Abdulbaki Gölpınarlı 🔊 Meali
Andolsun tozutup savuranlara.(51:1)

Derken ağır bir yük yüklenenlere.(51:2)

Derken kolayca akıp gidenlere.(51:3)

Gerçekten de size vaadedilen, doğrudur ancak.(51:5)

Ve cezâ, mutlaka olacak.(51:6)

Andolsun yol yol hâreli göğe.(51:7)

Şüphe yok ki siz, elbette çeşitli ve birbirini tutmaz sözler söylemektesiniz.(51:8)

Ondan saptırılan, saptırılmıştır.(51:9)

Lânet olsun geberesi yalancılara.(51:10)

Ki onlar, daldıkları gaflette habersiz bir halde bocalayıp dururlar.(51:11)

Sorarlar: Ne zaman gelecek cezâ günü?(51:12)

O gün onlar, ateşe atılıp sınanırlar.(51:13)

Tadın azâbınızı; işte buydu çabucak gelmesini istediğiniz.(51:14)

Şüphe yok ki çekinenler, cennetlerdedir, pınar başlarında.(51:15)

Alırlar Rablerinin, kendilerine verdiklerini; şüphe yok ki onlar, bundan önce, iyilik ederlerdi.(51:16)

Gecelerin az bir kısmında uyurlardı.(51:17)

Ve seher çağları, yarlıganma dilerlerdi.(51:18)

Ve mallarında, dileyene ve mahrûm olana bir hak vardı.(51:19)

Ve yeryüzünde deliller var iyiden iyiye inanmış olanlara.(51:20)

Ve kendi özünüzde de, hâlâ mı görmezsiniz?(51:21)

Ve gökte de rızkınız ve size vaadedilen var.(51:22)

Gerçekten de andolsun göğün ve yeryüzünün Rabbine ki hiç şüphe yok, gerçektir o, nasıl siz konuşup söylüyorsunuz.(51:23)

İbrâhîm'in, ağırlanan konuklarına âit haber, geldi mi sana?(51:24)

Hani, tapısına girmişlerdi de esenlik sana demişlerdi; o da esenlik size demişti, ey yabancılar.(51:25)

Derken bir bahâneyle ailesinin yanına gitmişti de bir semiz dana getirmişti.(51:26)

Onların önüne koymuştu da yemez misiniz demişti.(51:27)

Derken onlardan, içine bir korkudur düşmüştü de korkma demişlerdi, ve ona, bilgi sâhibi bir oğlu olacağını müjdelemişlerdi.(51:28)

Derken karısı, onlara dönmüştü de bir çığlık atıp eliyle yüzüne vurmuştu ve ben kısır bir kocakarıyım demişti.(51:29)

Onlar, bu, böyle dediler, Rabbin böyle dedi; şüphe yok ki o, bir hüküm ve hikmet sâhibidir ki her şeyi bilir.(51:30)

İbrâhim, işiniz nedir ey elçiler demişti.(51:31)

Onlar, şüphe yok ki biz demişlerdi, mücrim bir topluluğa gönderildik.(51:32)

Üstlerine balçıktan taşlar yağdırmak için.(51:33)

Öyle taşlar ki Rabbinin katında damgalanmış, haddi aşanlar için.(51:34)

Derken, orada inananlardan kim varsa çıkarmıştık.(51:35)

Gerçekten de bir ev halkından başka Müslüman da bulamamıştık orada.(51:36)

Ve orada, elemli azaptan korkanlara bir delil bırakmıştık.(51:37)

Ve Mûsâ'da da; hani onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.(51:38)

Derken bütün kuvvetiyle dönmüştü de ya büyücü demişti, yahut da deli.(51:39)

Derken onu ve ordusunu helâk etmiş, onları denize atıvermiştik de o kendisini kınayıp durmadaydı.(51:40)

Âd kavminde de bir delil var; hani onlara, her şeyi kasıp kavuran bir fırtına göndermiştik.(51:41)

Nereden geçmiş, neye dokunmuşsa orasını ve o şeyi çürümüş kemiğe döndürmüştü.(51:42)

Ve Semûd'da da delil var; hani, muayyen bir zamana dek geçinin demiştik.(51:43)

Derken Rablerinin emrine karşı azgınlıkta bulunmuşlardı da onları bir yıldırımdır, gelip helâk edivermişti ve onlar da bakıp duruyorlardı.(51:44)

Derken ne ayakta durmıya güçleri kalmıştı, ne de bir yardım görmüşlerdi.(51:45)

Ve daha önce de Nûh kavmi ki şüphe yok, onlar, buyruktan çıkmış bir topluluktu.(51:46)

Ve biz, gökleri kurduk kudretle, onlardan daha üstününü, daha büyüğünü kurmaya da gücümüz yeter.(51:47)

Ve yeryüzünü yayıp döşedik, daha da güzel döşeriz.(51:48)

Ve anar, ibret alırsınız diye her şeyi çift yarattık.(51:49)

Artık kaçın Allah'a, şüphe yok ki ben size, onun tarafından, apaçık bir korkutucuyum.(51:50)
