20Tâ-Hâ Suresi
Kuran Sırası: 20
İniş Sırası: 45
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|mā:
| enzelnā: biz indirmedik
| ǎleyke: sana
| l-ḳurāne: (bu) Kur'an'ı
| liteşḳā: güçlük çekesin diye
| (20:2)

| enzelnā: biz indirmedik
| ǎleyke: sana
| l-ḳurāne: (bu) Kur'an'ı
| liteşḳā: güçlük çekesin diye
| (20:2)|tenzīlen: (O) indirilmiştir
| mimmen: tarafından
| ḣaleḳa: yaratan
| l-erDe: yeri
| ve ssemāvāti: ve gökleri
| l-ǔlā: yüce
| (20:4)

| mimmen: tarafından
| ḣaleḳa: yaratan
| l-erDe: yeri
| ve ssemāvāti: ve gökleri
| l-ǔlā: yüce
| (20:4)|lehu: hep O'nundur
| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve mā: ve ne varsa
| beynehumā: ikisinin arasında
| ve mā: ve ne varsa
| teHte: altında
| ṧ-ṧerā: toprağın
| (20:6)

| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve mā: ve ne varsa
| beynehumā: ikisinin arasında
| ve mā: ve ne varsa
| teHte: altında
| ṧ-ṧerā: toprağın
| (20:6)|ve in: ve eğer
| techer: açık da söylesen
| bil-ḳavli: sözü
| feinnehu: muhakkak O
| yeǎ'lemu: bilir
| s-sirra: gizliyi
| ve eḣfā: ve daha gizlisini
| (20:7)

| techer: açık da söylesen
| bil-ḳavli: sözü
| feinnehu: muhakkak O
| yeǎ'lemu: bilir
| s-sirra: gizliyi
| ve eḣfā: ve daha gizlisini
| (20:7)|Allahu: Allah (ki)
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| lehu: O'nundur
| l-esmā'u: isimler
| l-Husnā: en güzel
| (20:8)

| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| huve: O'ndan
| lehu: O'nundur
| l-esmā'u: isimler
| l-Husnā: en güzel
| (20:8)|iƶ: hani
| raā: görmüştü
| nāran: bir ateş
| feḳāle: demişti
| liehlihi: ailesine
| mkuṧū: siz durun
| innī: elbette ben
| ānestu: gördüm
| nāran: bir ateş
| leǎllī: belki
| ātīkum: size getiririm
| minhā: ondan
| biḳabesin: bir kor
| ev: yahut
| ecidu: bulurum
| ǎlā: (yanında)
| n-nāri: ateşin
| huden: bir yol gösteren
| (20:10)

| raā: görmüştü
| nāran: bir ateş
| feḳāle: demişti
| liehlihi: ailesine
| mkuṧū: siz durun
| innī: elbette ben
| ānestu: gördüm
| nāran: bir ateş
| leǎllī: belki
| ātīkum: size getiririm
| minhā: ondan
| biḳabesin: bir kor
| ev: yahut
| ecidu: bulurum
| ǎlā: (yanında)
| n-nāri: ateşin
| huden: bir yol gösteren
| (20:10)|felemmā: ne zaman ki
| etāhā: o(ateşin yanı)na gelince
| nūdiye: kendisine seslenildi
| yā : EY/HEY/AH
| mūsā: Musa
| (20:11)

| etāhā: o(ateşin yanı)na gelince
| nūdiye: kendisine seslenildi
| yā : EY/HEY/AH
| mūsā: Musa
| (20:11)|innī: şüphesiz ben
| enā: ben
| rabbuke: senin Rabbinim
| feḣleǎ': çıkar
| neǎ'leyke: pabuçlarını
| inneke: çünkü sen
| bil-vādi: vadide
| l-muḳaddesi: kutsal
| Tuven: Tuva'dasın
| (20:12)

| enā: ben
| rabbuke: senin Rabbinim
| feḣleǎ': çıkar
| neǎ'leyke: pabuçlarını
| inneke: çünkü sen
| bil-vādi: vadide
| l-muḳaddesi: kutsal
| Tuven: Tuva'dasın
| (20:12)|ve enā: ve ben
| ḣtertuke: seni seçtim
| festemiǎ': şimdi dinle
| limā:
| yūHā: vahyolunanı
| (20:13)

| ḣtertuke: seni seçtim
| festemiǎ': şimdi dinle
| limā:
| yūHā: vahyolunanı
| (20:13)|innenī: muhakkak ben
| enā: ben
| llahu: Allah'ım
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| enā: benden
| feǎ'budnī: bana kulluk et
| ve eḳimi: ve doğrul
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe
| liƶikrī: hatırlamak/anmak için
| (20:14)

| enā: ben
| llahu: Allah'ım
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| enā: benden
| feǎ'budnī: bana kulluk et
| ve eḳimi: ve doğrul
| S-Salāte: SaLâTe/Desteğe
| liƶikrī: hatırlamak/anmak için
| (20:14)|inne: Kİ
| s-sāǎte: Sa'at
| ātiyetun: gelecektir
| ekādu: neredeyse
| uḣfīhā: onu gizleyeceğim
| lituczā: cezalanması için
| kullu: her
| nefsin: nefsin
| bimā: şeylerle
| tes'ǎā: peşinde koştuğu
| (20:15)

| s-sāǎte: Sa'at
| ātiyetun: gelecektir
| ekādu: neredeyse
| uḣfīhā: onu gizleyeceğim
| lituczā: cezalanması için
| kullu: her
| nefsin: nefsin
| bimā: şeylerle
| tes'ǎā: peşinde koştuğu
| (20:15)|felā: asla
| yeSuddenneke: seni alıkoymasın
| ǎnhā: on(a inanmak)dan
| men: kimse
| lā:
| yu'minu: inanmayan
| bihā: ona
| vettebeǎ: ve uyan
| hevāhu: keyfine
| feterdā: sonra helak olursun
| (20:16)

| yeSuddenneke: seni alıkoymasın
| ǎnhā: on(a inanmak)dan
| men: kimse
| lā:
| yu'minu: inanmayan
| bihā: ona
| vettebeǎ: ve uyan
| hevāhu: keyfine
| feterdā: sonra helak olursun
| (20:16)|ḳāle: dedi ki
| hiye: O
| ǎSāye: asa'mdır
| etevekkeu: dayanıyorum
| ǎleyhā: ona
| ve ehuşşu: ve yaprak silkeliyorum
| bihā: onunla
| ǎlā: için
| ğanemī: davarım
| veliye: ve benim var
| fīhā: onda
| māribu: ihtiyaçlarım
| uḣrā: daha başka
| (20:18)

| hiye: O
| ǎSāye: asa'mdır
| etevekkeu: dayanıyorum
| ǎleyhā: ona
| ve ehuşşu: ve yaprak silkeliyorum
| bihā: onunla
| ǎlā: için
| ğanemī: davarım
| veliye: ve benim var
| fīhā: onda
| māribu: ihtiyaçlarım
| uḣrā: daha başka
| (20:18)|feelḳāhā: onu attı
| fe iƶā: (bir de ne görsün)
| hiye: o
| Hayyetun: kocaman bir yılan
| tes'ǎā: koşan
| (20:20)

| fe iƶā: (bir de ne görsün)
| hiye: o
| Hayyetun: kocaman bir yılan
| tes'ǎā: koşan
| (20:20)|ḳāle: dedi
| ḣuƶhā: al onu
| ve lā: ve
| teḣaf: korkma
| senuǐyduhā: biz onu sokacağız
| sīratehā: durumuna
| l-ūlā: ilk
| (20:21)

| ḣuƶhā: al onu
| ve lā: ve
| teḣaf: korkma
| senuǐyduhā: biz onu sokacağız
| sīratehā: durumuna
| l-ūlā: ilk
| (20:21)|veDmum: ve sok
| yedeke: elini
| ilā:
| cenāHike: böğrüne
| teḣruc: çıksın
| beyDā'e: bembeyaz olarak
| min:
| ğayri: olmadan
| sū'in: bir hastalık
| āyeten: bir mu'cize olarak
| uḣrā: ayrı
| (20:22)

| yedeke: elini
| ilā:
| cenāHike: böğrüne
| teḣruc: çıksın
| beyDā'e: bembeyaz olarak
| min:
| ğayri: olmadan
| sū'in: bir hastalık
| āyeten: bir mu'cize olarak
| uḣrā: ayrı
| (20:22)|linuriyeke: sana göstermek için
| min: bazılarını
| āyātinā: mu'cizelerimizden
| l-kubrā: en büyük
| (20:23)

| min: bazılarını
| āyātinā: mu'cizelerimizden
| l-kubrā: en büyük
| (20:23)|ḳāle: buyurdu ki
| ḳad: muhakkak
| ūtīte: sana verildi
| su'leke: istediğin
| yā : EY/HEY/AH
| mūsā: Musa
| (20:36)

| ḳad: muhakkak
| ūtīte: sana verildi
| su'leke: istediğin
| yā : EY/HEY/AH
| mūsā: Musa
| (20:36)|veleḳad: zaten
| menennā: biz lutufta bulunmuştuk
| ǎleyke: sana
| merraten: bir kez
| uḣrā: daha
| (20:37)

| menennā: biz lutufta bulunmuştuk
| ǎleyke: sana
| merraten: bir kez
| uḣrā: daha
| (20:37)|eni: ki
| ḳƶifīhi: onu koy
| fī:
| t-tābūti: sandığa
| feḳƶifīhi: ve at
| fī:
| l-yemmi: suya
| felyulḳihi: onu bıraksın
| l-yemmu: su
| bis-sāHili: sahile
| ye'ḣuƶhu: onu alacaktır
| ǎduvvun: düşman olan
| lī: bana
| ve ǎduvvun: ve düşman olan
| lehu: ona
| ve elḳaytu: ve koydum
| ǎleyke: senin üzerine
| meHabbeten: bir sevgi
| minnī: benden
| velituSneǎ: yetiştirilmen için
| ǎlā: önünde
| ǎynī: gözümün
| (20:39)

| ḳƶifīhi: onu koy
| fī:
| t-tābūti: sandığa
| feḳƶifīhi: ve at
| fī:
| l-yemmi: suya
| felyulḳihi: onu bıraksın
| l-yemmu: su
| bis-sāHili: sahile
| ye'ḣuƶhu: onu alacaktır
| ǎduvvun: düşman olan
| lī: bana
| ve ǎduvvun: ve düşman olan
| lehu: ona
| ve elḳaytu: ve koydum
| ǎleyke: senin üzerine
| meHabbeten: bir sevgi
| minnī: benden
| velituSneǎ: yetiştirilmen için
| ǎlā: önünde
| ǎynī: gözümün
| (20:39)|iƶ: hani
| temşī: gidiyordu
| uḣtuke: kızkardeşin
| fe teḳūlu: ve diyordu
| hel: mi?
| edullukum: size göstereyim
| ǎlā:
| men: birini
| yekfuluhu: ona bakacak
| feraceǎ'nāke: böylece seni geri verdik
| ilā:
| ummike: annene
| key: ki
| teḳarra: aydın olsun
| ǎynuhā: gözü
| ve lā: ve asla
| teHzene: üzülmesin
| ve ḳatelte: ve sen öldürmüştün
| nefsen: bir adam
| fenecceynāke: seni kurtarmıştık
| mine:
| l-ğammi: tasadan
| ve fetennāke: ve seni denemiştik
| futūnen: (iyi bir) deneyişle
| felebiṧte: sonra kaldın
| sinīne: yıllarca
| fī: arasında
| ehli: halkı
| medyene: Medyen
| ṧumme: sonra
| ci'te: bize geldin
| ǎlā:
| ḳaderin: belirlediğimiz vakitte
| yā : EY/HEY/AH
| mūsā: Musa
| (20:40)

| temşī: gidiyordu
| uḣtuke: kızkardeşin
| fe teḳūlu: ve diyordu
| hel: mi?
| edullukum: size göstereyim
| ǎlā:
| men: birini
| yekfuluhu: ona bakacak
| feraceǎ'nāke: böylece seni geri verdik
| ilā:
| ummike: annene
| key: ki
| teḳarra: aydın olsun
| ǎynuhā: gözü
| ve lā: ve asla
| teHzene: üzülmesin
| ve ḳatelte: ve sen öldürmüştün
| nefsen: bir adam
| fenecceynāke: seni kurtarmıştık
| mine:
| l-ğammi: tasadan
| ve fetennāke: ve seni denemiştik
| futūnen: (iyi bir) deneyişle
| felebiṧte: sonra kaldın
| sinīne: yıllarca
| fī: arasında
| ehli: halkı
| medyene: Medyen
| ṧumme: sonra
| ci'te: bize geldin
| ǎlā:
| ḳaderin: belirlediğimiz vakitte
| yā : EY/HEY/AH
| mūsā: Musa
| (20:40)|İƶheb: götürün
| ente: sen
| ve eḣūke: ve kardeşin
| biāyātī: ayetlerimi
| ve lā: ve asla
| teniyā: gevşeklik etmeyin
| fī:
| ƶikrī: beni anmakta
| (20:42)

| ente: sen
| ve eḣūke: ve kardeşin
| biāyātī: ayetlerimi
| ve lā: ve asla
| teniyā: gevşeklik etmeyin
| fī:
| ƶikrī: beni anmakta
| (20:42)|fe ḳūlā: ve söyleyin
| lehu: ona
| ḳavlen: bir söz
| leyyinen: yumuşak
| leǎllehu: belki
| yeteƶekkeru: öğüt alır
| ev: veya
| yeḣşā: korkar
| (20:44)

| lehu: ona
| ḳavlen: bir söz
| leyyinen: yumuşak
| leǎllehu: belki
| yeteƶekkeru: öğüt alır
| ev: veya
| yeḣşā: korkar
| (20:44)|ḳālā: dediler ki
| rabbenā: Rabbimiz
| innenā: şüphesiz biz
| neḣāfu: korkuyoruz
| en: diye
| yefruTa: taşkınlık eder
| ǎleynā: bize
| ev: yahut
| en: diye
| yeTğā: iyice azar
| (20:45)

| rabbenā: Rabbimiz
| innenā: şüphesiz biz
| neḣāfu: korkuyoruz
| en: diye
| yefruTa: taşkınlık eder
| ǎleynā: bize
| ev: yahut
| en: diye
| yeTğā: iyice azar
| (20:45)|ḳāle: dedi
| lā:
| teḣāfā: korkmayın
| innenī: ben
| meǎkumā: sizinle beraberim
| esmeǔ: işitir
| ve erā: ve görürüm
| (20:46)

| lā:
| teḣāfā: korkmayın
| innenī: ben
| meǎkumā: sizinle beraberim
| esmeǔ: işitir
| ve erā: ve görürüm
| (20:46)|fe'tiyāhu: haydi varın ona
| fe ḳūlā: deyin ki
| innā: şüphesiz biz
| rasūlā: elçileriyiz
| rabbike: senin Rabbinin
| feersil: gönder
| meǎnā: bizimle
| benī: oğullarını
| isrāīle: İsrail
| ve lā: ve
| tuǎƶƶibhum: onlara azab etme
| ḳad: kuşkusuz
| ci'nāke: biz sana getirdik
| biāyetin: bir ayet
| min: -den
| rabbike: Rabbin-
| ve sselāmu: ve Esenlik
| ǎlā: üzerinedir
| meni: kimseler
| ttebeǎ: uyan
| l-hudā: hidayete
| (20:47)

| fe ḳūlā: deyin ki
| innā: şüphesiz biz
| rasūlā: elçileriyiz
| rabbike: senin Rabbinin
| feersil: gönder
| meǎnā: bizimle
| benī: oğullarını
| isrāīle: İsrail
| ve lā: ve
| tuǎƶƶibhum: onlara azab etme
| ḳad: kuşkusuz
| ci'nāke: biz sana getirdik
| biāyetin: bir ayet
| min: -den
| rabbike: Rabbin-
| ve sselāmu: ve Esenlik
| ǎlā: üzerinedir
| meni: kimseler
| ttebeǎ: uyan
| l-hudā: hidayete
| (20:47)|innā: gerçekten biz
| ḳad: doğrusu
| ūHiye: vahyolundu
| ileynā: bize
| enne: muhakkak
| l-ǎƶābe: azabın
| ǎlā: üzerine (olacağı)
| men: kimsenin
| keƶƶebe: yalanlayan
| ve tevellā: ve yüz çevirenin
| (20:48)

| ḳad: doğrusu
| ūHiye: vahyolundu
| ileynā: bize
| enne: muhakkak
| l-ǎƶābe: azabın
| ǎlā: üzerine (olacağı)
| men: kimsenin
| keƶƶebe: yalanlayan
| ve tevellā: ve yüz çevirenin
| (20:48)|ḳāle: dedi
| rabbunā: Rabbimiz
| lleƶī: o ki
| eǎ'Tā: verendir
| kulle: her
| şey'in: şeye
| ḣalḳahu: yaratılışını
| ṧumme: sonra
| hedā: onu doğru yola iletendir
| (20:50)

| rabbunā: Rabbimiz
| lleƶī: o ki
| eǎ'Tā: verendir
| kulle: her
| şey'in: şeye
| ḣalḳahu: yaratılışını
| ṧumme: sonra
| hedā: onu doğru yola iletendir
| (20:50)