Şüphesiz sen, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasulluk görevi ile gönderilenlerdensin.(36:3)
Doğru, muhkem ve güvenli bir yolda, İslâmî hayatta sebat edip büyük hedeflere, hayırlara, büyük mükâfatlara, önünü aydınlatıcı bilgilere ulaşacak, öğretecek ve uygulayacaksın.(36:4)
Bu Kur’ân, kudret ve hükümranlık sahibi, engin merhameti olan Allah’ın bölüm bölüm indirdiği bir kitaptır.(36:5)
Ataları sorumluluk hesap ve ceza hatırlatılarak uyarılan, kısa sürede imandan ve şer’i hükümlerden habersiz hale gelen milletleri uyarman için indirilmiştir.(36:6)
Andolsun ki, hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’ân’a itibar etmedikleri için Allah’ın hükmü, ceza kararı, o gaflet içinde olanların çoğunun üzerinde, doğruluğu tartışılmayan haklı, gerekçeli, âdil bir hükümdür. Onlar iman etmeyecekler.(36:7)
Biz onların boyunlarına demir halkalar, lâleler geçirdik. Halkalar çenelerine dayanır. Bu yüzden burunları yukarda, gözlerini yere dikip somurtmuş kalmışlardır.(36:8)
Önlerinden, sağlarından, sollarından ve arkalarından setler çektik. Onları sardık. Artık, baksalar da göremezler.(36:9)
Onları uyarsan da, uyarmasan da farketmez. Onlar iman etmeyecekler.(36:10)
Sen ancak, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur’ân’a uyan, Kur’ân’ı uygulayan, saklı-gizli hallerinde, görmedikleri halde, gıyaben rahmet sahibi Rahman olan Allah’tan korkarak saygı duyanları uyarabilirsin. Onları, bir koruma kalkanı ve bağışlanma, cömertçe ve değerli bir mükâfatla müjdele.(36:11)
Ölüleri şüphesiz biz diriltiriz. Hayatlarında yaptıkları iyi ve kötü bütün amelleri ve toplumda, arkalarında bıraktıkları faydası ve zararı devam eden eserlerinin sevaplarını ve günahlarını biz yazmaya devam ederiz. Zaten her şeyi, doğruları, hakkı ortaya koyan, kâinatın kayıt sicilinde, kanunlar ve ilkeler kitabında ana bilgi işlem merkezinde, Levh-i Mahfuz’da sırasıyla yazdık.(36:12)
Sen onlara, şehirlerine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberler geldiği sıradaki şu memleketin halkını örnek ver.(36:13)
Hani biz onlara özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere iki peygamber göndermiştik. Onlar, ikisini de yalanlamışlardı. Biz onları üçüncü bir peygamberle destekledik.. Onlara:
'Biz size, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasul olarak gönderilenleriz' dediler.(36:14)
Onlar da:
'Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman olan Allah bir şey indirmedi. Siz sırf yalan söylüyorsunuz.' dediler.(36:15)
Peygamberler:
'Rabbimiz biliyor. Biz gerçekten size tebliğ görevi ile özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasul olarak gönderilenleriz.' dediler.(36:16)
'Bizim sorumluluğumuz apaçık bir tebliğdir.'(36:17)
Onlar:
'Kesinlikle biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlayarak öldürürüz. Bizden size, can yakıcı müthiş bir kötülük dokunur.' dediler.(36:18)
Peygamberler:
'Sizin uğurlarınız ve uğursuzluklarınız, hayra kavuşmanız, şerre maruz kalmanız kendi tercihinizden kaynaklanmaktadır. Size tebliğ yapıldı, öğüt verildi diye mi, uğursuzluğa uğradınız? Doğrusu siz, isyanı, kural tanımazlığı âdet edinmiş, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyan, hatalar içinde yüzen, cahilce davranan bir kavimsiniz.' dediler.(36:19)
O sırada şehrin ta ucundan güvenilir bir adam koşarak geldi.
'Ey kavmim, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderilen peygamberlere uyun, tebliğlerini kabul edin' dedi.(36:20)
'Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere tâbi olun. Onlar doğru yolda olan, sizin, doğru, hak yola girmenizi isteyen bir cemaattir.'(36:21)
'Benim ne imtiyazım var da, beni yaratanı ilâh tanımayayım, candan bir müslüman olarak teslim olmayayım, saygıyla kulluk ve ibadet etmeyeyim, Onun şeriatına bağlanmayayım, O’na boyun eğmeyeyim? O’nun huzuruna götürülüp hesaba çekileceksiniz!'(36:22)
'Ben, hiç O’nu bırakıp, kulları durumundakilerden tanrı edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah, bana zarar vermeyi isteyecek olsa, ötekilerin şefaati, aracılığı, bana gelecek zararı engelleyemez. Onlar beni kurtaramazlar.'(36:23)
'İşte o zaman ben, apaçık bir dalâlete, bir yanılgıya düşmüş olurum.'(36:24)
'Ben Rabbinize iman ettim. Bana kulak verin, beni dinleyin.'(36:25)
Bütün çabalarına rağmen söz dinlemeyen kavmi tarafından şehit edilirken, ona:
'Gir Cennete!' denildi. O da:
'Ne olurdu kavmim bilseydi...' dedi.(36:26)
'Rabbimin beni bağışladığını, beni ikrama mazhar olan kullarından eylediğini bilselerdi.'(36:27)
Biz onun ardından kavminin üzerine gökten kurmaylar ve ordular indirmedik. İndirecek de değildik.(36:28)
Sadece şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbe indirildi. Onlar sönen ocaklara dönüverdiler, yeryüzünden silindiler.(36:29)
Kendilerine gelen bir Rasul ile, ille de alay etmeye kalkışan kullara yazıklar olsun!(36:30)
Onlar, kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi, onların geri dönüp, kendilerine gelemiyeceğini görmüyorlar mı?(36:31)
Onların hepsi, sadece bizim huzurumuza ihzarlı getirilecek olan topluluklardır.(36:32)
Yeniden diriltmeye gücümüzün, kudretimizin yeteceğine onlar için bir delil de, ölü topraktır. Biz ona hayat verdik. Ondan taneler, tahıl, bakliyat çıkardık. Onlardan yeyip duruyorlar.(36:33)
Biz, yeryüzünde nice hurma bahçeleri ve üzüm bağları yetiştirdik. İçlerinde, pınarlardan kaynayan çaylar, dereler akıttık.(36:34)
Bunu, onların meyvalarından ve elleriyle yetiştirdiklerinden yesinler diye yaptık. Hâlâ lütfun kıymetini bilmeyecekler, şükretmeyecekler mi?(36:35)
Yerin bitirdiği bitkilerden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri nice tohum ve yumurtadan, erkekli dişili bütün türleri yaratan Allah’ın şânı ne yücedir. Onu tesbih ve takdis ederim.(36:36)
Allah’ın birliğine, kudretine onlar için bir delil de gecedir. Biz geceden gündüzün aydınlığını soyar çıkarırız. Anında karanlığa gömülürler.(36:37)
Güneş de bir delildir. Sabit bir karar ve düzenli bir kanun dâhilinde, kendi yörüngesinde, görevini tamamlayıncaya kadar döner, âlemin menfaati için hareket eder. Bunlar, kudretli, hükümran olan, ilmi her şeyi kuşatan Allah’ın takdiriyle, sınırlarını, ölçülerini, kanunlarını belirlemesiyledir.(36:38)
Ay için de, bir takım menziller, evreler tayin edip planladık. Parlaklığı artarak devam ederken, eksilmeye başlayarak yıllanmış, kuru, eğri hurma dalı gibi hilâl olarak geri döner.(36:39)
Ne güneşin, aya yetişip çarpması uygundur, ne de gece gündüzün önüne geçer. Herbiri bir yörüngede, kendi dairesinde dönmeye devam eder.(36:40)
Kudretimizi gösteren, onlar için bir delil de, tufan sırasında, bizim onların neslini istiap haddi aşılarak yüklenmiş, donanımlı gemilerde taşımamızdır.(36:41)
Yine onlar için, onun gibi, nakil vasıtaları, şilepler, trenler, uçaklar, yaratmamızdır.(36:42)
Sünnetimizin, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olursa onları denizde boğarız. O zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne onlar kurtulur, ne de kurtarılır.(36:43)
Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve bir vakte kadar dünya nimetlerinden faydalandırmamız söz konusu olursa kurtarılırlar.(36:44)
Onlara:
'Dünyadaki cezadan, âhiretteki azaptan, önünüzdekilerden ve gelecektekilerden korunun, Allah’a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arının. Ola ki, merhamete mazhar olursunuz.' denildiği zaman aldırmazlar.(36:45)
Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet geldiği, Allah’ın birliği ve Rasulünü tasdiki ile ilgili bir mûcize gösterildiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler, tebliği engelleyen tedbirler alırlar.(36:46)
Onlara:
'Allah’ın size rızık ve servet olarak verdiklerinden, Allah yolunda, karşılık gözetmeden gönüllü hayra harcayın, insanların ihtiyaçlarını görün' denildiği zaman, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar, iman edenlere:
'Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olması halinde doyuracağı akıllı ve sorumlu kimseleri, biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir yanılgı içindesiniz.' diyorlar.(36:47)
Onlar:
'Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit, bu nihaî yargı ne zaman gerçekleşecek?' diyorlar.(36:48)
Onlar sadece şiddetli bir gürleme halinde âni bir darbeye bakıyorlar. Onlar çekişip dururlarken darbe onların işini bitirir.(36:49)
İşte o anda, onlar bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.(36:50)