| hum: onlar
| fī: içinde
| ğamratin: aptallık
| sāhūne: yanılıp durmaktadırlar
| (51:11)
| fitnetekum: fitnenizi
| hāƶā: budur işte
| lleƶī: şey
| kuntum: olduğunuz
| bihi: onu
| testeǎ'cilūne: acele istiyor(lar)
| (51:14)
| l-mutteḳīne: muttakiler
| fī:
| cennātin: cennetlerdedir
| ve ǔyūnin: ve çeşme başlarındadırlar
| (51:15)
| mā: şeyi
| ātāhum: kendilerine verdiği
| rabbuhum: Rablerinin
| innehum: çünkü onlar
| kānū: idiler
| ḳable: önce
| ƶālike: bundan
| muHsinīne: güzel davranan
| (51:16)
| emvālihim: mallarında
| Haḳḳun: bir hak
| lissāili: dilenci için
| velmeHrūmi: ve yoksul için
| (51:19)
| l-erDi: yeryüzünde
| āyātun: nice ibretler
| lilmūḳinīne: kesin inanacaklar için
| (51:20)
| s-semāi: gökte
| rizḳukum: rızkınız
| ve mā: ve şey
| tūǎdūne: uyarıldığınız
| (51:22)
| s-semāi: göğün
| vel'erDi: ve yerin
| innehu: şüphesiz O
| leHaḳḳun: gerçektir
| miṧle: gibi
| mā: şey
| ennekum: sizin
| tenTiḳūne: konuştuğunuz
| (51:23)
| etāke: sana geldi-
| Hadīṧu: haberi
| Deyfi: misafirlerinin
| ibrāhīme: İbrahim'in
| l-mukramīne: ağırlanan
| (51:24)
| deḣalū: girmişlerdi
| ǎleyhi: onun yanına
| fe ḳālū: ve demişlerdi
| selāmen: selam
| ḳāle: dedi ki
| selāmun: selam
| ḳavmun: bir topluluk(sunuz)
| munkerūne: tanınmamış
| (51:25)
| ilā: yanına
| ehlihi: ailesinin
| fe cā'e: ve getirdi
| biǐclin: bir buzağı
| semīnin: semiz
| (51:26)
| ileyhim: önlerine
| ḳāle: dedi
| elā:
| te'kulūne: yemez misiniz?
| (51:27)
| minhum: onlardan
| ḣīfeten: bir korku
| ḳālū: dediler
| lā:
| teḣaf: korkma
| ve beşşerūhu: ve ona müjdelediler
| biğulāmin: bir oğlan çocuğu
| ǎlīmin: bilgin
| (51:28)
| mraetuhu: karısı (Sare)
| fī: içinde
| Sarratin: çığlık
| fe Sakket: vurarak
| vechehā: yüzüne
| ve ḳālet: ve dedi
| ǎcūzun: bir koca karı
| ǎḳīmun: kısır
| (51:29)
| keƶāliki: böyle
| ḳāle: dedi
| rabbuki: Rabbin
| innehu: şüphesiz O
| huve: O
| l-Hakīmu: hüküm ve hikmet sahibidir
| l-ǎlīmu: bilendir
| (51:30)
| femā: o halde nedir?
| ḣaTbukum: göreviniz
| eyyuhā: ey
| l-murselūne: elçiler
| (51:31)
| innā: elbette biz
| ursilnā: gönderildik
| ilā:
| ḳavmin: bir kavme
| mucrimīne: suçlu
| (51:32)
| ǎleyhim: onların üzerine
| Hicāraten: taş(lar)
| min: -dan
| Tīnin: çamur-
| (51:33)
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| lilmusrifīne: haddi aşanlar için
| (51:34)
| men:
| kāne: bulunan
| fīhā: orada
| mine: -den
| l-mu'minīne: mü'minler-
| (51:35)
| vecednā: bulmadık
| fīhā: orada
| ğayra: dışında
| beytin: Yapı
| mine: olan
| l-muslimīne: müslüman
| (51:36)
| fīhā: orada
| āyeten: bir ibret
| lilleƶīne: için
| yeḣāfūne: korkanlar
| l-ǎƶābe: azabdan
| l-elīme: acıklı
| (51:37)
| mūsā: Musa'da
| iƶ: hani
| erselnāhu: onu göndermiştik
| ilā:
| fir'ǎvne: Fir'avn'e
| bisulTānin: bir delil ile
| mubīnin: açık
| (51:38)
| biruknihi: yanını
| ve ḳāle: ve dedi ki
| sāHirun: büyücüdür
| ev: veya
| mecnūnun: cinlidir
| (51:39)
| ve cunūdehu: ve askerlerini
| fe nebeƶnāhum: ve onları attık
| fī:
| l-yemmi: denize
| vehuve: ve o
| mulīmun: kendi kendini kınıyordu
| (51:40)
| ǎādin: Ad'de
| iƶ: hani
| erselnā: gönderdik
| ǎleyhimu: onlara
| r-rīHa: bir rüzgar
| l-ǎḳīme: köklerini kesen
| (51:41)
| teƶeru: bırakmıyor
| min: hiçbir
| şey'in: şeyi
| etet: geçtiği
| ǎleyhi: üzerinden
| illā: ancak
| ceǎlethu: onu ediyordu
| kārramīmi: kül gibi
| (51:42)
| ṧemūde: Semud'da
| iƶ: hani
| ḳīle: denmişti
| lehum: onlara
| temetteǔ: sefa sürün
| Hattā: kadar
| Hīnin: bir süreye
| (51:43)
| ǎn: karşı
| emri: buyruğuna
| rabbihim: Rablerinin
| feeḣaƶethumu: bu yüzden onları yakaladı
| S-Sāǐḳatu: yıldırım
| vehum: ve onlar
| yenZurūne: bakıp dururlardı
| (51:44)
| steTāǔ: güçleri yetmedi
| min:
| ḳiyāmin: ayağa kalkmaya
| ve mā: ve
| kānū: olmadılar
| munteSirīne: yardım edilen
| (51:45)
| nūHin: Nuh
| min:
| ḳablu: daha önce
| innehum: çünkü onlar
| kānū: idiler
| ḳavmen: bir toplum
| fāsiḳīne: yoldan çıkmış
| (51:46)
| beneynāhā: inşa ettik
| bieydin: sağlam
| ve innā: ve elbette biz
| lemūsiǔne: genişleticiyiz
| (51:47)
| feraşnāhā: biz döşedik
| feniǎ'me: ne güzel
| l-māhidūne: döşeyiciyiz
| (51:48)
| kulli: her
| şey'in: şeyden
| ḣaleḳnā: yarattık
| zevceyni: iki çift (erkek-dişi)
| leǎllekum: umulur ki
| teƶekkerūne: düşünüp öğüt alasınız
| (51:49)
| ilā:
| llahi: Allah'a
| innī: şüphesiz ben
| lekum: size
| minhu: O'nun tarafından
| neƶīrun: bir uyarıcıyım
| mubīnun: apaçık
| (51:50)
| tec'ǎlū: uydurmayın
| meǎ: ile beraber
| llahi: Allah
| ilāhen: tanrılar
| āḣara: başka
| innī: şüphesiz ben
| lekum: size
| minhu: O'nun tarafından
| neƶīrun: bir uyarıcıyım
| mubīnun: apaçık
| (51:51)
| mā:
| etā: gelmedi
| elleƶīne: onlara ki
| min:
| ḳablihim: onlardan önce
| min: hiçbir
| rasūlin: elçi
| illā: mutlaka
| ḳālū: dediler
| sāHirun: büyücüdür
| ev: veya
| mecnūnun: cinlenmiştir
| (51:52)
| bihi: bunu
| bel: doğrusu
| hum: onlar
| ḳavmun: bir topluluktur
| Tāğūne: azgın
| (51:53)
| ǎnhum: onlardan
| femā: değilsin
| ente: sen
| bimelūmin: kınanacak
| (51:54)
| feinne: çünkü
| ƶ-ƶikrā: hatırlatmak
| tenfeǔ: yararlıdır
| l-mu'minīne: inananlara
| (51:55)
| ḣaleḳtu: ben yaratmadım
| l-cinne: cinleri
| vel'inse: ve insanları
| illā: dışında
| liyeǎ'budūni: bana kulluk etmeleri
| (51:56)
| urīdu: ben istemiyorum
| minhum: onlardan
| min: hiçbir
| rizḳin: rızık
| ve mā: ve
| urīdu: istemiyorum
| en:
| yuT'ǐmūni: beni beslemelerini
| (51:57)
| llahe: Allah'tır
| huve: O
| r-razzāḳu: rızık veren
| ƶū: sahibi
| l-ḳuvveti: kuvvet
| l-metīnu: sağlam
| (51:58)
| lilleƶīne: vardır
| Zelemū: zulmedenlerin
| ƶenūben: bir (azab) payı
| miṧle: gibi
| ƶenūbi: payı
| eSHābihim: arkadaşlarının
| felā: o halde
| yesteǎ'cilūni: acele etmesinler
| (51:59)
| lilleƶīne:
| keferū: kafirlerin
| min: dolayı
| yevmihimu: günlerinden
| lleƶī:
| yūǎdūne: uyarıldıkları
| (51:60)