| enzelnāhu: onu indirdik
| fī:
| leyletin: bir gecede
| mubāraketin: mübarek
| innā: çünkü biz
| kunnā: biz
| munƶirīne: uyarıcıyız
| (44:3)
| yufraḳu: ayırdedilir
| kullu: her
| emrin: emir
| Hakīmin: hikmetli
| (44:4)
| min:
| ǐndinā: katımızdan olan
| innā: çünkü biz
| kunnā: biz
| mursilīne: elçi göndericiyiz
| (44:5)
| min: -nden
| rabbike: Rabbi-
| innehu: doğrusu O
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-ǎlīmu: bilendir
| (44:6)
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| ve mā: ve bulunanların
| beynehumā: ikisi arasında
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| mūḳinīne: kesin olarak inanıyor
| (44:7)
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| yuHyī: yaşatır
| ve yumītu: ve öldürür
| rabbukum: sizin de Rabbinizdir
| ve rabbu: ve Rabbidir
| ābāikumu: atalarınızın
| l-evvelīne: önceki
| (44:8)
| yevme: günü
| te'tī: getireceği
| s-semāu: göğün
| biduḣānin: bir duman
| mubīnin: açık
| (44:10)
| kşif: kaldır
| ǎnnā: bizden
| l-ǎƶābe: azabı
| innā: çünkü biz
| mu'minūne: inanıyoruz
| (44:12)
| lehumu: onlar için
| ƶ-ƶikrā: öğüt almak
| veḳad: oysa elbette
| cā'ehum: kendilerine gelmişti
| rasūlun: bir elçi
| mubīnun: apaçık
| (44:13)
| tevellev: yüz çevirdiler
| ǎnhu: ondan
| ve ḳālū: ve dediler
| muǎllemun: öğretilmiştir
| mecnūnun: cinlenmiştir
| (44:14)
| kāşifū: kaldırırız
| l-ǎƶābi: azabı
| ḳalīlen: birazcık
| innekum: ama siz
| ǎāidūne: dönersiniz
| (44:15)
| nebTişu: vururuz
| l-beTşete: vuruşla
| l-kubrā: büyük
| innā: zira biz
| munteḳimūne: öc alıcıyız
| (44:16)
| fetennā: sınadık
| ḳablehum: onlardan önce
| ḳavme: toplumunu
| fir'ǎvne: Fir'avn
| ve cā'ehum: ve onlara geldi
| rasūlun: bir elçi
| kerīmun: değerli
| (44:17)
| eddū: teslim edin
| ileyye: bana
| ǐbāde: kullarını
| llahi: Allah'ın
| innī: çünkü ben
| lekum: sizin için
| rasūlun: bir elçiyim
| emīnun: güvenilir
| (44:18)
| lā:
| teǎ'lū: ululanmayın
| ǎlā: karşı
| llahi: Allah'a
| innī: elbette ben
| ātīkum: size getiriyorum
| bisulTānin: bir delil
| mubīnin: apaçık
| (44:19)
| ǔƶtu: sığındım
| birabbī: benim Rabbim
| ve rabbikum: ve sizin Rabbiniz olana
| en:
| tercumūni: beni taşla(yıp öldür)menizden
| (44:20)
| lem:
| tu'minū: inanmadınızsa
| lī: bana
| feǎ'tezilūni: benden uzaklaşın
| (44:21)
| rabbehu: Rabbine
| enne: ki gerçekten
| hā'ulā'i: bunlar
| ḳavmun: bir toplumdur
| mucrimūne: suç işleyen
| (44:22)
| biǐbādī: kullarımı
| leylen: geceleyin
| innekum: çünkü
| muttebeǔne: takibedileceksiniz
| (44:23)
| l-beHra: denizi
| rahven: açık
| innehum: çünkü onlar
| cundun: bir ordudur
| muğraḳūne: boğulacak
| (44:24)
| terakū: onlar geride bıraktılar
| min: -den
| cennātin: bahçeler-
| ve ǔyūnin: ve çeşmeler(den)
| (44:25)
| kānū: onlar
| fīhā: orada
| fākihīne: zevkü sefa sürüyorlardı
| (44:27)
| ve evraṧnāhā: ve biz onları miras verdik
| ḳavmen: bir topluma
| āḣarīne: başka
| (44:28)
| beket: ağlamadı
| ǎleyhimu: onlara
| s-semāu: gök
| vel'erDu: ve yer
| ve mā: ve
| kānū: olmadılar
| munZerīne: fırsat verilenlerden
| (44:29)
| necceynā: biz kurtardık
| benī: oğullarını
| isrāīle: İsrail
| mine: -dan
| l-ǎƶābi: azab-
| l-muhīni: küçültücü
| (44:30)
| fir'ǎvne: Fir'avn-
| innehu: çünkü o
| kāne: idi
| ǎāliyen: ululanan
| mine: -dan
| l-musrifīne: sınırı aşanlar-
| (44:31)
| ḣternāhum: biz onları üstün kıldık
| ǎlā: göre
| ǐlmin: bir bilgiye
| ǎlā: üzerine
| l-ǎālemīne: alemler
| (44:32)
| mine: -den
| l-āyāti: ayetler-
| mā: bulunan
| fīhi: içinde
| belā'un: bir sınav
| mubīnun: açık
| (44:33)
| hiye: o
| illā: başkası
| mevtetunā: ölümümüzden
| l-ūlā: ilk
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| bimunşerīne: diriltilecek
| (44:35)
| biābāinā: babalarımızı
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| Sādiḳīne: doğrulardan
| (44:36)
| ḣayrun: hayırlı
| em: yoksa
| ḳavmu: kavmi
| tubbeǐn: Tubba'
| velleƶīne: ve
| min:
| ḳablihim: onlardan öncekiler (mi?)
| ehleknāhum: biz onları helak ettik
| innehum: çünkü onlar
| kānū: idiler
| mucrimīne: suç işliyorlar
| (44:37)
| ḣaleḳnā: biz yaratmadık
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| ve mā: ve bulunanları
| beynehumā: bunlar arasında
| lāǐbīne: eğlenmek için
| (44:38)
| ḣaleḳnāhumā: onları yaratmadık
| illā: dışında bir sebeple
| bil-Haḳḳi: hikmetli bir gaye
| velākinne: fakat
| ekṧerahum: onların çoğu
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmiyorlar
| (44:39)
| yevme: günü
| l-feSli: hüküm
| mīḳātuhum: varacağı gündür
| ecmeǐyne: hepsinin
| (44:40)
| lā:
| yuğnī: savamaz
| mevlen: dost
| ǎn: -ndan
| mevlen: dostu-
| şey'en: bir şey
| ve lā: ve olmaz
| hum: onlar
| yunSarūne: yardım edilenlerden
| (44:41)
| men: kimseler
| raHime: acıdığı
| llahu: Allah'ın
| innehu: şüphesiz O
| huve: O
| l-ǎzīzu: üstündür
| r-raHīmu: esirgeyendir
| (44:42)
| feǎ'tilūhu: sürükleyin
| ilā:
| sevā'i: ortasına
| l-ceHīmi: cehennemin
| (44:47)
| Subbū: dökün
| fevḳa: üstüne
| ra'sihi: başının
| min: -ndan
| ǎƶābi: azabı-
| l-Hamīmi: kaynar su
| (44:48)
| hāƶā: o
| mā: şeydir
| kuntum: olduğunuz
| bihi: ondan
| temterūne: kuşkulanmış
| (44:50)
| l-mutteḳīne: muttakiler
| fī:
| meḳāmin: bir makamdadır
| emīnin: güvenli
| (44:51)
| min: -ten
| sundusin: ince ipek-
| ve istebraḳin: ve parlak atlastan
| muteḳābilīne: karşılıklı otururlar
| (44:53)
| ve zevve cnāhum: onları evlendirmişizdir
| biHūrin: hurilerle
| ǐynin: iri gözlü
| (44:54)
| fīhā: orada
| bikulli: her
| fākihetin: meyveyi
| āminīne: güven içinde
| (44:55)
| yeƶūḳūne: tadmazlar
| fīhā: orada
| l-mevte: ölüm
| illā: başka
| l-mevtete: ölümden
| l-ūlā: ilk
| ve veḳāhum: ve onları korur
| ǎƶābe: azabından
| l-ceHīmi: cehennem
| (44:56)
| min: -nden
| rabbike: Rabbi-
| ƶālike: işte budur
| huve: o
| l-fevzu: başarı
| l-ǎZīmu: büyük
| (44:57)
| yessernāhu: biz o'nu kolaylaştırdık
| bilisānike: senin diline
| leǎllehum: umulur ki
| yeteƶekkerūne: düşünüp öğüt alırlar
| (44:58)