Aziyz ve Rahıym'in sende tafsilâtlı olarak açığa çıkardığı ilim ile!(36:5)
Ataları uyarılmamış, bu yüzden (hakikatlerinden, Sünnetullah'tan) kozalı olarak yaşayan bir toplumu uyarman için.(36:6)
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!(36:7)
Muhakkak ki biz onların boyunlarında, çenelerine kadar dayanmış boyunduruklar (şartlanma ve değer yargıları) oluşturduk! Artık (onlar kendi hakikatlerini göremezler) başları yukarı doğru kalkıktır (benlikleriyle yaşarlar)!(36:8)
Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük. . . Artık onlar görmezler.(36:9)
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir; iman etmezler!(36:10)
Sen ancak Zikre (hatırlatılan hakikate) tâbi olan ve gaybı olarak Rahman'dan haşyet duyanı uyarırsın. Onu bir mağfiret ve kerîm bir bedel ile müjdele!(36:11)
Kesinlikle biz, evet yalnız biz ölüleri diriltiriz! Onların yaptıklarını ve meydana getirdikleri eserleri yazarız! Biz her şeyi İmam-ı Mubiyn'de (beyinlerinde ve ruhlarında) ihsa ettik (tüm özellikleriyle kaydettik)!(36:12)
Onlara o şehir halkını örnek ver. . . Hani oraya Rasûller gelmişti.(36:13)
Hani onlara iki (Rasûl) irsâl ettik de o ikisini de yalanladılar. . . Bunun üzerine bir üçüncüsü ile güçlendirdik de: "Doğrusu biz size irsâl olunanlarız" dediler.(36:14)
Dediler ki: "Siz bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. . . Rahman da hiçbir şey inzâl etmedi. . . Siz ancak yalan söylüyorsunuz. "(36:15)
(Rasûller) dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki, gerçekten biz size irsâl olunanlarız. "(36:16)
Dediler ki: "Kuşkusuz sizde uğursuzluk olduğunu düşünüyoruz. . . Andolsun ki, eğer vazgeçmezseniz, kesinlikle sizi taşlayarak öldüreceğiz ve elbette size bizden feci bir azap dokunacaktır. "(36:18)
Dediler ki: "Sizin uğursuzluğunuz sizinledir. . . Eğer (hakikatinizle) hatırlatılıyorsanız bu mu (uğursuzluk)? Hayır, siz israf eden bir toplumsunuz. "(36:19)
Şehrin uzak tarafından koşarak bir adam geldi: "Ey halkım, Rasûllere tâbi olun" dedi.(36:20)
"Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!"(36:21)
"Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O'na rücu ettirileceksiniz. "(36:22)
"O'nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahman bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur. . . "(36:23)
"O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!"(36:24)
"Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!"(36:25)
"Rabbimin beni mağfiret ettiğini ve benim ikramlara nail olanlardan olduğumu. . . "(36:27)
Ondan sonra onun halkının üzerine semâdan hiçbir ordu inzâl etmedik, inzâl ediciler de değildik.(36:28)
Sadece tek bir sayha oldu; onlar hemen sönüverdiler!(36:29)
Hüsran şu kullara! Kendilerine bir Rasûl gelmeye görsün, hep Onun bildirdiğiyle alay ederlerdi.(36:30)
Görmediler mi ki onlardan önce nice kuşaklar helâk ettik ki; gidenlerin hiçbiri geri dönmeyecek onlara!(36:31)
Elbette hepsi, toptan zorunlu hazır bulunacaklar.(36:32)
Ölü arz da onlar için bir işarettir! Onu dirilttik, ondan ürünler çıkardık da ondan yiyorlar. . .(36:33)
Orada hurma ağaçlarından, üzümlerden bahçeler oluşturduk, orada pınarlar fışkırttık.(36:34)
Onun getirisinden ve ellerinin ürettiklerinden yesinler diye. . . Hâlâ şükretmezler mi?(36:35)
Subhan'dır; arzın (bedenin) oluşturduklarından, nefslerinden (bilinçlerinden) ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri (gen sarmallarını) yaratan!(36:36)
Gece de onlar için bir işarettir! Ondan gündüzü (ışığı) çekeriz de hemen onlar karanlık içinde kalırlar.(36:37)
Güneş de kendi yörüngesinde akar gider! Aziyz, Aliym'in takdiridir bu!(36:38)
Ay'a gelince, ona konak yerleri takdir ettik. . . Nihayet kadim urcun (kuruyup incelen eski hurma dalı) gibi görülür.(36:39)
Ne Güneş, Ay'a yetişir; ne de gece gündüzü geçer! Her biri ayrı yörüngede yüzerler.(36:40)
Bizim onların zürriyetlerini o dopdolu gemilerde yüklenip taşımamız da onlar için bir işarettir!(36:41)
Onlar için onun misli, binecekleri şeyleri yaratmış olmamız!(36:42)
Eğer dilesek onları suda boğarız da, ne imdatlarına yetişen olur ve ne de kurtarılırlar!(36:43)
Ancak bizden bir rahmet olarak ve yalnızca belli bir süre nasiplenmeleri için ömür vermemiz hariç.(36:44)
Onlara: "Önünüzdekinden (karşılaşacaklarınıza karşı) ve arkanızdakinden (yapmış olduklarınızın sonuçlarından) korunun ki rahmete eresiniz" denildiğinde (yüz çevirirler).(36:45)
Onlara Rablerinin işaretlerinden bir delil gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.(36:46)
Onlara: "Allâh'ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allâh için karşılıksız bağışlayın" denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: "Dileseydi Allâh, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz. "(36:47)
Derler ki: "Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?"(36:48)
Onlar tartışırlarken, kendilerini yakalayacak bir tek çığlıktan (beden sur'una üfleniş) başkasını beklemiyorlar?(36:49)
O zamanda ne bir vasiyete güçleri yeter ve ne de ailelerine dönebilirler!(36:50)