10Yûnus Suresi
Kuran Sırası: 10
İniş Sırası: 51
Kırık Meal (Arapça) Meali
|الر: Elif Lâm Râ
| تِلْكَ: bunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْكِتَابِ: Kitab'ın
| الْحَكِيمِ: hikmetli
| (10:1)

| تِلْكَ: bunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْكِتَابِ: Kitab'ın
| الْحَكِيمِ: hikmetli
| (10:1)|أَكَانَ: mı geldi?
| لِلنَّاسِ: insanlara
| عَجَبًا: tuhaf
| أَنْ:
| أَوْحَيْنَا: vahyetmemiz
| إِلَىٰ:
| رَجُلٍ: bir adama
| مِنْهُمْ: içlerinden
| أَنْ: diye
| أَنْذِرِ: uyarsın
| النَّاسَ: insanları
| وَبَشِّرِ: ve müjdelesin
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: iman edenlere
| أَنَّ: (ki) şüphesiz
| لَهُمْ: onlar için vardır
| قَدَمَ: makamı
| صِدْقٍ: doğruluk
| عِنْدَ: katında
| رَبِّهِمْ: Rableri
| قَالَ: dediler ki
| الْكَافِرُونَ: kâfirler
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَسَاحِرٌ: bir büyücüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (10:2)

| لِلنَّاسِ: insanlara
| عَجَبًا: tuhaf
| أَنْ:
| أَوْحَيْنَا: vahyetmemiz
| إِلَىٰ:
| رَجُلٍ: bir adama
| مِنْهُمْ: içlerinden
| أَنْ: diye
| أَنْذِرِ: uyarsın
| النَّاسَ: insanları
| وَبَشِّرِ: ve müjdelesin
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: iman edenlere
| أَنَّ: (ki) şüphesiz
| لَهُمْ: onlar için vardır
| قَدَمَ: makamı
| صِدْقٍ: doğruluk
| عِنْدَ: katında
| رَبِّهِمْ: Rableri
| قَالَ: dediler ki
| الْكَافِرُونَ: kâfirler
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَسَاحِرٌ: bir büyücüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (10:2)|إِنَّ: şüphesiz
| رَبَّكُمُ: sizin Rabbiniz
| اللَّهُ: Allah'tır
| الَّذِي: ki
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| فِي:
| سِتَّةِ: altı
| أَيَّامٍ: günde
| ثُمَّ: sonra
| اسْتَوَىٰ: kuşattı
| عَلَى:
| الْعَرْشِ: Arş'ı
| يُدَبِّرُ: düzene koydu
| الْأَمْرَ: işleri
| مَا: yoktur
| مِنْ: kimse
| شَفِيعٍ: şefaat edecek
| إِلَّا: dışında
| مِنْ:
| بَعْدِ:
| إِذْنِهِ: O'nun izni
| ذَٰلِكُمُ: işte budur
| اللَّهُ: Allah
| رَبُّكُمْ: Rabbiniz olan
| فَاعْبُدُوهُ: O'na kulluk edin
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: Düşünüp öğüt almaz mısınız?
| (10:3)

| رَبَّكُمُ: sizin Rabbiniz
| اللَّهُ: Allah'tır
| الَّذِي: ki
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| فِي:
| سِتَّةِ: altı
| أَيَّامٍ: günde
| ثُمَّ: sonra
| اسْتَوَىٰ: kuşattı
| عَلَى:
| الْعَرْشِ: Arş'ı
| يُدَبِّرُ: düzene koydu
| الْأَمْرَ: işleri
| مَا: yoktur
| مِنْ: kimse
| شَفِيعٍ: şefaat edecek
| إِلَّا: dışında
| مِنْ:
| بَعْدِ:
| إِذْنِهِ: O'nun izni
| ذَٰلِكُمُ: işte budur
| اللَّهُ: Allah
| رَبُّكُمْ: Rabbiniz olan
| فَاعْبُدُوهُ: O'na kulluk edin
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: Düşünüp öğüt almaz mısınız?
| (10:3)|إِلَيْهِ: O'nadır
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşü
| جَمِيعًا: hepinizin
| وَعْدَ: vaadi
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقًّا: gerçektir
| إِنَّهُ: O'dur
| يَبْدَأُ: ilk kez başlatan
| الْخَلْقَ: yaratmayı
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: onu tekrarlayan
| لِيَجْزِيَ: karşılıklarını vermek üzere
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: iman eden(lere)
| وَعَمِلُوا: ve ameller işleyen(lere)
| الصَّالِحَاتِ: salih
| بِالْقِسْطِ: adaletli bir şekilde
| وَالَّذِينَ: ve kiimselere
| كَفَرُوا: inkâr eden(lere)
| لَهُمْ: vardır
| شَرَابٌ: bir içecek
| مِنْ: -dan
| حَمِيمٍ: kaynar su-
| وَعَذَابٌ: ve bir azap
| أَلِيمٌ: acıklı
| بِمَا: dolayı
| كَانُوا: olmalarından
| يَكْفُرُونَ: inkâr ediyor(lar)
| (10:4)

| مَرْجِعُكُمْ: dönüşü
| جَمِيعًا: hepinizin
| وَعْدَ: vaadi
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقًّا: gerçektir
| إِنَّهُ: O'dur
| يَبْدَأُ: ilk kez başlatan
| الْخَلْقَ: yaratmayı
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: onu tekrarlayan
| لِيَجْزِيَ: karşılıklarını vermek üzere
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: iman eden(lere)
| وَعَمِلُوا: ve ameller işleyen(lere)
| الصَّالِحَاتِ: salih
| بِالْقِسْطِ: adaletli bir şekilde
| وَالَّذِينَ: ve kiimselere
| كَفَرُوا: inkâr eden(lere)
| لَهُمْ: vardır
| شَرَابٌ: bir içecek
| مِنْ: -dan
| حَمِيمٍ: kaynar su-
| وَعَذَابٌ: ve bir azap
| أَلِيمٌ: acıklı
| بِمَا: dolayı
| كَانُوا: olmalarından
| يَكْفُرُونَ: inkâr ediyor(lar)
| (10:4)|هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| جَعَلَ: yapan
| الشَّمْسَ: güneşi
| ضِيَاءً: bir ışık
| وَالْقَمَرَ: ve ayı
| نُورًا: bir nur
| وَقَدَّرَهُ: ve düzenleyen
| مَنَازِلَ: belli menzillere göre
| لِتَعْلَمُوا: bilmeniz için
| عَدَدَ: sayısını
| السِّنِينَ: yılların
| وَالْحِسَابَ: ve hesabını
| مَا:
| خَلَقَ: yaratmamıştır
| اللَّهُ: Allah
| ذَٰلِكَ: bütün bunları
| إِلَّا: dışında
| بِالْحَقِّ: hak olmak
| يُفَصِّلُ: etraflıca açıklıyor
| الْايَاتِ: ayetlerini
| لِقَوْمٍ: bir topluluk için
| يَعْلَمُونَ: bilen
| (10:5)

| الَّذِي:
| جَعَلَ: yapan
| الشَّمْسَ: güneşi
| ضِيَاءً: bir ışık
| وَالْقَمَرَ: ve ayı
| نُورًا: bir nur
| وَقَدَّرَهُ: ve düzenleyen
| مَنَازِلَ: belli menzillere göre
| لِتَعْلَمُوا: bilmeniz için
| عَدَدَ: sayısını
| السِّنِينَ: yılların
| وَالْحِسَابَ: ve hesabını
| مَا:
| خَلَقَ: yaratmamıştır
| اللَّهُ: Allah
| ذَٰلِكَ: bütün bunları
| إِلَّا: dışında
| بِالْحَقِّ: hak olmak
| يُفَصِّلُ: etraflıca açıklıyor
| الْايَاتِ: ayetlerini
| لِقَوْمٍ: bir topluluk için
| يَعْلَمُونَ: bilen
| (10:5)|إِنَّ: şüphesiz
| فِي:
| اخْتِلَافِ: ardarda gelmesinde
| اللَّيْلِ: gece
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzün
| وَمَا:
| خَلَقَ: yarattıklarında
| اللَّهُ: Allah'ın
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| لَايَاتٍ: ayetler vardır
| لِقَوْمٍ: bir topluluk için
| يَتَّقُونَ: sakınan
| (10:6)

| فِي:
| اخْتِلَافِ: ardarda gelmesinde
| اللَّيْلِ: gece
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzün
| وَمَا:
| خَلَقَ: yarattıklarında
| اللَّهُ: Allah'ın
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| لَايَاتٍ: ayetler vardır
| لِقَوْمٍ: bir topluluk için
| يَتَّقُونَ: sakınan
| (10:6)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayan(lar)
| لِقَاءَنَا: bize kavuşmayı
| وَرَضُوا: ve razı olan(lar)
| بِالْحَيَاةِ: hayatına
| الدُّنْيَا: dünya
| وَاطْمَأَنُّوا: ve gönüllerini kaptıran(lar)
| بِهَا: ona
| وَالَّذِينَ: ve olanlar
| هُمْ: onlar
| عَنْ: -den
| ايَاتِنَا: bizim ayetlerimiz-
| غَافِلُونَ: gafil(ler)
| (10:7)

| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayan(lar)
| لِقَاءَنَا: bize kavuşmayı
| وَرَضُوا: ve razı olan(lar)
| بِالْحَيَاةِ: hayatına
| الدُّنْيَا: dünya
| وَاطْمَأَنُّوا: ve gönüllerini kaptıran(lar)
| بِهَا: ona
| وَالَّذِينَ: ve olanlar
| هُمْ: onlar
| عَنْ: -den
| ايَاتِنَا: bizim ayetlerimiz-
| غَافِلُونَ: gafil(ler)
| (10:7)|أُولَٰئِكَ: işte bunların
| مَأْوَاهُمُ: varacakları yer
| النَّارُ: cehennemdir
| بِمَا: karşılık
| كَانُوا: olduklarına
| يَكْسِبُونَ: kazanıyor(lar)
| (10:8)

| مَأْوَاهُمُ: varacakları yer
| النَّارُ: cehennemdir
| بِمَا: karşılık
| كَانُوا: olduklarına
| يَكْسِبُونَ: kazanıyor(lar)
| (10:8)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: iman eden(leri)
| وَعَمِلُوا: ve ameller işleyen(leri)
| الصَّالِحَاتِ: salih
| يَهْدِيهِمْ: doğru yola iletir
| رَبُّهُمْ: Rableri
| بِإِيمَانِهِمْ: imanları dolayısıyla
| تَجْرِي: akar
| مِنْ:
| تَحْتِهِمُ: onların altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| فِي:
| جَنَّاتِ: cennetlerinde
| النَّعِيمِ: naim
| (10:9)

| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: iman eden(leri)
| وَعَمِلُوا: ve ameller işleyen(leri)
| الصَّالِحَاتِ: salih
| يَهْدِيهِمْ: doğru yola iletir
| رَبُّهُمْ: Rableri
| بِإِيمَانِهِمْ: imanları dolayısıyla
| تَجْرِي: akar
| مِنْ:
| تَحْتِهِمُ: onların altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| فِي:
| جَنَّاتِ: cennetlerinde
| النَّعِيمِ: naim
| (10:9)|دَعْوَاهُمْ: onların duaları
| فِيهَا: orada
| سُبْحَانَكَ: senin şanın pek yücedir
| اللَّهُمَّ: Ey Allah'ım
| وَتَحِيَّتُهُمْ: ve dilekleri (de)
| فِيهَا: aralarındaki
| سَلَامٌ: Selâm'dır
| وَاخِرُ: ve sonu (ise)
| دَعْوَاهُمْ: dualarının
| أَنِ:
| الْحَمْدُ: hamdolsun'dur
| لِلَّهِ: Allah'a
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (10:10)

| فِيهَا: orada
| سُبْحَانَكَ: senin şanın pek yücedir
| اللَّهُمَّ: Ey Allah'ım
| وَتَحِيَّتُهُمْ: ve dilekleri (de)
| فِيهَا: aralarındaki
| سَلَامٌ: Selâm'dır
| وَاخِرُ: ve sonu (ise)
| دَعْوَاهُمْ: dualarının
| أَنِ:
| الْحَمْدُ: hamdolsun'dur
| لِلَّهِ: Allah'a
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (10:10)|وَلَوْ: ve eğer
| يُعَجِّلُ: acele verseydi
| اللَّهُ: Allah
| لِلنَّاسِ: insanlara
| الشَّرَّ: kötülüğü
| اسْتِعْجَالَهُمْ: acele istemeleri gibi
| بِالْخَيْرِ: iyiliği
| لَقُضِيَ: hemen bitmiş olurdu
| إِلَيْهِمْ: onların
| أَجَلُهُمْ: süreleri
| فَنَذَرُ: böyle bırakırız
| الَّذِينَ: kimseleri
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayanları
| لِقَاءَنَا: bize kavuşmayı
| فِي:
| طُغْيَانِهِمْ: taşkınlıkları içinde
| يَعْمَهُونَ: bocalar bir halde
| (10:11)

| يُعَجِّلُ: acele verseydi
| اللَّهُ: Allah
| لِلنَّاسِ: insanlara
| الشَّرَّ: kötülüğü
| اسْتِعْجَالَهُمْ: acele istemeleri gibi
| بِالْخَيْرِ: iyiliği
| لَقُضِيَ: hemen bitmiş olurdu
| إِلَيْهِمْ: onların
| أَجَلُهُمْ: süreleri
| فَنَذَرُ: böyle bırakırız
| الَّذِينَ: kimseleri
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayanları
| لِقَاءَنَا: bize kavuşmayı
| فِي:
| طُغْيَانِهِمْ: taşkınlıkları içinde
| يَعْمَهُونَ: bocalar bir halde
| (10:11)|وَإِذَا: ve ne zaman ki
| مَسَّ: dokunduğunda
| الْإِنْسَانَ: insana
| الضُّرُّ: bir darlık
| دَعَانَا: bize dua eder
| لِجَنْبِهِ: yan yatarken
| أَوْ: veya
| قَاعِدًا: otururken
| أَوْ: yahut
| قَائِمًا: ayakta
| فَلَمَّا: ancak
| كَشَفْنَا: giderdiğimizde
| عَنْهُ: ondan
| ضُرَّهُ: darlığını
| مَرَّ: hareket eder
| كَأَنْ: gibi
| لَمْ:
| يَدْعُنَا: bize dua etmemiş
| إِلَىٰ:
| ضُرٍّ: darlıktan dolayı
| مَسَّهُ: kendisine dokunmuş olan
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| زُيِّنَ: süslü gösterilmiştir
| لِلْمُسْرِفِينَ: aşırıya gidenlere
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (10:12)

| مَسَّ: dokunduğunda
| الْإِنْسَانَ: insana
| الضُّرُّ: bir darlık
| دَعَانَا: bize dua eder
| لِجَنْبِهِ: yan yatarken
| أَوْ: veya
| قَاعِدًا: otururken
| أَوْ: yahut
| قَائِمًا: ayakta
| فَلَمَّا: ancak
| كَشَفْنَا: giderdiğimizde
| عَنْهُ: ondan
| ضُرَّهُ: darlığını
| مَرَّ: hareket eder
| كَأَنْ: gibi
| لَمْ:
| يَدْعُنَا: bize dua etmemiş
| إِلَىٰ:
| ضُرٍّ: darlıktan dolayı
| مَسَّهُ: kendisine dokunmuş olan
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| زُيِّنَ: süslü gösterilmiştir
| لِلْمُسْرِفِينَ: aşırıya gidenlere
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (10:12)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| أَهْلَكْنَا: helak ettik
| الْقُرُونَ: nice nesilleri
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| لَمَّا:
| ظَلَمُوا: haksızlık ettiklerinden
| وَجَاءَتْهُمْ: kendilerine geldiği halde
| رُسُلُهُمْ: peygamberleri
| بِالْبَيِّنَاتِ: apaçık delillerle
| وَمَا:
| كَانُوا:
| لِيُؤْمِنُوا: ve iman etmeyecekleri için
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: cezalandırırız
| الْقَوْمَ: topluluğunu
| الْمُجْرِمِينَ: suçlular
| (10:13)

| أَهْلَكْنَا: helak ettik
| الْقُرُونَ: nice nesilleri
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| لَمَّا:
| ظَلَمُوا: haksızlık ettiklerinden
| وَجَاءَتْهُمْ: kendilerine geldiği halde
| رُسُلُهُمْ: peygamberleri
| بِالْبَيِّنَاتِ: apaçık delillerle
| وَمَا:
| كَانُوا:
| لِيُؤْمِنُوا: ve iman etmeyecekleri için
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: cezalandırırız
| الْقَوْمَ: topluluğunu
| الْمُجْرِمِينَ: suçlular
| (10:13)|ثُمَّ: sonra
| جَعَلْنَاكُمْ: sizi kıldık
| خَلَائِفَ: halifeler
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzüne
| مِنْ:
| بَعْدِهِمْ: onların ardından
| لِنَنْظُرَ: görmek için
| كَيْفَ: neler
| تَعْمَلُونَ: yapacağınızı
| (10:14)

| جَعَلْنَاكُمْ: sizi kıldık
| خَلَائِفَ: halifeler
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzüne
| مِنْ:
| بَعْدِهِمْ: onların ardından
| لِنَنْظُرَ: görmek için
| كَيْفَ: neler
| تَعْمَلُونَ: yapacağınızı
| (10:14)|وَإِذَا: ne zaman ki
| تُتْلَىٰ: okunduğunda
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| بَيِّنَاتٍ: apaçık bir şekilde
| قَالَ: derler
| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayanlar
| لِقَاءَنَا: bize kavuşmayı
| ائْتِ: getir
| بِقُرْانٍ: bir Kur'an
| غَيْرِ: başka
| هَٰذَا: bundan
| أَوْ: veya
| بَدِّلْهُ: bunu değiştir
| قُلْ: de ki
| مَا:
| يَكُونُ: (sözkonusu) olamaz
| لِي: benim
| أَنْ:
| أُبَدِّلَهُ: onu değiştirmem
| مِنْ:
| تِلْقَاءِ: tarafımdan
| نَفْسِي: kendi
| إِنْ:
| أَتَّبِعُ: ben uyuyorum
| إِلَّا: ancak
| مَا:
| يُوحَىٰ: vahyedilene
| إِلَيَّ: bana
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkarım
| إِنْ:
| عَصَيْتُ: karşı gelirsem
| رَبِّي: Rabbime
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (10:15)

| تُتْلَىٰ: okunduğunda
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| بَيِّنَاتٍ: apaçık bir şekilde
| قَالَ: derler
| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayanlar
| لِقَاءَنَا: bize kavuşmayı
| ائْتِ: getir
| بِقُرْانٍ: bir Kur'an
| غَيْرِ: başka
| هَٰذَا: bundan
| أَوْ: veya
| بَدِّلْهُ: bunu değiştir
| قُلْ: de ki
| مَا:
| يَكُونُ: (sözkonusu) olamaz
| لِي: benim
| أَنْ:
| أُبَدِّلَهُ: onu değiştirmem
| مِنْ:
| تِلْقَاءِ: tarafımdan
| نَفْسِي: kendi
| إِنْ:
| أَتَّبِعُ: ben uyuyorum
| إِلَّا: ancak
| مَا:
| يُوحَىٰ: vahyedilene
| إِلَيَّ: bana
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkarım
| إِنْ:
| عَصَيْتُ: karşı gelirsem
| رَبِّي: Rabbime
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (10:15)|قُلْ: de ki
| لَوْ: şayet
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| مَا:
| تَلَوْتُهُ: bunu okumazdım
| عَلَيْكُمْ: size
| وَلَا:
| أَدْرَاكُمْ: ve size hiç bildirmezdi
| بِهِ: bunu
| فَقَدْ: elbette
| لَبِثْتُ: geçirdim
| فِيكُمْ: sizin aranızda
| عُمُرًا: belli bir ömür
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: daha önce
| أَفَلَا:
| تَعْقِلُونَ: hiç düşünmüyor musunuz?
| (10:16)

| لَوْ: şayet
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| مَا:
| تَلَوْتُهُ: bunu okumazdım
| عَلَيْكُمْ: size
| وَلَا:
| أَدْرَاكُمْ: ve size hiç bildirmezdi
| بِهِ: bunu
| فَقَدْ: elbette
| لَبِثْتُ: geçirdim
| فِيكُمْ: sizin aranızda
| عُمُرًا: belli bir ömür
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: daha önce
| أَفَلَا:
| تَعْقِلُونَ: hiç düşünmüyor musunuz?
| (10:16)|فَمَنْ: kim olabilir?
| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: kimseden
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalan
| أَوْ: yahut
| كَذَّبَ: yalanlayandan
| بِايَاتِهِ: O'nun ayetlerini
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَا:
| يُفْلِحُ: kurtuluşa eremezler
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (10:17)

| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: kimseden
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalan
| أَوْ: yahut
| كَذَّبَ: yalanlayandan
| بِايَاتِهِ: O'nun ayetlerini
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَا:
| يُفْلِحُ: kurtuluşa eremezler
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (10:17)|وَيَعْبُدُونَ: ve ibadet ediyorlar
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| اللَّهِ: Allah'ı
| مَا: şeylere
| لَا: hiç
| يَضُرُّهُمْ: bir zararı olmayan
| وَلَا: ve
| يَنْفَعُهُمْ: yararı olmayan
| وَيَقُولُونَ: ve diyorlar ki
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| شُفَعَاؤُنَا: bizim şefaatçilerimizdir
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| قُلْ: de ki
| أَتُنَبِّئُونَ: bildiriyor musunuz?
| اللَّهَ: Allah'a
| بِمَا: bir şeyi
| لَا:
| يَعْلَمُ: bilmediği
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَلَا: ve
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| سُبْحَانَهُ: O münezzehtir
| وَتَعَالَىٰ: ve yücedir
| عَمَّا:
| يُشْرِكُونَ: ortak koştuklarından
| (10:18)

| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| اللَّهِ: Allah'ı
| مَا: şeylere
| لَا: hiç
| يَضُرُّهُمْ: bir zararı olmayan
| وَلَا: ve
| يَنْفَعُهُمْ: yararı olmayan
| وَيَقُولُونَ: ve diyorlar ki
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| شُفَعَاؤُنَا: bizim şefaatçilerimizdir
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| قُلْ: de ki
| أَتُنَبِّئُونَ: bildiriyor musunuz?
| اللَّهَ: Allah'a
| بِمَا: bir şeyi
| لَا:
| يَعْلَمُ: bilmediği
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَلَا: ve
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| سُبْحَانَهُ: O münezzehtir
| وَتَعَالَىٰ: ve yücedir
| عَمَّا:
| يُشْرِكُونَ: ortak koştuklarından
| (10:18)|وَمَا: ve
| كَانَ: değildir
| النَّاسُ: insanlar
| إِلَّا: ancak
| أُمَّةً: bir ümmettir
| وَاحِدَةً: tek
| فَاخْتَلَفُوا: sonradan ayrılığa düştüler
| وَلَوْلَا: eğer olmasaydı
| كَلِمَةٌ: bir takdir
| سَبَقَتْ: önceden belirlenmiş
| مِنْ:
| رَبِّكَ: Rabbin tarafından
| لَقُضِيَ: kesin hüküm verilirdi
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| فِيمَا: şeylerde
| فِيهِ: onda
| يَخْتَلِفُونَ: ayrılığa düştükleri
| (10:19)

| كَانَ: değildir
| النَّاسُ: insanlar
| إِلَّا: ancak
| أُمَّةً: bir ümmettir
| وَاحِدَةً: tek
| فَاخْتَلَفُوا: sonradan ayrılığa düştüler
| وَلَوْلَا: eğer olmasaydı
| كَلِمَةٌ: bir takdir
| سَبَقَتْ: önceden belirlenmiş
| مِنْ:
| رَبِّكَ: Rabbin tarafından
| لَقُضِيَ: kesin hüküm verilirdi
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| فِيمَا: şeylerde
| فِيهِ: onda
| يَخْتَلِفُونَ: ayrılığa düştükleri
| (10:19)|وَيَقُولُونَ: ve diyorlar
| لَوْلَا: keşke
| أُنْزِلَ: indirilse
| عَلَيْهِ: ona
| ايَةٌ: bir mucize
| مِنْ:
| رَبِّهِ: Rabbinden
| فَقُلْ: de ki
| إِنَّمَا: ancak
| الْغَيْبُ: gayb
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| فَانْتَظِرُوا: bekleyin
| إِنِّي: elbette ben de
| مَعَكُمْ: sizinle birlikte
| مِنَ:
| الْمُنْتَظِرِينَ: bekleyenlerdenim
| (10:20)

| لَوْلَا: keşke
| أُنْزِلَ: indirilse
| عَلَيْهِ: ona
| ايَةٌ: bir mucize
| مِنْ:
| رَبِّهِ: Rabbinden
| فَقُلْ: de ki
| إِنَّمَا: ancak
| الْغَيْبُ: gayb
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| فَانْتَظِرُوا: bekleyin
| إِنِّي: elbette ben de
| مَعَكُمْ: sizinle birlikte
| مِنَ:
| الْمُنْتَظِرِينَ: bekleyenlerdenim
| (10:20)|وَإِذَا: ve zaman
| أَذَقْنَا: tattırdığımız
| النَّاسَ: insanlara
| رَحْمَةً: genişlik
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| ضَرَّاءَ: bir darlıktan
| مَسَّتْهُمْ: kendilerine dokunan
| إِذَا: hemen
| لَهُمْ: onların vardır
| مَكْرٌ: hileleri
| فِي: hakkında
| ايَاتِنَا: ayetlerimiz
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| أَسْرَعُ: daha hızlıdır
| مَكْرًا: düzen kurmada
| إِنَّ: şüphesiz
| رُسُلَنَا: elçilerimiz
| يَكْتُبُونَ: yazmaktadırlar
| مَا:
| تَمْكُرُونَ: sizin hilelerinizi
| (10:21)

| أَذَقْنَا: tattırdığımız
| النَّاسَ: insanlara
| رَحْمَةً: genişlik
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| ضَرَّاءَ: bir darlıktan
| مَسَّتْهُمْ: kendilerine dokunan
| إِذَا: hemen
| لَهُمْ: onların vardır
| مَكْرٌ: hileleri
| فِي: hakkında
| ايَاتِنَا: ayetlerimiz
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| أَسْرَعُ: daha hızlıdır
| مَكْرًا: düzen kurmada
| إِنَّ: şüphesiz
| رُسُلَنَا: elçilerimiz
| يَكْتُبُونَ: yazmaktadırlar
| مَا:
| تَمْكُرُونَ: sizin hilelerinizi
| (10:21)|هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| يُسَيِّرُكُمْ: sizi gezdiren
| فِي:
| الْبَرِّ: karada
| وَالْبَحْرِ: ve denizde
| حَتَّىٰ: hatta
| إِذَا: zaman
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| فِي:
| الْفُلْكِ: gemide
| وَجَرَيْنَ: ve yürüttüğü (zaman)
| بِهِمْ: bununla
| بِرِيحٍ: bir rüzgârın
| طَيِّبَةٍ: tatlı
| وَفَرِحُوا: ve neşelendikleri sırada
| بِهَا: onların bununla
| جَاءَتْهَا: birden çıkıp
| رِيحٌ: bir fırtına
| عَاصِفٌ: sert
| وَجَاءَهُمُ: ve geldiğinde
| الْمَوْجُ: dalgalar
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| مَكَانٍ: yönden
| وَظَنُّوا: ve kanaat getirdiklerinde
| أَنَّهُمْ: muhakkak onlar
| أُحِيطَ: kuşatıldıklarına
| بِهِمْ: kendilerinin
| دَعَوُا: dua etmeye başlarlar
| اللَّهَ: Allah'a
| مُخْلِصِينَ: has kılarak
| لَهُ: O'na
| الدِّينَ: dini
| لَئِنْ: eğer
| أَنْجَيْتَنَا: bizi kurtarırsan
| مِنْ:
| هَٰذِهِ: bundan
| لَنَكُونَنَّ: elbette olacağız
| مِنَ: -den
| الشَّاكِرِينَ: şükredenler-
| (10:22)

| الَّذِي:
| يُسَيِّرُكُمْ: sizi gezdiren
| فِي:
| الْبَرِّ: karada
| وَالْبَحْرِ: ve denizde
| حَتَّىٰ: hatta
| إِذَا: zaman
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| فِي:
| الْفُلْكِ: gemide
| وَجَرَيْنَ: ve yürüttüğü (zaman)
| بِهِمْ: bununla
| بِرِيحٍ: bir rüzgârın
| طَيِّبَةٍ: tatlı
| وَفَرِحُوا: ve neşelendikleri sırada
| بِهَا: onların bununla
| جَاءَتْهَا: birden çıkıp
| رِيحٌ: bir fırtına
| عَاصِفٌ: sert
| وَجَاءَهُمُ: ve geldiğinde
| الْمَوْجُ: dalgalar
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| مَكَانٍ: yönden
| وَظَنُّوا: ve kanaat getirdiklerinde
| أَنَّهُمْ: muhakkak onlar
| أُحِيطَ: kuşatıldıklarına
| بِهِمْ: kendilerinin
| دَعَوُا: dua etmeye başlarlar
| اللَّهَ: Allah'a
| مُخْلِصِينَ: has kılarak
| لَهُ: O'na
| الدِّينَ: dini
| لَئِنْ: eğer
| أَنْجَيْتَنَا: bizi kurtarırsan
| مِنْ:
| هَٰذِهِ: bundan
| لَنَكُونَنَّ: elbette olacağız
| مِنَ: -den
| الشَّاكِرِينَ: şükredenler-
| (10:22)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| أَنْجَاهُمْ: kurtarır onları
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَبْغُونَ: taşkınlık etmeye başlarlar
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| بِغَيْرِ:
| الْحَقِّ: haksız yere
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| إِنَّمَا: gerçekte
| بَغْيُكُمْ: taşkınlığınız
| عَلَىٰ: aleyhinize olan
| أَنْفُسِكُمْ: kendinizin
| مَتَاعَ: geçici zevkleridir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْنَا: bizedir
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşünüz
| فَنُنَبِّئُكُمْ: ve size bildiririz
| بِمَا: şeyi
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَعْمَلُونَ: yapıyor
| (10:23)

| أَنْجَاهُمْ: kurtarır onları
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَبْغُونَ: taşkınlık etmeye başlarlar
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| بِغَيْرِ:
| الْحَقِّ: haksız yere
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| إِنَّمَا: gerçekte
| بَغْيُكُمْ: taşkınlığınız
| عَلَىٰ: aleyhinize olan
| أَنْفُسِكُمْ: kendinizin
| مَتَاعَ: geçici zevkleridir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْنَا: bizedir
| مَرْجِعُكُمْ: dönüşünüz
| فَنُنَبِّئُكُمْ: ve size bildiririz
| بِمَا: şeyi
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَعْمَلُونَ: yapıyor
| (10:23)|إِنَّمَا: ancak
| مَثَلُ: örneği
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| كَمَاءٍ: suya benzer
| أَنْزَلْنَاهُ: indirdiğimiz
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| فَاخْتَلَطَ: birbirine karıştığı
| بِهِ: onunla
| نَبَاتُ: bitkilerinin
| الْأَرْضِ: yeryüzü
| مِمَّا: öyle ki
| يَأْكُلُ: yer
| النَّاسُ: insanlar
| وَالْأَنْعَامُ: ve hayvanlar
| حَتَّىٰ: sonuçta
| إِذَا: sırada
| أَخَذَتِ: alıp
| الْأَرْضُ: yeryüzü
| زُخْرُفَهَا: güzelliğini
| وَازَّيَّنَتْ: ve süslendiği
| وَظَنَّ: ve sandıkları
| أَهْلُهَا: sahiplerinin
| أَنَّهُمْ: gerçekten
| قَادِرُونَ: kadir olduklarını
| عَلَيْهَا: bunlara
| أَتَاهَا: gelir
| أَمْرُنَا: emrimiz
| لَيْلًا: gece
| أَوْ: veya
| نَهَارًا: gündüz
| فَجَعَلْنَاهَا: böylece onları çeviririz
| حَصِيدًا: biçilmiş hale
| كَأَنْ: gibi
| لَمْ:
| تَغْنَ: hiç yokmuş
| بِالْأَمْسِ: bir gün önce
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نُفَصِّلُ: ayrıntılı olarak açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetlerimizi
| لِقَوْمٍ: topluluk için
| يَتَفَكَّرُونَ: düşünen
| (10:24)

| مَثَلُ: örneği
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| كَمَاءٍ: suya benzer
| أَنْزَلْنَاهُ: indirdiğimiz
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| فَاخْتَلَطَ: birbirine karıştığı
| بِهِ: onunla
| نَبَاتُ: bitkilerinin
| الْأَرْضِ: yeryüzü
| مِمَّا: öyle ki
| يَأْكُلُ: yer
| النَّاسُ: insanlar
| وَالْأَنْعَامُ: ve hayvanlar
| حَتَّىٰ: sonuçta
| إِذَا: sırada
| أَخَذَتِ: alıp
| الْأَرْضُ: yeryüzü
| زُخْرُفَهَا: güzelliğini
| وَازَّيَّنَتْ: ve süslendiği
| وَظَنَّ: ve sandıkları
| أَهْلُهَا: sahiplerinin
| أَنَّهُمْ: gerçekten
| قَادِرُونَ: kadir olduklarını
| عَلَيْهَا: bunlara
| أَتَاهَا: gelir
| أَمْرُنَا: emrimiz
| لَيْلًا: gece
| أَوْ: veya
| نَهَارًا: gündüz
| فَجَعَلْنَاهَا: böylece onları çeviririz
| حَصِيدًا: biçilmiş hale
| كَأَنْ: gibi
| لَمْ:
| تَغْنَ: hiç yokmuş
| بِالْأَمْسِ: bir gün önce
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نُفَصِّلُ: ayrıntılı olarak açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetlerimizi
| لِقَوْمٍ: topluluk için
| يَتَفَكَّرُونَ: düşünen
| (10:24)|وَاللَّهُ: Allah
| يَدْعُو: çağırır
| إِلَىٰ:
| دَارِ: yurduna
| السَّلَامِ: esenlik
| وَيَهْدِي: ve iletir
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِلَىٰ:
| صِرَاطٍ: yola
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (10:25)

| يَدْعُو: çağırır
| إِلَىٰ:
| دَارِ: yurduna
| السَّلَامِ: esenlik
| وَيَهْدِي: ve iletir
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِلَىٰ:
| صِرَاطٍ: yola
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (10:25)|لِلَّذِينَ: kimselere vardır
| أَحْسَنُوا: iyilik eden(lere)
| الْحُسْنَىٰ: daha iyisi
| وَزِيَادَةٌ: ve fazlası
| وَلَا:
| يَرْهَقُ: bürümez
| وُجُوهَهُمْ: onların yüzlerini
| قَتَرٌ: karalık
| وَلَا:
| ذِلَّةٌ: ve aşağılık
| أُولَٰئِكَ: işte bunlar
| أَصْحَابُ: ehlidirler
| الْجَنَّةِ: cennet
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: sürekli kalıcıdırlar
| (10:26)

| أَحْسَنُوا: iyilik eden(lere)
| الْحُسْنَىٰ: daha iyisi
| وَزِيَادَةٌ: ve fazlası
| وَلَا:
| يَرْهَقُ: bürümez
| وُجُوهَهُمْ: onların yüzlerini
| قَتَرٌ: karalık
| وَلَا:
| ذِلَّةٌ: ve aşağılık
| أُولَٰئِكَ: işte bunlar
| أَصْحَابُ: ehlidirler
| الْجَنَّةِ: cennet
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: sürekli kalıcıdırlar
| (10:26)|وَالَّذِينَ: kimselere gelince
| كَسَبُوا: kazanan(lara)
| السَّيِّئَاتِ: kötülükler
| جَزَاءُ: ceza verilir
| سَيِّئَةٍ: bir kötülüğe
| بِمِثْلِهَا: aynıyla
| وَتَرْهَقُهُمْ: ve bürür
| ذِلَّةٌ: bir aşağılık
| مَا: yoktur
| لَهُمْ: onlar için
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| مِنْ:
| عَاصِمٍ: kurtaracak
| كَأَنَّمَا: gibidir
| أُغْشِيَتْ: kaplanmış
| وُجُوهُهُمْ: yüzleri
| قِطَعًا: parçalarıyla
| مِنَ:
| اللَّيْلِ: bir gecenin
| مُظْلِمًا: kapkaranlık
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| أَصْحَابُ: ehlidirler
| النَّارِ: cehennem
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: sürekli kalıcıdırlar
| (10:27)

| كَسَبُوا: kazanan(lara)
| السَّيِّئَاتِ: kötülükler
| جَزَاءُ: ceza verilir
| سَيِّئَةٍ: bir kötülüğe
| بِمِثْلِهَا: aynıyla
| وَتَرْهَقُهُمْ: ve bürür
| ذِلَّةٌ: bir aşağılık
| مَا: yoktur
| لَهُمْ: onlar için
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| مِنْ:
| عَاصِمٍ: kurtaracak
| كَأَنَّمَا: gibidir
| أُغْشِيَتْ: kaplanmış
| وُجُوهُهُمْ: yüzleri
| قِطَعًا: parçalarıyla
| مِنَ:
| اللَّيْلِ: bir gecenin
| مُظْلِمًا: kapkaranlık
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| أَصْحَابُ: ehlidirler
| النَّارِ: cehennem
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: sürekli kalıcıdırlar
| (10:27)|وَيَوْمَ: ve o gün
| نَحْشُرُهُمْ: onları biraraya toplarız
| جَمِيعًا: tümünü
| ثُمَّ: sonra
| نَقُولُ: deriz
| لِلَّذِينَ: kimselere
| أَشْرَكُوا: ortak koşan(lara)
| مَكَانَكُمْ: (haydi) yerlerinize!
| أَنْتُمْ: siz
| وَشُرَكَاؤُكُمْ: ve ortak koştuklarınız
| فَزَيَّلْنَا: böylece ayırırız
| بَيْنَهُمْ: onları birbirlerinden
| وَقَالَ: ve (şöyle) derler
| شُرَكَاؤُهُمْ: koştukları ortaklar
| مَا:
| كُنْتُمْ: siz değildiniz
| إِيَّانَا: bize
| تَعْبُدُونَ: ibadet ediyor
| (10:28)

| نَحْشُرُهُمْ: onları biraraya toplarız
| جَمِيعًا: tümünü
| ثُمَّ: sonra
| نَقُولُ: deriz
| لِلَّذِينَ: kimselere
| أَشْرَكُوا: ortak koşan(lara)
| مَكَانَكُمْ: (haydi) yerlerinize!
| أَنْتُمْ: siz
| وَشُرَكَاؤُكُمْ: ve ortak koştuklarınız
| فَزَيَّلْنَا: böylece ayırırız
| بَيْنَهُمْ: onları birbirlerinden
| وَقَالَ: ve (şöyle) derler
| شُرَكَاؤُهُمْ: koştukları ortaklar
| مَا:
| كُنْتُمْ: siz değildiniz
| إِيَّانَا: bize
| تَعْبُدُونَ: ibadet ediyor
| (10:28)|فَكَفَىٰ: şimdi yeter
| بِاللَّهِ: Allah
| شَهِيدًا: şahit olarak
| بَيْنَنَا: aramızda
| وَبَيْنَكُمْ: ve sizin aranızda
| إِنْ: şüphesiz
| كُنَّا: biz idik
| عَنْ: -dan
| عِبَادَتِكُمْ: sizin tapınmanız-
| لَغَافِلِينَ: habersiz
| (10:29)

| بِاللَّهِ: Allah
| شَهِيدًا: şahit olarak
| بَيْنَنَا: aramızda
| وَبَيْنَكُمْ: ve sizin aranızda
| إِنْ: şüphesiz
| كُنَّا: biz idik
| عَنْ: -dan
| عِبَادَتِكُمْ: sizin tapınmanız-
| لَغَافِلِينَ: habersiz
| (10:29)|هُنَالِكَ: işte orada
| تَبْلُو: hesabını verir
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: can
| مَا:
| أَسْلَفَتْ: önceden işlemiş olduğunun
| وَرُدُّوا: ve döndürülmüşlerdir
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| مَوْلَاهُمُ: mevlaları olan
| الْحَقِّ: gerçek
| وَضَلَّ: ve kaybolmuştur
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| مَا: şeyler ise
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uyduruyor(lar)
| (10:30)

| تَبْلُو: hesabını verir
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: can
| مَا:
| أَسْلَفَتْ: önceden işlemiş olduğunun
| وَرُدُّوا: ve döndürülmüşlerdir
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| مَوْلَاهُمُ: mevlaları olan
| الْحَقِّ: gerçek
| وَضَلَّ: ve kaybolmuştur
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| مَا: şeyler ise
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uyduruyor(lar)
| (10:30)|قُلْ: de ki
| مَنْ: kimdir?
| يَرْزُقُكُمْ: sizi rızıklandıran
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| وَالْأَرْضِ: ve yerden
| أَمَّنْ: yahut kimdir?
| يَمْلِكُ: sahip olan
| السَّمْعَ: kulaklara
| وَالْأَبْصَارَ: ve gözlere
| وَمَنْ: ve kimdir?
| يُخْرِجُ: çıkaran
| الْحَيَّ: diriyi
| مِنَ: -den
| الْمَيِّتِ: ölü-
| وَيُخْرِجُ: ve çıkaran
| الْمَيِّتَ: ölüyü
| مِنَ: -den
| الْحَيِّ: diri-
| وَمَنْ: ve kimdir?
| يُدَبِّرُ: düzene koyan
| الْأَمْرَ: işleri
| فَسَيَقُولُونَ: diyecekler
| اللَّهُ: Allah
| فَقُلْ: de ki
| أَفَلَا: öyleyse
| تَتَّقُونَ: sakınmıyor musunuz?
| (10:31)

| مَنْ: kimdir?
| يَرْزُقُكُمْ: sizi rızıklandıran
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| وَالْأَرْضِ: ve yerden
| أَمَّنْ: yahut kimdir?
| يَمْلِكُ: sahip olan
| السَّمْعَ: kulaklara
| وَالْأَبْصَارَ: ve gözlere
| وَمَنْ: ve kimdir?
| يُخْرِجُ: çıkaran
| الْحَيَّ: diriyi
| مِنَ: -den
| الْمَيِّتِ: ölü-
| وَيُخْرِجُ: ve çıkaran
| الْمَيِّتَ: ölüyü
| مِنَ: -den
| الْحَيِّ: diri-
| وَمَنْ: ve kimdir?
| يُدَبِّرُ: düzene koyan
| الْأَمْرَ: işleri
| فَسَيَقُولُونَ: diyecekler
| اللَّهُ: Allah
| فَقُلْ: de ki
| أَفَلَا: öyleyse
| تَتَّقُونَ: sakınmıyor musunuz?
| (10:31)|فَذَٰلِكُمُ: işte budur
| اللَّهُ: Allah
| رَبُّكُمُ: sizin Rabbiniz olan
| الْحَقُّ: gerçek
| فَمَاذَا: ne vardır?
| بَعْدَ: dışında
| الْحَقِّ: gerçeğin
| إِلَّا: başka
| الضَّلَالُ: sapıklıktan
| فَأَنَّىٰ: öyleyse nasıl?
| تُصْرَفُونَ: döndürülüyorsunuz
| (10:32)

| اللَّهُ: Allah
| رَبُّكُمُ: sizin Rabbiniz olan
| الْحَقُّ: gerçek
| فَمَاذَا: ne vardır?
| بَعْدَ: dışında
| الْحَقِّ: gerçeğin
| إِلَّا: başka
| الضَّلَالُ: sapıklıktan
| فَأَنَّىٰ: öyleyse nasıl?
| تُصْرَفُونَ: döndürülüyorsunuz
| (10:32)|كَذَٰلِكَ: böylece
| حَقَّتْ: gerçekleşmiş oldu
| كَلِمَتُ: sözü
| رَبِّكَ: Rabbinin
| عَلَى: hakkındaki
| الَّذِينَ: kimseler
| فَسَقُوا: yoldan çıkmış(lar)
| أَنَّهُمْ: onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezler
| (10:33)

| حَقَّتْ: gerçekleşmiş oldu
| كَلِمَتُ: sözü
| رَبِّكَ: Rabbinin
| عَلَى: hakkındaki
| الَّذِينَ: kimseler
| فَسَقُوا: yoldan çıkmış(lar)
| أَنَّهُمْ: onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezler
| (10:33)|قُلْ: de ki
| هَلْ: var mıdır?
| مِنْ:
| شُرَكَائِكُمْ: sizin ortak koştuklarınızdan
| مَنْ: bir kimse
| يَبْدَأُ: ilk kez gerçekleştirip
| الْخَلْقَ: yaratma işini
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: yeniden diriltecek
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| يَبْدَأُ: ilk kez gerçekleştirip
| الْخَلْقَ: yaratma işini
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: yeniden diriltir
| فَأَنَّىٰ: artık nasıl?
| تُؤْفَكُونَ: çevriliyorsunuz
| (10:34)

| هَلْ: var mıdır?
| مِنْ:
| شُرَكَائِكُمْ: sizin ortak koştuklarınızdan
| مَنْ: bir kimse
| يَبْدَأُ: ilk kez gerçekleştirip
| الْخَلْقَ: yaratma işini
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: yeniden diriltecek
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| يَبْدَأُ: ilk kez gerçekleştirip
| الْخَلْقَ: yaratma işini
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: yeniden diriltir
| فَأَنَّىٰ: artık nasıl?
| تُؤْفَكُونَ: çevriliyorsunuz
| (10:34)|قُلْ: de ki
| هَلْ: var mıdır?
| مِنْ: -dan
| شُرَكَائِكُمْ: sizin ortak koştuklarınız-
| مَنْ: bir kimse
| يَهْدِي: iletecek
| إِلَى:
| الْحَقِّ: hakka
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| يَهْدِي: iletir
| لِلْحَقِّ: hakka
| أَفَمَنْ: kimse mi?
| يَهْدِي: ileten
| إِلَى:
| الْحَقِّ: hakka
| أَحَقُّ: daha lâyıktır
| أَنْ:
| يُتَّبَعَ: uyulmaya
| أَمَّنْ: yoksa kimse mi?
| لَا:
| يَهِدِّي: doğru yolu bulamayan
| إِلَّا: dışında
| أَنْ:
| يُهْدَىٰ: kendisi yöneltilmesi
| فَمَا: ne oluyor
| لَكُمْ: size
| كَيْفَ: nasıl
| تَحْكُمُونَ: hüküm veriyorsunuz
| (10:35)

| هَلْ: var mıdır?
| مِنْ: -dan
| شُرَكَائِكُمْ: sizin ortak koştuklarınız-
| مَنْ: bir kimse
| يَهْدِي: iletecek
| إِلَى:
| الْحَقِّ: hakka
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| يَهْدِي: iletir
| لِلْحَقِّ: hakka
| أَفَمَنْ: kimse mi?
| يَهْدِي: ileten
| إِلَى:
| الْحَقِّ: hakka
| أَحَقُّ: daha lâyıktır
| أَنْ:
| يُتَّبَعَ: uyulmaya
| أَمَّنْ: yoksa kimse mi?
| لَا:
| يَهِدِّي: doğru yolu bulamayan
| إِلَّا: dışında
| أَنْ:
| يُهْدَىٰ: kendisi yöneltilmesi
| فَمَا: ne oluyor
| لَكُمْ: size
| كَيْفَ: nasıl
| تَحْكُمُونَ: hüküm veriyorsunuz
| (10:35)|وَمَا: ve
| يَتَّبِعُ: uymamaktadır
| أَكْثَرُهُمْ: onların çoğu
| إِلَّا: başkasına
| ظَنًّا: zandan
| إِنَّ: şüphesiz
| الظَّنَّ: zan ise
| لَا:
| يُغْنِي: kazandırmaz
| مِنَ:
| الْحَقِّ: gerçek açısından
| شَيْئًا: bir şey
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilmektedir
| بِمَا: şeyleri
| يَفْعَلُونَ: onların yaptıkları
| (10:36)

| يَتَّبِعُ: uymamaktadır
| أَكْثَرُهُمْ: onların çoğu
| إِلَّا: başkasına
| ظَنًّا: zandan
| إِنَّ: şüphesiz
| الظَّنَّ: zan ise
| لَا:
| يُغْنِي: kazandırmaz
| مِنَ:
| الْحَقِّ: gerçek açısından
| شَيْئًا: bir şey
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَلِيمٌ: bilmektedir
| بِمَا: şeyleri
| يَفْعَلُونَ: onların yaptıkları
| (10:36)|وَمَا: ve
| كَانَ: değildir
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| أَنْ:
| يُفْتَرَىٰ: uydurulmuş
| مِنْ:
| دُونِ: başkası tarafından
| اللَّهِ: Allah'tandır
| وَلَٰكِنْ: ve ancak
| تَصْدِيقَ: doğrulayıcıdır
| الَّذِي:
| بَيْنَ: arasındakini
| يَدَيْهِ: iki eli
| وَتَفْصِيلَ: ve açıklayıcıdır
| الْكِتَابِ: Kitab'ı
| لَا:
| رَيْبَ: şüphe yoktur
| فِيهِ: onda
| مِنْ:
| رَبِّ: Rabbi'ndendir
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (10:37)

| كَانَ: değildir
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| أَنْ:
| يُفْتَرَىٰ: uydurulmuş
| مِنْ:
| دُونِ: başkası tarafından
| اللَّهِ: Allah'tandır
| وَلَٰكِنْ: ve ancak
| تَصْدِيقَ: doğrulayıcıdır
| الَّذِي:
| بَيْنَ: arasındakini
| يَدَيْهِ: iki eli
| وَتَفْصِيلَ: ve açıklayıcıdır
| الْكِتَابِ: Kitab'ı
| لَا:
| رَيْبَ: şüphe yoktur
| فِيهِ: onda
| مِنْ:
| رَبِّ: Rabbi'ndendir
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (10:37)|أَمْ: yoksa
| يَقُولُونَ: diyorlar
| افْتَرَاهُ: O'nu kendisi uydurdu
| قُلْ: de ki
| فَأْتُوا: getirin
| بِسُورَةٍ: bir sure
| مِثْلِهِ: onun benzeri
| وَادْعُوا: ve çağırın
| مَنِ:
| اسْتَطَعْتُمْ: gücünüz yeteni
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru sözlü
| (10:38)

| يَقُولُونَ: diyorlar
| افْتَرَاهُ: O'nu kendisi uydurdu
| قُلْ: de ki
| فَأْتُوا: getirin
| بِسُورَةٍ: bir sure
| مِثْلِهِ: onun benzeri
| وَادْعُوا: ve çağırın
| مَنِ:
| اسْتَطَعْتُمْ: gücünüz yeteni
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru sözlü
| (10:38)|بَلْ: hayır
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| بِمَا: şeyi
| لَمْ:
| يُحِيطُوا: kavrayamadıkları
| بِعِلْمِهِ: ilmini
| وَلَمَّا: ve
| يَأْتِهِمْ: kendilerine gelmeyen
| تَأْوِيلُهُ: yorumu
| كَذَٰلِكَ: böyle
| كَذَّبَ: yalanlamışlardı
| الَّذِينَ: kimseler de
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önceki(ler)
| فَانْظُرْ: bir bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olduğuna
| عَاقِبَةُ: sonlarının
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (10:39)

| كَذَّبُوا: yalanladılar
| بِمَا: şeyi
| لَمْ:
| يُحِيطُوا: kavrayamadıkları
| بِعِلْمِهِ: ilmini
| وَلَمَّا: ve
| يَأْتِهِمْ: kendilerine gelmeyen
| تَأْوِيلُهُ: yorumu
| كَذَٰلِكَ: böyle
| كَذَّبَ: yalanlamışlardı
| الَّذِينَ: kimseler de
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önceki(ler)
| فَانْظُرْ: bir bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olduğuna
| عَاقِبَةُ: sonlarının
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (10:39)|وَمِنْهُمْ: ve içlerinde vardır
| مَنْ: kimse
| يُؤْمِنُ: iman eden
| بِهِ: ona
| وَمِنْهُمْ: ve içlerinde vardır
| مَنْ: kimse
| لَا:
| يُؤْمِنُ: iman etmeyen de
| بِهِ: ona
| وَرَبُّكَ: ve Rabbin
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِالْمُفْسِدِينَ: bozguncuları
| (10:40)

| مَنْ: kimse
| يُؤْمِنُ: iman eden
| بِهِ: ona
| وَمِنْهُمْ: ve içlerinde vardır
| مَنْ: kimse
| لَا:
| يُؤْمِنُ: iman etmeyen de
| بِهِ: ona
| وَرَبُّكَ: ve Rabbin
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِالْمُفْسِدِينَ: bozguncuları
| (10:40)|وَإِنْ: ve eğer
| كَذَّبُوكَ: seni yalanlarlarsa
| فَقُلْ: de ki
| لِي: banadır
| عَمَلِي: benim yaptığım
| وَلَكُمْ: ve sizedir
| عَمَلُكُمْ: sizin yaptığınız
| أَنْتُمْ: siz
| بَرِيئُونَ: uzaksınız
| مِمَّا: -dan
| أَعْمَلُ: benim yaptığım-
| وَأَنَا: ve ben de
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: -dan
| تَعْمَلُونَ: sizin yaptıklarınız-
| (10:41)

| كَذَّبُوكَ: seni yalanlarlarsa
| فَقُلْ: de ki
| لِي: banadır
| عَمَلِي: benim yaptığım
| وَلَكُمْ: ve sizedir
| عَمَلُكُمْ: sizin yaptığınız
| أَنْتُمْ: siz
| بَرِيئُونَ: uzaksınız
| مِمَّا: -dan
| أَعْمَلُ: benim yaptığım-
| وَأَنَا: ve ben de
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: -dan
| تَعْمَلُونَ: sizin yaptıklarınız-
| (10:41)|وَمِنْهُمْ: içlerinde vardır
| مَنْ: kimseler
| يَسْتَمِعُونَ: dinleyenler
| إِلَيْكَ: seni
| أَفَأَنْتَ: sen
| تُسْمِعُ: duyurabilecek misin?
| الصُّمَّ: sağırlara
| وَلَوْ: üstelik
| كَانُوا:
| لَا:
| يَعْقِلُونَ: akıl etmiyorlarsa
| (10:42)

| مَنْ: kimseler
| يَسْتَمِعُونَ: dinleyenler
| إِلَيْكَ: seni
| أَفَأَنْتَ: sen
| تُسْمِعُ: duyurabilecek misin?
| الصُّمَّ: sağırlara
| وَلَوْ: üstelik
| كَانُوا:
| لَا:
| يَعْقِلُونَ: akıl etmiyorlarsa
| (10:42)|وَمِنْهُمْ: ve onlardan vardır
| مَنْ: kimseler
| يَنْظُرُ: bakan(lar)
| إِلَيْكَ: sana
| أَفَأَنْتَ: sen
| تَهْدِي: doğru yola iletebilecek misin?
| الْعُمْيَ: körleri
| وَلَوْ: ve eğer
| كَانُوا:
| لَا:
| يُبْصِرُونَ: görmüyorlarsa
| (10:43)

| مَنْ: kimseler
| يَنْظُرُ: bakan(lar)
| إِلَيْكَ: sana
| أَفَأَنْتَ: sen
| تَهْدِي: doğru yola iletebilecek misin?
| الْعُمْيَ: körleri
| وَلَوْ: ve eğer
| كَانُوا:
| لَا:
| يُبْصِرُونَ: görmüyorlarsa
| (10:43)|إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَظْلِمُ: haksızlık etmez
| النَّاسَ: insanlara
| شَيْئًا: hiçbir
| وَلَٰكِنَّ: ancak
| النَّاسَ: insanlar
| أَنْفُسَهُمْ: kendi kendilerine
| يَظْلِمُونَ: haksızlık ederler
| (10:44)

| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَظْلِمُ: haksızlık etmez
| النَّاسَ: insanlara
| شَيْئًا: hiçbir
| وَلَٰكِنَّ: ancak
| النَّاسَ: insanlar
| أَنْفُسَهُمْ: kendi kendilerine
| يَظْلِمُونَ: haksızlık ederler
| (10:44)|وَيَوْمَ: ve gün
| يَحْشُرُهُمْ: onları toplayacağımız
| كَأَنْ: sanki gibi
| لَمْ:
| يَلْبَثُوا: kalmamışlar
| إِلَّا: bile
| سَاعَةً: bir anı kadar
| مِنَ: -den
| النَّهَارِ: gündüz-
| يَتَعَارَفُونَ: tanışırlar
| بَيْنَهُمْ: kendi aralarında
| قَدْ: muhakkak
| خَسِرَ: zarara uğramışlardır
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan(lar)
| بِلِقَاءِ: kavuşmayı
| اللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve
| كَانُوا:
| مُهْتَدِينَ: doğru yola girmeyenler
| (10:45)

| يَحْشُرُهُمْ: onları toplayacağımız
| كَأَنْ: sanki gibi
| لَمْ:
| يَلْبَثُوا: kalmamışlar
| إِلَّا: bile
| سَاعَةً: bir anı kadar
| مِنَ: -den
| النَّهَارِ: gündüz-
| يَتَعَارَفُونَ: tanışırlar
| بَيْنَهُمْ: kendi aralarında
| قَدْ: muhakkak
| خَسِرَ: zarara uğramışlardır
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan(lar)
| بِلِقَاءِ: kavuşmayı
| اللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve
| كَانُوا:
| مُهْتَدِينَ: doğru yola girmeyenler
| (10:45)|وَإِمَّا: veya
| نُرِيَنَّكَ: sana göstersek
| بَعْضَ: bir kısmını
| الَّذِي:
| نَعِدُهُمْ: onlara vaadettiklerimizin
| أَوْ: ya da
| نَتَوَفَّيَنَّكَ: seni vefat ettirsek
| فَإِلَيْنَا: sonuçta bizedir
| مَرْجِعُهُمْ: onların dönüşü
| ثُمَّ: sonra
| اللَّهُ: Allah
| شَهِيدٌ: şahittir
| عَلَىٰ: üzerine
| مَا: şey
| يَفْعَلُونَ: onların yaptıkları
| (10:46)

| نُرِيَنَّكَ: sana göstersek
| بَعْضَ: bir kısmını
| الَّذِي:
| نَعِدُهُمْ: onlara vaadettiklerimizin
| أَوْ: ya da
| نَتَوَفَّيَنَّكَ: seni vefat ettirsek
| فَإِلَيْنَا: sonuçta bizedir
| مَرْجِعُهُمْ: onların dönüşü
| ثُمَّ: sonra
| اللَّهُ: Allah
| شَهِيدٌ: şahittir
| عَلَىٰ: üzerine
| مَا: şey
| يَفْعَلُونَ: onların yaptıkları
| (10:46)|وَلِكُلِّ: ve hepsi için vardır
| أُمَّةٍ: ümmetin
| رَسُولٌ: bir peygamberi
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: geldiğinde
| رَسُولُهُمْ: Peygamberleri
| قُضِيَ: hükmedilir
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يُظْلَمُونَ: haksızlığa uğratılmazlar
| (10:47)

| أُمَّةٍ: ümmetin
| رَسُولٌ: bir peygamberi
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: geldiğinde
| رَسُولُهُمْ: Peygamberleri
| قُضِيَ: hükmedilir
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يُظْلَمُونَ: haksızlığa uğratılmazlar
| (10:47)|وَيَقُولُونَ: ve diyorlar ki
| مَتَىٰ: ne zamandır?
| هَٰذَا: bu
| الْوَعْدُ: vaad edilen
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru sözlü
| (10:48)

| مَتَىٰ: ne zamandır?
| هَٰذَا: bu
| الْوَعْدُ: vaad edilen
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru sözlü
| (10:48)|قُلْ: de ki
| لَا:
| أَمْلِكُ: ben dokunduramam
| لِنَفْسِي: kendime
| ضَرًّا: bir zarar
| وَلَا: veya
| نَفْعًا: yarar
| إِلَّا: başka
| مَا:
| شَاءَ: dilediğinden
| اللَّهُ: Allah'ın
| لِكُلِّ: hepsi için vardır
| أُمَّةٍ: ümmetin
| أَجَلٌ: bir eceli
| إِذَا: zaman
| جَاءَ: geldiği
| أَجَلُهُمْ: ecelleri
| فَلَا: ne
| يَسْتَأْخِرُونَ: öne alınırlar
| سَاعَةً: bir saat
| وَلَا: ne de
| يَسْتَقْدِمُونَ: geriye bırakılırlar
| (10:49)

| لَا:
| أَمْلِكُ: ben dokunduramam
| لِنَفْسِي: kendime
| ضَرًّا: bir zarar
| وَلَا: veya
| نَفْعًا: yarar
| إِلَّا: başka
| مَا:
| شَاءَ: dilediğinden
| اللَّهُ: Allah'ın
| لِكُلِّ: hepsi için vardır
| أُمَّةٍ: ümmetin
| أَجَلٌ: bir eceli
| إِذَا: zaman
| جَاءَ: geldiği
| أَجَلُهُمْ: ecelleri
| فَلَا: ne
| يَسْتَأْخِرُونَ: öne alınırlar
| سَاعَةً: bir saat
| وَلَا: ne de
| يَسْتَقْدِمُونَ: geriye bırakılırlar
| (10:49)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتُمْ: söyleyin bakalım
| إِنْ: eğer
| أَتَاكُمْ: size gelirse
| عَذَابُهُ: O'nun azabı
| بَيَاتًا: gece vakti
| أَوْ: veya
| نَهَارًا: gündüz
| مَاذَا: ne diye
| يَسْتَعْجِلُ: acele ediyorlar
| مِنْهُ: bunda
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (10:50)

| أَرَأَيْتُمْ: söyleyin bakalım
| إِنْ: eğer
| أَتَاكُمْ: size gelirse
| عَذَابُهُ: O'nun azabı
| بَيَاتًا: gece vakti
| أَوْ: veya
| نَهَارًا: gündüz
| مَاذَا: ne diye
| يَسْتَعْجِلُ: acele ediyorlar
| مِنْهُ: bunda
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (10:50)