11Hûd Suresi
Kuran Sırası: 11
İniş Sırası: 52
Kırık Meal (Arapça) Meali
|الر: Elif Lâm Râ
| كِتَابٌ: bir Kitap'tır
| أُحْكِمَتْ: sağlamlaştırılmış
| ايَاتُهُ: ayetleri
| ثُمَّ: sonra
| فُصِّلَتْ: etraflıca açıklanmış
| مِنْ:
| لَدُنْ: tarafından
| حَكِيمٍ: hikmet sahibi
| خَبِيرٍ: ve her şeyden haberdar
| (11:1)

| كِتَابٌ: bir Kitap'tır
| أُحْكِمَتْ: sağlamlaştırılmış
| ايَاتُهُ: ayetleri
| ثُمَّ: sonra
| فُصِّلَتْ: etraflıca açıklanmış
| مِنْ:
| لَدُنْ: tarafından
| حَكِيمٍ: hikmet sahibi
| خَبِيرٍ: ve her şeyden haberdar
| (11:1)|أَلَّا: öyle ki
| تَعْبُدُوا: kulluk etmeyin
| إِلَّا: başkasına
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنَّنِي: şüphesiz ben
| لَكُمْ: size
| مِنْهُ: O'nun tarafından
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıyım
| وَبَشِيرٌ: ve müjdeleyiciyim
| (11:2)

| تَعْبُدُوا: kulluk etmeyin
| إِلَّا: başkasına
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنَّنِي: şüphesiz ben
| لَكُمْ: size
| مِنْهُ: O'nun tarafından
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıyım
| وَبَشِيرٌ: ve müjdeleyiciyim
| (11:2)|وَأَنِ: ve
| اسْتَغْفِرُوا: bağışlanma dileyin
| رَبَّكُمْ: Rabbinizden
| ثُمَّ: sonra
| تُوبُوا: tevbe edin
| إِلَيْهِ: O'na
| يُمَتِّعْكُمْ: sizi yararlandırsın
| مَتَاعًا: nimetlerden
| حَسَنًا: güzel
| إِلَىٰ: -ye kadar
| أَجَلٍ: bir süre-
| مُسَمًّى: belirli
| وَيُؤْتِ: ve versin
| كُلَّ: her
| ذِي: sahibine
| فَضْلٍ: ihsan
| فَضْلَهُ: kendi ihsanını
| وَإِنْ: ve eğer
| تَوَلَّوْا: yüz çevirirseniz
| فَإِنِّي: gerçekten ben
| أَخَافُ: korkarım
| عَلَيْكُمْ: sizin hakkınızda
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| كَبِيرٍ: büyük
| (11:3)

| اسْتَغْفِرُوا: bağışlanma dileyin
| رَبَّكُمْ: Rabbinizden
| ثُمَّ: sonra
| تُوبُوا: tevbe edin
| إِلَيْهِ: O'na
| يُمَتِّعْكُمْ: sizi yararlandırsın
| مَتَاعًا: nimetlerden
| حَسَنًا: güzel
| إِلَىٰ: -ye kadar
| أَجَلٍ: bir süre-
| مُسَمًّى: belirli
| وَيُؤْتِ: ve versin
| كُلَّ: her
| ذِي: sahibine
| فَضْلٍ: ihsan
| فَضْلَهُ: kendi ihsanını
| وَإِنْ: ve eğer
| تَوَلَّوْا: yüz çevirirseniz
| فَإِنِّي: gerçekten ben
| أَخَافُ: korkarım
| عَلَيْكُمْ: sizin hakkınızda
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| كَبِيرٍ: büyük
| (11:3)|إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'adır
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşünüz
| وَهُوَ: ve O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: güç yetirendir
| (11:4)

| اللَّهِ: Allah'adır
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşünüz
| وَهُوَ: ve O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: güç yetirendir
| (11:4)|أَلَا: iyi bilin ki
| إِنَّهُمْ: onlar
| يَثْنُونَ: bükerler
| صُدُورَهُمْ: göğüslerini
| لِيَسْتَخْفُوا: gizlenmek için
| مِنْهُ: ondan
| أَلَا: yine iyi bilin ki
| حِينَ: ne zaman
| يَسْتَغْشُونَ: bürünseler
| ثِيَابَهُمْ: elbiselerine
| يَعْلَمُ: bilir
| مَا: şeyleri
| يُسِرُّونَ: gizledikleri
| وَمَا: ve şeyleri
| يُعْلِنُونَ: açığa vurdukları
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| عَلِيمٌ: bilendir
| بِذَاتِ: olanı
| الصُّدُورِ: gönüllerde
| (11:5)

| إِنَّهُمْ: onlar
| يَثْنُونَ: bükerler
| صُدُورَهُمْ: göğüslerini
| لِيَسْتَخْفُوا: gizlenmek için
| مِنْهُ: ondan
| أَلَا: yine iyi bilin ki
| حِينَ: ne zaman
| يَسْتَغْشُونَ: bürünseler
| ثِيَابَهُمْ: elbiselerine
| يَعْلَمُ: bilir
| مَا: şeyleri
| يُسِرُّونَ: gizledikleri
| وَمَا: ve şeyleri
| يُعْلِنُونَ: açığa vurdukları
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| عَلِيمٌ: bilendir
| بِذَاتِ: olanı
| الصُّدُورِ: gönüllerde
| (11:5)|وَمَا: ve yoktur
| مِنْ: hiçbir
| دَابَّةٍ: canlı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| إِلَّا:
| عَلَى: ait olmayan
| اللَّهِ: Allah'a
| رِزْقُهَا: rızkı
| وَيَعْلَمُ: ve O bilir
| مُسْتَقَرَّهَا: onun karar kıldığı yeri
| وَمُسْتَوْدَعَهَا: ve emanet bırakıldığı yeri
| كُلٌّ: (bunların) hepsi
| فِي:
| كِتَابٍ: bir Kitap'tadır
| مُبِينٍ: apaçık
| (11:6)

| مِنْ: hiçbir
| دَابَّةٍ: canlı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| إِلَّا:
| عَلَى: ait olmayan
| اللَّهِ: Allah'a
| رِزْقُهَا: rızkı
| وَيَعْلَمُ: ve O bilir
| مُسْتَقَرَّهَا: onun karar kıldığı yeri
| وَمُسْتَوْدَعَهَا: ve emanet bırakıldığı yeri
| كُلٌّ: (bunların) hepsi
| فِي:
| كِتَابٍ: bir Kitap'tadır
| مُبِينٍ: apaçık
| (11:6)|وَهُوَ: ve O'dur
| الَّذِي:
| خَلَقَ: yaratan
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| فِي: içinde
| سِتَّةِ: altı
| أَيَّامٍ: gün
| وَكَانَ: iken
| عَرْشُهُ: O'nun Arş'ı
| عَلَى: üzerinde
| الْمَاءِ: su
| لِيَبْلُوَكُمْ: sizi denemek için
| أَيُّكُمْ: hanginizin
| أَحْسَنُ: daha güzel (olduğunu)
| عَمَلًا: amelinin
| وَلَئِنْ: ve şayet
| قُلْتَ: onlara dersen
| إِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| مَبْعُوثُونَ: diriltileceksiniz
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| الْمَوْتِ: ölümden
| لَيَقُولَنَّ: hemen derler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِنْ: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka
| سِحْرٌ: bir sihirden
| مُبِينٌ: apaçık
| (11:7)

| الَّذِي:
| خَلَقَ: yaratan
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| فِي: içinde
| سِتَّةِ: altı
| أَيَّامٍ: gün
| وَكَانَ: iken
| عَرْشُهُ: O'nun Arş'ı
| عَلَى: üzerinde
| الْمَاءِ: su
| لِيَبْلُوَكُمْ: sizi denemek için
| أَيُّكُمْ: hanginizin
| أَحْسَنُ: daha güzel (olduğunu)
| عَمَلًا: amelinin
| وَلَئِنْ: ve şayet
| قُلْتَ: onlara dersen
| إِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| مَبْعُوثُونَ: diriltileceksiniz
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| الْمَوْتِ: ölümden
| لَيَقُولَنَّ: hemen derler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِنْ: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka
| سِحْرٌ: bir sihirden
| مُبِينٌ: apaçık
| (11:7)|وَلَئِنْ: ve şayet
| أَخَّرْنَا: geciktirsek
| عَنْهُمُ: onlardan
| الْعَذَابَ: azabı
| إِلَىٰ: için
| أُمَّةٍ: bir süre
| مَعْدُودَةٍ: sayılı
| لَيَقُولُنَّ: mutlaka derler
| مَا: nedir?
| يَحْبِسُهُ: onu alıkoyan
| أَلَا: haberiniz olsun ki
| يَوْمَ: gün
| يَأْتِيهِمْ: o geldiği
| لَيْسَ: değildir
| مَصْرُوفًا: geri çevrilecek
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| وَحَاقَ: ve kuşatır
| بِهِمْ: onları
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onu
| يَسْتَهْزِئُونَ: alaya alıyor(lar)
| (11:8)

| أَخَّرْنَا: geciktirsek
| عَنْهُمُ: onlardan
| الْعَذَابَ: azabı
| إِلَىٰ: için
| أُمَّةٍ: bir süre
| مَعْدُودَةٍ: sayılı
| لَيَقُولُنَّ: mutlaka derler
| مَا: nedir?
| يَحْبِسُهُ: onu alıkoyan
| أَلَا: haberiniz olsun ki
| يَوْمَ: gün
| يَأْتِيهِمْ: o geldiği
| لَيْسَ: değildir
| مَصْرُوفًا: geri çevrilecek
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| وَحَاقَ: ve kuşatır
| بِهِمْ: onları
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onu
| يَسْتَهْزِئُونَ: alaya alıyor(lar)
| (11:8)|وَلَئِنْ: şayet
| أَذَقْنَا: tattırsak
| الْإِنْسَانَ: insana
| مِنَّا: katımızdan
| رَحْمَةً: bir rahmet
| ثُمَّ: sonra
| نَزَعْنَاهَا: onu geri alsak
| مِنْهُ: ondan
| إِنَّهُ: o hemen olur
| لَيَئُوسٌ: ümitsiz
| كَفُورٌ: bir nankör
| (11:9)

| أَذَقْنَا: tattırsak
| الْإِنْسَانَ: insana
| مِنَّا: katımızdan
| رَحْمَةً: bir rahmet
| ثُمَّ: sonra
| نَزَعْنَاهَا: onu geri alsak
| مِنْهُ: ondan
| إِنَّهُ: o hemen olur
| لَيَئُوسٌ: ümitsiz
| كَفُورٌ: bir nankör
| (11:9)|وَلَئِنْ: ve şayet
| أَذَقْنَاهُ: ona tattırırsak
| نَعْمَاءَ: bir nimet
| بَعْدَ: sonra
| ضَرَّاءَ: bir darlıktan
| مَسَّتْهُ: kendisine dokunan
| لَيَقُولَنَّ: mutlaka der
| ذَهَبَ: gitti
| السَّيِّئَاتُ: kötülükler
| عَنِّي: benden
| إِنَّهُ: şüphesiz o
| لَفَرِحٌ: şımarık
| فَخُورٌ: ve böbürlenendir
| (11:10)

| أَذَقْنَاهُ: ona tattırırsak
| نَعْمَاءَ: bir nimet
| بَعْدَ: sonra
| ضَرَّاءَ: bir darlıktan
| مَسَّتْهُ: kendisine dokunan
| لَيَقُولَنَّ: mutlaka der
| ذَهَبَ: gitti
| السَّيِّئَاتُ: kötülükler
| عَنِّي: benden
| إِنَّهُ: şüphesiz o
| لَفَرِحٌ: şımarık
| فَخُورٌ: ve böbürlenendir
| (11:10)|إِلَّا: ancak hariçtir
| الَّذِينَ: kimseler
| صَبَرُوا: sabreden(ler)
| وَعَمِلُوا: ve ameller işleyenler
| الصَّالِحَاتِ: salih
| أُولَٰئِكَ: işte
| لَهُمْ: onlara vardır
| مَغْفِرَةٌ: bağışlanma
| وَأَجْرٌ: ve ecir
| كَبِيرٌ: büyük
| (11:11)

| الَّذِينَ: kimseler
| صَبَرُوا: sabreden(ler)
| وَعَمِلُوا: ve ameller işleyenler
| الصَّالِحَاتِ: salih
| أُولَٰئِكَ: işte
| لَهُمْ: onlara vardır
| مَغْفِرَةٌ: bağışlanma
| وَأَجْرٌ: ve ecir
| كَبِيرٌ: büyük
| (11:11)|فَلَعَلَّكَ: belki de
| تَارِكٌ: bırakacaksın
| بَعْضَ: bir kısmını
| مَا:
| يُوحَىٰ: vahyedilenin
| إِلَيْكَ: sana
| وَضَائِقٌ: ve daralacak
| بِهِ: onunla
| صَدْرُكَ: göğsün
| أَنْ: dolayı
| يَقُولُوا: demelerinden
| لَوْلَا: değil miydi?
| أُنْزِلَ: indirilmeli
| عَلَيْهِ: ona
| كَنْزٌ: bir hazine
| أَوْ: veya
| جَاءَ: gelmeli
| مَعَهُ: beraberinde
| مَلَكٌ: bir melek
| إِنَّمَا: ancak
| أَنْتَ: sen
| نَذِيرٌ: bir uyarıcısın
| وَاللَّهُ: Allah ise
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| وَكِيلٌ: vekildir
| (11:12)

| تَارِكٌ: bırakacaksın
| بَعْضَ: bir kısmını
| مَا:
| يُوحَىٰ: vahyedilenin
| إِلَيْكَ: sana
| وَضَائِقٌ: ve daralacak
| بِهِ: onunla
| صَدْرُكَ: göğsün
| أَنْ: dolayı
| يَقُولُوا: demelerinden
| لَوْلَا: değil miydi?
| أُنْزِلَ: indirilmeli
| عَلَيْهِ: ona
| كَنْزٌ: bir hazine
| أَوْ: veya
| جَاءَ: gelmeli
| مَعَهُ: beraberinde
| مَلَكٌ: bir melek
| إِنَّمَا: ancak
| أَنْتَ: sen
| نَذِيرٌ: bir uyarıcısın
| وَاللَّهُ: Allah ise
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| وَكِيلٌ: vekildir
| (11:12)|أَمْ: yoksa
| يَقُولُونَ: diyorlar mı?
| افْتَرَاهُ: onu kendisi uydurdu
| قُلْ: de ki
| فَأْتُوا: getirin
| بِعَشْرِ: on (tane)
| سُوَرٍ: sure
| مِثْلِهِ: onun benzeri
| مُفْتَرَيَاتٍ: uydurulmuş
| وَادْعُوا: ve çağırın
| مَنِ:
| اسْتَطَعْتُمْ: gücünüzyeteni
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru sözlü
| (11:13)

| يَقُولُونَ: diyorlar mı?
| افْتَرَاهُ: onu kendisi uydurdu
| قُلْ: de ki
| فَأْتُوا: getirin
| بِعَشْرِ: on (tane)
| سُوَرٍ: sure
| مِثْلِهِ: onun benzeri
| مُفْتَرَيَاتٍ: uydurulmuş
| وَادْعُوا: ve çağırın
| مَنِ:
| اسْتَطَعْتُمْ: gücünüzyeteni
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru sözlü
| (11:13)|فَإِلَّمْ: eğer
| يَسْتَجِيبُوا: cevap veremezlerse
| لَكُمْ: size
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّمَا: doğrusu o
| أُنْزِلَ: indirilmiştir
| بِعِلْمِ: ilmiyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأَنْ: ve şüphesiz
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: ilah
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| فَهَلْ: artık olur musunuz?
| أَنْتُمْ: size
| مُسْلِمُونَ: Müslüman
| (11:14)

| يَسْتَجِيبُوا: cevap veremezlerse
| لَكُمْ: size
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّمَا: doğrusu o
| أُنْزِلَ: indirilmiştir
| بِعِلْمِ: ilmiyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأَنْ: ve şüphesiz
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: ilah
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| فَهَلْ: artık olur musunuz?
| أَنْتُمْ: size
| مُسْلِمُونَ: Müslüman
| (11:14)|مَنْ: kimler
| كَانَ:
| يُرِيدُ: isterse
| الْحَيَاةَ: hayatını
| الدُّنْيَا: dünya
| وَزِينَتَهَا: ve süsünü
| نُوَفِّ: karşılıklarını tam veririz
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıklarının
| فِيهَا: orada
| وَهُمْ: ve onlara
| فِيهَا: orada
| لَا:
| يُبْخَسُونَ: bir noksanlık yapılmaz
| (11:15)

| كَانَ:
| يُرِيدُ: isterse
| الْحَيَاةَ: hayatını
| الدُّنْيَا: dünya
| وَزِينَتَهَا: ve süsünü
| نُوَفِّ: karşılıklarını tam veririz
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıklarının
| فِيهَا: orada
| وَهُمْ: ve onlara
| فِيهَا: orada
| لَا:
| يُبْخَسُونَ: bir noksanlık yapılmaz
| (11:15)|أُولَٰئِكَ: bunlar
| الَّذِينَ: kimselerdir
| لَيْسَ: olmayan
| لَهُمْ: kendileri için
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| إِلَّا: başka bir şey
| النَّارُ: ateşten
| وَحَبِطَ: ve boşa gitmiştir
| مَا:
| صَنَعُوا: işledikleri
| فِيهَا: orada
| وَبَاطِلٌ: ve geçersizdir
| مَا:
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapmakta
| (11:16)

| الَّذِينَ: kimselerdir
| لَيْسَ: olmayan
| لَهُمْ: kendileri için
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| إِلَّا: başka bir şey
| النَّارُ: ateşten
| وَحَبِطَ: ve boşa gitmiştir
| مَا:
| صَنَعُوا: işledikleri
| فِيهَا: orada
| وَبَاطِلٌ: ve geçersizdir
| مَا:
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapmakta
| (11:16)|أَفَمَنْ: kimse gibi midir?
| كَانَ: olan
| عَلَىٰ: üzere
| بَيِّنَةٍ: açık bir delil
| مِنْ:
| رَبِّهِ: Rabbinden
| وَيَتْلُوهُ: ve onu izleyen
| شَاهِدٌ: bir şahit
| مِنْهُ: O'nun tarafından
| وَمِنْ: ve
| قَبْلِهِ: ondan önce
| كِتَابُ: kitabı (elinde bulunan)
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| إِمَامًا: bir rehber
| وَرَحْمَةً: ve rahmet olan
| أُولَٰئِكَ: işte bunlar
| يُؤْمِنُونَ: iman ederler
| بِهِ: ona
| وَمَنْ: ve kim
| يَكْفُرْ: inkar ederse
| بِهِ: onu
| مِنَ:
| الْأَحْزَابِ: topluluklardan
| فَالنَّارُ: ateştir
| مَوْعِدُهُ: kendisine vaadedilen
| فَلَا:
| تَكُ: hiç olma
| فِي: içinde
| مِرْيَةٍ: şüphe
| مِنْهُ: bundan
| إِنَّهُ: şüphesiz bu
| الْحَقُّ: bir gerçektir
| مِنْ: -den
| رَبِّكَ: Rabbin-
| وَلَٰكِنَّ: ancak
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezler
| (11:17)

| كَانَ: olan
| عَلَىٰ: üzere
| بَيِّنَةٍ: açık bir delil
| مِنْ:
| رَبِّهِ: Rabbinden
| وَيَتْلُوهُ: ve onu izleyen
| شَاهِدٌ: bir şahit
| مِنْهُ: O'nun tarafından
| وَمِنْ: ve
| قَبْلِهِ: ondan önce
| كِتَابُ: kitabı (elinde bulunan)
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| إِمَامًا: bir rehber
| وَرَحْمَةً: ve rahmet olan
| أُولَٰئِكَ: işte bunlar
| يُؤْمِنُونَ: iman ederler
| بِهِ: ona
| وَمَنْ: ve kim
| يَكْفُرْ: inkar ederse
| بِهِ: onu
| مِنَ:
| الْأَحْزَابِ: topluluklardan
| فَالنَّارُ: ateştir
| مَوْعِدُهُ: kendisine vaadedilen
| فَلَا:
| تَكُ: hiç olma
| فِي: içinde
| مِرْيَةٍ: şüphe
| مِنْهُ: bundan
| إِنَّهُ: şüphesiz bu
| الْحَقُّ: bir gerçektir
| مِنْ: -den
| رَبِّكَ: Rabbin-
| وَلَٰكِنَّ: ancak
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezler
| (11:17)|وَمَنْ: kim olabilir?
| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: kimseden
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalan
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| يُعْرَضُونَ: sunulurlar
| عَلَىٰ: üzerine
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| وَيَقُولُ: ve derler
| الْأَشْهَادُ: şahitler
| هَٰؤُلَاءِ: işte bunlardır
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَبُوا: yalan söyleyen(ler)
| عَلَىٰ: karşı
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| أَلَا: haberiniz olsun
| لَعْنَةُ: laneti
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَى: üzerinedir
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (11:18)

| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: kimseden
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalan
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| يُعْرَضُونَ: sunulurlar
| عَلَىٰ: üzerine
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| وَيَقُولُ: ve derler
| الْأَشْهَادُ: şahitler
| هَٰؤُلَاءِ: işte bunlardır
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَبُوا: yalan söyleyen(ler)
| عَلَىٰ: karşı
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| أَلَا: haberiniz olsun
| لَعْنَةُ: laneti
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَى: üzerinedir
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (11:18)|الَّذِينَ: onlar
| يَصُدُّونَ: alıkoyar
| عَنْ:
| سَبِيلِ: yolundan
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَيَبْغُونَهَا: ve onda ararlar
| عِوَجًا: çarpıklık
| وَهُمْ: ve onlar (ararlar)
| بِالْاخِرَةِ: ahireti
| هُمْ: onlar
| كَافِرُونَ: inkar edenlerdir
| (11:19)

| يَصُدُّونَ: alıkoyar
| عَنْ:
| سَبِيلِ: yolundan
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَيَبْغُونَهَا: ve onda ararlar
| عِوَجًا: çarpıklık
| وَهُمْ: ve onlar (ararlar)
| بِالْاخِرَةِ: ahireti
| هُمْ: onlar
| كَافِرُونَ: inkar edenlerdir
| (11:19)|أُولَٰئِكَ: onlar
| لَمْ:
| يَكُونُوا: değillerdir
| مُعْجِزِينَ: aciz bırakacak
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَمَا: yoktur
| كَانَ:
| لَهُمْ: onların
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| مِنْ:
| أَوْلِيَاءَ: dostları
| يُضَاعَفُ: kat kat artırılır
| لَهُمُ: onlar için
| الْعَذَابُ: azab
| مَا:
| كَانُوا: onlar
| يَسْتَطِيعُونَ: güç yetiremezlerdi
| السَّمْعَ: işitmeye
| وَمَا: ve
| كَانُوا: onlar
| يُبْصِرُونَ: göremezlerdi
| (11:20)

| لَمْ:
| يَكُونُوا: değillerdir
| مُعْجِزِينَ: aciz bırakacak
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَمَا: yoktur
| كَانَ:
| لَهُمْ: onların
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| مِنْ:
| أَوْلِيَاءَ: dostları
| يُضَاعَفُ: kat kat artırılır
| لَهُمُ: onlar için
| الْعَذَابُ: azab
| مَا:
| كَانُوا: onlar
| يَسْتَطِيعُونَ: güç yetiremezlerdi
| السَّمْعَ: işitmeye
| وَمَا: ve
| كَانُوا: onlar
| يُبْصِرُونَ: göremezlerdi
| (11:20)|أُولَٰئِكَ: işte onlar
| الَّذِينَ: kimselerdir
| خَسِرُوا: zarara sokan(lardır)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| وَضَلَّ: ve kaybolmuştur
| عَنْهُمْ: yanlarından
| مَا: şeyler
| كَانُوا:
| يَفْتَرُونَ: uydurdukları
| (11:21)

| الَّذِينَ: kimselerdir
| خَسِرُوا: zarara sokan(lardır)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| وَضَلَّ: ve kaybolmuştur
| عَنْهُمْ: yanlarından
| مَا: şeyler
| كَانُوا:
| يَفْتَرُونَ: uydurdukları
| (11:21)|لَا: yok
| جَرَمَ: şüphe
| أَنَّهُمْ: onlar
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| هُمُ: onlar
| الْأَخْسَرُونَ: en fazla zararlı çıkanlardır
| (11:22)

| جَرَمَ: şüphe
| أَنَّهُمْ: onlar
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| هُمُ: onlar
| الْأَخْسَرُونَ: en fazla zararlı çıkanlardır
| (11:22)|إِنَّ: şüphesiz ki
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: iman eden(ler)
| وَعَمِلُوا: ve işleyenler
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| وَأَخْبَتُوا: ve gönülden boyun eğenler
| إِلَىٰ:
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: ehlidirler
| الْجَنَّةِ: cennet
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: kalıcıdırlar
| (11:23)

| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: iman eden(ler)
| وَعَمِلُوا: ve işleyenler
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| وَأَخْبَتُوا: ve gönülden boyun eğenler
| إِلَىٰ:
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: ehlidirler
| الْجَنَّةِ: cennet
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: kalıcıdırlar
| (11:23)|مَثَلُ: durumu
| الْفَرِيقَيْنِ: iki topluluğun
| كَالْأَعْمَىٰ: körün durumu gibidir
| وَالْأَصَمِّ: ve sağırın
| وَالْبَصِيرِ: ve görenin
| وَالسَّمِيعِ: ve işitenin
| هَلْ: midir?
| يَسْتَوِيَانِ: ikisi eşit
| مَثَلًا: durumları
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: İbret almıyor musunuz?
| (11:24)

| الْفَرِيقَيْنِ: iki topluluğun
| كَالْأَعْمَىٰ: körün durumu gibidir
| وَالْأَصَمِّ: ve sağırın
| وَالْبَصِيرِ: ve görenin
| وَالسَّمِيعِ: ve işitenin
| هَلْ: midir?
| يَسْتَوِيَانِ: ikisi eşit
| مَثَلًا: durumları
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: İbret almıyor musunuz?
| (11:24)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| أَرْسَلْنَا: göndermiştik
| نُوحًا: Nuh'u
| إِلَىٰ:
| قَوْمِهِ: kendi kavmine
| إِنِّي: şüphesiz ben
| لَكُمْ: sizin için
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıyım
| مُبِينٌ: apaçık
| (11:25)

| أَرْسَلْنَا: göndermiştik
| نُوحًا: Nuh'u
| إِلَىٰ:
| قَوْمِهِ: kendi kavmine
| إِنِّي: şüphesiz ben
| لَكُمْ: sizin için
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıyım
| مُبِينٌ: apaçık
| (11:25)|أَنْ: diye
| لَا:
| تَعْبُدُوا: kulluk etmeyin
| إِلَّا: başkasına
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| عَلَيْكُمْ: sizin hakkınızda
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| أَلِيمٍ: acıklı
| (11:26)

| لَا:
| تَعْبُدُوا: kulluk etmeyin
| إِلَّا: başkasına
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| عَلَيْكُمْ: sizin hakkınızda
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| أَلِيمٍ: acıklı
| (11:26)|فَقَالَ: dediler ki
| الْمَلَأُ: ileri gelenleri
| الَّذِينَ:
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: -nden
| قَوْمِهِ: kavmi-
| مَا:
| نَرَاكَ: biz seni görmüyoruz
| إِلَّا: başka
| بَشَرًا: bir insandan
| مِثْلَنَا: bizim gibi
| وَمَا: ve
| نَرَاكَ: görmüyoruz
| اتَّبَعَكَ: sana uyduğunu
| إِلَّا: başkasının
| الَّذِينَ: olandan
| هُمْ: kendisi
| أَرَاذِلُنَا: en aşağılıklarımız
| بَادِيَ: sığ (görüşlü)
| الرَّأْيِ: (sığ) görüşlü
| وَمَا: ve
| نَرَىٰ: görmüyoruz
| لَكُمْ: sizin
| عَلَيْنَا: bize karşı
| مِنْ: hiç
| فَضْلٍ: üstünlüğünüzü
| بَلْ: aksine
| نَظُنُّكُمْ: zannediyoruz ki siz
| كَاذِبِينَ: yalancılarsınız
| (11:27)

| الْمَلَأُ: ileri gelenleri
| الَّذِينَ:
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: -nden
| قَوْمِهِ: kavmi-
| مَا:
| نَرَاكَ: biz seni görmüyoruz
| إِلَّا: başka
| بَشَرًا: bir insandan
| مِثْلَنَا: bizim gibi
| وَمَا: ve
| نَرَاكَ: görmüyoruz
| اتَّبَعَكَ: sana uyduğunu
| إِلَّا: başkasının
| الَّذِينَ: olandan
| هُمْ: kendisi
| أَرَاذِلُنَا: en aşağılıklarımız
| بَادِيَ: sığ (görüşlü)
| الرَّأْيِ: (sığ) görüşlü
| وَمَا: ve
| نَرَىٰ: görmüyoruz
| لَكُمْ: sizin
| عَلَيْنَا: bize karşı
| مِنْ: hiç
| فَضْلٍ: üstünlüğünüzü
| بَلْ: aksine
| نَظُنُّكُمْ: zannediyoruz ki siz
| كَاذِبِينَ: yalancılarsınız
| (11:27)|قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| أَرَأَيْتُمْ: Ne dersiniz?
| إِنْ: eğer
| كُنْتُ: ben isem
| عَلَىٰ: üzere
| بَيِّنَةٍ: bir delil
| مِنْ: -den
| رَبِّي: Rabbim-
| وَاتَانِي: ve bana vermişse
| رَحْمَةً: bir rahmet
| مِنْ:
| عِنْدِهِ: katından
| فَعُمِّيَتْ: bu gizli bırakılmış ise
| عَلَيْكُمْ: size
| أَنُلْزِمُكُمُوهَا: biz sizi zorlayacak mıyız?
| وَأَنْتُمْ: siz
| لَهَا: onu
| كَارِهُونَ: istemediğiniz halde
| (11:28)

| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| أَرَأَيْتُمْ: Ne dersiniz?
| إِنْ: eğer
| كُنْتُ: ben isem
| عَلَىٰ: üzere
| بَيِّنَةٍ: bir delil
| مِنْ: -den
| رَبِّي: Rabbim-
| وَاتَانِي: ve bana vermişse
| رَحْمَةً: bir rahmet
| مِنْ:
| عِنْدِهِ: katından
| فَعُمِّيَتْ: bu gizli bırakılmış ise
| عَلَيْكُمْ: size
| أَنُلْزِمُكُمُوهَا: biz sizi zorlayacak mıyız?
| وَأَنْتُمْ: siz
| لَهَا: onu
| كَارِهُونَ: istemediğiniz halde
| (11:28)|ويَا: ve EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| لَا:
| أَسْأَلُكُمْ: sizden istemiyorum
| عَلَيْهِ: bunun karşılığında
| مَالًا: bir mal
| إِنْ:
| أَجْرِيَ: benim ecrim
| إِلَّا: yalnızca
| عَلَى: aittir
| اللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve değilim
| أَنَا: ben
| بِطَارِدِ: kovacak
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: iman eden(leri)
| إِنَّهُمْ: şüphesiz onlar
| مُلَاقُو: kavuşacaklardır
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| وَلَٰكِنِّي: ancak ben
| أَرَاكُمْ: sizi görüyorum
| قَوْمًا: bir topluluk olarak
| تَجْهَلُونَ: cahillik eden
| (11:29)

| قَوْمِ: kavmim
| لَا:
| أَسْأَلُكُمْ: sizden istemiyorum
| عَلَيْهِ: bunun karşılığında
| مَالًا: bir mal
| إِنْ:
| أَجْرِيَ: benim ecrim
| إِلَّا: yalnızca
| عَلَى: aittir
| اللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve değilim
| أَنَا: ben
| بِطَارِدِ: kovacak
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: iman eden(leri)
| إِنَّهُمْ: şüphesiz onlar
| مُلَاقُو: kavuşacaklardır
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| وَلَٰكِنِّي: ancak ben
| أَرَاكُمْ: sizi görüyorum
| قَوْمًا: bir topluluk olarak
| تَجْهَلُونَ: cahillik eden
| (11:29)|ويَا: ve EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| مَنْ: kim
| يَنْصُرُنِي: bana yardımcı olabilir
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| إِنْ: eğer
| طَرَدْتُهُمْ: onları kovsam
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (11:30)

| قَوْمِ: kavmim
| مَنْ: kim
| يَنْصُرُنِي: bana yardımcı olabilir
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| إِنْ: eğer
| طَرَدْتُهُمْ: onları kovsam
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (11:30)|وَلَا:
| أَقُولُ: ben demiyorum
| لَكُمْ: size
| عِنْدِي: benim yanımdadır
| خَزَائِنُ: hazineleri
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَا: ve
| أَعْلَمُ: bilmiyorum
| الْغَيْبَ: gaybı
| وَلَا: ve
| أَقُولُ: demiyorum
| إِنِّي: şüphesiz ben
| مَلَكٌ: meleğim (diye)
| وَلَا: ve
| أَقُولُ: diyemem
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| تَزْدَرِي: küçük gördükleri
| أَعْيُنُكُمْ: gözlerinizin
| لَنْ:
| يُؤْتِيَهُمُ: onlara vermeyecektir
| اللَّهُ: Allah
| خَيْرًا: bir hayır
| اللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: olanı
| فِي: içlerinde
| أَنْفُسِهِمْ: onların kendi
| إِنِّي: ben gerçekten
| إِذًا: o zaman
| لَمِنَ: kimselerden olurum
| الظَّالِمِينَ: zulmeden
| (11:31)

| أَقُولُ: ben demiyorum
| لَكُمْ: size
| عِنْدِي: benim yanımdadır
| خَزَائِنُ: hazineleri
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَا: ve
| أَعْلَمُ: bilmiyorum
| الْغَيْبَ: gaybı
| وَلَا: ve
| أَقُولُ: demiyorum
| إِنِّي: şüphesiz ben
| مَلَكٌ: meleğim (diye)
| وَلَا: ve
| أَقُولُ: diyemem
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| تَزْدَرِي: küçük gördükleri
| أَعْيُنُكُمْ: gözlerinizin
| لَنْ:
| يُؤْتِيَهُمُ: onlara vermeyecektir
| اللَّهُ: Allah
| خَيْرًا: bir hayır
| اللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: olanı
| فِي: içlerinde
| أَنْفُسِهِمْ: onların kendi
| إِنِّي: ben gerçekten
| إِذًا: o zaman
| لَمِنَ: kimselerden olurum
| الظَّالِمِينَ: zulmeden
| (11:31)|قَالُوا: dediler ki
| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| قَدْ: muhakkak
| جَادَلْتَنَا: bizimle tartıştın
| فَأَكْثَرْتَ: çok ileri gittin
| جِدَالَنَا: bizimle tartışmanda
| فَأْتِنَا: getir bakalım
| بِمَا: şeyi
| تَعِدُنَا: bize vaadettiğin
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -den
| الصَّادِقِينَ: doğru sözlüler-
| (11:32)

| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| قَدْ: muhakkak
| جَادَلْتَنَا: bizimle tartıştın
| فَأَكْثَرْتَ: çok ileri gittin
| جِدَالَنَا: bizimle tartışmanda
| فَأْتِنَا: getir bakalım
| بِمَا: şeyi
| تَعِدُنَا: bize vaadettiğin
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -den
| الصَّادِقِينَ: doğru sözlüler-
| (11:32)|قَالَ: (Nuh) dedi
| إِنَّمَا: ancak
| يَأْتِيكُمْ: size getirir
| بِهِ: onu
| اللَّهُ: Allah
| إِنْ: eğer
| شَاءَ: dilerse
| وَمَا: ve değilsiniz
| أَنْتُمْ: siz
| بِمُعْجِزِينَ: O'nu aciz bırakacak
| (11:33)

| إِنَّمَا: ancak
| يَأْتِيكُمْ: size getirir
| بِهِ: onu
| اللَّهُ: Allah
| إِنْ: eğer
| شَاءَ: dilerse
| وَمَا: ve değilsiniz
| أَنْتُمْ: siz
| بِمُعْجِزِينَ: O'nu aciz bırakacak
| (11:33)|وَلَا: ve
| يَنْفَعُكُمْ: size yarar vermez
| نُصْحِي: öğüdüm
| إِنْ: eğer
| أَرَدْتُ: istesem de
| أَنْ:
| أَنْصَحَ: öğüt vermek
| لَكُمْ: size
| إِنْ: eğer
| كَانَ:
| اللَّهُ: Allah
| يُرِيدُ: dilerse
| أَنْ:
| يُغْوِيَكُمْ: sizi azgınlığa düşürmeyi
| هُوَ: O
| رَبُّكُمْ: sizin Rabbinizdir
| وَإِلَيْهِ: ve O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz
| (11:34)

| يَنْفَعُكُمْ: size yarar vermez
| نُصْحِي: öğüdüm
| إِنْ: eğer
| أَرَدْتُ: istesem de
| أَنْ:
| أَنْصَحَ: öğüt vermek
| لَكُمْ: size
| إِنْ: eğer
| كَانَ:
| اللَّهُ: Allah
| يُرِيدُ: dilerse
| أَنْ:
| يُغْوِيَكُمْ: sizi azgınlığa düşürmeyi
| هُوَ: O
| رَبُّكُمْ: sizin Rabbinizdir
| وَإِلَيْهِ: ve O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz
| (11:34)|أَمْ: yoksa
| يَقُولُونَ: diyorlar (mı?)
| افْتَرَاهُ: onu uydurdu
| قُلْ: de ki
| إِنِ: eğer
| افْتَرَيْتُهُ: onu ben uydurduysam
| فَعَلَيَّ: benim üzerimedir
| إِجْرَامِي: suçum
| وَأَنَا: ancak ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: -dan
| تُجْرِمُونَ: sizin suçlarınız-
| (11:35)

| يَقُولُونَ: diyorlar (mı?)
| افْتَرَاهُ: onu uydurdu
| قُلْ: de ki
| إِنِ: eğer
| افْتَرَيْتُهُ: onu ben uydurduysam
| فَعَلَيَّ: benim üzerimedir
| إِجْرَامِي: suçum
| وَأَنَا: ancak ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: -dan
| تُجْرِمُونَ: sizin suçlarınız-
| (11:35)|وَأُوحِيَ: vahyolundu
| إِلَىٰ:
| نُوحٍ: Nuh'a
| أَنَّهُ: gerçekten
| لَنْ:
| يُؤْمِنَ: kimse iman etmeyecek
| مِنْ: -den
| قَوْمِكَ: kavmin-
| إِلَّا: dışında
| مَنْ: kimselerin
| قَدْ: (şimdiye kadar)
| امَنَ: iman eden
| فَلَا:
| تَبْتَئِسْ: üzülme
| بِمَا: dolayı
| كَانُوا:
| يَفْعَلُونَ: onların yaptıklarından
| (11:36)

| إِلَىٰ:
| نُوحٍ: Nuh'a
| أَنَّهُ: gerçekten
| لَنْ:
| يُؤْمِنَ: kimse iman etmeyecek
| مِنْ: -den
| قَوْمِكَ: kavmin-
| إِلَّا: dışında
| مَنْ: kimselerin
| قَدْ: (şimdiye kadar)
| امَنَ: iman eden
| فَلَا:
| تَبْتَئِسْ: üzülme
| بِمَا: dolayı
| كَانُوا:
| يَفْعَلُونَ: onların yaptıklarından
| (11:36)|وَاصْنَعِ: ve yap
| الْفُلْكَ: gemiyi
| بِأَعْيُنِنَا: bizim gözetimimiz altında
| وَوَحْيِنَا: ve vahyimizle
| وَلَا:
| تُخَاطِبْنِي: bana hitap (dua) etme
| فِي: hakkında
| الَّذِينَ: kimseler
| ظَلَمُوا: zulmeden(ler)
| إِنَّهُمْ: onlar
| مُغْرَقُونَ: suda boğulacaklardır
| (11:37)

| الْفُلْكَ: gemiyi
| بِأَعْيُنِنَا: bizim gözetimimiz altında
| وَوَحْيِنَا: ve vahyimizle
| وَلَا:
| تُخَاطِبْنِي: bana hitap (dua) etme
| فِي: hakkında
| الَّذِينَ: kimseler
| ظَلَمُوا: zulmeden(ler)
| إِنَّهُمْ: onlar
| مُغْرَقُونَ: suda boğulacaklardır
| (11:37)|وَيَصْنَعُ: ve yapıyordu
| الْفُلْكَ: gemiyi
| وَكُلَّمَا: ve ne zaman
| مَرَّ: yanından geçse
| عَلَيْهِ: onun
| مَلَأٌ: ileri gelenler
| مِنْ: -den
| قَوْمِهِ: kavmin-
| سَخِرُوا: alay ediyorlardı
| مِنْهُ: onunla
| قَالَ: dedi ki
| إِنْ: eğer
| تَسْخَرُوا: alay ederseniz
| مِنَّا: bizimle
| فَإِنَّا: muhakkak biz de
| نَسْخَرُ: alay edeceğiz
| مِنْكُمْ: sizinle
| كَمَا: gibi
| تَسْخَرُونَ: sizin alay ettiğiniz
| (11:38)

| الْفُلْكَ: gemiyi
| وَكُلَّمَا: ve ne zaman
| مَرَّ: yanından geçse
| عَلَيْهِ: onun
| مَلَأٌ: ileri gelenler
| مِنْ: -den
| قَوْمِهِ: kavmin-
| سَخِرُوا: alay ediyorlardı
| مِنْهُ: onunla
| قَالَ: dedi ki
| إِنْ: eğer
| تَسْخَرُوا: alay ederseniz
| مِنَّا: bizimle
| فَإِنَّا: muhakkak biz de
| نَسْخَرُ: alay edeceğiz
| مِنْكُمْ: sizinle
| كَمَا: gibi
| تَسْخَرُونَ: sizin alay ettiğiniz
| (11:38)|فَسَوْفَ: yakında
| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| مَنْ: kime
| يَأْتِيهِ: geleceğini
| عَذَابٌ: azabın
| يُخْزِيهِ: rezil edici
| وَيَحِلُّ: ve ineceğini
| عَلَيْهِ: başına
| عَذَابٌ: azabın
| مُقِيمٌ: kalıcı
| (11:39)

| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| مَنْ: kime
| يَأْتِيهِ: geleceğini
| عَذَابٌ: azabın
| يُخْزِيهِ: rezil edici
| وَيَحِلُّ: ve ineceğini
| عَلَيْهِ: başına
| عَذَابٌ: azabın
| مُقِيمٌ: kalıcı
| (11:39)|حَتَّىٰ: sonunda
| إِذَا: zaman
| جَاءَ: geldiği
| أَمْرُنَا: emrimiz
| وَفَارَ: ve kaynadığında
| التَّنُّورُ: tandır
| قُلْنَا: dedik ki
| احْمِلْ: bindir
| فِيهَا: ona
| مِنْ:
| كُلٍّ: her şeyden
| زَوْجَيْنِ: çifti
| اثْنَيْنِ: ikişer
| وَأَهْلَكَ: ve aileni
| إِلَّا: dışındaki
| مَنْ: olanlar
| سَبَقَ: önceden
| عَلَيْهِ: aleyhlerine
| الْقَوْلُ: hüküm verilmiş
| وَمَنْ: ve
| امَنَ: iman edenleri
| وَمَا: ve
| امَنَ: zaten iman etmemişti
| مَعَهُ: onunla beraber
| إِلَّا: dışında
| قَلِيلٌ: çok az kimse
| (11:40)

| إِذَا: zaman
| جَاءَ: geldiği
| أَمْرُنَا: emrimiz
| وَفَارَ: ve kaynadığında
| التَّنُّورُ: tandır
| قُلْنَا: dedik ki
| احْمِلْ: bindir
| فِيهَا: ona
| مِنْ:
| كُلٍّ: her şeyden
| زَوْجَيْنِ: çifti
| اثْنَيْنِ: ikişer
| وَأَهْلَكَ: ve aileni
| إِلَّا: dışındaki
| مَنْ: olanlar
| سَبَقَ: önceden
| عَلَيْهِ: aleyhlerine
| الْقَوْلُ: hüküm verilmiş
| وَمَنْ: ve
| امَنَ: iman edenleri
| وَمَا: ve
| امَنَ: zaten iman etmemişti
| مَعَهُ: onunla beraber
| إِلَّا: dışında
| قَلِيلٌ: çok az kimse
| (11:40)|وَقَالَ: ve dedi ki
| ارْكَبُوا: haydi binin
| فِيهَا: ona
| بِسْمِ: adıyladır
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَجْرَاهَا: yüzmesi de
| وَمُرْسَاهَا: ve durması da
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبِّي: Rabbim
| لَغَفُورٌ: bağışlayıcıdır
| رَحِيمٌ: rahmet edicidir
| (11:41)

| ارْكَبُوا: haydi binin
| فِيهَا: ona
| بِسْمِ: adıyladır
| اللَّهِ: Allah'ın
| مَجْرَاهَا: yüzmesi de
| وَمُرْسَاهَا: ve durması da
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبِّي: Rabbim
| لَغَفُورٌ: bağışlayıcıdır
| رَحِيمٌ: rahmet edicidir
| (11:41)|وَهِيَ: (Gemi)
| تَجْرِي: geçirirken
| بِهِمْ: onları
| فِي: içinden
| مَوْجٍ: dalgaların
| كَالْجِبَالِ: dağlar gibi
| وَنَادَىٰ: ve seslendi
| نُوحٌ: Nuh
| ابْنَهُ: oğluna
| وَكَانَ: ve o (idi)
| فِي:
| مَعْزِلٍ: bir kenarda
| يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| ارْكَبْ: gel bin
| مَعَنَا: bizimle birlikte
| وَلَا: ve-
| تَكُنْ: olma
| مَعَ: beraber
| الْكَافِرِينَ: kâfirlerle
| (11:42)

| تَجْرِي: geçirirken
| بِهِمْ: onları
| فِي: içinden
| مَوْجٍ: dalgaların
| كَالْجِبَالِ: dağlar gibi
| وَنَادَىٰ: ve seslendi
| نُوحٌ: Nuh
| ابْنَهُ: oğluna
| وَكَانَ: ve o (idi)
| فِي:
| مَعْزِلٍ: bir kenarda
| يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| ارْكَبْ: gel bin
| مَعَنَا: bizimle birlikte
| وَلَا: ve-
| تَكُنْ: olma
| مَعَ: beraber
| الْكَافِرِينَ: kâfirlerle
| (11:42)|قَالَ: (O) dedi ki
| سَاوِي: sığınacağım
| إِلَىٰ:
| جَبَلٍ: bir dağa
| يَعْصِمُنِي: o beni korur
| مِنَ: -dan
| الْمَاءِ: su-
| قَالَ: dedi ki
| لَا: yoktur
| عَاصِمَ: kurtulacak
| الْيَوْمَ: bugün
| مِنْ: -nden
| أَمْرِ: emri-
| اللَّهِ: Allah'ın
| إِلَّا: dışında
| مَنْ: kimselerin
| رَحِمَ: merhanet ettiği
| وَحَالَ: bu sırada girdi
| بَيْنَهُمَا: aralarına
| الْمَوْجُ: bir dalga
| فَكَانَ: ve o da oldu
| مِنَ: -dan
| الْمُغْرَقِينَ: boğulanlar-
| (11:43)

| سَاوِي: sığınacağım
| إِلَىٰ:
| جَبَلٍ: bir dağa
| يَعْصِمُنِي: o beni korur
| مِنَ: -dan
| الْمَاءِ: su-
| قَالَ: dedi ki
| لَا: yoktur
| عَاصِمَ: kurtulacak
| الْيَوْمَ: bugün
| مِنْ: -nden
| أَمْرِ: emri-
| اللَّهِ: Allah'ın
| إِلَّا: dışında
| مَنْ: kimselerin
| رَحِمَ: merhanet ettiği
| وَحَالَ: bu sırada girdi
| بَيْنَهُمَا: aralarına
| الْمَوْجُ: bir dalga
| فَكَانَ: ve o da oldu
| مِنَ: -dan
| الْمُغْرَقِينَ: boğulanlar-
| (11:43)|وَقِيلَ: ve denildi
| يَا: EY/HEY/AH
| أَرْضُ: yer
| ابْلَعِي: çek
| مَاءَكِ: suyunu
| ويَا: ve EY/HEY/AH
| سَمَاءُ: gök
| أَقْلِعِي: sen de tut
| وَغِيضَ: ve çekildi
| الْمَاءُ: su
| وَقُضِيَ: ve bitirildi
| الْأَمْرُ: iş
| وَاسْتَوَتْ: ve oturdu
| عَلَى: üzerine
| الْجُودِيِّ: Cudi'nin
| وَقِيلَ: ve denildi
| بُعْدًا: yok olsun
| لِلْقَوْمِ: topluluğu
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (11:44)

| يَا: EY/HEY/AH
| أَرْضُ: yer
| ابْلَعِي: çek
| مَاءَكِ: suyunu
| ويَا: ve EY/HEY/AH
| سَمَاءُ: gök
| أَقْلِعِي: sen de tut
| وَغِيضَ: ve çekildi
| الْمَاءُ: su
| وَقُضِيَ: ve bitirildi
| الْأَمْرُ: iş
| وَاسْتَوَتْ: ve oturdu
| عَلَى: üzerine
| الْجُودِيِّ: Cudi'nin
| وَقِيلَ: ve denildi
| بُعْدًا: yok olsun
| لِلْقَوْمِ: topluluğu
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (11:44)|وَنَادَىٰ: ve seslendi
| نُوحٌ: Nuh
| رَبَّهُ: Rabbine
| فَقَالَ: ve dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| إِنَّ: şüphesiz
| ابْنِي: oğlum
| مِنْ:
| أَهْلِي: benim ailemdendir
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| وَعْدَكَ: senin vaadin
| الْحَقُّ: haktır
| وَأَنْتَ: ve sen
| أَحْكَمُ: en iyi hükmedenisin
| الْحَاكِمِينَ: hükmedenlerin
| (11:45)

| نُوحٌ: Nuh
| رَبَّهُ: Rabbine
| فَقَالَ: ve dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| إِنَّ: şüphesiz
| ابْنِي: oğlum
| مِنْ:
| أَهْلِي: benim ailemdendir
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| وَعْدَكَ: senin vaadin
| الْحَقُّ: haktır
| وَأَنْتَ: ve sen
| أَحْكَمُ: en iyi hükmedenisin
| الْحَاكِمِينَ: hükmedenlerin
| (11:45)|قَالَ: (Allah) dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| إِنَّهُ: şüphesiz o
| لَيْسَ: değildir
| مِنْ: -den
| أَهْلِكَ: senin ailen-
| إِنَّهُ: elbette o
| عَمَلٌ: bir iş yapmıştı
| غَيْرُ: olmayan
| صَالِحٍ: iyi
| فَلَا:
| تَسْأَلْنِ: benden isteme
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| لَكَ: senin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgin
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعِظُكَ: seni sakındırıyorum
| أَنْ:
| تَكُونَ: olmanı
| مِنَ: -den
| الْجَاهِلِينَ: bilgisizler-
| (11:46)

| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| إِنَّهُ: şüphesiz o
| لَيْسَ: değildir
| مِنْ: -den
| أَهْلِكَ: senin ailen-
| إِنَّهُ: elbette o
| عَمَلٌ: bir iş yapmıştı
| غَيْرُ: olmayan
| صَالِحٍ: iyi
| فَلَا:
| تَسْأَلْنِ: benden isteme
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| لَكَ: senin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgin
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعِظُكَ: seni sakındırıyorum
| أَنْ:
| تَكُونَ: olmanı
| مِنَ: -den
| الْجَاهِلِينَ: bilgisizler-
| (11:46)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: muhakkak ben
| أَعُوذُ: sığınırım
| بِكَ: sana
| أَنْ:
| أَسْأَلَكَ: senden istemekten
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| لِي: benim
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgim
| وَإِلَّا: eğer
| تَغْفِرْ: bağışlamazsan
| لِي: beni
| وَتَرْحَمْنِي: ve bana rahmet etmezsen
| أَكُنْ: olurum
| مِنَ: -dan
| الْخَاسِرِينَ: hüsrana uğrayanlar-
| (11:47)

| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: muhakkak ben
| أَعُوذُ: sığınırım
| بِكَ: sana
| أَنْ:
| أَسْأَلَكَ: senden istemekten
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: olmayan
| لِي: benim
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgim
| وَإِلَّا: eğer
| تَغْفِرْ: bağışlamazsan
| لِي: beni
| وَتَرْحَمْنِي: ve bana rahmet etmezsen
| أَكُنْ: olurum
| مِنَ: -dan
| الْخَاسِرِينَ: hüsrana uğrayanlar-
| (11:47)|قِيلَ: denildi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| اهْبِطْ: in
| بِسَلَامٍ: selam ile
| مِنَّا: bizden
| وَبَرَكَاتٍ: ve bereketlerle
| عَلَيْكَ: sana
| وَعَلَىٰ: ve üzerine
| أُمَمٍ: ümmetler
| مِمَّنْ: olanlardan
| مَعَكَ: seninle birlikte
| وَأُمَمٌ: ve (bazı) ümmetlere
| سَنُمَتِّعُهُمْ: geçimlik vereceğiz
| ثُمَّ: sonra
| يَمَسُّهُمْ: onlara dokunacaktır
| مِنَّا: bizden
| عَذَابٌ: bir azap
| أَلِيمٌ: acıklı
| (11:48)

| يَا: EY/HEY/AH
| نُوحُ: Nuh
| اهْبِطْ: in
| بِسَلَامٍ: selam ile
| مِنَّا: bizden
| وَبَرَكَاتٍ: ve bereketlerle
| عَلَيْكَ: sana
| وَعَلَىٰ: ve üzerine
| أُمَمٍ: ümmetler
| مِمَّنْ: olanlardan
| مَعَكَ: seninle birlikte
| وَأُمَمٌ: ve (bazı) ümmetlere
| سَنُمَتِّعُهُمْ: geçimlik vereceğiz
| ثُمَّ: sonra
| يَمَسُّهُمْ: onlara dokunacaktır
| مِنَّا: bizden
| عَذَابٌ: bir azap
| أَلِيمٌ: acıklı
| (11:48)|تِلْكَ: bunlar
| مِنْ:
| أَنْبَاءِ: haberlerindendir
| الْغَيْبِ: gayb
| نُوحِيهَا: vahyettiğimiz
| إِلَيْكَ: sana
| مَا: değildin
| كُنْتَ: sen
| تَعْلَمُهَا: onu biliyor
| أَنْتَ: (ne) sen
| وَلَا: ve ne de
| قَوْمُكَ: senin kavmin
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| هَٰذَا: bundan
| فَاصْبِرْ: sabret
| إِنَّ: şüphesiz
| الْعَاقِبَةَ: sonuç
| لِلْمُتَّقِينَ: takva sahiplerinindir
| (11:49)

| مِنْ:
| أَنْبَاءِ: haberlerindendir
| الْغَيْبِ: gayb
| نُوحِيهَا: vahyettiğimiz
| إِلَيْكَ: sana
| مَا: değildin
| كُنْتَ: sen
| تَعْلَمُهَا: onu biliyor
| أَنْتَ: (ne) sen
| وَلَا: ve ne de
| قَوْمُكَ: senin kavmin
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| هَٰذَا: bundan
| فَاصْبِرْ: sabret
| إِنَّ: şüphesiz
| الْعَاقِبَةَ: sonuç
| لِلْمُتَّقِينَ: takva sahiplerinindir
| (11:49)|وَإِلَىٰ: ve (kavmin)e
| عَادٍ: Ad
| أَخَاهُمْ: kardeşleri
| هُودًا: Hud'u (gönderdik)
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| مَا: yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiç bir
| إِلَٰهٍ: ilah
| غَيْرُهُ: O'ndan başka
| إِنْ:
| أَنْتُمْ: siz
| إِلَّا: ancak
| مُفْتَرُونَ: yalan uyduranlarsınız
| (11:50)

| عَادٍ: Ad
| أَخَاهُمْ: kardeşleri
| هُودًا: Hud'u (gönderdik)
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| مَا: yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiç bir
| إِلَٰهٍ: ilah
| غَيْرُهُ: O'ndan başka
| إِنْ:
| أَنْتُمْ: siz
| إِلَّا: ancak
| مُفْتَرُونَ: yalan uyduranlarsınız
| (11:50)