17Isrâ Suresi
Kuran Sırası: 17
İniş Sırası: 50
Kırık Meal (Arapça) Meali
|سُبْحَانَ: eksiklikten uzaktır
| الَّذِي: O (Allah) ki
| أَسْرَىٰ: yürüttü
| بِعَبْدِهِ: kulunu
| لَيْلًا: gecenin bir vaktinde
| مِنَ:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram'dan
| إِلَى:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْأَقْصَى: Aksa'ya
| الَّذِي: öyle ki
| بَارَكْنَا: bereketli kıldığımız
| حَوْلَهُ: çevresini
| لِنُرِيَهُ: kendisine göstermemiz için
| مِنْ: bir bölümünü
| ايَاتِنَا: ayetlerimizden
| إِنَّهُ: gerçekten
| هُوَ: O
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْبَصِيرُ: görendir
| (17:1)

| الَّذِي: O (Allah) ki
| أَسْرَىٰ: yürüttü
| بِعَبْدِهِ: kulunu
| لَيْلًا: gecenin bir vaktinde
| مِنَ:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: Haram'dan
| إِلَى:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْأَقْصَى: Aksa'ya
| الَّذِي: öyle ki
| بَارَكْنَا: bereketli kıldığımız
| حَوْلَهُ: çevresini
| لِنُرِيَهُ: kendisine göstermemiz için
| مِنْ: bir bölümünü
| ايَاتِنَا: ayetlerimizden
| إِنَّهُ: gerçekten
| هُوَ: O
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْبَصِيرُ: görendir
| (17:1)|وَاتَيْنَا: ve biz verdik
| مُوسَى: Musa'ya
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَجَعَلْنَاهُ: ve onu yaptık
| هُدًى: bir kılavuz
| لِبَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| أَلَّا: diye
| تَتَّخِذُوا: edinmeyin
| مِنْ:
| دُونِي: benden başka
| وَكِيلًا: bir vekil
| (17:2)

| مُوسَى: Musa'ya
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَجَعَلْنَاهُ: ve onu yaptık
| هُدًى: bir kılavuz
| لِبَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| أَلَّا: diye
| تَتَّخِذُوا: edinmeyin
| مِنْ:
| دُونِي: benden başka
| وَكِيلًا: bir vekil
| (17:2)|ذُرِّيَّةَ: çocukları
| مَنْ: kimselerin
| حَمَلْنَا: taşıdığımız
| مَعَ: ile beraber
| نُوحٍ: Nuh
| إِنَّهُ: doğrusu o
| كَانَ: idi
| عَبْدًا: bir kul
| شَكُورًا: çok şükreden
| (17:3)

| مَنْ: kimselerin
| حَمَلْنَا: taşıdığımız
| مَعَ: ile beraber
| نُوحٍ: Nuh
| إِنَّهُ: doğrusu o
| كَانَ: idi
| عَبْدًا: bir kul
| شَكُورًا: çok şükreden
| (17:3)|وَقَضَيْنَا: ve şu hükmü verdik
| إِلَىٰ:
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| لَتُفْسِدُنَّ: bozgunculuk yapacaksınız
| فِي:
| الْأَرْضِ: o ülkede
| مَرَّتَيْنِ: iki kez
| وَلَتَعْلُنَّ: ve çok böbürleneceksiniz
| عُلُوًّا: büyüklenme ile
| كَبِيرًا: kibirli
| (17:4)

| إِلَىٰ:
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| لَتُفْسِدُنَّ: bozgunculuk yapacaksınız
| فِي:
| الْأَرْضِ: o ülkede
| مَرَّتَيْنِ: iki kez
| وَلَتَعْلُنَّ: ve çok böbürleneceksiniz
| عُلُوًّا: büyüklenme ile
| كَبِيرًا: kibirli
| (17:4)|فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| وَعْدُ: zamanı
| أُولَاهُمَا: birincisinin
| بَعَثْنَا: gönderdik
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| عِبَادًا: kullarımızı
| لَنَا: bizim
| أُولِي: çok güçlü
| بَأْسٍ: çok güçlü
| شَدِيدٍ: çok güçlü
| فَجَاسُوا: (sizi) araştırdılar
| خِلَالَ: aralarına girip
| الدِّيَارِ: evlerin
| وَكَانَ: idi
| وَعْدًا: bir va'd
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| (17:5)

| جَاءَ: gelince
| وَعْدُ: zamanı
| أُولَاهُمَا: birincisinin
| بَعَثْنَا: gönderdik
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| عِبَادًا: kullarımızı
| لَنَا: bizim
| أُولِي: çok güçlü
| بَأْسٍ: çok güçlü
| شَدِيدٍ: çok güçlü
| فَجَاسُوا: (sizi) araştırdılar
| خِلَالَ: aralarına girip
| الدِّيَارِ: evlerin
| وَكَانَ: idi
| وَعْدًا: bir va'd
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| (17:5)|ثُمَّ: sonra
| رَدَدْنَا: verdik
| لَكُمُ: size
| الْكَرَّةَ: tekrar
| عَلَيْهِمْ: onları yenme imkanı
| وَأَمْدَدْنَاكُمْ: ve sizi destekledik
| بِأَمْوَالٍ: mallarla
| وَبَنِينَ: ve oğullarla
| وَجَعَلْنَاكُمْ: ve yaptık sizi
| أَكْثَرَ: daha çok
| نَفِيرًا: savaşçılarınızı
| (17:6)

| رَدَدْنَا: verdik
| لَكُمُ: size
| الْكَرَّةَ: tekrar
| عَلَيْهِمْ: onları yenme imkanı
| وَأَمْدَدْنَاكُمْ: ve sizi destekledik
| بِأَمْوَالٍ: mallarla
| وَبَنِينَ: ve oğullarla
| وَجَعَلْنَاكُمْ: ve yaptık sizi
| أَكْثَرَ: daha çok
| نَفِيرًا: savaşçılarınızı
| (17:6)|إِنْ: eğer
| أَحْسَنْتُمْ: iyilik ederseniz
| أَحْسَنْتُمْ: iyilik etmiş olursunuz
| لِأَنْفُسِكُمْ: kendinize
| وَإِنْ: ve eğer
| أَسَأْتُمْ: kötülük ederseniz
| فَلَهَا: o da aleyhinizedir
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| وَعْدُ: zamanı
| الْاخِرَةِ: sonuncusunun
| لِيَسُوءُوا: kötü duruma soksunlar diye
| وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi
| وَلِيَدْخُلُوا: ve girsinler diye
| الْمَسْجِدَ: Mescid'e (Kudüs'e)
| كَمَا: gibi
| دَخَلُوهُ: girdikleri
| أَوَّلَ: ilk
| مَرَّةٍ: kez
| وَلِيُتَبِّرُوا: ve mahvetsinler diye
| مَا: şeyleri
| عَلَوْا: ele geçirdikleri
| تَتْبِيرًا: helak ederek
| (17:7)

| أَحْسَنْتُمْ: iyilik ederseniz
| أَحْسَنْتُمْ: iyilik etmiş olursunuz
| لِأَنْفُسِكُمْ: kendinize
| وَإِنْ: ve eğer
| أَسَأْتُمْ: kötülük ederseniz
| فَلَهَا: o da aleyhinizedir
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| وَعْدُ: zamanı
| الْاخِرَةِ: sonuncusunun
| لِيَسُوءُوا: kötü duruma soksunlar diye
| وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi
| وَلِيَدْخُلُوا: ve girsinler diye
| الْمَسْجِدَ: Mescid'e (Kudüs'e)
| كَمَا: gibi
| دَخَلُوهُ: girdikleri
| أَوَّلَ: ilk
| مَرَّةٍ: kez
| وَلِيُتَبِّرُوا: ve mahvetsinler diye
| مَا: şeyleri
| عَلَوْا: ele geçirdikleri
| تَتْبِيرًا: helak ederek
| (17:7)|عَسَىٰ: belki
| رَبُّكُمْ: Rabbiniz
| أَنْ:
| يَرْحَمَكُمْ: size acır
| وَإِنْ: ve eğer
| عُدْتُمْ: siz dönerseniz
| عُدْنَا: biz de döneriz
| وَجَعَلْنَا: ve yapmışızdır
| جَهَنَّمَ: cehennemi
| لِلْكَافِرِينَ: kafirler için
| حَصِيرًا: kuşatıcı
| (17:8)

| رَبُّكُمْ: Rabbiniz
| أَنْ:
| يَرْحَمَكُمْ: size acır
| وَإِنْ: ve eğer
| عُدْتُمْ: siz dönerseniz
| عُدْنَا: biz de döneriz
| وَجَعَلْنَا: ve yapmışızdır
| جَهَنَّمَ: cehennemi
| لِلْكَافِرِينَ: kafirler için
| حَصِيرًا: kuşatıcı
| (17:8)|إِنَّ: gerçekten
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانَ: Kur'an
| يَهْدِي: iletir
| لِلَّتِي: ki
| هِيَ: o
| أَقْوَمُ: doğrultur
| وَيُبَشِّرُ: ve müjdeler
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minleri
| الَّذِينَ: kimseler
| يَعْمَلُونَ: yapan
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| أَنَّ: Kİ
| لَهُمْ: onlara
| أَجْرًا: bir ecir
| كَبِيرًا: büyük
| (17:9)

| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانَ: Kur'an
| يَهْدِي: iletir
| لِلَّتِي: ki
| هِيَ: o
| أَقْوَمُ: doğrultur
| وَيُبَشِّرُ: ve müjdeler
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minleri
| الَّذِينَ: kimseler
| يَعْمَلُونَ: yapan
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| أَنَّ: Kİ
| لَهُمْ: onlara
| أَجْرًا: bir ecir
| كَبِيرًا: büyük
| (17:9)|وَأَنَّ: ve şüphesiz
| الَّذِينَ: kimselere
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan(lara)
| بِالْاخِرَةِ: Ahirete
| أَعْتَدْنَا: hazırlamışızdır
| لَهُمْ: onlara
| عَذَابًا: bir azab
| أَلِيمًا: acıklı
| (17:10)

| الَّذِينَ: kimselere
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan(lara)
| بِالْاخِرَةِ: Ahirete
| أَعْتَدْنَا: hazırlamışızdır
| لَهُمْ: onlara
| عَذَابًا: bir azab
| أَلِيمًا: acıklı
| (17:10)|وَيَدْعُ: ve du'a etmektedir
| الْإِنْسَانُ: insan
| بِالشَّرِّ: şerre
| دُعَاءَهُ: du'a eder (gibi)
| بِالْخَيْرِ: hayra
| وَكَانَ: ve
| الْإِنْسَانُ: insan
| عَجُولًا: pek acelecidir
| (17:11)

| الْإِنْسَانُ: insan
| بِالشَّرِّ: şerre
| دُعَاءَهُ: du'a eder (gibi)
| بِالْخَيْرِ: hayra
| وَكَانَ: ve
| الْإِنْسَانُ: insan
| عَجُولًا: pek acelecidir
| (17:11)|وَجَعَلْنَا: ve biz yaptık
| اللَّيْلَ: geceyi
| وَالنَّهَارَ: ve gündüzü
| ايَتَيْنِ: iki ayet
| فَمَحَوْنَا: (sonra) sildik
| ايَةَ: ayetini
| اللَّيْلِ: gecenin
| وَجَعَلْنَا: ve yaptık
| ايَةَ: ayetini
| النَّهَارِ: gündüz
| مُبْصِرَةً: aydınlatıcı
| لِتَبْتَغُوا: aramanız için
| فَضْلًا: lutfunu
| مِنْ:
| رَبِّكُمْ: Rabbinizin
| وَلِتَعْلَمُوا: ve bilmeniz için
| عَدَدَ: sayısını
| السِّنِينَ: yılların
| وَالْحِسَابَ: ve hesabı
| وَكُلَّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| فَصَّلْنَاهُ: anlattık
| تَفْصِيلًا: açık açık
| (17:12)

| اللَّيْلَ: geceyi
| وَالنَّهَارَ: ve gündüzü
| ايَتَيْنِ: iki ayet
| فَمَحَوْنَا: (sonra) sildik
| ايَةَ: ayetini
| اللَّيْلِ: gecenin
| وَجَعَلْنَا: ve yaptık
| ايَةَ: ayetini
| النَّهَارِ: gündüz
| مُبْصِرَةً: aydınlatıcı
| لِتَبْتَغُوا: aramanız için
| فَضْلًا: lutfunu
| مِنْ:
| رَبِّكُمْ: Rabbinizin
| وَلِتَعْلَمُوا: ve bilmeniz için
| عَدَدَ: sayısını
| السِّنِينَ: yılların
| وَالْحِسَابَ: ve hesabı
| وَكُلَّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| فَصَّلْنَاهُ: anlattık
| تَفْصِيلًا: açık açık
| (17:12)|وَكُلَّ: her
| إِنْسَانٍ: insanın
| أَلْزَمْنَاهُ: bağladık
| طَائِرَهُ: kuşunu (kaderini)
| فِي:
| عُنُقِهِ: boynuna
| وَنُخْرِجُ: ve çıkarırız
| لَهُ: onun için
| يَوْمَ: günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| كِتَابًا: bir Kitap
| يَلْقَاهُ: bulacağı
| مَنْشُورًا: açılmış olarak
| (17:13)

| إِنْسَانٍ: insanın
| أَلْزَمْنَاهُ: bağladık
| طَائِرَهُ: kuşunu (kaderini)
| فِي:
| عُنُقِهِ: boynuna
| وَنُخْرِجُ: ve çıkarırız
| لَهُ: onun için
| يَوْمَ: günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| كِتَابًا: bir Kitap
| يَلْقَاهُ: bulacağı
| مَنْشُورًا: açılmış olarak
| (17:13)|اقْرَأْ: oku
| كِتَابَكَ: Kitabını
| كَفَىٰ: yeter
| بِنَفْسِكَ: kendi nefsin
| الْيَوْمَ: bugün
| عَلَيْكَ: sana
| حَسِيبًا: hesapçı olarak
| (17:14)

| كِتَابَكَ: Kitabını
| كَفَىٰ: yeter
| بِنَفْسِكَ: kendi nefsin
| الْيَوْمَ: bugün
| عَلَيْكَ: sana
| حَسِيبًا: hesapçı olarak
| (17:14)|مَنِ: kim
| اهْتَدَىٰ: hihayeti seçerse
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَهْتَدِي: seçmiş olur
| لِنَفْسِهِ: kendisi için
| وَمَنْ: ve kim
| ضَلَّ: saparsa
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَضِلُّ: sapar
| عَلَيْهَا: kendi aleyhine
| وَلَا: ve
| تَزِرُ: taşımaz
| وَازِرَةٌ: hiçbir günahkar
| وِزْرَ: günah yükünü
| أُخْرَىٰ: başkasının
| وَمَا: ve
| كُنَّا: değiliz
| مُعَذِّبِينَ: biz azab edecek
| حَتَّىٰ: sürece
| نَبْعَثَ: göndermedikçe
| رَسُولًا: elçi
| (17:15)

| اهْتَدَىٰ: hihayeti seçerse
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَهْتَدِي: seçmiş olur
| لِنَفْسِهِ: kendisi için
| وَمَنْ: ve kim
| ضَلَّ: saparsa
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَضِلُّ: sapar
| عَلَيْهَا: kendi aleyhine
| وَلَا: ve
| تَزِرُ: taşımaz
| وَازِرَةٌ: hiçbir günahkar
| وِزْرَ: günah yükünü
| أُخْرَىٰ: başkasının
| وَمَا: ve
| كُنَّا: değiliz
| مُعَذِّبِينَ: biz azab edecek
| حَتَّىٰ: sürece
| نَبْعَثَ: göndermedikçe
| رَسُولًا: elçi
| (17:15)|وَإِذَا: ve zaman
| أَرَدْنَا: biz istediğimiz
| أَنْ:
| نُهْلِكَ: helak etmek
| قَرْيَةً: bir kenti
| أَمَرْنَا: emrederiz
| مُتْرَفِيهَا: onun varlıklılarına
| فَفَسَقُوا: kötü işler yaparlar
| فِيهَا: orada
| فَحَقَّ: böylece gerekli olur
| عَلَيْهَا: onlara
| الْقَوْلُ: (azab) karar(ı)
| فَدَمَّرْنَاهَا: biz de orayı yıkarız
| تَدْمِيرًا: darmadağın
| (17:16)

| أَرَدْنَا: biz istediğimiz
| أَنْ:
| نُهْلِكَ: helak etmek
| قَرْيَةً: bir kenti
| أَمَرْنَا: emrederiz
| مُتْرَفِيهَا: onun varlıklılarına
| فَفَسَقُوا: kötü işler yaparlar
| فِيهَا: orada
| فَحَقَّ: böylece gerekli olur
| عَلَيْهَا: onlara
| الْقَوْلُ: (azab) karar(ı)
| فَدَمَّرْنَاهَا: biz de orayı yıkarız
| تَدْمِيرًا: darmadağın
| (17:16)|وَكَمْ: ve nice
| أَهْلَكْنَا: helak ettik
| مِنَ:
| الْقُرُونِ: kuşakları
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| نُوحٍ: Nuh'dan
| وَكَفَىٰ: ve yeter
| بِرَبِّكَ: Rabbin
| بِذُنُوبِ: günahlarını
| عِبَادِهِ: kullarının
| خَبِيرًا: haber alıcı
| بَصِيرًا: görücü olarak
| (17:17)

| أَهْلَكْنَا: helak ettik
| مِنَ:
| الْقُرُونِ: kuşakları
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| نُوحٍ: Nuh'dan
| وَكَفَىٰ: ve yeter
| بِرَبِّكَ: Rabbin
| بِذُنُوبِ: günahlarını
| عِبَادِهِ: kullarının
| خَبِيرًا: haber alıcı
| بَصِيرًا: görücü olarak
| (17:17)|مَنْ: kim
| كَانَ: ise
| يُرِيدُ: istiyor (dünyayı)
| الْعَاجِلَةَ: acele olanı
| عَجَّلْنَا: çabucak veririz
| لَهُ: ona
| فِيهَا: orada
| مَا: kadar
| نَشَاءُ: dilediğimiz
| لِمَنْ: kimseye
| نُرِيدُ: istediğimiz
| ثُمَّ: sonra
| جَعَلْنَا: (yerini) yaparız
| لَهُ: ona
| جَهَنَّمَ: cehennem
| يَصْلَاهَا: oraya girer
| مَذْمُومًا: kınanmış olarak
| مَدْحُورًا: ve kovulmuş olarak
| (17:18)

| كَانَ: ise
| يُرِيدُ: istiyor (dünyayı)
| الْعَاجِلَةَ: acele olanı
| عَجَّلْنَا: çabucak veririz
| لَهُ: ona
| فِيهَا: orada
| مَا: kadar
| نَشَاءُ: dilediğimiz
| لِمَنْ: kimseye
| نُرِيدُ: istediğimiz
| ثُمَّ: sonra
| جَعَلْنَا: (yerini) yaparız
| لَهُ: ona
| جَهَنَّمَ: cehennem
| يَصْلَاهَا: oraya girer
| مَذْمُومًا: kınanmış olarak
| مَدْحُورًا: ve kovulmuş olarak
| (17:18)|وَمَنْ: ve kim de
| أَرَادَ: isterse
| الْاخِرَةَ: ahireti
| وَسَعَىٰ: ve çalışırsa
| لَهَا: ona
| سَعْيَهَا: yaraşır biçimde
| وَهُوَ: ve o
| مُؤْمِنٌ: inanarak
| فَأُولَٰئِكَ: öylelerinin
| كَانَ:
| سَعْيُهُمْ: çalışmalarının
| مَشْكُورًا: karşılığı verilir
| (17:19)

| أَرَادَ: isterse
| الْاخِرَةَ: ahireti
| وَسَعَىٰ: ve çalışırsa
| لَهَا: ona
| سَعْيَهَا: yaraşır biçimde
| وَهُوَ: ve o
| مُؤْمِنٌ: inanarak
| فَأُولَٰئِكَ: öylelerinin
| كَانَ:
| سَعْيُهُمْ: çalışmalarının
| مَشْكُورًا: karşılığı verilir
| (17:19)|كُلًّا: hepsine
| نُمِدُّ: uzatırız
| هَٰؤُلَاءِ: onlara da
| وَهَٰؤُلَاءِ: ve onlara da
| مِنْ: -ndan
| عَطَاءِ: mükafatı-
| رَبِّكَ: Rabbinin
| وَمَا: ve
| كَانَ: değildir
| عَطَاءُ: hediyesi
| رَبِّكَ: Rabbinin
| مَحْظُورًا: kısıtlanmış
| (17:20)

| نُمِدُّ: uzatırız
| هَٰؤُلَاءِ: onlara da
| وَهَٰؤُلَاءِ: ve onlara da
| مِنْ: -ndan
| عَطَاءِ: mükafatı-
| رَبِّكَ: Rabbinin
| وَمَا: ve
| كَانَ: değildir
| عَطَاءُ: hediyesi
| رَبِّكَ: Rabbinin
| مَحْظُورًا: kısıtlanmış
| (17:20)|انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| فَضَّلْنَا: üstün yaptık
| بَعْضَهُمْ: onların kimini
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: kimi
| وَلَلْاخِرَةُ: elbette ahiret
| أَكْبَرُ: daha büyüktür
| دَرَجَاتٍ: dereceler bakımından
| وَأَكْبَرُ: ve daha büyüktür
| تَفْضِيلًا: üstünlük bakımından
| (17:21)

| كَيْفَ: nasıl
| فَضَّلْنَا: üstün yaptık
| بَعْضَهُمْ: onların kimini
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: kimi
| وَلَلْاخِرَةُ: elbette ahiret
| أَكْبَرُ: daha büyüktür
| دَرَجَاتٍ: dereceler bakımından
| وَأَكْبَرُ: ve daha büyüktür
| تَفْضِيلًا: üstünlük bakımından
| (17:21)|لَا: asla
| تَجْعَلْ: edinme
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: bir tanrı
| اخَرَ: başka
| فَتَقْعُدَ: sonra oturup kalırsın
| مَذْمُومًا: kınanmış olarak
| مَخْذُولًا: ve yalnız başına bırakılmış olarak
| (17:22)

| تَجْعَلْ: edinme
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: bir tanrı
| اخَرَ: başka
| فَتَقْعُدَ: sonra oturup kalırsın
| مَذْمُومًا: kınanmış olarak
| مَخْذُولًا: ve yalnız başına bırakılmış olarak
| (17:22)|وَقَضَىٰ: ve emretti
| رَبُّكَ: Rabbin
| أَلَّا:
| تَعْبُدُوا: tapmamanızı
| إِلَّا: başkasına
| إِيَّاهُ: kendisinden
| وَبِالْوَالِدَيْنِ: ve anaya babaya
| إِحْسَانًا: iyilik etmenizi
| إِمَّا:
| يَبْلُغَنَّ: ulaşırsa
| عِنْدَكَ: senin yanında
| الْكِبَرَ: ihtiyarlık çağına
| أَحَدُهُمَا: ikisinden birisi
| أَوْ: yahut
| كِلَاهُمَا: her ikisi
| فَلَا: sakın
| تَقُلْ: deme
| لَهُمَا: onlara
| أُفٍّ: Öf!
| وَلَا: ve
| تَنْهَرْهُمَا: onları azarlama
| وَقُلْ: söyle
| لَهُمَا: onlara
| قَوْلًا: bir söz
| كَرِيمًا: güzel
| (17:23)

| رَبُّكَ: Rabbin
| أَلَّا:
| تَعْبُدُوا: tapmamanızı
| إِلَّا: başkasına
| إِيَّاهُ: kendisinden
| وَبِالْوَالِدَيْنِ: ve anaya babaya
| إِحْسَانًا: iyilik etmenizi
| إِمَّا:
| يَبْلُغَنَّ: ulaşırsa
| عِنْدَكَ: senin yanında
| الْكِبَرَ: ihtiyarlık çağına
| أَحَدُهُمَا: ikisinden birisi
| أَوْ: yahut
| كِلَاهُمَا: her ikisi
| فَلَا: sakın
| تَقُلْ: deme
| لَهُمَا: onlara
| أُفٍّ: Öf!
| وَلَا: ve
| تَنْهَرْهُمَا: onları azarlama
| وَقُلْ: söyle
| لَهُمَا: onlara
| قَوْلًا: bir söz
| كَرِيمًا: güzel
| (17:23)|وَاخْفِضْ: ve indir
| لَهُمَا: onlara
| جَنَاحَ: kanadını
| الذُّلِّ: küçülme
| مِنَ: dolayı
| الرَّحْمَةِ: acımadan
| وَقُلْ: ve deki
| رَبِّ: Rabbim
| ارْحَمْهُمَا: sen de bunlara acı
| كَمَا:
| رَبَّيَانِي: beni nasıl yetiştirdilerse
| صَغِيرًا: küçükken
| (17:24)

| لَهُمَا: onlara
| جَنَاحَ: kanadını
| الذُّلِّ: küçülme
| مِنَ: dolayı
| الرَّحْمَةِ: acımadan
| وَقُلْ: ve deki
| رَبِّ: Rabbim
| ارْحَمْهُمَا: sen de bunlara acı
| كَمَا:
| رَبَّيَانِي: beni nasıl yetiştirdilerse
| صَغِيرًا: küçükken
| (17:24)|رَبُّكُمْ: Rabbiniz
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: şeyleri
| فِي:
| نُفُوسِكُمْ: içlerinizdeki
| إِنْ: eğer
| تَكُونُوا: siz olursanız
| صَالِحِينَ: iyi kişiler
| فَإِنَّهُ: şüphesiz O
| كَانَ:
| لِلْأَوَّابِينَ: tevbe edenleri
| غَفُورًا: bağışlayandır
| (17:25)

| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: şeyleri
| فِي:
| نُفُوسِكُمْ: içlerinizdeki
| إِنْ: eğer
| تَكُونُوا: siz olursanız
| صَالِحِينَ: iyi kişiler
| فَإِنَّهُ: şüphesiz O
| كَانَ:
| لِلْأَوَّابِينَ: tevbe edenleri
| غَفُورًا: bağışlayandır
| (17:25)|وَاتِ: ve ver
| ذَا:
| الْقُرْبَىٰ: akrabaya
| حَقَّهُ: hakkını
| وَالْمِسْكِينَ: ve yoksula
| وَابْنَ:
| السَّبِيلِ: ve yolcuya
| وَلَا: (fakat)
| تُبَذِّرْ: saçıp savurma
| تَبْذِيرًا: savurarak
| (17:26)

| ذَا:
| الْقُرْبَىٰ: akrabaya
| حَقَّهُ: hakkını
| وَالْمِسْكِينَ: ve yoksula
| وَابْنَ:
| السَّبِيلِ: ve yolcuya
| وَلَا: (fakat)
| تُبَذِّرْ: saçıp savurma
| تَبْذِيرًا: savurarak
| (17:26)|إِنَّ: çünkü
| الْمُبَذِّرِينَ: savurganlar
| كَانُوا: olmuşlardır
| إِخْوَانَ: kardeşleri
| الشَّيَاطِينِ: şeytanların
| وَكَانَ: ve ise
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| لِرَبِّهِ: Rabbine karşı
| كَفُورًا: çok nankördür
| (17:27)

| الْمُبَذِّرِينَ: savurganlar
| كَانُوا: olmuşlardır
| إِخْوَانَ: kardeşleri
| الشَّيَاطِينِ: şeytanların
| وَكَانَ: ve ise
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| لِرَبِّهِ: Rabbine karşı
| كَفُورًا: çok nankördür
| (17:27)|وَإِمَّا: ve eğer
| تُعْرِضَنَّ: yüz çevirecek olursan
| عَنْهُمُ: onlardan
| ابْتِغَاءَ: bekleyerek
| رَحْمَةٍ: bir rahmeti
| مِنْ:
| رَبِّكَ: Rabbinden
| تَرْجُوهَا: umduğun
| فَقُلْ: bari söyle
| لَهُمْ: onlara
| قَوْلًا: bir söz
| مَيْسُورًا: yumuşak
| (17:28)

| تُعْرِضَنَّ: yüz çevirecek olursan
| عَنْهُمُ: onlardan
| ابْتِغَاءَ: bekleyerek
| رَحْمَةٍ: bir rahmeti
| مِنْ:
| رَبِّكَ: Rabbinden
| تَرْجُوهَا: umduğun
| فَقُلْ: bari söyle
| لَهُمْ: onlara
| قَوْلًا: bir söz
| مَيْسُورًا: yumuşak
| (17:28)|وَلَا: ve asla
| تَجْعَلْ: yapma
| يَدَكَ: el(ler)ini
| مَغْلُولَةً: bağlanmış
| إِلَىٰ:
| عُنُقِكَ: boynuna
| وَلَا: ve
| تَبْسُطْهَا: açma
| كُلَّ: tamamen
| الْبَسْطِ: açarak
| فَتَقْعُدَ: sonra kalırsın
| مَلُومًا: kınanmış
| مَحْسُورًا: hasret içinde
| (17:29)

| تَجْعَلْ: yapma
| يَدَكَ: el(ler)ini
| مَغْلُولَةً: bağlanmış
| إِلَىٰ:
| عُنُقِكَ: boynuna
| وَلَا: ve
| تَبْسُطْهَا: açma
| كُلَّ: tamamen
| الْبَسْطِ: açarak
| فَتَقْعُدَ: sonra kalırsın
| مَلُومًا: kınanmış
| مَحْسُورًا: hasret içinde
| (17:29)|إِنَّ: şüphesiz
| رَبَّكَ: Rabbin
| يَبْسُطُ: açar (bol bol verir)
| الرِّزْقَ: rızkı
| لِمَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَقْدِرُ: ve kısar
| إِنَّهُ: çünkü O
| كَانَ:
| بِعِبَادِهِ: kullarını
| خَبِيرًا: bilir
| بَصِيرًا: görür
| (17:30)

| رَبَّكَ: Rabbin
| يَبْسُطُ: açar (bol bol verir)
| الرِّزْقَ: rızkı
| لِمَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَقْدِرُ: ve kısar
| إِنَّهُ: çünkü O
| كَانَ:
| بِعِبَادِهِ: kullarını
| خَبِيرًا: bilir
| بَصِيرًا: görür
| (17:30)|وَلَا:
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| أَوْلَادَكُمْ: çocuklarınızı
| خَشْيَةَ: korkusuyla
| إِمْلَاقٍ: fakirlik
| نَحْنُ: biz
| نَرْزُقُهُمْ: sizi de besliyoruz
| وَإِيَّاكُمْ: onları da
| إِنَّ: şüphesiz
| قَتْلَهُمْ: onları öldürmek
| كَانَ:
| خِطْئًا: günahtır
| كَبِيرًا: büyük
| (17:31)

| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| أَوْلَادَكُمْ: çocuklarınızı
| خَشْيَةَ: korkusuyla
| إِمْلَاقٍ: fakirlik
| نَحْنُ: biz
| نَرْزُقُهُمْ: sizi de besliyoruz
| وَإِيَّاكُمْ: onları da
| إِنَّ: şüphesiz
| قَتْلَهُمْ: onları öldürmek
| كَانَ:
| خِطْئًا: günahtır
| كَبِيرًا: büyük
| (17:31)|وَلَا: ve asla
| تَقْرَبُوا: yaklaşmayın
| الزِّنَا: zinaya
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ:
| فَاحِشَةً: açık bir kötülüktür
| وَسَاءَ: ve çok kötü
| سَبِيلًا: bir yoldur
| (17:32)

| تَقْرَبُوا: yaklaşmayın
| الزِّنَا: zinaya
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ:
| فَاحِشَةً: açık bir kötülüktür
| وَسَاءَ: ve çok kötü
| سَبِيلًا: bir yoldur
| (17:32)|وَلَا: ve asla
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| النَّفْسَ: canı
| الَّتِي:
| حَرَّمَ: haram kıldığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| إِلَّا:
| بِالْحَقِّ: haksız yere
| وَمَنْ: ve kim
| قُتِلَ: öldürülürse
| مَظْلُومًا: haksızlıkla
| فَقَدْ: muhakkak
| جَعَلْنَا: vermişizdir
| لِوَلِيِّهِ: onun velisine
| سُلْطَانًا: bir yetki
| فَلَا: fakat
| يُسْرِفْ: aşırı gitmesin
| فِي:
| الْقَتْلِ: öldürmede
| إِنَّهُ: çünkü
| كَانَ:
| مَنْصُورًا: kendisine yardım edilmiştir
| (17:33)

| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| النَّفْسَ: canı
| الَّتِي:
| حَرَّمَ: haram kıldığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| إِلَّا:
| بِالْحَقِّ: haksız yere
| وَمَنْ: ve kim
| قُتِلَ: öldürülürse
| مَظْلُومًا: haksızlıkla
| فَقَدْ: muhakkak
| جَعَلْنَا: vermişizdir
| لِوَلِيِّهِ: onun velisine
| سُلْطَانًا: bir yetki
| فَلَا: fakat
| يُسْرِفْ: aşırı gitmesin
| فِي:
| الْقَتْلِ: öldürmede
| إِنَّهُ: çünkü
| كَانَ:
| مَنْصُورًا: kendisine yardım edilmiştir
| (17:33)|وَلَا: ve asla
| تَقْرَبُوا: yaklaşmayın
| مَالَ: malına
| الْيَتِيمِ: yetimin
| إِلَّا: dışında
| بِالَّتِي:
| هِيَ: o
| أَحْسَنُ: en güzel tarz
| حَتَّىٰ: kadar
| يَبْلُغَ: erginlik çağına
| أَشُدَّهُ: erişinceye
| وَأَوْفُوا: ve yerine getirin
| بِالْعَهْدِ: ahdi
| إِنَّ: çünkü
| الْعَهْدَ: ahd'den
| كَانَ:
| مَسْئُولًا: sorulacaktır
| (17:34)

| تَقْرَبُوا: yaklaşmayın
| مَالَ: malına
| الْيَتِيمِ: yetimin
| إِلَّا: dışında
| بِالَّتِي:
| هِيَ: o
| أَحْسَنُ: en güzel tarz
| حَتَّىٰ: kadar
| يَبْلُغَ: erginlik çağına
| أَشُدَّهُ: erişinceye
| وَأَوْفُوا: ve yerine getirin
| بِالْعَهْدِ: ahdi
| إِنَّ: çünkü
| الْعَهْدَ: ahd'den
| كَانَ:
| مَسْئُولًا: sorulacaktır
| (17:34)|وَأَوْفُوا: tam yapın
| الْكَيْلَ: ölçüyü
| إِذَا: zaman
| كِلْتُمْ: ölçtüğünüz
| وَزِنُوا: tartın
| بِالْقِسْطَاسِ: terazi ile
| الْمُسْتَقِيمِ: doğru
| ذَٰلِكَ: bu
| خَيْرٌ: daha iyidir
| وَأَحْسَنُ: ve daha güzeldir
| تَأْوِيلًا: sonuç bakımından
| (17:35)

| الْكَيْلَ: ölçüyü
| إِذَا: zaman
| كِلْتُمْ: ölçtüğünüz
| وَزِنُوا: tartın
| بِالْقِسْطَاسِ: terazi ile
| الْمُسْتَقِيمِ: doğru
| ذَٰلِكَ: bu
| خَيْرٌ: daha iyidir
| وَأَحْسَنُ: ve daha güzeldir
| تَأْوِيلًا: sonuç bakımından
| (17:35)|وَلَا: ve
| تَقْفُ: ardına düşme
| مَا: şeyin
| لَيْسَ: olmayan
| لَكَ: senin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgin
| إِنَّ: çünkü
| السَّمْعَ: kulak
| وَالْبَصَرَ: ve göz
| وَالْفُؤَادَ: ve gönül
| كُلُّ: hepsi
| أُولَٰئِكَ: bunların
| كَانَ:
| عَنْهُ: o(yaptığı)ndan
| مَسْئُولًا: sorumludur
| (17:36)

| تَقْفُ: ardına düşme
| مَا: şeyin
| لَيْسَ: olmayan
| لَكَ: senin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgin
| إِنَّ: çünkü
| السَّمْعَ: kulak
| وَالْبَصَرَ: ve göz
| وَالْفُؤَادَ: ve gönül
| كُلُّ: hepsi
| أُولَٰئِكَ: bunların
| كَانَ:
| عَنْهُ: o(yaptığı)ndan
| مَسْئُولًا: sorumludur
| (17:36)|وَلَا: ve
| تَمْشِ: yürüme
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مَرَحًا: kabara kabara
| إِنَّكَ: çünkü sen
| لَنْ:
| تَخْرِقَ: yırtamazsın
| الْأَرْضَ: yeri
| وَلَنْ: ve
| تَبْلُغَ: erişemezsin
| الْجِبَالَ: dağlara
| طُولًا: boyca
| (17:37)

| تَمْشِ: yürüme
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مَرَحًا: kabara kabara
| إِنَّكَ: çünkü sen
| لَنْ:
| تَخْرِقَ: yırtamazsın
| الْأَرْضَ: yeri
| وَلَنْ: ve
| تَبْلُغَ: erişemezsin
| الْجِبَالَ: dağlara
| طُولًا: boyca
| (17:37)|كُلُّ: hepsi
| ذَٰلِكَ: bunların
| كَانَ: olandır
| سَيِّئُهُ: kötü
| عِنْدَ: katında
| رَبِّكَ: Rabbinin
| مَكْرُوهًا: hoş görülmeyen şeylerdir
| (17:38)

| ذَٰلِكَ: bunların
| كَانَ: olandır
| سَيِّئُهُ: kötü
| عِنْدَ: katında
| رَبِّكَ: Rabbinin
| مَكْرُوهًا: hoş görülmeyen şeylerdir
| (17:38)|ذَٰلِكَ: şunlar
| مِمَّا: şeyndendir
| أَوْحَىٰ: vahyettiği
| إِلَيْكَ: sana
| رَبُّكَ: Rabbinin
| مِنَ: -ten
| الْحِكْمَةِ: Hikmet-
| وَلَا:
| تَجْعَلْ: edinme
| مَعَ: ile bereber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: tanrı
| اخَرَ: başka
| فَتُلْقَىٰ: sonra atılırsın
| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| مَلُومًا: kınanmış olarak
| مَدْحُورًا: uzaklaştırılmış olarak
| (17:39)

| مِمَّا: şeyndendir
| أَوْحَىٰ: vahyettiği
| إِلَيْكَ: sana
| رَبُّكَ: Rabbinin
| مِنَ: -ten
| الْحِكْمَةِ: Hikmet-
| وَلَا:
| تَجْعَلْ: edinme
| مَعَ: ile bereber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: tanrı
| اخَرَ: başka
| فَتُلْقَىٰ: sonra atılırsın
| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| مَلُومًا: kınanmış olarak
| مَدْحُورًا: uzaklaştırılmış olarak
| (17:39)|أَفَأَصْفَاكُمْ: size seçti, (öyle) mi?
| رَبُّكُمْ: Rabbiniz
| بِالْبَنِينَ: oğulları
| وَاتَّخَذَ: ve edindi (kendisine)
| مِنَ: -den
| الْمَلَائِكَةِ: melekler-
| إِنَاثًا: kadınlar
| إِنَّكُمْ: gerçekten siz
| لَتَقُولُونَ: söylüyorsunuz
| قَوْلًا: bir söz
| عَظِيمًا: büyük (çok tehlikeli)
| (17:40)

| رَبُّكُمْ: Rabbiniz
| بِالْبَنِينَ: oğulları
| وَاتَّخَذَ: ve edindi (kendisine)
| مِنَ: -den
| الْمَلَائِكَةِ: melekler-
| إِنَاثًا: kadınlar
| إِنَّكُمْ: gerçekten siz
| لَتَقُولُونَ: söylüyorsunuz
| قَوْلًا: bir söz
| عَظِيمًا: büyük (çok tehlikeli)
| (17:40)|وَلَقَدْ: andolsun
| صَرَّفْنَا: biz türlü biçimlerde anlattık
| فِي:
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانِ: Kur'an'da
| لِيَذَّكَّرُوا: düşünüp anlasınlar diye
| وَمَا: fakat (bu)
| يَزِيدُهُمْ: artırmıyor
| إِلَّا: başkasını
| نُفُورًا: nefretlerinden
| (17:41)

| صَرَّفْنَا: biz türlü biçimlerde anlattık
| فِي:
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانِ: Kur'an'da
| لِيَذَّكَّرُوا: düşünüp anlasınlar diye
| وَمَا: fakat (bu)
| يَزِيدُهُمْ: artırmıyor
| إِلَّا: başkasını
| نُفُورًا: nefretlerinden
| (17:41)|قُلْ: de ki
| لَوْ: eğer
| كَانَ: olsaydı
| مَعَهُ: O'nunla beraber
| الِهَةٌ: tanrılar
| كَمَا: gibi
| يَقُولُونَ: dedikleri
| إِذًا: o zaman
| لَابْتَغَوْا: onlar da ararlardı
| إِلَىٰ:
| ذِي: sahibine
| الْعَرْشِ: Arşın
| سَبِيلًا: bir yol
| (17:42)

| لَوْ: eğer
| كَانَ: olsaydı
| مَعَهُ: O'nunla beraber
| الِهَةٌ: tanrılar
| كَمَا: gibi
| يَقُولُونَ: dedikleri
| إِذًا: o zaman
| لَابْتَغَوْا: onlar da ararlardı
| إِلَىٰ:
| ذِي: sahibine
| الْعَرْشِ: Arşın
| سَبِيلًا: bir yol
| (17:42)|سُبْحَانَهُ: (haşa) münezzehtir O
| وَتَعَالَىٰ: ve uludur
| عَمَّا: -nden
| يَقُولُونَ: onların dedikleri-
| عُلُوًّا: yücedir
| كَبِيرًا: çok
| (17:43)

| وَتَعَالَىٰ: ve uludur
| عَمَّا: -nden
| يَقُولُونَ: onların dedikleri-
| عُلُوًّا: yücedir
| كَبِيرًا: çok
| (17:43)|تُسَبِّحُ: tesbih ederler
| لَهُ: O'nu
| السَّمَاوَاتُ: gök
| السَّبْعُ: yedi
| وَالْأَرْضُ: ve yeryüzü
| وَمَنْ: ve kimseler
| فِيهِنَّ: bunların içindeki
| وَإِنْ: ve yoktur
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şey
| إِلَّا:
| يُسَبِّحُ: tesbih etmeyen
| بِحَمْدِهِ: hamd ile
| وَلَٰكِنْ: ama
| لَا:
| تَفْقَهُونَ: siz anlamazsınız
| تَسْبِيحَهُمْ: onların tesbihlerini
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| كَانَ:
| حَلِيمًا: halimdir
| غَفُورًا: çok bağışlayandır
| (17:44)

| لَهُ: O'nu
| السَّمَاوَاتُ: gök
| السَّبْعُ: yedi
| وَالْأَرْضُ: ve yeryüzü
| وَمَنْ: ve kimseler
| فِيهِنَّ: bunların içindeki
| وَإِنْ: ve yoktur
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şey
| إِلَّا:
| يُسَبِّحُ: tesbih etmeyen
| بِحَمْدِهِ: hamd ile
| وَلَٰكِنْ: ama
| لَا:
| تَفْقَهُونَ: siz anlamazsınız
| تَسْبِيحَهُمْ: onların tesbihlerini
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| كَانَ:
| حَلِيمًا: halimdir
| غَفُورًا: çok bağışlayandır
| (17:44)|وَإِذَا: ve zaman
| قَرَأْتَ: okuduğun
| الْقُرْانَ: Kur'an
| جَعَلْنَا: çekeriz
| بَيْنَكَ: seninle (aranıza)
| وَبَيْنَ: arasına
| الَّذِينَ: kimselerin
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan(ların)
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| حِجَابًا: bir perde
| مَسْتُورًا: gizli
| (17:45)

| قَرَأْتَ: okuduğun
| الْقُرْانَ: Kur'an
| جَعَلْنَا: çekeriz
| بَيْنَكَ: seninle (aranıza)
| وَبَيْنَ: arasına
| الَّذِينَ: kimselerin
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan(ların)
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| حِجَابًا: bir perde
| مَسْتُورًا: gizli
| (17:45)|وَجَعَلْنَا: ve kılarız (koyarız)
| عَلَىٰ: üzerine
| قُلُوبِهِمْ: kableri
| أَكِنَّةً: kabuklar
| أَنْ:
| يَفْقَهُوهُ: onu anlamalarına engel olacak
| وَفِي: ve
| اذَانِهِمْ: kulaklarına
| وَقْرًا: bir ağırlık
| وَإِذَا: ve zaman
| ذَكَرْتَ: andığın
| رَبَّكَ: Rabbini
| فِي:
| الْقُرْانِ: Kur'an'da
| وَحْدَهُ: birliğini
| وَلَّوْا: dönüp
| عَلَىٰ:
| أَدْبَارِهِمْ: arkalarına
| نُفُورًا: kaçarlar
| (17:46)

| عَلَىٰ: üzerine
| قُلُوبِهِمْ: kableri
| أَكِنَّةً: kabuklar
| أَنْ:
| يَفْقَهُوهُ: onu anlamalarına engel olacak
| وَفِي: ve
| اذَانِهِمْ: kulaklarına
| وَقْرًا: bir ağırlık
| وَإِذَا: ve zaman
| ذَكَرْتَ: andığın
| رَبَّكَ: Rabbini
| فِي:
| الْقُرْانِ: Kur'an'da
| وَحْدَهُ: birliğini
| وَلَّوْا: dönüp
| عَلَىٰ:
| أَدْبَارِهِمْ: arkalarına
| نُفُورًا: kaçarlar
| (17:46)|نَحْنُ: biz
| أَعْلَمُ: gayet iyi biliyoruz
| بِمَا: ne sebeple
| يَسْتَمِعُونَ: dinlediklerini
| بِهِ: onların
| إِذْ:
| يَسْتَمِعُونَ: dinlerken
| إِلَيْكَ: seni
| وَإِذْ: ve zaman
| هُمْ: onlar
| نَجْوَىٰ: fısıldaşırken
| إِذْ: zaman
| يَقُولُ: dedikleri
| الظَّالِمُونَ: zalimlerin
| إِنْ:
| تَتَّبِعُونَ: siz uymuyorsunuz
| إِلَّا: başkasına
| رَجُلًا: bir adamdan
| مَسْحُورًا: büyülenmiş
| (17:47)

| أَعْلَمُ: gayet iyi biliyoruz
| بِمَا: ne sebeple
| يَسْتَمِعُونَ: dinlediklerini
| بِهِ: onların
| إِذْ:
| يَسْتَمِعُونَ: dinlerken
| إِلَيْكَ: seni
| وَإِذْ: ve zaman
| هُمْ: onlar
| نَجْوَىٰ: fısıldaşırken
| إِذْ: zaman
| يَقُولُ: dedikleri
| الظَّالِمُونَ: zalimlerin
| إِنْ:
| تَتَّبِعُونَ: siz uymuyorsunuz
| إِلَّا: başkasına
| رَجُلًا: bir adamdan
| مَسْحُورًا: büyülenmiş
| (17:47)|انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| ضَرَبُوا: misaller verdiler
| لَكَ: sana
| الْأَمْثَالَ: bezetmelerle
| فَضَلُّوا: şaştılar
| فَلَا: artık bir daha
| يَسْتَطِيعُونَ: bulamazlar
| سَبِيلًا: yolu
| (17:48)

| كَيْفَ: nasıl
| ضَرَبُوا: misaller verdiler
| لَكَ: sana
| الْأَمْثَالَ: bezetmelerle
| فَضَلُّوا: şaştılar
| فَلَا: artık bir daha
| يَسْتَطِيعُونَ: bulamazlar
| سَبِيلًا: yolu
| (17:48)|وَقَالُوا: ve dediler ki
| أَإِذَا: mi?
| كُنَّا: biz iken
| عِظَامًا: kemikler
| وَرُفَاتًا: ve ufalanmış toprak
| أَإِنَّا: biz miyiz?
| لَمَبْعُوثُونَ: diriltilecek
| خَلْقًا: yaratılışla
| جَدِيدًا: yeni bir
| (17:49)

| أَإِذَا: mi?
| كُنَّا: biz iken
| عِظَامًا: kemikler
| وَرُفَاتًا: ve ufalanmış toprak
| أَإِنَّا: biz miyiz?
| لَمَبْعُوثُونَ: diriltilecek
| خَلْقًا: yaratılışla
| جَدِيدًا: yeni bir
| (17:49)