız
| الْمُرْسَلِينَ: gönderilen elçilere
| (7:6)|فَلَنَقُصَّنَّ: ve elbette anlatacağız
| عَلَيْهِمْ: onlara
| بِعِلْمٍ: bilgi ile
| وَمَا: zira
| كُنَّا: değiliz biz
| غَائِبِينَ: onlardan uzak
| (7:7)

| عَلَيْهِمْ: onlara
| بِعِلْمٍ: bilgi ile
| وَمَا: zira
| كُنَّا: değiliz biz
| غَائِبِينَ: onlardan uzak
| (7:7)|وَالْوَزْنُ: ve tartı
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| الْحَقُّ: tam doğrudur
| فَمَنْ: kimin
| ثَقُلَتْ: ağır gelirse
| مَوَازِينُهُ: tartıları
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْمُفْلِحُونَ: kurtulanlardır
| (7:8)

| يَوْمَئِذٍ: o gün
| الْحَقُّ: tam doğrudur
| فَمَنْ: kimin
| ثَقُلَتْ: ağır gelirse
| مَوَازِينُهُ: tartıları
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْمُفْلِحُونَ: kurtulanlardır
| (7:8)|وَمَنْ: kimin
| خَفَّتْ: hafif gelirse
| مَوَازِينُهُ: tartıları
| فَأُولَٰئِكَ: işte onlar da
| الَّذِينَ: kimselerdir
| خَسِرُوا: ziyana sokan(lardır)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| بِمَا: ötürü
| كَانُوا:
| بِايَاتِنَا: ayetlerimize
| يَظْلِمُونَ: haksızlık etmelerinden
| (7:9)

| خَفَّتْ: hafif gelirse
| مَوَازِينُهُ: tartıları
| فَأُولَٰئِكَ: işte onlar da
| الَّذِينَ: kimselerdir
| خَسِرُوا: ziyana sokan(lardır)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| بِمَا: ötürü
| كَانُوا:
| بِايَاتِنَا: ayetlerimize
| يَظْلِمُونَ: haksızlık etmelerinden
| (7:9)|وَلَقَدْ: ve doğrusu
| مَكَّنَّاكُمْ: biz sizi yerleştirdik
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَجَعَلْنَا: ve verdik
| لَكُمْ: size
| فِيهَا: orada
| مَعَايِشَ: geçimlikler
| قَلِيلًا: ne kadar da az
| مَا:
| تَشْكُرُونَ: şükrediyorsunuz
| (7:10)

| مَكَّنَّاكُمْ: biz sizi yerleştirdik
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَجَعَلْنَا: ve verdik
| لَكُمْ: size
| فِيهَا: orada
| مَعَايِشَ: geçimlikler
| قَلِيلًا: ne kadar da az
| مَا:
| تَشْكُرُونَ: şükrediyorsunuz
| (7:10)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| خَلَقْنَاكُمْ: sizi yarattık
| ثُمَّ: sonra
| صَوَّرْنَاكُمْ: size biçim verdik
| ثُمَّ: sonra da
| قُلْنَا: dedik
| لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere
| اسْجُدُوا: secde edin
| لِادَمَ: Adem'e
| فَسَجَدُوا: hepsi secde ettiler
| إِلَّا: hariç
| إِبْلِيسَ: İblis
| لَمْ:
| يَكُنْ: o olmadı
| مِنَ:
| السَّاجِدِينَ: secde edenlerden
| (7:11)

| خَلَقْنَاكُمْ: sizi yarattık
| ثُمَّ: sonra
| صَوَّرْنَاكُمْ: size biçim verdik
| ثُمَّ: sonra da
| قُلْنَا: dedik
| لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere
| اسْجُدُوا: secde edin
| لِادَمَ: Adem'e
| فَسَجَدُوا: hepsi secde ettiler
| إِلَّا: hariç
| إِبْلِيسَ: İblis
| لَمْ:
| يَكُنْ: o olmadı
| مِنَ:
| السَّاجِدِينَ: secde edenlerden
| (7:11)|قَالَ: dedi
| مَا: nedir?
| مَنَعَكَ: seni alıkoyan
| أَلَّا:
| تَسْجُدَ: secde etmekten
| إِذْ: zaman
| أَمَرْتُكَ: sana emrettiğim
| قَالَ: dedi
| أَنَا: ben
| خَيْرٌ: hayırlıyım
| مِنْهُ: ondan
| خَلَقْتَنِي: beni yarattın
| مِنْ:
| نَارٍ: ateşten
| وَخَلَقْتَهُ: onu ise yarattın
| مِنْ:
| طِينٍ: çamurdan
| (7:12)

| مَا: nedir?
| مَنَعَكَ: seni alıkoyan
| أَلَّا:
| تَسْجُدَ: secde etmekten
| إِذْ: zaman
| أَمَرْتُكَ: sana emrettiğim
| قَالَ: dedi
| أَنَا: ben
| خَيْرٌ: hayırlıyım
| مِنْهُ: ondan
| خَلَقْتَنِي: beni yarattın
| مِنْ:
| نَارٍ: ateşten
| وَخَلَقْتَهُ: onu ise yarattın
| مِنْ:
| طِينٍ: çamurdan
| (7:12)|قَالَ: dedi
| فَاهْبِطْ: öyle ise in
| مِنْهَا: oradan
| فَمَا: değildir
| يَكُونُ: (haddin)
| لَكَ: senin
| أَنْ:
| تَتَكَبَّرَ: büyüklük taslamak
| فِيهَا: orada
| فَاخْرُجْ: çık
| إِنَّكَ: çünkü sen
| مِنَ:
| الصَّاغِرِينَ: aşağılıklardansın
| (7:13)

| فَاهْبِطْ: öyle ise in
| مِنْهَا: oradan
| فَمَا: değildir
| يَكُونُ: (haddin)
| لَكَ: senin
| أَنْ:
| تَتَكَبَّرَ: büyüklük taslamak
| فِيهَا: orada
| فَاخْرُجْ: çık
| إِنَّكَ: çünkü sen
| مِنَ:
| الصَّاغِرِينَ: aşağılıklardansın
| (7:13)|قَالَ: dedi
| أَنْظِرْنِي: bana süre ver
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: güne
| يُبْعَثُونَ: tekrar dirilecekleri
| (7:14)

| أَنْظِرْنِي: bana süre ver
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: güne
| يُبْعَثُونَ: tekrar dirilecekleri
| (7:14)|قَالَ: dedi ki
| فَبِمَا: karşılık
| أَغْوَيْتَنِي: beni azdırmana
| لَأَقْعُدَنَّ: ben de oturacağım
| لَهُمْ: onlar(ı saptırmak) için
| صِرَاطَكَ: senin yolunun üstüne
| الْمُسْتَقِيمَ: doğru
| (7:16)

| فَبِمَا: karşılık
| أَغْوَيْتَنِي: beni azdırmana
| لَأَقْعُدَنَّ: ben de oturacağım
| لَهُمْ: onlar(ı saptırmak) için
| صِرَاطَكَ: senin yolunun üstüne
| الْمُسْتَقِيمَ: doğru
| (7:16)|ثُمَّ: sonra
| لَاتِيَنَّهُمْ: onlara sokulacağım
| مِنْ:
| بَيْنِ:
| أَيْدِيهِمْ: önlerinden
| وَمِنْ: ce
| خَلْفِهِمْ: arkalarından
| وَعَنْ: ve
| أَيْمَانِهِمْ: sağlarından
| وَعَنْ: ve
| شَمَائِلِهِمْ: sollarından
| وَلَا: ve
| تَجِدُ: bulmayacaksın
| أَكْثَرَهُمْ: çoklarını
| شَاكِرِينَ: şükredenlerden
| (7:17)

| لَاتِيَنَّهُمْ: onlara sokulacağım
| مِنْ:
| بَيْنِ:
| أَيْدِيهِمْ: önlerinden
| وَمِنْ: ce
| خَلْفِهِمْ: arkalarından
| وَعَنْ: ve
| أَيْمَانِهِمْ: sağlarından
| وَعَنْ: ve
| شَمَائِلِهِمْ: sollarından
| وَلَا: ve
| تَجِدُ: bulmayacaksın
| أَكْثَرَهُمْ: çoklarını
| شَاكِرِينَ: şükredenlerden
| (7:17)|قَالَ: buyurdu
| اخْرُجْ: haydi çık
| مِنْهَا: oradan
| مَذْءُومًا: yerilmiş olarak
| مَدْحُورًا: ve kovulmuş olarak
| لَمَنْ: andolsun kim
| تَبِعَكَ: sana uyarsa
| مِنْهُمْ: onlardan
| لَأَمْلَأَنَّ: dolduracağım
| جَهَنَّمَ: cehennemi
| مِنْكُمْ: sizin
| أَجْمَعِينَ: hepinizle
| (7:18)

| اخْرُجْ: haydi çık
| مِنْهَا: oradan
| مَذْءُومًا: yerilmiş olarak
| مَدْحُورًا: ve kovulmuş olarak
| لَمَنْ: andolsun kim
| تَبِعَكَ: sana uyarsa
| مِنْهُمْ: onlardan
| لَأَمْلَأَنَّ: dolduracağım
| جَهَنَّمَ: cehennemi
| مِنْكُمْ: sizin
| أَجْمَعِينَ: hepinizle
| (7:18)|وَيَا: ve EY/HEY/AH
| ادَمُ: Adem
| اسْكُنْ: durun
| أَنْتَ: sen
| وَزَوْجُكَ: ve eşin
| الْجَنَّةَ: cennette
| فَكُلَا: yeyin
| مِنْ:
| حَيْثُ: yerden
| شِئْتُمَا: dilediğiniz
| وَلَا: fakat
| تَقْرَبَا: yaklaşmayın
| هَٰذِهِ: şu
| الشَّجَرَةَ: ağaca
| فَتَكُونَا: yoksa olursunuz
| مِنَ: -den
| الظَّالِمِينَ: zalimler-
| (7:19)

| ادَمُ: Adem
| اسْكُنْ: durun
| أَنْتَ: sen
| وَزَوْجُكَ: ve eşin
| الْجَنَّةَ: cennette
| فَكُلَا: yeyin
| مِنْ:
| حَيْثُ: yerden
| شِئْتُمَا: dilediğiniz
| وَلَا: fakat
| تَقْرَبَا: yaklaşmayın
| هَٰذِهِ: şu
| الشَّجَرَةَ: ağaca
| فَتَكُونَا: yoksa olursunuz
| مِنَ: -den
| الظَّالِمِينَ: zalimler-
| (7:19)|فَوَسْوَسَ: derken fısıldadı
| لَهُمَا: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| لِيُبْدِيَ: göstermek için
| لَهُمَا: kendilerine
| مَا: olan
| وُورِيَ: ve gizli, örtülü
| عَنْهُمَا: onların
| مِنْ: -nden
| سَوْاتِهِمَا: çirkin yerleri-
| وَقَالَ: dedi
| مَا:
| نَهَاكُمَا: sizi men'etti
| رَبُّكُمَا: Rabbiniz
| عَنْ: (-tan)
| هَٰذِهِ: şu
| الشَّجَرَةِ: ağaç(tan)
| إِلَّا: sırf
| أَنْ: diye
| تَكُونَا: olursunuz
| مَلَكَيْنِ: ikiniz de birer melek
| أَوْ: ya da
| تَكُونَا: olursunuz (diye)
| مِنَ: -dan
| الْخَالِدِينَ: ebedi kalıcılar-
| (7:20)

| لَهُمَا: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| لِيُبْدِيَ: göstermek için
| لَهُمَا: kendilerine
| مَا: olan
| وُورِيَ: ve gizli, örtülü
| عَنْهُمَا: onların
| مِنْ: -nden
| سَوْاتِهِمَا: çirkin yerleri-
| وَقَالَ: dedi
| مَا:
| نَهَاكُمَا: sizi men'etti
| رَبُّكُمَا: Rabbiniz
| عَنْ: (-tan)
| هَٰذِهِ: şu
| الشَّجَرَةِ: ağaç(tan)
| إِلَّا: sırf
| أَنْ: diye
| تَكُونَا: olursunuz
| مَلَكَيْنِ: ikiniz de birer melek
| أَوْ: ya da
| تَكُونَا: olursunuz (diye)
| مِنَ: -dan
| الْخَالِدِينَ: ebedi kalıcılar-
| (7:20)|وَقَاسَمَهُمَا: ve onlara yemin etti
| إِنِّي: elbette ben
| لَكُمَا: size
| لَمِنَ: diye
| النَّاصِحِينَ: öğüt verenlerdenim
| (7:21)

| إِنِّي: elbette ben
| لَكُمَا: size
| لَمِنَ: diye
| النَّاصِحِينَ: öğüt verenlerdenim
| (7:21)|فَدَلَّاهُمَا: onları aşağı sarkıttı
| بِغُرُورٍ: aldatarak
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| ذَاقَا: tadınca
| الشَّجَرَةَ: ağac(ın meyvasın)ı
| بَدَتْ: göründü
| لَهُمَا: kendilerine
| سَوْاتُهُمَا: çirkin yerleri
| وَطَفِقَا: ve başladılar
| يَخْصِفَانِ: üst üste yamayıp örtmeğe
| عَلَيْهِمَا: üzerlerine
| مِنْ: -ndan
| وَرَقِ: yaprakları-
| الْجَنَّةِ: cennet
| وَنَادَاهُمَا: ve onlara seslendi
| رَبُّهُمَا: Rableri
| أَلَمْ:
| أَنْهَكُمَا: ben sizi men'etmedim mi?
| عَنْ:
| تِلْكُمَا: bu
| الشَّجَرَةِ: ağaçtan
| وَأَقُلْ: ve demedim mi?
| لَكُمَا: size
| إِنَّ: şüphesiz
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| لَكُمَا: sizin için
| عَدُوٌّ: düşmandır
| مُبِينٌ: apaçık
| (7:22)

| بِغُرُورٍ: aldatarak
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| ذَاقَا: tadınca
| الشَّجَرَةَ: ağac(ın meyvasın)ı
| بَدَتْ: göründü
| لَهُمَا: kendilerine
| سَوْاتُهُمَا: çirkin yerleri
| وَطَفِقَا: ve başladılar
| يَخْصِفَانِ: üst üste yamayıp örtmeğe
| عَلَيْهِمَا: üzerlerine
| مِنْ: -ndan
| وَرَقِ: yaprakları-
| الْجَنَّةِ: cennet
| وَنَادَاهُمَا: ve onlara seslendi
| رَبُّهُمَا: Rableri
| أَلَمْ:
| أَنْهَكُمَا: ben sizi men'etmedim mi?
| عَنْ:
| تِلْكُمَا: bu
| الشَّجَرَةِ: ağaçtan
| وَأَقُلْ: ve demedim mi?
| لَكُمَا: size
| إِنَّ: şüphesiz
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| لَكُمَا: sizin için
| عَدُوٌّ: düşmandır
| مُبِينٌ: apaçık
| (7:22)|قَالَا: dediler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| ظَلَمْنَا: biz zulmettik
| أَنْفُسَنَا: kendimize
| وَإِنْ: ve eğer
| لَمْ:
| تَغْفِرْ: bağışlamazsan
| لَنَا: bizi
| وَتَرْحَمْنَا: ve bize acımazsan
| لَنَكُونَنَّ: muhakkak oluruz
| مِنَ: -dan
| الْخَاسِرِينَ: ziyana uğrayanlar-
| (7:23)

| رَبَّنَا: Rabbimiz
| ظَلَمْنَا: biz zulmettik
| أَنْفُسَنَا: kendimize
| وَإِنْ: ve eğer
| لَمْ:
| تَغْفِرْ: bağışlamazsan
| لَنَا: bizi
| وَتَرْحَمْنَا: ve bize acımazsan
| لَنَكُونَنَّ: muhakkak oluruz
| مِنَ: -dan
| الْخَاسِرِينَ: ziyana uğrayanlar-
| (7:23)|قَالَ: buyurdu
| اهْبِطُوا: inin
| بَعْضُكُمْ: bır kısmınız
| لِبَعْضٍ: diğerinize
| عَدُوٌّ: düşman olarak
| وَلَكُمْ: sizin içindir
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مُسْتَقَرٌّ: yerleşme
| وَمَتَاعٌ: ve geçinme
| إِلَىٰ: kadar
| حِينٍ: bir süreye
| (7:24)

| اهْبِطُوا: inin
| بَعْضُكُمْ: bır kısmınız
| لِبَعْضٍ: diğerinize
| عَدُوٌّ: düşman olarak
| وَلَكُمْ: sizin içindir
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مُسْتَقَرٌّ: yerleşme
| وَمَتَاعٌ: ve geçinme
| إِلَىٰ: kadar
| حِينٍ: bir süreye
| (7:24)|قَالَ: dedi
| فِيهَا: orada
| تَحْيَوْنَ: yaşayacaksınız
| وَفِيهَا: ve orada
| تَمُوتُونَ: öleceksiniz
| وَمِنْهَا: ve yine oradan
| تُخْرَجُونَ: çıkarılacaksınız
| (7:25)

| فِيهَا: orada
| تَحْيَوْنَ: yaşayacaksınız
| وَفِيهَا: ve orada
| تَمُوتُونَ: öleceksiniz
| وَمِنْهَا: ve yine oradan
| تُخْرَجُونَ: çıkarılacaksınız
| (7:25)|يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| قَدْ: muhakkak
| أَنْزَلْنَا: indirdik
| عَلَيْكُمْ: size
| لِبَاسًا: giysi
| يُوَارِي: örtecek
| سَوْاتِكُمْ: çirkin yerlerinizi
| وَرِيشًا: ve süslenecek elbise
| وَلِبَاسُ: ve giysisi
| التَّقْوَىٰ: takva
| ذَٰلِكَ: bu
| خَيْرٌ: en iyisidir
| ذَٰلِكَ: işte bu(nlar)
| مِنْ: -ndendir
| ايَاتِ: ayetleri-
| اللَّهِ: Allah'ın
| لَعَلَّهُمْ: belki
| يَذَّكَّرُونَ: düşünüp öğüt alırlar
| (7:26)

| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| قَدْ: muhakkak
| أَنْزَلْنَا: indirdik
| عَلَيْكُمْ: size
| لِبَاسًا: giysi
| يُوَارِي: örtecek
| سَوْاتِكُمْ: çirkin yerlerinizi
| وَرِيشًا: ve süslenecek elbise
| وَلِبَاسُ: ve giysisi
| التَّقْوَىٰ: takva
| ذَٰلِكَ: bu
| خَيْرٌ: en iyisidir
| ذَٰلِكَ: işte bu(nlar)
| مِنْ: -ndendir
| ايَاتِ: ayetleri-
| اللَّهِ: Allah'ın
| لَعَلَّهُمْ: belki
| يَذَّكَّرُونَ: düşünüp öğüt alırlar
| (7:26)|يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| لَا:
| يَفْتِنَنَّكُمُ: sizi bir belaya düşürmesin
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| كَمَا: gibi
| أَخْرَجَ: çıkardığı
| أَبَوَيْكُمْ: ana babanızı
| مِنَ: -ten
| الْجَنَّةِ: cennet-
| يَنْزِعُ: soyarak
| عَنْهُمَا: onların
| لِبَاسَهُمَا: elbiselerini
| لِيُرِيَهُمَا: onlara göstermek için
| سَوْاتِهِمَا: çirkin yerlerini
| إِنَّهُ: muhakkak
| يَرَاكُمْ: sizi görürler
| هُوَ: o
| وَقَبِيلُهُ: ve kabilesi
| مِنْ:
| حَيْثُ: yerden
| لَا:
| تَرَوْنَهُمْ: sizin onları göremeyeceğiniz
| إِنَّا: muhakkak
| جَعَلْنَا: biz yaptık
| الشَّيَاطِينَ: şeytanları
| أَوْلِيَاءَ: dostları
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| لَا: inanmayan(ların)
| يُؤْمِنُونَ: zaman
| (7:27)

| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| لَا:
| يَفْتِنَنَّكُمُ: sizi bir belaya düşürmesin
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| كَمَا: gibi
| أَخْرَجَ: çıkardığı
| أَبَوَيْكُمْ: ana babanızı
| مِنَ: -ten
| الْجَنَّةِ: cennet-
| يَنْزِعُ: soyarak
| عَنْهُمَا: onların
| لِبَاسَهُمَا: elbiselerini
| لِيُرِيَهُمَا: onlara göstermek için
| سَوْاتِهِمَا: çirkin yerlerini
| إِنَّهُ: muhakkak
| يَرَاكُمْ: sizi görürler
| هُوَ: o
| وَقَبِيلُهُ: ve kabilesi
| مِنْ:
| حَيْثُ: yerden
| لَا:
| تَرَوْنَهُمْ: sizin onları göremeyeceğiniz
| إِنَّا: muhakkak
| جَعَلْنَا: biz yaptık
| الشَّيَاطِينَ: şeytanları
| أَوْلِيَاءَ: dostları
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| لَا: inanmayan(ların)
| يُؤْمِنُونَ: zaman
| (7:27)|وَإِذَا: ve zaman
| فَعَلُوا: onlar yaptıkları
| فَاحِشَةً: bir kötülük
| قَالُوا: dediler
| وَجَدْنَا: bulduk
| عَلَيْهَا: bu (yolda)
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| وَاللَّهُ: Allah
| أَمَرَنَا: bize emretti
| بِهَا: bunu
| قُلْ: de
| إِنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَأْمُرُ: emretmez
| بِالْفَحْشَاءِ: kötülüğü
| أَتَقُولُونَ: mi söylüyorsunuz?
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| مَا: şeyleri
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: bilmediğiniz
| (7:28)

| فَعَلُوا: onlar yaptıkları
| فَاحِشَةً: bir kötülük
| قَالُوا: dediler
| وَجَدْنَا: bulduk
| عَلَيْهَا: bu (yolda)
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| وَاللَّهُ: Allah
| أَمَرَنَا: bize emretti
| بِهَا: bunu
| قُلْ: de
| إِنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَأْمُرُ: emretmez
| بِالْفَحْشَاءِ: kötülüğü
| أَتَقُولُونَ: mi söylüyorsunuz?
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| مَا: şeyleri
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: bilmediğiniz
| (7:28)|قُلْ: de ki
| أَمَرَ: emretti
| رَبِّي: Rabbim
| بِالْقِسْطِ: adaleti
| وَأَقِيمُوا: ve O'na doğrultun
| وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi
| عِنْدَ:
| كُلِّ: her
| مَسْجِدٍ: mescidde
| وَادْعُوهُ: ve O'na yalvarın
| مُخْلِصِينَ: has kılarak
| لَهُ: yalnız O'na
| الدِّينَ: dini
| كَمَا: gibi
| بَدَأَكُمْ: ilkin sizi yarattığı
| تَعُودُونَ: O'na döneceksiniz
| (7:29)

| أَمَرَ: emretti
| رَبِّي: Rabbim
| بِالْقِسْطِ: adaleti
| وَأَقِيمُوا: ve O'na doğrultun
| وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi
| عِنْدَ:
| كُلِّ: her
| مَسْجِدٍ: mescidde
| وَادْعُوهُ: ve O'na yalvarın
| مُخْلِصِينَ: has kılarak
| لَهُ: yalnız O'na
| الدِّينَ: dini
| كَمَا: gibi
| بَدَأَكُمْ: ilkin sizi yarattığı
| تَعُودُونَ: O'na döneceksiniz
| (7:29)|فَرِيقًا: bir topluluğu
| هَدَىٰ: doğru yola iletti
| وَفَرِيقًا: ve bir topluluğa da
| حَقَّ: hak oldu
| عَلَيْهِمُ: üzerlerine
| الضَّلَالَةُ: sapıklık
| إِنَّهُمُ: çünkü onlar
| اتَّخَذُوا: tuttular
| الشَّيَاطِينَ: şeytanları
| أَوْلِيَاءَ: dostlar
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَيَحْسَبُونَ: ve sanıyorlar
| أَنَّهُمْ: kendilerinin de
| مُهْتَدُونَ: doğru yolda olduklarını
| (7:30)

| هَدَىٰ: doğru yola iletti
| وَفَرِيقًا: ve bir topluluğa da
| حَقَّ: hak oldu
| عَلَيْهِمُ: üzerlerine
| الضَّلَالَةُ: sapıklık
| إِنَّهُمُ: çünkü onlar
| اتَّخَذُوا: tuttular
| الشَّيَاطِينَ: şeytanları
| أَوْلِيَاءَ: dostlar
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَيَحْسَبُونَ: ve sanıyorlar
| أَنَّهُمْ: kendilerinin de
| مُهْتَدُونَ: doğru yolda olduklarını
| (7:30)|يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| خُذُوا: alın
| زِينَتَكُمْ: süs(lü, güzel giysiler)inizi
| عِنْدَ:
| كُلِّ: her
| مَسْجِدٍ: mesci(de gidişiniz)de
| وَكُلُوا: ve yeyin
| وَاشْرَبُوا: ve için
| وَلَا:
| تُسْرِفُوا: fakat israf etmeyin
| إِنَّهُ: çünkü O
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْمُسْرِفِينَ: israf edenleri
| (7:31)

| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| خُذُوا: alın
| زِينَتَكُمْ: süs(lü, güzel giysiler)inizi
| عِنْدَ:
| كُلِّ: her
| مَسْجِدٍ: mesci(de gidişiniz)de
| وَكُلُوا: ve yeyin
| وَاشْرَبُوا: ve için
| وَلَا:
| تُسْرِفُوا: fakat israf etmeyin
| إِنَّهُ: çünkü O
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْمُسْرِفِينَ: israf edenleri
| (7:31)|قُلْ: de ki
| مَنْ: kim
| حَرَّمَ: haram etti
| زِينَةَ: süsü
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّتِي:
| أَخْرَجَ: çıkardığı
| لِعِبَادِهِ: kulları için
| وَالطَّيِّبَاتِ: ve güzel
| مِنَ:
| الرِّزْقِ: rızıkları
| قُلْ: de ki
| هِيَ: O
| لِلَّذِينَ: kimselerindir
| امَنُوا: inanan(larındır)
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| خَالِصَةً: yalnız onlarındır
| يَوْمَ: günü de
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نُفَصِّلُ: biz açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| لِقَوْمٍ: bir topluluk için
| يَعْلَمُونَ: bilen
| (7:32)

| مَنْ: kim
| حَرَّمَ: haram etti
| زِينَةَ: süsü
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّتِي:
| أَخْرَجَ: çıkardığı
| لِعِبَادِهِ: kulları için
| وَالطَّيِّبَاتِ: ve güzel
| مِنَ:
| الرِّزْقِ: rızıkları
| قُلْ: de ki
| هِيَ: O
| لِلَّذِينَ: kimselerindir
| امَنُوا: inanan(larındır)
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| خَالِصَةً: yalnız onlarındır
| يَوْمَ: günü de
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نُفَصِّلُ: biz açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| لِقَوْمٍ: bir topluluk için
| يَعْلَمُونَ: bilen
| (7:32)|قُلْ: de ki
| إِنَّمَا: kesinlikle
| حَرَّمَ: haram etmiştir
| رَبِّيَ: Rabbim
| الْفَوَاحِشَ: fuhuşları
| مَا: (gerek)
| ظَهَرَ: açığını
| مِنْهَا: onun
| وَمَا: (gerek)
| بَطَنَ: kapalısını
| وَالْإِثْمَ: ve günahı
| وَالْبَغْيَ: ve saldırmayı
| بِغَيْرِ: yere
| الْحَقِّ: haksız
| وَأَنْ: ve
| تُشْرِكُوا: ortak koşmayı
| بِاللَّهِ: Allah'a
| مَا: bir şeyi
| لَمْ:
| يُنَزِّلْ: indirmediği
| بِهِ: hakkında
| سُلْطَانًا: hiçbir delil
| وَأَنْ: ve
| تَقُولُوا: söylemenizi
| عَلَى: hakkında
| اللَّهِ: Allah
| مَا: şeyler
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: bilmediğiniz
| (7:33)

| إِنَّمَا: kesinlikle
| حَرَّمَ: haram etmiştir
| رَبِّيَ: Rabbim
| الْفَوَاحِشَ: fuhuşları
| مَا: (gerek)
| ظَهَرَ: açığını
| مِنْهَا: onun
| وَمَا: (gerek)
| بَطَنَ: kapalısını
| وَالْإِثْمَ: ve günahı
| وَالْبَغْيَ: ve saldırmayı
| بِغَيْرِ: yere
| الْحَقِّ: haksız
| وَأَنْ: ve
| تُشْرِكُوا: ortak koşmayı
| بِاللَّهِ: Allah'a
| مَا: bir şeyi
| لَمْ:
| يُنَزِّلْ: indirmediği
| بِهِ: hakkında
| سُلْطَانًا: hiçbir delil
| وَأَنْ: ve
| تَقُولُوا: söylemenizi
| عَلَى: hakkında
| اللَّهِ: Allah
| مَا: şeyler
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: bilmediğiniz
| (7:33)|وَلِكُلِّ: ve her
| أُمَّةٍ: ümmetin
| أَجَلٌ: bir süresi vardır
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| أَجَلُهُمْ: süreleri
| لَا:
| يَسْتَأْخِرُونَ: geri kalmazlar
| سَاعَةً: bir an
| وَلَا: ve ne de
| يَسْتَقْدِمُونَ: öne geçemezler
| (7:34)

| أُمَّةٍ: ümmetin
| أَجَلٌ: bir süresi vardır
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| أَجَلُهُمْ: süreleri
| لَا:
| يَسْتَأْخِرُونَ: geri kalmazlar
| سَاعَةً: bir an
| وَلَا: ve ne de
| يَسْتَقْدِمُونَ: öne geçemezler
| (7:34)|يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| إِمَّا: eğer
| يَأْتِيَنَّكُمْ: size gelirse
| رُسُلٌ: elçiler
| مِنْكُمْ: kendi içinizden
| يَقُصُّونَ: anlattıkarında
| عَلَيْكُمْ: size
| ايَاتِي: ayetlerimi
| فَمَنِ: kimselere
| اتَّقَىٰ: korunan
| وَأَصْلَحَ: ve uslanan
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: üzelerine
| وَلَا: ve
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülmeyeceklerdir
| (7:35)

| بَنِي: Çocukları
| ادَمَ: Adem
| إِمَّا: eğer
| يَأْتِيَنَّكُمْ: size gelirse
| رُسُلٌ: elçiler
| مِنْكُمْ: kendi içinizden
| يَقُصُّونَ: anlattıkarında
| عَلَيْكُمْ: size
| ايَاتِي: ayetlerimi
| فَمَنِ: kimselere
| اتَّقَىٰ: korunan
| وَأَصْلَحَ: ve uslanan
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: üzelerine
| وَلَا: ve
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülmeyeceklerdir
| (7:35)|وَالَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَاسْتَكْبَرُوا: ve büyüklenenler
| عَنْهَا: onlara karşı
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| النَّارِ: ateş
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır
| (7:36)

| كَذَّبُوا: yalanlayan
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَاسْتَكْبَرُوا: ve büyüklenenler
| عَنْهَا: onlara karşı
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| النَّارِ: ateş
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır
| (7:36)|فَمَنْ: kim olabilir?
| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: kimseden
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalan
| أَوْ: ya da
| كَذَّبَ: yalanlayan
| بِايَاتِهِ: O'nun ayetlerini
| أُولَٰئِكَ: onlara
| يَنَالُهُمْ: erişir
| نَصِيبُهُمْ: nasipleri
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا:
| جَاءَتْهُمْ: gelince
| رُسُلُنَا: elçilerimiz
| يَتَوَفَّوْنَهُمْ: canlarını alırken
| قَالُوا: diyecekler
| أَيْنَ: hani nerede?
| مَا:
| كُنْتُمْ: olduklarınız
| تَدْعُونَ: yalvarmış
| مِنْ:
| دُونِ: başkasına
| اللَّهِ: Alah'tan
| قَالُوا: dediler
| ضَلُّوا: sapıp kayboldular
| عَنَّا: bizden
| وَشَهِدُوا: ve şahidlik ettiler
| عَلَىٰ: aleyhlerine
| أَنْفُسِهِمْ: kendi
| أَنَّهُمْ: kendilerinin
| كَانُوا: olduklarına
| كَافِرِينَ: kafirler
| (7:37)

| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: kimseden
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalan
| أَوْ: ya da
| كَذَّبَ: yalanlayan
| بِايَاتِهِ: O'nun ayetlerini
| أُولَٰئِكَ: onlara
| يَنَالُهُمْ: erişir
| نَصِيبُهُمْ: nasipleri
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا:
| جَاءَتْهُمْ: gelince
| رُسُلُنَا: elçilerimiz
| يَتَوَفَّوْنَهُمْ: canlarını alırken
| قَالُوا: diyecekler
| أَيْنَ: hani nerede?
| مَا:
| كُنْتُمْ: olduklarınız
| تَدْعُونَ: yalvarmış
| مِنْ:
| دُونِ: başkasına
| اللَّهِ: Alah'tan
| قَالُوا: dediler
| ضَلُّوا: sapıp kayboldular
| عَنَّا: bizden
| وَشَهِدُوا: ve şahidlik ettiler
| عَلَىٰ: aleyhlerine
| أَنْفُسِهِمْ: kendi
| أَنَّهُمْ: kendilerinin
| كَانُوا: olduklarına
| كَافِرِينَ: kafirler
| (7:37)|قَالَ: (Allah) dedi
| ادْخُلُوا: girin
| فِي: arasında
| أُمَمٍ: toplulukları
| قَدْ:
| خَلَتْ: geçen
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| مِنَ:
| الْجِنِّ: cin
| وَالْإِنْسِ: ve insan
| فِي: içine
| النَّارِ: ateşin
| كُلَّمَا: her
| دَخَلَتْ: girdiğinde
| أُمَّةٌ: ümmet
| لَعَنَتْ: la'net eder
| أُخْتَهَا: yoldaşına
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| ادَّارَكُوا: birbiri ardından
| فِيهَا: orada
| جَمِيعًا: hepsi toplandığı
| قَالَتْ: dediler ki
| أُخْرَاهُمْ: sonrakiler
| لِأُولَاهُمْ: öncekiler için
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| أَضَلُّونَا: bizi saptırdılar
| فَاتِهِمْ: bunlara ver
| عَذَابًا: azab
| ضِعْفًا: bir kat daha
| مِنَ: -ten
| النَّارِ: ateş-
| قَالَ: (Allah) dedi
| لِكُلٍّ: hepsi için vardır
| ضِعْفٌ: bir kat fazla
| وَلَٰكِنْ: ancak
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: siz bilmezsiniz
| (7:38)

| ادْخُلُوا: girin
| فِي: arasında
| أُمَمٍ: toplulukları
| قَدْ:
| خَلَتْ: geçen
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| مِنَ:
| الْجِنِّ: cin
| وَالْإِنْسِ: ve insan
| فِي: içine
| النَّارِ: ateşin
| كُلَّمَا: her
| دَخَلَتْ: girdiğinde
| أُمَّةٌ: ümmet
| لَعَنَتْ: la'net eder
| أُخْتَهَا: yoldaşına
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| ادَّارَكُوا: birbiri ardından
| فِيهَا: orada
| جَمِيعًا: hepsi toplandığı
| قَالَتْ: dediler ki
| أُخْرَاهُمْ: sonrakiler
| لِأُولَاهُمْ: öncekiler için
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| أَضَلُّونَا: bizi saptırdılar
| فَاتِهِمْ: bunlara ver
| عَذَابًا: azab
| ضِعْفًا: bir kat daha
| مِنَ: -ten
| النَّارِ: ateş-
| قَالَ: (Allah) dedi
| لِكُلٍّ: hepsi için vardır
| ضِعْفٌ: bir kat fazla
| وَلَٰكِنْ: ancak
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: siz bilmezsiniz
| (7:38)|وَقَالَتْ: dediler ki
| أُولَاهُمْ: öncekiler
| لِأُخْرَاهُمْ: sonrakilere
| فَمَا: yoktur
| كَانَ:
| لَكُمْ: sizin
| عَلَيْنَا: bize
| مِنْ: hiç
| فَضْلٍ: üstünlüğünüz
| فَذُوقُوا: o halde siz de tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: karşılık
| كُنْتُمْ: olduklarınıza
| تَكْسِبُونَ: kazanıyor
| (7:39)

| أُولَاهُمْ: öncekiler
| لِأُخْرَاهُمْ: sonrakilere
| فَمَا: yoktur
| كَانَ:
| لَكُمْ: sizin
| عَلَيْنَا: bize
| مِنْ: hiç
| فَضْلٍ: üstünlüğünüz
| فَذُوقُوا: o halde siz de tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: karşılık
| كُنْتُمْ: olduklarınıza
| تَكْسِبُونَ: kazanıyor
| (7:39)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan
| بِايَاتِنَا: bizim ayetlerimizi
| وَاسْتَكْبَرُوا: ve kibirlenenler
| عَنْهَا: onlara
| لَا:
| تُفَتَّحُ: açılmayacak
| لَهُمْ: onlara
| أَبْوَابُ: kapıları
| السَّمَاءِ: gök
| وَلَا: ve
| يَدْخُلُونَ: onlar giremeyeceklerdir
| الْجَنَّةَ: cennete
| حَتَّىٰ: kadar
| يَلِجَ: geçinceye
| الْجَمَلُ: deve
| فِي: içinden
| سَمِّ: deliği
| الْخِيَاطِ: iğne
| وَكَذَٰلِكَ: ve işte böyle
| نَجْزِي: cezalandırırız
| الْمُجْرِمِينَ: suçluları
| (7:40)

| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan
| بِايَاتِنَا: bizim ayetlerimizi
| وَاسْتَكْبَرُوا: ve kibirlenenler
| عَنْهَا: onlara
| لَا:
| تُفَتَّحُ: açılmayacak
| لَهُمْ: onlara
| أَبْوَابُ: kapıları
| السَّمَاءِ: gök
| وَلَا: ve
| يَدْخُلُونَ: onlar giremeyeceklerdir
| الْجَنَّةَ: cennete
| حَتَّىٰ: kadar
| يَلِجَ: geçinceye
| الْجَمَلُ: deve
| فِي: içinden
| سَمِّ: deliği
| الْخِيَاطِ: iğne
| وَكَذَٰلِكَ: ve işte böyle
| نَجْزِي: cezalandırırız
| الْمُجْرِمِينَ: suçluları
| (7:40)|لَهُمْ: onlar için vardır
| مِنْ: -den
| جَهَنَّمَ: cehennem-
| مِهَادٌ: bir döşek
| وَمِنْ: ve
| فَوْقِهِمْ: üstlerinde de
| غَوَاشٍ: (ateşten) örtüler
| وَكَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: cezalandırırız
| الظَّالِمِينَ: zalimleri
| (7:41)

| مِنْ: -den
| جَهَنَّمَ: cehennem-
| مِهَادٌ: bir döşek
| وَمِنْ: ve
| فَوْقِهِمْ: üstlerinde de
| غَوَاشٍ: (ateşten) örtüler
| وَكَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: cezalandırırız
| الظَّالِمِينَ: zalimleri
| (7:41)|وَالَّذِينَ: ve kimseler
| امَنُوا: inanan
| وَعَمِلُوا: ve yapanlar
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| لَا:
| نُكَلِّفُ: yüklemeyiz
| نَفْسًا: hiç kimseye
| إِلَّا: başkasını
| وُسْعَهَا: gücünün yettiğinden
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| الْجَنَّةِ: cennet
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (7:42)

| امَنُوا: inanan
| وَعَمِلُوا: ve yapanlar
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| لَا:
| نُكَلِّفُ: yüklemeyiz
| نَفْسًا: hiç kimseye
| إِلَّا: başkasını
| وُسْعَهَا: gücünün yettiğinden
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| الْجَنَّةِ: cennet
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (7:42)|وَنَزَعْنَا: ve çıkarıp atmışızdır
| مَا: ne varsa
| فِي: içinde
| صُدُورِهِمْ: göğüsleri
| مِنْ: -den
| غِلٍّ: kin-
| تَجْرِي: akmaktadır
| مِنْ:
| تَحْتِهِمُ: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| وَقَالُوا: ve dediler
| الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي: o ki
| هَدَانَا: lutfedip bizi getirdi
| لِهَٰذَا: buraya
| وَمَا:
| كُنَّا: biz
| لِنَهْتَدِيَ: (doğruyu) bulamazdık
| لَوْلَا: eğer
| أَنْ:
| هَدَانَا: bizi getirmeseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَقَدْ: muhakkak
| جَاءَتْ: getirmişler
| رُسُلُ: elçileri
| رَبِّنَا: Rabbimizin
| بِالْحَقِّ: gerçeği
| وَنُودُوا: onlara seslenildi
| أَنْ:
| تِلْكُمُ: işte size
| الْجَنَّةُ: cennet
| أُورِثْتُمُوهَا: o size miras verildi
| بِمَا: karşılık
| كُنْتُمْ:
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınıza
| (7:43)

| مَا: ne varsa
| فِي: içinde
| صُدُورِهِمْ: göğüsleri
| مِنْ: -den
| غِلٍّ: kin-
| تَجْرِي: akmaktadır
| مِنْ:
| تَحْتِهِمُ: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| وَقَالُوا: ve dediler
| الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي: o ki
| هَدَانَا: lutfedip bizi getirdi
| لِهَٰذَا: buraya
| وَمَا:
| كُنَّا: biz
| لِنَهْتَدِيَ: (doğruyu) bulamazdık
| لَوْلَا: eğer
| أَنْ:
| هَدَانَا: bizi getirmeseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَقَدْ: muhakkak
| جَاءَتْ: getirmişler
| رُسُلُ: elçileri
| رَبِّنَا: Rabbimizin
| بِالْحَقِّ: gerçeği
| وَنُودُوا: onlara seslenildi
| أَنْ:
| تِلْكُمُ: işte size
| الْجَنَّةُ: cennet
| أُورِثْتُمُوهَا: o size miras verildi
| بِمَا: karşılık
| كُنْتُمْ:
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınıza
| (7:43)|وَنَادَىٰ: ve seslendi
| أَصْحَابُ: halkı
| الْجَنَّةِ: cennet
| أَصْحَابَ: halkına
| النَّارِ: ateş
| أَنْ: ki
| قَدْ: muhakkak
| وَجَدْنَا: biz bulduk
| مَا: şeyi
| وَعَدَنَا: bize va'dettiğini
| رَبُّنَا: Rabbimizin
| حَقًّا: gerçek
| فَهَلْ: mu?
| وَجَدْتُمْ: siz buldunuz
| مَا: şeyi
| وَعَدَ: size va'dettiğini
| رَبُّكُمْ: Rabbinizin
| حَقًّا: gerçek
| قَالُوا: dediler
| نَعَمْ: evet
| فَأَذَّنَ: ve seslendi
| مُؤَذِّنٌ: bir ünleyici
| بَيْنَهُمْ: aralarından
| أَنْ: diye
| لَعْنَةُ: la'neti
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَى: üzerine olsun
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (7:44)

| أَصْحَابُ: halkı
| الْجَنَّةِ: cennet
| أَصْحَابَ: halkına
| النَّارِ: ateş
| أَنْ: ki
| قَدْ: muhakkak
| وَجَدْنَا: biz bulduk
| مَا: şeyi
| وَعَدَنَا: bize va'dettiğini
| رَبُّنَا: Rabbimizin
| حَقًّا: gerçek
| فَهَلْ: mu?
| وَجَدْتُمْ: siz buldunuz
| مَا: şeyi
| وَعَدَ: size va'dettiğini
| رَبُّكُمْ: Rabbinizin
| حَقًّا: gerçek
| قَالُوا: dediler
| نَعَمْ: evet
| فَأَذَّنَ: ve seslendi
| مُؤَذِّنٌ: bir ünleyici
| بَيْنَهُمْ: aralarından
| أَنْ: diye
| لَعْنَةُ: la'neti
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَى: üzerine olsun
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (7:44)|الَّذِينَ: onlar ki
| يَصُدُّونَ: menedip
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَيَبْغُونَهَا: ve onu isterler
| عِوَجًا: eğriltmek
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahireti de
| كَافِرُونَ: inkar ederlerdi
| (7:45)

| يَصُدُّونَ: menedip
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَيَبْغُونَهَا: ve onu isterler
| عِوَجًا: eğriltmek
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahireti de
| كَافِرُونَ: inkar ederlerdi
| (7:45)|وَبَيْنَهُمَا: iki taraf arasında
| حِجَابٌ: bir perde (vardır)
| وَعَلَى: ve üzerinde
| الْأَعْرَافِ: A'raf
| رِجَالٌ: erkekler (vardır)
| يَعْرِفُونَ: tanıyan
| كُلًّا: hepsini
| بِسِيمَاهُمْ: yüzlerindeki işaretleriyle
| وَنَادَوْا: ve seslendiler
| أَصْحَابَ: halkına
| الْجَنَّةِ: cennet
| أَنْ: diye
| سَلَامٌ: selam olsun
| عَلَيْكُمْ: size
| لَمْ:
| يَدْخُلُوهَا: cennete girmemiş
| وَهُمْ: fakat onlar
| يَطْمَعُونَ: beklemektedirler
| (7:46)

| حِجَابٌ: bir perde (vardır)
| وَعَلَى: ve üzerinde
| الْأَعْرَافِ: A'raf
| رِجَالٌ: erkekler (vardır)
| يَعْرِفُونَ: tanıyan
| كُلًّا: hepsini
| بِسِيمَاهُمْ: yüzlerindeki işaretleriyle
| وَنَادَوْا: ve seslendiler
| أَصْحَابَ: halkına
| الْجَنَّةِ: cennet
| أَنْ: diye
| سَلَامٌ: selam olsun
| عَلَيْكُمْ: size
| لَمْ:
| يَدْخُلُوهَا: cennete girmemiş
| وَهُمْ: fakat onlar
| يَطْمَعُونَ: beklemektedirler
| (7:46)|وَإِذَا: zaman
| صُرِفَتْ: çevrildiği
| أَبْصَارُهُمْ: gözleri
| تِلْقَاءَ: tarafına
| أَصْحَابِ: halkı
| النَّارِ: ateş
| قَالُوا: dediler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| لَا:
| تَجْعَلْنَا: bizi bulundurma
| مَعَ: beraber
| الْقَوْمِ: toplulukla
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (7:47)

| صُرِفَتْ: çevrildiği
| أَبْصَارُهُمْ: gözleri
| تِلْقَاءَ: tarafına
| أَصْحَابِ: halkı
| النَّارِ: ateş
| قَالُوا: dediler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| لَا:
| تَجْعَلْنَا: bizi bulundurma
| مَعَ: beraber
| الْقَوْمِ: toplulukla
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (7:47)|وَنَادَىٰ: ve seslendiler
| أَصْحَابُ: halkı
| الْأَعْرَافِ: A'raf
| رِجَالًا: birtakım adamlara
| يَعْرِفُونَهُمْ: tanıdıkları
| بِسِيمَاهُمْ: yüzlerinden
| قَالُوا: dediler ki
| مَا:
| أَغْنَىٰ: hiçbir yarar sağlamadı
| عَنْكُمْ: size
| جَمْعُكُمْ: topluluğunuzun
| وَمَا: ne de
| كُنْتُمْ: size
| تَسْتَكْبِرُونَ: büyüklük taslamanız
| (7:48)

| أَصْحَابُ: halkı
| الْأَعْرَافِ: A'raf
| رِجَالًا: birtakım adamlara
| يَعْرِفُونَهُمْ: tanıdıkları
| بِسِيمَاهُمْ: yüzlerinden
| قَالُوا: dediler ki
| مَا:
| أَغْنَىٰ: hiçbir yarar sağlamadı
| عَنْكُمْ: size
| جَمْعُكُمْ: topluluğunuzun
| وَمَا: ne de
| كُنْتُمْ: size
| تَسْتَكْبِرُونَ: büyüklük taslamanız
| (7:48)|أَهَٰؤُلَاءِ: bunlar mıydı?
| الَّذِينَ: kimseler
| أَقْسَمْتُمْ: yemin ettiğiniz
| لَا:
| يَنَالُهُمُ: onları erdirmeyecek diye
| اللَّهُ: Allah
| بِرَحْمَةٍ: hiçbir rahmete
| ادْخُلُوا: girin
| الْجَنَّةَ: cennete
| لَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْكُمْ: artık size
| وَلَا: ve değilsiniz
| أَنْتُمْ: siz
| تَحْزَنُونَ: üzülecek de
| (7:49)

| الَّذِينَ: kimseler
| أَقْسَمْتُمْ: yemin ettiğiniz
| لَا:
| يَنَالُهُمُ: onları erdirmeyecek diye
| اللَّهُ: Allah
| بِرَحْمَةٍ: hiçbir rahmete
| ادْخُلُوا: girin
| الْجَنَّةَ: cennete
| لَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْكُمْ: artık size
| وَلَا: ve değilsiniz
| أَنْتُمْ: siz
| تَحْزَنُونَ: üzülecek de
| (7:49)|وَنَادَىٰ: ve seslendiler
| أَصْحَابُ: halkı
| النَّارِ: ateş
| أَصْحَابَ: halkına
| الْجَنَّةِ: cennet
| أَنْ: diye
| أَفِيضُوا: biraz da akıtın
| عَلَيْنَا: bizim üzerimize
| مِنَ: -dan
| الْمَاءِ: su(yunuz)-
| أَوْ: veya
| مِمَّا:
| رَزَقَكُمُ: size verdiği rızıktan
| اللَّهُ: Allah'ın
| قَالُوا: dediler ki
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| حَرَّمَهُمَا: bu ikisini haram etmiştir
| عَلَى: üzerine
| الْكَافِرِينَ: kafirler
| (7:50)

| أَصْحَابُ: halkı
| النَّارِ: ateş
| أَصْحَابَ: halkına
| الْجَنَّةِ: cennet
| أَنْ: diye
| أَفِيضُوا: biraz da akıtın
| عَلَيْنَا: bizim üzerimize
| مِنَ: -dan
| الْمَاءِ: su(yunuz)-
| أَوْ: veya
| مِمَّا:
| رَزَقَكُمُ: size verdiği rızıktan
| اللَّهُ: Allah'ın
| قَالُوا: dediler ki
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| حَرَّمَهُمَا: bu ikisini haram etmiştir
| عَلَى: üzerine
| الْكَافِرِينَ: kafirler
| (7:50)