24Nûr Suresi
Kuran Sırası: 24
İniş Sırası: 102
Kırık Meal (Arapça) Meali
|سُورَةٌ: bir suredir
| أَنْزَلْنَاهَا: bu indirdiğimiz
| وَفَرَضْنَاهَا: ve farz kıldığımız
| وَأَنْزَلْنَا: ve indirdik
| فِيهَا: onda
| ايَاتٍ: ayetler
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَذَكَّرُونَ: düşünüp öğüt alırsınız
| (24:1)

| أَنْزَلْنَاهَا: bu indirdiğimiz
| وَفَرَضْنَاهَا: ve farz kıldığımız
| وَأَنْزَلْنَا: ve indirdik
| فِيهَا: onda
| ايَاتٍ: ayetler
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَذَكَّرُونَ: düşünüp öğüt alırsınız
| (24:1)|الزَّانِيَةُ: zina eden kadına
| وَالزَّانِي: ve zina eden erkeğe
| فَاجْلِدُوا: vurun
| كُلَّ: her
| وَاحِدٍ: birine
| مِنْهُمَا: onlardan
| مِائَةَ: yüz
| جَلْدَةٍ: değnek
| وَلَا: ve asla
| تَأْخُذْكُمْ: sizi tutmasın
| بِهِمَا: onlara karşı
| رَأْفَةٌ: acıma duygusu
| فِي:
| دِينِ: dininde (cezasını uygulamada)
| اللَّهِ: Allah'ın
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تُؤْمِنُونَ: inananlar
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَلْيَشْهَدْ: ve şahid olsun
| عَذَابَهُمَا: onlara yapılan azaba
| طَائِفَةٌ: bir grup
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| (24:2)

| وَالزَّانِي: ve zina eden erkeğe
| فَاجْلِدُوا: vurun
| كُلَّ: her
| وَاحِدٍ: birine
| مِنْهُمَا: onlardan
| مِائَةَ: yüz
| جَلْدَةٍ: değnek
| وَلَا: ve asla
| تَأْخُذْكُمْ: sizi tutmasın
| بِهِمَا: onlara karşı
| رَأْفَةٌ: acıma duygusu
| فِي:
| دِينِ: dininde (cezasını uygulamada)
| اللَّهِ: Allah'ın
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| تُؤْمِنُونَ: inananlar
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَلْيَشْهَدْ: ve şahid olsun
| عَذَابَهُمَا: onlara yapılan azaba
| طَائِفَةٌ: bir grup
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| (24:2)|الزَّانِي: zina eden erkek
| لَا:
| يَنْكِحُ: evlenmez
| إِلَّا: başkasıyla
| زَانِيَةً: zina eden kadından
| أَوْ: veya
| مُشْرِكَةً: müşrik kadından
| وَالزَّانِيَةُ: ve zina eden kadın
| لَا:
| يَنْكِحُهَا: evlenmez
| إِلَّا: başkasıyla
| زَانٍ: zina eden erkekten
| أَوْ: veya
| مُشْرِكٌ: müşrik erkekten
| وَحُرِّمَ: haram kılınmıştır
| ذَٰلِكَ: bu
| عَلَى: üzerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler
| (24:3)

| لَا:
| يَنْكِحُ: evlenmez
| إِلَّا: başkasıyla
| زَانِيَةً: zina eden kadından
| أَوْ: veya
| مُشْرِكَةً: müşrik kadından
| وَالزَّانِيَةُ: ve zina eden kadın
| لَا:
| يَنْكِحُهَا: evlenmez
| إِلَّا: başkasıyla
| زَانٍ: zina eden erkekten
| أَوْ: veya
| مُشْرِكٌ: müşrik erkekten
| وَحُرِّمَ: haram kılınmıştır
| ذَٰلِكَ: bu
| عَلَى: üzerine
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler
| (24:3)|وَالَّذِينَ:
| يَرْمُونَ: zina ile suçlayan
| الْمُحْصَنَاتِ: namuslu kadınları
| ثُمَّ: sonra
| لَمْ:
| يَأْتُوا: getirmeyenlere
| بِأَرْبَعَةِ: dört
| شُهَدَاءَ: şahid
| فَاجْلِدُوهُمْ: vurun onlara
| ثَمَانِينَ: seksen
| جَلْدَةً: değnek
| وَلَا: ve artık
| تَقْبَلُوا: kabul etmeyin
| لَهُمْ: onların
| شَهَادَةً: şahidliğini
| أَبَدًا: asla
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlar
| الْفَاسِقُونَ: yoldan çıkmış kimselerdir
| (24:4)

| يَرْمُونَ: zina ile suçlayan
| الْمُحْصَنَاتِ: namuslu kadınları
| ثُمَّ: sonra
| لَمْ:
| يَأْتُوا: getirmeyenlere
| بِأَرْبَعَةِ: dört
| شُهَدَاءَ: şahid
| فَاجْلِدُوهُمْ: vurun onlara
| ثَمَانِينَ: seksen
| جَلْدَةً: değnek
| وَلَا: ve artık
| تَقْبَلُوا: kabul etmeyin
| لَهُمْ: onların
| شَهَادَةً: şahidliğini
| أَبَدًا: asla
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlar
| الْفَاسِقُونَ: yoldan çıkmış kimselerdir
| (24:4)|إِلَّا: ancak hariçtir
| الَّذِينَ: kimseler
| تَابُوا: tevbe eden(ler)
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| ذَٰلِكَ: bundan
| وَأَصْلَحُوا: ve uslananlar
| فَإِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: çok bağışlayandır
| رَحِيمٌ: çok esirgeyendir
| (24:5)

| الَّذِينَ: kimseler
| تَابُوا: tevbe eden(ler)
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| ذَٰلِكَ: bundan
| وَأَصْلَحُوا: ve uslananlar
| فَإِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| غَفُورٌ: çok bağışlayandır
| رَحِيمٌ: çok esirgeyendir
| (24:5)|وَالَّذِينَ: kimseler
| يَرْمُونَ: zina ile suçlayan
| أَزْوَاجَهُمْ: eşlerini
| وَلَمْ: ve
| يَكُنْ: bulunmayanlar
| لَهُمْ: onların
| شُهَدَاءُ: şahidleri
| إِلَّا: başka
| أَنْفُسُهُمْ: kendilerinden
| فَشَهَادَةُ: (o halde) şahidliği
| أَحَدِهِمْ: onlardan her birinin
| أَرْبَعُ: dört defa
| شَهَادَاتٍ: şahid tutmasıdır
| بِاللَّهِ: Allah'ı
| إِنَّهُ: kendisinin mutlaka
| لَمِنَ: -den olduğuna
| الصَّادِقِينَ: doğru söyleyenler-
| (24:6)

| يَرْمُونَ: zina ile suçlayan
| أَزْوَاجَهُمْ: eşlerini
| وَلَمْ: ve
| يَكُنْ: bulunmayanlar
| لَهُمْ: onların
| شُهَدَاءُ: şahidleri
| إِلَّا: başka
| أَنْفُسُهُمْ: kendilerinden
| فَشَهَادَةُ: (o halde) şahidliği
| أَحَدِهِمْ: onlardan her birinin
| أَرْبَعُ: dört defa
| شَهَادَاتٍ: şahid tutmasıdır
| بِاللَّهِ: Allah'ı
| إِنَّهُ: kendisinin mutlaka
| لَمِنَ: -den olduğuna
| الصَّادِقِينَ: doğru söyleyenler-
| (24:6)|وَالْخَامِسَةُ: beşinci defasında
| أَنَّ: kuşkusuz
| لَعْنَتَ: la'netinin
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْهِ: kendi üzerine olmasını diler
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| مِنَ: -den
| الْكَاذِبِينَ: yalan söyleyenler-
| (24:7)

| أَنَّ: kuşkusuz
| لَعْنَتَ: la'netinin
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْهِ: kendi üzerine olmasını diler
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| مِنَ: -den
| الْكَاذِبِينَ: yalan söyleyenler-
| (24:7)|وَيَدْرَأُ: ve kaldırır
| عَنْهَا: kendisinden
| الْعَذَابَ: azabı
| أَنْ:
| تَشْهَدَ: kadının şahidlik etmesi
| أَرْبَعَ: dört defa
| شَهَادَاتٍ: şahid tutup
| بِاللَّهِ: Allah'ı
| إِنَّهُ: onun (kocasının)
| لَمِنَ: -den olduğuna
| الْكَاذِبِينَ: yalan söyleyenler-
| (24:8)

| عَنْهَا: kendisinden
| الْعَذَابَ: azabı
| أَنْ:
| تَشْهَدَ: kadının şahidlik etmesi
| أَرْبَعَ: dört defa
| شَهَادَاتٍ: şahid tutup
| بِاللَّهِ: Allah'ı
| إِنَّهُ: onun (kocasının)
| لَمِنَ: -den olduğuna
| الْكَاذِبِينَ: yalan söyleyenler-
| (24:8)|وَالْخَامِسَةَ: beşinci defa da
| أَنَّ: kuşkusuz
| غَضَبَ: gazabının
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْهَا: kendi üzerine olmasını diler
| إِنْ: eğer
| كَانَ: (kocası) ise
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (24:9)

| أَنَّ: kuşkusuz
| غَضَبَ: gazabının
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْهَا: kendi üzerine olmasını diler
| إِنْ: eğer
| كَانَ: (kocası) ise
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (24:9)|وَلَوْلَا: ya olmasaydı
| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| تَوَّابٌ: tevbeleri çok kabul edendir
| حَكِيمٌ: hikmet sahibidir
| (24:10)

| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| تَوَّابٌ: tevbeleri çok kabul edendir
| حَكِيمٌ: hikmet sahibidir
| (24:10)|إِنَّ: kuşkusuz
| الَّذِينَ:
| جَاءُوا: getirenler
| بِالْإِفْكِ: iftirayı
| عُصْبَةٌ: bir topluluktur
| مِنْكُمْ: içinizden
| لَا:
| تَحْسَبُوهُ: onu sanmayın
| شَرًّا: şer
| لَكُمْ: sizin için
| بَلْ: bilakis
| هُوَ: o
| خَيْرٌ: hayırdır
| لَكُمْ: sizin için
| لِكُلِّ: her (karşılığını görecektir)
| امْرِئٍ: kişi
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَا: ne
| اكْتَسَبَ: işledi (ise)
| مِنَ:
| الْإِثْمِ: günahının
| وَالَّذِي: kimseye
| تَوَلَّىٰ: yüklenen
| كِبْرَهُ: en büyüğünü
| مِنْهُمْ: onlardan
| لَهُ: onun (yalanın)
| عَذَابٌ: bir azab (vardır)
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:11)

| الَّذِينَ:
| جَاءُوا: getirenler
| بِالْإِفْكِ: iftirayı
| عُصْبَةٌ: bir topluluktur
| مِنْكُمْ: içinizden
| لَا:
| تَحْسَبُوهُ: onu sanmayın
| شَرًّا: şer
| لَكُمْ: sizin için
| بَلْ: bilakis
| هُوَ: o
| خَيْرٌ: hayırdır
| لَكُمْ: sizin için
| لِكُلِّ: her (karşılığını görecektir)
| امْرِئٍ: kişi
| مِنْهُمْ: onlardan
| مَا: ne
| اكْتَسَبَ: işledi (ise)
| مِنَ:
| الْإِثْمِ: günahının
| وَالَّذِي: kimseye
| تَوَلَّىٰ: yüklenen
| كِبْرَهُ: en büyüğünü
| مِنْهُمْ: onlardan
| لَهُ: onun (yalanın)
| عَذَابٌ: bir azab (vardır)
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:11)|لَوْلَا: gerekmez miydi?
| إِذْ: zaman
| سَمِعْتُمُوهُ: onu işittiğiniz
| ظَنَّ: zanda bulunup
| الْمُؤْمِنُونَ: inanan erkeklerin
| وَالْمُؤْمِنَاتُ: ve inanan kadınların
| بِأَنْفُسِهِمْ: kendiliklerinden
| خَيْرًا: güzel
| وَقَالُوا: ve demeleri
| هَٰذَا: bu
| إِفْكٌ: bir iftiradır
| مُبِينٌ: apaçık
| (24:12)

| إِذْ: zaman
| سَمِعْتُمُوهُ: onu işittiğiniz
| ظَنَّ: zanda bulunup
| الْمُؤْمِنُونَ: inanan erkeklerin
| وَالْمُؤْمِنَاتُ: ve inanan kadınların
| بِأَنْفُسِهِمْ: kendiliklerinden
| خَيْرًا: güzel
| وَقَالُوا: ve demeleri
| هَٰذَا: bu
| إِفْكٌ: bir iftiradır
| مُبِينٌ: apaçık
| (24:12)|لَوْلَا: gerekmez miydi?
| جَاءُوا: getirmeleri
| عَلَيْهِ: ona
| بِأَرْبَعَةِ: dört
| شُهَدَاءَ: şahid
| فَإِذْ: madem ki
| لَمْ:
| يَأْتُوا: getirmediler
| بِالشُّهَدَاءِ: şahidleri
| فَأُولَٰئِكَ: o halde onlar
| عِنْدَ: yanında
| اللَّهِ: Allah
| هُمُ: onlar
| الْكَاذِبُونَ: yalancılardır
| (24:13)

| جَاءُوا: getirmeleri
| عَلَيْهِ: ona
| بِأَرْبَعَةِ: dört
| شُهَدَاءَ: şahid
| فَإِذْ: madem ki
| لَمْ:
| يَأْتُوا: getirmediler
| بِالشُّهَدَاءِ: şahidleri
| فَأُولَٰئِكَ: o halde onlar
| عِنْدَ: yanında
| اللَّهِ: Allah
| هُمُ: onlar
| الْكَاذِبُونَ: yalancılardır
| (24:13)|وَلَوْلَا: ve eğer olmasaydı
| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| لَمَسَّكُمْ: size mutlaka dokunurdu
| فِي: hakkında
| مَا: şey (iftira)
| أَفَضْتُمْ: daldığınız
| فِيهِ: içine
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:14)

| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| لَمَسَّكُمْ: size mutlaka dokunurdu
| فِي: hakkında
| مَا: şey (iftira)
| أَفَضْتُمْ: daldığınız
| فِيهِ: içine
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:14)|إِذْ: çünkü
| تَلَقَّوْنَهُ: siz onu alıveriyorsunuz
| بِأَلْسِنَتِكُمْ: dillerinizle
| وَتَقُولُونَ: ve söylüyorsunuz
| بِأَفْوَاهِكُمْ: ağızlarınızla
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: hiç olmayan
| لَكُمْ: sizin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgi(niz)
| وَتَحْسَبُونَهُ: ve onu sanıyorsunuz
| هَيِّنًا: önemsiz bir iş
| وَهُوَ: oysa o
| عِنْدَ: yanında
| اللَّهِ: Allah
| عَظِيمٌ: büyüktür
| (24:15)

| تَلَقَّوْنَهُ: siz onu alıveriyorsunuz
| بِأَلْسِنَتِكُمْ: dillerinizle
| وَتَقُولُونَ: ve söylüyorsunuz
| بِأَفْوَاهِكُمْ: ağızlarınızla
| مَا: bir şeyi
| لَيْسَ: hiç olmayan
| لَكُمْ: sizin
| بِهِ: hakkında
| عِلْمٌ: bilgi(niz)
| وَتَحْسَبُونَهُ: ve onu sanıyorsunuz
| هَيِّنًا: önemsiz bir iş
| وَهُوَ: oysa o
| عِنْدَ: yanında
| اللَّهِ: Allah
| عَظِيمٌ: büyüktür
| (24:15)|وَلَوْلَا: gerekmez miydi?
| إِذْ: zaman
| سَمِعْتُمُوهُ: onu işittiğiniz
| قُلْتُمْ: demeniz
| مَا:
| يَكُونُ: yakışmaz
| لَنَا: bize
| أَنْ:
| نَتَكَلَّمَ: konuşmamız
| بِهَٰذَا: bunu
| سُبْحَانَكَ: Seni tenzih ederiz
| هَٰذَا: bu
| بُهْتَانٌ: bir iftiradır
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:16)

| إِذْ: zaman
| سَمِعْتُمُوهُ: onu işittiğiniz
| قُلْتُمْ: demeniz
| مَا:
| يَكُونُ: yakışmaz
| لَنَا: bize
| أَنْ:
| نَتَكَلَّمَ: konuşmamız
| بِهَٰذَا: bunu
| سُبْحَانَكَ: Seni tenzih ederiz
| هَٰذَا: bu
| بُهْتَانٌ: bir iftiradır
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:16)|يَعِظُكُمُ: size öğüt veriyor
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| تَعُودُوا: dönmemeniz için
| لِمِثْلِهِ: böyle bir şeye
| أَبَدًا: bir daha asla
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inananlar
| (24:17)

| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| تَعُودُوا: dönmemeniz için
| لِمِثْلِهِ: böyle bir şeye
| أَبَدًا: bir daha asla
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inananlar
| (24:17)|وَيُبَيِّنُ: ve açıklıyor
| اللَّهُ: Allah
| لَكُمُ: size
| الْايَاتِ: ayetleri(ni)
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (24:18)

| اللَّهُ: Allah
| لَكُمُ: size
| الْايَاتِ: ayetleri(ni)
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (24:18)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimselere
| يُحِبُّونَ: isteyenlere
| أَنْ:
| تَشِيعَ: yayılmasını
| الْفَاحِشَةُ: edepsizliğin
| فِي: içinde
| الَّذِينَ:
| امَنُوا: inananlar
| لَهُمْ: vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَعْلَمُ: bilir
| وَأَنْتُمْ: ancak siz
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: bilmezsiniz
| (24:19)

| الَّذِينَ: kimselere
| يُحِبُّونَ: isteyenlere
| أَنْ:
| تَشِيعَ: yayılmasını
| الْفَاحِشَةُ: edepsizliğin
| فِي: içinde
| الَّذِينَ:
| امَنُوا: inananlar
| لَهُمْ: vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَعْلَمُ: bilir
| وَأَنْتُمْ: ancak siz
| لَا:
| تَعْلَمُونَ: bilmezsiniz
| (24:19)|وَلَوْلَا: ve eğer olmasaydı
| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| وَأَنَّ: ve kuşkusuz
| اللَّهَ: Allah
| رَءُوفٌ: çok şefkatlidir
| رَحِيمٌ: merhametlidir
| (24:20)

| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| وَأَنَّ: ve kuşkusuz
| اللَّهَ: Allah
| رَءُوفٌ: çok şefkatlidir
| رَحِيمٌ: merhametlidir
| (24:20)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَتَّبِعُوا: izlemeyin
| خُطُوَاتِ: adımlarını
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَّبِعْ: izlerse
| خُطُوَاتِ: adımlarını
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| فَإِنَّهُ: muhakkak o
| يَأْمُرُ: (ona) emreder
| بِالْفَحْشَاءِ: edepsizliği
| وَالْمُنْكَرِ: ve kötülüğü
| وَلَوْلَا: ve eğer olmasaydı
| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| مَا:
| زَكَىٰ: temizlemezdi
| مِنْكُمْ: sizden
| مِنْ: hiç
| أَحَدٍ: birinizi
| أَبَدًا: asla
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| يُزَكِّي: arındırır
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: ve Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (24:21)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَتَّبِعُوا: izlemeyin
| خُطُوَاتِ: adımlarını
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَمَنْ: ve kim
| يَتَّبِعْ: izlerse
| خُطُوَاتِ: adımlarını
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| فَإِنَّهُ: muhakkak o
| يَأْمُرُ: (ona) emreder
| بِالْفَحْشَاءِ: edepsizliği
| وَالْمُنْكَرِ: ve kötülüğü
| وَلَوْلَا: ve eğer olmasaydı
| فَضْلُ: lutfu
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْكُمْ: size
| وَرَحْمَتُهُ: ve rahmeti
| مَا:
| زَكَىٰ: temizlemezdi
| مِنْكُمْ: sizden
| مِنْ: hiç
| أَحَدٍ: birinizi
| أَبَدًا: asla
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| يُزَكِّي: arındırır
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَاللَّهُ: ve Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (24:21)|وَلَا: ve
| يَأْتَلِ: yemin etmesinler
| أُولُو: sahipleri
| الْفَضْلِ: fazilet
| مِنْكُمْ: sizden
| وَالسَّعَةِ: ve servet
| أَنْ:
| يُؤْتُوا: (bir şey) vermemeğe
| أُولِي: sahipleri (akrabalara)
| الْقُرْبَىٰ: yakınlık (akrabalara)
| وَالْمَسَاكِينَ: ve yoksullara
| وَالْمُهَاجِرِينَ: ve hicret edenlere
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| وَلْيَعْفُوا: ve affetsinler
| وَلْيَصْفَحُوا: ve hoşgörsünler
| أَلَا:
| تُحِبُّونَ: sevmez misiniz?
| أَنْ:
| يَغْفِرَ: bağışlamasını
| اللَّهُ: Allah'ın
| لَكُمْ: sizi
| وَاللَّهُ: ve Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (24:22)

| يَأْتَلِ: yemin etmesinler
| أُولُو: sahipleri
| الْفَضْلِ: fazilet
| مِنْكُمْ: sizden
| وَالسَّعَةِ: ve servet
| أَنْ:
| يُؤْتُوا: (bir şey) vermemeğe
| أُولِي: sahipleri (akrabalara)
| الْقُرْبَىٰ: yakınlık (akrabalara)
| وَالْمَسَاكِينَ: ve yoksullara
| وَالْمُهَاجِرِينَ: ve hicret edenlere
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| وَلْيَعْفُوا: ve affetsinler
| وَلْيَصْفَحُوا: ve hoşgörsünler
| أَلَا:
| تُحِبُّونَ: sevmez misiniz?
| أَنْ:
| يَغْفِرَ: bağışlamasını
| اللَّهُ: Allah'ın
| لَكُمْ: sizi
| وَاللَّهُ: ve Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (24:22)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: edenler
| يَرْمُونَ: zina iftirası
| الْمُحْصَنَاتِ: namuslu kadınlara
| الْغَافِلَاتِ: bir şeyden habersiz
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanmış kadınlara
| لُعِنُوا: la'netlenmişlerdir
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünya'da
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:23)

| الَّذِينَ: edenler
| يَرْمُونَ: zina iftirası
| الْمُحْصَنَاتِ: namuslu kadınlara
| الْغَافِلَاتِ: bir şeyden habersiz
| الْمُؤْمِنَاتِ: inanmış kadınlara
| لُعِنُوا: la'netlenmişlerdir
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünya'da
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (24:23)|يَوْمَ: o gün
| تَشْهَدُ: şahidlik edecektir
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| أَلْسِنَتُهُمْ: dilleri
| وَأَيْدِيهِمْ: ve elleri
| وَأَرْجُلُهُمْ: ve ayakları
| بِمَا: şeylere
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (24:24)

| تَشْهَدُ: şahidlik edecektir
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| أَلْسِنَتُهُمْ: dilleri
| وَأَيْدِيهِمْ: ve elleri
| وَأَرْجُلُهُمْ: ve ayakları
| بِمَا: şeylere
| كَانُوا: oldukları
| يَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (24:24)|يَوْمَئِذٍ: o gün
| يُوَفِّيهِمُ: onlara tam verir
| اللَّهُ: Allah
| دِينَهُمُ: cezalarını
| الْحَقَّ: hak ettikleri
| وَيَعْلَمُونَ: ve onlar bilirler
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: O
| الْحَقُّ: Hak'tır
| الْمُبِينُ: apaçık
| (24:25)

| يُوَفِّيهِمُ: onlara tam verir
| اللَّهُ: Allah
| دِينَهُمُ: cezalarını
| الْحَقَّ: hak ettikleri
| وَيَعْلَمُونَ: ve onlar bilirler
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: O
| الْحَقُّ: Hak'tır
| الْمُبِينُ: apaçık
| (24:25)|الْخَبِيثَاتُ: kötü kadınlar
| لِلْخَبِيثِينَ: kötü erkeklere
| وَالْخَبِيثُونَ: kötü erkekler
| لِلْخَبِيثَاتِ: kötü kadınlara
| وَالطَّيِّبَاتُ: iyi kadınlar
| لِلطَّيِّبِينَ: iyi erkeklere
| وَالطَّيِّبُونَ: iyi erkekler
| لِلطَّيِّبَاتِ: iyi kadınlara
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| مُبَرَّءُونَ: uzaktırlar
| مِمَّا: şeylerden
| يَقُولُونَ: onların söyledikleri
| لَهُمْ: bunlara vardır
| مَغْفِرَةٌ: bir bağışlama
| وَرِزْقٌ: ve bir rızık
| كَرِيمٌ: cömertçe
| (24:26)

| لِلْخَبِيثِينَ: kötü erkeklere
| وَالْخَبِيثُونَ: kötü erkekler
| لِلْخَبِيثَاتِ: kötü kadınlara
| وَالطَّيِّبَاتُ: iyi kadınlar
| لِلطَّيِّبِينَ: iyi erkeklere
| وَالطَّيِّبُونَ: iyi erkekler
| لِلطَّيِّبَاتِ: iyi kadınlara
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| مُبَرَّءُونَ: uzaktırlar
| مِمَّا: şeylerden
| يَقُولُونَ: onların söyledikleri
| لَهُمْ: bunlara vardır
| مَغْفِرَةٌ: bir bağışlama
| وَرِزْقٌ: ve bir rızık
| كَرِيمٌ: cömertçe
| (24:26)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَدْخُلُوا: girmeyin
| بُيُوتًا: evlere
| غَيْرَ: başka
| بُيُوتِكُمْ: kendi evlerinizden
| حَتَّىٰ: ta ki
| تَسْتَأْنِسُوا: izin almadan
| وَتُسَلِّمُوا: ve selam vermeden
| عَلَىٰ: üzerine
| أَهْلِهَا: (ev) halkı
| ذَٰلِكُمْ: herhalde bu
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| لَكُمْ: sizin için
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَذَكَّرُونَ: düşünüp anlarsınız
| (24:27)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَدْخُلُوا: girmeyin
| بُيُوتًا: evlere
| غَيْرَ: başka
| بُيُوتِكُمْ: kendi evlerinizden
| حَتَّىٰ: ta ki
| تَسْتَأْنِسُوا: izin almadan
| وَتُسَلِّمُوا: ve selam vermeden
| عَلَىٰ: üzerine
| أَهْلِهَا: (ev) halkı
| ذَٰلِكُمْ: herhalde bu
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| لَكُمْ: sizin için
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَذَكَّرُونَ: düşünüp anlarsınız
| (24:27)|فَإِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَجِدُوا: bulamazsanız
| فِيهَا: orada
| أَحَدًا: kimseyi
| فَلَا:
| تَدْخُلُوهَا: oraya girmeyin
| حَتَّىٰ: kadar
| يُؤْذَنَ: izin verilinceye
| لَكُمْ: size
| وَإِنْ: ve eğer
| قِيلَ: denirse
| لَكُمُ: size
| ارْجِعُوا: dönün!
| فَارْجِعُوا: o halde dönün
| هُوَ: o
| أَزْكَىٰ: daha temizdir
| لَكُمْ: sizin için
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِمَا: şeyleri
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız
| عَلِيمٌ: bilendir
| (24:28)

| لَمْ:
| تَجِدُوا: bulamazsanız
| فِيهَا: orada
| أَحَدًا: kimseyi
| فَلَا:
| تَدْخُلُوهَا: oraya girmeyin
| حَتَّىٰ: kadar
| يُؤْذَنَ: izin verilinceye
| لَكُمْ: size
| وَإِنْ: ve eğer
| قِيلَ: denirse
| لَكُمُ: size
| ارْجِعُوا: dönün!
| فَارْجِعُوا: o halde dönün
| هُوَ: o
| أَزْكَىٰ: daha temizdir
| لَكُمْ: sizin için
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِمَا: şeyleri
| تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız
| عَلِيمٌ: bilendir
| (24:28)|لَيْسَ: yoktur
| عَلَيْكُمْ: size
| جُنَاحٌ: bir günah
| أَنْ: -den dolayı
| تَدْخُلُوا: (izinsiz) girmeniz-
| بُيُوتًا: evlere
| غَيْرَ:
| مَسْكُونَةٍ: oturulmayan
| فِيهَا: içinde
| مَتَاعٌ: eşyanız bulunan
| لَكُمْ: sizin
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَعْلَمُ: bilir
| مَا: şeyi
| تُبْدُونَ: açığa vurduğunuz
| وَمَا: ve şeyi
| تَكْتُمُونَ: gizlediğiniz
| (24:29)

| عَلَيْكُمْ: size
| جُنَاحٌ: bir günah
| أَنْ: -den dolayı
| تَدْخُلُوا: (izinsiz) girmeniz-
| بُيُوتًا: evlere
| غَيْرَ:
| مَسْكُونَةٍ: oturulmayan
| فِيهَا: içinde
| مَتَاعٌ: eşyanız bulunan
| لَكُمْ: sizin
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَعْلَمُ: bilir
| مَا: şeyi
| تُبْدُونَ: açığa vurduğunuz
| وَمَا: ve şeyi
| تَكْتُمُونَ: gizlediğiniz
| (24:29)|قُلْ: söyle
| لِلْمُؤْمِنِينَ: inanan erkeklere
| يَغُضُّوا: sakınsınlar
| مِنْ:
| أَبْصَارِهِمْ: bakışlarını
| وَيَحْفَظُوا: ve korusunlar
| فُرُوجَهُمْ: ırzlarını
| ذَٰلِكَ: bu
| أَزْكَىٰ: daha temizdir
| لَهُمْ: onlar için
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| خَبِيرٌ: haber almaktadır
| بِمَا: şeyleri
| يَصْنَعُونَ: her yaptıkları
| (24:30)

| لِلْمُؤْمِنِينَ: inanan erkeklere
| يَغُضُّوا: sakınsınlar
| مِنْ:
| أَبْصَارِهِمْ: bakışlarını
| وَيَحْفَظُوا: ve korusunlar
| فُرُوجَهُمْ: ırzlarını
| ذَٰلِكَ: bu
| أَزْكَىٰ: daha temizdir
| لَهُمْ: onlar için
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| خَبِيرٌ: haber almaktadır
| بِمَا: şeyleri
| يَصْنَعُونَ: her yaptıkları
| (24:30)|وَقُلْ: ve söyle
| لِلْمُؤْمِنَاتِ: inanan kadınlara
| يَغْضُضْنَ: sakınsınlar
| مِنْ:
| أَبْصَارِهِنَّ: bakışlarını
| وَيَحْفَظْنَ: ve korusunlar
| فُرُوجَهُنَّ: ırzlarını
| وَلَا: ve
| يُبْدِينَ: göstermesinler
| زِينَتَهُنَّ: süslerini
| إِلَّا: ancak hariç
| مَا:
| ظَهَرَ: görünenler
| مِنْهَا: ondan
| وَلْيَضْرِبْنَ: ve koysunlar
| بِخُمُرِهِنَّ: başörtülerini
| عَلَىٰ: üstüne
| جُيُوبِهِنَّ: (göğüs) yırtmaçlarının
| وَلَا: ve
| يُبْدِينَ: göstermesinler
| زِينَتَهُنَّ: süslerini
| إِلَّا: dışındakilere
| لِبُعُولَتِهِنَّ: kocaları
| أَوْ: yahut
| ابَائِهِنَّ: babaları
| أَوْ: yahut
| ابَاءِ: babaları
| بُعُولَتِهِنَّ: kocalarının
| أَوْ: yahut
| أَبْنَائِهِنَّ: oğulları
| أَوْ: yahut
| أَبْنَاءِ: oğulları
| بُعُولَتِهِنَّ: kocalarının
| أَوْ: yahut
| إِخْوَانِهِنَّ: kardeşleri
| أَوْ: yahut
| بَنِي: oğulları
| إِخْوَانِهِنَّ: kardeşlerinin
| أَوْ: yahut
| بَنِي: oğulları
| أَخَوَاتِهِنَّ: kızkardeşlerinin
| أَوْ: yahut
| نِسَائِهِنَّ: kadınları
| أَوْ: yahut
| مَا:
| مَلَكَتْ: sahip oldukları (köleleri)
| أَيْمَانُهُنَّ: ellerinin
| أَوِ: yahut
| التَّابِعِينَ: tabi'leri (hizmetlileri)
| غَيْرِ: bulunmayan
| أُولِي:
| الْإِرْبَةِ: kadına ihtiyacı
| مِنَ: -den
| الرِّجَالِ: erkekler-
| أَوِ: yahut
| الطِّفْلِ: çocuklara
| الَّذِينَ: onlar ki
| لَمْ:
| يَظْهَرُوا: henüz anlamazlar
| عَلَىٰ:
| عَوْرَاتِ: mahrem yerlerini
| النِّسَاءِ: kadınların
| وَلَا: ve
| يَضْرِبْنَ: vurmasınlar
| بِأَرْجُلِهِنَّ: ayaklarını
| لِيُعْلَمَ: bilinmesi için
| مَا: şeylerin
| يُخْفِينَ: gizledikleri
| مِنْ: -nden
| زِينَتِهِنَّ: süsleri-
| وَتُوبُوا: ve tevbe edin
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| جَمِيعًا: topluca
| أَيُّهَ: ey
| الْمُؤْمِنُونَ: mü'minler
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تُفْلِحُونَ: felaha erersiniz
| (24:31)

| لِلْمُؤْمِنَاتِ: inanan kadınlara
| يَغْضُضْنَ: sakınsınlar
| مِنْ:
| أَبْصَارِهِنَّ: bakışlarını
| وَيَحْفَظْنَ: ve korusunlar
| فُرُوجَهُنَّ: ırzlarını
| وَلَا: ve
| يُبْدِينَ: göstermesinler
| زِينَتَهُنَّ: süslerini
| إِلَّا: ancak hariç
| مَا:
| ظَهَرَ: görünenler
| مِنْهَا: ondan
| وَلْيَضْرِبْنَ: ve koysunlar
| بِخُمُرِهِنَّ: başörtülerini
| عَلَىٰ: üstüne
| جُيُوبِهِنَّ: (göğüs) yırtmaçlarının
| وَلَا: ve
| يُبْدِينَ: göstermesinler
| زِينَتَهُنَّ: süslerini
| إِلَّا: dışındakilere
| لِبُعُولَتِهِنَّ: kocaları
| أَوْ: yahut
| ابَائِهِنَّ: babaları
| أَوْ: yahut
| ابَاءِ: babaları
| بُعُولَتِهِنَّ: kocalarının
| أَوْ: yahut
| أَبْنَائِهِنَّ: oğulları
| أَوْ: yahut
| أَبْنَاءِ: oğulları
| بُعُولَتِهِنَّ: kocalarının
| أَوْ: yahut
| إِخْوَانِهِنَّ: kardeşleri
| أَوْ: yahut
| بَنِي: oğulları
| إِخْوَانِهِنَّ: kardeşlerinin
| أَوْ: yahut
| بَنِي: oğulları
| أَخَوَاتِهِنَّ: kızkardeşlerinin
| أَوْ: yahut
| نِسَائِهِنَّ: kadınları
| أَوْ: yahut
| مَا:
| مَلَكَتْ: sahip oldukları (köleleri)
| أَيْمَانُهُنَّ: ellerinin
| أَوِ: yahut
| التَّابِعِينَ: tabi'leri (hizmetlileri)
| غَيْرِ: bulunmayan
| أُولِي:
| الْإِرْبَةِ: kadına ihtiyacı
| مِنَ: -den
| الرِّجَالِ: erkekler-
| أَوِ: yahut
| الطِّفْلِ: çocuklara
| الَّذِينَ: onlar ki
| لَمْ:
| يَظْهَرُوا: henüz anlamazlar
| عَلَىٰ:
| عَوْرَاتِ: mahrem yerlerini
| النِّسَاءِ: kadınların
| وَلَا: ve
| يَضْرِبْنَ: vurmasınlar
| بِأَرْجُلِهِنَّ: ayaklarını
| لِيُعْلَمَ: bilinmesi için
| مَا: şeylerin
| يُخْفِينَ: gizledikleri
| مِنْ: -nden
| زِينَتِهِنَّ: süsleri-
| وَتُوبُوا: ve tevbe edin
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| جَمِيعًا: topluca
| أَيُّهَ: ey
| الْمُؤْمِنُونَ: mü'minler
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تُفْلِحُونَ: felaha erersiniz
| (24:31)|وَأَنْكِحُوا: ve evlendirin
| الْأَيَامَىٰ: bekarları
| مِنْكُمْ: içinizden
| وَالصَّالِحِينَ: ve iyileri
| مِنْ: -den
| عِبَادِكُمْ: köleleriniz-
| وَإِمَائِكُمْ: ve cariyeleriniz(den)
| إِنْ: eğer
| يَكُونُوا: iseler
| فُقَرَاءَ: yoksul
| يُغْنِهِمُ: onları zengin eder
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| وَاللَّهُ: ve Allahın
| وَاسِعٌ: (mülkü) geniştir
| عَلِيمٌ: (her şeyi) bilendir
| (24:32)

| الْأَيَامَىٰ: bekarları
| مِنْكُمْ: içinizden
| وَالصَّالِحِينَ: ve iyileri
| مِنْ: -den
| عِبَادِكُمْ: köleleriniz-
| وَإِمَائِكُمْ: ve cariyeleriniz(den)
| إِنْ: eğer
| يَكُونُوا: iseler
| فُقَرَاءَ: yoksul
| يُغْنِهِمُ: onları zengin eder
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| وَاللَّهُ: ve Allahın
| وَاسِعٌ: (mülkü) geniştir
| عَلِيمٌ: (her şeyi) bilendir
| (24:32)|وَلْيَسْتَعْفِفِ: ve iffetlerini korusunlar
| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يَجِدُونَ: bulamayan(lar)
| نِكَاحًا: evlenme (imkanı)
| حَتَّىٰ: kadar
| يُغْنِيَهُمُ: kendilerini zengin edinceye
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| وَالَّذِينَ: ve kimselerle
| يَبْتَغُونَ: isteyen(lerle)
| الْكِتَابَ: mükatebe (sözleşme) yapmak
| مِمَّا: -ndan
| مَلَكَتْ: sahip oldukları-
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizin
| فَكَاتِبُوهُمْ: mükatebe yapın
| إِنْ: eğer
| عَلِمْتُمْ: bilirseniz
| فِيهِمْ: onlar hakında
| خَيْرًا: hayırlı olduğunu
| وَاتُوهُمْ: ve onlara verin
| مِنْ: -ndan
| مَالِ: malı-
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّذِي:
| اتَاكُمْ: size verdiği
| وَلَا: ve
| تُكْرِهُوا: zorlamayın
| فَتَيَاتِكُمْ: cariyelerinizi
| عَلَى:
| الْبِغَاءِ: fuhşa
| إِنْ: eğer
| أَرَدْنَ: istiyorlarsa
| تَحَصُّنًا: namuslu kalmayı
| لِتَبْتَغُوا: elde etmek için
| عَرَضَ: geçici menfaatini
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَمَنْ: ve kim
| يُكْرِهْهُنَّ: onları zorlarsa
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| إِكْرَاهِهِنَّ: zorlanmalarından
| غَفُورٌ: bağışlayıcı
| رَحِيمٌ: esirgeyicidir
| (24:33)

| الَّذِينَ: kimseler
| لَا:
| يَجِدُونَ: bulamayan(lar)
| نِكَاحًا: evlenme (imkanı)
| حَتَّىٰ: kadar
| يُغْنِيَهُمُ: kendilerini zengin edinceye
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| وَالَّذِينَ: ve kimselerle
| يَبْتَغُونَ: isteyen(lerle)
| الْكِتَابَ: mükatebe (sözleşme) yapmak
| مِمَّا: -ndan
| مَلَكَتْ: sahip oldukları-
| أَيْمَانُكُمْ: ellerinizin
| فَكَاتِبُوهُمْ: mükatebe yapın
| إِنْ: eğer
| عَلِمْتُمْ: bilirseniz
| فِيهِمْ: onlar hakında
| خَيْرًا: hayırlı olduğunu
| وَاتُوهُمْ: ve onlara verin
| مِنْ: -ndan
| مَالِ: malı-
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّذِي:
| اتَاكُمْ: size verdiği
| وَلَا: ve
| تُكْرِهُوا: zorlamayın
| فَتَيَاتِكُمْ: cariyelerinizi
| عَلَى:
| الْبِغَاءِ: fuhşa
| إِنْ: eğer
| أَرَدْنَ: istiyorlarsa
| تَحَصُّنًا: namuslu kalmayı
| لِتَبْتَغُوا: elde etmek için
| عَرَضَ: geçici menfaatini
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَمَنْ: ve kim
| يُكْرِهْهُنَّ: onları zorlarsa
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| إِكْرَاهِهِنَّ: zorlanmalarından
| غَفُورٌ: bağışlayıcı
| رَحِيمٌ: esirgeyicidir
| (24:33)|وَلَقَدْ: ve andolsun ki
| أَنْزَلْنَا: indirdik
| إِلَيْكُمْ: size
| ايَاتٍ: ayetler
| مُبَيِّنَاتٍ: açıklayıcı
| وَمَثَلًا: ve bir temsil
| مِنَ: -den
| الَّذِينَ: kimseler-
| خَلَوْا: gelip geçen
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| وَمَوْعِظَةً: ve bir öğüt
| لِلْمُتَّقِينَ: muttakiler için
| (24:34)

| أَنْزَلْنَا: indirdik
| إِلَيْكُمْ: size
| ايَاتٍ: ayetler
| مُبَيِّنَاتٍ: açıklayıcı
| وَمَثَلًا: ve bir temsil
| مِنَ: -den
| الَّذِينَ: kimseler-
| خَلَوْا: gelip geçen
| مِنْ:
| قَبْلِكُمْ: sizden önce
| وَمَوْعِظَةً: ve bir öğüt
| لِلْمُتَّقِينَ: muttakiler için
| (24:34)|اللَّهُ: Allah
| نُورُ: nurudur
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| مَثَلُ: benzer
| نُورِهِ: O'nun nuru
| كَمِشْكَاةٍ: bir kandile
| فِيهَا: içinde bulunan
| مِصْبَاحٌ: lamba
| الْمِصْبَاحُ: lamba
| فِي: içerisindedir
| زُجَاجَةٍ: cam
| الزُّجَاجَةُ: cam
| كَأَنَّهَا: sanki (gibidir)
| كَوْكَبٌ: bir yıldız
| دُرِّيٌّ: inciden
| يُوقَدُ: yakılır
| مِنْ: -ndan
| شَجَرَةٍ: bir ağacı(nın yağı)-
| مُبَارَكَةٍ: mübarek
| زَيْتُونَةٍ: zeytin
| لَا: ne
| شَرْقِيَّةٍ: doğudan
| وَلَا: ve ne de
| غَرْبِيَّةٍ: batıdan
| يَكَادُ: öyle ki neredeyse
| زَيْتُهَا: onun yağı
| يُضِيءُ: ışık verir
| وَلَوْ: ve eğer
| لَمْ:
| تَمْسَسْهُ: değmese (bile)
| نَارٌ: ateş
| نُورٌ: nur
| عَلَىٰ: üstüne
| نُورٍ: nur
| يَهْدِي: hidayet eder
| اللَّهُ: Allah
| لِنُورِهِ: nuruna
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَضْرِبُ: misaller verir
| اللَّهُ: Allah
| الْأَمْثَالَ: benzetmelerle
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمٌ: bilir
| (24:35)

| نُورُ: nurudur
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| مَثَلُ: benzer
| نُورِهِ: O'nun nuru
| كَمِشْكَاةٍ: bir kandile
| فِيهَا: içinde bulunan
| مِصْبَاحٌ: lamba
| الْمِصْبَاحُ: lamba
| فِي: içerisindedir
| زُجَاجَةٍ: cam
| الزُّجَاجَةُ: cam
| كَأَنَّهَا: sanki (gibidir)
| كَوْكَبٌ: bir yıldız
| دُرِّيٌّ: inciden
| يُوقَدُ: yakılır
| مِنْ: -ndan
| شَجَرَةٍ: bir ağacı(nın yağı)-
| مُبَارَكَةٍ: mübarek
| زَيْتُونَةٍ: zeytin
| لَا: ne
| شَرْقِيَّةٍ: doğudan
| وَلَا: ve ne de
| غَرْبِيَّةٍ: batıdan
| يَكَادُ: öyle ki neredeyse
| زَيْتُهَا: onun yağı
| يُضِيءُ: ışık verir
| وَلَوْ: ve eğer
| لَمْ:
| تَمْسَسْهُ: değmese (bile)
| نَارٌ: ateş
| نُورٌ: nur
| عَلَىٰ: üstüne
| نُورٍ: nur
| يَهْدِي: hidayet eder
| اللَّهُ: Allah
| لِنُورِهِ: nuruna
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَضْرِبُ: misaller verir
| اللَّهُ: Allah
| الْأَمْثَالَ: benzetmelerle
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمٌ: bilir
| (24:35)|فِي:
| بُيُوتٍ: evlerdedir
| أَذِنَ: izin verdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَنْ:
| تُرْفَعَ: yükseltilmesine
| وَيُذْكَرَ: ve anılmasına
| فِيهَا: içlerinde
| اسْمُهُ: adının
| يُسَبِّحُ: tesbih ederler
| لَهُ: O'nu
| فِيهَا: onların içinde
| بِالْغُدُوِّ: sabah
| وَالْاصَالِ: ve akşam
| (24:36)

| بُيُوتٍ: evlerdedir
| أَذِنَ: izin verdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَنْ:
| تُرْفَعَ: yükseltilmesine
| وَيُذْكَرَ: ve anılmasına
| فِيهَا: içlerinde
| اسْمُهُ: adının
| يُسَبِّحُ: tesbih ederler
| لَهُ: O'nu
| فِيهَا: onların içinde
| بِالْغُدُوِّ: sabah
| وَالْاصَالِ: ve akşam
| (24:36)|رِجَالٌ: erkekler (ki)
| لَا:
| تُلْهِيهِمْ: kendilerini alıkoymaz
| تِجَارَةٌ: ticaret
| وَلَا: ve ne de
| بَيْعٌ: alışveriş
| عَنْ: -tan
| ذِكْرِ: anmak-
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَإِقَامِ: ve -doğrulur
| الصَّلَاةِ: SaLâTe/Desteğe-
| وَإِيتَاءِ: ve -verir
| الزَّكَاةِ: zekatı-
| يَخَافُونَ: onlar korkarlar
| يَوْمًا: günden
| تَتَقَلَّبُ: ters döneceği
| فِيهِ: onda
| الْقُلُوبُ: yüreklerin
| وَالْأَبْصَارُ: ve gözlerin
| (24:37)

| لَا:
| تُلْهِيهِمْ: kendilerini alıkoymaz
| تِجَارَةٌ: ticaret
| وَلَا: ve ne de
| بَيْعٌ: alışveriş
| عَنْ: -tan
| ذِكْرِ: anmak-
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَإِقَامِ: ve -doğrulur
| الصَّلَاةِ: SaLâTe/Desteğe-
| وَإِيتَاءِ: ve -verir
| الزَّكَاةِ: zekatı-
| يَخَافُونَ: onlar korkarlar
| يَوْمًا: günden
| تَتَقَلَّبُ: ters döneceği
| فِيهِ: onda
| الْقُلُوبُ: yüreklerin
| وَالْأَبْصَارُ: ve gözlerin
| (24:37)|لِيَجْزِيَهُمُ: karşılığını vermesi için
| اللَّهُ: Allah
| أَحْسَنَ: en güzel
| مَا: şeylerin
| عَمِلُوا: yaptıkları
| وَيَزِيدَهُمْ: ve daha fazlası için
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَرْزُقُ: rızıklandırır
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| بِغَيْرِ: -sız olarak
| حِسَابٍ: hesap-
| (24:38)

| اللَّهُ: Allah
| أَحْسَنَ: en güzel
| مَا: şeylerin
| عَمِلُوا: yaptıkları
| وَيَزِيدَهُمْ: ve daha fazlası için
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَرْزُقُ: rızıklandırır
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| بِغَيْرِ: -sız olarak
| حِسَابٍ: hesap-
| (24:38)|وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| أَعْمَالُهُمْ: onların işleri
| كَسَرَابٍ: serap gibidir
| بِقِيعَةٍ: düz arazideki
| يَحْسَبُهُ: onu sanır
| الظَّمْانُ: susayan
| مَاءً: su
| حَتَّىٰ: fakat
| إِذَا: ne zaman ki
| جَاءَهُ: yanına gelince
| لَمْ:
| يَجِدْهُ: bulamaz
| شَيْئًا: hiçbir şey
| وَوَجَدَ: ve bulur
| اللَّهَ: Allah'ı
| عِنْدَهُ: yanında
| فَوَفَّاهُ: tam görür
| حِسَابَهُ: onun hesabını
| وَاللَّهُ: ve Allah
| سَرِيعُ: çabuk görendir
| الْحِسَابِ: hesabı
| (24:39)

| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| أَعْمَالُهُمْ: onların işleri
| كَسَرَابٍ: serap gibidir
| بِقِيعَةٍ: düz arazideki
| يَحْسَبُهُ: onu sanır
| الظَّمْانُ: susayan
| مَاءً: su
| حَتَّىٰ: fakat
| إِذَا: ne zaman ki
| جَاءَهُ: yanına gelince
| لَمْ:
| يَجِدْهُ: bulamaz
| شَيْئًا: hiçbir şey
| وَوَجَدَ: ve bulur
| اللَّهَ: Allah'ı
| عِنْدَهُ: yanında
| فَوَفَّاهُ: tam görür
| حِسَابَهُ: onun hesabını
| وَاللَّهُ: ve Allah
| سَرِيعُ: çabuk görendir
| الْحِسَابِ: hesabı
| (24:39)|أَوْ: yahut
| كَظُلُمَاتٍ: karanlıklar gibidir
| فِي: içindeki
| بَحْرٍ: bir deniz
| لُجِّيٍّ: derin
| يَغْشَاهُ: ki üstünü örten
| مَوْجٌ: bir dalga
| مِنْ: -nden
| فَوْقِهِ: onun üstü-
| مَوْجٌ: bir dalga
| مِنْ: -nden
| فَوْقِهِ: onun üstü-
| سَحَابٌ: bir bulut
| ظُلُمَاتٌ: karanlıklar
| بَعْضُهَا: onun biri
| فَوْقَ: üstüne
| بَعْضٍ: diğerinin
| إِذَا: ne zaman ki
| أَخْرَجَ: çıkarsa
| يَدَهُ: elini
| لَمْ:
| يَكَدْ: neredeyse
| يَرَاهَا: onu dahi göremez
| وَمَنْ: bir kimseye
| لَمْ:
| يَجْعَلِ: vermemişse
| اللَّهُ: Allah
| لَهُ: ona
| نُورًا: bir nur
| فَمَا: artık olmaz
| لَهُ: onun
| مِنْ: hiçbir
| نُورٍ: nuru
| (24:40)

| كَظُلُمَاتٍ: karanlıklar gibidir
| فِي: içindeki
| بَحْرٍ: bir deniz
| لُجِّيٍّ: derin
| يَغْشَاهُ: ki üstünü örten
| مَوْجٌ: bir dalga
| مِنْ: -nden
| فَوْقِهِ: onun üstü-
| مَوْجٌ: bir dalga
| مِنْ: -nden
| فَوْقِهِ: onun üstü-
| سَحَابٌ: bir bulut
| ظُلُمَاتٌ: karanlıklar
| بَعْضُهَا: onun biri
| فَوْقَ: üstüne
| بَعْضٍ: diğerinin
| إِذَا: ne zaman ki
| أَخْرَجَ: çıkarsa
| يَدَهُ: elini
| لَمْ:
| يَكَدْ: neredeyse
| يَرَاهَا: onu dahi göremez
| وَمَنْ: bir kimseye
| لَمْ:
| يَجْعَلِ: vermemişse
| اللَّهُ: Allah
| لَهُ: ona
| نُورًا: bir nur
| فَمَا: artık olmaz
| لَهُ: onun
| مِنْ: hiçbir
| نُورٍ: nuru
| (24:40)|أَلَمْ:
| تَرَ: görmedin mi?
| أَنَّ: Kİ
| اللَّهَ: """O"""
| يُسَبِّحُ: yüceltir
| لَهُ: onu
| مَنْ: -nden
| فِي: içi-
| السَّمَاوَاتِ: göklerdekiler
| وَالْأَرْضِ: ve yerdekiler
| وَالطَّيْرُ: ve -uçanlar
| صَافَّاتٍ: saflaşarak-
| كُلٌّ: -idi/oldu
| قَدْ: elbette
| عَلِمَ: bilmiş-
| صَلَاتَهُ: desteklediğini
| وَتَسْبِيحَهُ: ve yücelttiğini
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilmektedir
| بِمَا: -şeyleri
| يَفْعَلُونَ: yaptıkları-
| (24:41)

| تَرَ: görmedin mi?
| أَنَّ: Kİ
| اللَّهَ: """O"""
| يُسَبِّحُ: yüceltir
| لَهُ: onu
| مَنْ: -nden
| فِي: içi-
| السَّمَاوَاتِ: göklerdekiler
| وَالْأَرْضِ: ve yerdekiler
| وَالطَّيْرُ: ve -uçanlar
| صَافَّاتٍ: saflaşarak-
| كُلٌّ: -idi/oldu
| قَدْ: elbette
| عَلِمَ: bilmiş-
| صَلَاتَهُ: desteklediğini
| وَتَسْبِيحَهُ: ve yücelttiğini
| وَاللَّهُ: ve Allah
| عَلِيمٌ: bilmektedir
| بِمَا: -şeyleri
| يَفْعَلُونَ: yaptıkları-
| (24:41)|وَلِلَّهِ: ve Allah'ındır
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَإِلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'adır
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (24:42)

| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَإِلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'adır
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (24:42)|أَلَمْ:
| تَرَ: görmedin mi?
| أَنَّ: şüphesiz ki
| اللَّهَ: Allah
| يُزْجِي: sürer
| سَحَابًا: bulutları
| ثُمَّ: sonra
| يُؤَلِّفُ: birleştirir
| بَيْنَهُ: onların arasını
| ثُمَّ: sonra
| يَجْعَلُهُ: onları yığar (sıkıştırır)
| رُكَامًا: birbiri üstüne
| فَتَرَى: sonra görürsün
| الْوَدْقَ: yağmurun
| يَخْرُجُ: çıktığını
| مِنْ: -ndan
| خِلَالِهِ: arası-
| وَيُنَزِّلُ: ve indirir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مِنْ: -dan
| جِبَالٍ: dağlar-
| فِيهَا: orada
| مِنْ:
| بَرَدٍ: bir dolu
| فَيُصِيبُ: vurur
| بِهِ: onunla
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediğini
| وَيَصْرِفُهُ: ve onu öteye çevirir
| عَنْ: -nden
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediği-
| يَكَادُ: neredeyse
| سَنَا: parıltısı
| بَرْقِهِ: şimşeğinin
| يَذْهَبُ: alır
| بِالْأَبْصَارِ: gözleri
| (24:43)

| تَرَ: görmedin mi?
| أَنَّ: şüphesiz ki
| اللَّهَ: Allah
| يُزْجِي: sürer
| سَحَابًا: bulutları
| ثُمَّ: sonra
| يُؤَلِّفُ: birleştirir
| بَيْنَهُ: onların arasını
| ثُمَّ: sonra
| يَجْعَلُهُ: onları yığar (sıkıştırır)
| رُكَامًا: birbiri üstüne
| فَتَرَى: sonra görürsün
| الْوَدْقَ: yağmurun
| يَخْرُجُ: çıktığını
| مِنْ: -ndan
| خِلَالِهِ: arası-
| وَيُنَزِّلُ: ve indirir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مِنْ: -dan
| جِبَالٍ: dağlar-
| فِيهَا: orada
| مِنْ:
| بَرَدٍ: bir dolu
| فَيُصِيبُ: vurur
| بِهِ: onunla
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediğini
| وَيَصْرِفُهُ: ve onu öteye çevirir
| عَنْ: -nden
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediği-
| يَكَادُ: neredeyse
| سَنَا: parıltısı
| بَرْقِهِ: şimşeğinin
| يَذْهَبُ: alır
| بِالْأَبْصَارِ: gözleri
| (24:43)|يُقَلِّبُ: çevirir
| اللَّهُ: Allah
| اللَّيْلَ: gece
| وَالنَّهَارَ: ve gündüzü
| إِنَّ: kuşkusuz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَعِبْرَةً: bir ibret
| لِأُولِي: olanlar için
| الْأَبْصَارِ: gözleri
| (24:44)

| اللَّهُ: Allah
| اللَّيْلَ: gece
| وَالنَّهَارَ: ve gündüzü
| إِنَّ: kuşkusuz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَعِبْرَةً: bir ibret
| لِأُولِي: olanlar için
| الْأَبْصَارِ: gözleri
| (24:44)|وَاللَّهُ: ve Allah
| خَلَقَ: yarattı
| كُلَّ: her
| دَابَّةٍ: canlıyı
| مِنْ: -dan
| مَاءٍ: su-
| فَمِنْهُمْ: onlardan
| مَنْ: kimi
| يَمْشِي: yürür
| عَلَىٰ: üzerinde (sürünerek)
| بَطْنِهِ: karnı
| وَمِنْهُمْ: ve onlardan
| مَنْ: kimi
| يَمْشِي: yürür
| عَلَىٰ: üstünde
| رِجْلَيْنِ: iki ayak
| وَمِنْهُمْ: ve onlardan
| مَنْ: kimi
| يَمْشِي: yürür
| عَلَىٰ: üstünde
| أَرْبَعٍ: dört (ayak)
| يَخْلُقُ: yaratır
| اللَّهُ: Allah
| مَا: ne
| يَشَاءُ: dilerse
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| عَلَىٰ: zerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (24:45)

| خَلَقَ: yarattı
| كُلَّ: her
| دَابَّةٍ: canlıyı
| مِنْ: -dan
| مَاءٍ: su-
| فَمِنْهُمْ: onlardan
| مَنْ: kimi
| يَمْشِي: yürür
| عَلَىٰ: üzerinde (sürünerek)
| بَطْنِهِ: karnı
| وَمِنْهُمْ: ve onlardan
| مَنْ: kimi
| يَمْشِي: yürür
| عَلَىٰ: üstünde
| رِجْلَيْنِ: iki ayak
| وَمِنْهُمْ: ve onlardan
| مَنْ: kimi
| يَمْشِي: yürür
| عَلَىٰ: üstünde
| أَرْبَعٍ: dört (ayak)
| يَخْلُقُ: yaratır
| اللَّهُ: Allah
| مَا: ne
| يَشَاءُ: dilerse
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| عَلَىٰ: zerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (24:45)|لَقَدْ: andolsun
| أَنْزَلْنَا: biz indirdik
| ايَاتٍ: ayetler
| مُبَيِّنَاتٍ: (gerçekleri) açıklayan
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَهْدِي: iletir
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِلَىٰ:
| صِرَاطٍ: yola
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (24:46)

| أَنْزَلْنَا: biz indirdik
| ايَاتٍ: ayetler
| مُبَيِّنَاتٍ: (gerçekleri) açıklayan
| وَاللَّهُ: ve Allah
| يَهْدِي: iletir
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِلَىٰ:
| صِرَاطٍ: yola
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (24:46)|وَيَقُولُونَ: ve diyorlar
| امَنَّا: inandık
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَبِالرَّسُولِ: ve Rasule
| وَأَطَعْنَا: ve ita'at ettik
| ثُمَّ: sonra
| يَتَوَلَّىٰ: dönüyor
| فَرِيقٌ: bir grup
| مِنْهُمْ: onladan
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| وَمَا: ve değillerdir
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| بِالْمُؤْمِنِينَ: inanmış
| (24:47)

| امَنَّا: inandık
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَبِالرَّسُولِ: ve Rasule
| وَأَطَعْنَا: ve ita'at ettik
| ثُمَّ: sonra
| يَتَوَلَّىٰ: dönüyor
| فَرِيقٌ: bir grup
| مِنْهُمْ: onladan
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| وَمَا: ve değillerdir
| أُولَٰئِكَ: bunlar
| بِالْمُؤْمِنِينَ: inanmış
| (24:47)|وَإِذَا: zaman
| دُعُوا: çağırıldıkları
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| وَرَسُولِهِ: ve Rasulüne
| لِيَحْكُمَ: hükmetmesi için
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| إِذَا: hemen
| فَرِيقٌ: bir grup
| مِنْهُمْ: onlardan
| مُعْرِضُونَ: yüz çevirirler
| (24:48)

| دُعُوا: çağırıldıkları
| إِلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| وَرَسُولِهِ: ve Rasulüne
| لِيَحْكُمَ: hükmetmesi için
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| إِذَا: hemen
| فَرِيقٌ: bir grup
| مِنْهُمْ: onlardan
| مُعْرِضُونَ: yüz çevirirler
| (24:48)|وَإِنْ: ve eğer
| يَكُنْ: olursa
| لَهُمُ: kendi lehlerine
| الْحَقُّ: hüküm
| يَأْتُوا: gelirler
| إِلَيْهِ: ona
| مُذْعِنِينَ: ita'at ederek
| (24:49)

| يَكُنْ: olursa
| لَهُمُ: kendi lehlerine
| الْحَقُّ: hüküm
| يَأْتُوا: gelirler
| إِلَيْهِ: ona
| مُذْعِنِينَ: ita'at ederek
| (24:49)|أَفِي: -mı var?
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| مَرَضٌ: bir hastalık-
| أَمِ: yoksa
| ارْتَابُوا: şühpe mi ettiler?
| أَمْ: yoksa
| يَخَافُونَ: korkuyorlar mı?
| أَنْ: diye
| يَحِيفَ: haksızlık yapacak
| اللَّهُ: Allah'ın
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisinin
| بَلْ: hayır
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الظَّالِمُونَ: zalimlerdir
| (24:50)

| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| مَرَضٌ: bir hastalık-
| أَمِ: yoksa
| ارْتَابُوا: şühpe mi ettiler?
| أَمْ: yoksa
| يَخَافُونَ: korkuyorlar mı?
| أَنْ: diye
| يَحِيفَ: haksızlık yapacak
| اللَّهُ: Allah'ın
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| وَرَسُولُهُ: ve Elçisinin
| بَلْ: hayır
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الظَّالِمُونَ: zalimlerdir
| (24:50)