15Hicr Suresi
Kuran Sırası: 15
İniş Sırası: 54
Kırık Meal (Arapça) Meali
|الر: Elif Lam Ra
| تِلْكَ: şunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْكِتَابِ: Kitabın
| وَقُرْانٍ: ve Kur'an'ın
| مُبِينٍ: apaçık
| (15:1)

| تِلْكَ: şunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْكِتَابِ: Kitabın
| وَقُرْانٍ: ve Kur'an'ın
| مُبِينٍ: apaçık
| (15:1)|رُبَمَا: bir zaman gelir ki
| يَوَدُّ: arzu ederler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَوْ: keşke
| كَانُوا: olsaydılar (diye)
| مُسْلِمِينَ: müslüman
| (15:2)

| يَوَدُّ: arzu ederler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَوْ: keşke
| كَانُوا: olsaydılar (diye)
| مُسْلِمِينَ: müslüman
| (15:2)|ذَرْهُمْ: bırak onları
| يَأْكُلُوا: yesinler
| وَيَتَمَتَّعُوا: ve eğlensinler
| وَيُلْهِهِمُ: ve onları oyalasın
| الْأَمَلُ: arzu
| فَسَوْفَ: yakında
| يَعْلَمُونَ: bileceklerdir
| (15:3)

| يَأْكُلُوا: yesinler
| وَيَتَمَتَّعُوا: ve eğlensinler
| وَيُلْهِهِمُ: ve onları oyalasın
| الْأَمَلُ: arzu
| فَسَوْفَ: yakında
| يَعْلَمُونَ: bileceklerdir
| (15:3)|وَمَا:
| أَهْلَكْنَا: biz yok etmedik
| مِنْ: hiçbir
| قَرْيَةٍ: kenti
| إِلَّا: dışında
| وَلَهُ: ve onlar
| كِتَابٌ: bir yazısı
| مَعْلُومٌ: bilinen
| (15:4)

| أَهْلَكْنَا: biz yok etmedik
| مِنْ: hiçbir
| قَرْيَةٍ: kenti
| إِلَّا: dışında
| وَلَهُ: ve onlar
| كِتَابٌ: bir yazısı
| مَعْلُومٌ: bilinen
| (15:4)|مَا: ne
| تَسْبِقُ: geçebilir
| مِنْ: hiçbir
| أُمَّةٍ: millet
| أَجَلَهَا: süresini
| وَمَا: ne de
| يَسْتَأْخِرُونَ: geri kalır
| (15:5)

| تَسْبِقُ: geçebilir
| مِنْ: hiçbir
| أُمَّةٍ: millet
| أَجَلَهَا: süresini
| وَمَا: ne de
| يَسْتَأْخِرُونَ: geri kalır
| (15:5)|وَقَالُوا: dediler ki
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِي: kimse
| نُزِّلَ: indirilmiş olan
| عَلَيْهِ: kendisine
| الذِّكْرُ: Zikir (Kitap)
| إِنَّكَ: sen mutlaka
| لَمَجْنُونٌ: delisin
| (15:6)

| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِي: kimse
| نُزِّلَ: indirilmiş olan
| عَلَيْهِ: kendisine
| الذِّكْرُ: Zikir (Kitap)
| إِنَّكَ: sen mutlaka
| لَمَجْنُونٌ: delisin
| (15:6)|لَوْ: neden
| مَا:
| تَأْتِينَا: bize getirmiyorsun
| بِالْمَلَائِكَةِ: melekleri
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -den
| الصَّادِقِينَ: salihler-
| (15:7)

| مَا:
| تَأْتِينَا: bize getirmiyorsun
| بِالْمَلَائِكَةِ: melekleri
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -den
| الصَّادِقِينَ: salihler-
| (15:7)|مَا:
| نُنَزِّلُ: biz indirmeyiz
| الْمَلَائِكَةَ: melekleri
| إِلَّا: olmaksızın
| بِالْحَقِّ: hak ile
| وَمَا: ve olmaz
| كَانُوا: onların
| إِذًا: o zaman da
| مُنْظَرِينَ: mühletleri
| (15:8)

| نُنَزِّلُ: biz indirmeyiz
| الْمَلَائِكَةَ: melekleri
| إِلَّا: olmaksızın
| بِالْحَقِّ: hak ile
| وَمَا: ve olmaz
| كَانُوا: onların
| إِذًا: o zaman da
| مُنْظَرِينَ: mühletleri
| (15:8)|إِنَّا: şüphesiz
| نَحْنُ: biz
| نَزَّلْنَا: indirdik
| الذِّكْرَ: O Zikri (Kitap)ı
| وَإِنَّا: ve elbette biziz
| لَهُ: O'nun
| لَحَافِظُونَ: koruyucuları
| (15:9)

| نَحْنُ: biz
| نَزَّلْنَا: indirdik
| الذِّكْرَ: O Zikri (Kitap)ı
| وَإِنَّا: ve elbette biziz
| لَهُ: O'nun
| لَحَافِظُونَ: koruyucuları
| (15:9)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| أَرْسَلْنَا: elçiler gönderdik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önceki
| فِي: içine
| شِيَعِ: milletlerin
| الْأَوَّلِينَ: geçmiş
| (15:10)

| أَرْسَلْنَا: elçiler gönderdik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önceki
| فِي: içine
| شِيَعِ: milletlerin
| الْأَوَّلِينَ: geçmiş
| (15:10)|وَمَا:
| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmezdi
| مِنْ: hiçbir
| رَسُولٍ: elçi
| إِلَّا:
| كَانُوا: olmadıkları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ediyor
| (15:11)

| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmezdi
| مِنْ: hiçbir
| رَسُولٍ: elçi
| إِلَّا:
| كَانُوا: olmadıkları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ediyor
| (15:11)|كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَسْلُكُهُ: onu sokarız
| فِي: içine
| قُلُوبِ: kalbleri
| الْمُجْرِمِينَ: suçluların
| (15:12)

| نَسْلُكُهُ: onu sokarız
| فِي: içine
| قُلُوبِ: kalbleri
| الْمُجْرِمِينَ: suçluların
| (15:12)|لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| بِهِ: ona
| وَقَدْ: elbette
| خَلَتْ: geçtiği halde
| سُنَّةُ: sünneti
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (15:13)

| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| بِهِ: ona
| وَقَدْ: elbette
| خَلَتْ: geçtiği halde
| سُنَّةُ: sünneti
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (15:13)|وَلَوْ: şayet
| فَتَحْنَا: açsak da
| عَلَيْهِمْ: onlara
| بَابًا: bir kapı
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| فَظَلُّوا: olsalardı
| فِيهِ: oraya
| يَعْرُجُونَ: çıkacak
| (15:14)

| فَتَحْنَا: açsak da
| عَلَيْهِمْ: onlara
| بَابًا: bir kapı
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| فَظَلُّوا: olsalardı
| فِيهِ: oraya
| يَعْرُجُونَ: çıkacak
| (15:14)|لَقَالُوا: derlerdi
| إِنَّمَا: herhalde
| سُكِّرَتْ: döndürüldü
| أَبْصَارُنَا: gözlerimiz
| بَلْ: doğrusu
| نَحْنُ: biz
| قَوْمٌ: bir topluluğuz
| مَسْحُورُونَ: büyülenmiş
| (15:15)

| إِنَّمَا: herhalde
| سُكِّرَتْ: döndürüldü
| أَبْصَارُنَا: gözlerimiz
| بَلْ: doğrusu
| نَحْنُ: biz
| قَوْمٌ: bir topluluğuz
| مَسْحُورُونَ: büyülenmiş
| (15:15)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| جَعَلْنَا: biz yaptık
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| بُرُوجًا: burçlar
| وَزَيَّنَّاهَا: ve onu süsledik
| لِلنَّاظِرِينَ: bakanlar için
| (15:16)

| جَعَلْنَا: biz yaptık
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| بُرُوجًا: burçlar
| وَزَيَّنَّاهَا: ve onu süsledik
| لِلنَّاظِرِينَ: bakanlar için
| (15:16)|وَحَفِظْنَاهَا: ve onu koruduk
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| شَيْطَانٍ: şeytandan
| رَجِيمٍ: recim (taşlanmış)
| (15:17)

| مِنْ:
| كُلِّ: her
| شَيْطَانٍ: şeytandan
| رَجِيمٍ: recim (taşlanmış)
| (15:17)|إِلَّا: ancak hariçtir
| مَنِ: kimse
| اسْتَرَقَ: hırsızlığı eden
| السَّمْعَ: kulak
| فَأَتْبَعَهُ: onu kovalar
| شِهَابٌ: bir alev
| مُبِينٌ: parlak
| (15:18)

| مَنِ: kimse
| اسْتَرَقَ: hırsızlığı eden
| السَّمْعَ: kulak
| فَأَتْبَعَهُ: onu kovalar
| شِهَابٌ: bir alev
| مُبِينٌ: parlak
| (15:18)|وَالْأَرْضَ: ve arzı
| مَدَدْنَاهَا: yaydık
| وَأَلْقَيْنَا: ve attık
| فِيهَا: oraya
| رَوَاسِيَ: sağlam dağlar
| وَأَنْبَتْنَا: ve bitirdik
| فِيهَا: orada
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey(den)
| مَوْزُونٍ: ölçülü mütenasib
| (15:19)

| مَدَدْنَاهَا: yaydık
| وَأَلْقَيْنَا: ve attık
| فِيهَا: oraya
| رَوَاسِيَ: sağlam dağlar
| وَأَنْبَتْنَا: ve bitirdik
| فِيهَا: orada
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey(den)
| مَوْزُونٍ: ölçülü mütenasib
| (15:19)|وَجَعَلْنَا: ve var ettik
| لَكُمْ: sizin için
| فِيهَا: orada
| مَعَايِشَ: geçimlikler
| وَمَنْ: ve canlılar için
| لَسْتُمْ: olmadığınız
| لَهُ: onları
| بِرَازِقِينَ: rızıklandırıcı
| (15:20)

| لَكُمْ: sizin için
| فِيهَا: orada
| مَعَايِشَ: geçimlikler
| وَمَنْ: ve canlılar için
| لَسْتُمْ: olmadığınız
| لَهُ: onları
| بِرَازِقِينَ: rızıklandırıcı
| (15:20)|وَإِنْ: ve yoktur
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şey
| إِلَّا: sadece
| عِنْدَنَا: bizim yanımızdadır
| خَزَائِنُهُ: hazineleri
| وَمَا: ve
| نُنَزِّلُهُ: biz indirmeyiz
| إِلَّا: dışında
| بِقَدَرٍ: bir miktar
| مَعْلُومٍ: bilinen
| (15:21)

| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şey
| إِلَّا: sadece
| عِنْدَنَا: bizim yanımızdadır
| خَزَائِنُهُ: hazineleri
| وَمَا: ve
| نُنَزِّلُهُ: biz indirmeyiz
| إِلَّا: dışında
| بِقَدَرٍ: bir miktar
| مَعْلُومٍ: bilinen
| (15:21)|وَأَرْسَلْنَا: ve gönderdik
| الرِّيَاحَ: rüzgarları
| لَوَاقِحَ: aşılayıcı olarak
| فَأَنْزَلْنَا: indirdik
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ: böylece sizi suladık
| وَمَا: ve değilsiniz
| أَنْتُمْ: siz
| لَهُ: onu
| بِخَازِنِينَ: depolayan
| (15:22)

| الرِّيَاحَ: rüzgarları
| لَوَاقِحَ: aşılayıcı olarak
| فَأَنْزَلْنَا: indirdik
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ: böylece sizi suladık
| وَمَا: ve değilsiniz
| أَنْتُمْ: siz
| لَهُ: onu
| بِخَازِنِينَ: depolayan
| (15:22)|وَإِنَّا: biziz
| لَنَحْنُ: elbette biz
| نُحْيِي: yaşatırız
| وَنُمِيتُ: ve öldürürüz
| وَنَحْنُ: ve biziz
| الْوَارِثُونَ: gerçek varis olan
| (15:23)

| لَنَحْنُ: elbette biz
| نُحْيِي: yaşatırız
| وَنُمِيتُ: ve öldürürüz
| وَنَحْنُ: ve biziz
| الْوَارِثُونَ: gerçek varis olan
| (15:23)|وَلَقَدْ: andolsun
| عَلِمْنَا: biliriz
| الْمُسْتَقْدِمِينَ: önce geçenleri
| مِنْكُمْ: sizden
| وَلَقَدْ: ve elbette
| عَلِمْنَا: biliriz
| الْمُسْتَأْخِرِينَ: geri kalanları da
| (15:24)

| عَلِمْنَا: biliriz
| الْمُسْتَقْدِمِينَ: önce geçenleri
| مِنْكُمْ: sizden
| وَلَقَدْ: ve elbette
| عَلِمْنَا: biliriz
| الْمُسْتَأْخِرِينَ: geri kalanları da
| (15:24)|وَإِنَّ: ve gerçekten
| رَبَّكَ: Rabbindir
| هُوَ: O
| يَحْشُرُهُمْ: onları toplayacak olan
| إِنَّهُ: muhakak O
| حَكِيمٌ: Hakîmdir
| عَلِيمٌ: Bilendir
| (15:25)

| رَبَّكَ: Rabbindir
| هُوَ: O
| يَحْشُرُهُمْ: onları toplayacak olan
| إِنَّهُ: muhakak O
| حَكِيمٌ: Hakîmdir
| عَلِيمٌ: Bilendir
| (15:25)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| خَلَقْنَا: biz yarattık
| الْإِنْسَانَ: insanı
| مِنْ: -dan
| صَلْصَالٍ: pişmemiş çamur-
| مِنْ: -tan
| حَمَإٍ: cıvık balçık-
| مَسْنُونٍ: değişmiş
| (15:26)

| خَلَقْنَا: biz yarattık
| الْإِنْسَانَ: insanı
| مِنْ: -dan
| صَلْصَالٍ: pişmemiş çamur-
| مِنْ: -tan
| حَمَإٍ: cıvık balçık-
| مَسْنُونٍ: değişmiş
| (15:26)|وَالْجَانَّ: ve Cinleri
| خَلَقْنَاهُ: yarattık
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| مِنْ: -ten
| نَارِ: ateş-
| السَّمُومِ: nüfuz eden
| (15:27)

| خَلَقْنَاهُ: yarattık
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| مِنْ: -ten
| نَارِ: ateş-
| السَّمُومِ: nüfuz eden
| (15:27)|وَإِذْ: ve bir zaman
| قَالَ: demişti ki
| رَبُّكَ: Rabbin
| لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere
| إِنِّي: muhakkak ben
| خَالِقٌ: yaratacağım
| بَشَرًا: bir insan
| مِنْ:
| صَلْصَالٍ: kupkuru çamurdan
| مِنْ: -tan
| حَمَإٍ: balçık-
| مَسْنُونٍ: değişken
| (15:28)

| قَالَ: demişti ki
| رَبُّكَ: Rabbin
| لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere
| إِنِّي: muhakkak ben
| خَالِقٌ: yaratacağım
| بَشَرًا: bir insan
| مِنْ:
| صَلْصَالٍ: kupkuru çamurdan
| مِنْ: -tan
| حَمَإٍ: balçık-
| مَسْنُونٍ: değişken
| (15:28)|فَإِذَا: zaman
| سَوَّيْتُهُ: onu düzenlediğim
| وَنَفَخْتُ: ve üflediğimde
| فِيهِ: ona
| مِنْ:
| رُوحِي: ruhumdan
| فَقَعُوا: hemen kapanın
| لَهُ: ona
| سَاجِدِينَ: secdeye
| (15:29)

| سَوَّيْتُهُ: onu düzenlediğim
| وَنَفَخْتُ: ve üflediğimde
| فِيهِ: ona
| مِنْ:
| رُوحِي: ruhumdan
| فَقَعُوا: hemen kapanın
| لَهُ: ona
| سَاجِدِينَ: secdeye
| (15:29)|فَسَجَدَ: secde ettiler
| الْمَلَائِكَةُ: melekler
| كُلُّهُمْ: hepsi
| أَجْمَعُونَ: topluca
| (15:30)

| الْمَلَائِكَةُ: melekler
| كُلُّهُمْ: hepsi
| أَجْمَعُونَ: topluca
| (15:30)|إِلَّا: yalnız
| إِبْلِيسَ: İblis
| أَبَىٰ: kabul etmedi
| أَنْ:
| يَكُونَ: olmayı
| مَعَ: beraber
| السَّاجِدِينَ: secde edenlerle
| (15:31)

| إِبْلِيسَ: İblis
| أَبَىٰ: kabul etmedi
| أَنْ:
| يَكُونَ: olmayı
| مَعَ: beraber
| السَّاجِدِينَ: secde edenlerle
| (15:31)|قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| إِبْلِيسُ: İblis
| مَا: ne (oldu)
| لَكَ: sana
| أَلَّا:
| تَكُونَ: sen olmadın
| مَعَ: beraber
| السَّاجِدِينَ: secde edenlerle
| (15:32)

| يَا: EY/HEY/AH
| إِبْلِيسُ: İblis
| مَا: ne (oldu)
| لَكَ: sana
| أَلَّا:
| تَكُونَ: sen olmadın
| مَعَ: beraber
| السَّاجِدِينَ: secde edenlerle
| (15:32)|قَالَ: dedi
| لَمْ:
| أَكُنْ: ben edemem
| لِأَسْجُدَ: secde
| لِبَشَرٍ: insana
| خَلَقْتَهُ: yarattığın
| مِنْ: -dan
| صَلْصَالٍ: bir çamur-
| مِنْ: -tan
| حَمَإٍ: bir balçık-
| مَسْنُونٍ: değişken
| (15:33)

| لَمْ:
| أَكُنْ: ben edemem
| لِأَسْجُدَ: secde
| لِبَشَرٍ: insana
| خَلَقْتَهُ: yarattığın
| مِنْ: -dan
| صَلْصَالٍ: bir çamur-
| مِنْ: -tan
| حَمَإٍ: bir balçık-
| مَسْنُونٍ: değişken
| (15:33)|قَالَ: dedi
| فَاخْرُجْ: öyleyse çık
| مِنْهَا: oradan
| فَإِنَّكَ: çünkü sen
| رَجِيمٌ: kovuldun
| (15:34)

| فَاخْرُجْ: öyleyse çık
| مِنْهَا: oradan
| فَإِنَّكَ: çünkü sen
| رَجِيمٌ: kovuldun
| (15:34)|وَإِنَّ: ve şüphesiz
| عَلَيْكَ: üzerine
| اللَّعْنَةَ: la'net edilecektir
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: gününe
| الدِّينِ: ceza
| (15:35)

| عَلَيْكَ: üzerine
| اللَّعْنَةَ: la'net edilecektir
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: gününe
| الدِّينِ: ceza
| (15:35)|قَالَ: dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| فَأَنْظِرْنِي: (bari) beni ertele
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: güne
| يُبْعَثُونَ: tekrar dirilecekleri
| (15:36)

| رَبِّ: Rabbim
| فَأَنْظِرْنِي: (bari) beni ertele
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: güne
| يُبْعَثُونَ: tekrar dirilecekleri
| (15:36)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| بِمَا: ötürü
| أَغْوَيْتَنِي: beni azdırmandan
| لَأُزَيِّنَنَّ: andolsun (günahları) süsleyeceğim
| لَهُمْ: onlara
| فِي:
| الْأَرْضِ: yer yüzünde
| وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ: ve onları azdıracağım
| أَجْمَعِينَ: hepsini
| (15:39)

| رَبِّ: Rabbim
| بِمَا: ötürü
| أَغْوَيْتَنِي: beni azdırmandan
| لَأُزَيِّنَنَّ: andolsun (günahları) süsleyeceğim
| لَهُمْ: onlara
| فِي:
| الْأَرْضِ: yer yüzünde
| وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ: ve onları azdıracağım
| أَجْمَعِينَ: hepsini
| (15:39)|إِلَّا: ancak hariç
| عِبَادَكَ: kulların
| مِنْهُمُ: içlerinden
| الْمُخْلَصِينَ: ihlâslı
| (15:40)

| عِبَادَكَ: kulların
| مِنْهُمُ: içlerinden
| الْمُخْلَصِينَ: ihlâslı
| (15:40)|قَالَ: buyurdu ki
| هَٰذَا: işte budur
| صِرَاطٌ: yol
| عَلَيَّ: bana varan
| مُسْتَقِيمٌ: dosdoğru
| (15:41)

| هَٰذَا: işte budur
| صِرَاطٌ: yol
| عَلَيَّ: bana varan
| مُسْتَقِيمٌ: dosdoğru
| (15:41)|إِنَّ: şüphesiz
| عِبَادِي: benim kullarım
| لَيْسَ: yoktur
| لَكَ: senin
| عَلَيْهِمْ: üzerinde
| سُلْطَانٌ: bir gücün
| إِلَّا: dışında
| مَنِ: kimseler
| اتَّبَعَكَ: sana uyan
| مِنَ: -dan
| الْغَاوِينَ: azgınlar-
| (15:42)

| عِبَادِي: benim kullarım
| لَيْسَ: yoktur
| لَكَ: senin
| عَلَيْهِمْ: üzerinde
| سُلْطَانٌ: bir gücün
| إِلَّا: dışında
| مَنِ: kimseler
| اتَّبَعَكَ: sana uyan
| مِنَ: -dan
| الْغَاوِينَ: azgınlar-
| (15:42)|وَإِنَّ: ve şüphesiz
| جَهَنَّمَ: Cehennem
| لَمَوْعِدُهُمْ: onların buluşma yeridir
| أَجْمَعِينَ: hepsinin
| (15:43)

| جَهَنَّمَ: Cehennem
| لَمَوْعِدُهُمْ: onların buluşma yeridir
| أَجْمَعِينَ: hepsinin
| (15:43)|لَهَا: onun vardır
| سَبْعَةُ: yedi
| أَبْوَابٍ: kapısı
| لِكُلِّ: her
| بَابٍ: kapıya
| مِنْهُمْ: onlardan
| جُزْءٌ: bir bölüm
| مَقْسُومٌ: ayrılmıştır
| (15:44)

| سَبْعَةُ: yedi
| أَبْوَابٍ: kapısı
| لِكُلِّ: her
| بَابٍ: kapıya
| مِنْهُمْ: onlardan
| جُزْءٌ: bir bölüm
| مَقْسُومٌ: ayrılmıştır
| (15:44)|إِنَّ: muhakkak
| الْمُتَّقِينَ: muttakiler
| فِي:
| جَنَّاتٍ: cennetlerde
| وَعُيُونٍ: pınar başlarındadırlar
| (15:45)

| الْمُتَّقِينَ: muttakiler
| فِي:
| جَنَّاتٍ: cennetlerde
| وَعُيُونٍ: pınar başlarındadırlar
| (15:45)|وَنَزَعْنَا: çıkarıp atmışızdır
| مَا: olan
| فِي:
| صُدُورِهِمْ: göğüslerindeki
| مِنْ:
| غِلٍّ: kini
| إِخْوَانًا: kardeşler olarak
| عَلَىٰ: üzerinde
| سُرُرٍ: divanlar
| مُتَقَابِلِينَ: karşı karşıya otururlar
| (15:47)

| مَا: olan
| فِي:
| صُدُورِهِمْ: göğüslerindeki
| مِنْ:
| غِلٍّ: kini
| إِخْوَانًا: kardeşler olarak
| عَلَىٰ: üzerinde
| سُرُرٍ: divanlar
| مُتَقَابِلِينَ: karşı karşıya otururlar
| (15:47)|لَا:
| يَمَسُّهُمْ: onlara dokunmaz
| فِيهَا: orada
| نَصَبٌ: hiçbir yorgunluk
| وَمَا: ve değillerdir
| هُمْ: onlar
| مِنْهَا: oradan
| بِمُخْرَجِينَ: çıkarılacak
| (15:48)

| يَمَسُّهُمْ: onlara dokunmaz
| فِيهَا: orada
| نَصَبٌ: hiçbir yorgunluk
| وَمَا: ve değillerdir
| هُمْ: onlar
| مِنْهَا: oradan
| بِمُخْرَجِينَ: çıkarılacak
| (15:48)|نَبِّئْ: haber ver
| عِبَادِي: kullarıma
| أَنِّي: şüphesiz
| أَنَا: ben
| الْغَفُورُ: bağışlayanım
| الرَّحِيمُ: esirgeyenim
| (15:49)

| عِبَادِي: kullarıma
| أَنِّي: şüphesiz
| أَنَا: ben
| الْغَفُورُ: bağışlayanım
| الرَّحِيمُ: esirgeyenim
| (15:49)|وَأَنَّ: fakat
| عَذَابِي: benim azabım
| هُوَ: o
| الْعَذَابُ: bir azabdır
| الْأَلِيمُ: çok acı
| (15:50)

| عَذَابِي: benim azabım
| هُوَ: o
| الْعَذَابُ: bir azabdır
| الْأَلِيمُ: çok acı
| (15:50)