4Nisâ Suresi
Kuran Sırası: 4
İniş Sırası: 92
Kırık Meal (Arapça) Meali
|يَا : ey
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| اتَّقُوا: korkun
| رَبَّكُمُ: Rabbinizden
| الَّذِي: o ki
| خَلَقَكُمْ: sizi yarattı
| مِنْ: -ten
| نَفْسٍ: bir nefis-
| وَاحِدَةٍ: bir tek
| وَخَلَقَ: ve yarattı
| مِنْهَا: ondan
| زَوْجَهَا: eşini
| وَبَثَّ: ve üretti
| مِنْهُمَا: ikisinden
| رِجَالًا: erkekler
| كَثِيرًا: birçok
| وَنِسَاءً: ve kadınlar
| وَاتَّقُوا: ve sakının
| اللَّهَ: Allah'tan
| الَّذِي: o ki
| تَسَاءَلُونَ: birbirinizden dilekte bulunduğunuz
| بِهِ: adına
| وَالْأَرْحَامَ: ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلَيْكُمْ: sizin üzerinizde
| رَقِيبًا: gözetleyicidir
| (4:1)

| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| اتَّقُوا: korkun
| رَبَّكُمُ: Rabbinizden
| الَّذِي: o ki
| خَلَقَكُمْ: sizi yarattı
| مِنْ: -ten
| نَفْسٍ: bir nefis-
| وَاحِدَةٍ: bir tek
| وَخَلَقَ: ve yarattı
| مِنْهَا: ondan
| زَوْجَهَا: eşini
| وَبَثَّ: ve üretti
| مِنْهُمَا: ikisinden
| رِجَالًا: erkekler
| كَثِيرًا: birçok
| وَنِسَاءً: ve kadınlar
| وَاتَّقُوا: ve sakının
| اللَّهَ: Allah'tan
| الَّذِي: o ki
| تَسَاءَلُونَ: birbirinizden dilekte bulunduğunuz
| بِهِ: adına
| وَالْأَرْحَامَ: ve akrabalık(bağlarını kırmak)tan
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلَيْكُمْ: sizin üzerinizde
| رَقِيبًا: gözetleyicidir
| (4:1)|وَاتُوا: ve verin
| الْيَتَامَىٰ: öksüzlere
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| وَلَا:
| تَتَبَدَّلُوا: değiştirmeyin
| الْخَبِيثَ: pis olanı
| بِالطَّيِّبِ: temiz olanla
| وَلَا:
| تَأْكُلُوا: yemeyin
| أَمْوَالَهُمْ: onların mallarını
| إِلَىٰ: katarak
| أَمْوَالِكُمْ: sizin mallarınıza
| إِنَّهُ: çünkü bu
| كَانَ:
| حُوبًا: bir günahtır
| كَبِيرًا: büyük
| (4:2)

| الْيَتَامَىٰ: öksüzlere
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| وَلَا:
| تَتَبَدَّلُوا: değiştirmeyin
| الْخَبِيثَ: pis olanı
| بِالطَّيِّبِ: temiz olanla
| وَلَا:
| تَأْكُلُوا: yemeyin
| أَمْوَالَهُمْ: onların mallarını
| إِلَىٰ: katarak
| أَمْوَالِكُمْ: sizin mallarınıza
| إِنَّهُ: çünkü bu
| كَانَ:
| حُوبًا: bir günahtır
| كَبِيرًا: büyük
| (4:2)|وَإِنْ: şayet
| خِفْتُمْ: korkarsanız
| أَلَّا:
| تُقْسِطُوا: adaleti sağlayamıyacağınızdan
| فِي: hakkında
| الْيَتَامَىٰ: öksüz(kızlar)
| فَانْكِحُوا: alın
| مَا: olan
| طَابَ: helal
| لَكُمْ: size
| مِنَ: -dan
| النِّسَاءِ: kadınlar-
| مَثْنَىٰ: ikişer
| وَثُلَاثَ: ve üçer
| وَرُبَاعَ: ve dörder
| فَإِنْ: yine
| خِفْتُمْ: korkarsanız
| أَلَّا:
| تَعْدِلُوا: adalet yapamayacağınızdan
| فَوَاحِدَةً: bir tane (alın)
| أَوْ: yahut
| مَا: şeyle (yetinin)
| مَلَكَتْ: sahip olduğu
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizin
| ذَٰلِكَ: budur
| أَدْنَىٰ: en uygun olan
| أَلَّا:
| تَعُولُوا: haksızlık etmemeniz için
| (4:3)

| خِفْتُمْ: korkarsanız
| أَلَّا:
| تُقْسِطُوا: adaleti sağlayamıyacağınızdan
| فِي: hakkında
| الْيَتَامَىٰ: öksüz(kızlar)
| فَانْكِحُوا: alın
| مَا: olan
| طَابَ: helal
| لَكُمْ: size
| مِنَ: -dan
| النِّسَاءِ: kadınlar-
| مَثْنَىٰ: ikişer
| وَثُلَاثَ: ve üçer
| وَرُبَاعَ: ve dörder
| فَإِنْ: yine
| خِفْتُمْ: korkarsanız
| أَلَّا:
| تَعْدِلُوا: adalet yapamayacağınızdan
| فَوَاحِدَةً: bir tane (alın)
| أَوْ: yahut
| مَا: şeyle (yetinin)
| مَلَكَتْ: sahip olduğu
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizin
| ذَٰلِكَ: budur
| أَدْنَىٰ: en uygun olan
| أَلَّا:
| تَعُولُوا: haksızlık etmemeniz için
| (4:3)|وَاتُوا: ve verin
| النِّسَاءَ: kadınlara
| صَدُقَاتِهِنَّ: mehirlerini
| نِحْلَةً: bir hak olarak
| فَإِنْ: eğer
| طِبْنَ: bağışlarlarsa
| لَكُمْ: size
| عَنْ:
| شَيْءٍ: bir kısmını
| مِنْهُ: ondan
| نَفْسًا: kendi istekleriyle
| فَكُلُوهُ: onu yeyin
| هَنِيئًا: afiyetle
| مَرِيئًا: iç huzuruyla
| (4:4)

| النِّسَاءَ: kadınlara
| صَدُقَاتِهِنَّ: mehirlerini
| نِحْلَةً: bir hak olarak
| فَإِنْ: eğer
| طِبْنَ: bağışlarlarsa
| لَكُمْ: size
| عَنْ:
| شَيْءٍ: bir kısmını
| مِنْهُ: ondan
| نَفْسًا: kendi istekleriyle
| فَكُلُوهُ: onu yeyin
| هَنِيئًا: afiyetle
| مَرِيئًا: iç huzuruyla
| (4:4)|وَلَا:
| تُؤْتُوا: vermeyin
| السُّفَهَاءَ: aklı ermezlere
| أَمْوَالَكُمُ: mallarınızı
| الَّتِي: ki
| جَعَلَ: yapmıştır
| اللَّهُ: Allah
| لَكُمْ: sizin için
| قِيَامًا: bir geçim kaynağı
| وَارْزُقُوهُمْ: ve onları besleyin
| فِيهَا: onunla
| وَاكْسُوهُمْ: ve giydirin
| وَقُولُوا: ve söyleyin
| لَهُمْ: onlara
| قَوْلًا: söz
| مَعْرُوفًا: güzel
| (4:5)

| تُؤْتُوا: vermeyin
| السُّفَهَاءَ: aklı ermezlere
| أَمْوَالَكُمُ: mallarınızı
| الَّتِي: ki
| جَعَلَ: yapmıştır
| اللَّهُ: Allah
| لَكُمْ: sizin için
| قِيَامًا: bir geçim kaynağı
| وَارْزُقُوهُمْ: ve onları besleyin
| فِيهَا: onunla
| وَاكْسُوهُمْ: ve giydirin
| وَقُولُوا: ve söyleyin
| لَهُمْ: onlara
| قَوْلًا: söz
| مَعْرُوفًا: güzel
| (4:5)|وَابْتَلُوا: deneyin
| الْيَتَامَىٰ: öksüzleri
| حَتَّىٰ: kadar
| إِذَا:
| بَلَغُوا: varıncaya
| النِّكَاحَ: nikah (çağına)
| فَإِنْ: eğer
| انَسْتُمْ: görürseniz
| مِنْهُمْ: onlarda
| رُشْدًا: bir olgunluk
| فَادْفَعُوا: hemen verin
| إِلَيْهِمْ: kendilerine
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| وَلَا:
| تَأْكُلُوهَا: yemeğe kalkmayın
| إِسْرَافًا: israf ile
| وَبِدَارًا: ve tez elden
| أَنْ:
| يَكْبَرُوا: büyüyüp (geri alacaklar) diye
| وَمَنْ: ve kimse
| كَانَ: olan
| غَنِيًّا: zengin
| فَلْيَسْتَعْفِفْ: çekinsin
| وَمَنْ: ve kimse de
| كَانَ: olan
| فَقِيرًا: yoksul
| فَلْيَأْكُلْ: yesin
| بِالْمَعْرُوفِ: uygun şekilde
| فَإِذَا: zaman da
| دَفَعْتُمْ: geri verdiğiniz
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| فَأَشْهِدُوا: şahid bulundurun
| عَلَيْهِمْ: yanlarında
| وَكَفَىٰ: yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| حَسِيبًا: hesapçı olarak
| (4:6)

| الْيَتَامَىٰ: öksüzleri
| حَتَّىٰ: kadar
| إِذَا:
| بَلَغُوا: varıncaya
| النِّكَاحَ: nikah (çağına)
| فَإِنْ: eğer
| انَسْتُمْ: görürseniz
| مِنْهُمْ: onlarda
| رُشْدًا: bir olgunluk
| فَادْفَعُوا: hemen verin
| إِلَيْهِمْ: kendilerine
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| وَلَا:
| تَأْكُلُوهَا: yemeğe kalkmayın
| إِسْرَافًا: israf ile
| وَبِدَارًا: ve tez elden
| أَنْ:
| يَكْبَرُوا: büyüyüp (geri alacaklar) diye
| وَمَنْ: ve kimse
| كَانَ: olan
| غَنِيًّا: zengin
| فَلْيَسْتَعْفِفْ: çekinsin
| وَمَنْ: ve kimse de
| كَانَ: olan
| فَقِيرًا: yoksul
| فَلْيَأْكُلْ: yesin
| بِالْمَعْرُوفِ: uygun şekilde
| فَإِذَا: zaman da
| دَفَعْتُمْ: geri verdiğiniz
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| فَأَشْهِدُوا: şahid bulundurun
| عَلَيْهِمْ: yanlarında
| وَكَفَىٰ: yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| حَسِيبًا: hesapçı olarak
| (4:6)|لِلرِّجَالِ: erkeklere vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| تَرَكَ: geriye bıraktıkları
| الْوَالِدَانِ: ana babanın
| وَالْأَقْرَبُونَ: ve akrabanın
| وَلِلنِّسَاءِ: ve kadınlara vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| تَرَكَ: geriye bıraktıkları
| الْوَالِدَانِ: ana babanın
| وَالْأَقْرَبُونَ: ve akrabanın
| مِمَّا: olandan
| قَلَّ: az
| مِنْهُ: ondan
| أَوْ: veya
| كَثُرَ: çoğundan
| نَصِيبًا: bir hisse
| مَفْرُوضًا: ayrılmıştır
| (4:7)

| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| تَرَكَ: geriye bıraktıkları
| الْوَالِدَانِ: ana babanın
| وَالْأَقْرَبُونَ: ve akrabanın
| وَلِلنِّسَاءِ: ve kadınlara vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| تَرَكَ: geriye bıraktıkları
| الْوَالِدَانِ: ana babanın
| وَالْأَقْرَبُونَ: ve akrabanın
| مِمَّا: olandan
| قَلَّ: az
| مِنْهُ: ondan
| أَوْ: veya
| كَثُرَ: çoğundan
| نَصِيبًا: bir hisse
| مَفْرُوضًا: ayrılmıştır
| (4:7)|وَإِذَا: ne zaman
| حَضَرَ: hazır bulunursa
| الْقِسْمَةَ: (miras) taksim(in)de
| أُولُو:
| الْقُرْبَىٰ: akrabalar
| وَالْيَتَامَىٰ: ve öksüzler
| وَالْمَسَاكِينُ: ve yoksullar
| فَارْزُقُوهُمْ: onları rızıklandırın
| مِنْهُ: ondan
| وَقُولُوا: ve söyleyin
| لَهُمْ: onlara
| قَوْلًا: söz
| مَعْرُوفًا: güzel
| (4:8)

| حَضَرَ: hazır bulunursa
| الْقِسْمَةَ: (miras) taksim(in)de
| أُولُو:
| الْقُرْبَىٰ: akrabalar
| وَالْيَتَامَىٰ: ve öksüzler
| وَالْمَسَاكِينُ: ve yoksullar
| فَارْزُقُوهُمْ: onları rızıklandırın
| مِنْهُ: ondan
| وَقُولُوا: ve söyleyin
| لَهُمْ: onlara
| قَوْلًا: söz
| مَعْرُوفًا: güzel
| (4:8)|وَلْيَخْشَ: kaygı duyanlar
| الَّذِينَ:
| لَوْ: şayet
| تَرَكُوا: bırakırlarsa
| مِنْ:
| خَلْفِهِمْ: arkalarında
| ذُرِّيَّةً: çocuklar
| ضِعَافًا: güçsüz
| خَافُوا: çekinsinler
| عَلَيْهِمْ: onların durumundan
| فَلْيَتَّقُوا: korksunlar
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَلْيَقُولُوا: ve söylesinler
| قَوْلًا: söz
| سَدِيدًا: doğru
| (4:9)

| الَّذِينَ:
| لَوْ: şayet
| تَرَكُوا: bırakırlarsa
| مِنْ:
| خَلْفِهِمْ: arkalarında
| ذُرِّيَّةً: çocuklar
| ضِعَافًا: güçsüz
| خَافُوا: çekinsinler
| عَلَيْهِمْ: onların durumundan
| فَلْيَتَّقُوا: korksunlar
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَلْيَقُولُوا: ve söylesinler
| قَوْلًا: söz
| سَدِيدًا: doğru
| (4:9)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| يَأْكُلُونَ: yiyen(ler)
| أَمْوَالَ: mallarını
| الْيَتَامَىٰ: öksüzlerin
| ظُلْمًا: zulüm ile
| إِنَّمَا: doğrusu
| يَأْكُلُونَ: yemektedirler
| فِي:
| بُطُونِهِمْ: karınlarına
| نَارًا: ateş
| وَسَيَصْلَوْنَ: ve gireceklerdir
| سَعِيرًا: çılgın bir ateşe
| (4:10)

| الَّذِينَ: kimseler
| يَأْكُلُونَ: yiyen(ler)
| أَمْوَالَ: mallarını
| الْيَتَامَىٰ: öksüzlerin
| ظُلْمًا: zulüm ile
| إِنَّمَا: doğrusu
| يَأْكُلُونَ: yemektedirler
| فِي:
| بُطُونِهِمْ: karınlarına
| نَارًا: ateş
| وَسَيَصْلَوْنَ: ve gireceklerdir
| سَعِيرًا: çılgın bir ateşe
| (4:10)|يُوصِيكُمُ: size tavsiye eder
| اللَّهُ: Allah
| فِي: hakkında
| أَوْلَادِكُمْ: çocuklarınız(ın alacağı miras)
| لِلذَّكَرِ: erkeğe
| مِثْلُ: kadar
| حَظِّ: payı
| الْأُنْثَيَيْنِ: iki kadının
| فَإِنْ: eğer
| كُنَّ: iseler
| نِسَاءً: kadın
| فَوْقَ: fazla
| اثْنَتَيْنِ: ikiden
| فَلَهُنَّ: onlarındır
| ثُلُثَا: üçte ikisi
| مَا: ne
| تَرَكَ: bıraktıysa
| وَإِنْ: ve eğer (çocuk)
| كَانَتْ: ise
| وَاحِدَةً: yalnız bir kadın
| فَلَهَا: onundur
| النِّصْفُ: (mirasın) yarısı
| وَلِأَبَوَيْهِ: ana babasından
| لِكُلِّ: her
| وَاحِدٍ: birinin
| مِنْهُمَا: vardır
| السُّدُسُ: altıda bir hissesi
| مِمَّا:
| تَرَكَ: bıraktığı mirasta
| إِنْ: eğer
| كَانَ: varsa
| لَهُ: onun (ölenin)
| وَلَدٌ: çocuğu
| فَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَكُنْ: yok da
| لَهُ: onun
| وَلَدٌ: çocuğu
| وَوَرِثَهُ: ve ona varis oluyorsa
| أَبَوَاهُ: ana babası
| فَلِأُمِّهِ: anasına düşer
| الثُّلُثُ: üçte bir
| فَإِنْ: eğer
| كَانَ: varsa
| لَهُ: onun
| إِخْوَةٌ: kardeşleri
| فَلِأُمِّهِ: anasının payı
| السُّدُسُ: altıda birdir
| مِنْ:
| بَعْدِ: (bu hükümler) sonradır
| وَصِيَّةٍ: vasiyyetten
| يُوصِي: yapacağı
| بِهَا:
| أَوْ: ya da
| دَيْنٍ: borcundan
| ابَاؤُكُمْ: babalarınız
| وَأَبْنَاؤُكُمْ: ve oğullarınızdan
| لَا:
| تَدْرُونَ: bilmezsiniz
| أَيُّهُمْ: hangisinin
| أَقْرَبُ: daha yakın olduğunu
| لَكُمْ: size
| نَفْعًا: fayda bakımından
| فَرِيضَةً: bunlar koyulmuş haklardır
| مِنَ: tarafından
| اللَّهِ: Allah
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hikmet sahibidir
| (4:11)

| اللَّهُ: Allah
| فِي: hakkında
| أَوْلَادِكُمْ: çocuklarınız(ın alacağı miras)
| لِلذَّكَرِ: erkeğe
| مِثْلُ: kadar
| حَظِّ: payı
| الْأُنْثَيَيْنِ: iki kadının
| فَإِنْ: eğer
| كُنَّ: iseler
| نِسَاءً: kadın
| فَوْقَ: fazla
| اثْنَتَيْنِ: ikiden
| فَلَهُنَّ: onlarındır
| ثُلُثَا: üçte ikisi
| مَا: ne
| تَرَكَ: bıraktıysa
| وَإِنْ: ve eğer (çocuk)
| كَانَتْ: ise
| وَاحِدَةً: yalnız bir kadın
| فَلَهَا: onundur
| النِّصْفُ: (mirasın) yarısı
| وَلِأَبَوَيْهِ: ana babasından
| لِكُلِّ: her
| وَاحِدٍ: birinin
| مِنْهُمَا: vardır
| السُّدُسُ: altıda bir hissesi
| مِمَّا:
| تَرَكَ: bıraktığı mirasta
| إِنْ: eğer
| كَانَ: varsa
| لَهُ: onun (ölenin)
| وَلَدٌ: çocuğu
| فَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَكُنْ: yok da
| لَهُ: onun
| وَلَدٌ: çocuğu
| وَوَرِثَهُ: ve ona varis oluyorsa
| أَبَوَاهُ: ana babası
| فَلِأُمِّهِ: anasına düşer
| الثُّلُثُ: üçte bir
| فَإِنْ: eğer
| كَانَ: varsa
| لَهُ: onun
| إِخْوَةٌ: kardeşleri
| فَلِأُمِّهِ: anasının payı
| السُّدُسُ: altıda birdir
| مِنْ:
| بَعْدِ: (bu hükümler) sonradır
| وَصِيَّةٍ: vasiyyetten
| يُوصِي: yapacağı
| بِهَا:
| أَوْ: ya da
| دَيْنٍ: borcundan
| ابَاؤُكُمْ: babalarınız
| وَأَبْنَاؤُكُمْ: ve oğullarınızdan
| لَا:
| تَدْرُونَ: bilmezsiniz
| أَيُّهُمْ: hangisinin
| أَقْرَبُ: daha yakın olduğunu
| لَكُمْ: size
| نَفْعًا: fayda bakımından
| فَرِيضَةً: bunlar koyulmuş haklardır
| مِنَ: tarafından
| اللَّهِ: Allah
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hikmet sahibidir
| (4:11)|وَلَكُمْ: sizindir
| نِصْفُ: yarısı
| مَا:
| تَرَكَ: bıraktıkları mirasın
| أَزْوَاجُكُمْ: eşlerinizin
| إِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَكُنْ: yoksa
| لَهُنَّ: onların
| وَلَدٌ: çocukları
| فَإِنْ: eğer
| كَانَ:
| لَهُنَّ: onların varsa
| وَلَدٌ: çocukları
| فَلَكُمُ: sizindir
| الرُّبُعُ: dörtte biri
| مِمَّا:
| تَرَكْنَ: bıraktıklarının
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| وَصِيَّةٍ: vasiyyetten
| يُوصِينَ: yapacakları
| بِهَا: ondan
| أَوْ: veya
| دَيْنٍ: borçtan
| وَلَهُنَّ: onlarındır
| الرُّبُعُ: dörtte biri
| مِمَّا:
| تَرَكْتُمْ: bıraktığınızın
| إِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَكُنْ: yoksa
| لَكُمْ: sizin de
| وَلَدٌ: çocuğunuz
| فَإِنْ: eğer
| كَانَ: varsa
| لَكُمْ: sizin
| وَلَدٌ: çocuğunuz
| فَلَهُنَّ: onlarındır
| الثُّمُنُ: sekizde biri
| مِمَّا:
| تَرَكْتُمْ: bıraktığınızın
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| وَصِيَّةٍ: vasiyyet
| تُوصُونَ: yapacağınız
| بِهَا: ondan
| أَوْ: veya
| دَيْنٍ: borçtan
| وَإِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| رَجُلٌ: erkeğin
| يُورَثُ: miras bırakan
| كَلَالَةً: evladı ve ana babası olmayıp
| أَوِ: veya
| امْرَأَةٌ: kadının
| وَلَهُ: ve onlar
| أَخٌ: bir erkek
| أَوْ: veya
| أُخْتٌ: bir kızkardeşi
| فَلِكُلِّ: her
| وَاحِدٍ: birine
| مِنْهُمَا: onlardan
| السُّدُسُ: altıda bir düşer
| فَإِنْ: eğer
| كَانُوا: iseler
| أَكْثَرَ: fazla
| مِنْ: -ndan
| ذَٰلِكَ: bu-
| فَهُمْ: onlar
| شُرَكَاءُ: ortaktırlar
| فِي:
| الثُّلُثِ: üçte bire
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonradır
| وَصِيَّةٍ: vasiyyetten
| يُوصَىٰ: yapılan
| بِهَا: ondan
| أَوْ: veya
| دَيْنٍ: borçtan
| غَيْرَ: olmayan
| مُضَارٍّ: zarar verici
| وَصِيَّةً: vasiyyettir
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَلِيمٌ: halimdir
| (4:12)

| نِصْفُ: yarısı
| مَا:
| تَرَكَ: bıraktıkları mirasın
| أَزْوَاجُكُمْ: eşlerinizin
| إِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَكُنْ: yoksa
| لَهُنَّ: onların
| وَلَدٌ: çocukları
| فَإِنْ: eğer
| كَانَ:
| لَهُنَّ: onların varsa
| وَلَدٌ: çocukları
| فَلَكُمُ: sizindir
| الرُّبُعُ: dörtte biri
| مِمَّا:
| تَرَكْنَ: bıraktıklarının
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| وَصِيَّةٍ: vasiyyetten
| يُوصِينَ: yapacakları
| بِهَا: ondan
| أَوْ: veya
| دَيْنٍ: borçtan
| وَلَهُنَّ: onlarındır
| الرُّبُعُ: dörtte biri
| مِمَّا:
| تَرَكْتُمْ: bıraktığınızın
| إِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَكُنْ: yoksa
| لَكُمْ: sizin de
| وَلَدٌ: çocuğunuz
| فَإِنْ: eğer
| كَانَ: varsa
| لَكُمْ: sizin
| وَلَدٌ: çocuğunuz
| فَلَهُنَّ: onlarındır
| الثُّمُنُ: sekizde biri
| مِمَّا:
| تَرَكْتُمْ: bıraktığınızın
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| وَصِيَّةٍ: vasiyyet
| تُوصُونَ: yapacağınız
| بِهَا: ondan
| أَوْ: veya
| دَيْنٍ: borçtan
| وَإِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| رَجُلٌ: erkeğin
| يُورَثُ: miras bırakan
| كَلَالَةً: evladı ve ana babası olmayıp
| أَوِ: veya
| امْرَأَةٌ: kadının
| وَلَهُ: ve onlar
| أَخٌ: bir erkek
| أَوْ: veya
| أُخْتٌ: bir kızkardeşi
| فَلِكُلِّ: her
| وَاحِدٍ: birine
| مِنْهُمَا: onlardan
| السُّدُسُ: altıda bir düşer
| فَإِنْ: eğer
| كَانُوا: iseler
| أَكْثَرَ: fazla
| مِنْ: -ndan
| ذَٰلِكَ: bu-
| فَهُمْ: onlar
| شُرَكَاءُ: ortaktırlar
| فِي:
| الثُّلُثِ: üçte bire
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonradır
| وَصِيَّةٍ: vasiyyetten
| يُوصَىٰ: yapılan
| بِهَا: ondan
| أَوْ: veya
| دَيْنٍ: borçtan
| غَيْرَ: olmayan
| مُضَارٍّ: zarar verici
| وَصِيَّةً: vasiyyettir
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَلِيمٌ: halimdir
| (4:12)|تِلْكَ: bunlar
| حُدُودُ: sınırlarıdır
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَمَنْ: kim
| يُطِعِ: ita'at ederse
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| يُدْخِلْهُ: (Allah onu) sokar
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: sürekli kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| الْفَوْزُ: başarı
| الْعَظِيمُ: büyük
| (4:13)

| حُدُودُ: sınırlarıdır
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَمَنْ: kim
| يُطِعِ: ita'at ederse
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| يُدْخِلْهُ: (Allah onu) sokar
| جَنَّاتٍ: cennetlere
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: sürekli kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| الْفَوْزُ: başarı
| الْعَظِيمُ: büyük
| (4:13)|وَمَنْ: ve kim
| يَعْصِ: karşı gelir
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisi'ne
| وَيَتَعَدَّ: ve aşarsa
| حُدُودَهُ: O'nun sınırlarını
| يُدْخِلْهُ: (Allah onu) sokar
| نَارًا: ateşe
| خَالِدًا: sürekli kalacağı
| فِيهَا: içinde
| وَلَهُ: ve onlar
| عَذَابٌ: bir azab
| مُهِينٌ: alçaltıcı
| (4:14)

| يَعْصِ: karşı gelir
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisi'ne
| وَيَتَعَدَّ: ve aşarsa
| حُدُودَهُ: O'nun sınırlarını
| يُدْخِلْهُ: (Allah onu) sokar
| نَارًا: ateşe
| خَالِدًا: sürekli kalacağı
| فِيهَا: içinde
| وَلَهُ: ve onlar
| عَذَابٌ: bir azab
| مُهِينٌ: alçaltıcı
| (4:14)|وَاللَّاتِي: ve kimseler
| يَأْتِينَ: yapanlar
| الْفَاحِشَةَ: fuhuş
| مِنْ: -dan
| نِسَائِكُمْ: kadınlarınız-
| فَاسْتَشْهِدُوا: şahid getirin
| عَلَيْهِنَّ: onlara karşı
| أَرْبَعَةً: dört
| مِنْكُمْ: içinizden
| فَإِنْ: eğer
| شَهِدُوا: onlar şahidlik ederlerse
| فَأَمْسِكُوهُنَّ: tutun (dışarı çıkarmayın)
| فِي:
| الْبُيُوتِ: evlerde
| حَتَّىٰ: kadar
| يَتَوَفَّاهُنَّ: o kadınları alıncaya
| الْمَوْتُ: ölüm
| أَوْ: ya da
| يَجْعَلَ: gösterinceye
| اللَّهُ: Allah
| لَهُنَّ: onların yararına
| سَبِيلًا: bir yol
| (4:15)

| يَأْتِينَ: yapanlar
| الْفَاحِشَةَ: fuhuş
| مِنْ: -dan
| نِسَائِكُمْ: kadınlarınız-
| فَاسْتَشْهِدُوا: şahid getirin
| عَلَيْهِنَّ: onlara karşı
| أَرْبَعَةً: dört
| مِنْكُمْ: içinizden
| فَإِنْ: eğer
| شَهِدُوا: onlar şahidlik ederlerse
| فَأَمْسِكُوهُنَّ: tutun (dışarı çıkarmayın)
| فِي:
| الْبُيُوتِ: evlerde
| حَتَّىٰ: kadar
| يَتَوَفَّاهُنَّ: o kadınları alıncaya
| الْمَوْتُ: ölüm
| أَوْ: ya da
| يَجْعَلَ: gösterinceye
| اللَّهُ: Allah
| لَهُنَّ: onların yararına
| سَبِيلًا: bir yol
| (4:15)|وَاللَّذَانِ: iki kişi
| يَأْتِيَانِهَا: fuhuş yaparsa
| مِنْكُمْ: içinizden
| فَاذُوهُمَا: onlara eziyet edin
| فَإِنْ: eğer
| تَابَا: tevbe eder
| وَأَصْلَحَا: ve uslanırlarsa
| فَأَعْرِضُوا: artık vazgeçin
| عَنْهُمَا: onlardan
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| تَوَّابًا: tevbeleri çok kabul edendir
| رَحِيمًا: çok esirgeyendir
| (4:16)

| يَأْتِيَانِهَا: fuhuş yaparsa
| مِنْكُمْ: içinizden
| فَاذُوهُمَا: onlara eziyet edin
| فَإِنْ: eğer
| تَابَا: tevbe eder
| وَأَصْلَحَا: ve uslanırlarsa
| فَأَعْرِضُوا: artık vazgeçin
| عَنْهُمَا: onlardan
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| تَوَّابًا: tevbeleri çok kabul edendir
| رَحِيمًا: çok esirgeyendir
| (4:16)|إِنَّمَا: şüphesiz
| التَّوْبَةُ: tevbesi makbuldür
| عَلَى: göre
| اللَّهِ: Allah'a
| لِلَّذِينَ: şu kimselerin
| يَعْمَلُونَ: yaparlar
| السُّوءَ: bir kötülük
| بِجَهَالَةٍ: cahillikle
| ثُمَّ: sonra
| يَتُوبُونَ: dönerler (tevbe ederler)
| مِنْ: -ndan
| قَرِيبٍ: hemen ardı-
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| يَتُوبُ: tevbesini kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِمْ: onların
| وَكَانَ:
| اللَّهُ: Allah
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (4:17)

| التَّوْبَةُ: tevbesi makbuldür
| عَلَى: göre
| اللَّهِ: Allah'a
| لِلَّذِينَ: şu kimselerin
| يَعْمَلُونَ: yaparlar
| السُّوءَ: bir kötülük
| بِجَهَالَةٍ: cahillikle
| ثُمَّ: sonra
| يَتُوبُونَ: dönerler (tevbe ederler)
| مِنْ: -ndan
| قَرِيبٍ: hemen ardı-
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| يَتُوبُ: tevbesini kabul eder
| اللَّهُ: Allah
| عَلَيْهِمْ: onların
| وَكَانَ:
| اللَّهُ: Allah
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (4:17)|وَلَيْسَتِ: (geçerli) değildir
| التَّوْبَةُ: tevbesi
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| يَعْمَلُونَ: yapan(ların)
| السَّيِّئَاتِ: kötülükler
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| حَضَرَ: gelip çattığı
| أَحَدَهُمُ: kendilerine
| الْمَوْتُ: ölüm
| قَالَ: der
| إِنِّي: muhakkak ben
| تُبْتُ: tevbe ettim
| الْانَ: şimdi
| وَلَا: ve (değildir)
| الَّذِينَ: kimselerin
| يَمُوتُونَ: ölenlere
| وَهُمْ: olarak
| كُفَّارٌ: kafir
| أُولَٰئِكَ: işte
| أَعْتَدْنَا: hazırlamışızdır
| لَهُمْ: onlar için
| عَذَابًا: bir azab
| أَلِيمًا: acı
| (4:18)

| التَّوْبَةُ: tevbesi
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| يَعْمَلُونَ: yapan(ların)
| السَّيِّئَاتِ: kötülükler
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| حَضَرَ: gelip çattığı
| أَحَدَهُمُ: kendilerine
| الْمَوْتُ: ölüm
| قَالَ: der
| إِنِّي: muhakkak ben
| تُبْتُ: tevbe ettim
| الْانَ: şimdi
| وَلَا: ve (değildir)
| الَّذِينَ: kimselerin
| يَمُوتُونَ: ölenlere
| وَهُمْ: olarak
| كُفَّارٌ: kafir
| أُولَٰئِكَ: işte
| أَعْتَدْنَا: hazırlamışızdır
| لَهُمْ: onlar için
| عَذَابًا: bir azab
| أَلِيمًا: acı
| (4:18)|يَا: EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| يَحِلُّ: helal değildir
| لَكُمْ: size
| أَنْ:
| تَرِثُوا: miras yoluyla almanız
| النِّسَاءَ: kadınları
| كَرْهًا: zorla
| وَلَا:
| تَعْضُلُوهُنَّ: onları sıkıştırmayın
| لِتَذْهَبُوا: alıp götürmek için
| بِبَعْضِ: bir kısmını
| مَا: şeylerin
| اتَيْتُمُوهُنَّ: onlara verdiğiniz
| إِلَّا: dışında
| أَنْ:
| يَأْتِينَ: yapmaları
| بِفَاحِشَةٍ: edepsizlik
| مُبَيِّنَةٍ: açık bir
| وَعَاشِرُوهُنَّ: ve onlarla geçinin
| بِالْمَعْرُوفِ: iyi
| فَإِنْ: eğer
| كَرِهْتُمُوهُنَّ: onlardan hoşlanmazsanız
| فَعَسَىٰ: bilinki
| أَنْ:
| تَكْرَهُوا: sizin hoşlanmadığınız
| شَيْئًا: bir şeye
| وَيَجْعَلَ: koymuş olabilir
| اللَّهُ: Allah
| فِيهِ: ona
| خَيْرًا: hayır
| كَثِيرًا: çok
| (4:19)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| يَحِلُّ: helal değildir
| لَكُمْ: size
| أَنْ:
| تَرِثُوا: miras yoluyla almanız
| النِّسَاءَ: kadınları
| كَرْهًا: zorla
| وَلَا:
| تَعْضُلُوهُنَّ: onları sıkıştırmayın
| لِتَذْهَبُوا: alıp götürmek için
| بِبَعْضِ: bir kısmını
| مَا: şeylerin
| اتَيْتُمُوهُنَّ: onlara verdiğiniz
| إِلَّا: dışında
| أَنْ:
| يَأْتِينَ: yapmaları
| بِفَاحِشَةٍ: edepsizlik
| مُبَيِّنَةٍ: açık bir
| وَعَاشِرُوهُنَّ: ve onlarla geçinin
| بِالْمَعْرُوفِ: iyi
| فَإِنْ: eğer
| كَرِهْتُمُوهُنَّ: onlardan hoşlanmazsanız
| فَعَسَىٰ: bilinki
| أَنْ:
| تَكْرَهُوا: sizin hoşlanmadığınız
| شَيْئًا: bir şeye
| وَيَجْعَلَ: koymuş olabilir
| اللَّهُ: Allah
| فِيهِ: ona
| خَيْرًا: hayır
| كَثِيرًا: çok
| (4:19)|وَإِنْ: eğer
| أَرَدْتُمُ: almak isterseniz
| اسْتِبْدَالَ: başka
| زَوْجٍ: bir eş
| مَكَانَ: yerine
| زَوْجٍ: bir eşin
| وَاتَيْتُمْ: vermiş olsanız (dahi)
| إِحْدَاهُنَّ: onlardan birine
| قِنْطَارًا: kantarlarca (mal)
| فَلَا:
| تَأْخُذُوا: geri almayın
| مِنْهُ: ondan (verdiğinizden)
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| أَتَأْخُذُونَهُ: verdiğinizi alacak mısınız?
| بُهْتَانًا: iftira ederek
| وَإِثْمًا: ve günaha girerek
| مُبِينًا: açıkça
| (4:20)

| أَرَدْتُمُ: almak isterseniz
| اسْتِبْدَالَ: başka
| زَوْجٍ: bir eş
| مَكَانَ: yerine
| زَوْجٍ: bir eşin
| وَاتَيْتُمْ: vermiş olsanız (dahi)
| إِحْدَاهُنَّ: onlardan birine
| قِنْطَارًا: kantarlarca (mal)
| فَلَا:
| تَأْخُذُوا: geri almayın
| مِنْهُ: ondan (verdiğinizden)
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| أَتَأْخُذُونَهُ: verdiğinizi alacak mısınız?
| بُهْتَانًا: iftira ederek
| وَإِثْمًا: ve günaha girerek
| مُبِينًا: açıkça
| (4:20)|وَكَيْفَ: ve nasıl
| تَأْخُذُونَهُ: onu alırsınız
| وَقَدْ: andolsun
| أَفْضَىٰ: geçmiş(içli dışlı olmuş)ken
| بَعْضُكُمْ: bazınız
| إِلَىٰ:
| بَعْضٍ: bazınıza
| وَأَخَذْنَ: ve onlar almışlardı
| مِنْكُمْ: sizden
| مِيثَاقًا: te'minat
| غَلِيظًا: sağlam
| (4:21)

| تَأْخُذُونَهُ: onu alırsınız
| وَقَدْ: andolsun
| أَفْضَىٰ: geçmiş(içli dışlı olmuş)ken
| بَعْضُكُمْ: bazınız
| إِلَىٰ:
| بَعْضٍ: bazınıza
| وَأَخَذْنَ: ve onlar almışlardı
| مِنْكُمْ: sizden
| مِيثَاقًا: te'minat
| غَلِيظًا: sağlam
| (4:21)|وَلَا:
| تَنْكِحُوا: artık evlenmeyin
| مَا:
| نَكَحَ: evlendiği
| ابَاؤُكُمْ: babalarınızın
| مِنَ:
| النِّسَاءِ: kadınlarla
| إِلَّا: hariç
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmişte
| إِنَّهُ: çünkü bu
| كَانَ:
| فَاحِشَةً: edepsizliktir
| وَمَقْتًا: ve (Allah'ın) hışm(ı)dır
| وَسَاءَ: ve iğrenç
| سَبِيلًا: bir yoldur
| (4:22)

| تَنْكِحُوا: artık evlenmeyin
| مَا:
| نَكَحَ: evlendiği
| ابَاؤُكُمْ: babalarınızın
| مِنَ:
| النِّسَاءِ: kadınlarla
| إِلَّا: hariç
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmişte
| إِنَّهُ: çünkü bu
| كَانَ:
| فَاحِشَةً: edepsizliktir
| وَمَقْتًا: ve (Allah'ın) hışm(ı)dır
| وَسَاءَ: ve iğrenç
| سَبِيلًا: bir yoldur
| (4:22)|حُرِّمَتْ: haram kılındı
| عَلَيْكُمْ: size
| أُمَّهَاتُكُمْ: analarınız
| وَبَنَاتُكُمْ: ve kızlarınız
| وَأَخَوَاتُكُمْ: ve kızkardeşleriniz
| وَعَمَّاتُكُمْ: ve halalarınız
| وَخَالَاتُكُمْ: ve teyzeleriniz
| وَبَنَاتُ: ve kızları
| الْأَخِ: kardeş
| وَبَنَاتُ: e kızları
| الْأُخْتِ: kızkardeş
| وَأُمَّهَاتُكُمُ: ve analarınız
| اللَّاتِي:
| أَرْضَعْنَكُمْ: sizi emziren
| وَأَخَوَاتُكُمْ: ve bacılarınız
| مِنَ:
| الرَّضَاعَةِ: süt
| وَأُمَّهَاتُ: ve anaları
| نِسَائِكُمْ: karılarınızın
| وَرَبَائِبُكُمُ: üvey kızlarınız
| اللَّاتِي: olan
| فِي:
| حُجُورِكُمْ: birleştiğiniz
| مِنْ:
| نِسَائِكُمُ: karılarınızdan
| اللَّاتِي:
| دَخَلْتُمْ: evlerinizde bulunan
| بِهِنَّ:
| فَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَكُونُوا: olmamışsa
| دَخَلْتُمْ: birleşmeniz
| بِهِنَّ: onlarla
| فَلَا: yoktur
| جُنَاحَ: bir günah
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| وَحَلَائِلُ: ve karıları
| أَبْنَائِكُمُ: oğullarınızın
| الَّذِينَ:
| مِنْ: -den
| أَصْلَابِكُمْ: kendi sulbünüz-
| وَأَنْ:
| تَجْمَعُوا: ve almanız
| بَيْنَ: bir arada
| الْأُخْتَيْنِ: iki kızkardeşi
| إِلَّا: ancak hariç
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmişte
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| غَفُورًا: çok bağışlayan
| رَحِيمًا: çok esirgeyendir
| (4:23)

| عَلَيْكُمْ: size
| أُمَّهَاتُكُمْ: analarınız
| وَبَنَاتُكُمْ: ve kızlarınız
| وَأَخَوَاتُكُمْ: ve kızkardeşleriniz
| وَعَمَّاتُكُمْ: ve halalarınız
| وَخَالَاتُكُمْ: ve teyzeleriniz
| وَبَنَاتُ: ve kızları
| الْأَخِ: kardeş
| وَبَنَاتُ: e kızları
| الْأُخْتِ: kızkardeş
| وَأُمَّهَاتُكُمُ: ve analarınız
| اللَّاتِي:
| أَرْضَعْنَكُمْ: sizi emziren
| وَأَخَوَاتُكُمْ: ve bacılarınız
| مِنَ:
| الرَّضَاعَةِ: süt
| وَأُمَّهَاتُ: ve anaları
| نِسَائِكُمْ: karılarınızın
| وَرَبَائِبُكُمُ: üvey kızlarınız
| اللَّاتِي: olan
| فِي:
| حُجُورِكُمْ: birleştiğiniz
| مِنْ:
| نِسَائِكُمُ: karılarınızdan
| اللَّاتِي:
| دَخَلْتُمْ: evlerinizde bulunan
| بِهِنَّ:
| فَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَكُونُوا: olmamışsa
| دَخَلْتُمْ: birleşmeniz
| بِهِنَّ: onlarla
| فَلَا: yoktur
| جُنَاحَ: bir günah
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| وَحَلَائِلُ: ve karıları
| أَبْنَائِكُمُ: oğullarınızın
| الَّذِينَ:
| مِنْ: -den
| أَصْلَابِكُمْ: kendi sulbünüz-
| وَأَنْ:
| تَجْمَعُوا: ve almanız
| بَيْنَ: bir arada
| الْأُخْتَيْنِ: iki kızkardeşi
| إِلَّا: ancak hariç
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmişte
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| غَفُورًا: çok bağışlayan
| رَحِيمًا: çok esirgeyendir
| (4:23)|وَالْمُحْصَنَاتُ: ve evli olanlar (haramdır)
| مِنَ: -dan
| النِّسَاءِ: kadınlar-
| إِلَّا: dışında
| مَا:
| مَلَكَتْ: geçen(cariye)ler
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinize
| كِتَابَ: yazdığı(yasaklar)dır
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَأُحِلَّ: ve helal kılındı
| لَكُمْ: size
| مَا:
| وَرَاءَ: ötesi
| ذَٰلِكُمْ: bunlardan
| أَنْ:
| تَبْتَغُوا: istemeniz
| بِأَمْوَالِكُمْ: mallarınızla
| مُحْصِنِينَ: iffetli yaşamak
| غَيْرَ:
| مُسَافِحِينَ: zina etmemek
| فَمَا:
| اسْتَمْتَعْتُمْ: yararlanmanıza karşılık
| بِهِ:
| مِنْهُنَّ: onlardan
| فَاتُوهُنَّ: onlara verin
| أُجُورَهُنَّ: kesilen ücretlerini
| فَرِيضَةً: bir hak olarak
| وَلَا: yoktur
| جُنَاحَ: bir günah
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| فِيمَا: hakkında
| تَرَاضَيْتُمْ: karşılıklı anlaşmanız
| بِهِ:
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| الْفَرِيضَةِ: hakkın kesiminden
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (4:24)

| مِنَ: -dan
| النِّسَاءِ: kadınlar-
| إِلَّا: dışında
| مَا:
| مَلَكَتْ: geçen(cariye)ler
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinize
| كِتَابَ: yazdığı(yasaklar)dır
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَأُحِلَّ: ve helal kılındı
| لَكُمْ: size
| مَا:
| وَرَاءَ: ötesi
| ذَٰلِكُمْ: bunlardan
| أَنْ:
| تَبْتَغُوا: istemeniz
| بِأَمْوَالِكُمْ: mallarınızla
| مُحْصِنِينَ: iffetli yaşamak
| غَيْرَ:
| مُسَافِحِينَ: zina etmemek
| فَمَا:
| اسْتَمْتَعْتُمْ: yararlanmanıza karşılık
| بِهِ:
| مِنْهُنَّ: onlardan
| فَاتُوهُنَّ: onlara verin
| أُجُورَهُنَّ: kesilen ücretlerini
| فَرِيضَةً: bir hak olarak
| وَلَا: yoktur
| جُنَاحَ: bir günah
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| فِيمَا: hakkında
| تَرَاضَيْتُمْ: karşılıklı anlaşmanız
| بِهِ:
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| الْفَرِيضَةِ: hakkın kesiminden
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيمًا: bilendir
| حَكِيمًا: hüküm ve hikmet sahibidir
| (4:24)|وَمَنْ: ve kimse
| لَمْ:
| يَسْتَطِعْ: gücü yetmeyen
| مِنْكُمْ: içinizden
| طَوْلًا: mali güce
| أَنْ:
| يَنْكِحَ: evlenmek için
| الْمُحْصَنَاتِ: hür kadınlarla
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanmış
| فَمِنْ:
| مَا:
| مَلَكَتْ: sahip olduğunuz
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizde
| مِنْ: -dan (alsın)
| فَتَيَاتِكُمُ: genç kızlarınız-
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanmış
| وَاللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِإِيمَانِكُمْ: sizin imanınızı
| بَعْضُكُمْ: hepiniz
| مِنْ: -densiniz
| بَعْضٍ: birbiriniz-
| فَانْكِحُوهُنَّ: öyle ise onlarla evlenin
| بِإِذْنِ: izniyle
| أَهْلِهِنَّ: ailelerinin
| وَاتُوهُنَّ: ve verin
| أُجُورَهُنَّ: ücretlerini (mehirlerini)
| بِالْمَعْرُوفِ: güzelce
| مُحْصَنَاتٍ: iffetli yaşamaları
| غَيْرَ:
| مُسَافِحَاتٍ: zina etmemeleri
| وَلَا:
| مُتَّخِذَاتِ: ve (gizli) edinmemeleri
| أَخْدَانٍ: dost
| فَإِذَا: iken
| أُحْصِنَّ: evli
| فَإِنْ: eğer
| أَتَيْنَ: yaparlarsa
| بِفَاحِشَةٍ: fuhuş
| فَعَلَيْهِنَّ: onlara
| نِصْفُ: yarısı (uygulanır)
| مَا:
| عَلَى: üzerine
| الْمُحْصَنَاتِ: hür kadınlar
| مِنَ:
| الْعَذَابِ: yapılan işkencenin
| ذَٰلِكَ: bu (cariye ile evlenme)
| لِمَنْ: içindir
| خَشِيَ: korkanlar
| الْعَنَتَ: sıkıntıya düşmekten
| مِنْكُمْ: içinizden
| وَأَنْ: fakat
| تَصْبِرُوا: sabretmeniz
| خَيْرٌ: daha iyidir
| لَكُمْ: sizin için
| وَاللَّهُ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (4:25)

| لَمْ:
| يَسْتَطِعْ: gücü yetmeyen
| مِنْكُمْ: içinizden
| طَوْلًا: mali güce
| أَنْ:
| يَنْكِحَ: evlenmek için
| الْمُحْصَنَاتِ: hür kadınlarla
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanmış
| فَمِنْ:
| مَا:
| مَلَكَتْ: sahip olduğunuz
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizde
| مِنْ: -dan (alsın)
| فَتَيَاتِكُمُ: genç kızlarınız-
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanmış
| وَاللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِإِيمَانِكُمْ: sizin imanınızı
| بَعْضُكُمْ: hepiniz
| مِنْ: -densiniz
| بَعْضٍ: birbiriniz-
| فَانْكِحُوهُنَّ: öyle ise onlarla evlenin
| بِإِذْنِ: izniyle
| أَهْلِهِنَّ: ailelerinin
| وَاتُوهُنَّ: ve verin
| أُجُورَهُنَّ: ücretlerini (mehirlerini)
| بِالْمَعْرُوفِ: güzelce
| مُحْصَنَاتٍ: iffetli yaşamaları
| غَيْرَ:
| مُسَافِحَاتٍ: zina etmemeleri
| وَلَا:
| مُتَّخِذَاتِ: ve (gizli) edinmemeleri
| أَخْدَانٍ: dost
| فَإِذَا: iken
| أُحْصِنَّ: evli
| فَإِنْ: eğer
| أَتَيْنَ: yaparlarsa
| بِفَاحِشَةٍ: fuhuş
| فَعَلَيْهِنَّ: onlara
| نِصْفُ: yarısı (uygulanır)
| مَا:
| عَلَى: üzerine
| الْمُحْصَنَاتِ: hür kadınlar
| مِنَ:
| الْعَذَابِ: yapılan işkencenin
| ذَٰلِكَ: bu (cariye ile evlenme)
| لِمَنْ: içindir
| خَشِيَ: korkanlar
| الْعَنَتَ: sıkıntıya düşmekten
| مِنْكُمْ: içinizden
| وَأَنْ: fakat
| تَصْبِرُوا: sabretmeniz
| خَيْرٌ: daha iyidir
| لَكُمْ: sizin için
| وَاللَّهُ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (4:25)|يُرِيدُ: istiyor
| اللَّهُ: Allah
| لِيُبَيِّنَ: açıklamak
| لَكُمْ: size
| وَيَهْدِيَكُمْ: ve sizi iletmek
| سُنَنَ: yasalarına
| الَّذِينَ: kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önceki(lerin)
| وَيَتُوبَ: ve bağışlamak
| عَلَيْكُمْ: günahlarınızı
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (4:26)

| اللَّهُ: Allah
| لِيُبَيِّنَ: açıklamak
| لَكُمْ: size
| وَيَهْدِيَكُمْ: ve sizi iletmek
| سُنَنَ: yasalarına
| الَّذِينَ: kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önceki(lerin)
| وَيَتُوبَ: ve bağışlamak
| عَلَيْكُمْ: günahlarınızı
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (4:26)|وَاللَّهُ: Allah
| يُرِيدُ: istiyor
| أَنْ:
| يَتُوبَ: tevbenizi kabul etmek
| عَلَيْكُمْ: sizin
| وَيُرِيدُ: ve istiyorlar
| الَّذِينَ: kimseler
| يَتَّبِعُونَ: uyan(lar)
| الشَّهَوَاتِ: şehvetlerine
| أَنْ:
| تَمِيلُوا: sizin düşmenizi
| مَيْلًا: bir sapıklığa
| عَظِيمًا: büyük
| (4:27)

| يُرِيدُ: istiyor
| أَنْ:
| يَتُوبَ: tevbenizi kabul etmek
| عَلَيْكُمْ: sizin
| وَيُرِيدُ: ve istiyorlar
| الَّذِينَ: kimseler
| يَتَّبِعُونَ: uyan(lar)
| الشَّهَوَاتِ: şehvetlerine
| أَنْ:
| تَمِيلُوا: sizin düşmenizi
| مَيْلًا: bir sapıklığa
| عَظِيمًا: büyük
| (4:27)|يُرِيدُ: istiyor
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يُخَفِّفَ: hafifletmek
| عَنْكُمْ: sizden
| وَخُلِقَ: ve yaratılmıştır
| الْإِنْسَانُ: insan
| ضَعِيفًا: zayıf
| (4:28)

| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يُخَفِّفَ: hafifletmek
| عَنْكُمْ: sizden
| وَخُلِقَ: ve yaratılmıştır
| الْإِنْسَانُ: insan
| ضَعِيفًا: zayıf
| (4:28)|يَا: EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَأْكُلُوا: yemeyin
| أَمْوَالَكُمْ: mallarınızı
| بَيْنَكُمْ: aranızda
| بِالْبَاطِلِ: batılla (haksız yere)
| إِلَّا: haricinde
| أَنْ:
| تَكُونَ: olan
| تِجَارَةً: ticaret
| عَنْ:
| تَرَاضٍ: rızanızla yaptığınız
| مِنْكُمْ: kendi
| وَلَا:
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| أَنْفُسَكُمْ: canlarınızı
| إِنَّ: doğrusu
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| بِكُمْ: size karşı
| رَحِيمًا: çok merhametlidir
| (4:29)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَأْكُلُوا: yemeyin
| أَمْوَالَكُمْ: mallarınızı
| بَيْنَكُمْ: aranızda
| بِالْبَاطِلِ: batılla (haksız yere)
| إِلَّا: haricinde
| أَنْ:
| تَكُونَ: olan
| تِجَارَةً: ticaret
| عَنْ:
| تَرَاضٍ: rızanızla yaptığınız
| مِنْكُمْ: kendi
| وَلَا:
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| أَنْفُسَكُمْ: canlarınızı
| إِنَّ: doğrusu
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| بِكُمْ: size karşı
| رَحِيمًا: çok merhametlidir
| (4:29)|وَمَنْ: kim
| يَفْعَلْ: yaparsa (bilsin ki)
| ذَٰلِكَ: bunu
| عُدْوَانًا: düşmanlık ile
| وَظُلْمًا: ve zulüm ile
| فَسَوْفَ: yakında
| نُصْلِيهِ: onu sokacağız
| نَارًا: cehenneme
| وَكَانَ:
| ذَٰلِكَ: ve bu
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| يَسِيرًا: kolaydır
| (4:30)

| يَفْعَلْ: yaparsa (bilsin ki)
| ذَٰلِكَ: bunu
| عُدْوَانًا: düşmanlık ile
| وَظُلْمًا: ve zulüm ile
| فَسَوْفَ: yakında
| نُصْلِيهِ: onu sokacağız
| نَارًا: cehenneme
| وَكَانَ:
| ذَٰلِكَ: ve bu
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| يَسِيرًا: kolaydır
| (4:30)|إِنْ: eğer
| تَجْتَنِبُوا: kaçınırsanız
| كَبَائِرَ: büyük günahlardan
| مَا: ne ki
| تُنْهَوْنَ: size yasaklanan
| عَنْهُ: ondan
| نُكَفِّرْ: örteriz
| عَنْكُمْ: sizin
| سَيِّئَاتِكُمْ: küçük günahlarınızı
| وَنُدْخِلْكُمْ: ve sizi sokarız
| مُدْخَلًا: bir yere
| كَرِيمًا: güzel
| (4:31)

| تَجْتَنِبُوا: kaçınırsanız
| كَبَائِرَ: büyük günahlardan
| مَا: ne ki
| تُنْهَوْنَ: size yasaklanan
| عَنْهُ: ondan
| نُكَفِّرْ: örteriz
| عَنْكُمْ: sizin
| سَيِّئَاتِكُمْ: küçük günahlarınızı
| وَنُدْخِلْكُمْ: ve sizi sokarız
| مُدْخَلًا: bir yere
| كَرِيمًا: güzel
| (4:31)|وَلَا:
| تَتَمَنَّوْا: göz dikmeyin
| مَا: şeylere
| فَضَّلَ: üstün kıldığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| بِهِ: onunla
| بَعْضَكُمْ: bir kısmınızı
| عَلَىٰ: karşı
| بَعْضٍ: diğerine
| لِلرِّجَالِ: erkeklere vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| اكْتَسَبُوا: kazandıkları
| وَلِلنِّسَاءِ: ve kadınlara vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| اكْتَسَبْنَ: kazandıkları
| وَاسْأَلُوا: isteyin
| اللَّهَ: Alla'ın
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| إِنَّ: kuşkusuz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمًا: bilendir
| (4:32)

| تَتَمَنَّوْا: göz dikmeyin
| مَا: şeylere
| فَضَّلَ: üstün kıldığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| بِهِ: onunla
| بَعْضَكُمْ: bir kısmınızı
| عَلَىٰ: karşı
| بَعْضٍ: diğerine
| لِلرِّجَالِ: erkeklere vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| اكْتَسَبُوا: kazandıkları
| وَلِلنِّسَاءِ: ve kadınlara vardır
| نَصِيبٌ: bir pay
| مِمَّا: şeylerden
| اكْتَسَبْنَ: kazandıkları
| وَاسْأَلُوا: isteyin
| اللَّهَ: Alla'ın
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| إِنَّ: kuşkusuz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمًا: bilendir
| (4:32)|وَلِكُلٍّ: ve her birine
| جَعَلْنَا: kıldık
| مَوَالِيَ: varisler
| مِمَّا: -ndan
| تَرَكَ: bıraktıkları-
| الْوَالِدَانِ: ana babanın
| وَالْأَقْرَبُونَ: ve akrabanın
| وَالَّذِينَ: ve kimselere
| عَقَدَتْ: bağladığı
| أَيْمَانُكُمْ: yeminlerinizin
| فَاتُوهُمْ: verin
| نَصِيبَهُمْ: hisselerini
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| شَهِيدًا: şahittir
| (4:33)

| جَعَلْنَا: kıldık
| مَوَالِيَ: varisler
| مِمَّا: -ndan
| تَرَكَ: bıraktıkları-
| الْوَالِدَانِ: ana babanın
| وَالْأَقْرَبُونَ: ve akrabanın
| وَالَّذِينَ: ve kimselere
| عَقَدَتْ: bağladığı
| أَيْمَانُكُمْ: yeminlerinizin
| فَاتُوهُمْ: verin
| نَصِيبَهُمْ: hisselerini
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| شَهِيدًا: şahittir
| (4:33)|الرِّجَالُ: erkekler
| قَوَّامُونَ: yöneticidirler
| عَلَى: üzerinde
| النِّسَاءِ: kadınlar
| بِمَا: zira
| فَضَّلَ: üstün kılmıştır
| اللَّهُ: Allah
| بَعْضَهُمْ: bir kısmını
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: diğerinin
| وَبِمَا: ve çünkü
| أَنْفَقُوا: infak ederler
| مِنْ: -ndan
| أَمْوَالِهِمْ: malları-
| فَالصَّالِحَاتُ: iyi kadınlar
| قَانِتَاتٌ: ita'atkar olup
| حَافِظَاتٌ: korurlar
| لِلْغَيْبِ: gizliyi
| بِمَا: karşılık
| حَفِظَ: kendilerini korumasına
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَاللَّاتِي: kadınlara
| تَخَافُونَ: korktuğunuz
| نُشُوزَهُنَّ: hırçınlık etmelerinden
| فَعِظُوهُنَّ: öğüt verin
| وَاهْجُرُوهُنَّ: onlara sokulmayın
| فِي:
| الْمَضَاجِعِ: yataklarda
| وَاضْرِبُوهُنَّ: ve onları dövün
| فَإِنْ: eğer
| أَطَعْنَكُمْ: size ita'at ederlerse
| فَلَا:
| تَبْغُوا: artık aramayın
| عَلَيْهِنَّ: onların aleyhine
| سَبِيلًا: başka bir yol
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيًّا: yücedir
| كَبِيرًا: büyüktür
| (4:34)

| قَوَّامُونَ: yöneticidirler
| عَلَى: üzerinde
| النِّسَاءِ: kadınlar
| بِمَا: zira
| فَضَّلَ: üstün kılmıştır
| اللَّهُ: Allah
| بَعْضَهُمْ: bir kısmını
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: diğerinin
| وَبِمَا: ve çünkü
| أَنْفَقُوا: infak ederler
| مِنْ: -ndan
| أَمْوَالِهِمْ: malları-
| فَالصَّالِحَاتُ: iyi kadınlar
| قَانِتَاتٌ: ita'atkar olup
| حَافِظَاتٌ: korurlar
| لِلْغَيْبِ: gizliyi
| بِمَا: karşılık
| حَفِظَ: kendilerini korumasına
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَاللَّاتِي: kadınlara
| تَخَافُونَ: korktuğunuz
| نُشُوزَهُنَّ: hırçınlık etmelerinden
| فَعِظُوهُنَّ: öğüt verin
| وَاهْجُرُوهُنَّ: onlara sokulmayın
| فِي:
| الْمَضَاجِعِ: yataklarda
| وَاضْرِبُوهُنَّ: ve onları dövün
| فَإِنْ: eğer
| أَطَعْنَكُمْ: size ita'at ederlerse
| فَلَا:
| تَبْغُوا: artık aramayın
| عَلَيْهِنَّ: onların aleyhine
| سَبِيلًا: başka bir yol
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيًّا: yücedir
| كَبِيرًا: büyüktür
| (4:34)|وَإِنْ: eğer
| خِفْتُمْ: endişe duyarsanız
| شِقَاقَ: açılmasından
| بَيْنِهِمَا: aralarının
| فَابْعَثُوا: gönderin
| حَكَمًا: bir hakem
| مِنْ: -nden
| أَهْلِهِ: erkeğin ailesi-
| وَحَكَمًا: ve bir hakem
| مِنْ: -nden
| أَهْلِهَا: kadının ailesi-
| إِنْ: eğer
| يُرِيدَا: isterlerse
| إِصْلَاحًا: uzlaştırmak
| يُوَفِّقِ: bulur
| اللَّهُ: Allah
| بَيْنَهُمَا: onların arasını
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيمًا: (herşeyi) bilendir
| خَبِيرًا: haber alandır
| (4:35)

| خِفْتُمْ: endişe duyarsanız
| شِقَاقَ: açılmasından
| بَيْنِهِمَا: aralarının
| فَابْعَثُوا: gönderin
| حَكَمًا: bir hakem
| مِنْ: -nden
| أَهْلِهِ: erkeğin ailesi-
| وَحَكَمًا: ve bir hakem
| مِنْ: -nden
| أَهْلِهَا: kadının ailesi-
| إِنْ: eğer
| يُرِيدَا: isterlerse
| إِصْلَاحًا: uzlaştırmak
| يُوَفِّقِ: bulur
| اللَّهُ: Allah
| بَيْنَهُمَا: onların arasını
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَلِيمًا: (herşeyi) bilendir
| خَبِيرًا: haber alandır
| (4:35)|وَاعْبُدُوا: ve kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَلَا:
| تُشْرِكُوا: ortak koşmayın
| بِهِ: O'na
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| وَبِالْوَالِدَيْنِ: ve ana babaya
| إِحْسَانًا: iyilik edin
| وَبِذِي: ve
| الْقُرْبَىٰ: akrabaya
| وَالْيَتَامَىٰ: ve öksüzlere
| وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullara
| وَالْجَارِ: ve komşuya
| ذِي:
| الْقُرْبَىٰ: yakın
| وَالْجَارِ: ve komşuya
| الْجُنُبِ: uzak
| وَالصَّاحِبِ: ve arkadaşa
| بِالْجَنْبِ: yan(ınız)daki
| وَابْنِ: ve
| السَّبِيلِ: yolcuya
| وَمَا: ve
| مَلَكَتْ: altında bulunanlara
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizin
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| مَنْ: kimselerin
| كَانَ:
| مُخْتَالًا: kurumlu
| فَخُورًا: böbürlenen
| (4:36)

| اللَّهَ: Allah'a
| وَلَا:
| تُشْرِكُوا: ortak koşmayın
| بِهِ: O'na
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| وَبِالْوَالِدَيْنِ: ve ana babaya
| إِحْسَانًا: iyilik edin
| وَبِذِي: ve
| الْقُرْبَىٰ: akrabaya
| وَالْيَتَامَىٰ: ve öksüzlere
| وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullara
| وَالْجَارِ: ve komşuya
| ذِي:
| الْقُرْبَىٰ: yakın
| وَالْجَارِ: ve komşuya
| الْجُنُبِ: uzak
| وَالصَّاحِبِ: ve arkadaşa
| بِالْجَنْبِ: yan(ınız)daki
| وَابْنِ: ve
| السَّبِيلِ: yolcuya
| وَمَا: ve
| مَلَكَتْ: altında bulunanlara
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizin
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| مَنْ: kimselerin
| كَانَ:
| مُخْتَالًا: kurumlu
| فَخُورًا: böbürlenen
| (4:36)|الَّذِينَ: bunlar
| يَبْخَلُونَ: cimrilik ederler
| وَيَأْمُرُونَ: ve emrederler
| النَّاسَ: insanlara
| بِالْبُخْلِ: cimriliği
| وَيَكْتُمُونَ: ve gizlerler
| مَا: şeyi
| اتَاهُمُ: kendilerine verdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| مِنْ: -nden
| فَضْلِهِ: bol hazinesi-
| وَأَعْتَدْنَا: (biz de) hazırlamışızdır
| لِلْكَافِرِينَ: inkarcılar için
| عَذَابًا: bir azab
| مُهِينًا: alçaltıcı
| (4:37)

| يَبْخَلُونَ: cimrilik ederler
| وَيَأْمُرُونَ: ve emrederler
| النَّاسَ: insanlara
| بِالْبُخْلِ: cimriliği
| وَيَكْتُمُونَ: ve gizlerler
| مَا: şeyi
| اتَاهُمُ: kendilerine verdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| مِنْ: -nden
| فَضْلِهِ: bol hazinesi-
| وَأَعْتَدْنَا: (biz de) hazırlamışızdır
| لِلْكَافِرِينَ: inkarcılar için
| عَذَابًا: bir azab
| مُهِينًا: alçaltıcı
| (4:37)|وَالَّذِينَ: bunlar
| يُنْفِقُونَ: verirler
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| رِئَاءَ: gösteriş için
| النَّاسِ: insanlara
| وَلَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَلَا:
| بِالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَمَنْ: kimin
| يَكُنِ: ise
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| لَهُ: o(nun)
| قَرِينًا: arkadaşı
| فَسَاءَ: ne kötü
| قَرِينًا: bir arkadaş(ı var)dır
| (4:38)

| يُنْفِقُونَ: verirler
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| رِئَاءَ: gösteriş için
| النَّاسِ: insanlara
| وَلَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَلَا:
| بِالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَمَنْ: kimin
| يَكُنِ: ise
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| لَهُ: o(nun)
| قَرِينًا: arkadaşı
| فَسَاءَ: ne kötü
| قَرِينًا: bir arkadaş(ı var)dır
| (4:38)|وَمَاذَا: ne olurdu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| لَوْ: sanki
| امَنُوا: inansalardı
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَأَنْفَقُوا: ve harcasalardı
| مِمَّا: -tan
| رَزَقَهُمُ: kendilerine verdiği rızık-
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَكَانَ: ve idi
| اللَّهُ: Allah
| بِهِمْ: onları
| عَلِيمًا: biliyor
| (4:39)

| عَلَيْهِمْ: onlara
| لَوْ: sanki
| امَنُوا: inansalardı
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَأَنْفَقُوا: ve harcasalardı
| مِمَّا: -tan
| رَزَقَهُمُ: kendilerine verdiği rızık-
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَكَانَ: ve idi
| اللَّهُ: Allah
| بِهِمْ: onları
| عَلِيمًا: biliyor
| (4:39)|إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَظْلِمُ: haksızlık etmez
| مِثْقَالَ: kadar
| ذَرَّةٍ: zerre
| وَإِنْ: eğer
| تَكُ: olsa
| حَسَنَةً: (zerre miktarı) bir iyilik
| يُضَاعِفْهَا: onu kat kat yapar
| وَيُؤْتِ: ve verir
| مِنْ: -ndan
| لَدُنْهُ: kendi katı-
| أَجْرًا: bir mükafat
| عَظِيمًا: büyük
| (4:40)

| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَظْلِمُ: haksızlık etmez
| مِثْقَالَ: kadar
| ذَرَّةٍ: zerre
| وَإِنْ: eğer
| تَكُ: olsa
| حَسَنَةً: (zerre miktarı) bir iyilik
| يُضَاعِفْهَا: onu kat kat yapar
| وَيُؤْتِ: ve verir
| مِنْ: -ndan
| لَدُنْهُ: kendi katı-
| أَجْرًا: bir mükafat
| عَظِيمًا: büyük
| (4:40)|فَكَيْفَ: (halleri) nice olur?
| إِذَا: zaman
| جِئْنَا: getirdiğimiz
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| أُمَّةٍ: ümmetten
| بِشَهِيدٍ: bir şahid
| وَجِئْنَا: ve getirdiğimizde
| بِكَ: seni de
| عَلَىٰ: üzerine
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| شَهِيدًا: şahid olarak
| (4:41)

| إِذَا: zaman
| جِئْنَا: getirdiğimiz
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| أُمَّةٍ: ümmetten
| بِشَهِيدٍ: bir şahid
| وَجِئْنَا: ve getirdiğimizde
| بِكَ: seni de
| عَلَىٰ: üzerine
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| شَهِيدًا: şahid olarak
| (4:41)|يَوْمَئِذٍ: o gün
| يَوَدُّ: isterler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| وَعَصَوُا: ve karşı gelenler
| الرَّسُولَ: Elçi'ye
| لَوْ: (mümkün olsa)
| تُسَوَّىٰ: bir olmayı
| بِهِمُ:
| الْأَرْضُ: yer ile
| وَلَا:
| يَكْتُمُونَ: ve gizleyemezler
| اللَّهَ: Allah'tan
| حَدِيثًا: (hiçbir) söz
| (4:42)

| يَوَدُّ: isterler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| وَعَصَوُا: ve karşı gelenler
| الرَّسُولَ: Elçi'ye
| لَوْ: (mümkün olsa)
| تُسَوَّىٰ: bir olmayı
| بِهِمُ:
| الْأَرْضُ: yer ile
| وَلَا:
| يَكْتُمُونَ: ve gizleyemezler
| اللَّهَ: Allah'tan
| حَدِيثًا: (hiçbir) söz
| (4:42)|يَا: EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَقْرَبُوا: yaklaşmayın
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe (Allahın desteği Zikrullah MESAJ)
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| سُكَارَىٰ: sarhoşken
| حَتَّىٰ: ki
| تَعْلَمُوا: bilesiniz
| مَا:
| تَقُولُونَ: ne dediğinizi
| وَلَا: ve (yaklaşmayın)
| جُنُبًا: cünüp iken
| إِلَّا: dışında
| عَابِرِي: geçici olmanız
| سَبِيلٍ: yoldan
| حَتَّىٰ: kadar
| تَغْتَسِلُوا: yıkanıncaya
| وَإِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مَرْضَىٰ: hasta
| أَوْ: yahut
| عَلَىٰ: üzerinde
| سَفَرٍ: yolculuk
| أَوْ: yahut
| جَاءَ: gelmişse
| أَحَدٌ: biriniz
| مِنْكُمْ: sizden
| مِنَ: -ten
| الْغَائِطِ: tuvalet-
| أَوْ: yahut
| لَامَسْتُمُ: dokunmuşsanız
| النِّسَاءَ: kadınlara
| فَلَمْ:
| تَجِدُوا: bulamadığınız takdirde
| مَاءً: su
| فَتَيَمَّمُوا: teyemmüm edin
| صَعِيدًا: toprağa
| طَيِّبًا: temiz
| فَامْسَحُوا: sürün
| بِوُجُوهِكُمْ: yüzlerinize
| وَأَيْدِيكُمْ: ve ellerinize
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَفُوًّا: çok affedendir
| غَفُورًا: çok bağışlayandır
| (4:43)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَقْرَبُوا: yaklaşmayın
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe (Allahın desteği Zikrullah MESAJ)
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| سُكَارَىٰ: sarhoşken
| حَتَّىٰ: ki
| تَعْلَمُوا: bilesiniz
| مَا:
| تَقُولُونَ: ne dediğinizi
| وَلَا: ve (yaklaşmayın)
| جُنُبًا: cünüp iken
| إِلَّا: dışında
| عَابِرِي: geçici olmanız
| سَبِيلٍ: yoldan
| حَتَّىٰ: kadar
| تَغْتَسِلُوا: yıkanıncaya
| وَإِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مَرْضَىٰ: hasta
| أَوْ: yahut
| عَلَىٰ: üzerinde
| سَفَرٍ: yolculuk
| أَوْ: yahut
| جَاءَ: gelmişse
| أَحَدٌ: biriniz
| مِنْكُمْ: sizden
| مِنَ: -ten
| الْغَائِطِ: tuvalet-
| أَوْ: yahut
| لَامَسْتُمُ: dokunmuşsanız
| النِّسَاءَ: kadınlara
| فَلَمْ:
| تَجِدُوا: bulamadığınız takdirde
| مَاءً: su
| فَتَيَمَّمُوا: teyemmüm edin
| صَعِيدًا: toprağa
| طَيِّبًا: temiz
| فَامْسَحُوا: sürün
| بِوُجُوهِكُمْ: yüzlerinize
| وَأَيْدِيكُمْ: ve ellerinize
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| كَانَ:
| عَفُوًّا: çok affedendir
| غَفُورًا: çok bağışlayandır
| (4:43)|أَلَمْ:
| تَرَ: görmedin mi?
| إِلَى:
| الَّذِينَ: kimselerin
| أُوتُوا: kendilerine verilen
| نَصِيبًا: bir pay
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| يَشْتَرُونَ: satın alıyorlar
| الضَّلَالَةَ: sapıklığı
| وَيُرِيدُونَ: ve istiyorlar
| أَنْ:
| تَضِلُّوا: sizin sapıtmanızı
| السَّبِيلَ: yolu
| (4:44)

| تَرَ: görmedin mi?
| إِلَى:
| الَّذِينَ: kimselerin
| أُوتُوا: kendilerine verilen
| نَصِيبًا: bir pay
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| يَشْتَرُونَ: satın alıyorlar
| الضَّلَالَةَ: sapıklığı
| وَيُرِيدُونَ: ve istiyorlar
| أَنْ:
| تَضِلُّوا: sizin sapıtmanızı
| السَّبِيلَ: yolu
| (4:44)|وَاللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِأَعْدَائِكُمْ: sizin düşmanlarınızı
| وَكَفَىٰ: yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| وَلِيًّا: dost olarak
| وَكَفَىٰ: yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| نَصِيرًا: yardımcı olarak
| (4:45)

| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِأَعْدَائِكُمْ: sizin düşmanlarınızı
| وَكَفَىٰ: yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| وَلِيًّا: dost olarak
| وَكَفَىٰ: yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| نَصِيرًا: yardımcı olarak
| (4:45)|مِنَ:
| الَّذِينَ: öyleleri var ki
| هَادُوا: Yahudilerden
| يُحَرِّفُونَ: kaydırıyorlar
| الْكَلِمَ: kelimeleri
| عَنْ: -nden
| مَوَاضِعِهِ: yerleri-
| وَيَقُولُونَ: ve diyorlar
| سَمِعْنَا: işittik
| وَعَصَيْنَا: ve isyan ettik
| وَاسْمَعْ: ve dinle
| غَيْرَ:
| مُسْمَعٍ: dinlemez olası
| وَرَاعِنَا: "ve ""ra'ina"""
| لَيًّا: eğip bükerek
| بِأَلْسِنَتِهِمْ: dillerini
| وَطَعْنًا: ve taşlayarak
| فِي:
| الدِّينِ: dini
| وَلَوْ: keşke (eğer)
| أَنَّهُمْ: onlar
| قَالُوا: deselerdi
| سَمِعْنَا: işittik
| وَأَطَعْنَا: ve ita'at ettik
| وَاسْمَعْ: ve dinle
| وَانْظُرْنَا: ve bize bak
| لَكَانَ: elbette olurdu
| خَيْرًا: daha iyi
| لَهُمْ: kendileri için
| وَأَقْوَمَ: ve daha sağlam
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لَعَنَهُمُ: onları la'netlemiştir
| اللَّهُ: Allah
| بِكُفْرِهِمْ: inkarlarından dolayı
| فَلَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| إِلَّا: hariç
| قَلِيلًا: pek azı
| (4:46)

| الَّذِينَ: öyleleri var ki
| هَادُوا: Yahudilerden
| يُحَرِّفُونَ: kaydırıyorlar
| الْكَلِمَ: kelimeleri
| عَنْ: -nden
| مَوَاضِعِهِ: yerleri-
| وَيَقُولُونَ: ve diyorlar
| سَمِعْنَا: işittik
| وَعَصَيْنَا: ve isyan ettik
| وَاسْمَعْ: ve dinle
| غَيْرَ:
| مُسْمَعٍ: dinlemez olası
| وَرَاعِنَا: "ve ""ra'ina"""
| لَيًّا: eğip bükerek
| بِأَلْسِنَتِهِمْ: dillerini
| وَطَعْنًا: ve taşlayarak
| فِي:
| الدِّينِ: dini
| وَلَوْ: keşke (eğer)
| أَنَّهُمْ: onlar
| قَالُوا: deselerdi
| سَمِعْنَا: işittik
| وَأَطَعْنَا: ve ita'at ettik
| وَاسْمَعْ: ve dinle
| وَانْظُرْنَا: ve bize bak
| لَكَانَ: elbette olurdu
| خَيْرًا: daha iyi
| لَهُمْ: kendileri için
| وَأَقْوَمَ: ve daha sağlam
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لَعَنَهُمُ: onları la'netlemiştir
| اللَّهُ: Allah
| بِكُفْرِهِمْ: inkarlarından dolayı
| فَلَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| إِلَّا: hariç
| قَلِيلًا: pek azı
| (4:46)|يَا: EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| أُوتُوا: verilen(ler)
| الْكِتَابَ: Kitap
| امِنُوا: inanın
| بِمَا: şeye (Kur'ana)
| نَزَّلْنَا: indirdiğimiz
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا:
| مَعَكُمْ: yanınızdakini
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| أَنْ:
| نَطْمِسَ: biz silip
| وُجُوهًا: bazı yüzleri
| فَنَرُدَّهَا: döndürmemizden
| عَلَىٰ: üzerine
| أَدْبَارِهَا: arkaları
| أَوْ: ya da
| نَلْعَنَهُمْ: onları da la'netlememizden
| كَمَا: gibi
| لَعَنَّا: la'netlediğimiz
| أَصْحَابَ: adamlarını
| السَّبْتِ: cumartesi
| وَكَانَ:
| أَمْرُ: buyruğu
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَفْعُولًا: yapılır
| (4:47)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| أُوتُوا: verilen(ler)
| الْكِتَابَ: Kitap
| امِنُوا: inanın
| بِمَا: şeye (Kur'ana)
| نَزَّلْنَا: indirdiğimiz
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا:
| مَعَكُمْ: yanınızdakini
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| أَنْ:
| نَطْمِسَ: biz silip
| وُجُوهًا: bazı yüzleri
| فَنَرُدَّهَا: döndürmemizden
| عَلَىٰ: üzerine
| أَدْبَارِهَا: arkaları
| أَوْ: ya da
| نَلْعَنَهُمْ: onları da la'netlememizden
| كَمَا: gibi
| لَعَنَّا: la'netlediğimiz
| أَصْحَابَ: adamlarını
| السَّبْتِ: cumartesi
| وَكَانَ:
| أَمْرُ: buyruğu
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَفْعُولًا: yapılır
| (4:47)|إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَغْفِرُ: bağışlamaz
| أَنْ:
| يُشْرَكَ: ortak koşulmasını
| بِهِ: kendisine
| وَيَغْفِرُ: ve bağışlar
| مَا:
| دُونَ: başkasını
| ذَٰلِكَ: bundan
| لِمَنْ: kimseden
| يَشَاءُ: dilediği
| وَمَنْ: ve kimse
| يُشْرِكْ: ortak koşan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| فَقَدِ: gerçekten
| افْتَرَىٰ: iftira etmiştir
| إِثْمًا: bir günah
| عَظِيمًا: büyük
| (4:48)

| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَغْفِرُ: bağışlamaz
| أَنْ:
| يُشْرَكَ: ortak koşulmasını
| بِهِ: kendisine
| وَيَغْفِرُ: ve bağışlar
| مَا:
| دُونَ: başkasını
| ذَٰلِكَ: bundan
| لِمَنْ: kimseden
| يَشَاءُ: dilediği
| وَمَنْ: ve kimse
| يُشْرِكْ: ortak koşan
| بِاللَّهِ: Allah'a
| فَقَدِ: gerçekten
| افْتَرَىٰ: iftira etmiştir
| إِثْمًا: bir günah
| عَظِيمًا: büyük
| (4:48)|أَلَمْ:
| تَرَ: görmedin mi?
| إِلَى:
| الَّذِينَ: şu
| يُزَكُّونَ: övüp yüceltenleri
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| بَلِ: Hayır, ancak
| اللَّهُ: Allah
| يُزَكِّي: yüceltir
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediğini
| وَلَا:
| يُظْلَمُونَ: onlara zulmedilmez
| فَتِيلًا: kıl kadar
| (4:49)

| تَرَ: görmedin mi?
| إِلَى:
| الَّذِينَ: şu
| يُزَكُّونَ: övüp yüceltenleri
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| بَلِ: Hayır, ancak
| اللَّهُ: Allah
| يُزَكِّي: yüceltir
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediğini
| وَلَا:
| يُظْلَمُونَ: onlara zulmedilmez
| فَتِيلًا: kıl kadar
| (4:49)|انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| يَفْتَرُونَ: uyduruyorlar
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| الْكَذِبَ: yalan
| وَكَفَىٰ: ve yeter
| بِهِ: bu (onlara)
| إِثْمًا: bir günah olarak
| مُبِينًا: apaçık
| (4:50)

| كَيْفَ: nasıl
| يَفْتَرُونَ: uyduruyorlar
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| الْكَذِبَ: yalan
| وَكَفَىٰ: ve yeter
| بِهِ: bu (onlara)
| إِثْمًا: bir günah olarak
| مُبِينًا: apaçık
| (4:50)