28Kasas Suresi
Kuran Sırası: 28
İniş Sırası: 49
Kırık Meal (Arapça) Meali
|نَتْلُو: okuyacağız
| عَلَيْكَ: sana
| مِنْ: bir parçayı
| نَبَإِ: haberinden
| مُوسَىٰ: Musa
| وَفِرْعَوْنَ: ve Fir'avn'ın
| بِالْحَقِّ: gerçek olarak
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يُؤْمِنُونَ: inanan
| (28:3)

| عَلَيْكَ: sana
| مِنْ: bir parçayı
| نَبَإِ: haberinden
| مُوسَىٰ: Musa
| وَفِرْعَوْنَ: ve Fir'avn'ın
| بِالْحَقِّ: gerçek olarak
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يُؤْمِنُونَ: inanan
| (28:3)|إِنَّ: şüphesiz
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| عَلَا: ululandı (zorbalığa kalktı)
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَجَعَلَ: ve böldü
| أَهْلَهَا: halkını
| شِيَعًا: çeşitli gruplara
| يَسْتَضْعِفُ: eziyordu
| طَائِفَةً: bir zümreyi
| مِنْهُمْ: onlardan
| يُذَبِّحُ: kesiyordu
| أَبْنَاءَهُمْ: oğullarını
| وَيَسْتَحْيِي: ve sağ bırakıyordu
| نِسَاءَهُمْ: kadınlarını
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ: idi
| مِنَ: -dan
| الْمُفْسِدِينَ: bozguncular-
| (28:4)

| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| عَلَا: ululandı (zorbalığa kalktı)
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَجَعَلَ: ve böldü
| أَهْلَهَا: halkını
| شِيَعًا: çeşitli gruplara
| يَسْتَضْعِفُ: eziyordu
| طَائِفَةً: bir zümreyi
| مِنْهُمْ: onlardan
| يُذَبِّحُ: kesiyordu
| أَبْنَاءَهُمْ: oğullarını
| وَيَسْتَحْيِي: ve sağ bırakıyordu
| نِسَاءَهُمْ: kadınlarını
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ: idi
| مِنَ: -dan
| الْمُفْسِدِينَ: bozguncular-
| (28:4)|وَنُرِيدُ: biz istiyorduk
| أَنْ:
| نَمُنَّ: lutfetmeyi
| عَلَى: üzerine
| الَّذِينَ: kimseler
| اسْتُضْعِفُوا: ezilen(ler)
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| وَنَجْعَلَهُمْ: ve onları yapmayı
| أَئِمَّةً: önderler
| وَنَجْعَلَهُمُ: ve onları kılmayı
| الْوَارِثِينَ: mirasçı
| (28:5)

| أَنْ:
| نَمُنَّ: lutfetmeyi
| عَلَى: üzerine
| الَّذِينَ: kimseler
| اسْتُضْعِفُوا: ezilen(ler)
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| وَنَجْعَلَهُمْ: ve onları yapmayı
| أَئِمَّةً: önderler
| وَنَجْعَلَهُمُ: ve onları kılmayı
| الْوَارِثِينَ: mirasçı
| (28:5)|وَنُمَكِّنَ: ve iktidara getirmeyi
| لَهُمْ: onları
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| وَنُرِيَ: ve göstermeyi
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَهَامَانَ: ve Haman'a
| وَجُنُودَهُمَا: ve askerlerine
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَا: şeyi
| كَانُوا: oldukları
| يَحْذَرُونَ: korkmuş
| (28:6)

| لَهُمْ: onları
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| وَنُرِيَ: ve göstermeyi
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَهَامَانَ: ve Haman'a
| وَجُنُودَهُمَا: ve askerlerine
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَا: şeyi
| كَانُوا: oldukları
| يَحْذَرُونَ: korkmuş
| (28:6)|وَأَوْحَيْنَا: ve vahyettik
| إِلَىٰ:
| أُمِّ: annesine
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| أَنْ: diye
| أَرْضِعِيهِ: O(çocuğu)nu emzir
| فَإِذَا: ne zaman ki
| خِفْتِ: korkarsan
| عَلَيْهِ: başına bir şey gelmesinden
| فَأَلْقِيهِ: onu bırak
| فِي:
| الْيَمِّ: suya
| وَلَا: ve
| تَخَافِي: korkma
| وَلَا: ve
| تَحْزَنِي: üzülme
| إِنَّا: elbette biz
| رَادُّوهُ: onu tekrar geri vereceğiz
| إِلَيْكِ: sana
| وَجَاعِلُوهُ: ve onu yapacağız
| مِنَ: -den
| الْمُرْسَلِينَ: elçiler-
| (28:7)

| إِلَىٰ:
| أُمِّ: annesine
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| أَنْ: diye
| أَرْضِعِيهِ: O(çocuğu)nu emzir
| فَإِذَا: ne zaman ki
| خِفْتِ: korkarsan
| عَلَيْهِ: başına bir şey gelmesinden
| فَأَلْقِيهِ: onu bırak
| فِي:
| الْيَمِّ: suya
| وَلَا: ve
| تَخَافِي: korkma
| وَلَا: ve
| تَحْزَنِي: üzülme
| إِنَّا: elbette biz
| رَادُّوهُ: onu tekrar geri vereceğiz
| إِلَيْكِ: sana
| وَجَاعِلُوهُ: ve onu yapacağız
| مِنَ: -den
| الْمُرْسَلِينَ: elçiler-
| (28:7)|فَالْتَقَطَهُ: nihayet onu aldı
| الُ: ailesi
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| لِيَكُونَ: olsunası için
| لَهُمْ: kendilerine
| عَدُوًّا: bir düşman
| وَحَزَنًا: ve başlarına derd
| إِنَّ: gerçekten
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَهَامَانَ: ve Haman
| وَجُنُودَهُمَا: ve askerleri
| كَانُوا:
| خَاطِئِينَ: yanılıyorlardı
| (28:8)

| الُ: ailesi
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| لِيَكُونَ: olsunası için
| لَهُمْ: kendilerine
| عَدُوًّا: bir düşman
| وَحَزَنًا: ve başlarına derd
| إِنَّ: gerçekten
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَهَامَانَ: ve Haman
| وَجُنُودَهُمَا: ve askerleri
| كَانُوا:
| خَاطِئِينَ: yanılıyorlardı
| (28:8)|وَقَالَتِ: ve dedi ki
| امْرَأَتُ: karısı
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| قُرَّتُ: aydınlığı
| عَيْنٍ: göz
| لِي: bana da
| وَلَكَ: ve sana da
| لَا:
| تَقْتُلُوهُ: onu öldürmeyin
| عَسَىٰ: belki
| أَنْ: diye
| يَنْفَعَنَا: bize yararı dokunur
| أَوْ: ya da
| نَتَّخِذَهُ: onu ediniriz
| وَلَدًا: evlad
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَشْعُرُونَ: anlamıyorlardı
| (28:9)

| امْرَأَتُ: karısı
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'ın
| قُرَّتُ: aydınlığı
| عَيْنٍ: göz
| لِي: bana da
| وَلَكَ: ve sana da
| لَا:
| تَقْتُلُوهُ: onu öldürmeyin
| عَسَىٰ: belki
| أَنْ: diye
| يَنْفَعَنَا: bize yararı dokunur
| أَوْ: ya da
| نَتَّخِذَهُ: onu ediniriz
| وَلَدًا: evlad
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَشْعُرُونَ: anlamıyorlardı
| (28:9)|وَأَصْبَحَ: ve sabahladı
| فُؤَادُ: gönlü
| أُمِّ: annesinin
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| فَارِغًا: bomboştu
| إِنْ:
| كَادَتْ: neredeyse
| لَتُبْدِي: açığa vuracaktı
| بِهِ: onu
| لَوْلَا: eğer olmasaydık
| أَنْ:
| رَبَطْنَا: biz iyice pekiştirmiş
| عَلَىٰ: üzerine
| قَلْبِهَا: onun kalbi
| لِتَكُونَ: olması için
| مِنَ: -dan
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlar-
| (28:10)

| فُؤَادُ: gönlü
| أُمِّ: annesinin
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| فَارِغًا: bomboştu
| إِنْ:
| كَادَتْ: neredeyse
| لَتُبْدِي: açığa vuracaktı
| بِهِ: onu
| لَوْلَا: eğer olmasaydık
| أَنْ:
| رَبَطْنَا: biz iyice pekiştirmiş
| عَلَىٰ: üzerine
| قَلْبِهَا: onun kalbi
| لِتَكُونَ: olması için
| مِنَ: -dan
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlar-
| (28:10)|وَقَالَتْ: ve dedi ki
| لِأُخْتِهِ: kızkardeşine
| قُصِّيهِ: onu takip et
| فَبَصُرَتْ: o da gözetledi
| بِهِ: onu
| عَنْ:
| جُنُبٍ: uzaktan
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَشْعُرُونَ: farkına varmadan
| (28:11)

| لِأُخْتِهِ: kızkardeşine
| قُصِّيهِ: onu takip et
| فَبَصُرَتْ: o da gözetledi
| بِهِ: onu
| عَنْ:
| جُنُبٍ: uzaktan
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَشْعُرُونَ: farkına varmadan
| (28:11)|وَحَرَّمْنَا: ve haram etmiştik
| عَلَيْهِ: ona
| الْمَرَاضِعَ: süt anneleri
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| فَقَالَتْ: dedi ki
| هَلْ: -mi?
| أَدُلُّكُمْ: size göstereyim-
| عَلَىٰ: üzerine
| أَهْلِ: halkı
| بَيْتٍ: Yapı
| يَكْفُلُونَهُ: onun bakımını üstlenecek
| لَكُمْ: sizin için
| وَهُمْ: ve onlar
| لَهُ: ona
| نَاصِحُونَ: öğüt verecek
| (28:12)

| عَلَيْهِ: ona
| الْمَرَاضِعَ: süt anneleri
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| فَقَالَتْ: dedi ki
| هَلْ: -mi?
| أَدُلُّكُمْ: size göstereyim-
| عَلَىٰ: üzerine
| أَهْلِ: halkı
| بَيْتٍ: Yapı
| يَكْفُلُونَهُ: onun bakımını üstlenecek
| لَكُمْ: sizin için
| وَهُمْ: ve onlar
| لَهُ: ona
| نَاصِحُونَ: öğüt verecek
| (28:12)|فَرَدَدْنَاهُ: böylece onu geri verdik
| إِلَىٰ:
| أُمِّهِ: annesine
| كَيْ: için
| تَقَرَّ: aydın olması
| عَيْنُهَا: gözü
| وَلَا: ve
| تَحْزَنَ: üzülmesin (diye)
| وَلِتَعْلَمَ: ve bilmesi için
| أَنَّ: şüphesiz ki
| وَعْدَ: va'di
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقٌّ: haktır
| وَلَٰكِنَّ: ve fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (28:13)

| إِلَىٰ:
| أُمِّهِ: annesine
| كَيْ: için
| تَقَرَّ: aydın olması
| عَيْنُهَا: gözü
| وَلَا: ve
| تَحْزَنَ: üzülmesin (diye)
| وَلِتَعْلَمَ: ve bilmesi için
| أَنَّ: şüphesiz ki
| وَعْدَ: va'di
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقٌّ: haktır
| وَلَٰكِنَّ: ve fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (28:13)|وَلَمَّا: ne zaman ki
| بَلَغَ: (Musa) erişince
| أَشُدَّهُ: güçlü çağına
| وَاسْتَوَىٰ: ve olgunlaşınca
| اتَيْنَاهُ: biz ona verdik
| حُكْمًا: hüküm
| وَعِلْمًا: ve ilim
| وَكَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: mükafatlandırırız
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananları
| (28:14)

| بَلَغَ: (Musa) erişince
| أَشُدَّهُ: güçlü çağına
| وَاسْتَوَىٰ: ve olgunlaşınca
| اتَيْنَاهُ: biz ona verdik
| حُكْمًا: hüküm
| وَعِلْمًا: ve ilim
| وَكَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: mükafatlandırırız
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananları
| (28:14)|وَدَخَلَ: ve girdi
| الْمَدِينَةَ: şehre
| عَلَىٰ:
| حِينِ: bir sırada
| غَفْلَةٍ: (kendisinden) habersiz olduğu
| مِنْ:
| أَهْلِهَا: halkının
| فَوَجَدَ: ve buldu
| فِيهَا: orada
| رَجُلَيْنِ: iki adamı
| يَقْتَتِلَانِ: öldüresiye dövüşürlerken
| هَٰذَا: biri
| مِنْ: -ndan
| شِيعَتِهِ: kendi taraftarları-
| وَهَٰذَا: ve öbürü de
| مِنْ: -ndan
| عَدُوِّهِ: düşmanları-
| فَاسْتَغَاثَهُ: (Musa'dan) yardım istedi
| الَّذِي: olan kimse
| مِنْ: -ndan
| شِيعَتِهِ: kendi taraftarları-
| عَلَى: karşı
| الَّذِي: olana
| مِنْ: -ndan
| عَدُوِّهِ: düşmanları-
| فَوَكَزَهُ: bir yumruk indirdi
| مُوسَىٰ: Musa
| فَقَضَىٰ: işini bitirdi
| عَلَيْهِ: onun
| قَالَ: (sonra) dedi ki
| هَٰذَا: bu
| مِنْ: -ndendir
| عَمَلِ: işi-
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| إِنَّهُ: o gerçekten
| عَدُوٌّ: bir düşmandır
| مُضِلٌّ: şaşırtıcı
| مُبِينٌ: apaçık
| (28:15)

| الْمَدِينَةَ: şehre
| عَلَىٰ:
| حِينِ: bir sırada
| غَفْلَةٍ: (kendisinden) habersiz olduğu
| مِنْ:
| أَهْلِهَا: halkının
| فَوَجَدَ: ve buldu
| فِيهَا: orada
| رَجُلَيْنِ: iki adamı
| يَقْتَتِلَانِ: öldüresiye dövüşürlerken
| هَٰذَا: biri
| مِنْ: -ndan
| شِيعَتِهِ: kendi taraftarları-
| وَهَٰذَا: ve öbürü de
| مِنْ: -ndan
| عَدُوِّهِ: düşmanları-
| فَاسْتَغَاثَهُ: (Musa'dan) yardım istedi
| الَّذِي: olan kimse
| مِنْ: -ndan
| شِيعَتِهِ: kendi taraftarları-
| عَلَى: karşı
| الَّذِي: olana
| مِنْ: -ndan
| عَدُوِّهِ: düşmanları-
| فَوَكَزَهُ: bir yumruk indirdi
| مُوسَىٰ: Musa
| فَقَضَىٰ: işini bitirdi
| عَلَيْهِ: onun
| قَالَ: (sonra) dedi ki
| هَٰذَا: bu
| مِنْ: -ndendir
| عَمَلِ: işi-
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| إِنَّهُ: o gerçekten
| عَدُوٌّ: bir düşmandır
| مُضِلٌّ: şaşırtıcı
| مُبِينٌ: apaçık
| (28:15)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: gerçekten ben
| ظَلَمْتُ: zulmettim
| نَفْسِي: nefsime
| فَاغْفِرْ: bağışla
| لِي: beni
| فَغَفَرَ: (Allah) bağışladı
| لَهُ: onu
| إِنَّهُ: çünkü O
| هُوَ: O
| الْغَفُورُ: çok bağışlayandır
| الرَّحِيمُ: çok esirgeyendir
| (28:16)

| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: gerçekten ben
| ظَلَمْتُ: zulmettim
| نَفْسِي: nefsime
| فَاغْفِرْ: bağışla
| لِي: beni
| فَغَفَرَ: (Allah) bağışladı
| لَهُ: onu
| إِنَّهُ: çünkü O
| هُوَ: O
| الْغَفُورُ: çok bağışlayandır
| الرَّحِيمُ: çok esirgeyendir
| (28:16)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| بِمَا: hakkı için
| أَنْعَمْتَ: lutfettiğin ni'metler
| عَلَيَّ: bana
| فَلَنْ: artık bir daha
| أَكُونَ: olmayacağım
| ظَهِيرًا: arka çıkan
| لِلْمُجْرِمِينَ: suçlulara
| (28:17)

| رَبِّ: Rabbim
| بِمَا: hakkı için
| أَنْعَمْتَ: lutfettiğin ni'metler
| عَلَيَّ: bana
| فَلَنْ: artık bir daha
| أَكُونَ: olmayacağım
| ظَهِيرًا: arka çıkan
| لِلْمُجْرِمِينَ: suçlulara
| (28:17)|فَأَصْبَحَ: sabahladı
| فِي:
| الْمَدِينَةِ: şehirde
| خَائِفًا: korku içinde
| يَتَرَقَّبُ: gözetleyerek
| فَإِذَا: bir de baktı ki
| الَّذِي:
| اسْتَنْصَرَهُ: kendisinden yardım isteyen
| بِالْأَمْسِ: dün
| يَسْتَصْرِخُهُ: yine feryadediyor
| قَالَ: dedi
| لَهُ: ona
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّكَ: gerçekten sen
| لَغَوِيٌّ: bir azgınsın
| مُبِينٌ: belli ki
| (28:18)

| فِي:
| الْمَدِينَةِ: şehirde
| خَائِفًا: korku içinde
| يَتَرَقَّبُ: gözetleyerek
| فَإِذَا: bir de baktı ki
| الَّذِي:
| اسْتَنْصَرَهُ: kendisinden yardım isteyen
| بِالْأَمْسِ: dün
| يَسْتَصْرِخُهُ: yine feryadediyor
| قَالَ: dedi
| لَهُ: ona
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّكَ: gerçekten sen
| لَغَوِيٌّ: bir azgınsın
| مُبِينٌ: belli ki
| (28:18)|فَلَمَّا: nihayet
| أَنْ:
| أَرَادَ: isteyince
| أَنْ:
| يَبْطِشَ: yakalamak
| بِالَّذِي: olanı
| هُوَ: o
| عَدُوٌّ: düşman
| لَهُمَا: ikisine de
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| أَتُرِيدُ: -mi istiyorsun?
| أَنْ:
| تَقْتُلَنِي: beni öldürmek
| كَمَا: gibi
| قَتَلْتَ: öldürdüğün
| نَفْسًا: bir canı
| بِالْأَمْسِ: dün
| إِنْ: (oysa)
| تُرِيدُ: istemiyorsun
| إِلَّا: dışında bir şey
| أَنْ:
| تَكُونَ: olmak
| جَبَّارًا: bir zorba
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَمَا: ve
| تُرِيدُ: istemiyorsun
| أَنْ:
| تَكُونَ: olmak
| مِنَ: -dan
| الْمُصْلِحِينَ: arabulucular-
| (28:19)

| أَنْ:
| أَرَادَ: isteyince
| أَنْ:
| يَبْطِشَ: yakalamak
| بِالَّذِي: olanı
| هُوَ: o
| عَدُوٌّ: düşman
| لَهُمَا: ikisine de
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| أَتُرِيدُ: -mi istiyorsun?
| أَنْ:
| تَقْتُلَنِي: beni öldürmek
| كَمَا: gibi
| قَتَلْتَ: öldürdüğün
| نَفْسًا: bir canı
| بِالْأَمْسِ: dün
| إِنْ: (oysa)
| تُرِيدُ: istemiyorsun
| إِلَّا: dışında bir şey
| أَنْ:
| تَكُونَ: olmak
| جَبَّارًا: bir zorba
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَمَا: ve
| تُرِيدُ: istemiyorsun
| أَنْ:
| تَكُونَ: olmak
| مِنَ: -dan
| الْمُصْلِحِينَ: arabulucular-
| (28:19)|وَجَاءَ: ve geldi
| رَجُلٌ: bir adam
| مِنْ:
| أَقْصَى: öbür ucundan
| الْمَدِينَةِ: şehrin
| يَسْعَىٰ: koşarak
| قَالَ: dedi
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّ: şüphesiz ki
| الْمَلَأَ: ileri gelenler
| يَأْتَمِرُونَ: aralarında konuşuyorlar
| بِكَ: seni
| لِيَقْتُلُوكَ: seni öldürmek için
| فَاخْرُجْ: sen çık (git)
| إِنِّي: elbette ben
| لَكَ: sana
| مِنَ: -den(im)
| النَّاصِحِينَ: öğüt verenler-
| (28:20)

| رَجُلٌ: bir adam
| مِنْ:
| أَقْصَى: öbür ucundan
| الْمَدِينَةِ: şehrin
| يَسْعَىٰ: koşarak
| قَالَ: dedi
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّ: şüphesiz ki
| الْمَلَأَ: ileri gelenler
| يَأْتَمِرُونَ: aralarında konuşuyorlar
| بِكَ: seni
| لِيَقْتُلُوكَ: seni öldürmek için
| فَاخْرُجْ: sen çık (git)
| إِنِّي: elbette ben
| لَكَ: sana
| مِنَ: -den(im)
| النَّاصِحِينَ: öğüt verenler-
| (28:20)|فَخَرَجَ: (Musa) çıktı
| مِنْهَا: oradan
| خَائِفًا: korka korka
| يَتَرَقَّبُ: kollayarak
| قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| نَجِّنِي: beni kurtar
| مِنَ: -den
| الْقَوْمِ: kavim-
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (28:21)

| مِنْهَا: oradan
| خَائِفًا: korka korka
| يَتَرَقَّبُ: kollayarak
| قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| نَجِّنِي: beni kurtar
| مِنَ: -den
| الْقَوْمِ: kavim-
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (28:21)|وَلَمَّا: ne zaman ki
| تَوَجَّهَ: yönelince
| تِلْقَاءَ: tarafına
| مَدْيَنَ: Medyen
| قَالَ: dedi
| عَسَىٰ: umarım ki
| رَبِّي: Rabbim
| أَنْ:
| يَهْدِيَنِي: beni iletir
| سَوَاءَ: doğru
| السَّبِيلِ: yola
| (28:22)

| تَوَجَّهَ: yönelince
| تِلْقَاءَ: tarafına
| مَدْيَنَ: Medyen
| قَالَ: dedi
| عَسَىٰ: umarım ki
| رَبِّي: Rabbim
| أَنْ:
| يَهْدِيَنِي: beni iletir
| سَوَاءَ: doğru
| السَّبِيلِ: yola
| (28:22)|وَلَمَّا: ne zaman ki
| وَرَدَ: varınca
| مَاءَ: suyuna
| مَدْيَنَ: Medyen
| وَجَدَ: buldu
| عَلَيْهِ: onun başında
| أُمَّةً: bir grubu
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| يَسْقُونَ: (hayvanlarını) sularken
| وَوَجَدَ: ve buldu
| مِنْ:
| دُونِهِمُ: onların gerisinde
| امْرَأَتَيْنِ: iki kız
| تَذُودَانِ: sudan meneden
| قَالَ: (Musa) dedi
| مَا: nedir?
| خَطْبُكُمَا: sizin işiniz
| قَالَتَا: dediler ki
| لَا:
| نَسْقِي: biz sulayamayız
| حَتَّىٰ: kadar
| يُصْدِرَ: sulayıp çekilinceye
| الرِّعَاءُ: çobanlar
| وَأَبُونَا: ve babamız da
| شَيْخٌ: bir ihtiyardır
| كَبِيرٌ: büyük
| (28:23)

| وَرَدَ: varınca
| مَاءَ: suyuna
| مَدْيَنَ: Medyen
| وَجَدَ: buldu
| عَلَيْهِ: onun başında
| أُمَّةً: bir grubu
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| يَسْقُونَ: (hayvanlarını) sularken
| وَوَجَدَ: ve buldu
| مِنْ:
| دُونِهِمُ: onların gerisinde
| امْرَأَتَيْنِ: iki kız
| تَذُودَانِ: sudan meneden
| قَالَ: (Musa) dedi
| مَا: nedir?
| خَطْبُكُمَا: sizin işiniz
| قَالَتَا: dediler ki
| لَا:
| نَسْقِي: biz sulayamayız
| حَتَّىٰ: kadar
| يُصْدِرَ: sulayıp çekilinceye
| الرِّعَاءُ: çobanlar
| وَأَبُونَا: ve babamız da
| شَيْخٌ: bir ihtiyardır
| كَبِيرٌ: büyük
| (28:23)|فَسَقَىٰ: (Musa) hemen suladı
| لَهُمَا: onlarınkini
| ثُمَّ: sonra
| تَوَلَّىٰ: çekildi
| إِلَى:
| الظِّلِّ: gölgeye
| فَقَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: doğrusu ben
| لِمَا: ne varsa
| أَنْزَلْتَ: indireceğin
| إِلَيَّ: bana
| مِنْ: -dan
| خَيْرٍ: hayır-
| فَقِيرٌ: muhtacım
| (28:24)

| لَهُمَا: onlarınkini
| ثُمَّ: sonra
| تَوَلَّىٰ: çekildi
| إِلَى:
| الظِّلِّ: gölgeye
| فَقَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: doğrusu ben
| لِمَا: ne varsa
| أَنْزَلْتَ: indireceğin
| إِلَيَّ: bana
| مِنْ: -dan
| خَيْرٍ: hayır-
| فَقِيرٌ: muhtacım
| (28:24)|فَجَاءَتْهُ: derken ona geldi
| إِحْدَاهُمَا: o iki kızdan biri
| تَمْشِي: yürüyerek
| عَلَى:
| اسْتِحْيَاءٍ: utana utana
| قَالَتْ: dedi
| إِنَّ: muhakkah
| أَبِي: babam
| يَدْعُوكَ: seni çağırıyor
| لِيَجْزِيَكَ: ödemek için
| أَجْرَ: ücretini
| مَا:
| سَقَيْتَ: sulamanın
| لَنَا: bizim için
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُ: (Musa) ona gelince
| وَقَصَّ: ve anlatınca
| عَلَيْهِ: ona
| الْقَصَصَ: hikayeyi
| قَالَ: dedi
| لَا:
| تَخَفْ: korkma
| نَجَوْتَ: kurtuldun
| مِنَ: -den
| الْقَوْمِ: o kavim-
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (28:25)

| إِحْدَاهُمَا: o iki kızdan biri
| تَمْشِي: yürüyerek
| عَلَى:
| اسْتِحْيَاءٍ: utana utana
| قَالَتْ: dedi
| إِنَّ: muhakkah
| أَبِي: babam
| يَدْعُوكَ: seni çağırıyor
| لِيَجْزِيَكَ: ödemek için
| أَجْرَ: ücretini
| مَا:
| سَقَيْتَ: sulamanın
| لَنَا: bizim için
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُ: (Musa) ona gelince
| وَقَصَّ: ve anlatınca
| عَلَيْهِ: ona
| الْقَصَصَ: hikayeyi
| قَالَ: dedi
| لَا:
| تَخَفْ: korkma
| نَجَوْتَ: kurtuldun
| مِنَ: -den
| الْقَوْمِ: o kavim-
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (28:25)|قَالَتْ: dedi
| إِحْدَاهُمَا: o (kız)lardan biri
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| اسْتَأْجِرْهُ: bunu (çoban) tut
| إِنَّ: muhakkak
| خَيْرَ: en hayırlısıdır
| مَنِ:
| اسْتَأْجَرْتَ: ücretle tuttuklarının
| الْقَوِيُّ: en güçlüsüdür
| الْأَمِينُ: en güveniliridir
| (28:26)

| إِحْدَاهُمَا: o (kız)lardan biri
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| اسْتَأْجِرْهُ: bunu (çoban) tut
| إِنَّ: muhakkak
| خَيْرَ: en hayırlısıdır
| مَنِ:
| اسْتَأْجَرْتَ: ücretle tuttuklarının
| الْقَوِيُّ: en güçlüsüdür
| الْأَمِينُ: en güveniliridir
| (28:26)|قَالَ: dedi ki
| إِنِّي: elbette
| أُرِيدُ: istiyorum
| أَنْ:
| أُنْكِحَكَ: sana nikahlamak
| إِحْدَى: birini
| ابْنَتَيَّ: kızımdan
| هَاتَيْنِ: şu iki
| عَلَىٰ: karşılığında
| أَنْ:
| تَأْجُرَنِي: bana hizmet etmen
| ثَمَانِيَ: sekiz
| حِجَجٍ: yıl
| فَإِنْ: eğer
| أَتْمَمْتَ: tamamlarsan
| عَشْرًا: on(yıl)a
| فَمِنْ: artık
| عِنْدِكَ: o sendendir
| وَمَا:
| أُرِيدُ: ben istemem
| أَنْ:
| أَشُقَّ: zahmet vermek
| عَلَيْكَ: sana
| سَتَجِدُنِي: beni bulacaksın
| إِنْ: eğer (İnşallah)
| شَاءَ: dilerse (İnşallah)
| اللَّهُ: Allah (İnşallah)
| مِنَ: -den
| الصَّالِحِينَ: iyiler-
| (28:27)

| إِنِّي: elbette
| أُرِيدُ: istiyorum
| أَنْ:
| أُنْكِحَكَ: sana nikahlamak
| إِحْدَى: birini
| ابْنَتَيَّ: kızımdan
| هَاتَيْنِ: şu iki
| عَلَىٰ: karşılığında
| أَنْ:
| تَأْجُرَنِي: bana hizmet etmen
| ثَمَانِيَ: sekiz
| حِجَجٍ: yıl
| فَإِنْ: eğer
| أَتْمَمْتَ: tamamlarsan
| عَشْرًا: on(yıl)a
| فَمِنْ: artık
| عِنْدِكَ: o sendendir
| وَمَا:
| أُرِيدُ: ben istemem
| أَنْ:
| أَشُقَّ: zahmet vermek
| عَلَيْكَ: sana
| سَتَجِدُنِي: beni bulacaksın
| إِنْ: eğer (İnşallah)
| شَاءَ: dilerse (İnşallah)
| اللَّهُ: Allah (İnşallah)
| مِنَ: -den
| الصَّالِحِينَ: iyiler-
| (28:27)|قَالَ: (Musa) dedi
| ذَٰلِكَ: bu
| بَيْنِي: benimle aramızdadır
| وَبَيْنَكَ: senin arasında
| أَيَّمَا: hangi
| الْأَجَلَيْنِ: süreyi
| قَضَيْتُ: yerine getirsem
| فَلَا: yoktur
| عُدْوَانَ: düşmanlık
| عَلَيَّ: bana
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: karşı
| مَا: şeye
| نَقُولُ: dediğimiz
| وَكِيلٌ: vekildir
| (28:28)

| ذَٰلِكَ: bu
| بَيْنِي: benimle aramızdadır
| وَبَيْنَكَ: senin arasında
| أَيَّمَا: hangi
| الْأَجَلَيْنِ: süreyi
| قَضَيْتُ: yerine getirsem
| فَلَا: yoktur
| عُدْوَانَ: düşmanlık
| عَلَيَّ: bana
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: karşı
| مَا: şeye
| نَقُولُ: dediğimiz
| وَكِيلٌ: vekildir
| (28:28)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| قَضَىٰ: bitirince
| مُوسَى: Musa
| الْأَجَلَ: süreyi
| وَسَارَ: ve yola çıkınca
| بِأَهْلِهِ: ailesiyle
| انَسَ: gördü
| مِنْ:
| جَانِبِ: (sağ) yanında
| الطُّورِ: Tur'un
| نَارًا: bir ateş
| قَالَ: dedi ki
| لِأَهْلِهِ: ailesine
| امْكُثُوا: siz durun
| إِنِّي: ben
| انَسْتُ: gördüm
| نَارًا: bir ateş
| لَعَلِّي: belki
| اتِيكُمْ: size getiririm
| مِنْهَا: ondan
| بِخَبَرٍ: bir haber
| أَوْ: yahut
| جَذْوَةٍ: bir kor (getiririm)
| مِنَ: -ten
| النَّارِ: ateş-
| لَعَلَّكُمْ: böylece
| تَصْطَلُونَ: ısınırsınız
| (28:29)

| قَضَىٰ: bitirince
| مُوسَى: Musa
| الْأَجَلَ: süreyi
| وَسَارَ: ve yola çıkınca
| بِأَهْلِهِ: ailesiyle
| انَسَ: gördü
| مِنْ:
| جَانِبِ: (sağ) yanında
| الطُّورِ: Tur'un
| نَارًا: bir ateş
| قَالَ: dedi ki
| لِأَهْلِهِ: ailesine
| امْكُثُوا: siz durun
| إِنِّي: ben
| انَسْتُ: gördüm
| نَارًا: bir ateş
| لَعَلِّي: belki
| اتِيكُمْ: size getiririm
| مِنْهَا: ondan
| بِخَبَرٍ: bir haber
| أَوْ: yahut
| جَذْوَةٍ: bir kor (getiririm)
| مِنَ: -ten
| النَّارِ: ateş-
| لَعَلَّكُمْ: böylece
| تَصْطَلُونَ: ısınırsınız
| (28:29)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| أَتَاهَا: oraya gelince
| نُودِيَ: şöyle seslenildi
| مِنْ: -ndan
| شَاطِئِ: kıyısı-
| الْوَادِ: vadinin
| الْأَيْمَنِ: sağdaki
| فِي:
| الْبُقْعَةِ: yerdeki
| الْمُبَارَكَةِ: mübarek
| مِنَ: -tan
| الشَّجَرَةِ: ağaç-
| أَنْ: diye
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنِّي: muhakkak ben
| أَنَا: benim
| اللَّهُ: Allah
| رَبُّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (28:30)

| أَتَاهَا: oraya gelince
| نُودِيَ: şöyle seslenildi
| مِنْ: -ndan
| شَاطِئِ: kıyısı-
| الْوَادِ: vadinin
| الْأَيْمَنِ: sağdaki
| فِي:
| الْبُقْعَةِ: yerdeki
| الْمُبَارَكَةِ: mübarek
| مِنَ: -tan
| الشَّجَرَةِ: ağaç-
| أَنْ: diye
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنِّي: muhakkak ben
| أَنَا: benim
| اللَّهُ: Allah
| رَبُّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (28:30)|وَأَنْ: ve diye
| أَلْقِ: at
| عَصَاكَ: asanı
| فَلَمَّا: zaman
| رَاهَا: gördüğün
| تَهْتَزُّ: (asa'nın) titreştiğini
| كَأَنَّهَا: gibi
| جَانٌّ: küçük bir yılan
| وَلَّىٰ: kaçtı
| مُدْبِرًا: dönüp
| وَلَمْ: ve
| يُعَقِّبْ: arkasına bile bakmadı
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| أَقْبِلْ: dön
| وَلَا: ve
| تَخَفْ: korkma
| إِنَّكَ: elbette sen
| مِنَ: -dansın
| الْامِنِينَ: güvende olanlar-
| (28:31)

| أَلْقِ: at
| عَصَاكَ: asanı
| فَلَمَّا: zaman
| رَاهَا: gördüğün
| تَهْتَزُّ: (asa'nın) titreştiğini
| كَأَنَّهَا: gibi
| جَانٌّ: küçük bir yılan
| وَلَّىٰ: kaçtı
| مُدْبِرًا: dönüp
| وَلَمْ: ve
| يُعَقِّبْ: arkasına bile bakmadı
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| أَقْبِلْ: dön
| وَلَا: ve
| تَخَفْ: korkma
| إِنَّكَ: elbette sen
| مِنَ: -dansın
| الْامِنِينَ: güvende olanlar-
| (28:31)|اسْلُكْ: sok
| يَدَكَ: elini
| فِي:
| جَيْبِكَ: koynuna
| تَخْرُجْ: çıksın
| بَيْضَاءَ: bembeyaz
| مِنْ:
| غَيْرِ: olmaksızın
| سُوءٍ: bir kusur
| وَاضْمُمْ: ve çek
| إِلَيْكَ: kendine
| جَنَاحَكَ: kanadını (kollarını)
| مِنَ:
| الرَّهْبِ: korkudan (açılan)
| فَذَانِكَ: işte bunlar
| بُرْهَانَانِ: iki delildir
| مِنْ: -nden
| رَبِّكَ: Rabbi-
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَمَلَئِهِ: ve onun adamlarına
| إِنَّهُمْ: çünkü onlar
| كَانُوا: olmuşlardır
| قَوْمًا: bir kavim
| فَاسِقِينَ: yoldan çıkan
| (28:32)

| يَدَكَ: elini
| فِي:
| جَيْبِكَ: koynuna
| تَخْرُجْ: çıksın
| بَيْضَاءَ: bembeyaz
| مِنْ:
| غَيْرِ: olmaksızın
| سُوءٍ: bir kusur
| وَاضْمُمْ: ve çek
| إِلَيْكَ: kendine
| جَنَاحَكَ: kanadını (kollarını)
| مِنَ:
| الرَّهْبِ: korkudan (açılan)
| فَذَانِكَ: işte bunlar
| بُرْهَانَانِ: iki delildir
| مِنْ: -nden
| رَبِّكَ: Rabbi-
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَمَلَئِهِ: ve onun adamlarına
| إِنَّهُمْ: çünkü onlar
| كَانُوا: olmuşlardır
| قَوْمًا: bir kavim
| فَاسِقِينَ: yoldan çıkan
| (28:32)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: bşüphesiz en
| قَتَلْتُ: öldürmüştüm
| مِنْهُمْ: onlardan
| نَفْسًا: bir kişi
| فَأَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَقْتُلُونِ: beni öldürecekler
| (28:33)

| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: bşüphesiz en
| قَتَلْتُ: öldürmüştüm
| مِنْهُمْ: onlardan
| نَفْسًا: bir kişi
| فَأَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَقْتُلُونِ: beni öldürecekler
| (28:33)|وَأَخِي: ve kardeşimi
| هَارُونُ: Harun
| هُوَ: o
| أَفْصَحُ: daha fasihtir (güzel konuşur)
| مِنِّي: benden
| لِسَانًا: dil bakımından
| فَأَرْسِلْهُ: onu gönder
| مَعِيَ: benimle beraber
| رِدْءًا: bir yardımcı olarak
| يُصَدِّقُنِي: beni doğrulayan
| إِنِّي: zira ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يُكَذِّبُونِ: beni yalanlayacakla
| (28:34)

| هَارُونُ: Harun
| هُوَ: o
| أَفْصَحُ: daha fasihtir (güzel konuşur)
| مِنِّي: benden
| لِسَانًا: dil bakımından
| فَأَرْسِلْهُ: onu gönder
| مَعِيَ: benimle beraber
| رِدْءًا: bir yardımcı olarak
| يُصَدِّقُنِي: beni doğrulayan
| إِنِّي: zira ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يُكَذِّبُونِ: beni yalanlayacakla
| (28:34)|قَالَ: (Allah) dedi ki
| سَنَشُدُّ: kuvvetlendireceğiz
| عَضُدَكَ: senin pazunu
| بِأَخِيكَ: kardeşinle
| وَنَجْعَلُ: ve vereceğiz
| لَكُمَا: size
| سُلْطَانًا: bir yetki
| فَلَا: asla
| يَصِلُونَ: desteklemezler
| إِلَيْكُمَا: sizi
| بِايَاتِنَا: ayetlerimiz sayesinde
| أَنْتُمَا: ikiniz
| وَمَنِ: ve
| اتَّبَعَكُمَا: size uyanlarda
| الْغَالِبُونَ: üstün geleceksiniz
| (28:35)

| سَنَشُدُّ: kuvvetlendireceğiz
| عَضُدَكَ: senin pazunu
| بِأَخِيكَ: kardeşinle
| وَنَجْعَلُ: ve vereceğiz
| لَكُمَا: size
| سُلْطَانًا: bir yetki
| فَلَا: asla
| يَصِلُونَ: desteklemezler
| إِلَيْكُمَا: sizi
| بِايَاتِنَا: ayetlerimiz sayesinde
| أَنْتُمَا: ikiniz
| وَمَنِ: ve
| اتَّبَعَكُمَا: size uyanlarda
| الْغَالِبُونَ: üstün geleceksiniz
| (28:35)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُمْ: onlara gelince
| مُوسَىٰ: Musa
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| قَالُوا: dediler
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| سِحْرٌ: bir büyüden
| مُفْتَرًى: uydurulmuş
| وَمَا: ve
| سَمِعْنَا: işitmedik
| بِهَٰذَا: böyle bir şey
| فِي: arasında
| ابَائِنَا: atalarımız
| الْأَوَّلِينَ: ilk
| (28:36)

| جَاءَهُمْ: onlara gelince
| مُوسَىٰ: Musa
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| قَالُوا: dediler
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| سِحْرٌ: bir büyüden
| مُفْتَرًى: uydurulmuş
| وَمَا: ve
| سَمِعْنَا: işitmedik
| بِهَٰذَا: böyle bir şey
| فِي: arasında
| ابَائِنَا: atalarımız
| الْأَوَّلِينَ: ilk
| (28:36)|وَقَالَ: ve dedi ki
| مُوسَىٰ: Musa
| رَبِّي: Rabbim
| أَعْلَمُ: daha iyi biliyor
| بِمَنْ: kimin
| جَاءَ: getirdiğini
| بِالْهُدَىٰ: hidayet
| مِنْ: -ndan
| عِنْدِهِ: kendisinin yanı-
| وَمَنْ: ve kime
| تَكُونُ: ait olacağını
| لَهُ: onun
| عَاقِبَةُ: sonunun
| الدَّارِ: bu (dünya) evin(in)
| إِنَّهُ: muhakkak ki
| لَا: olmaz
| يُفْلِحُ: iflah
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (28:37)

| مُوسَىٰ: Musa
| رَبِّي: Rabbim
| أَعْلَمُ: daha iyi biliyor
| بِمَنْ: kimin
| جَاءَ: getirdiğini
| بِالْهُدَىٰ: hidayet
| مِنْ: -ndan
| عِنْدِهِ: kendisinin yanı-
| وَمَنْ: ve kime
| تَكُونُ: ait olacağını
| لَهُ: onun
| عَاقِبَةُ: sonunun
| الدَّارِ: bu (dünya) evin(in)
| إِنَّهُ: muhakkak ki
| لَا: olmaz
| يُفْلِحُ: iflah
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (28:37)|وَقَالَ: ve dedi ki
| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| مَا:
| عَلِمْتُ: bilmiyorum
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: bir tanrı
| غَيْرِي: benden başka
| فَأَوْقِدْ: ateş yak
| لِي: benim için
| يَا: EY/HEY/AH
| هَامَانُ: Hâmân
| عَلَى: üzerinde
| الطِّينِ: çamurun
| فَاجْعَلْ: ve yap
| لِي: bana
| صَرْحًا: bir kule
| لَعَلِّي: belki
| أَطَّلِعُ: çıkarım
| إِلَىٰ:
| إِلَٰهِ: tanrısına
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| وَإِنِّي: çünkü ben
| لَأَظُنُّهُ: sanıyorum ki o
| مِنَ: -dandır
| الْكَاذِبِينَ: yalancılar-
| (28:38)

| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| مَا:
| عَلِمْتُ: bilmiyorum
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: bir tanrı
| غَيْرِي: benden başka
| فَأَوْقِدْ: ateş yak
| لِي: benim için
| يَا: EY/HEY/AH
| هَامَانُ: Hâmân
| عَلَى: üzerinde
| الطِّينِ: çamurun
| فَاجْعَلْ: ve yap
| لِي: bana
| صَرْحًا: bir kule
| لَعَلِّي: belki
| أَطَّلِعُ: çıkarım
| إِلَىٰ:
| إِلَٰهِ: tanrısına
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| وَإِنِّي: çünkü ben
| لَأَظُنُّهُ: sanıyorum ki o
| مِنَ: -dandır
| الْكَاذِبِينَ: yalancılar-
| (28:38)|وَاسْتَكْبَرَ: büyüklük tasladılar
| هُوَ: O (Fir'avn)
| وَجُنُودُهُ: ve askerleri
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| الْحَقِّ: hakkı
| وَظَنُّوا: ve sandılar
| أَنَّهُمْ: kendilerinin
| إِلَيْنَا: bize
| لَا:
| يُرْجَعُونَ: döndürülmeyeceklerini
| (28:39)

| هُوَ: O (Fir'avn)
| وَجُنُودُهُ: ve askerleri
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| الْحَقِّ: hakkı
| وَظَنُّوا: ve sandılar
| أَنَّهُمْ: kendilerinin
| إِلَيْنَا: bize
| لَا:
| يُرْجَعُونَ: döndürülmeyeceklerini
| (28:39)|فَأَخَذْنَاهُ: biz de onu tuttuk
| وَجُنُودَهُ: ve askerlerini
| فَنَبَذْنَاهُمْ: ve attık
| فِي:
| الْيَمِّ: suya
| فَانْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (28:40)

| وَجُنُودَهُ: ve askerlerini
| فَنَبَذْنَاهُمْ: ve attık
| فِي:
| الْيَمِّ: suya
| فَانْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الظَّالِمِينَ: zalimlerin
| (28:40)|وَجَعَلْنَاهُمْ: ve biz onları yaptık
| أَئِمَّةً: önderler
| يَدْعُونَ: çağıran
| إِلَى:
| النَّارِ: ateşe
| وَيَوْمَ: ve günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| لَا: asla
| يُنْصَرُونَ: yardım olunmazlar
| (28:41)

| أَئِمَّةً: önderler
| يَدْعُونَ: çağıran
| إِلَى:
| النَّارِ: ateşe
| وَيَوْمَ: ve günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| لَا: asla
| يُنْصَرُونَ: yardım olunmazlar
| (28:41)|وَأَتْبَعْنَاهُمْ: ve onların ardına taktık
| فِي:
| هَٰذِهِ: bu
| الدُّنْيَا: dünyada
| لَعْنَةً: bir la'net
| وَيَوْمَ: ve günü ise
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| هُمْ: onlar
| مِنَ: -dendir
| الْمَقْبُوحِينَ: çirkinleştirilenler-
| (28:42)

| فِي:
| هَٰذِهِ: bu
| الدُّنْيَا: dünyada
| لَعْنَةً: bir la'net
| وَيَوْمَ: ve günü ise
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| هُمْ: onlar
| مِنَ: -dendir
| الْمَقْبُوحِينَ: çirkinleştirilenler-
| (28:42)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| اتَيْنَا: biz verdik
| مُوسَى: Musa'ya
| الْكِتَابَ: Kitabı
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مَا:
| أَهْلَكْنَا: helak ettikten
| الْقُرُونَ: nesilleri
| الْأُولَىٰ: ilk
| بَصَائِرَ: bir aydınlanma olan
| لِلنَّاسِ: insanlar için
| وَهُدًى: ve hidayet olan
| وَرَحْمَةً: ve rahmet olan
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَتَذَكَّرُونَ: düşünür öğüt alırlar
| (28:43)

| اتَيْنَا: biz verdik
| مُوسَى: Musa'ya
| الْكِتَابَ: Kitabı
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مَا:
| أَهْلَكْنَا: helak ettikten
| الْقُرُونَ: nesilleri
| الْأُولَىٰ: ilk
| بَصَائِرَ: bir aydınlanma olan
| لِلنَّاسِ: insanlar için
| وَهُدًى: ve hidayet olan
| وَرَحْمَةً: ve rahmet olan
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَتَذَكَّرُونَ: düşünür öğüt alırlar
| (28:43)|وَمَا: ve
| كُنْتَ: sen değildin
| بِجَانِبِ: tarafında
| الْغَرْبِيِّ: batı
| إِذْ: vakit
| قَضَيْنَا: yaptığımız
| إِلَىٰ:
| مُوسَى: Musa'ya
| الْأَمْرَ: o işi
| وَمَا: ve
| كُنْتَ: değildin
| مِنَ: -den
| الشَّاهِدِينَ: görenler-
| (28:44)

| كُنْتَ: sen değildin
| بِجَانِبِ: tarafında
| الْغَرْبِيِّ: batı
| إِذْ: vakit
| قَضَيْنَا: yaptığımız
| إِلَىٰ:
| مُوسَى: Musa'ya
| الْأَمْرَ: o işi
| وَمَا: ve
| كُنْتَ: değildin
| مِنَ: -den
| الشَّاهِدِينَ: görenler-
| (28:44)|وَلَٰكِنَّا: fakat biz
| أَنْشَأْنَا: yarattık
| قُرُونًا: birçok nesiller
| فَتَطَاوَلَ: geçti
| عَلَيْهِمُ: onların üzerinden
| الْعُمُرُ: uzun zamanlar
| وَمَا: ve
| كُنْتَ: sen değildin
| ثَاوِيًا: oturmuş
| فِي: arasında
| أَهْلِ: halkı
| مَدْيَنَ: Medyen
| تَتْلُو: okusaydın
| عَلَيْهِمْ: bunlara
| ايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَلَٰكِنَّا: lakin
| كُنَّا: biziz
| مُرْسِلِينَ: elçi olarak gönderen
| (28:45)

| أَنْشَأْنَا: yarattık
| قُرُونًا: birçok nesiller
| فَتَطَاوَلَ: geçti
| عَلَيْهِمُ: onların üzerinden
| الْعُمُرُ: uzun zamanlar
| وَمَا: ve
| كُنْتَ: sen değildin
| ثَاوِيًا: oturmuş
| فِي: arasında
| أَهْلِ: halkı
| مَدْيَنَ: Medyen
| تَتْلُو: okusaydın
| عَلَيْهِمْ: bunlara
| ايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَلَٰكِنَّا: lakin
| كُنَّا: biziz
| مُرْسِلِينَ: elçi olarak gönderen
| (28:45)|وَمَا: ve
| كُنْتَ: sen değildin
| بِجَانِبِ: yanında
| الطُّورِ: Tur'un
| إِذْ: zaman
| نَادَيْنَا: seslendiğimiz
| وَلَٰكِنْ: fakat
| رَحْمَةً: bir rahmet olarak
| مِنْ: -nden
| رَبِّكَ: Rabbi-
| لِتُنْذِرَ: uyarasın diye
| قَوْمًا: toplumu
| مَا:
| أَتَاهُمْ: kendilerine gelmemiş olan
| مِنْ: hiç
| نَذِيرٍ: bir uyarıcı
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| لَعَلَّهُمْ: belki
| يَتَذَكَّرُونَ: düşünüp öğüt alırlar
| (28:46)

| كُنْتَ: sen değildin
| بِجَانِبِ: yanında
| الطُّورِ: Tur'un
| إِذْ: zaman
| نَادَيْنَا: seslendiğimiz
| وَلَٰكِنْ: fakat
| رَحْمَةً: bir rahmet olarak
| مِنْ: -nden
| رَبِّكَ: Rabbi-
| لِتُنْذِرَ: uyarasın diye
| قَوْمًا: toplumu
| مَا:
| أَتَاهُمْ: kendilerine gelmemiş olan
| مِنْ: hiç
| نَذِيرٍ: bir uyarıcı
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| لَعَلَّهُمْ: belki
| يَتَذَكَّرُونَ: düşünüp öğüt alırlar
| (28:46)|وَلَوْلَا: keşke olmasalardı
| أَنْ:
| تُصِيبَهُمْ: başlarına geldiği zaman
| مُصِيبَةٌ: bir felaket
| بِمَا: yüzünden
| قَدَّمَتْ: yaptıkları (günahları)
| أَيْدِيهِمْ: kendi elleriyle
| فَيَقُولُوا: diyecekler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| لَوْلَا: keşke
| أَرْسَلْتَ: gönderseydin
| إِلَيْنَا: bize
| رَسُولًا: bir elçi
| فَنَتَّبِعَ: uysaydık
| ايَاتِكَ: ayetlerine
| وَنَكُونَ: ve olsaydık
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| (28:47)

| أَنْ:
| تُصِيبَهُمْ: başlarına geldiği zaman
| مُصِيبَةٌ: bir felaket
| بِمَا: yüzünden
| قَدَّمَتْ: yaptıkları (günahları)
| أَيْدِيهِمْ: kendi elleriyle
| فَيَقُولُوا: diyecekler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| لَوْلَا: keşke
| أَرْسَلْتَ: gönderseydin
| إِلَيْنَا: bize
| رَسُولًا: bir elçi
| فَنَتَّبِعَ: uysaydık
| ايَاتِكَ: ayetlerine
| وَنَكُونَ: ve olsaydık
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| (28:47)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُمُ: onlara gelince
| الْحَقُّ: hak
| مِنْ:
| عِنْدِنَا: katımızdan
| قَالُوا: dediler
| لَوْلَا: değil miydi?
| أُوتِيَ: verilmeli
| مِثْلَ: benzeri
| مَا: ne
| أُوتِيَ: verildiyse
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَوَلَمْ:
| يَكْفُرُوا: inkar etmemişler miydi?
| بِمَا: şeyi
| أُوتِيَ: verilen
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| قَالُوا: dediler
| سِحْرَانِ: iki büyü!
| تَظَاهَرَا: birbirine destek olan
| وَقَالُوا: ve dediler
| إِنَّا: elbette biz
| بِكُلٍّ: hepsini
| كَافِرُونَ: inkar ederiz
| (28:48)

| جَاءَهُمُ: onlara gelince
| الْحَقُّ: hak
| مِنْ:
| عِنْدِنَا: katımızdan
| قَالُوا: dediler
| لَوْلَا: değil miydi?
| أُوتِيَ: verilmeli
| مِثْلَ: benzeri
| مَا: ne
| أُوتِيَ: verildiyse
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| أَوَلَمْ:
| يَكْفُرُوا: inkar etmemişler miydi?
| بِمَا: şeyi
| أُوتِيَ: verilen
| مُوسَىٰ: Musa'ya
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| قَالُوا: dediler
| سِحْرَانِ: iki büyü!
| تَظَاهَرَا: birbirine destek olan
| وَقَالُوا: ve dediler
| إِنَّا: elbette biz
| بِكُلٍّ: hepsini
| كَافِرُونَ: inkar ederiz
| (28:48)|قُلْ: de ki
| فَأْتُوا: o halde getirin
| بِكِتَابٍ: bir Kitap
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| هُوَ: o
| أَهْدَىٰ: daha doğru olan
| مِنْهُمَا: bu ikisinden
| أَتَّبِعْهُ: ben ona uyayım
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru
| (28:49)

| فَأْتُوا: o halde getirin
| بِكِتَابٍ: bir Kitap
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| هُوَ: o
| أَهْدَىٰ: daha doğru olan
| مِنْهُمَا: bu ikisinden
| أَتَّبِعْهُ: ben ona uyayım
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru
| (28:49)|فَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| يَسْتَجِيبُوا: cevap veremezlerse
| لَكَ: sana
| فَاعْلَمْ: bil ki
| أَنَّمَا: kesinlikle
| يَتَّبِعُونَ: onlar uyuyorlar
| أَهْوَاءَهُمْ: keyiflerine
| وَمَنْ: kim olabilir?
| أَضَلُّ: daha sapık
| مِمَّنِ: kimseden
| اتَّبَعَ: uyan
| هَوَاهُ: kendi keyfine
| بِغَيْرِ: olmadan
| هُدًى: bir yol gösterici
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| إِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: doğru yola iletmez
| الْقَوْمَ: kavmi
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (28:50)

| لَمْ:
| يَسْتَجِيبُوا: cevap veremezlerse
| لَكَ: sana
| فَاعْلَمْ: bil ki
| أَنَّمَا: kesinlikle
| يَتَّبِعُونَ: onlar uyuyorlar
| أَهْوَاءَهُمْ: keyiflerine
| وَمَنْ: kim olabilir?
| أَضَلُّ: daha sapık
| مِمَّنِ: kimseden
| اتَّبَعَ: uyan
| هَوَاهُ: kendi keyfine
| بِغَيْرِ: olmadan
| هُدًى: bir yol gösterici
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| إِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: doğru yola iletmez
| الْقَوْمَ: kavmi
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (28:50)