40Mü’min Suresi
Kuran Sırası: 40
İniş Sırası: 60
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|tenzīlu: indirilişi
| l-kitābi: Kitabın
| mine: tarafındandır
| llahi: Allah
| l-ǎzīzi: aziz (daima galib)
| l-ǎlīmi: alim (herşeyi en iyi bilen)
| (40:2)

| l-kitābi: Kitabın
| mine: tarafındandır
| llahi: Allah
| l-ǎzīzi: aziz (daima galib)
| l-ǎlīmi: alim (herşeyi en iyi bilen)
| (40:2)|ğāfiri: bağışlayandır
| ƶ-ƶenbi: günahı
| ve ḳābili: ve kabul edendir
| t-tevbi: tevbeyi
| şedīdi: çetin olandır
| l-ǐḳābi: azabı
| ƶī: sahibidir
| T-Tavli: lutuf
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| ileyhi: O'nadır
| l-meSīru: dönüş
| (40:3)

| ƶ-ƶenbi: günahı
| ve ḳābili: ve kabul edendir
| t-tevbi: tevbeyi
| şedīdi: çetin olandır
| l-ǐḳābi: azabı
| ƶī: sahibidir
| T-Tavli: lutuf
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| ileyhi: O'nadır
| l-meSīru: dönüş
| (40:3)|mā:
| yucādilu: mücadele etmez
| fī: hakkında
| āyāti: ayetleri
| llahi: Allah'ın
| illā: başkası
| elleƶīne: kimselerden
| keferū: inkar eden(lerden)
| felā: o halde
| yeğrurke: seni aldatmasın
| teḳallubuhum: onların dolaşmaları
| fī:
| l-bilādi: şehirlede
| (40:4)

| yucādilu: mücadele etmez
| fī: hakkında
| āyāti: ayetleri
| llahi: Allah'ın
| illā: başkası
| elleƶīne: kimselerden
| keferū: inkar eden(lerden)
| felā: o halde
| yeğrurke: seni aldatmasın
| teḳallubuhum: onların dolaşmaları
| fī:
| l-bilādi: şehirlede
| (40:4)|keƶƶebet: yalanladı
| ḳablehum: onlardan önce
| ḳavmu: kavmi
| nūHin: Nuh
| vel'eHzābu: ve kollar
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonraki
| ve hemmet: ve yeltendi
| kullu: her
| ummetin: millet
| birasūlihim: elçisini
| liye'ḣuƶūhu: yakalamağa
| ve cādelū: ve tartıştılar
| bil-bāTili: boş şeyler ileri sürerek
| liyudHiDū: gidermek için
| bihi: onunla
| l-Haḳḳa: hakkı
| feeḣaƶtuhum: bu yüzden onları yakaladım
| fekeyfe: nasıl
| kāne: oldu
| ǐḳābi: azabım
| (40:5)

| ḳablehum: onlardan önce
| ḳavmu: kavmi
| nūHin: Nuh
| vel'eHzābu: ve kollar
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonraki
| ve hemmet: ve yeltendi
| kullu: her
| ummetin: millet
| birasūlihim: elçisini
| liye'ḣuƶūhu: yakalamağa
| ve cādelū: ve tartıştılar
| bil-bāTili: boş şeyler ileri sürerek
| liyudHiDū: gidermek için
| bihi: onunla
| l-Haḳḳa: hakkı
| feeḣaƶtuhum: bu yüzden onları yakaladım
| fekeyfe: nasıl
| kāne: oldu
| ǐḳābi: azabım
| (40:5)|ve keƶālike: ve böylece
| Haḳḳat: yerini buldu
| kelimetu: sözü
| rabbike: Rabbinin
| ǎlā: hakkındaki
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| ennehum: "onlar ki;"
| eSHābu: halkıdır
| n-nāri: ateş
| (40:6)

| Haḳḳat: yerini buldu
| kelimetu: sözü
| rabbike: Rabbinin
| ǎlā: hakkındaki
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| ennehum: "onlar ki;"
| eSHābu: halkıdır
| n-nāri: ateş
| (40:6)|elleƶīne: kimseler
| yeHmilūne: taşıyan(lar)
| l-ǎrşe: Arş'ı
| ve men: ve bulunanlar
| Havlehu: onun çevresinde
| yusebbiHūne: tesbih ederler
| biHamdi: hamd ile (överek)
| rabbihim: Rablerini
| ve yu'minūne: ve inanırlar
| bihi: O'na
| ve yesteğfirūne: ve mağfiret dilerler
| lilleƶīne: kimseler için
| āmenū: inanan(lar)
| rabbenā: Rabbimiz
| vesiǎ'te: sen kapladın
| kulle: her
| şey'in: şeyi
| raHmeten: rahmet ile
| ve ǐlmen: ve bilgi ile
| feğfir: bağışla
| lilleƶīne: kimseleri
| tābū: tevbe eden(leri)
| vettebeǔ: ve uyanları
| sebīleke: senin yoluna
| ve ḳihim: ve onları koru
| ǎƶābe: azabından
| l-ceHīmi: cehennem
| (40:7)

| yeHmilūne: taşıyan(lar)
| l-ǎrşe: Arş'ı
| ve men: ve bulunanlar
| Havlehu: onun çevresinde
| yusebbiHūne: tesbih ederler
| biHamdi: hamd ile (överek)
| rabbihim: Rablerini
| ve yu'minūne: ve inanırlar
| bihi: O'na
| ve yesteğfirūne: ve mağfiret dilerler
| lilleƶīne: kimseler için
| āmenū: inanan(lar)
| rabbenā: Rabbimiz
| vesiǎ'te: sen kapladın
| kulle: her
| şey'in: şeyi
| raHmeten: rahmet ile
| ve ǐlmen: ve bilgi ile
| feğfir: bağışla
| lilleƶīne: kimseleri
| tābū: tevbe eden(leri)
| vettebeǔ: ve uyanları
| sebīleke: senin yoluna
| ve ḳihim: ve onları koru
| ǎƶābe: azabından
| l-ceHīmi: cehennem
| (40:7)|rabbenā: Rabbimiz
| ve edḣilhum: ve onları sok
| cennāti: cennetlerine
| ǎdnin: Adn
| lletī:
| veǎdtehum: onlara söz verdiğin
| ve men: ve kimseleri
| SaleHa: iyi olan
| min: -ndan
| ābāihim: babaları-
| ve ezvācihim: ve eşleri(nden)
| ve ƶurriyyātihim: ve çocukları(ndan)
| inneke: şüphesiz sen
| ente: sensin
| l-ǎzīzu: üstün olan
| l-Hakīmu: hüküm ve hikmet sahibi olan
| (40:8)

| ve edḣilhum: ve onları sok
| cennāti: cennetlerine
| ǎdnin: Adn
| lletī:
| veǎdtehum: onlara söz verdiğin
| ve men: ve kimseleri
| SaleHa: iyi olan
| min: -ndan
| ābāihim: babaları-
| ve ezvācihim: ve eşleri(nden)
| ve ƶurriyyātihim: ve çocukları(ndan)
| inneke: şüphesiz sen
| ente: sensin
| l-ǎzīzu: üstün olan
| l-Hakīmu: hüküm ve hikmet sahibi olan
| (40:8)|ve ḳihimu: ve onları koru
| s-seyyiāti: kötülüklerden
| ve men: ve kimi
| teḳi: sen korursan
| s-seyyiāti: kötülüklerden
| yevmeiƶin: o gün
| feḳad: elbette
| raHimtehu: ona acımışsındır
| ve ƶālike: ve işte budur
| huve: o
| l-fevzu: başarı
| l-ǎZīmu: büyük
| (40:9)

| s-seyyiāti: kötülüklerden
| ve men: ve kimi
| teḳi: sen korursan
| s-seyyiāti: kötülüklerden
| yevmeiƶin: o gün
| feḳad: elbette
| raHimtehu: ona acımışsındır
| ve ƶālike: ve işte budur
| huve: o
| l-fevzu: başarı
| l-ǎZīmu: büyük
| (40:9)|inne: şüphesiz
| elleƶīne: kimselere
| keferū: inkar eden(lere)
| yunādevne: (şöyle) seslenilir
| lemeḳtu: (size) kızması
| llahi: Allah'ın
| ekberu: daha büyüktür
| min: -dan
| meḳtikum: sizin kızmanız-
| enfusekum: kendi kendinize
| iƶ: zira
| tud'ǎvne: siz çağrılırdınız
| ilā:
| l-īmāni: imana
| fe tekfurūne: fakat inkar ederdiniz
| (40:10)

| elleƶīne: kimselere
| keferū: inkar eden(lere)
| yunādevne: (şöyle) seslenilir
| lemeḳtu: (size) kızması
| llahi: Allah'ın
| ekberu: daha büyüktür
| min: -dan
| meḳtikum: sizin kızmanız-
| enfusekum: kendi kendinize
| iƶ: zira
| tud'ǎvne: siz çağrılırdınız
| ilā:
| l-īmāni: imana
| fe tekfurūne: fakat inkar ederdiniz
| (40:10)|ḳālū: dediler ki
| rabbenā: Rabbimiz
| emettenā: bizi öldürdün
| ṧneteyni: iki kez
| ve eHyeytenā: ve dirilttin
| ṧneteyni: iki kez
| feǎ'terafnā: itiraf ettik
| biƶunūbinā: günahlarımızı
| fehel: var mı?
| ilā:
| ḣurūcin: çıkmak için
| min: hiçbir
| sebīlin: bir yol
| (40:11)

| rabbenā: Rabbimiz
| emettenā: bizi öldürdün
| ṧneteyni: iki kez
| ve eHyeytenā: ve dirilttin
| ṧneteyni: iki kez
| feǎ'terafnā: itiraf ettik
| biƶunūbinā: günahlarımızı
| fehel: var mı?
| ilā:
| ḣurūcin: çıkmak için
| min: hiçbir
| sebīlin: bir yol
| (40:11)|ƶālikum: bu
| biennehu: sebebiyledir
| iƶā: zaman
| duǐye: çağrıldığınız
| llahu: Allah'a
| veHdehu: tek olan
| kefertum: inkar etmeniz
| vein: ve eğer
| yuşrak: ortak koşulursa
| bihi: O'na
| tu'minū: inanmanız
| felHukmu: artık hüküm
| lillahi: Allah'a aittir
| l-ǎliyyi: yüce
| l-kebīri: ve büyük
| (40:12)

| biennehu: sebebiyledir
| iƶā: zaman
| duǐye: çağrıldığınız
| llahu: Allah'a
| veHdehu: tek olan
| kefertum: inkar etmeniz
| vein: ve eğer
| yuşrak: ortak koşulursa
| bihi: O'na
| tu'minū: inanmanız
| felHukmu: artık hüküm
| lillahi: Allah'a aittir
| l-ǎliyyi: yüce
| l-kebīri: ve büyük
| (40:12)|huve: O'dur
| lleƶī: ki
| yurīkum: size gösteriyor
| āyātihi: ayetlerini
| ve yunezzilu: ve indiriyor
| lekum: sizin için
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| rizḳan: rızık
| vemā: ve
| yeteƶekkeru: öğüt almaz
| illā: başkası
| men: kimseden
| yunību: (O'na) yönelen
| (40:13)

| lleƶī: ki
| yurīkum: size gösteriyor
| āyātihi: ayetlerini
| ve yunezzilu: ve indiriyor
| lekum: sizin için
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| rizḳan: rızık
| vemā: ve
| yeteƶekkeru: öğüt almaz
| illā: başkası
| men: kimseden
| yunību: (O'na) yönelen
| (40:13)|fed'ǔ: o halde çağırın
| llahe: Allah'a
| muḣliSīne: halis kılarak
| lehu: yalnız O'na
| d-dīne: dini
| velev: şayet
| kerihe: hoşuna gitmese de
| l-kāfirūne: kafirlerin
| (40:14)

| llahe: Allah'a
| muḣliSīne: halis kılarak
| lehu: yalnız O'na
| d-dīne: dini
| velev: şayet
| kerihe: hoşuna gitmese de
| l-kāfirūne: kafirlerin
| (40:14)|rafīǔ: yükselten
| d-deracāti: dereceleri
| ƶū: sahibi
| l-ǎrşi: Arş'ın
| yulḳī: indirir
| r-rūHa: ruhu
| min:
| emrihi: emrinden olan
| ǎlā: üzerine
| men:
| yeşā'u: dilediği
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| liyunƶira: uyarmak için
| yevme: gününe karşı
| t-telāḳi: buluşma
| (40:15)

| d-deracāti: dereceleri
| ƶū: sahibi
| l-ǎrşi: Arş'ın
| yulḳī: indirir
| r-rūHa: ruhu
| min:
| emrihi: emrinden olan
| ǎlā: üzerine
| men:
| yeşā'u: dilediği
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| liyunƶira: uyarmak için
| yevme: gününe karşı
| t-telāḳi: buluşma
| (40:15)|yevme: o gün
| hum: onlar
| bārizūne: ortaya çıkarlar
| lā:
| yeḣfā: gizli kalmaz
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| minhum: onlardan
| şey'un: hiçbir şey
| limeni: kimindir?
| l-mulku: mülk
| l-yevme: bugün
| lillahi: Allah'ın
| l-vāHidi: tek
| l-ḳahhāri: ve kahhar
| (40:16)

| hum: onlar
| bārizūne: ortaya çıkarlar
| lā:
| yeḣfā: gizli kalmaz
| ǎlā:
| llahi: Allah'a
| minhum: onlardan
| şey'un: hiçbir şey
| limeni: kimindir?
| l-mulku: mülk
| l-yevme: bugün
| lillahi: Allah'ın
| l-vāHidi: tek
| l-ḳahhāri: ve kahhar
| (40:16)|El-yevme: bugün
| tuczā: cezalanır
| kullu: her
| nefsin: can
| bimā:
| kesebet: kazandığıyle
| lā: yoktur
| Zulme: zulüm
| l-yevme: bugün
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| serīǔ: çabuk görendir
| l-Hisābi: hesabı
| (40:17)

| tuczā: cezalanır
| kullu: her
| nefsin: can
| bimā:
| kesebet: kazandığıyle
| lā: yoktur
| Zulme: zulüm
| l-yevme: bugün
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| serīǔ: çabuk görendir
| l-Hisābi: hesabı
| (40:17)|ve enƶirhum: ve onları uyar
| yevme: güne (karşı)
| l-āzifeti: yaklaşan
| iƶi: zira
| l-ḳulūbu: yürekler
| ledā: dayanmıştır
| l-Hanāciri: gırtlaklara
| kāZimīne: yutkunur dururlar
| mā: yoktur
| liZZālimīne: zalimlerin
| min: hiçbir
| Hamīmin: dostu
| ve lā: ve yoktur
| şefīǐn: bir aracıları
| yuTāǔ: sözü tutulur
| (40:18)

| yevme: güne (karşı)
| l-āzifeti: yaklaşan
| iƶi: zira
| l-ḳulūbu: yürekler
| ledā: dayanmıştır
| l-Hanāciri: gırtlaklara
| kāZimīne: yutkunur dururlar
| mā: yoktur
| liZZālimīne: zalimlerin
| min: hiçbir
| Hamīmin: dostu
| ve lā: ve yoktur
| şefīǐn: bir aracıları
| yuTāǔ: sözü tutulur
| (40:18)|yeǎ'lemu: bilir
| ḣāinete: hain(bakışlar)ını
| l-eǎ'yuni: gözlerin
| ve mā: ve ne
| tuḣfī: gizliyorlarsa
| S-Sudūru: göğüslerinde
| (40:19)

| ḣāinete: hain(bakışlar)ını
| l-eǎ'yuni: gözlerin
| ve mā: ve ne
| tuḣfī: gizliyorlarsa
| S-Sudūru: göğüslerinde
| (40:19)|vallahu: Allah
| yeḳDī: hükmeder
| bil-Haḳḳi: hak ile
| velleƶīne: kimseler ise
| yed'ǔne: yalvardıkları
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| lā:
| yeḳDūne: hüküm veremezler
| bişey'in: hiçbir şeye
| inne: çünkü
| llahe: Allah
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-beSīru: görendir
| (40:20)

| yeḳDī: hükmeder
| bil-Haḳḳi: hak ile
| velleƶīne: kimseler ise
| yed'ǔne: yalvardıkları
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| lā:
| yeḳDūne: hüküm veremezler
| bişey'in: hiçbir şeye
| inne: çünkü
| llahe: Allah
| huve: O
| s-semīǔ: işitendir
| l-beSīru: görendir
| (40:20)|evelem:
| yesīrū: gezip dolaşmadılar mı?
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| fe yenZurū: görsünler
| keyfe: nasıl
| kāne: olduğunu
| ǎāḳibetu: sonunun
| elleƶīne: kimselerin
| kānū: olan
| min:
| ḳablihim: kendilerinden önceki
| kānū: idiler
| hum: onlar
| eşedde: daha üstün
| minhum: kendilerinden
| ḳuvveten: kuvvet bakımından
| ve āṧāran: ve eserleri bakımından
| fī:
| l-erDi: yeryüzündeki
| feeḣaƶehumu: fakat onları yakaladı
| llahu: Allah
| biƶunūbihim: günahları yüzünden
| ve mā: ve
| kāne: olmadı
| lehum: onları
| mine: karşı
| llahi: Allah'a
| min: hiçbir
| vāḳin: koruyan
| (40:21)

| yesīrū: gezip dolaşmadılar mı?
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| fe yenZurū: görsünler
| keyfe: nasıl
| kāne: olduğunu
| ǎāḳibetu: sonunun
| elleƶīne: kimselerin
| kānū: olan
| min:
| ḳablihim: kendilerinden önceki
| kānū: idiler
| hum: onlar
| eşedde: daha üstün
| minhum: kendilerinden
| ḳuvveten: kuvvet bakımından
| ve āṧāran: ve eserleri bakımından
| fī:
| l-erDi: yeryüzündeki
| feeḣaƶehumu: fakat onları yakaladı
| llahu: Allah
| biƶunūbihim: günahları yüzünden
| ve mā: ve
| kāne: olmadı
| lehum: onları
| mine: karşı
| llahi: Allah'a
| min: hiçbir
| vāḳin: koruyan
| (40:21)|ƶālike: bu
| biennehum: onların (sebebiyledir)
| kānet: olmaları
| te'tīhim: onlara getirirdi
| rusuluhum: elçileri
| bil-beyyināti: açık kanıtlar
| fekeferū: ama inkar ediyorlardı
| feeḣaƶehumu: bu yüzden onları yakaladı
| llahu: Allah
| innehu: zira O
| ḳaviyyun: güçlüdür
| şedīdu: çetin olandır
| l-ǐḳābi: cezası
| (40:22)

| biennehum: onların (sebebiyledir)
| kānet: olmaları
| te'tīhim: onlara getirirdi
| rusuluhum: elçileri
| bil-beyyināti: açık kanıtlar
| fekeferū: ama inkar ediyorlardı
| feeḣaƶehumu: bu yüzden onları yakaladı
| llahu: Allah
| innehu: zira O
| ḳaviyyun: güçlüdür
| şedīdu: çetin olandır
| l-ǐḳābi: cezası
| (40:22)|veleḳad: ve andolsun
| erselnā: biz gönderdik
| mūsā: Musa'yı
| biāyātinā: ayetlerimizle
| ve sulTānin: ve bir yetki ile
| mubīnin: apaçık
| (40:23)

| erselnā: biz gönderdik
| mūsā: Musa'yı
| biāyātinā: ayetlerimizle
| ve sulTānin: ve bir yetki ile
| mubīnin: apaçık
| (40:23)|ilā:
| fir'ǎvne: Fir'avn'e
| vehāmāne: ve Haman'a
| ve ḳārūne: ve Karun'a
| feḳālū: dediler
| sāHirun: bir büyücüdür
| keƶƶābun: yalancı
| (40:24)

| fir'ǎvne: Fir'avn'e
| vehāmāne: ve Haman'a
| ve ḳārūne: ve Karun'a
| feḳālū: dediler
| sāHirun: bir büyücüdür
| keƶƶābun: yalancı
| (40:24)|felemmā: (Musa) ne zaman ki
| cā'ehum: onlara gelince
| bil-Haḳḳi: hakk ile
| min: -dan
| ǐndinā: katımız-
| ḳālū: dediler
| ḳtulū: öldürün
| ebnā'e: oğullarını
| elleƶīne: kimselerin
| āmenū: inanan(ların)
| meǎhu: onunla beraber
| vesteHyū: ve sağ bırakın
| nisā'ehum: kadınlarını
| ve mā: ve değildir
| keydu: tuzağı
| l-kāfirīne: kafirlerin
| illā: başkası
| fī:
| Delālin: boşa çıkandan
| (40:25)

| cā'ehum: onlara gelince
| bil-Haḳḳi: hakk ile
| min: -dan
| ǐndinā: katımız-
| ḳālū: dediler
| ḳtulū: öldürün
| ebnā'e: oğullarını
| elleƶīne: kimselerin
| āmenū: inanan(ların)
| meǎhu: onunla beraber
| vesteHyū: ve sağ bırakın
| nisā'ehum: kadınlarını
| ve mā: ve değildir
| keydu: tuzağı
| l-kāfirīne: kafirlerin
| illā: başkası
| fī:
| Delālin: boşa çıkandan
| (40:25)|ve ḳāle: ve dedi
| fir'ǎvnu: Fir'avn
| ƶerūnī: bırakın beni
| eḳtul: öldüreyim
| mūsā: Musa'yı
| velyed'ǔ: ve yalvarsın
| rabbehu: Rabbine
| innī: çünkü ben
| eḣāfu: korkuyorum
| en: diye
| yubeddile: onun değiştirecek
| dīnekum: dininizi
| ev: yahut
| en: diye
| yuZhira: çıkaracak
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| l-fesāde: fesad
| (40:26)

| fir'ǎvnu: Fir'avn
| ƶerūnī: bırakın beni
| eḳtul: öldüreyim
| mūsā: Musa'yı
| velyed'ǔ: ve yalvarsın
| rabbehu: Rabbine
| innī: çünkü ben
| eḣāfu: korkuyorum
| en: diye
| yubeddile: onun değiştirecek
| dīnekum: dininizi
| ev: yahut
| en: diye
| yuZhira: çıkaracak
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| l-fesāde: fesad
| (40:26)|ve ḳāle: ve dedi
| mūsā: Musa
| innī: elbette ben
| ǔƶtu: sığındım
| birabbī: benim de Rabbim
| ve rabbikum: ve sizin de Rabbinize
| min: -nden
| kulli: hepsi-
| mutekebbirin: kibirlilerin
| lā:
| yu'minu: inanmayan
| biyevmi: gününe
| l-Hisābi: hesap
| (40:27)

| mūsā: Musa
| innī: elbette ben
| ǔƶtu: sığındım
| birabbī: benim de Rabbim
| ve rabbikum: ve sizin de Rabbinize
| min: -nden
| kulli: hepsi-
| mutekebbirin: kibirlilerin
| lā:
| yu'minu: inanmayan
| biyevmi: gününe
| l-Hisābi: hesap
| (40:27)|ve ḳāle: ve (şöyle) dedi
| raculun: bir adam
| mu'minun: mü'min
| min: -nden
| āli: ailesi-
| fir'ǎvne: Fir'avn
| yektumu: gizleyen
| īmānehu: imanını
| eteḳtulūne: öldürüyor musunuz?
| raculen: bir adamı
| en: diye
| yeḳūle: diyor
| rabbiye: Rabbim
| llahu: Allah'tır
| ve ḳad: oysa gerçekten
| cā'ekum: size gelmiştir
| bil-beyyināti: kanıtlarla
| min: -den
| rabbikum: Rabbiniz-
| ve in: ve eğer
| yeku: o ise
| kāƶiben: bir yalancı
| feǎleyhi: kendi zararınadır
| keƶibuhu: yalanı
| ve in: ve eğer
| yeku: o ise
| Sādiḳan: doğru söylüyor
| yuSibkum: başınıza gelir
| beǎ'Du: bir kısmı
| lleƶī:
| yeǐdukum: size va'dettiklerinin
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| lā:
| yehdī: doğru yola iletmez
| men: kimseyi
| huve: o
| musrifun: aşırı giden
| keƶƶābun: yalancı
| (40:28)

| raculun: bir adam
| mu'minun: mü'min
| min: -nden
| āli: ailesi-
| fir'ǎvne: Fir'avn
| yektumu: gizleyen
| īmānehu: imanını
| eteḳtulūne: öldürüyor musunuz?
| raculen: bir adamı
| en: diye
| yeḳūle: diyor
| rabbiye: Rabbim
| llahu: Allah'tır
| ve ḳad: oysa gerçekten
| cā'ekum: size gelmiştir
| bil-beyyināti: kanıtlarla
| min: -den
| rabbikum: Rabbiniz-
| ve in: ve eğer
| yeku: o ise
| kāƶiben: bir yalancı
| feǎleyhi: kendi zararınadır
| keƶibuhu: yalanı
| ve in: ve eğer
| yeku: o ise
| Sādiḳan: doğru söylüyor
| yuSibkum: başınıza gelir
| beǎ'Du: bir kısmı
| lleƶī:
| yeǐdukum: size va'dettiklerinin
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| lā:
| yehdī: doğru yola iletmez
| men: kimseyi
| huve: o
| musrifun: aşırı giden
| keƶƶābun: yalancı
| (40:28)|yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| lekumu: sizindir
| l-mulku: mülk
| l-yevme: bugün
| Zāhirīne: hakimsiniz
| fī:
| l-erDi: yeryüzüne
| femen: kim
| yenSurunā: bizi kurtarır?
| min: -ndan
| be'si: hışmı-
| llahi: Allâh'ın
| in: eğer
| cā'enā: bize gelirse
| ḳāle: dedi
| fir'ǎvnu: Fir'avn
| mā:
| urīkum: ben size göstermiyorum
| illā: başkasını
| mā: şeyden
| erā: gördüğüm
| ve mā: ve
| ehdīkum: ben sizi iletmem
| illā: başkasına
| sebīle: yoldan
| r-raşādi: doğru
| (40:29)

| ḳavmi: kavmim
| lekumu: sizindir
| l-mulku: mülk
| l-yevme: bugün
| Zāhirīne: hakimsiniz
| fī:
| l-erDi: yeryüzüne
| femen: kim
| yenSurunā: bizi kurtarır?
| min: -ndan
| be'si: hışmı-
| llahi: Allâh'ın
| in: eğer
| cā'enā: bize gelirse
| ḳāle: dedi
| fir'ǎvnu: Fir'avn
| mā:
| urīkum: ben size göstermiyorum
| illā: başkasını
| mā: şeyden
| erā: gördüğüm
| ve mā: ve
| ehdīkum: ben sizi iletmem
| illā: başkasına
| sebīle: yoldan
| r-raşādi: doğru
| (40:29)|ve ḳāle: ve dedi ki
| lleƶī: (adam)
| āmene: inanan
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| innī: elbette ben
| eḣāfu: korkuyorum
| ǎleykum: üzerinize
| miṧle: mislinden
| yevmi: gününün
| l-eHzābi: öncekilerin
| (40:30)

| lleƶī: (adam)
| āmene: inanan
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| innī: elbette ben
| eḣāfu: korkuyorum
| ǎleykum: üzerinize
| miṧle: mislinden
| yevmi: gününün
| l-eHzābi: öncekilerin
| (40:30)|miṧle: gibi
| de'bi: durumu
| ḳavmi: kavminin
| nūHin: Nûh
| ve ǎādin: ve 'Ad
| ve ṧemūde: ve Semud'un
| velleƶīne: ve
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonrakilerin
| ve mā: ve değildir
| llahu: Allah
| yurīdu: isteyecek
| Zulmen: zulmetmek
| lil'ǐbādi: kullara
| (40:31)

| de'bi: durumu
| ḳavmi: kavminin
| nūHin: Nûh
| ve ǎādin: ve 'Ad
| ve ṧemūde: ve Semud'un
| velleƶīne: ve
| min:
| beǎ'dihim: onlardan sonrakilerin
| ve mā: ve değildir
| llahu: Allah
| yurīdu: isteyecek
| Zulmen: zulmetmek
| lil'ǐbādi: kullara
| (40:31)|ve yā : ve EY/HEY
| ḳavmi: kavmim
| innī: gerçekten ben
| eḣāfu: korkuyorum
| ǎleykum: sizin için
| yevme: gününden
| t-tenādi: o çağırma
| (40:32)

| ḳavmi: kavmim
| innī: gerçekten ben
| eḣāfu: korkuyorum
| ǎleykum: sizin için
| yevme: gününden
| t-tenādi: o çağırma
| (40:32)|yevme: o gün
| tuvellūne: arkanızı dönüp
| mudbirīne: kaçarsınız
| mā: ama yoktur
| lekum: sizin için
| mine: -tan
| llahi: Allah-
| min: hiç
| ǎāSimin: kurtaracak kimse
| ve men: ve kimi
| yuDlili: şaşırtırsa
| llahu: Allah
| femā: artık olmaz
| lehu: ona
| min: hiçbir
| hādin: yol gösteren
| (40:33)

| tuvellūne: arkanızı dönüp
| mudbirīne: kaçarsınız
| mā: ama yoktur
| lekum: sizin için
| mine: -tan
| llahi: Allah-
| min: hiç
| ǎāSimin: kurtaracak kimse
| ve men: ve kimi
| yuDlili: şaşırtırsa
| llahu: Allah
| femā: artık olmaz
| lehu: ona
| min: hiçbir
| hādin: yol gösteren
| (40:33)|veleḳad: ve andolsun
| cā'ekum: size gelmişti
| yūsufu: Yusuf
| min:
| ḳablu: daha önce
| bil-beyyināti: açık kanıtlarla
| femā: fakat
| ziltum: geri durmadınız
| fī: (olmaktan)
| şekkin: şüphede
| mimmā: şeyler hakkında
| cā'ekum: size getirdikleri
| bihi: onun
| Hattā: nihayet
| iƶā: zaman
| heleke: öldüğü
| ḳultum: dediniz
| len: asla
| yeb'ǎṧe: göndermez
| llahu: Allah
| min:
| beǎ'dihi: ondan sonra
| rasūlen: elçi
| keƶālike: işte böyle
| yuDillu: saptırır
| llahu: Allah
| men: kimseleri
| huve: o
| musrifun: aşırı giden
| murtābun: şüpheci
| (40:34)

| cā'ekum: size gelmişti
| yūsufu: Yusuf
| min:
| ḳablu: daha önce
| bil-beyyināti: açık kanıtlarla
| femā: fakat
| ziltum: geri durmadınız
| fī: (olmaktan)
| şekkin: şüphede
| mimmā: şeyler hakkında
| cā'ekum: size getirdikleri
| bihi: onun
| Hattā: nihayet
| iƶā: zaman
| heleke: öldüğü
| ḳultum: dediniz
| len: asla
| yeb'ǎṧe: göndermez
| llahu: Allah
| min:
| beǎ'dihi: ondan sonra
| rasūlen: elçi
| keƶālike: işte böyle
| yuDillu: saptırır
| llahu: Allah
| men: kimseleri
| huve: o
| musrifun: aşırı giden
| murtābun: şüpheci
| (40:34)|elleƶīne: onlar ki
| yucādilūne: tartışırlar
| fī: hakkında
| āyāti: ayetleri
| llahi: Allah'ın
| biğayri: olmadan
| sulTānin: bir delil
| etāhum: kendilerine gelmiş
| kebura: ne büyük
| meḳten: bir kızgınlıktır
| ǐnde: yanında
| llahi: Allah
| ve ǐnde: ve yanında
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| keƶālike: işte böyle
| yeTbeǔ: mühürler
| llahu: Allah
| ǎlā: üzerini
| kulli: her
| ḳalbi: kalbi
| mutekebbirin: kibirli
| cebbārin: zorbanın
| (40:35)

| yucādilūne: tartışırlar
| fī: hakkında
| āyāti: ayetleri
| llahi: Allah'ın
| biğayri: olmadan
| sulTānin: bir delil
| etāhum: kendilerine gelmiş
| kebura: ne büyük
| meḳten: bir kızgınlıktır
| ǐnde: yanında
| llahi: Allah
| ve ǐnde: ve yanında
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| keƶālike: işte böyle
| yeTbeǔ: mühürler
| llahu: Allah
| ǎlā: üzerini
| kulli: her
| ḳalbi: kalbi
| mutekebbirin: kibirli
| cebbārin: zorbanın
| (40:35)|ve ḳāle: ve dedi ki
| fir'ǎvnu: Fir'avn
| yā: EY/HEY/AH
| hāmānu: Hâmân
| bni: yap
| lī: bana
| SarHen: yüksek bir kule
| leǎllī: belki
| ebluğu: erişirim
| l-esbābe: sebeplere
| (40:36)

| fir'ǎvnu: Fir'avn
| yā: EY/HEY/AH
| hāmānu: Hâmân
| bni: yap
| lī: bana
| SarHen: yüksek bir kule
| leǎllī: belki
| ebluğu: erişirim
| l-esbābe: sebeplere
| (40:36)|esbābe: sebeplerine
| s-semāvāti: göklerin
| feeTTaliǎ: böylece bakayım
| ilā:
| ilāhi: tanrısına
| mūsā: Musâ'nın
| ve innī: çünkü ben
| leeZunnuhu: onu sanıyorum
| kāƶiben: yalancıdır
| ve keƶālike: ve böylece
| zuyyine: süslü gösterildi
| lifir'ǎvne: Fir'avn'a
| sū'u: kötü
| ǎmelihi: işi
| ve Sudde: ve çıkarıldı
| ǎni:
| s-sebīli: yoldan
| ve mā: ve değildi
| keydu: tuzağı
| fir'ǎvne: Fir'avn'ın
| illā: başka
| fī:
| tebābin: hüsrandan
| (40:37)

| s-semāvāti: göklerin
| feeTTaliǎ: böylece bakayım
| ilā:
| ilāhi: tanrısına
| mūsā: Musâ'nın
| ve innī: çünkü ben
| leeZunnuhu: onu sanıyorum
| kāƶiben: yalancıdır
| ve keƶālike: ve böylece
| zuyyine: süslü gösterildi
| lifir'ǎvne: Fir'avn'a
| sū'u: kötü
| ǎmelihi: işi
| ve Sudde: ve çıkarıldı
| ǎni:
| s-sebīli: yoldan
| ve mā: ve değildi
| keydu: tuzağı
| fir'ǎvne: Fir'avn'ın
| illā: başka
| fī:
| tebābin: hüsrandan
| (40:37)|ve ḳāle: dedi ki
| lleƶī: (adam)
| āmene: inanan
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| ttebiǔni: bana uyun
| ehdikum: sizi götüreyim
| sebīle: yola
| r-raşādi: doğru
| (40:38)

| lleƶī: (adam)
| āmene: inanan
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| ttebiǔni: bana uyun
| ehdikum: sizi götüreyim
| sebīle: yola
| r-raşādi: doğru
| (40:38)|yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| innemā: gerçekten
| hāƶihi: bu
| l-Hayātu: hayatı
| d-dunyā: dünya
| metāǔn: bir geçinmedir
| ve inne: ve gerçekten
| l-āḣirate: ahiret
| hiye: o
| dāru: yerdir
| l-ḳarāri: ebedi olarak durulacak
| (40:39)

| ḳavmi: kavmim
| innemā: gerçekten
| hāƶihi: bu
| l-Hayātu: hayatı
| d-dunyā: dünya
| metāǔn: bir geçinmedir
| ve inne: ve gerçekten
| l-āḣirate: ahiret
| hiye: o
| dāru: yerdir
| l-ḳarāri: ebedi olarak durulacak
| (40:39)|men: kim
| ǎmile: yaparsa
| seyyieten: bir kötülük
| felā:
| yuczā: cezalandırılmaz
| illā: başkasıyla
| miṧlehā: onun mislinden
| ve men: ve her kim
| ǎmile: yaparsa
| SāliHen: faydalı bir iş
| min: -ten
| ƶekerin: erkek-
| ev: veya
| unṧā: kadın(dan)
| vehuve: ve o
| mu'minun: inanarak
| feulāike: işte onlar
| yedḣulūne: girerler
| l-cennete: cennete
| yurzeḳūne: kendilerine rızık verilir
| fīhā: orada
| biğayri: olmaksızın
| Hisābin: hesabı
| (40:40)

| ǎmile: yaparsa
| seyyieten: bir kötülük
| felā:
| yuczā: cezalandırılmaz
| illā: başkasıyla
| miṧlehā: onun mislinden
| ve men: ve her kim
| ǎmile: yaparsa
| SāliHen: faydalı bir iş
| min: -ten
| ƶekerin: erkek-
| ev: veya
| unṧā: kadın(dan)
| vehuve: ve o
| mu'minun: inanarak
| feulāike: işte onlar
| yedḣulūne: girerler
| l-cennete: cennete
| yurzeḳūne: kendilerine rızık verilir
| fīhā: orada
| biğayri: olmaksızın
| Hisābin: hesabı
| (40:40)|ve yā : ve EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| mā: ne oluyor?
| lī: bana
| ed'ǔkum: ben sizi çağırıyorum
| ilā:
| n-necāti: kurtuluşa
| veted'ǔnenī: ve siz beni çağırıyorsunuz
| ilā:
| n-nāri: ateşe
| (40:41)

| ḳavmi: kavmim
| mā: ne oluyor?
| lī: bana
| ed'ǔkum: ben sizi çağırıyorum
| ilā:
| n-necāti: kurtuluşa
| veted'ǔnenī: ve siz beni çağırıyorsunuz
| ilā:
| n-nāri: ateşe
| (40:41)|ted'ǔnenī: siz beni çağırıyorsunuz
| liekfura: nankörlük etmeğe
| billahi: Allah'a
| ve uşrike: ve ortak koşmağa
| bihi: O'na
| mā: şeyleri
| leyse: olmayan
| lī: benim
| bihi: onun hakkında
| ǐlmun: bilgim
| ve enā: ben ise
| ed'ǔkum: sizi çağırıyorum
| ilā:
| l-ǎzīzi: aziz olana
| l-ğaffāri: çok bağışlayana
| (40:42)

| liekfura: nankörlük etmeğe
| billahi: Allah'a
| ve uşrike: ve ortak koşmağa
| bihi: O'na
| mā: şeyleri
| leyse: olmayan
| lī: benim
| bihi: onun hakkında
| ǐlmun: bilgim
| ve enā: ben ise
| ed'ǔkum: sizi çağırıyorum
| ilā:
| l-ǎzīzi: aziz olana
| l-ğaffāri: çok bağışlayana
| (40:42)|lā: yok (ki)
| cerame: şüphe
| ennemā: kesinlikle
| ted'ǔnenī: siz beni çağırıyorsunuz
| ileyhi: ona
| leyse: (oysa) yoktur
| lehu: onun
| deǎ'vetun: du'aya değer tarafı
| fī:
| d-dunyā: dünyada
| ve lā: ne de
| fī:
| l-āḣirati: ahirette
| ve enne: ve elbette
| meraddenā: bizim dönüşümüz
| ilā:
| llahi: Allah'adır
| ve enne: ve elbette
| l-musrifīne: aşırı gidenler
| hum: işte onlar
| eSHābu: halkıdır
| n-nāri: ateş
| (40:43)

| cerame: şüphe
| ennemā: kesinlikle
| ted'ǔnenī: siz beni çağırıyorsunuz
| ileyhi: ona
| leyse: (oysa) yoktur
| lehu: onun
| deǎ'vetun: du'aya değer tarafı
| fī:
| d-dunyā: dünyada
| ve lā: ne de
| fī:
| l-āḣirati: ahirette
| ve enne: ve elbette
| meraddenā: bizim dönüşümüz
| ilā:
| llahi: Allah'adır
| ve enne: ve elbette
| l-musrifīne: aşırı gidenler
| hum: işte onlar
| eSHābu: halkıdır
| n-nāri: ateş
| (40:43)|fe seteƶkurūne: yakında hatırlayacaksınız
| mā: ne
| eḳūlu: söylediysem
| lekum: size
| ve ufevviDu: ve bırakıyorum
| emrī: işimi
| ilā:
| llahi: Allah'a
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| beSīrun: görür
| bil-ǐbādi: kulları
| (40:44)

| mā: ne
| eḳūlu: söylediysem
| lekum: size
| ve ufevviDu: ve bırakıyorum
| emrī: işimi
| ilā:
| llahi: Allah'a
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| beSīrun: görür
| bil-ǐbādi: kulları
| (40:44)|feveḳāhu: onu korudu
| llahu: Allah
| seyyiāti: kötülüklerinden
| mā:
| mekerū: onların kurdukları tuzakların
| ve Hāḳa: ve kuşattı
| biāli: ailesini
| fir'ǎvne: Fir'avn
| sū'u: en kötüsü
| l-ǎƶābi: azabın
| (40:45)

| llahu: Allah
| seyyiāti: kötülüklerinden
| mā:
| mekerū: onların kurdukları tuzakların
| ve Hāḳa: ve kuşattı
| biāli: ailesini
| fir'ǎvne: Fir'avn
| sū'u: en kötüsü
| l-ǎƶābi: azabın
| (40:45)|En-nāru: ateş
| yuǎ'raDūne: sunulurlar
| ǎleyhā: ona
| ğuduvven: sabah
| ve ǎşiyyen: ve akşam
| ve yevme: ve günü
| teḳūmu: koptuğu
| s-sāǎtu: kıyametin
| edḣilū: sokun (denilir)
| āle: ailesini
| fir'ǎvne: Fir'avn
| eşedde: en çetinine
| l-ǎƶābi: azabın
| (40:46)

| yuǎ'raDūne: sunulurlar
| ǎleyhā: ona
| ğuduvven: sabah
| ve ǎşiyyen: ve akşam
| ve yevme: ve günü
| teḳūmu: koptuğu
| s-sāǎtu: kıyametin
| edḣilū: sokun (denilir)
| āle: ailesini
| fir'ǎvne: Fir'avn
| eşedde: en çetinine
| l-ǎƶābi: azabın
| (40:46)|ve iƶ: ve
| yeteHāccūne: birbirleriyle tartışırlarken
| fī: içinde
| n-nāri: ateşin
| feyeḳūlu: dediler ki
| D-Duǎfā'u: zayıf olanlar
| lilleƶīne:
| stekberū: büyüklük taslayanlara
| innā: elbette biz
| kunnā: idik
| lekum: size
| tebeǎn: uymuş
| fehel: -misiniz?
| entum: siz
| muğnūne: savabilir-
| ǎnnā: bizden
| neSīben: ufak bir parçasını
| mine:
| n-nāri: ateşin
| (40:47)

| yeteHāccūne: birbirleriyle tartışırlarken
| fī: içinde
| n-nāri: ateşin
| feyeḳūlu: dediler ki
| D-Duǎfā'u: zayıf olanlar
| lilleƶīne:
| stekberū: büyüklük taslayanlara
| innā: elbette biz
| kunnā: idik
| lekum: size
| tebeǎn: uymuş
| fehel: -misiniz?
| entum: siz
| muğnūne: savabilir-
| ǎnnā: bizden
| neSīben: ufak bir parçasını
| mine:
| n-nāri: ateşin
| (40:47)|ḳāle: dedi(ler) ki
| elleƶīne:
| stekberū: büyüklük taslayanlar
| innā: elbette biz
| kullun: hepimiz
| fīhā: onun içindeyiz
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ḳad: elbette
| Hakeme: hüküm verdi
| beyne: arasında
| l-ǐbādi: kullar
| (40:48)

| elleƶīne:
| stekberū: büyüklük taslayanlar
| innā: elbette biz
| kullun: hepimiz
| fīhā: onun içindeyiz
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ḳad: elbette
| Hakeme: hüküm verdi
| beyne: arasında
| l-ǐbādi: kullar
| (40:48)|ve ḳāle: ve dedi(ler) ki
| elleƶīne:
| fī: içindekiler
| n-nāri: ateş
| liḣazeneti: bekçilerine
| cehenneme: cehennemin
| d'ǔ: du'a edin
| rabbekum: Rabbinize
| yuḣaffif: hafifletsin
| ǎnnā: bizden
| yevmen: bir gün
| mine: biraz
| l-ǎƶābi: azabı
| (40:49)

| elleƶīne:
| fī: içindekiler
| n-nāri: ateş
| liḣazeneti: bekçilerine
| cehenneme: cehennemin
| d'ǔ: du'a edin
| rabbekum: Rabbinize
| yuḣaffif: hafifletsin
| ǎnnā: bizden
| yevmen: bir gün
| mine: biraz
| l-ǎƶābi: azabı
| (40:49)|ḳālū: dediler
| evelem: -miydi?
| teku: değil-
| te'tīkum: size geliyor
| rusulukum: elçileriniz
| bil-beyyināti: açık kanıtlarla
| ḳālū: dediler
| belā: evet (gelirlerdi)
| ḳālū: dediler
| fed'ǔ: öyle ise yalvar(ıp dur)un
| vemā: fakat değildir
| duǎā'u: yalvarması
| l-kāfirīne: kafirlerin
| illā: başkası
| fī:
| Delālin: dalaletten
| (40:50)

| evelem: -miydi?
| teku: değil-
| te'tīkum: size geliyor
| rusulukum: elçileriniz
| bil-beyyināti: açık kanıtlarla
| ḳālū: dediler
| belā: evet (gelirlerdi)
| ḳālū: dediler
| fed'ǔ: öyle ise yalvar(ıp dur)un
| vemā: fakat değildir
| duǎā'u: yalvarması
| l-kāfirīne: kafirlerin
| illā: başkası
| fī:
| Delālin: dalaletten
| (40:50)