Bunlar, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan açık seçik, mükemmel, kutsal kitabın, Kur’ân’ın âyetleridir.(28:2)
İman edecek bir kavim için Mûsâ’nın Firavun ile yaptığı mücadelenin bir kısmını sana, gerçek şekliyle, doğru olarak anlatacağız.(28:3)
Firavun, ülkesinde, Mısır’da, güçlenmiş, yükselmiş, azmış, diktatör olmuştu. Halkını bölünmüş, sindirilmiş, baskı altına alınmış, birbirine diş bileyen kapalı gruplar haline getirmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, temel hak ve hürriyetlerini yok sayıyor, oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise öldürmeyip sağ bırakıyordu. Belli ki o, yeryüzünü fesada verenlerden, bozgunculardandı.(28:4)
Biz ise, o ülkede temel hak ve hürriyetleri yok sayılan güçsüzlere, baskıcı, zâlim idareler altında ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler olarak yetiştirmek, o topraklara vâris kılarak, ötekilerin yerine geçirmek, oraya hâkim hale getirmek istiyorduk.(28:5)
O ülkede onları hâkim kılalım, kudret ve itibar sahibi yapalım; Firavun’a, Hâmân’a ve kurmaylarına onların eliyle, çekinmekte oldukları şeyi gösterelim, istiyorduk.(28:6)
Biz Mûsâ’nın annesine:
'Onu emzir. Kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında, onu ırmağa, Nil’e bırak. Korkma, hüzünlenme. Biz onu tekrar sana vereceğiz. Onu özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlerden biri olarak görevlendireceğiz.' diye ilham ettik.(28:7)
Nihayet, Firavun ailesi onu buluntu bir çocuk olarak aldı. Sonradan, Mûsâ, onlar için bir düşman, bir üzüntü konusu olacaktı. Belli ki Firavun, Hâmân ve kurmayları yanılıyorladı.(28:8)
Firavun’un karısı, sandığın içinden bir erkek çocuk çıkınca, kocasına:
'Benim de, senin de gözün aydın olsun. Mutluluk vesilesi geldi. Onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da, onu kendimize oğul ediniriz.' dedi. Halbuki onlar, Mûsâ’nın eliyle sonlarının getirileceğini düşünemiyorlar, sezemiyorlardı.(28:9)
Mûsâ’nın annesinin kalbi, gönlü, zihni bomboş, sabahı sabah etti. Eğer biz, va’dimize inananlardan olması için onunla kalben râbıta kurmamış, iradesini güçlendirmemiş olsaydık, kesinlikle onu ele verecekti.(28:10)
Annesi, Mûsâ’nın ablasına:
'Onun peşini takip et' demişti. Ablası, onlar farkına varmadan, özlemini duyarak uzaktan kardeşini gözetliyordu.(28:11)
Biz Mûsâ’ya, annesinden önce, sütannelerin sütünü emmeye müsade etmedik. Ablası:
'Onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aileyi size göstereyim mi?' dedi.(28:12)
Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, mutlu olsun, hüzünlenmesin, Allah’ın va’dinin doğru, gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Fakat yine de onların pek çoğu bunu bilmezler.(28:13)
Mûsâ erginlik, yiğitlik çağına-onsekiz yaşına girip olgunlaşınca, biz ona, hikmete dayalı hükümranlık, yargı ve icra yetkisi, şeriat ve ilim verdik. İşte iyiliği, iyi niyetleri, dinin, ahlâkın ve kamu vicdanının emirlerini, devamlı davranışlarına, ilişkilerine, görevlerine, hayatlarına yansıtan, samimiyetle ibadet eden, aktif olarak iyiliğe, iyi uygulamaya, iyileştirmeye örnek olan, işlerinde mükemmellik, dürüstlük ve başarı için dikkat harcayan, hayırlı icraatlar, kalıcı hizmetler yapan müslüman önderleri, idarecileri ve müslümanları biz böyle mükâfatlandırırız.(28:14)
Mûsâ, idarecilerin, halkın farkına varamayacakları bir sırada şehre girdi. Orada iki kişinin kavga ettiklerini gördü. Şu kendi tarafındandı. Öteki de düşman tarafından. Kendi kabilesinden olan, düşman tarafından olana karşı Mûsâ’dan yardım istedi. Mûsâ da, ötekine yumruk vurma durumunda kaldı, ölümüne sebep oldu. Bunun üzerine:
'Bu şeytanın işidir. O düşmandır, insanı başına buyruk hale getirerek, hak yoldan uzaklaştıran, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihine imkân sağlayandır.' dedi.(28:15)
Mûsâ:
'Rabbim, bir insan öldürmekle kendime zulmettim, kendime haksızlık ettim. Beni bağışla' dedi. Allah Mûsâ’yı bağışladı, affetti. O çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.(28:16)
'Rabbim, bana ihsan ettiğin nimetlere, affına, öğrettiğin ilme ve şeriatına andolsun ki, artık nesilleri yok etme suçu işleyen, kavgacılara, âsilere, suçlulara arka çıkmayacağım.' dedi.(28:17)
Şehirde korku içinde etrafı gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse, feryad ederek yine kendisinden yardım istiyor. Bu sefer Mûsâ ona:
'Anlaşılıyor ki, sen, besbelli bir azgınsın' dedi.(28:18)
Mûsâ, ikisine de düşman olan adamı sarsarak yakalamak isteyince, adam:
'Ey Mûsâ, dün birini öldürdüğün gibi, beni de mi öldürmek istiyorsun? İlle de, bu ülkede gücüne karşı konulmayan bir zorba olmayı mı arzuluyorsun? Arabulucu olmayı, ortalığı yatıştırmayı istemiyor musun?' dedi.(28:19)
Şehrin öbür ucundan, Firavun’un sarayından (mü’min) bir adam koşarak geldi.
'Ey Mûsâ, devlet büyükleri, seni öldürmek için aralarında müzakere yapıyorlar, çık git. İnan ki, ben senin iyiliğini isteyenlerdenim' dedi.(28:20)
Mûsâ korka korka, etrafı gözetleyerek şehirden çıktı.
'Rabbim, inkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm ve işkenceyle temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, insanları köleleştirmekte devam eden zâlim, müşrik bir kavimden beni kurtar' dedi.(28:21)
Medyen’e doğru yöneldiğinde:
'Umarım, Rabbim beni doğru, normal bir yola yöneltti' dedi.(28:22)
Mûsâ Medyen suyuna varınca, orada hayvanlarını sulayan birçok insan gördü. Onların gerisinde de, on kadar develerinin suya gelmesini engelleyen iki genç kız gözüne ilişti. Onlara:
'Onlarla birlikte hayvanlarınızı sulamanıza engel olan sebep ne?' dedi.
'Çobanlar hayvanlarını sulayıp çekilmeden, biz onların içine sokulup hayvanlarımızı sulayamayız. Babamız da çok yaşlı.' dediler.(28:23)
Bunun üzerine Mûsâ onların hayvanlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi.
'Rabbim, başıma getirdiğin bunca hayırlı olaylar sebebiyle, senden gelecek her türlü lütfa muhtacım' dedi.(28:24)
Az sonra, o iki kızdan biri, yürüyerek, edeple, utana sıkıla, yanına geldi.
'Babam seni çağırıyor. Hayvanlarımızı suladığın için ücretini ödemek istiyor' dedi. Mûsâ, kızın babasına, Şuayb’e gelip başından geçenleri anlatınca:
'Korkma, inkâr ile, isyan ile, baskı, zulüm ve işkenceyle, temel hak ve hürriyetleri Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, insanları köleleştirmekte devam eden zâlim, müşrik bir kavimden kurtuldun' dedi.(28:25)
Kızlardan birisi:
'Babacığım, onu ücretle çoban tut. Ücretle çalıştıracağın en iyi kimse bu güçlü kuvvetli, güvenilir adamdır' dedi.(28:26)
Şuayb:
'Benim yanımda sekiz yıl çalışmanın bedeli olarak, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o da senin ikramın. On yıla tamamlama konusunda seni zorlamak istemiyorum. Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olduğu takdirde, benim dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi mü’minlerden, sâlih kimselerden biri olduğumu göreceksin.' dedi.(28:27)
Mûsâ:
'Bu, seninle benim aramda. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam tamamlayayım, bana darılmak-kırılmak yok. Söylediklerimizi denetleyen, kaydını yapan, hesabını soracak, şahitlik edecek olan Allah’tır.' dedi.(28:28)
Mûsâ, sonunda, süreyi doldurup ailesi ile yola çıkınca Tur’un yamacında gözüne, dostluk parıltısı saçan, yüreğini ısıtan bir ateş ilişti. Ailesine:
'Siz burada bekleyin, gözüme, dostluk parıltısı saçan, yüreğimi ısıtan bir ateş ilişti. Belki size oradan bir haber veya alevli bir eğsi-köz getiririm. Ocak tüttürmenize vesile olur, ısınırsınız.' dedi.(28:29)
Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, oradaki ağaç tarafından kendisine:
'Ya Mûsâ, o nidâ eden benim. Âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah’ım.' diye nidâ edildi.(28:30)
'Ey Mûsâ elindeki asânı yere at.' denildi. Mûsâ yere attığı asâyı yılan gibi kıvrılır görünce, döndü. Arkasına bakmadan kaçtı.
'Ey Mûsâ, beri gel. Korkma. Sen dünyada da, öteki âlemde de emniyette olanlardansın.' denildi.(28:31)
'Elini koynuna sok, kusurla ilgisi olmayan, ışıl ışıl, bembeyaz bir el ortaya çıksın. Dehşetten, korkudan indiremediğin kolunu indir. İşte bu ikisi, Firavun ve ileri gelenlerine karşı Rabbin tarafından sana verilen iki kesin delildir. Onlar doğru ve mantıklı düşünmeyi terkeden fâsık, âsi, bozguncu bir kavim olmuşlardır.' denildi.(28:32)
Mûsâ:
'Rabbim, ben onlardan birini öldürdüm. Beni öldürmelerinden korkuyorum.' dedi.(28:33)
'Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da, yanımda beni tasdik eden bir yardımcı olarak, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamberlikle görevlendir. Ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.' dedi.(28:34)
Allah:
'Senin pazunu, gücünü kardeşinle destekleyeceğiz. Size öyle bir kudret, öyle bir hükümranlık gücü vereceğiz ki, âyetlerimiz, mûcizelerimiz sayesinde size ilişemeyecekler. İkiniz ve size tâbi olanlar, üstün geleceksiniz.' buyurdu.(28:35)
Mûsâ onlara apaçık mûcizelerimizi getirince:
'Bunlar olsa olsa, aklı etki altına alan uydurulmuş sihirdir. Biz, önceki atalarımız arasında böyle şeylerin olduğunu işitmemiştik.' dediler.(28:36)
Mûsâ:
'Rabbim, kendi katından kimin hidâyet, hak yolu aydınlatıcı bilgiler getirdiğini, dünyadaki övgüye lâyık hayatın, ebedî âlemdeki hayırlı âkıbetin kime nasip olacağını, sonunda bu yurdun hâkimiyetinin kime kalacağını iyi bilir. Gerçek şu ki, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, insanları köle olarak kullanmaya, inkâra, isyana devam eden zâlimler, kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eremezler.' dedi.(28:37)
Firavun:
'Ey soylular, sizin benden başka bir tanrınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân, benim için, tuğla ocağındaki ateşi yakarak, kerpiç halindeki tuğlaları pişir, tuğla imal et. Bana bir kule yap. Mûsâ’nın ilâhı ile ilgili bilgi sahibi olayım. Onun kesinkes yalancılardan olduğunu düşünüyorum.' dedi.(28:38)
O ve kurmayları, ülkelerinde hak etmedikleri halde büyüklük taslayıp serkeşlik, zorbalık ve diktatörlük ederek iktidarda kaldılar. Bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekilmeyeceklerini zannettiler.(28:39)
Onu, askerî erkânını ve ordusunu yakaladık, cezalandırdık, denize attık. İbret nazarıyla bak, incele, inkârda, isyanda, baskı, zulüm ve işkenceyle, temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu ve Allah yolundaki faaliyetleri engellemede, insanları köleleştirmekte devam eden zâlimlerin, müşriklerin âkıbeti nasıl oldu?(28:40)
Biz onları ateşe çağıran imamlar kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.(28:41)
Bu dünyada onları arkalarından lânet okunur hale getirdik. Onlar Kıyamet gününde de, kötülenmişler arasındadır.(28:42)
Andolsun biz, önceki nesilleri yok ettikten sonra, Mûsâ’ya, insanların iyiliği, kurtuluşu için önlerini aydınlatan, ufuklarını açan, güven sağlayan, basiretleriyle anlayabilecekleri âyetleri içeren, bir hidayet rehberi ve rahmet olarak kutsal kitabı vermiştik. Umulur ki, düşünüp öğüt alırlar.(28:43)
Rasulüm, Mûsâ’ya, peygamberliği ve İsrâiloğulları’nı yönetme görevini, vahiy ve Tevrat ile bildirerek kesinleştirdiğimiz zaman, sen, Tûr’un (dağın) batı yamacında bulunmuyordun. O devirde yaşayıp da, hâdiseyi öğrenenlerden de değilsin.(28:44)
Fakat, biz birçok nesiller türettik. Onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen Medyen halkı arasında da ikamet etmiyordun ki, onlara âyetlerimizi okuyasın. Ama biz onlara başka peygamberler gönderdik.(28:45)
Mûsâ’ya seslendiğimiz zaman da Tur’un (dağın) yamacında değildin. Fakat, Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcılar, peygamberler gelen toplumları uyarman için, orada geçenleri sana bildirdik. Ola ki, düşünüp öğüt alırlar.(28:46)
Bizzat dünyada kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde:
'Rabbimiz, ne olurdu, bize özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir peygamber gönderseydin de, Rasullerine inen âyetlerine uysaydık, mü’minlerden olsaydık.' diyecek olmasalardı, seni göndermezdik.(28:47)
Fakat onlara tarafımızdan o hak peygamber, o hak kitap Kur’ân gelince:
'Mûsâ’ya verilen mûcizelerin, uygulamakla sorumlu tutulduğu emir ve hükümlerin benzeri ona da verilmeli değil miydi?' dediler. Peki, daha önce Mûsâ’ya verilen mûcizeleri, uygulamakla sorumlu tutulduğu emir ve hükümleri de inkâr etmemişler miydi?
'Birbirini destekleyerek aklı etki altına alan büyüleyici iki kitap, birbirini destekleyen iki sihirbaz!' dediler.
'Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz.' dediler.(28:48)
Rasulüm:
'Eğer siz iddianızda doğru iseniz, Allah katından, bu ikisinden, Kur’ân ve Tevrat’tan daha doğru bir kitap getirin de, ben ona uyayım' de.(28:49)
Eğer senin talebini yerine getiremezlerse, bil ki, onlar sırf şahsî arzu ve ihtiraslarına uymaktadırlar. Allah’tan gelen bir hidayet rehberine, hak yolu aydınlatan bilgilere dayanmadan şahsî ihtiraslarına uyandan daha başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşan, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih eden kim olabilir? Belli ki, Allah inkârı, isyanı alışkanlık haline getiren zâlim, hakka, adâlete riâyet etmeyen müşrik bir kavme hidayet, başarı nasip etmeyecek, doğru yola sevketmeyecektir!(28:50)