(2-3) (Bu) Kitâb’ın (Kur’ân’ın) indirilişi, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Alîm(hakkıyla bilen), günahı bağışlayan, tevbeyi kabûl eden, azâbı pek şiddetli ve çok lütuf sâhibi olan Allah tarafındandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır.(40:2)
İnkâr edenlerden başkası Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele etmez; şimdi onların o memleketlerde gezip dolaşmaları, seni aldatmasın! (Muhakkak ki varacakları yer Cehennemdir!)(40:4)
Onlardan önce Nûh kavmi ve onların ardından (Âd ve Semûd gibi çeşitli) topluluklar(da) yalanlamışlardı. Her ümmet kendi peygamberlerine kasdetmişti, tâ onu (öldürmek için)yakalayıversinler; ve bâtıl uğruna mücâdele ettiler, tâ onunla hakkı ortadan kaldırsınlar! Derken onları (o hâlleri üzere azâbımla) yakalayıverdim; artık (bak) azâbım nasıl oldu!(40:5)
Böylece Rabbinin, inkâr edenler üzerine 'Şübhesiz onlar, ateş ehlidirler' sözü hak oldu.(40:6)
Arşı taşıyan ve onun etrâfında bulunan (melek)ler, Rablerine hamd ile (O’nu)tesbîh ederler ve O’na îmân ederler ve (kendileri gibi) îmân edenler için mağfiret dilerler.(Şöyle derler:) 'Rabbimiz! (Sen) herşeyi rahmet ve ilim cihetiyle kuşatmışsındır; artık tevbe edip senin yoluna uyanlara mağfiret eyle ve onları Cehennem azâbından koru!'(40:7)
'Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve nesillerinden sâlih olan kimseleri, kendilerine va'd buyurduğun Adn Cennetlerine koy! Şübhesiz ki Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak sensin!'(40:8)
'Ve onları kötülüklerden koru! Zâten kimi o gün (dünyada iken) kötülüklerden korursan, (kıyâmet günü) ona artık gerçekten merhamet etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş ancak budur!'(40:9)
Doğrusu inkâr edenlere (âhirette melekler tarafından şöyle) seslenilir: 'Elbette Allah’ın (size olan) gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür; çünki (siz) îmâna da'vet ediliyordunuz, fakat inkâr ediyordunuz.'(40:10)
(Onlar:) 'Rabbimiz! Bizi iki def'a öldürdün ve iki def'a dirilttin; şimdi günahlarımızı i'tirâf ettik; acabâ (bizim için buradan) çıkmaya artık bir yol var mıdır?' derler.(40:11)
Bunun (bu azâbın) sebebi şübhesiz şudur: '(Herkes) Allah’a, tek olarak da'vet edildiği zaman, (siz) inkâr ettiniz! Hâlbuki O’na ortak koşulsa, inanıyordunuz. Artık hüküm, Aliyy (çok yüce olan), Kebîr (çok büyük olan) Allah’a âiddir.'(40:12)
O (Allah), size delillerini gösteren ve gökten size bir rızık indirendir. Fakat (O’na)yönelen kimseden başkası ibret almaz.(40:13)
Öyle ise kâfirlerin hoşuna gitmese de, (siz) dînde O’na (karşı) ihlâslı (samîmi)kimseler olarak Allah’a duâ edin!(40:14)
(O, ihlâslı kullarının) dereceleri(ni) hakkıyla yükseltendir, Arşın sâhibidir. Karşılaşma günü ile korkutmak için, kendi emrinden olan rûhu (vahyi), kullarından dilediği kimseye ilka eder (indirir).(40:15)
O gün, onlar (herkes, bütün sırlarıyla birlikte kabirlerinden) meydana çıkacak kimselerdir. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz! (Allah:) 'Bugün mülk (hâkimiyet)kimindir?' (diye sorar). (O günün dehşetinden kimse cevab veremez de yine kendisi cevab buyurur:) 'Vâhid (bir olan), Kahhâr (herşeyi kahra gücü yetici) olan Allah’ındır!'(40:16)
Bugün herkes (dünyada) kazandığı şeyin karşılığını görür. Bugün haksızlık yoktur. Şübhesiz ki Allah, hesâbı pek çabuk görendir.(40:17)
(Ey Resûlüm!) Onları o yaklaşan gün ile korkut! Çünki (amellerin ortaya saçılacağı o gün) yürekler, kederle yutkunan kimseler olarak gırtlaklara dayanmıştır! Zâlimler için ne bir dost, ne de (himâyesi) kabûl edilir bir şefâatçi bulunur!(40:18)
(Allah) gözlerin hâin olanını (harama bakanları) ve sînelerin gizlediğini bilir.(40:19)
Ve Allah, hak ile hüküm verir. Ondan başka (kendisine) yalvarmakta oldukları(ilâhlar) ise, hiçbir şeyle hüküm veremezler. Şübhesiz ki Semî' (herşeyi işiten), Basîr(herşeyi gören) ancak Allah’dır.(40:20)
(Onlar) yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin âkıbeti nasıl olmuş, baksınlar! Onlar, kuvvetçe ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha şiddetli idiler. Böyle iken, Allah onları günahları yüzünden yakalayıverdi de onları Allah’(ın azâbın)dan koruyacak hiçbir kimse olmadı.(40:21)
Bunun sebebi şudur: Şübhesiz onlara peygamberleri mu'cizelerle gelirdi de, (onlar)inkâr ederlerdi; Allah da onları (o hâlleri üzere) yakalayıverdi. Muhakkak ki O, Kaviyy (çok kuvvetli)dir, azâbı pek şiddetli olandır.(40:22)
(23-24) And olsun ki, Mûsâ’yı da mu'cizelerimizle ve apaçık bir delîl ile Fir'avun’a, Hâmân’a ve Karûn’a gönderdik. Buna rağmen (onlar:) '(Bu) çok yalancı bir sihirbazdır!' dediler.(40:23)
Ve (Mûsâ) onlara tarafımızdan hakkı getirdiğinde (daha önce de dedikleri gibi yine)dediler ki: 'Onunla berâber îmân etmiş olanların (yeni doğan) oğullarını öldürün, kadınlarını(kızlarını) ise sağ bırakın!' Fakat kâfirlerin hîlesi ancak boşuna (yorulmak)tır.(40:25)
Fir'avun dedi ki: 'Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim; ve (o) Rabbisine yalvarsın(bakalım)! Çünki ben (onun, sizin) dîninizi değiştirmesinden yâhut yeryüzünde fesad çıkarmasından korkuyorum.'(40:26)
Mûsâ da: 'Doğrusu ben hesab gününe inanmayan her kibirli kimseden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah)a sığınırım' dedi.(40:27)
Fir'avun âilesinden (olup) îmânını gizleyen mü’min bir adam ise şöyle dedi: 'Bir adamı, (sırf) 'Rabbim Allah’dır!’ diyor diye öldürecek misiniz? Hâlbuki (o) size Rabbinizden mu'cizeler getirmiştir. Zaten yalancı olursa, o takdirde yalanı kendi aleyhinedir. Yok doğru(söyleyen) bir kimse ise, sizi tehdîd ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelir! Şübhesiz ki Allah, haddi aşan, çok yalan söyleyen o kimseyi hidâyete erdirmez!'(40:28)
'Ey kavmim! Bu memlekette üstünlük sağlamış kimseler olarak bu gün mülk(hâkimiyet), sizindir. Şâyet bize gelirse, Allah’ın azâbından (korumak üzere) bize kim yardım edebilir?' Fir'avun dedi ki: '(Ben) size ancak kendi gördüğümü gösteriyorum (siz buna bakacaksınız) ve size ancak doğru yola rehberlik ediyorum.'(40:29)
(30-31) Îmân etmiş olan (adam) dedi ki: 'Ey kavmim! Doğrusu ben sizin üzerinize,(peygamberlerini yalanlayan) o toplulukların (uğradıkları o dehşetli azab) gününün benzerinden; Nûh kavminin, Âd, Semûd ve onlardan sonrakilerin âdetlerinin (başlarına gelencezâların) benzerinden, korkuyorum. Hâlbuki Allah, kullar(ın)a zulmetmeyi murâd ediyor değildir.'(40:30)
(32-33) 'Ey kavmim! Doğrusu ben sizin için bağrışıp çağrışma gününden (kıyâmet gününden, hesab yerine) arkanızı dönen kimseler olarak (Cehenneme) gideceğiniz günden korkuyorum. (O gün) sizi Allah’(ın azâbın)dan kurtaracak hiçbir kimse yoktur. Bununla berâber Allah kimi (isyanındaki inadı yüzünden) dalâlete atarsa, artık onu hidâyete erdirecek hiçbir kimse yoktur.'(40:32)
And olsun ki, daha önce Yûsuf da size mu'cizeler getirmişti de, onun size getirdiği o şeylerden dâimâ şübhe içinde oldunuz. Nihâyet (o) vefât edince: 'Allah ondan sonra aslâ bir peygamber göndermez!' dediniz. İşte Allah, (kendi irâdeleriyle) haddi aşan şübheci kimseleri böyle saptırır.(40:34)
Onlar ki, kendilerine gelmiş bir delîl olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele ederler. (Bu,) Allah katında da, îmân edenlerin yanında da nefret cihetiyle büyük olmuştur. İşte Allah, (kendisine) büyüklük taslayan her zorbanın kalbini (kendi kibri ve bunda ısrarı üzerine) böyle mühürler!(40:35)
(36-37) Fir'avun: 'Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap; belki sebeblere, göklerin sebeblerine (yollarına) erişirim de, Mûsâ’nın İlâhına muttali' olurum (hakikaten var mıdır diye bakarım); doğrusu ben onu, gerçekten yalancı sanıyorum' dedi. Böylece Fir'avun’a, kötü ameli süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı. Zâten Fir'avun’un tuzağı ancak hüsrândadır.(40:36)
Îmân etmiş olan (adam) dedi ki: 'Ey kavmim! Bana uyun; size doğru yola rehberlik edeyim!'(40:38)
'Ey kavmim! Bu dünya hayâtı ancak (geçici) bir menfaattir; doğrusu âhiret ise, asıl kalınacak yerdir.'(40:39)
'Kim bir kötülük yaparsa, bu yüzden ancak onun misliyle cezâlandırılır. Erkek veya kadın, kim de bir mü’min olarak sâlih bir amel işlerse, işte onlar Cennete girerler; orada hesabsız olarak rızıklandırılırlar.'(40:40)
'Ey kavmim! Bu hâlim nedir ki, (ben) sizi kurtuluşa da'vet ediyorum; hâlbuki (siz)beni ateşe çağırıyorsunuz?'(40:41)
'Beni, Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında bir bilgi sâhibi olmadığım şeyi O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Gaffâr (çok bağışlayan Allah’)a da'vet ediyorum.'(40:42)
'Hiç şübhe yok ki beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, ne dünyada ne de âhirette kendisine (tapılması için) bir da'vet hakkı vardır. Nihâyet dönüşümüz muhakkak Allah’adır. Doğrusu haddi aşanlar yok mu, onlar ateş ehlidirler.'(40:43)
'Artık size ne söylemekte olduğumu yakında hatırlayacaksınız! (Ben) işimi Allah’a havâle ediyorum. Şübhesiz ki Allah, kulları(nı) hakkıyla görendir.'(40:44)
Nihâyet Allah onu, kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu; Fir'avun âilesini ise o azâbın kötüsü kuşatıverdi.(40:45)
(O kötü azab) ateştir! (Onlar) sabah akşam ona arz olunurlar. Kıyâmet kopacağı gün ise: 'Fir'avun âilesini azâbın en şiddetlisine sokun!' (denilecektir).(40:46)
O vakit (Cehennem ehli) ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar o büyüklük taslayanlara der ki: 'Gerçekten biz (dünyada iken) size tâbi' olanlar idik. Şimdi siz ateşin birazını olsun, bizden def' edebilir kimseler misiniz?'(40:47)
Büyüklük taslayanlar (da): 'Doğrusu biz hep berâber onun içindeyiz; şübhesiz ki Allah, kullar arasında gerçekten hükm(ünü) vermiştir' derler.(40:48)
Artık ateşte olanlar Cehennemin bekçilerine der ki: 'Rabbinize (bizim için) duâ edin,(hiç değilse) bir gün olsun, bizden azâbı hafifletsin!'(40:49)
(Cehennemin bekçileri:) 'Size peygamberleriniz mu'cizeler getirmiyorlar mıydı?' derler. Onlar: 'Evet (getiriyorlardı)!' derler. (Bunun üzerine bekçiler:) 'Öyle ise (kendiniz)duâ edin!' derler. Hâlbuki kâfirlerin duâsı, ancak boşuna (yorulmak)tır.(40:50)
Şübhesiz ki biz, peygamberlerimize ve îmân edenlere, hem dünya hayâtında, hem şâhidlerin (ameller için şâhidlik etmek üzere) ayağa kalkacakları o günde elbette yardım ederiz.(40:51)
O gün zâlimlere, özür dilemeleri fayda vermez; artık onlar için lâ'net vardır ve yurdun kötüsü onlarındır.(40:52)
(53-54) Celâlim hakkı için, Mûsâ’ya hidâyeti verdik ve İsrâiloğullarına, akıl sâhibleri içinbir hidâyet ve bir nasîhat olmak üzere Kitâb’ı (Tevrât’ı) mîras bıraktık.(40:53)
(Habîbim, yâ Muhammed!) Artık sabret! Çünki Allah’ın va'di haktır; günâhının bağışlanmasını dile ve akşam ve sabah Rabbine hamd ile (O’nu) tesbîh et!(40:55)
Şübhesiz o kimseler ki, kendilerine gelmiş bir delîl olmaksızın Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele ederler. Onların sînelerinde, kendisine ulaşamayacakları bir kibirden (sana üstün gelme arzusundan) başka bir şey yoktur. (Sen) hemen Allah’a sığın! Çünki Semî'(herşeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören) ancak O’dur.(40:56)