41Fussilet Suresi
Kuran Sırası: 41
İniş Sırası: 61
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|kitābun: bir Kitaptır
| fuSSilet: açıklanmış
| āyātuhu: ayetleri
| ḳur'ānen: okunan
| ǎrabiyyen: Arapça
| liḳavmin: bir toplum için
| yeǎ'lemūne: bilen
| (41:3)

| fuSSilet: açıklanmış
| āyātuhu: ayetleri
| ḳur'ānen: okunan
| ǎrabiyyen: Arapça
| liḳavmin: bir toplum için
| yeǎ'lemūne: bilen
| (41:3)|beşīran: müjdeleyici olarak
| ve neƶīran: ve uyarıcı olarak
| feeǎ'raDe: fakat yüz çevirmiştir
| ekṧeruhum: çokları
| fehum: onlar
| lā:
| yesmeǔne: işitmezler
| (41:4)

| ve neƶīran: ve uyarıcı olarak
| feeǎ'raDe: fakat yüz çevirmiştir
| ekṧeruhum: çokları
| fehum: onlar
| lā:
| yesmeǔne: işitmezler
| (41:4)|ve ḳālū: ve dediler ki
| ḳulūbunā: kalblerimiz
| fī: içinde var
| ekinnetin: kılıflar
| mimmā: şeye karşı
| ted'ǔnā: bizi çağırdığın
| ileyhi: kendisine
| ve fī: ve var
| āƶāninā: kulaklarımızda
| veḳrun: bir ağırlık
| ve min: ve
| beyninā: bizim aramızda var
| ve beynike: ve senin aranda
| Hicābun: bir perde
| feǎ'mel: sen (istediğini) yap
| innenā: elbette biz de
| ǎāmilūne: yapıyoruz
| (41:5)

| ḳulūbunā: kalblerimiz
| fī: içinde var
| ekinnetin: kılıflar
| mimmā: şeye karşı
| ted'ǔnā: bizi çağırdığın
| ileyhi: kendisine
| ve fī: ve var
| āƶāninā: kulaklarımızda
| veḳrun: bir ağırlık
| ve min: ve
| beyninā: bizim aramızda var
| ve beynike: ve senin aranda
| Hicābun: bir perde
| feǎ'mel: sen (istediğini) yap
| innenā: elbette biz de
| ǎāmilūne: yapıyoruz
| (41:5)|ḳul: de ki
| innemā: elbette
| enā: ben
| beşerun: bir insanım
| miṧlukum: sizin gibi
| yūHā: vahyediliyor
| ileyye: bana
| ennemā: elbette
| ilāhukum: tanrınızın
| ilāhun: tanrı olduğu
| vāHidun: bir tek
| festeḳīmū: artık doğrulun
| ileyhi: O'na
| vesteğfirūhu: ve O'ndan mağfiret dileyin
| ve veylun: vay haline
| lilmuşrikīne: ortak koşanların
| (41:6)

| innemā: elbette
| enā: ben
| beşerun: bir insanım
| miṧlukum: sizin gibi
| yūHā: vahyediliyor
| ileyye: bana
| ennemā: elbette
| ilāhukum: tanrınızın
| ilāhun: tanrı olduğu
| vāHidun: bir tek
| festeḳīmū: artık doğrulun
| ileyhi: O'na
| vesteğfirūhu: ve O'ndan mağfiret dileyin
| ve veylun: vay haline
| lilmuşrikīne: ortak koşanların
| (41:6)|elleƶīne: onlar ki
| lā:
| yu'tūne: vermezler
| z-zekāte: zekat
| ve hum: ve onlar
| bil-āḣirati: ahireti
| hum: onlar
| kāfirūne: inkar ederler
| (41:7)

| lā:
| yu'tūne: vermezler
| z-zekāte: zekat
| ve hum: ve onlar
| bil-āḣirati: ahireti
| hum: onlar
| kāfirūne: inkar ederler
| (41:7)|inne: şüphesiz
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: iman eden(ler)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işler
| lehum: onlar için vardır
| ecrun: bir mükafat
| ğayru: olmaksızın
| memnūnin: kesinti
| (41:8)

| elleƶīne: kimseler
| āmenū: iman eden(ler)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işler
| lehum: onlar için vardır
| ecrun: bir mükafat
| ğayru: olmaksızın
| memnūnin: kesinti
| (41:8)|ḳul: de ki
| einnekum: siz mi?
| letekfurūne: inkar ediyorsunuz
| billeƶī':
| ḣaleḳa: yaratanı
| l-erDe: arzı
| fī: içinde
| yevmeyni: iki gün
| ve tec'ǎlūne: ve koşuyorsunuz
| lehu: O'na
| endāden: eşler
| ƶālike: O
| rabbu: Rabbidir
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (41:9)

| einnekum: siz mi?
| letekfurūne: inkar ediyorsunuz
| billeƶī':
| ḣaleḳa: yaratanı
| l-erDe: arzı
| fī: içinde
| yevmeyni: iki gün
| ve tec'ǎlūne: ve koşuyorsunuz
| lehu: O'na
| endāden: eşler
| ƶālike: O
| rabbu: Rabbidir
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (41:9)|ve ceǎle: ve yaptı
| fīhā: orada (arzda)
| ravāsiye: ağır baskılar
| min:
| fevḳihā: üstünden
| ve bārake: ve bereketler
| fīhā: orada
| ve ḳaddera: ve takdir etti
| fīhā: orada
| eḳvātehā: gıdalarını
| fī: içinde
| erbeǎti: dört
| eyyāmin: gün
| sevā'en: eşit olarak
| lissāilīne: arayıp soranlar için
| (41:10)

| fīhā: orada (arzda)
| ravāsiye: ağır baskılar
| min:
| fevḳihā: üstünden
| ve bārake: ve bereketler
| fīhā: orada
| ve ḳaddera: ve takdir etti
| fīhā: orada
| eḳvātehā: gıdalarını
| fī: içinde
| erbeǎti: dört
| eyyāmin: gün
| sevā'en: eşit olarak
| lissāilīne: arayıp soranlar için
| (41:10)|ṧumme: sonra
| stevā: yöneldi
| ilā:
| s-semāi: göğe
| vehiye: ve o
| duḣānun: duman halinde olan
| fe ḳāle: sonra dedi
| lehā: ona
| velilerDi: ve arza
| 'tiyā: gelin
| Tav'ǎn: isteyerek
| ev: veya
| kerhen: istemeyerek
| ḳāletā: dediler ki
| eteynā: geldik
| Tāiǐyne: isteyerek
| (41:11)

| stevā: yöneldi
| ilā:
| s-semāi: göğe
| vehiye: ve o
| duḣānun: duman halinde olan
| fe ḳāle: sonra dedi
| lehā: ona
| velilerDi: ve arza
| 'tiyā: gelin
| Tav'ǎn: isteyerek
| ev: veya
| kerhen: istemeyerek
| ḳāletā: dediler ki
| eteynā: geldik
| Tāiǐyne: isteyerek
| (41:11)|feḳaDāhunne: böylece onları yaptı
| seb'ǎ: yedi
| semāvātin: gök
| fī: içinde
| yevmeyni: iki gün
| ve evHā: ve vahyetti
| fī:
| kulli: her
| semāin: göğe
| emrahā: emrini
| ve zeyyennā: ve biz donattık
| s-semāe: semasını
| d-dunyā: dünya
| bimeSābīHa: lambalarla
| ve HifZen: ve koruma ile
| ƶālike: işte bu
| teḳdīru: takdiridir
| l-ǎzīzi: güçlü olanın
| l-ǎlīmi: bilenin
| (41:12)

| seb'ǎ: yedi
| semāvātin: gök
| fī: içinde
| yevmeyni: iki gün
| ve evHā: ve vahyetti
| fī:
| kulli: her
| semāin: göğe
| emrahā: emrini
| ve zeyyennā: ve biz donattık
| s-semāe: semasını
| d-dunyā: dünya
| bimeSābīHa: lambalarla
| ve HifZen: ve koruma ile
| ƶālike: işte bu
| teḳdīru: takdiridir
| l-ǎzīzi: güçlü olanın
| l-ǎlīmi: bilenin
| (41:12)|fein: fakat eğer
| eǎ'raDū: yüz çevirirlerse
| feḳul: de ki
| enƶertukum: ben sizi uyardım
| Sāǐḳaten: bir yıldırıma karşı
| miṧle: gibi
| Sāǐḳati: başına düşen yıldırım
| ǎādin: 'Ad
| ve ṧemūde: ve Semud'un
| (41:13)

| eǎ'raDū: yüz çevirirlerse
| feḳul: de ki
| enƶertukum: ben sizi uyardım
| Sāǐḳaten: bir yıldırıma karşı
| miṧle: gibi
| Sāǐḳati: başına düşen yıldırım
| ǎādin: 'Ad
| ve ṧemūde: ve Semud'un
| (41:13)|iƶ: hani
| cā'ethumu: onlara gelmişti
| r-rusulu: elçiler
| min: -nden
| beyni:
| eydīhim: önleri-
| ve min: ve
| ḣalfihim: arkalarından
| ellā: sakın
| teǎ'budū: kulluk etmeyin
| illā: başkasına
| llahe: Allah'tan
| ḳālū: dediler
| lev: şayet
| şā'e: dileseydi
| rabbunā: Rabbimiz
| leenzele: elbette indirirdi
| melāiketen: melekler
| feinnā: elbette biz
| bimā: şeyi (mesajı)
| ursiltum: gönderildiğiniz
| bihi: onunla
| kāfirūne: tanımıyoruz
| (41:14)

| cā'ethumu: onlara gelmişti
| r-rusulu: elçiler
| min: -nden
| beyni:
| eydīhim: önleri-
| ve min: ve
| ḣalfihim: arkalarından
| ellā: sakın
| teǎ'budū: kulluk etmeyin
| illā: başkasına
| llahe: Allah'tan
| ḳālū: dediler
| lev: şayet
| şā'e: dileseydi
| rabbunā: Rabbimiz
| leenzele: elbette indirirdi
| melāiketen: melekler
| feinnā: elbette biz
| bimā: şeyi (mesajı)
| ursiltum: gönderildiğiniz
| bihi: onunla
| kāfirūne: tanımıyoruz
| (41:14)|feemmā: fakat
| ǎādun: Ad (kavmi)
| festekberū: büyüklük tasladılar
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| biğayri: olmaksızın
| l-Haḳḳi: hakkı
| ve ḳālū: ve dediler
| men: kimdir?
| eşeddu: daha şiddetli
| minnā: bizden
| ḳuvveten: kuvveti
| evelem:
| yerav: görmediler mi?
| enne: elbette
| llahe: Allah
| lleƶī: o ki
| ḣaleḳahum: onları yaratan
| huve: O
| eşeddu: daha güçlüdür
| minhum: kendilerinden
| ḳuvveten: kuvvetçe
| vekānū: ve devam ettiler
| biāyātinā: bizim ayetlerimizi
| yecHadūne: inkara
| (41:15)

| ǎādun: Ad (kavmi)
| festekberū: büyüklük tasladılar
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| biğayri: olmaksızın
| l-Haḳḳi: hakkı
| ve ḳālū: ve dediler
| men: kimdir?
| eşeddu: daha şiddetli
| minnā: bizden
| ḳuvveten: kuvveti
| evelem:
| yerav: görmediler mi?
| enne: elbette
| llahe: Allah
| lleƶī: o ki
| ḣaleḳahum: onları yaratan
| huve: O
| eşeddu: daha güçlüdür
| minhum: kendilerinden
| ḳuvveten: kuvvetçe
| vekānū: ve devam ettiler
| biāyātinā: bizim ayetlerimizi
| yecHadūne: inkara
| (41:15)|feerselnā: biz de gönderdik
| ǎleyhim: üzerlerine
| rīHen: bir rüzgar
| SarSaran: dondurucu
| fī:
| eyyāmin: günlerde
| neHisātin: uğursuz
| linuƶīḳahum: taddırmak için
| ǎƶābe: azabını
| l-ḣizyi: rezillik
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| veleǎƶābu: azabı ise
| l-āḣirati: ahiret
| eḣzā: daha da kepaze edicidir
| ve hum: ve onlara
| lā: hiç
| yunSarūne: yardım edilmeyecektir
| (41:16)

| ǎleyhim: üzerlerine
| rīHen: bir rüzgar
| SarSaran: dondurucu
| fī:
| eyyāmin: günlerde
| neHisātin: uğursuz
| linuƶīḳahum: taddırmak için
| ǎƶābe: azabını
| l-ḣizyi: rezillik
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| veleǎƶābu: azabı ise
| l-āḣirati: ahiret
| eḣzā: daha da kepaze edicidir
| ve hum: ve onlara
| lā: hiç
| yunSarūne: yardım edilmeyecektir
| (41:16)|ve emmā: gelince
| ṧemūdu: Semud(kavmin)e
| fehedeynāhum: onlara yol gösterdik
| festeHabbū: fakat onlar yeğlediler
| l-ǎmā: körlüğü
| ǎlā:
| l-hudā: doğru yolu bulmağa
| feeḣaƶethum: böylece onları yakaladı
| Sāǐḳatu: yıldırımı
| l-ǎƶābi: azab
| l-hūni: alçaltıcı
| bimā: yüzünden
| kānū: oldukları
| yeksibūne: yapıyor(lar)
| (41:17)

| ṧemūdu: Semud(kavmin)e
| fehedeynāhum: onlara yol gösterdik
| festeHabbū: fakat onlar yeğlediler
| l-ǎmā: körlüğü
| ǎlā:
| l-hudā: doğru yolu bulmağa
| feeḣaƶethum: böylece onları yakaladı
| Sāǐḳatu: yıldırımı
| l-ǎƶābi: azab
| l-hūni: alçaltıcı
| bimā: yüzünden
| kānū: oldukları
| yeksibūne: yapıyor(lar)
| (41:17)|ve necceynā: ve kurtardık
| elleƶīne:
| āmenū: inananları
| ve kānū: ve
| yetteḳūne: korunanları
| (41:18)

| elleƶīne:
| āmenū: inananları
| ve kānū: ve
| yetteḳūne: korunanları
| (41:18)|ve yevme: ve (o) gün
| yuHşeru: toplanır
| eǎ'dā'u: düşmanları
| llahi: Allah'ın
| ilā:
| n-nāri: ateşe
| fehum: onlar
| yūzeǔne: bir araya getirilirler
| (41:19)

| yuHşeru: toplanır
| eǎ'dā'u: düşmanları
| llahi: Allah'ın
| ilā:
| n-nāri: ateşe
| fehum: onlar
| yūzeǔne: bir araya getirilirler
| (41:19)|Hattā: nihayet
| iƶā: zaman
| mā:
| cā'ūhā: oraya vardıkları
| şehide: şahidlik ettiler
| ǎleyhim: aleyhlerine
| sem'ǔhum: kulakları
| ve ebSāruhum: ve gözleri
| ve culūduhum: ve derileri
| bimā: hakkında
| kānū: oldukları (işler)
| yeǎ'melūne: yapıyor(lar)
| (41:20)

| iƶā: zaman
| mā:
| cā'ūhā: oraya vardıkları
| şehide: şahidlik ettiler
| ǎleyhim: aleyhlerine
| sem'ǔhum: kulakları
| ve ebSāruhum: ve gözleri
| ve culūduhum: ve derileri
| bimā: hakkında
| kānū: oldukları (işler)
| yeǎ'melūne: yapıyor(lar)
| (41:20)|ve ḳālū: ve dediler
| liculūdihim: derilerine
| lime: niçin?
| şehidtum: şahidlik ettiniz
| ǎleynā: aleyhimize
| ḳālū: dediler
| enTaḳanā: bizi konuşturdu
| llahu: Allah
| lleƶī:
| enTaḳa: konuşturan
| kulle: her
| şey'in: şeyi
| ve huve: ve O
| ḣaleḳakum: sizi yaratmıştı
| evvele: ilk
| merratin: defa
| ve ileyhi: işte O'na
| turceǔne: döndürülüyorsunuz
| (41:21)

| liculūdihim: derilerine
| lime: niçin?
| şehidtum: şahidlik ettiniz
| ǎleynā: aleyhimize
| ḳālū: dediler
| enTaḳanā: bizi konuşturdu
| llahu: Allah
| lleƶī:
| enTaḳa: konuşturan
| kulle: her
| şey'in: şeyi
| ve huve: ve O
| ḣaleḳakum: sizi yaratmıştı
| evvele: ilk
| merratin: defa
| ve ileyhi: işte O'na
| turceǔne: döndürülüyorsunuz
| (41:21)|ve mā: ve değildiniz
| kuntum: siz
| testetirūne: gizleniyor
| en:
| yeşhede: şahidlik etmesinden
| ǎleykum: aleyhinize
| sem'ǔkum: kulaklarınızın
| ve lā: ve değildiniz
| ebSārukum: gözlerinizin
| ve lā: ve değildiniz
| culūdukum: derilerinizin
| velākin: fakat
| Zenentum: sanıyordunuz ki
| enne: elbette
| llahe: Allah
| lā:
| yeǎ'lemu: bilmez
| keṧīran: çoğunu
| mimmā:
| teǎ'melūne: yaptıklarınızın
| (41:22)

| kuntum: siz
| testetirūne: gizleniyor
| en:
| yeşhede: şahidlik etmesinden
| ǎleykum: aleyhinize
| sem'ǔkum: kulaklarınızın
| ve lā: ve değildiniz
| ebSārukum: gözlerinizin
| ve lā: ve değildiniz
| culūdukum: derilerinizin
| velākin: fakat
| Zenentum: sanıyordunuz ki
| enne: elbette
| llahe: Allah
| lā:
| yeǎ'lemu: bilmez
| keṧīran: çoğunu
| mimmā:
| teǎ'melūne: yaptıklarınızın
| (41:22)|ve ƶālikum: ve işte bu
| Zennukumu: zannınız
| lleƶī:
| Zenentum: zannettiğiniz
| birabbikum: Rabbinize karşı
| erdākum: sizi helak etti
| fe eSbeHtum: ve oldunuz
| mine: -dan
| l-ḣāsirīne: ziyana uğrayanlar-
| (41:23)

| Zennukumu: zannınız
| lleƶī:
| Zenentum: zannettiğiniz
| birabbikum: Rabbinize karşı
| erdākum: sizi helak etti
| fe eSbeHtum: ve oldunuz
| mine: -dan
| l-ḣāsirīne: ziyana uğrayanlar-
| (41:23)|fein: şimdi eğer
| yeSbirū: dayanabilirlerse
| fennāru: ateştir
| meṧven: yeri
| lehum: onların
| ve in: ve eğer
| yesteǎ'tibū: affedilmek isterlerse
| femā: değildir
| hum: onlar
| mine: den
| l-muǎ'tebīne: affedilenler-
| (41:24)

| yeSbirū: dayanabilirlerse
| fennāru: ateştir
| meṧven: yeri
| lehum: onların
| ve in: ve eğer
| yesteǎ'tibū: affedilmek isterlerse
| femā: değildir
| hum: onlar
| mine: den
| l-muǎ'tebīne: affedilenler-
| (41:24)|ve ḳayyeDnā: ve biz musallat ettik
| lehum: onlara
| ḳuranā'e: birtakım arkadaşlar
| fezeyyenū: süslü gösterdiler
| lehum: onlara
| mā: bulunanı
| beyne: onların önlerinde
| eydīhim: onların önlerinde
| ve mā: ve bulunanı
| ḣalfehum: arkalarında
| ve Haḳḳa: ve gerekli oldu
| ǎleyhimu: kendilerine
| l-ḳavlu: söz
| fī:
| umemin: topluluklarına
| ḳad:
| ḣalet: gelip geçmiş olan
| min:
| ḳablihim: kendilerinden önce
| mine: -den
| l-cinni: cin(ler)-
| vel'insi: ve insan(lardan)
| innehum: çünkü onlar
| kānū: idiler
| ḣāsirīne: ziyanda
| (41:25)

| lehum: onlara
| ḳuranā'e: birtakım arkadaşlar
| fezeyyenū: süslü gösterdiler
| lehum: onlara
| mā: bulunanı
| beyne: onların önlerinde
| eydīhim: onların önlerinde
| ve mā: ve bulunanı
| ḣalfehum: arkalarında
| ve Haḳḳa: ve gerekli oldu
| ǎleyhimu: kendilerine
| l-ḳavlu: söz
| fī:
| umemin: topluluklarına
| ḳad:
| ḣalet: gelip geçmiş olan
| min:
| ḳablihim: kendilerinden önce
| mine: -den
| l-cinni: cin(ler)-
| vel'insi: ve insan(lardan)
| innehum: çünkü onlar
| kānū: idiler
| ḣāsirīne: ziyanda
| (41:25)|ve ḳāle: ve dediler ki
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| lā:
| tesmeǔ: dinlemeyin
| lihāƶā: bu
| l-ḳurāni: Kur'an'ı
| velğav: ve gürültü edin
| fīhi: onda (okunduğunda)
| leǎllekum: belki
| teğlibūne: ona galib gelirsiniz
| (41:26)

| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| lā:
| tesmeǔ: dinlemeyin
| lihāƶā: bu
| l-ḳurāni: Kur'an'ı
| velğav: ve gürültü edin
| fīhi: onda (okunduğunda)
| leǎllekum: belki
| teğlibūne: ona galib gelirsiniz
| (41:26)|felenuƶīḳanne: fakat taddıracağız
| elleƶīne: kimselere
| keferū: inkar eden(lere)
| ǎƶāben: bir azab
| şedīden: şiddetli
| velenecziyennehum: ve onları cezalandıracağız
| esvee: en kötüsüyle
| lleƶī:
| kānū: olduklarının
| yeǎ'melūne: yapıyor(lar)
| (41:27)

| elleƶīne: kimselere
| keferū: inkar eden(lere)
| ǎƶāben: bir azab
| şedīden: şiddetli
| velenecziyennehum: ve onları cezalandıracağız
| esvee: en kötüsüyle
| lleƶī:
| kānū: olduklarının
| yeǎ'melūne: yapıyor(lar)
| (41:27)|ƶālike: bu
| cezā'u: cezası
| eǎ'dā'i: düşmanlarının
| llahi: Allah
| n-nāru: ateştir
| lehum: onlara vardır
| fīhā: orada
| dāru: yurdu
| l-ḣuldi: sürekli kalma
| cezā'en: ceza olarak
| bimā: sebebiyle
| kānū:
| biāyātinā: ayetlerimizi
| yecHadūne: inkar etmeleri
| (41:28)

| cezā'u: cezası
| eǎ'dā'i: düşmanlarının
| llahi: Allah
| n-nāru: ateştir
| lehum: onlara vardır
| fīhā: orada
| dāru: yurdu
| l-ḣuldi: sürekli kalma
| cezā'en: ceza olarak
| bimā: sebebiyle
| kānū:
| biāyātinā: ayetlerimizi
| yecHadūne: inkar etmeleri
| (41:28)|ve ḳāle: ve dediler ki
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| rabbenā: Rabbimiz
| erinā: bize göster
| l-leƶeyni:
| eDellānā: bizi saptıran
| mine:
| l-cinni: cin
| vel'insi: ve insanları
| nec'ǎlhumā: onları alalım
| teHte: altına
| eḳdāminā: ayaklarımızın
| liyekūnā: olsunlar
| mine: -dan
| l-esfelīne: alçaklar-
| (41:29)

| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| rabbenā: Rabbimiz
| erinā: bize göster
| l-leƶeyni:
| eDellānā: bizi saptıran
| mine:
| l-cinni: cin
| vel'insi: ve insanları
| nec'ǎlhumā: onları alalım
| teHte: altına
| eḳdāminā: ayaklarımızın
| liyekūnā: olsunlar
| mine: -dan
| l-esfelīne: alçaklar-
| (41:29)|inne: şüphesiz
| elleƶīne: kimselere
| ḳālū: diyen(lere)
| rabbunā: Rabbimiz
| llahu: Allah'tır
| ṧumme: sonra
| steḳāmū: doğru olanlara
| tetenezzelu: iner
| ǎleyhimu: üzerine
| l-melāiketu: melekler
| ellā:
| teḣāfū: korkmayın
| ve lā: ve
| teHzenū: üzülmeyin
| veebşirū: fakat sevinin
| bil-cenneti: cennetle
| lletī: öyle ki
| kuntum:
| tūǎdūne: size söz verilen
| (41:30)

| elleƶīne: kimselere
| ḳālū: diyen(lere)
| rabbunā: Rabbimiz
| llahu: Allah'tır
| ṧumme: sonra
| steḳāmū: doğru olanlara
| tetenezzelu: iner
| ǎleyhimu: üzerine
| l-melāiketu: melekler
| ellā:
| teḣāfū: korkmayın
| ve lā: ve
| teHzenū: üzülmeyin
| veebşirū: fakat sevinin
| bil-cenneti: cennetle
| lletī: öyle ki
| kuntum:
| tūǎdūne: size söz verilen
| (41:30)|neHnu: biz
| evliyā'ukum: sizin dostlarınızız
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve fī: ve
| l-āḣirati: ahirette
| velekum: ve size vardır
| fīhā: orada
| mā: her şey
| teştehī: çektiği
| enfusukum: canlarınızın
| velekum: ve size vardır
| fīhā: orada
| mā: her şey
| teddeǔne: istediğiniz
| (41:31)

| evliyā'ukum: sizin dostlarınızız
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve fī: ve
| l-āḣirati: ahirette
| velekum: ve size vardır
| fīhā: orada
| mā: her şey
| teştehī: çektiği
| enfusukum: canlarınızın
| velekum: ve size vardır
| fīhā: orada
| mā: her şey
| teddeǔne: istediğiniz
| (41:31)|ve men: ve kim olabilir?
| eHsenu: daha güzel
| ḳavlen: sözlü
| mimmen: kimseden
| deǎā: çağıran
| ilā:
| llahi: Allah'a
| ve ǎmile: ve yapandan
| SāliHen: iyi iş
| ve ḳāle: ve diyenden
| innenī: şüphesiz ben
| mine:
| l-muslimīne: müslümanlardanım
| (41:33)

| eHsenu: daha güzel
| ḳavlen: sözlü
| mimmen: kimseden
| deǎā: çağıran
| ilā:
| llahi: Allah'a
| ve ǎmile: ve yapandan
| SāliHen: iyi iş
| ve ḳāle: ve diyenden
| innenī: şüphesiz ben
| mine:
| l-muslimīne: müslümanlardanım
| (41:33)|ve lā: ve değildir
| testevī: eşit
| l-Hasenetu: iyilik
| velā: ve ne de
| s-seyyietu: kötülük
| dfeǎ': sav (onu)
| billetī:
| hiye: olanla
| eHsenu: en güzel
| feiƶā: bir de bakarsın ki
| lleƶī:
| beyneke: seninle aranda
| ve beynehu: onun arasında
| ǎdāvetun: düşmanlık olan
| keennehu: sanki
| veliyyun: bir dosttur
| Hamīmun: sıcak
| (41:34)

| testevī: eşit
| l-Hasenetu: iyilik
| velā: ve ne de
| s-seyyietu: kötülük
| dfeǎ': sav (onu)
| billetī:
| hiye: olanla
| eHsenu: en güzel
| feiƶā: bir de bakarsın ki
| lleƶī:
| beyneke: seninle aranda
| ve beynehu: onun arasında
| ǎdāvetun: düşmanlık olan
| keennehu: sanki
| veliyyun: bir dosttur
| Hamīmun: sıcak
| (41:34)|ve mā:
| yuleḳḳāhā: buna kavuşturulmaz
| illā: başkası
| elleƶīne: kimselerden
| Saberū: sabreden(lerden)
| ve mā: ve
| yuleḳḳāhā: buna kavuşturulmaz
| illā: başkası
| ƶū: olandan
| HaZZin: şansı
| ǎZīmin: büyük
| (41:35)

| yuleḳḳāhā: buna kavuşturulmaz
| illā: başkası
| elleƶīne: kimselerden
| Saberū: sabreden(lerden)
| ve mā: ve
| yuleḳḳāhā: buna kavuşturulmaz
| illā: başkası
| ƶū: olandan
| HaZZin: şansı
| ǎZīmin: büyük
| (41:35)|ve immā: ve eğer
| yenzeğanneke: seni dürtecek olursa
| mine: -dan
| ş-şeyTāni: şeytan-
| nezğun: kötü bir düşünce
| festeǐƶ: hemen sığın
| billahi: Allah'a
| innehu: çünkü O
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-ǎlīmu: bilendir
| (41:36)

| yenzeğanneke: seni dürtecek olursa
| mine: -dan
| ş-şeyTāni: şeytan-
| nezğun: kötü bir düşünce
| festeǐƶ: hemen sığın
| billahi: Allah'a
| innehu: çünkü O
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-ǎlīmu: bilendir
| (41:36)|ve min: ve
| āyātihi: O'nun ayetlerindendir
| l-leylu: gece
| ve nnehāru: ve gündüz
| ve şşemsu: ve güneş
| velḳameru: ve ay
| lā:
| tescudū: secde etmeyin
| lişşemsi: güneşe
| ve lā: ne de
| lilḳameri: aya
| vescudū: fakat secde edin
| lillahi: Allah'a
| lleƶī:
| ḣaleḳahunne: onları yaratan
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| iyyāhu: O'na
| teǎ'budūne: tapıyor(sanız)
| (41:37)

| āyātihi: O'nun ayetlerindendir
| l-leylu: gece
| ve nnehāru: ve gündüz
| ve şşemsu: ve güneş
| velḳameru: ve ay
| lā:
| tescudū: secde etmeyin
| lişşemsi: güneşe
| ve lā: ne de
| lilḳameri: aya
| vescudū: fakat secde edin
| lillahi: Allah'a
| lleƶī:
| ḣaleḳahunne: onları yaratan
| in: eğer
| kuntum: iseniz
| iyyāhu: O'na
| teǎ'budūne: tapıyor(sanız)
| (41:37)|feini: fakat eğer
| stekberū: büyüklük taslarlarsa
| felleƶīne:
| ǐnde: yanında bulunanlar
| rabbike: Rabbinin
| yusebbiHūne: tesbih ederler
| lehu: O'nu
| bil-leyli: gece
| ve nnehāri: ve gündüz
| ve hum: ve onlar
| lā: hiç
| yesemūne: usanmazlar
| (41:38)

| stekberū: büyüklük taslarlarsa
| felleƶīne:
| ǐnde: yanında bulunanlar
| rabbike: Rabbinin
| yusebbiHūne: tesbih ederler
| lehu: O'nu
| bil-leyli: gece
| ve nnehāri: ve gündüz
| ve hum: ve onlar
| lā: hiç
| yesemūne: usanmazlar
| (41:38)|ve min: biri de (şudur)
| āyātihi: O'nun ayetlerinden
| enneke: sen
| terā: görürsün
| l-erDe: toprağı
| ḣāşiǎten: boynu bükük
| feiƶā: zaman
| enzelnā: döktüğümüz
| ǎleyhā: onun üzerine
| l-māe: suyu
| htezzet: titreşir
| ve rabet: ve kabarır
| inne: elbette
| lleƶī:
| eHyāhā: onu dirilten
| lemuHyī: diriltir
| l-mevtā: ölüleri de
| innehu: elbette O
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| şey'in: şey
| ḳadīrun: kadirdir
| (41:39)

| āyātihi: O'nun ayetlerinden
| enneke: sen
| terā: görürsün
| l-erDe: toprağı
| ḣāşiǎten: boynu bükük
| feiƶā: zaman
| enzelnā: döktüğümüz
| ǎleyhā: onun üzerine
| l-māe: suyu
| htezzet: titreşir
| ve rabet: ve kabarır
| inne: elbette
| lleƶī:
| eHyāhā: onu dirilten
| lemuHyī: diriltir
| l-mevtā: ölüleri de
| innehu: elbette O
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| şey'in: şey
| ḳadīrun: kadirdir
| (41:39)|inne: şüphesiz
| elleƶīne:
| yulHidūne: doğruluktan sapanlar
| fī: hususunda
| āyātinā: ayetlerimiz
| lā:
| yeḣfevne: gizli kalmazlar
| ǎleynā: bize
| efemen: kimse mi?
| yulḳā: atılan
| fī: içine
| n-nāri: ateşin
| ḣayrun: daha iyidir
| em: yoksa
| men: kimse (mi?)
| ye'tī: gelen
| āminen: güvenle
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| ǎ'melū: yapın
| mā: ne
| şi'tum: diliyorsanız
| innehu: elbette O
| bimā: şeyleri
| teǎ'melūne: yaptıklarınızı
| beSīrun: görmektedir
| (41:40)

| elleƶīne:
| yulHidūne: doğruluktan sapanlar
| fī: hususunda
| āyātinā: ayetlerimiz
| lā:
| yeḣfevne: gizli kalmazlar
| ǎleynā: bize
| efemen: kimse mi?
| yulḳā: atılan
| fī: içine
| n-nāri: ateşin
| ḣayrun: daha iyidir
| em: yoksa
| men: kimse (mi?)
| ye'tī: gelen
| āminen: güvenle
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| ǎ'melū: yapın
| mā: ne
| şi'tum: diliyorsanız
| innehu: elbette O
| bimā: şeyleri
| teǎ'melūne: yaptıklarınızı
| beSīrun: görmektedir
| (41:40)|inne: şüphesiz
| elleƶīne: onlar
| keferū: inkar ettiler
| biƶ-ƶikri: Zikr'i (Kur'an'ı)
| lemmā:
| cā'ehum: kendilerine gelen
| ve innehu: halbuki o
| lekitābun: bir Kitaptır
| ǎzīzun: aziz
| (41:41)

| elleƶīne: onlar
| keferū: inkar ettiler
| biƶ-ƶikri: Zikr'i (Kur'an'ı)
| lemmā:
| cā'ehum: kendilerine gelen
| ve innehu: halbuki o
| lekitābun: bir Kitaptır
| ǎzīzun: aziz
| (41:41)|lā:
| ye'tīhi: ona gelmez
| l-bāTilu: boşa çıkaracak bir söz
| min: -nden
| beyni:
| yedeyhi: önü-
| ve lā: ne de
| min: -ndan
| ḣalfihi: arkası-
| tenzīlun: indirilmiştir
| min: -nden
| Hakīmin: hüküm ve hikmet sahibi-
| Hamīdin: çok övülenden
| (41:42)

| ye'tīhi: ona gelmez
| l-bāTilu: boşa çıkaracak bir söz
| min: -nden
| beyni:
| yedeyhi: önü-
| ve lā: ne de
| min: -ndan
| ḣalfihi: arkası-
| tenzīlun: indirilmiştir
| min: -nden
| Hakīmin: hüküm ve hikmet sahibi-
| Hamīdin: çok övülenden
| (41:42)|mā: değildir
| yuḳālu: söylenen
| leke: sana
| illā: başka bir şey
| mā: olandan
| ḳad:
| ḳīle: söylenmiş
| lirrusuli: elçilere
| min:
| ḳablike: senden önceki
| inne: kuşkusuz
| rabbeke: Rabbin
| leƶū: sahibi
| meğfiratin: bağışlama
| ve ƶū: ve sahibidir
| ǐḳābin: azab
| elīmin: acı
| (41:43)

| yuḳālu: söylenen
| leke: sana
| illā: başka bir şey
| mā: olandan
| ḳad:
| ḳīle: söylenmiş
| lirrusuli: elçilere
| min:
| ḳablike: senden önceki
| inne: kuşkusuz
| rabbeke: Rabbin
| leƶū: sahibi
| meğfiratin: bağışlama
| ve ƶū: ve sahibidir
| ǐḳābin: azab
| elīmin: acı
| (41:43)|velev: ve eğer
| ceǎlnāhu: biz onu yapsaydık
| ḳur'ānen: bir Kur'an
| eǎ'cemiyyen: yabancı (dilde)
| leḳālū: derlerdi ki
| levlā: değil miydi?
| fuSSilet: açıklanmalı
| āyātuhu: onun ayetleri
| eeǎ'cemiyyun: yabancı söz mü?
| ve ǎrabiyyun: arab olana
| ḳul: de ki
| huve: o
| lilleƶīne: için
| āmenū: inananlar
| huden: bir yol göstericidir
| ve şifā'un: ve (gönüllere) şifadır
| velleƶīne: gelince
| lā:
| yu'minūne: inanmayanlara
| fī: vardır
| āƶānihim: onların kulaklarında
| veḳrun: bir ağırlık
| ve huve: ve o
| ǎleyhim: onlara
| ǎmen: bir körlüktür
| ulāike: onlar
| yunādevne: çağırılıyorlar
| min: -den
| mekānin: bir yer-
| beǐydin: uzak
| (41:44)

| ceǎlnāhu: biz onu yapsaydık
| ḳur'ānen: bir Kur'an
| eǎ'cemiyyen: yabancı (dilde)
| leḳālū: derlerdi ki
| levlā: değil miydi?
| fuSSilet: açıklanmalı
| āyātuhu: onun ayetleri
| eeǎ'cemiyyun: yabancı söz mü?
| ve ǎrabiyyun: arab olana
| ḳul: de ki
| huve: o
| lilleƶīne: için
| āmenū: inananlar
| huden: bir yol göstericidir
| ve şifā'un: ve (gönüllere) şifadır
| velleƶīne: gelince
| lā:
| yu'minūne: inanmayanlara
| fī: vardır
| āƶānihim: onların kulaklarında
| veḳrun: bir ağırlık
| ve huve: ve o
| ǎleyhim: onlara
| ǎmen: bir körlüktür
| ulāike: onlar
| yunādevne: çağırılıyorlar
| min: -den
| mekānin: bir yer-
| beǐydin: uzak
| (41:44)|veleḳad: ve andolsun
| āteynā: biz vermiştik
| mūsā: Musa'ya
| l-kitābe: Kitabı
| feḣtulife: fakat ayrılığa düşülmüştü
| fīhi: onda
| velevlā: ve eğer olmasaydı
| kelimetun: bir söz
| sebeḳat: geçmiş
| min: -nden
| rabbike: Rabbi-
| leḳuDiye: derhal hüküm verilirdi
| beynehum: aralarında
| veinnehum: fakat onlar
| lefī: içindedirler
| şekkin: bir kuşku
| minhu: ondan
| murībin: işkilli
| (41:45)

| āteynā: biz vermiştik
| mūsā: Musa'ya
| l-kitābe: Kitabı
| feḣtulife: fakat ayrılığa düşülmüştü
| fīhi: onda
| velevlā: ve eğer olmasaydı
| kelimetun: bir söz
| sebeḳat: geçmiş
| min: -nden
| rabbike: Rabbi-
| leḳuDiye: derhal hüküm verilirdi
| beynehum: aralarında
| veinnehum: fakat onlar
| lefī: içindedirler
| şekkin: bir kuşku
| minhu: ondan
| murībin: işkilli
| (41:45)|men: kim
| ǎmile: yaparsa
| SāliHen: iyi iş
| felinefsihi: yararı kendisinedir
| ve men: ve kim
| esā'e: kötülük yaparsa
| feǎleyhā: zararı kendisinedir
| ve mā: ve değildir
| rabbuke: Rabbin
| biZellāmin: zulmedici
| lil'ǎbīdi: kullara
| (41:46)

| ǎmile: yaparsa
| SāliHen: iyi iş
| felinefsihi: yararı kendisinedir
| ve men: ve kim
| esā'e: kötülük yaparsa
| feǎleyhā: zararı kendisinedir
| ve mā: ve değildir
| rabbuke: Rabbin
| biZellāmin: zulmedici
| lil'ǎbīdi: kullara
| (41:46)|ileyhi: O'na
| yuraddu: döndürülür
| ǐlmu: bilgisi
| s-sāǎti: sa'at (kıyamet)
| ve mā: ve
| teḣrucu: çıkmaz
| min:
| ṧemerātin: meyvalar
| min: -ndan
| ekmāmihā: kabukları-
| ve mā:
| teHmilu: gebe kalmaz
| min: hiçbir
| unṧā: dişi
| ve lā: ve
| teDeǔ: doğurmaz
| illā: olmadan
| biǐlmihi: O'nun bilgisi
| ve yevme: ve (o) gün
| yunādīhim: onlara seslenildiği
| eyne: nerede?
| şurakāī: ortaklarım
| ḳālū: demişlerdir
| āƶennāke: sana arz ederiz ki
| mā: yok
| minnā: bizden
| min: hiçbir
| şehīdin: gören
| (41:47)

| yuraddu: döndürülür
| ǐlmu: bilgisi
| s-sāǎti: sa'at (kıyamet)
| ve mā: ve
| teḣrucu: çıkmaz
| min:
| ṧemerātin: meyvalar
| min: -ndan
| ekmāmihā: kabukları-
| ve mā:
| teHmilu: gebe kalmaz
| min: hiçbir
| unṧā: dişi
| ve lā: ve
| teDeǔ: doğurmaz
| illā: olmadan
| biǐlmihi: O'nun bilgisi
| ve yevme: ve (o) gün
| yunādīhim: onlara seslenildiği
| eyne: nerede?
| şurakāī: ortaklarım
| ḳālū: demişlerdir
| āƶennāke: sana arz ederiz ki
| mā: yok
| minnā: bizden
| min: hiçbir
| şehīdin: gören
| (41:47)|ve Delle: ve sapıp gitmiştir
| ǎnhum: onlardan
| mā: şeyler
| kānū: oldukları
| yed'ǔne: yalvarıp duruyor(lar)
| min:
| ḳablu: önceden
| ve Zennū: ve onlar anlamışlardır
| mā: olmadığını
| lehum: kendileri için
| min: hiçbir
| meHīSin: kaçacak yer
| (41:48)

| ǎnhum: onlardan
| mā: şeyler
| kānū: oldukları
| yed'ǔne: yalvarıp duruyor(lar)
| min:
| ḳablu: önceden
| ve Zennū: ve onlar anlamışlardır
| mā: olmadığını
| lehum: kendileri için
| min: hiçbir
| meHīSin: kaçacak yer
| (41:48)|lā:
| yesemu: usanmaz
| l-insānu: insan
| min: -ten
| duǎā'i: istemek-
| l-ḣayri: hayır (iyilik)
| vein: ama eğer
| messehu: kendisine dokunursa
| ş-şerru: bir şer
| feyeūsun: hemen üzülür
| ḳanūTun: ümitsiz olur
| (41:49)

| yesemu: usanmaz
| l-insānu: insan
| min: -ten
| duǎā'i: istemek-
| l-ḣayri: hayır (iyilik)
| vein: ama eğer
| messehu: kendisine dokunursa
| ş-şerru: bir şer
| feyeūsun: hemen üzülür
| ḳanūTun: ümitsiz olur
| (41:49)|velein: ve eğer
| eƶeḳnāhu: biz ona taddırırsak
| raHmeten: bir rahmet
| minnā: kendimizden
| min:
| beǎ'di: sonra
| Derrā'e: bir zarardan
| messethu: ona dokunan
| leyeḳūlenne: elbette der ki
| hāƶā: bu
| lī: benim hakkımdır
| ve mā: ve
| eZunnu: sanmıyorum
| s-sāǎte: kıyametin
| ḳāimeten: kopacağını
| velein: eğer
| ruciǎ'tu: götürülmüş olsam bile
| ilā:
| rabbī: Rabbime
| inne: muhakkak
| lī: benim için vardır
| ǐndehu: O'nun yanında
| lelHusnā: daha güzel şeyler
| felenunebbienne: biz mutlaka haber vereceğiz
| elleƶīne: kimselere
| keferū: inkar edenlere
| bimā:
| ǎmilū: yaptıklarını
| velenuƶīḳannehum: ve mutlaka taddıracağız
| min: -dan
| ǎƶābin: azab-
| ğalīZin: kaba
| (41:50)

| eƶeḳnāhu: biz ona taddırırsak
| raHmeten: bir rahmet
| minnā: kendimizden
| min:
| beǎ'di: sonra
| Derrā'e: bir zarardan
| messethu: ona dokunan
| leyeḳūlenne: elbette der ki
| hāƶā: bu
| lī: benim hakkımdır
| ve mā: ve
| eZunnu: sanmıyorum
| s-sāǎte: kıyametin
| ḳāimeten: kopacağını
| velein: eğer
| ruciǎ'tu: götürülmüş olsam bile
| ilā:
| rabbī: Rabbime
| inne: muhakkak
| lī: benim için vardır
| ǐndehu: O'nun yanında
| lelHusnā: daha güzel şeyler
| felenunebbienne: biz mutlaka haber vereceğiz
| elleƶīne: kimselere
| keferū: inkar edenlere
| bimā:
| ǎmilū: yaptıklarını
| velenuƶīḳannehum: ve mutlaka taddıracağız
| min: -dan
| ǎƶābin: azab-
| ğalīZin: kaba
| (41:50)