6En’âm Suresi
Kuran Sırası: 6
İniş Sırası: 55
Kırık Meal (Arapça) Meali
|الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: o Allah'a
| الَّذِي: ki
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَجَعَلَ: ve var etti
| الظُّلُمَاتِ: karanlıkları
| وَالنُّورَ: ve aydınlığı
| ثُمَّ: yine de
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| بِرَبِّهِمْ: Rablerine
| يَعْدِلُونَ: eşler tutuyorlar
| (6:1)

| لِلَّهِ: o Allah'a
| الَّذِي: ki
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَجَعَلَ: ve var etti
| الظُّلُمَاتِ: karanlıkları
| وَالنُّورَ: ve aydınlığı
| ثُمَّ: yine de
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| بِرَبِّهِمْ: Rablerine
| يَعْدِلُونَ: eşler tutuyorlar
| (6:1)|هُوَ: O
| الَّذِي: ki
| خَلَقَكُمْ: sizi yaratıp
| مِنْ: -dan
| طِينٍ: çamur-
| ثُمَّ: sonra
| قَضَىٰ: koymuştur
| أَجَلًا: bir süre
| وَأَجَلٌ: ve bir süre
| مُسَمًّى: belirli
| عِنْدَهُ: kendi katından
| ثُمَّ: böyle iken
| أَنْتُمْ: siz hala
| تَمْتَرُونَ: kuşkulanıyorsunuz
| (6:2)

| الَّذِي: ki
| خَلَقَكُمْ: sizi yaratıp
| مِنْ: -dan
| طِينٍ: çamur-
| ثُمَّ: sonra
| قَضَىٰ: koymuştur
| أَجَلًا: bir süre
| وَأَجَلٌ: ve bir süre
| مُسَمًّى: belirli
| عِنْدَهُ: kendi katından
| ثُمَّ: böyle iken
| أَنْتُمْ: siz hala
| تَمْتَرُونَ: kuşkulanıyorsunuz
| (6:2)|وَهُوَ: ve O
| اللَّهُ: (tek) Allah'tır
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde de
| وَفِي: ve
| الْأَرْضِ: yerde
| يَعْلَمُ: bilir
| سِرَّكُمْ: sizin gizlinizi
| وَجَهْرَكُمْ: ve açığınızı
| وَيَعْلَمُ: ve bilir
| مَا: ne
| تَكْسِبُونَ: kazandığınızı
| (6:3)

| اللَّهُ: (tek) Allah'tır
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde de
| وَفِي: ve
| الْأَرْضِ: yerde
| يَعْلَمُ: bilir
| سِرَّكُمْ: sizin gizlinizi
| وَجَهْرَكُمْ: ve açığınızı
| وَيَعْلَمُ: ve bilir
| مَا: ne
| تَكْسِبُونَ: kazandığınızı
| (6:3)|وَمَا:
| تَأْتِيهِمْ: onlara gelmez
| مِنْ: hiçbir
| ايَةٍ: ayet
| مِنْ: -inden
| ايَاتِ: ayetler-
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| إِلَّا: asla
| كَانُوا: olmasınlar
| عَنْهَا: ondan
| مُعْرِضِينَ: yüz çeviriyor
| (6:4)

| تَأْتِيهِمْ: onlara gelmez
| مِنْ: hiçbir
| ايَةٍ: ayet
| مِنْ: -inden
| ايَاتِ: ayetler-
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| إِلَّا: asla
| كَانُوا: olmasınlar
| عَنْهَا: ondan
| مُعْرِضِينَ: yüz çeviriyor
| (6:4)|فَقَدْ: işte elbette
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| بِالْحَقِّ: hakkı
| لَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُمْ: kendilerine geldi
| فَسَوْفَ: fakat yakında
| يَأْتِيهِمْ: kendilerine gelecektir
| أَنْبَاءُ: haberleri
| مَا: şeyin
| كَانُوا:
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ettikleri
| (6:5)

| كَذَّبُوا: yalanladılar
| بِالْحَقِّ: hakkı
| لَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُمْ: kendilerine geldi
| فَسَوْفَ: fakat yakında
| يَأْتِيهِمْ: kendilerine gelecektir
| أَنْبَاءُ: haberleri
| مَا: şeyin
| كَانُوا:
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ettikleri
| (6:5)|أَلَمْ:
| يَرَوْا: görmediler mi
| كَمْ: nicesini
| أَهْلَكْنَا: yok ettik
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önce
| مِنْ: -den
| قَرْنٍ: nesiller-
| مَكَّنَّاهُمْ: onlara imkanlar vermiştik
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مَا: ne varsa
| لَمْ:
| نُمَكِّنْ: vermediğimiz imkanları
| لَكُمْ: size
| وَأَرْسَلْنَا: ve boşaltmıştık
| السَّمَاءَ: göğü de
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| مِدْرَارًا: bol bol
| وَجَعَلْنَا: ve kılmıştık
| الْأَنْهَارَ: ırmakları
| تَجْرِي: akar
| مِنْ:
| تَحْتِهِمْ: (ayaklarının) altından
| فَأَهْلَكْنَاهُمْ: fakat onları helak ettik
| بِذُنُوبِهِمْ: günahlarından ötürü
| وَأَنْشَأْنَا: ve yarattık
| مِنْ:
| بَعْدِهِمْ: onların ardından
| قَرْنًا: bir nesil
| اخَرِينَ: başka
| (6:6)

| يَرَوْا: görmediler mi
| كَمْ: nicesini
| أَهْلَكْنَا: yok ettik
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önce
| مِنْ: -den
| قَرْنٍ: nesiller-
| مَكَّنَّاهُمْ: onlara imkanlar vermiştik
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| مَا: ne varsa
| لَمْ:
| نُمَكِّنْ: vermediğimiz imkanları
| لَكُمْ: size
| وَأَرْسَلْنَا: ve boşaltmıştık
| السَّمَاءَ: göğü de
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| مِدْرَارًا: bol bol
| وَجَعَلْنَا: ve kılmıştık
| الْأَنْهَارَ: ırmakları
| تَجْرِي: akar
| مِنْ:
| تَحْتِهِمْ: (ayaklarının) altından
| فَأَهْلَكْنَاهُمْ: fakat onları helak ettik
| بِذُنُوبِهِمْ: günahlarından ötürü
| وَأَنْشَأْنَا: ve yarattık
| مِنْ:
| بَعْدِهِمْ: onların ardından
| قَرْنًا: bir nesil
| اخَرِينَ: başka
| (6:6)|وَلَوْ: ve eğer
| نَزَّلْنَا: indirmiş olsaydık
| عَلَيْكَ: sana
| كِتَابًا: bir Kitap
| فِي:
| قِرْطَاسٍ: kağıt üzerine yazılı
| فَلَمَسُوهُ: onu tutsalardı
| بِأَيْدِيهِمْ: elleriyle
| لَقَالَ: yine derlerdi
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: ancak
| سِحْرٌ: bir büyüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (6:7)

| نَزَّلْنَا: indirmiş olsaydık
| عَلَيْكَ: sana
| كِتَابًا: bir Kitap
| فِي:
| قِرْطَاسٍ: kağıt üzerine yazılı
| فَلَمَسُوهُ: onu tutsalardı
| بِأَيْدِيهِمْ: elleriyle
| لَقَالَ: yine derlerdi
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: ancak
| سِحْرٌ: bir büyüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (6:7)|وَقَالُوا: ve dediler
| لَوْلَا: değil miydi?
| أُنْزِلَ: indirilmeli
| عَلَيْهِ: O'na
| مَلَكٌ: bir melek
| وَلَوْ: ve eğer
| أَنْزَلْنَا: indirseydik
| مَلَكًا: bir melek
| لَقُضِيَ: bitirilmiş olurdu
| الْأَمْرُ: iş
| ثُمَّ: artık
| لَا:
| يُنْظَرُونَ: hiç göz açtırılmazdı
| (6:8)

| لَوْلَا: değil miydi?
| أُنْزِلَ: indirilmeli
| عَلَيْهِ: O'na
| مَلَكٌ: bir melek
| وَلَوْ: ve eğer
| أَنْزَلْنَا: indirseydik
| مَلَكًا: bir melek
| لَقُضِيَ: bitirilmiş olurdu
| الْأَمْرُ: iş
| ثُمَّ: artık
| لَا:
| يُنْظَرُونَ: hiç göz açtırılmazdı
| (6:8)|وَلَوْ: ve eğer
| جَعَلْنَاهُ: onu yapsaydık
| مَلَكًا: melek
| لَجَعَلْنَاهُ: yine yapardık
| رَجُلًا: bir adam (şeklinde)
| وَلَلَبَسْنَا: ve yine düşürürdük
| عَلَيْهِمْ: onları
| مَا:
| يَلْبِسُونَ: düştükleri kuşkuya
| (6:9)

| جَعَلْنَاهُ: onu yapsaydık
| مَلَكًا: melek
| لَجَعَلْنَاهُ: yine yapardık
| رَجُلًا: bir adam (şeklinde)
| وَلَلَبَسْنَا: ve yine düşürürdük
| عَلَيْهِمْ: onları
| مَا:
| يَلْبِسُونَ: düştükleri kuşkuya
| (6:9)|وَلَقَدِ: ve muhakkak
| اسْتُهْزِئَ: alay edilmişti
| بِرُسُلٍ: peygamberlerle
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce de
| فَحَاقَ: fakat kuşatıverdi
| بِالَّذِينَ: kimseleri
| سَخِرُوا: alay edenleri
| مِنْهُمْ: onlarla
| مَا: şey
| كَانُوا:
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ettikleri
| (6:10)

| اسْتُهْزِئَ: alay edilmişti
| بِرُسُلٍ: peygamberlerle
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce de
| فَحَاقَ: fakat kuşatıverdi
| بِالَّذِينَ: kimseleri
| سَخِرُوا: alay edenleri
| مِنْهُمْ: onlarla
| مَا: şey
| كَانُوا:
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ettikleri
| (6:10)|قُلْ: de ki
| سِيرُوا: dolaşın
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| ثُمَّ: sonra
| انْظُرُوا: görün
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olmuş
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُكَذِّبِينَ: yalanlayanların
| (6:11)

| سِيرُوا: dolaşın
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| ثُمَّ: sonra
| انْظُرُوا: görün
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olmuş
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُكَذِّبِينَ: yalanlayanların
| (6:11)|قُلْ: de ki
| لِمَنْ: kimindir?
| مَا: olanlar
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| قُلْ: de ki
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| كَتَبَ: O yazmıştır
| عَلَىٰ: üstüne
| نَفْسِهِ: kendi
| الرَّحْمَةَ: rahmet etmeyi
| لَيَجْمَعَنَّكُمْ: sizi elbette toplayacaktır
| إِلَىٰ:
| يَوْمِ: gününde
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| لَا:
| رَيْبَ: şüphe olmayan
| فِيهِ: varlığında
| الَّذِينَ: ama kimseler
| خَسِرُوا: ziyana sokan(lar)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| فَهُمْ: onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| (6:12)

| لِمَنْ: kimindir?
| مَا: olanlar
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| قُلْ: de ki
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| كَتَبَ: O yazmıştır
| عَلَىٰ: üstüne
| نَفْسِهِ: kendi
| الرَّحْمَةَ: rahmet etmeyi
| لَيَجْمَعَنَّكُمْ: sizi elbette toplayacaktır
| إِلَىٰ:
| يَوْمِ: gününde
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| لَا:
| رَيْبَ: şüphe olmayan
| فِيهِ: varlığında
| الَّذِينَ: ama kimseler
| خَسِرُوا: ziyana sokan(lar)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| فَهُمْ: onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| (6:12)|وَلَهُ: ve onlar
| مَا: her şey
| سَكَنَ: barınan
| فِي:
| اللَّيْلِ: gecede
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzde
| وَهُوَ: e O
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْعَلِيمُ: bilendir
| (6:13)

| مَا: her şey
| سَكَنَ: barınan
| فِي:
| اللَّيْلِ: gecede
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzde
| وَهُوَ: e O
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْعَلِيمُ: bilendir
| (6:13)|قُلْ: de ki
| أَغَيْرَ: başkasını mı?
| اللَّهِ: Allah'tan
| أَتَّخِذُ: edineyim
| وَلِيًّا: dost
| فَاطِرِ: yoktan var eden
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضِ: ve yeri
| وَهُوَ: ve kendisi
| يُطْعِمُ: besleyen
| وَلَا:
| يُطْعَمُ: fakat beslenmeyen
| قُلْ: de ki
| إِنِّي: bana
| أُمِرْتُ: emrerdildi
| أَنْ:
| أَكُونَ: olmam
| أَوَّلَ: ilki
| مَنْ: olanların
| أَسْلَمَ: İslam
| وَلَا: ve sakın
| تَكُونَنَّ: olma
| مِنَ:
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlardan
| (6:14)

| أَغَيْرَ: başkasını mı?
| اللَّهِ: Allah'tan
| أَتَّخِذُ: edineyim
| وَلِيًّا: dost
| فَاطِرِ: yoktan var eden
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضِ: ve yeri
| وَهُوَ: ve kendisi
| يُطْعِمُ: besleyen
| وَلَا:
| يُطْعَمُ: fakat beslenmeyen
| قُلْ: de ki
| إِنِّي: bana
| أُمِرْتُ: emrerdildi
| أَنْ:
| أَكُونَ: olmam
| أَوَّلَ: ilki
| مَنْ: olanların
| أَسْلَمَ: İslam
| وَلَا: ve sakın
| تَكُونَنَّ: olma
| مِنَ:
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlardan
| (6:14)|قُلْ: de ki
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkarım
| إِنْ: eğer
| عَصَيْتُ: isyan edersem
| رَبِّي: Rabbime
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (6:15)

| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَخَافُ: korkarım
| إِنْ: eğer
| عَصَيْتُ: isyan edersem
| رَبِّي: Rabbime
| عَذَابَ: azabından
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (6:15)|مَنْ: kim
| يُصْرَفْ: çevrilip savılırsa
| عَنْهُ: ondan (azabdan)
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| فَقَدْ: gerçekten
| رَحِمَهُ: (Allah) ona acımıştır
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| الْفَوْزُ: başarı
| الْمُبِينُ: apaçık
| (6:16)

| يُصْرَفْ: çevrilip savılırsa
| عَنْهُ: ondan (azabdan)
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| فَقَدْ: gerçekten
| رَحِمَهُ: (Allah) ona acımıştır
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| الْفَوْزُ: başarı
| الْمُبِينُ: apaçık
| (6:16)|وَإِنْ: ve eğer
| يَمْسَسْكَ: sana dokundursa
| اللَّهُ: Allah
| بِضُرٍّ: bir zarar
| فَلَا: yoktur
| كَاشِفَ: açacak
| لَهُ: onu
| إِلَّا: başka
| هُوَ: kendisinden
| وَإِنْ: ve eğer
| يَمْسَسْكَ: sana dokundursa
| بِخَيْرٍ: bir hayır
| فَهُوَ: kuşkusuz O
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| قَدِيرٌ: yapabilendir
| (6:17)

| يَمْسَسْكَ: sana dokundursa
| اللَّهُ: Allah
| بِضُرٍّ: bir zarar
| فَلَا: yoktur
| كَاشِفَ: açacak
| لَهُ: onu
| إِلَّا: başka
| هُوَ: kendisinden
| وَإِنْ: ve eğer
| يَمْسَسْكَ: sana dokundursa
| بِخَيْرٍ: bir hayır
| فَهُوَ: kuşkusuz O
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| قَدِيرٌ: yapabilendir
| (6:17)|وَهُوَ: ve O
| الْقَاهِرُ: tam hakimdir
| فَوْقَ: üstünde
| عِبَادِهِ: kullarının
| وَهُوَ: ve O
| الْحَكِيمُ: herşeyi yerli yerince yapan
| الْخَبِيرُ: haber alandır
| (6:18)

| الْقَاهِرُ: tam hakimdir
| فَوْقَ: üstünde
| عِبَادِهِ: kullarının
| وَهُوَ: ve O
| الْحَكِيمُ: herşeyi yerli yerince yapan
| الْخَبِيرُ: haber alandır
| (6:18)|قُلْ: de ki
| أَيُّ: hangi
| شَيْءٍ: şey
| أَكْبَرُ: daha büyüktür
| شَهَادَةً: şahidlik bakımından
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| شَهِيدٌ: şahiddir
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكُمْ: sizin aranızda
| وَأُوحِيَ: ve vahyolundu
| إِلَيَّ: bana
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| لِأُنْذِرَكُمْ: sizi uyarayım
| بِهِ: onunla
| وَمَنْ: ve herkesi
| بَلَغَ: ulaştığı
| أَئِنَّكُمْ: siz
| لَتَشْهَدُونَ: şahidlik ediyor musunuz?
| أَنَّ: gerçekten
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| الِهَةً: tanrılar olduğuna
| أُخْرَىٰ: başka
| قُلْ: de ki
| لَا:
| أَشْهَدُ: ben şahidlik etmem
| قُلْ: de ki
| إِنَّمَا: ancak
| هُوَ: O
| إِلَٰهٌ: Tanrıdır
| وَاحِدٌ: tek bir
| وَإِنَّنِي: şüphesiz ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: şeylerden
| تُشْرِكُونَ: sizin ortak koştuğunuz
| (6:19)

| أَيُّ: hangi
| شَيْءٍ: şey
| أَكْبَرُ: daha büyüktür
| شَهَادَةً: şahidlik bakımından
| قُلِ: de ki
| اللَّهُ: Allah
| شَهِيدٌ: şahiddir
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكُمْ: sizin aranızda
| وَأُوحِيَ: ve vahyolundu
| إِلَيَّ: bana
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| لِأُنْذِرَكُمْ: sizi uyarayım
| بِهِ: onunla
| وَمَنْ: ve herkesi
| بَلَغَ: ulaştığı
| أَئِنَّكُمْ: siz
| لَتَشْهَدُونَ: şahidlik ediyor musunuz?
| أَنَّ: gerçekten
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| الِهَةً: tanrılar olduğuna
| أُخْرَىٰ: başka
| قُلْ: de ki
| لَا:
| أَشْهَدُ: ben şahidlik etmem
| قُلْ: de ki
| إِنَّمَا: ancak
| هُوَ: O
| إِلَٰهٌ: Tanrıdır
| وَاحِدٌ: tek bir
| وَإِنَّنِي: şüphesiz ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِمَّا: şeylerden
| تُشْرِكُونَ: sizin ortak koştuğunuz
| (6:19)|الَّذِينَ: kendilerine
| اتَيْنَاهُمُ: verdiklerimiz
| الْكِتَابَ: Kitap
| يَعْرِفُونَهُ: onu tanırlar
| كَمَا: gibi
| يَعْرِفُونَ: tanıdıkları
| أَبْنَاءَهُمُ: oğullarını
| الَّذِينَ: kimseler
| خَسِرُوا: ziyana sokan(lar)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| فَهُمْ: onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| (6:20)

| اتَيْنَاهُمُ: verdiklerimiz
| الْكِتَابَ: Kitap
| يَعْرِفُونَهُ: onu tanırlar
| كَمَا: gibi
| يَعْرِفُونَ: tanıdıkları
| أَبْنَاءَهُمُ: oğullarını
| الَّذِينَ: kimseler
| خَسِرُوا: ziyana sokan(lar)
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| فَهُمْ: onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| (6:20)|وَمَنْ: ve kim olabilir?
| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: edenlerden
| افْتَرَىٰ: iftira
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalanı
| أَوْ: ya da
| كَذَّبَ: yalanlayandan
| بِايَاتِهِ: O'nun ayetlerini
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَا:
| يُفْلِحُ: kurtuluş yüzü görmezler
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (6:21)

| أَظْلَمُ: daha zalim
| مِمَّنِ: edenlerden
| افْتَرَىٰ: iftira
| عَلَى: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| كَذِبًا: yalanı
| أَوْ: ya da
| كَذَّبَ: yalanlayandan
| بِايَاتِهِ: O'nun ayetlerini
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَا:
| يُفْلِحُ: kurtuluş yüzü görmezler
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (6:21)|وَيَوْمَ: ve gün
| نَحْشُرُهُمْ: topladığımız
| جَمِيعًا: hepsini
| ثُمَّ: sonra
| نَقُولُ: dediğimiz
| لِلَّذِينَ: kimselere
| أَشْرَكُوا: ortak koşan(lara)
| أَيْنَ: hani nerede?
| شُرَكَاؤُكُمُ: ortaklarınız
| الَّذِينَ: kimseler
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَزْعُمُونَ: zannetmekte
| (6:22)

| نَحْشُرُهُمْ: topladığımız
| جَمِيعًا: hepsini
| ثُمَّ: sonra
| نَقُولُ: dediğimiz
| لِلَّذِينَ: kimselere
| أَشْرَكُوا: ortak koşan(lara)
| أَيْنَ: hani nerede?
| شُرَكَاؤُكُمُ: ortaklarınız
| الَّذِينَ: kimseler
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَزْعُمُونَ: zannetmekte
| (6:22)|ثُمَّ: sonra
| لَمْ:
| تَكُنْ: kalmadığı
| فِتْنَتُهُمْ: onların çareleri
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| قَالُوا: demelerinden
| وَاللَّهِ: Allah'a andolsun ki
| رَبِّنَا: Rabbimiz
| مَا:
| كُنَّا: biz değildik
| مُشْرِكِينَ: ortak koşanlar
| (6:23)

| لَمْ:
| تَكُنْ: kalmadığı
| فِتْنَتُهُمْ: onların çareleri
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| قَالُوا: demelerinden
| وَاللَّهِ: Allah'a andolsun ki
| رَبِّنَا: Rabbimiz
| مَا:
| كُنَّا: biz değildik
| مُشْرِكِينَ: ortak koşanlar
| (6:23)|انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَذَبُوا: yalan söylediler
| عَلَىٰ: karşı
| أَنْفُسِهِمْ: kendilerine
| وَضَلَّ: ve sapıp gitti
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uydurduruyor(lar)
| (6:24)

| كَيْفَ: nasıl
| كَذَبُوا: yalan söylediler
| عَلَىٰ: karşı
| أَنْفُسِهِمْ: kendilerine
| وَضَلَّ: ve sapıp gitti
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uydurduruyor(lar)
| (6:24)|وَمِنْهُمْ: içlerinden vardır
| مَنْ: kimseler
| يَسْتَمِعُ: dinleyen
| إِلَيْكَ: seni
| وَجَعَلْنَا: fakat biz koyduk
| عَلَىٰ: üstüne
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinin
| أَكِنَّةً: perdeler
| أَنْ:
| يَفْقَهُوهُ: onu anlamalarına engel
| وَفِي: ve içine
| اذَانِهِمْ: kulaklarının
| وَقْرًا: ağırlık
| وَإِنْ: ve eğer
| يَرَوْا: görseler de
| كُلَّ: her
| ايَةٍ: mu'cizeyi
| لَا: asla
| يُؤْمِنُوا: inanmazlar
| بِهَا: ona
| حَتَّىٰ: hatta
| إِذَا: zaman
| جَاءُوكَ: sana geldikleri
| يُجَادِلُونَكَ: seninle tartışırlar
| يَقُولُ: derler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka değildir
| أَسَاطِيرُ: masallarından
| الْأَوَّلِينَ: eskilerin
| (6:25)

| مَنْ: kimseler
| يَسْتَمِعُ: dinleyen
| إِلَيْكَ: seni
| وَجَعَلْنَا: fakat biz koyduk
| عَلَىٰ: üstüne
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinin
| أَكِنَّةً: perdeler
| أَنْ:
| يَفْقَهُوهُ: onu anlamalarına engel
| وَفِي: ve içine
| اذَانِهِمْ: kulaklarının
| وَقْرًا: ağırlık
| وَإِنْ: ve eğer
| يَرَوْا: görseler de
| كُلَّ: her
| ايَةٍ: mu'cizeyi
| لَا: asla
| يُؤْمِنُوا: inanmazlar
| بِهَا: ona
| حَتَّىٰ: hatta
| إِذَا: zaman
| جَاءُوكَ: sana geldikleri
| يُجَادِلُونَكَ: seninle tartışırlar
| يَقُولُ: derler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka değildir
| أَسَاطِيرُ: masallarından
| الْأَوَّلِينَ: eskilerin
| (6:25)|وَهُمْ: ve onlar
| يَنْهَوْنَ: hem menederler
| عَنْهُ: ondan
| وَيَنْأَوْنَ: hem de uzak dururlar
| عَنْهُ: ondan
| وَإِنْ: ve böylece
| يُهْلِكُونَ: mahvediyorlar
| إِلَّا: yalnız
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| وَمَا: değiller
| يَشْعُرُونَ: farkında
| (6:26)

| يَنْهَوْنَ: hem menederler
| عَنْهُ: ondan
| وَيَنْأَوْنَ: hem de uzak dururlar
| عَنْهُ: ondan
| وَإِنْ: ve böylece
| يُهْلِكُونَ: mahvediyorlar
| إِلَّا: yalnız
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerini
| وَمَا: değiller
| يَشْعُرُونَ: farkında
| (6:26)|وَلَوْ: ve eğer
| تَرَىٰ: bir görsen
| إِذْ: iken
| وُقِفُوا: durdurulmuş
| عَلَى: başında
| النَّارِ: ateşin
| فَقَالُوا: dediklerini
| يَا: EY/HEY/AH
| لَيْتَنِي: keşke ben
| نُرَدُّ: geri döndürülseydik
| وَلَا: ve
| نُكَذِّبَ: yalanlamasaydık
| بِايَاتِ: ayetlerini
| رَبِّنَا: Rabbimizin
| وَنَكُونَ: ve olsaydık
| مِنَ: -dan
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlar-
| (6:27)

| تَرَىٰ: bir görsen
| إِذْ: iken
| وُقِفُوا: durdurulmuş
| عَلَى: başında
| النَّارِ: ateşin
| فَقَالُوا: dediklerini
| يَا: EY/HEY/AH
| لَيْتَنِي: keşke ben
| نُرَدُّ: geri döndürülseydik
| وَلَا: ve
| نُكَذِّبَ: yalanlamasaydık
| بِايَاتِ: ayetlerini
| رَبِّنَا: Rabbimizin
| وَنَكُونَ: ve olsaydık
| مِنَ: -dan
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlar-
| (6:27)|بَلْ: hayır
| بَدَا: göründü
| لَهُمْ: onlara
| مَا:
| كَانُوا: oldukları
| يُخْفُونَ: gizlemekte
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| وَلَوْ: eğer
| رُدُّوا: geri gönderilselerdi
| لَعَادُوا: yine dönerlerdi
| لِمَا: şeye
| نُهُوا: men'olundukları
| عَنْهُ: kendinden
| وَإِنَّهُمْ: çünkü onlar
| لَكَاذِبُونَ: yalancılardır
| (6:28)

| بَدَا: göründü
| لَهُمْ: onlara
| مَا:
| كَانُوا: oldukları
| يُخْفُونَ: gizlemekte
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| وَلَوْ: eğer
| رُدُّوا: geri gönderilselerdi
| لَعَادُوا: yine dönerlerdi
| لِمَا: şeye
| نُهُوا: men'olundukları
| عَنْهُ: kendinden
| وَإِنَّهُمْ: çünkü onlar
| لَكَاذِبُونَ: yalancılardır
| (6:28)|وَقَالُوا: dediler ki
| إِنْ:
| هِيَ: onlar
| إِلَّا: başka yoktur
| حَيَاتُنَا: hayatımızdan
| الدُّنْيَا: dünya
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِمَبْعُوثِينَ: diriltilecek
| (6:29)

| إِنْ:
| هِيَ: onlar
| إِلَّا: başka yoktur
| حَيَاتُنَا: hayatımızdan
| الدُّنْيَا: dünya
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِمَبْعُوثِينَ: diriltilecek
| (6:29)|وَلَوْ: ve eğer
| تَرَىٰ: (onları) bir görsen
| إِذْ: iken
| وُقِفُوا: durdurulmuş
| عَلَىٰ: huzurunda
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| قَالَ: dedi
| أَلَيْسَ: değil miymiş?
| هَٰذَا: bu
| بِالْحَقِّ: gerçek
| قَالُوا: dediler ki
| بَلَىٰ: evet gerçektir
| وَرَبِّنَا: Rabbimiz hakkı için
| قَالَ: dedi
| فَذُوقُوا: öyle ise tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: ettiğinizden
| تَكْفُرُونَ: inkar
| (6:30)

| تَرَىٰ: (onları) bir görsen
| إِذْ: iken
| وُقِفُوا: durdurulmuş
| عَلَىٰ: huzurunda
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| قَالَ: dedi
| أَلَيْسَ: değil miymiş?
| هَٰذَا: bu
| بِالْحَقِّ: gerçek
| قَالُوا: dediler ki
| بَلَىٰ: evet gerçektir
| وَرَبِّنَا: Rabbimiz hakkı için
| قَالَ: dedi
| فَذُوقُوا: öyle ise tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: ettiğinizden
| تَكْفُرُونَ: inkar
| (6:30)|قَدْ: gerçekten
| خَسِرَ: ziyana uğradı(lar)
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan(lar)
| بِلِقَاءِ: huzuruna çıkmayı
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| جَاءَتْهُمُ: kendilerine geldiği
| السَّاعَةُ: o sa'at
| بَغْتَةً: ansızın
| قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| حَسْرَتَنَا: Pişmanız
| عَلَىٰ: dolayı
| مَا:
| فَرَّطْنَا: kusurlarımızdan
| فِيهَا: orada
| وَهُمْ: ve onlar
| يَحْمِلُونَ: yüklenecekler
| أَوْزَارَهُمْ: günahlarını
| عَلَىٰ:
| ظُهُورِهِمْ: sırtlarına
| أَلَا: bakın
| سَاءَ: ne kötü
| مَا: şeyler
| يَزِرُونَ: yüklenip taşıyorlar
| (6:31)

| خَسِرَ: ziyana uğradı(lar)
| الَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan(lar)
| بِلِقَاءِ: huzuruna çıkmayı
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| جَاءَتْهُمُ: kendilerine geldiği
| السَّاعَةُ: o sa'at
| بَغْتَةً: ansızın
| قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| حَسْرَتَنَا: Pişmanız
| عَلَىٰ: dolayı
| مَا:
| فَرَّطْنَا: kusurlarımızdan
| فِيهَا: orada
| وَهُمْ: ve onlar
| يَحْمِلُونَ: yüklenecekler
| أَوْزَارَهُمْ: günahlarını
| عَلَىٰ:
| ظُهُورِهِمْ: sırtlarına
| أَلَا: bakın
| سَاءَ: ne kötü
| مَا: şeyler
| يَزِرُونَ: yüklenip taşıyorlar
| (6:31)|وَمَا: ve değildir
| الْحَيَاةُ: hayatı
| الدُّنْيَا: dünya
| إِلَّا: başka bir şey
| لَعِبٌ: bir oyundan
| وَلَهْوٌ: ve eğlenceden
| وَلَلدَّارُ: ve yurdu
| الْاخِرَةُ: ahiret
| خَيْرٌ: daha iyidir
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| يَتَّقُونَ: korunan(lar)
| أَفَلَا:
| تَعْقِلُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (6:32)

| الْحَيَاةُ: hayatı
| الدُّنْيَا: dünya
| إِلَّا: başka bir şey
| لَعِبٌ: bir oyundan
| وَلَهْوٌ: ve eğlenceden
| وَلَلدَّارُ: ve yurdu
| الْاخِرَةُ: ahiret
| خَيْرٌ: daha iyidir
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| يَتَّقُونَ: korunan(lar)
| أَفَلَا:
| تَعْقِلُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (6:32)|قَدْ: muhakkak
| نَعْلَمُ: biliyoruz
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَيَحْزُنُكَ: seni üzüyor
| الَّذِي: şeyler
| يَقُولُونَ: onların dedikleri
| فَإِنَّهُمْ: gerçekte onlar
| لَا:
| يُكَذِّبُونَكَ: seni yalanlamıyorlar
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| الظَّالِمِينَ: o zalimler
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| يَجْحَدُونَ: yalanlıyorlar
| (6:33)

| نَعْلَمُ: biliyoruz
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَيَحْزُنُكَ: seni üzüyor
| الَّذِي: şeyler
| يَقُولُونَ: onların dedikleri
| فَإِنَّهُمْ: gerçekte onlar
| لَا:
| يُكَذِّبُونَكَ: seni yalanlamıyorlar
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| الظَّالِمِينَ: o zalimler
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| يَجْحَدُونَ: yalanlıyorlar
| (6:33)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| كُذِّبَتْ: yalanlanmıştı
| رُسُلٌ: elçiler
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce de
| فَصَبَرُوا: sabrettiler
| عَلَىٰ: karşı
| مَا:
| كُذِّبُوا: yalanlanmalarına
| وَأُوذُوا: ve eziyet edilmelerine
| حَتَّىٰ: nihayet
| أَتَاهُمْ: onlara yetişti
| نَصْرُنَا: yardımımız
| وَلَا: yoktur
| مُبَدِّلَ: değiştirebilecek
| لِكَلِمَاتِ: kelimelerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَقَدْ: andolsun
| جَاءَكَ: sana da gelmiştir
| مِنْ: -inden
| نَبَإِ: haber-
| الْمُرْسَلِينَ: elçilerin
| (6:34)

| كُذِّبَتْ: yalanlanmıştı
| رُسُلٌ: elçiler
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce de
| فَصَبَرُوا: sabrettiler
| عَلَىٰ: karşı
| مَا:
| كُذِّبُوا: yalanlanmalarına
| وَأُوذُوا: ve eziyet edilmelerine
| حَتَّىٰ: nihayet
| أَتَاهُمْ: onlara yetişti
| نَصْرُنَا: yardımımız
| وَلَا: yoktur
| مُبَدِّلَ: değiştirebilecek
| لِكَلِمَاتِ: kelimelerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَقَدْ: andolsun
| جَاءَكَ: sana da gelmiştir
| مِنْ: -inden
| نَبَإِ: haber-
| الْمُرْسَلِينَ: elçilerin
| (6:34)|وَإِنْ: ve eğer
| كَانَ:
| كَبُرَ: ağır geldiyse
| عَلَيْكَ: sana
| إِعْرَاضُهُمْ: onların yüz çevirmesi
| فَإِنِ: haydi
| اسْتَطَعْتَ: yapabilirsen
| أَنْ:
| تَبْتَغِيَ: ara ki
| نَفَقًا: bir delik
| فِي: içine
| الْأَرْضِ: yerin
| أَوْ: ya da
| سُلَّمًا: bir merdiven
| فِي:
| السَّمَاءِ: göğe
| فَتَأْتِيَهُمْ: onlara getiresin
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| وَلَوْ: şayet
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَجَمَعَهُمْ: elbette onları toplardı
| عَلَى: üzerinde
| الْهُدَىٰ: hidayet
| فَلَا:
| تَكُونَنَّ: o halde olma
| مِنَ: -den
| الْجَاهِلِينَ: cahiller-
| (6:35)

| كَانَ:
| كَبُرَ: ağır geldiyse
| عَلَيْكَ: sana
| إِعْرَاضُهُمْ: onların yüz çevirmesi
| فَإِنِ: haydi
| اسْتَطَعْتَ: yapabilirsen
| أَنْ:
| تَبْتَغِيَ: ara ki
| نَفَقًا: bir delik
| فِي: içine
| الْأَرْضِ: yerin
| أَوْ: ya da
| سُلَّمًا: bir merdiven
| فِي:
| السَّمَاءِ: göğe
| فَتَأْتِيَهُمْ: onlara getiresin
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| وَلَوْ: şayet
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَجَمَعَهُمْ: elbette onları toplardı
| عَلَى: üzerinde
| الْهُدَىٰ: hidayet
| فَلَا:
| تَكُونَنَّ: o halde olma
| مِنَ: -den
| الْجَاهِلِينَ: cahiller-
| (6:35)|إِنَّمَا: ancak
| يَسْتَجِيبُ: icabet eder
| الَّذِينَ: kimseler
| يَسْمَعُونَ: işiten(ler)
| وَالْمَوْتَىٰ: ölülere gelince
| يَبْعَثُهُمُ: onları diriltir
| اللَّهُ: Allah
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْهِ: O'na
| يُرْجَعُونَ: döndürülürler
| (6:36)

| يَسْتَجِيبُ: icabet eder
| الَّذِينَ: kimseler
| يَسْمَعُونَ: işiten(ler)
| وَالْمَوْتَىٰ: ölülere gelince
| يَبْعَثُهُمُ: onları diriltir
| اللَّهُ: Allah
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْهِ: O'na
| يُرْجَعُونَ: döndürülürler
| (6:36)|وَقَالُوا: dediler ki
| لَوْلَا: değil miydi?
| نُزِّلَ: indirilmeli
| عَلَيْهِ: ona
| ايَةٌ: bir mu'cize
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِ: Rabbi-
| قُلْ: de ki
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| قَادِرٌ: kadirdir
| عَلَىٰ: üzerine
| أَنْ:
| يُنَزِّلَ: indirmeğe
| ايَةً: bir mu'cize
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (6:37)

| لَوْلَا: değil miydi?
| نُزِّلَ: indirilmeli
| عَلَيْهِ: ona
| ايَةٌ: bir mu'cize
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِ: Rabbi-
| قُلْ: de ki
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| قَادِرٌ: kadirdir
| عَلَىٰ: üzerine
| أَنْ:
| يُنَزِّلَ: indirmeğe
| ايَةً: bir mu'cize
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (6:37)|وَمَا: yoktur ki
| مِنْ: hiçbir
| دَابَّةٍ: yürüyen hayvan
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| وَلَا: ve hiçbir
| طَائِرٍ: kuş
| يَطِيرُ: uçan
| بِجَنَاحَيْهِ: iki kanadiyle
| إِلَّا: olmasınlar
| أُمَمٌ: birer ümmet
| أَمْثَالُكُمْ: sizin gibi
| مَا:
| فَرَّطْنَا: biz eksik bırakmamışızdır
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şeyi
| ثُمَّ: sonra
| إِلَىٰ: -(nin huzuru)na
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| يُحْشَرُونَ: toplanacaklardır
| (6:38)

| مِنْ: hiçbir
| دَابَّةٍ: yürüyen hayvan
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| وَلَا: ve hiçbir
| طَائِرٍ: kuş
| يَطِيرُ: uçan
| بِجَنَاحَيْهِ: iki kanadiyle
| إِلَّا: olmasınlar
| أُمَمٌ: birer ümmet
| أَمْثَالُكُمْ: sizin gibi
| مَا:
| فَرَّطْنَا: biz eksik bırakmamışızdır
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şeyi
| ثُمَّ: sonra
| إِلَىٰ: -(nin huzuru)na
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| يُحْشَرُونَ: toplanacaklardır
| (6:38)|وَالَّذِينَ: kimseler
| كَذَّبُوا: yalanlayan(lar)
| بِايَاتِنَا: bizim ayetlerimizi
| صُمٌّ: sağırdırlar
| وَبُكْمٌ: ve dilsizdirler
| فِي: içinde
| الظُّلُمَاتِ: karanlıklar
| مَنْ: kimseyi
| يَشَإِ: dilediği
| اللَّهُ: Allah
| يُضْلِلْهُ: şaşırtır
| وَمَنْ: ve kimseyi de
| يَشَأْ: dilediği
| يَجْعَلْهُ: koyar
| عَلَىٰ: üzerine
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (6:39)

| كَذَّبُوا: yalanlayan(lar)
| بِايَاتِنَا: bizim ayetlerimizi
| صُمٌّ: sağırdırlar
| وَبُكْمٌ: ve dilsizdirler
| فِي: içinde
| الظُّلُمَاتِ: karanlıklar
| مَنْ: kimseyi
| يَشَإِ: dilediği
| اللَّهُ: Allah
| يُضْلِلْهُ: şaşırtır
| وَمَنْ: ve kimseyi de
| يَشَأْ: dilediği
| يَجْعَلْهُ: koyar
| عَلَىٰ: üzerine
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (6:39)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتَكُمْ: gördünüz mü?
| إِنْ: eğer
| أَتَاكُمْ: size gelse
| عَذَابُ: azabı
| اللَّهِ: Allah'ın
| أَوْ: ya da
| أَتَتْكُمُ: gelse
| السَّاعَةُ: o sa'at
| أَغَيْرَ: başkasına mı
| اللَّهِ: Allah'tan
| تَدْعُونَ: yalvarırsınız
| إِنْ: şayet
| كُنْتُمْ: iseniz (söyleyin)
| صَادِقِينَ: doğru (sözlü)
| (6:40)

| أَرَأَيْتَكُمْ: gördünüz mü?
| إِنْ: eğer
| أَتَاكُمْ: size gelse
| عَذَابُ: azabı
| اللَّهِ: Allah'ın
| أَوْ: ya da
| أَتَتْكُمُ: gelse
| السَّاعَةُ: o sa'at
| أَغَيْرَ: başkasına mı
| اللَّهِ: Allah'tan
| تَدْعُونَ: yalvarırsınız
| إِنْ: şayet
| كُنْتُمْ: iseniz (söyleyin)
| صَادِقِينَ: doğru (sözlü)
| (6:40)|بَلْ: hayır
| إِيَّاهُ: yalnız O'na
| تَدْعُونَ: yalvarırsınız
| فَيَكْشِفُ: O da kaldırır
| مَا: şeyi
| تَدْعُونَ: istediğiniz
| إِلَيْهِ: ondan
| إِنْ: şayet
| شَاءَ: dilerse
| وَتَنْسَوْنَ: ve unutursunuz
| مَا: şeyleri
| تُشْرِكُونَ: ortak koştuğunuz
| (6:41)

| إِيَّاهُ: yalnız O'na
| تَدْعُونَ: yalvarırsınız
| فَيَكْشِفُ: O da kaldırır
| مَا: şeyi
| تَدْعُونَ: istediğiniz
| إِلَيْهِ: ondan
| إِنْ: şayet
| شَاءَ: dilerse
| وَتَنْسَوْنَ: ve unutursunuz
| مَا: şeyleri
| تُشْرِكُونَ: ortak koştuğunuz
| (6:41)|وَلَقَدْ: muhakkak
| أَرْسَلْنَا: (elçiler) gönderdik
| إِلَىٰ:
| أُمَمٍ: ümmetlere
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce de
| فَأَخَذْنَاهُمْ: onları yakalayıp cezalandırmıştık
| بِالْبَأْسَاءِ: darlık ile
| وَالضَّرَّاءِ: ve sıkıntı ile
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَتَضَرَّعُونَ: yalvarırlar diye
| (6:42)

| أَرْسَلْنَا: (elçiler) gönderdik
| إِلَىٰ:
| أُمَمٍ: ümmetlere
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce de
| فَأَخَذْنَاهُمْ: onları yakalayıp cezalandırmıştık
| بِالْبَأْسَاءِ: darlık ile
| وَالضَّرَّاءِ: ve sıkıntı ile
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَتَضَرَّعُونَ: yalvarırlar diye
| (6:42)|فَلَوْلَا: hiç olmazsa
| إِذْ: zaman
| جَاءَهُمْ: kendilerine geldiği
| بَأْسُنَا: baskınımız
| تَضَرَّعُوا: yalvarsalardı
| وَلَٰكِنْ: fakat
| قَسَتْ: katılaştı
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| وَزَيَّنَ: ve süslü gösterdi
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| مَا: şeyleri
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapmış
| (6:43)

| إِذْ: zaman
| جَاءَهُمْ: kendilerine geldiği
| بَأْسُنَا: baskınımız
| تَضَرَّعُوا: yalvarsalardı
| وَلَٰكِنْ: fakat
| قَسَتْ: katılaştı
| قُلُوبُهُمْ: kalbleri
| وَزَيَّنَ: ve süslü gösterdi
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| مَا: şeyleri
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapmış
| (6:43)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| نَسُوا: unutunca
| مَا:
| ذُكِّرُوا: yapılan uyarıları
| بِهِ: kendileri
| فَتَحْنَا: açıverdik
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| أَبْوَابَ: kapılarını
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyin
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: sırada
| فَرِحُوا: sevince daldıkları
| بِمَا: şey ile
| أُوتُوا: kendilerine verilen
| أَخَذْنَاهُمْ: onları yakaladık
| بَغْتَةً: ansızın
| فَإِذَا: böylece
| هُمْ: onlar
| مُبْلِسُونَ: bütün umutlarnı yitirdiler
| (6:44)

| نَسُوا: unutunca
| مَا:
| ذُكِّرُوا: yapılan uyarıları
| بِهِ: kendileri
| فَتَحْنَا: açıverdik
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| أَبْوَابَ: kapılarını
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyin
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: sırada
| فَرِحُوا: sevince daldıkları
| بِمَا: şey ile
| أُوتُوا: kendilerine verilen
| أَخَذْنَاهُمْ: onları yakaladık
| بَغْتَةً: ansızın
| فَإِذَا: böylece
| هُمْ: onlar
| مُبْلِسُونَ: bütün umutlarnı yitirdiler
| (6:44)|فَقُطِعَ: böylece kesildi
| دَابِرُ: ardı
| الْقَوْمِ: milletin
| الَّذِينَ: onlar ki
| ظَلَمُوا: haksızlık ediyordu
| وَالْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (6:45)

| دَابِرُ: ardı
| الْقَوْمِ: milletin
| الَّذِينَ: onlar ki
| ظَلَمُوا: haksızlık ediyordu
| وَالْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (6:45)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتُمْ: söyleyin bana
| إِنْ: eğer
| أَخَذَ: alsa
| اللَّهُ: Allah
| سَمْعَكُمْ: işitme(duyu)nuzu
| وَأَبْصَارَكُمْ: ve gözlerinizi
| وَخَتَمَ: ve mühür vursa
| عَلَىٰ: üstüne
| قُلُوبِكُمْ: kalblerinizin
| مَنْ: kimdir?
| إِلَٰهٌ: tanrı
| غَيْرُ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| يَأْتِيكُمْ: size getirecek
| بِهِ: bun(lar)ı
| انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| نُصَرِّفُ: türlü türlü açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| ثُمَّ: sonra yine
| هُمْ: onlar
| يَصْدِفُونَ: yüz çeviriyorlar
| (6:46)

| أَرَأَيْتُمْ: söyleyin bana
| إِنْ: eğer
| أَخَذَ: alsa
| اللَّهُ: Allah
| سَمْعَكُمْ: işitme(duyu)nuzu
| وَأَبْصَارَكُمْ: ve gözlerinizi
| وَخَتَمَ: ve mühür vursa
| عَلَىٰ: üstüne
| قُلُوبِكُمْ: kalblerinizin
| مَنْ: kimdir?
| إِلَٰهٌ: tanrı
| غَيْرُ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| يَأْتِيكُمْ: size getirecek
| بِهِ: bun(lar)ı
| انْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| نُصَرِّفُ: türlü türlü açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| ثُمَّ: sonra yine
| هُمْ: onlar
| يَصْدِفُونَ: yüz çeviriyorlar
| (6:46)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتَكُمْ: söyleyin bana
| إِنْ: eğer
| أَتَاكُمْ: size gelse
| عَذَابُ: azabı
| اللَّهِ: Allah'ın
| بَغْتَةً: ansızın
| أَوْ: ya da
| جَهْرَةً: açıkça
| هَلْ: mi?
| يُهْلَكُ: helak edilir
| إِلَّا: başkası
| الْقَوْمُ: toplumdan
| الظَّالِمُونَ: zalim
| (6:47)

| أَرَأَيْتَكُمْ: söyleyin bana
| إِنْ: eğer
| أَتَاكُمْ: size gelse
| عَذَابُ: azabı
| اللَّهِ: Allah'ın
| بَغْتَةً: ansızın
| أَوْ: ya da
| جَهْرَةً: açıkça
| هَلْ: mi?
| يُهْلَكُ: helak edilir
| إِلَّا: başkası
| الْقَوْمُ: toplumdan
| الظَّالِمُونَ: zalim
| (6:47)|وَمَا:
| نُرْسِلُ: biz gönderimeyi
| الْمُرْسَلِينَ: elçileri
| إِلَّا: dışında
| مُبَشِّرِينَ: müjdeciler olmak
| وَمُنْذِرِينَ: ve uyarıcılar olmak
| فَمَنْ: o halde kim
| امَنَ: inanır
| وَأَصْلَحَ: ve uslanırsa
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve değildir
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülecek de
| (6:48)

| نُرْسِلُ: biz gönderimeyi
| الْمُرْسَلِينَ: elçileri
| إِلَّا: dışında
| مُبَشِّرِينَ: müjdeciler olmak
| وَمُنْذِرِينَ: ve uyarıcılar olmak
| فَمَنْ: o halde kim
| امَنَ: inanır
| وَأَصْلَحَ: ve uslanırsa
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve değildir
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülecek de
| (6:48)|وَالَّذِينَ: kimselere
| كَذَّبُوا: yalanlayan(lara)
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| يَمَسُّهُمُ: dokunacaktır
| الْعَذَابُ: azab
| بِمَا: yüzünden
| كَانُوا: yaptıkları
| يَفْسُقُونَ: fenalık
| (6:49)

| كَذَّبُوا: yalanlayan(lara)
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| يَمَسُّهُمُ: dokunacaktır
| الْعَذَابُ: azab
| بِمَا: yüzünden
| كَانُوا: yaptıkları
| يَفْسُقُونَ: fenalık
| (6:49)|قُلْ: de ki
| لَا:
| أَقُولُ: ben demiyorum
| لَكُمْ: size
| عِنْدِي: yanımdadır
| خَزَائِنُ: hazineleri
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَا: ve
| أَعْلَمُ: bilmem
| الْغَيْبَ: gaybı
| وَلَا: ve
| أَقُولُ: demiyorum
| لَكُمْ: size
| إِنِّي: ben
| مَلَكٌ: meleğim
| إِنْ:
| أَتَّبِعُ: ben uyuyorum
| إِلَّا: sadece
| مَا: şeye
| يُوحَىٰ: vahyolunan
| إِلَيَّ: bana
| قُلْ: de ki
| هَلْ: midir?
| يَسْتَوِي: eşit
| الْأَعْمَىٰ: kör
| وَالْبَصِيرُ: ve gören
| أَفَلَا:
| تَتَفَكَّرُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (6:50)

| لَا:
| أَقُولُ: ben demiyorum
| لَكُمْ: size
| عِنْدِي: yanımdadır
| خَزَائِنُ: hazineleri
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَلَا: ve
| أَعْلَمُ: bilmem
| الْغَيْبَ: gaybı
| وَلَا: ve
| أَقُولُ: demiyorum
| لَكُمْ: size
| إِنِّي: ben
| مَلَكٌ: meleğim
| إِنْ:
| أَتَّبِعُ: ben uyuyorum
| إِلَّا: sadece
| مَا: şeye
| يُوحَىٰ: vahyolunan
| إِلَيَّ: bana
| قُلْ: de ki
| هَلْ: midir?
| يَسْتَوِي: eşit
| الْأَعْمَىٰ: kör
| وَالْبَصِيرُ: ve gören
| أَفَلَا:
| تَتَفَكَّرُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (6:50)