8Enfâl Suresi
Kuran Sırası: 8
İniş Sırası: 88
Kırık Meal (Arapça) Meali
|يَسْأَلُونَكَ: sana sorarlar
| عَنِ: -den
| الْأَنْفَالِ: ganimetler-
| قُلِ: de ki
| الْأَنْفَالُ: ganimetler
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| وَالرَّسُولِ: ve Elçi(si)nindir
| فَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَأَصْلِحُوا: ve düzeltin
| ذَاتَ: hali
| بَيْنِكُمْ: aranızdaki
| وَأَطِيعُوا: ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: siz (gerçekten) iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inananlar
| (8:1)

| عَنِ: -den
| الْأَنْفَالِ: ganimetler-
| قُلِ: de ki
| الْأَنْفَالُ: ganimetler
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| وَالرَّسُولِ: ve Elçi(si)nindir
| فَاتَّقُوا: korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَأَصْلِحُوا: ve düzeltin
| ذَاتَ: hali
| بَيْنِكُمْ: aranızdaki
| وَأَطِيعُوا: ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: siz (gerçekten) iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inananlar
| (8:1)|إِنَّمَا: gerçekten
| الْمُؤْمِنُونَ: Mü'minler
| الَّذِينَ: o kimselerdir ki
| إِذَا: zaman
| ذُكِرَ: anıldığı
| اللَّهُ: Allah
| وَجِلَتْ: ürperir
| قُلُوبُهُمْ: yürekleri
| وَإِذَا: ve zaman
| تُلِيَتْ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| ايَاتُهُ: O'nun ayetleri
| زَادَتْهُمْ: artırır
| إِيمَانًا: imanlarını
| وَعَلَىٰ: ve
| رَبِّهِمْ: Rablerine
| يَتَوَكَّلُونَ: tevekkül ederler
| (8:2)

| الْمُؤْمِنُونَ: Mü'minler
| الَّذِينَ: o kimselerdir ki
| إِذَا: zaman
| ذُكِرَ: anıldığı
| اللَّهُ: Allah
| وَجِلَتْ: ürperir
| قُلُوبُهُمْ: yürekleri
| وَإِذَا: ve zaman
| تُلِيَتْ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| ايَاتُهُ: O'nun ayetleri
| زَادَتْهُمْ: artırır
| إِيمَانًا: imanlarını
| وَعَلَىٰ: ve
| رَبِّهِمْ: Rablerine
| يَتَوَكَّلُونَ: tevekkül ederler
| (8:2)|الَّذِينَ: o kimseler
| يُقِيمُونَ: doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَمِمَّا: ve -şeylerden
| رَزَقْنَاهُمْ: rızıklandırdığımız-
| يُنْفِقُونَ: harcayanlar
| (8:3)

| يُقِيمُونَ: doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَمِمَّا: ve -şeylerden
| رَزَقْنَاهُمْ: rızıklandırdığımız-
| يُنْفِقُونَ: harcayanlar
| (8:3)|أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الْمُؤْمِنُونَ: mü'minler/doğrulaşmışlar/eminler
| حَقًّا: gerçek
| لَهُمْ: onlara vardır
| دَرَجَاتٌ: dereceler
| عِنْدَ: katında
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| وَمَغْفِرَةٌ: ve bağışlanma
| وَرِزْقٌ: ve rızık
| كَرِيمٌ: tükenmez
| (8:4)

| هُمُ: onlardır
| الْمُؤْمِنُونَ: mü'minler/doğrulaşmışlar/eminler
| حَقًّا: gerçek
| لَهُمْ: onlara vardır
| دَرَجَاتٌ: dereceler
| عِنْدَ: katında
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| وَمَغْفِرَةٌ: ve bağışlanma
| وَرِزْقٌ: ve rızık
| كَرِيمٌ: tükenmez
| (8:4)|كَمَا: gibi
| أَخْرَجَكَ: seni çıkardığı
| رَبُّكَ: Rabbinin
| مِنْ: -den/dan
| بَيْتِكَ: Yapı'n
| بِالْحَقِّ: gerçek'le
| وَإِنَّ: ve Kİ
| فَرِيقًا: bir kısmı
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| لَكَارِهُونَ: bundan hoşlanmıyordu
| (8:5)

| أَخْرَجَكَ: seni çıkardığı
| رَبُّكَ: Rabbinin
| مِنْ: -den/dan
| بَيْتِكَ: Yapı'n
| بِالْحَقِّ: gerçek'le
| وَإِنَّ: ve Kİ
| فَرِيقًا: bir kısmı
| مِنَ: -den
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minler-
| لَكَارِهُونَ: bundan hoşlanmıyordu
| (8:5)|يُجَادِلُونَكَ: seninle tartışıyorlardı
| فِي: dair
| الْحَقِّ: hakka
| بَعْدَمَا: sonra
| تَبَيَّنَ: ortaya çıktıktan
| كَأَنَّمَا: gibi
| يُسَاقُونَ: sürülüyorlarmış
| إِلَى:
| الْمَوْتِ: ölüme
| وَهُمْ: ve onlar
| يَنْظُرُونَ: gözleri göre göre
| (8:6)

| فِي: dair
| الْحَقِّ: hakka
| بَعْدَمَا: sonra
| تَبَيَّنَ: ortaya çıktıktan
| كَأَنَّمَا: gibi
| يُسَاقُونَ: sürülüyorlarmış
| إِلَى:
| الْمَوْتِ: ölüme
| وَهُمْ: ve onlar
| يَنْظُرُونَ: gözleri göre göre
| (8:6)|وَإِذْ: o zaman
| يَعِدُكُمُ: size va'dediyordu
| اللَّهُ: Allah
| إِحْدَى: birinin
| الطَّائِفَتَيْنِ: iki topluluktan
| أَنَّهَا: muhakkak
| لَكُمْ: sizin olduğunu
| وَتَوَدُّونَ: siz de istiyordunuz
| أَنَّ: gerçekten
| غَيْرَ:
| ذَاتِ: hali
| الشَّوْكَةِ: kuvvetsiz olanın
| تَكُونُ: olmasını
| لَكُمْ: sizin
| وَيُرِيدُ: oysa istiyordu
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يُحِقَّ: gerçekleştirmek
| الْحَقَّ: hakkı
| بِكَلِمَاتِهِ: sözleriyle
| وَيَقْطَعَ: ve kesmek
| دَابِرَ: ardını
| الْكَافِرِينَ: kafirlerin
| (8:7)

| يَعِدُكُمُ: size va'dediyordu
| اللَّهُ: Allah
| إِحْدَى: birinin
| الطَّائِفَتَيْنِ: iki topluluktan
| أَنَّهَا: muhakkak
| لَكُمْ: sizin olduğunu
| وَتَوَدُّونَ: siz de istiyordunuz
| أَنَّ: gerçekten
| غَيْرَ:
| ذَاتِ: hali
| الشَّوْكَةِ: kuvvetsiz olanın
| تَكُونُ: olmasını
| لَكُمْ: sizin
| وَيُرِيدُ: oysa istiyordu
| اللَّهُ: Allah
| أَنْ:
| يُحِقَّ: gerçekleştirmek
| الْحَقَّ: hakkı
| بِكَلِمَاتِهِ: sözleriyle
| وَيَقْطَعَ: ve kesmek
| دَابِرَ: ardını
| الْكَافِرِينَ: kafirlerin
| (8:7)|لِيُحِقَّ: ta ki gerçekleştirsin
| الْحَقَّ: hakkı
| وَيُبْطِلَ: ve ortadan kaldırsın
| الْبَاطِلَ: batılı
| وَلَوْ: şayet
| كَرِهَ: istemese (bile)
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (8:8)

| الْحَقَّ: hakkı
| وَيُبْطِلَ: ve ortadan kaldırsın
| الْبَاطِلَ: batılı
| وَلَوْ: şayet
| كَرِهَ: istemese (bile)
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (8:8)|إِذْ: hani
| تَسْتَغِيثُونَ: siz yardım istiyordunuz
| رَبَّكُمْ: Rabbinizden
| فَاسْتَجَابَ: karşılık vermişti
| لَكُمْ: size
| أَنِّي: şüphesiz ben
| مُمِدُّكُمْ: size yardım edeceğim
| بِأَلْفٍ: bin
| مِنَ: ile
| الْمَلَائِكَةِ: melekler
| مُرْدِفِينَ: birbiri ardınca
| (8:9)

| تَسْتَغِيثُونَ: siz yardım istiyordunuz
| رَبَّكُمْ: Rabbinizden
| فَاسْتَجَابَ: karşılık vermişti
| لَكُمْ: size
| أَنِّي: şüphesiz ben
| مُمِدُّكُمْ: size yardım edeceğim
| بِأَلْفٍ: bin
| مِنَ: ile
| الْمَلَائِكَةِ: melekler
| مُرْدِفِينَ: birbiri ardınca
| (8:9)|وَمَا: ve
| جَعَلَهُ: bunu yapmadı
| اللَّهُ: Allah
| إِلَّا: ancak (yaptı)
| بُشْرَىٰ: müjde olsun diye
| وَلِتَطْمَئِنَّ: ve yatışsın diye
| بِهِ: bununla
| قُلُوبُكُمْ: kalbiniz
| وَمَا: ve yoktur
| النَّصْرُ: yardım
| إِلَّا: başkaca
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَزِيزٌ: daima üstün
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (8:10)

| جَعَلَهُ: bunu yapmadı
| اللَّهُ: Allah
| إِلَّا: ancak (yaptı)
| بُشْرَىٰ: müjde olsun diye
| وَلِتَطْمَئِنَّ: ve yatışsın diye
| بِهِ: bununla
| قُلُوبُكُمْ: kalbiniz
| وَمَا: ve yoktur
| النَّصْرُ: yardım
| إِلَّا: başkaca
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَزِيزٌ: daima üstün
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (8:10)|إِذْ: O zaman
| يُغَشِّيكُمُ: sizi bürüyordu
| النُّعَاسَ: hafif bir uyku
| أَمَنَةً: bir güven olmak üzere
| مِنْهُ: O'ndan (Allah'tan)
| وَيُنَزِّلُ: ve indiriyordu
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| لِيُطَهِّرَكُمْ: sizi temizlemek için
| بِهِ: onunla
| وَيُذْهِبَ: ve gidermek için
| عَنْكُمْ: sizden
| رِجْزَ: pisliğini
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَلِيَرْبِطَ: ve (birbirine) bağlamak için
| عَلَىٰ: üzerini
| قُلُوبِكُمْ: kalblerinizin
| وَيُثَبِّتَ: ve pekiştirmek için
| بِهِ: onunla
| الْأَقْدَامَ: ayakları(nızı)
| (8:11)

| يُغَشِّيكُمُ: sizi bürüyordu
| النُّعَاسَ: hafif bir uyku
| أَمَنَةً: bir güven olmak üzere
| مِنْهُ: O'ndan (Allah'tan)
| وَيُنَزِّلُ: ve indiriyordu
| عَلَيْكُمْ: üzerinize
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| لِيُطَهِّرَكُمْ: sizi temizlemek için
| بِهِ: onunla
| وَيُذْهِبَ: ve gidermek için
| عَنْكُمْ: sizden
| رِجْزَ: pisliğini
| الشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَلِيَرْبِطَ: ve (birbirine) bağlamak için
| عَلَىٰ: üzerini
| قُلُوبِكُمْ: kalblerinizin
| وَيُثَبِّتَ: ve pekiştirmek için
| بِهِ: onunla
| الْأَقْدَامَ: ayakları(nızı)
| (8:11)|إِذْ: hani
| يُوحِي: vahyediyordu
| رَبُّكَ: Rabbin
| إِلَى:
| الْمَلَائِكَةِ: meleklere
| أَنِّي: şüphesiz ben
| مَعَكُمْ: sizinle beraberim
| فَثَبِّتُوا: siz pekiştirin
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: inananları
| سَأُلْقِي: ben salacağım
| فِي: içine
| قُلُوبِ: yüreklerine
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar edenlerin
| الرُّعْبَ: korku
| فَاضْرِبُوا: vurun
| فَوْقَ: üstüne
| الْأَعْنَاقِ: boyunların(ın)
| وَاضْرِبُوا: ve vurun
| مِنْهُمْ: onların
| كُلَّ: her
| بَنَانٍ: parmağına
| (8:12)

| يُوحِي: vahyediyordu
| رَبُّكَ: Rabbin
| إِلَى:
| الْمَلَائِكَةِ: meleklere
| أَنِّي: şüphesiz ben
| مَعَكُمْ: sizinle beraberim
| فَثَبِّتُوا: siz pekiştirin
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: inananları
| سَأُلْقِي: ben salacağım
| فِي: içine
| قُلُوبِ: yüreklerine
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar edenlerin
| الرُّعْبَ: korku
| فَاضْرِبُوا: vurun
| فَوْقَ: üstüne
| الْأَعْنَاقِ: boyunların(ın)
| وَاضْرِبُوا: ve vurun
| مِنْهُمْ: onların
| كُلَّ: her
| بَنَانٍ: parmağına
| (8:12)|ذَٰلِكَ: böyle (olacak)
| بِأَنَّهُمْ: çünkü onlar
| شَاقُّوا: karşı geldiler
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَمَنْ: kim
| يُشَاقِقِ: karşı gelirse
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetin olur
| الْعِقَابِ: cezası
| (8:13)

| بِأَنَّهُمْ: çünkü onlar
| شَاقُّوا: karşı geldiler
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَمَنْ: kim
| يُشَاقِقِ: karşı gelirse
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetin olur
| الْعِقَابِ: cezası
| (8:13)|ذَٰلِكُمْ: işte siz
| فَذُوقُوهُ: şimdi tadın onu
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| لِلْكَافِرِينَ: kafirler için vardır
| عَذَابَ: azabı
| النَّارِ: ateş
| (8:14)

| فَذُوقُوهُ: şimdi tadın onu
| وَأَنَّ: ve şüphesiz
| لِلْكَافِرِينَ: kafirler için vardır
| عَذَابَ: azabı
| النَّارِ: ateş
| (8:14)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِذَا: ne zaman ki
| لَقِيتُمُ: karşılaşırsanız
| الَّذِينَ: kimselerle
| كَفَرُوا: inkar edenlerle
| زَحْفًا: toplu halde
| فَلَا: asla
| تُوَلُّوهُمُ: onlara döndürmeyin
| الْأَدْبَارَ: arkalar(ınız)ı
| (8:15)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِذَا: ne zaman ki
| لَقِيتُمُ: karşılaşırsanız
| الَّذِينَ: kimselerle
| كَفَرُوا: inkar edenlerle
| زَحْفًا: toplu halde
| فَلَا: asla
| تُوَلُّوهُمُ: onlara döndürmeyin
| الْأَدْبَارَ: arkalar(ınız)ı
| (8:15)|وَمَنْ: ve kim
| يُوَلِّهِمْ: döner(kaçar)sa
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| دُبُرَهُ: arkasını
| إِلَّا: dışında
| مُتَحَرِّفًا: bir tarafa çekilmek
| لِقِتَالٍ: savaşmak için
| أَوْ: ya da
| مُتَحَيِّزًا: katılmak
| إِلَىٰ:
| فِئَةٍ: (başka) bir birliğe
| فَقَدْ: muhakkak
| بَاءَ: uğrar
| بِغَضَبٍ: bir gazaba
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَمَأْوَاهُ: ve onun yeri
| جَهَنَّمُ: cehennemdir
| وَبِئْسَ: ve o ne kötü
| الْمَصِيرُ: varılacak bir yerdir
| (8:16)

| يُوَلِّهِمْ: döner(kaçar)sa
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| دُبُرَهُ: arkasını
| إِلَّا: dışında
| مُتَحَرِّفًا: bir tarafa çekilmek
| لِقِتَالٍ: savaşmak için
| أَوْ: ya da
| مُتَحَيِّزًا: katılmak
| إِلَىٰ:
| فِئَةٍ: (başka) bir birliğe
| فَقَدْ: muhakkak
| بَاءَ: uğrar
| بِغَضَبٍ: bir gazaba
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَمَأْوَاهُ: ve onun yeri
| جَهَنَّمُ: cehennemdir
| وَبِئْسَ: ve o ne kötü
| الْمَصِيرُ: varılacak bir yerdir
| (8:16)|فَلَمْ:
| تَقْتُلُوهُمْ: onları siz öldürmediniz
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| قَتَلَهُمْ: onları öldürdü
| وَمَا:
| رَمَيْتَ: sen atmadın
| إِذْ: zaman
| رَمَيْتَ: attığın
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| رَمَىٰ: attı
| وَلِيُبْلِيَ: sınamak için
| الْمُؤْمِنِينَ: Mü'minleri
| مِنْهُ: kendinden
| بَلَاءً: bir imtihanla
| حَسَنًا: güzel
| إِنَّ: doğrusu
| اللَّهَ: Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (8:17)

| تَقْتُلُوهُمْ: onları siz öldürmediniz
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| قَتَلَهُمْ: onları öldürdü
| وَمَا:
| رَمَيْتَ: sen atmadın
| إِذْ: zaman
| رَمَيْتَ: attığın
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| رَمَىٰ: attı
| وَلِيُبْلِيَ: sınamak için
| الْمُؤْمِنِينَ: Mü'minleri
| مِنْهُ: kendinden
| بَلَاءً: bir imtihanla
| حَسَنًا: güzel
| إِنَّ: doğrusu
| اللَّهَ: Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (8:17)|ذَٰلِكُمْ: işte size böyle yaptı
| وَأَنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مُوهِنُ: zayıflatır
| كَيْدِ: tuzağını
| الْكَافِرِينَ: kafirlerin
| (8:18)

| وَأَنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مُوهِنُ: zayıflatır
| كَيْدِ: tuzağını
| الْكَافِرِينَ: kafirlerin
| (8:18)|إِنْ: eğer
| تَسْتَفْتِحُوا: fetih istiyorsanız
| فَقَدْ: işte
| جَاءَكُمُ: size geldi
| الْفَتْحُ: fetih
| وَإِنْ: eğer
| تَنْتَهُوا: vazgeçerseniz
| فَهُوَ: bu
| خَيْرٌ: iyidir
| لَكُمْ: sizin için
| وَإِنْ: ama yine
| تَعُودُوا: dönerseniz
| نَعُدْ: biz de döneriz
| وَلَنْ:
| تُغْنِيَ: sağlayamaz
| عَنْكُمْ: size
| فِئَتُكُمْ: topluluğunuz
| شَيْئًا: hiçbir şey (yarar)
| وَلَوْ: şayet
| كَثُرَتْ: çok da olsa
| وَأَنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlarla
| (8:19)

| تَسْتَفْتِحُوا: fetih istiyorsanız
| فَقَدْ: işte
| جَاءَكُمُ: size geldi
| الْفَتْحُ: fetih
| وَإِنْ: eğer
| تَنْتَهُوا: vazgeçerseniz
| فَهُوَ: bu
| خَيْرٌ: iyidir
| لَكُمْ: sizin için
| وَإِنْ: ama yine
| تَعُودُوا: dönerseniz
| نَعُدْ: biz de döneriz
| وَلَنْ:
| تُغْنِيَ: sağlayamaz
| عَنْكُمْ: size
| فِئَتُكُمْ: topluluğunuz
| شَيْئًا: hiçbir şey (yarar)
| وَلَوْ: şayet
| كَثُرَتْ: çok da olsa
| وَأَنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الْمُؤْمِنِينَ: inananlarla
| (8:19)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| أَطِيعُوا: ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَلَا: ve asla
| تَوَلَّوْا: dönmeyin
| عَنْهُ: ondan
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| تَسْمَعُونَ: işittiğiniz halde
| (8:20)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| أَطِيعُوا: ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَلَا: ve asla
| تَوَلَّوْا: dönmeyin
| عَنْهُ: ondan
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| تَسْمَعُونَ: işittiğiniz halde
| (8:20)|وَلَا: ve asla
| تَكُونُوا: olmayın
| كَالَّذِينَ: gibi
| قَالُوا: diyenler
| سَمِعْنَا: işittik
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَسْمَعُونَ: işitmedikleri halde
| (8:21)

| تَكُونُوا: olmayın
| كَالَّذِينَ: gibi
| قَالُوا: diyenler
| سَمِعْنَا: işittik
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَسْمَعُونَ: işitmedikleri halde
| (8:21)|إِنَّ: şüphesiz
| شَرَّ: en kötüsü
| الدَّوَابِّ: canlıların
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| الصُّمُّ: sağırlar
| الْبُكْمُ: ve dilsizlerdir
| الَّذِينَ: onlar ki
| لَا:
| يَعْقِلُونَ: düşünmezler
| (8:22)

| شَرَّ: en kötüsü
| الدَّوَابِّ: canlıların
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| الصُّمُّ: sağırlar
| الْبُكْمُ: ve dilsizlerdir
| الَّذِينَ: onlar ki
| لَا:
| يَعْقِلُونَ: düşünmezler
| (8:22)|وَلَوْ: şayet
| عَلِمَ: bilseydi
| اللَّهُ: Allah
| فِيهِمْ: onlarda vardır
| خَيْرًا: bir iyilik
| لَأَسْمَعَهُمْ: elbette onlara işittirirdi
| وَلَوْ: şayet
| أَسْمَعَهُمْ: onlara işittirseydi de
| لَتَوَلَّوْا: yine dönerlerdi
| وَهُمْ: onlar
| مُعْرِضُونَ: aldırmayarak
| (8:23)

| عَلِمَ: bilseydi
| اللَّهُ: Allah
| فِيهِمْ: onlarda vardır
| خَيْرًا: bir iyilik
| لَأَسْمَعَهُمْ: elbette onlara işittirirdi
| وَلَوْ: şayet
| أَسْمَعَهُمْ: onlara işittirseydi de
| لَتَوَلَّوْا: yine dönerlerdi
| وَهُمْ: onlar
| مُعْرِضُونَ: aldırmayarak
| (8:23)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| اسْتَجِيبُوا: çağrısına koşun
| لِلَّهِ: Allah'ın
| وَلِلرَّسُولِ: ve Elçisinin
| إِذَا: zaman
| دَعَاكُمْ: sizi çağırdığı
| لِمَا: şeylere
| يُحْيِيكُمْ: sizi yaşatacak
| وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| يَحُولُ: girer
| بَيْنَ: arasına
| الْمَرْءِ: kişi ile
| وَقَلْبِهِ: onun kalbi
| وَأَنَّهُ: ve siz
| إِلَيْهِ: O'nun huzuruna
| تُحْشَرُونَ: toplanacaksınız
| (8:24)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| اسْتَجِيبُوا: çağrısına koşun
| لِلَّهِ: Allah'ın
| وَلِلرَّسُولِ: ve Elçisinin
| إِذَا: zaman
| دَعَاكُمْ: sizi çağırdığı
| لِمَا: şeylere
| يُحْيِيكُمْ: sizi yaşatacak
| وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| يَحُولُ: girer
| بَيْنَ: arasına
| الْمَرْءِ: kişi ile
| وَقَلْبِهِ: onun kalbi
| وَأَنَّهُ: ve siz
| إِلَيْهِ: O'nun huzuruna
| تُحْشَرُونَ: toplanacaksınız
| (8:24)|وَاتَّقُوا: sakının
| فِتْنَةً: fitneden
| لَا:
| تُصِيبَنَّ: erişmekle kalmaz
| الَّذِينَ: kimselere
| ظَلَمُوا: haksızlık edenlere
| مِنْكُمْ: aranızdan
| خَاصَّةً: yalnızca
| وَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: azabı
| (8:25)

| فِتْنَةً: fitneden
| لَا:
| تُصِيبَنَّ: erişmekle kalmaz
| الَّذِينَ: kimselere
| ظَلَمُوا: haksızlık edenlere
| مِنْكُمْ: aranızdan
| خَاصَّةً: yalnızca
| وَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: azabı
| (8:25)|وَاذْكُرُوا: düşünün ki
| إِذْ: bir zaman
| أَنْتُمْ: siz
| قَلِيلٌ: az idiniz
| مُسْتَضْعَفُونَ: hırpalanıyordunuz
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| تَخَافُونَ: korkuyordunuz
| أَنْ:
| يَتَخَطَّفَكُمُ: sizi kapıp götürmesinden
| النَّاسُ: insanların
| فَاوَاكُمْ: (Allah) sizi barındırdı
| وَأَيَّدَكُمْ: ve sizi destekledi
| بِنَصْرِهِ: yardımıyle
| وَرَزَقَكُمْ: ve sizi besledi
| مِنَ:
| الطَّيِّبَاتِ: güzel şeylerle
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz
| (8:26)

| إِذْ: bir zaman
| أَنْتُمْ: siz
| قَلِيلٌ: az idiniz
| مُسْتَضْعَفُونَ: hırpalanıyordunuz
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| تَخَافُونَ: korkuyordunuz
| أَنْ:
| يَتَخَطَّفَكُمُ: sizi kapıp götürmesinden
| النَّاسُ: insanların
| فَاوَاكُمْ: (Allah) sizi barındırdı
| وَأَيَّدَكُمْ: ve sizi destekledi
| بِنَصْرِهِ: yardımıyle
| وَرَزَقَكُمْ: ve sizi besledi
| مِنَ:
| الطَّيِّبَاتِ: güzel şeylerle
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz
| (8:26)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَخُونُوا: hiyanet etmeyin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَالرَّسُولَ: ve Elçisine
| وَتَخُونُوا: hiyanet ederek
| أَمَانَاتِكُمْ: emanetlerinize
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| تَعْلَمُونَ: bildiğiniz halde
| (8:27)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَا:
| تَخُونُوا: hiyanet etmeyin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَالرَّسُولَ: ve Elçisine
| وَتَخُونُوا: hiyanet ederek
| أَمَانَاتِكُمْ: emanetlerinize
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| تَعْلَمُونَ: bildiğiniz halde
| (8:27)|وَاعْلَمُوا: ve bilin ki
| أَنَّمَا: şüphesiz
| أَمْوَالُكُمْ: mallarınız
| وَأَوْلَادُكُمْ: ve çocuklarınız
| فِتْنَةٌ: birer fitne(sınav)dır
| وَأَنَّ: ve süphesiz
| اللَّهَ: Allah('a gelince)
| عِنْدَهُ: o'nun yanındadır
| أَجْرٌ: mükafat
| عَظِيمٌ: büyük
| (8:28)

| أَنَّمَا: şüphesiz
| أَمْوَالُكُمْ: mallarınız
| وَأَوْلَادُكُمْ: ve çocuklarınız
| فِتْنَةٌ: birer fitne(sınav)dır
| وَأَنَّ: ve süphesiz
| اللَّهَ: Allah('a gelince)
| عِنْدَهُ: o'nun yanındadır
| أَجْرٌ: mükafat
| عَظِيمٌ: büyük
| (8:28)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِنْ: eğer
| تَتَّقُوا: korkarsanız
| اللَّهَ: Allah'tan
| يَجْعَلْ: O verir
| لَكُمْ: size
| فُرْقَانًا: iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
| وَيُكَفِّرْ: ve örter
| عَنْكُمْ: sizin
| سَيِّئَاتِكُمْ: kötülüklerinizi
| وَيَغْفِرْ: ve bağışlar
| لَكُمْ: sizi
| وَاللَّهُ: Allah
| ذُو: sahibidir
| الْفَضْلِ: lutuf
| الْعَظِيمِ: büyük
| (8:29)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِنْ: eğer
| تَتَّقُوا: korkarsanız
| اللَّهَ: Allah'tan
| يَجْعَلْ: O verir
| لَكُمْ: size
| فُرْقَانًا: iyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
| وَيُكَفِّرْ: ve örter
| عَنْكُمْ: sizin
| سَيِّئَاتِكُمْ: kötülüklerinizi
| وَيَغْفِرْ: ve bağışlar
| لَكُمْ: sizi
| وَاللَّهُ: Allah
| ذُو: sahibidir
| الْفَضْلِ: lutuf
| الْعَظِيمِ: büyük
| (8:29)|وَإِذْ: ve hani
| يَمْكُرُ: tuzak kuruyorlardı
| بِكَ: sana
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar edenler
| لِيُثْبِتُوكَ: seni tutup bağlamaları için
| أَوْ: veya
| يَقْتُلُوكَ: öldürmeleri için
| أَوْ: ya da
| يُخْرِجُوكَ: sürmeleri için
| وَيَمْكُرُونَ: onlar tuzak kurarlarken
| وَيَمْكُرُ: tuzak kuruyordu
| اللَّهُ: Allah da
| وَاللَّهُ: Allah
| خَيْرُ: en iyisidir
| الْمَاكِرِينَ: tuzak kuranların
| (8:30)

| يَمْكُرُ: tuzak kuruyorlardı
| بِكَ: sana
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar edenler
| لِيُثْبِتُوكَ: seni tutup bağlamaları için
| أَوْ: veya
| يَقْتُلُوكَ: öldürmeleri için
| أَوْ: ya da
| يُخْرِجُوكَ: sürmeleri için
| وَيَمْكُرُونَ: onlar tuzak kurarlarken
| وَيَمْكُرُ: tuzak kuruyordu
| اللَّهُ: Allah da
| وَاللَّهُ: Allah
| خَيْرُ: en iyisidir
| الْمَاكِرِينَ: tuzak kuranların
| (8:30)|وَإِذَا: zaman
| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| قَالُوا: dediler
| قَدْ: muhakkak
| سَمِعْنَا: İşittik
| لَوْ: şayet
| نَشَاءُ: istesek
| لَقُلْنَا: biz de söyleriz
| مِثْلَ: gibisini
| هَٰذَا: bunun
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: ancak
| أَسَاطِيرُ: masallarındandır
| الْأَوَّلِينَ: evvelkilerin
| (8:31)

| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| قَالُوا: dediler
| قَدْ: muhakkak
| سَمِعْنَا: İşittik
| لَوْ: şayet
| نَشَاءُ: istesek
| لَقُلْنَا: biz de söyleriz
| مِثْلَ: gibisini
| هَٰذَا: bunun
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: ancak
| أَسَاطِيرُ: masallarındandır
| الْأَوَّلِينَ: evvelkilerin
| (8:31)|وَإِذْ: ve hani
| قَالُوا: demişlerdi
| اللَّهُمَّ: Allah'ım
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| هَٰذَا: bu
| هُوَ: (kişi)
| الْحَقَّ: bir gerçek
| مِنْ:
| عِنْدِكَ: senin yanından gelmiş
| فَأَمْطِرْ: yağdır
| عَلَيْنَا: başımıza
| حِجَارَةً: taş
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| أَوِ: yahut
| ائْتِنَا: bize getir
| بِعَذَابٍ: bir azab
| أَلِيمٍ: acıklı
| (8:32)

| قَالُوا: demişlerdi
| اللَّهُمَّ: Allah'ım
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| هَٰذَا: bu
| هُوَ: (kişi)
| الْحَقَّ: bir gerçek
| مِنْ:
| عِنْدِكَ: senin yanından gelmiş
| فَأَمْطِرْ: yağdır
| عَلَيْنَا: başımıza
| حِجَارَةً: taş
| مِنَ:
| السَّمَاءِ: gökten
| أَوِ: yahut
| ائْتِنَا: bize getir
| بِعَذَابٍ: bir azab
| أَلِيمٍ: acıklı
| (8:32)|وَمَا: oysa
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| لِيُعَذِّبَهُمْ: onlara azab edecek
| وَأَنْتَ: ve sen
| فِيهِمْ: onların içinde bulundukça
| وَمَا: ve
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| مُعَذِّبَهُمْ: onlara azab edecek
| وَهُمْ: ve onlar
| يَسْتَغْفِرُونَ: istiğfar ederlerken
| (8:33)

| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| لِيُعَذِّبَهُمْ: onlara azab edecek
| وَأَنْتَ: ve sen
| فِيهِمْ: onların içinde bulundukça
| وَمَا: ve
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| مُعَذِّبَهُمْ: onlara azab edecek
| وَهُمْ: ve onlar
| يَسْتَغْفِرُونَ: istiğfar ederlerken
| (8:33)|وَمَا: neden
| لَهُمْ: onlara
| أَلَّا:
| يُعَذِّبَهُمُ: azabetmesin?
| اللَّهُ: Allah
| وَهُمْ: onlar
| يَصُدُّونَ: geri çevirdikleri
| عَنِ:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: haramdan
| وَمَا: ve
| كَانُوا: olmadıkları halde
| أَوْلِيَاءَهُ: onun velisi
| إِنْ:
| أَوْلِيَاؤُهُ: onun velileri
| إِلَّا: sadece
| الْمُتَّقُونَ: korunanlardır
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (8:34)

| لَهُمْ: onlara
| أَلَّا:
| يُعَذِّبَهُمُ: azabetmesin?
| اللَّهُ: Allah
| وَهُمْ: onlar
| يَصُدُّونَ: geri çevirdikleri
| عَنِ:
| الْمَسْجِدِ: Mescid-i
| الْحَرَامِ: haramdan
| وَمَا: ve
| كَانُوا: olmadıkları halde
| أَوْلِيَاءَهُ: onun velisi
| إِنْ:
| أَوْلِيَاؤُهُ: onun velileri
| إِلَّا: sadece
| الْمُتَّقُونَ: korunanlardır
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَهُمْ: çokları
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (8:34)|وَمَا: ve şey
| كَانَ: olan
| صَلَاتُهُمْ: SaLât'leri / Destekleri
| عِنْدَ: katında
| الْبَيْتِ: Beyt(ullah)
| إِلَّا: başka
| مُكَاءً: ıslık çalmadan
| وَتَصْدِيَةً: ve el çırpmadan
| فَذُوقُوا: O halde tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: olmanızdan
| تَكْفُرُونَ: inkar ediyor(lar)
| (8:35)

| كَانَ: olan
| صَلَاتُهُمْ: SaLât'leri / Destekleri
| عِنْدَ: katında
| الْبَيْتِ: Beyt(ullah)
| إِلَّا: başka
| مُكَاءً: ıslık çalmadan
| وَتَصْدِيَةً: ve el çırpmadan
| فَذُوقُوا: O halde tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: olmanızdan
| تَكْفُرُونَ: inkar ediyor(lar)
| (8:35)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| يُنْفِقُونَ: harcarlar
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| لِيَصُدُّوا: engel olmak için
| عَنْ:
| سَبِيلِ: yoluna
| اللَّهِ: Allah
| فَسَيُنْفِقُونَهَا: ve harcayacaklar
| ثُمَّ: sonra (bu)
| تَكُونُ: olacak
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| حَسْرَةً: dert
| ثُمَّ: nihayet
| يُغْلَبُونَ: yenilecekler
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِلَىٰ:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| يُحْشَرُونَ: sürüleceklerdir
| (8:36)

| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| يُنْفِقُونَ: harcarlar
| أَمْوَالَهُمْ: mallarını
| لِيَصُدُّوا: engel olmak için
| عَنْ:
| سَبِيلِ: yoluna
| اللَّهِ: Allah
| فَسَيُنْفِقُونَهَا: ve harcayacaklar
| ثُمَّ: sonra (bu)
| تَكُونُ: olacak
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| حَسْرَةً: dert
| ثُمَّ: nihayet
| يُغْلَبُونَ: yenilecekler
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| إِلَىٰ:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| يُحْشَرُونَ: sürüleceklerdir
| (8:36)|لِيَمِيزَ: ayıklasın diye
| اللَّهُ: Allah
| الْخَبِيثَ: murdarı
| مِنَ:
| الطَّيِّبِ: temizden
| وَيَجْعَلَ: ve koyup
| الْخَبِيثَ: bütün murdarları
| بَعْضَهُ: birini
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: diğerinin
| فَيَرْكُمَهُ: yığsın da
| جَمِيعًا: hepsini
| فَيَجْعَلَهُ: atsın
| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlar
| (8:37)

| اللَّهُ: Allah
| الْخَبِيثَ: murdarı
| مِنَ:
| الطَّيِّبِ: temizden
| وَيَجْعَلَ: ve koyup
| الْخَبِيثَ: bütün murdarları
| بَعْضَهُ: birini
| عَلَىٰ: üzerine
| بَعْضٍ: diğerinin
| فَيَرْكُمَهُ: yığsın da
| جَمِيعًا: hepsini
| فَيَجْعَلَهُ: atsın
| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlar
| (8:37)|قُلْ: söyle
| لِلَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| إِنْ: eğer
| يَنْتَهُوا: vazgeçerlerse
| يُغْفَرْ: bağışlanır
| لَهُمْ: kendilerine
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmiştekiler
| وَإِنْ: yok yine
| يَعُودُوا: dönerlerse
| فَقَدْ: elbette
| مَضَتْ: geçerlidir
| سُنَّتُ: kanunu
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (8:38)

| لِلَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| إِنْ: eğer
| يَنْتَهُوا: vazgeçerlerse
| يُغْفَرْ: bağışlanır
| لَهُمْ: kendilerine
| مَا: olanlar
| قَدْ:
| سَلَفَ: geçmiştekiler
| وَإِنْ: yok yine
| يَعُودُوا: dönerlerse
| فَقَدْ: elbette
| مَضَتْ: geçerlidir
| سُنَّتُ: kanunu
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (8:38)|وَقَاتِلُوهُمْ: ve onlarla savaşın
| حَتَّىٰ: kadar
| لَا:
| تَكُونَ: kalmayıncaya
| فِتْنَةٌ: fitne
| وَيَكُونَ: ve oluncaya (kadar)
| الدِّينُ: din
| كُلُّهُ: tamamen
| لِلَّهِ: Allah'ın
| فَإِنِ: eğer
| انْتَهَوْا: son verirlerse
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| بِمَا: ne
| يَعْمَلُونَ: yaptıklarını
| بَصِيرٌ: görmektedir
| (8:39)

| حَتَّىٰ: kadar
| لَا:
| تَكُونَ: kalmayıncaya
| فِتْنَةٌ: fitne
| وَيَكُونَ: ve oluncaya (kadar)
| الدِّينُ: din
| كُلُّهُ: tamamen
| لِلَّهِ: Allah'ın
| فَإِنِ: eğer
| انْتَهَوْا: son verirlerse
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| بِمَا: ne
| يَعْمَلُونَ: yaptıklarını
| بَصِيرٌ: görmektedir
| (8:39)|وَإِنْ: eğer
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| مَوْلَاكُمْ: sizin sahibinizdir
| نِعْمَ: O, ne güzel
| الْمَوْلَىٰ: sahip
| وَنِعْمَ: ve ne güzel
| النَّصِيرُ: yardımcıdır
| (8:40)

| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| مَوْلَاكُمْ: sizin sahibinizdir
| نِعْمَ: O, ne güzel
| الْمَوْلَىٰ: sahip
| وَنِعْمَ: ve ne güzel
| النَّصِيرُ: yardımcıdır
| (8:40)|وَاعْلَمُوا: bilin ki
| أَنَّمَا:
| غَنِمْتُمْ: aldığınız ganimetlerin
| مِنْ:
| شَيْءٍ: herbirinin
| فَأَنَّ: muhakkak
| لِلَّهِ: Allah'a aittir
| خُمُسَهُ: beşte biri
| وَلِلرَّسُولِ: ve Elçisine
| وَلِذِي:
| الْقُرْبَىٰ: ve akrabalara
| وَالْيَتَامَىٰ: ve yetimlere
| وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullara
| وَابْنِ:
| السَّبِيلِ: ve yolcu(lar)a
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| امَنْتُمْ: inanmış
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve
| أَنْزَلْنَا: indirdiğimize
| عَلَىٰ:
| عَبْدِنَا: kulumuza
| يَوْمَ: gününde
| الْفُرْقَانِ: ayrılma
| يَوْمَ: günde
| الْتَقَى: karşılaştığı
| الْجَمْعَانِ: o iki topluluğun
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (8:41)

| أَنَّمَا:
| غَنِمْتُمْ: aldığınız ganimetlerin
| مِنْ:
| شَيْءٍ: herbirinin
| فَأَنَّ: muhakkak
| لِلَّهِ: Allah'a aittir
| خُمُسَهُ: beşte biri
| وَلِلرَّسُولِ: ve Elçisine
| وَلِذِي:
| الْقُرْبَىٰ: ve akrabalara
| وَالْيَتَامَىٰ: ve yetimlere
| وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullara
| وَابْنِ:
| السَّبِيلِ: ve yolcu(lar)a
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| امَنْتُمْ: inanmış
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَمَا: ve
| أَنْزَلْنَا: indirdiğimize
| عَلَىٰ:
| عَبْدِنَا: kulumuza
| يَوْمَ: gününde
| الْفُرْقَانِ: ayrılma
| يَوْمَ: günde
| الْتَقَى: karşılaştığı
| الْجَمْعَانِ: o iki topluluğun
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (8:41)|إِذْ: o vakit
| أَنْتُمْ: siz
| بِالْعُدْوَةِ: vadinin
| الدُّنْيَا: yakın kenarında idiniz
| وَهُمْ: ve onlar da
| بِالْعُدْوَةِ: vadinin
| الْقُصْوَىٰ: uzak kenarında idiler
| وَالرَّكْبُ: ve kervan da
| أَسْفَلَ: daha aşağıda idi
| مِنْكُمْ: sizden
| وَلَوْ: ve eğer
| تَوَاعَدْتُمْ: sözleşmiş olsaydınız dahi
| لَاخْتَلَفْتُمْ: buluşamazdınız
| فِي:
| الْمِيعَادِ: sözleştiğiniz vakitte
| وَلَٰكِنْ: fakat bu
| لِيَقْضِيَ: yerine getirmesi içindir
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَمْرًا: bir işi
| كَانَ:
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| لِيَهْلِكَ: helak olsun diye
| مَنْ: kimse
| هَلَكَ: helak olan
| عَنْ:
| بَيِّنَةٍ: açık delille
| وَيَحْيَىٰ: ve yaşasın diye
| مَنْ: kimse (de)
| حَيَّ: yaşayan
| عَنْ:
| بَيِّنَةٍ: açık delille
| وَإِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| لَسَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (8:42)

| أَنْتُمْ: siz
| بِالْعُدْوَةِ: vadinin
| الدُّنْيَا: yakın kenarında idiniz
| وَهُمْ: ve onlar da
| بِالْعُدْوَةِ: vadinin
| الْقُصْوَىٰ: uzak kenarında idiler
| وَالرَّكْبُ: ve kervan da
| أَسْفَلَ: daha aşağıda idi
| مِنْكُمْ: sizden
| وَلَوْ: ve eğer
| تَوَاعَدْتُمْ: sözleşmiş olsaydınız dahi
| لَاخْتَلَفْتُمْ: buluşamazdınız
| فِي:
| الْمِيعَادِ: sözleştiğiniz vakitte
| وَلَٰكِنْ: fakat bu
| لِيَقْضِيَ: yerine getirmesi içindir
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَمْرًا: bir işi
| كَانَ:
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| لِيَهْلِكَ: helak olsun diye
| مَنْ: kimse
| هَلَكَ: helak olan
| عَنْ:
| بَيِّنَةٍ: açık delille
| وَيَحْيَىٰ: ve yaşasın diye
| مَنْ: kimse (de)
| حَيَّ: yaşayan
| عَنْ:
| بَيِّنَةٍ: açık delille
| وَإِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| لَسَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (8:42)|إِذْ: hani
| يُرِيكَهُمُ: sana onları gösteriyordu
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| مَنَامِكَ: uykunda
| قَلِيلًا: az
| وَلَوْ: ve eğer
| أَرَاكَهُمْ: sana onları gösterseydi
| كَثِيرًا: çok
| لَفَشِلْتُمْ: çekinirdiniz
| وَلَتَنَازَعْتُمْ: ve çekişirdiniz
| فِي:
| الْأَمْرِ: (savaş) iş(in)de
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| سَلَّمَ: kurtardı
| إِنَّهُ: doğrusu O
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
| (8:43)

| يُرِيكَهُمُ: sana onları gösteriyordu
| اللَّهُ: Allah
| فِي:
| مَنَامِكَ: uykunda
| قَلِيلًا: az
| وَلَوْ: ve eğer
| أَرَاكَهُمْ: sana onları gösterseydi
| كَثِيرًا: çok
| لَفَشِلْتُمْ: çekinirdiniz
| وَلَتَنَازَعْتُمْ: ve çekişirdiniz
| فِي:
| الْأَمْرِ: (savaş) iş(in)de
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| اللَّهَ: Allah
| سَلَّمَ: kurtardı
| إِنَّهُ: doğrusu O
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
| (8:43)|وَإِذْ: ta ki
| يُرِيكُمُوهُمْ: onları gösteriyor
| إِذِ: zaman
| الْتَقَيْتُمْ: karşılaştığınız
| فِي:
| أَعْيُنِكُمْ: sizin gözlerinize
| قَلِيلًا: az
| وَيُقَلِّلُكُمْ: ve sizi de azaltıyordu
| فِي:
| أَعْيُنِهِمْ: onların gözlerinde
| لِيَقْضِيَ: yerine getirmesi için
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَمْرًا: bir işi
| كَانَ:
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| وَإِلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'a
| تُرْجَعُ: döndürülecektir
| الْأُمُورُ: (bütün) işler
| (8:44)

| يُرِيكُمُوهُمْ: onları gösteriyor
| إِذِ: zaman
| الْتَقَيْتُمْ: karşılaştığınız
| فِي:
| أَعْيُنِكُمْ: sizin gözlerinize
| قَلِيلًا: az
| وَيُقَلِّلُكُمْ: ve sizi de azaltıyordu
| فِي:
| أَعْيُنِهِمْ: onların gözlerinde
| لِيَقْضِيَ: yerine getirmesi için
| اللَّهُ: Allah'ın
| أَمْرًا: bir işi
| كَانَ:
| مَفْعُولًا: yapılması gereken
| وَإِلَى: ve
| اللَّهِ: Allah'a
| تُرْجَعُ: döndürülecektir
| الْأُمُورُ: (bütün) işler
| (8:44)|يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِذَا: zaman
| لَقِيتُمْ: karşılaştığınız
| فِئَةً: bir toplulukla
| فَاثْبُتُوا: sebat edin
| وَاذْكُرُوا: ve anın
| اللَّهَ: Allah'ı
| كَثِيرًا: çok
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تُفْلِحُونَ: başarıya erişirsiniz
| (8:45)

| أَيُّهَا: SİZ!
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| إِذَا: zaman
| لَقِيتُمْ: karşılaştığınız
| فِئَةً: bir toplulukla
| فَاثْبُتُوا: sebat edin
| وَاذْكُرُوا: ve anın
| اللَّهَ: Allah'ı
| كَثِيرًا: çok
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تُفْلِحُونَ: başarıya erişirsiniz
| (8:45)|وَأَطِيعُوا: ve ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَلَا:
| تَنَازَعُوا: birbirinizle çekişmeyin
| فَتَفْشَلُوا: yoksa korkuya kapılırsınız da
| وَتَذْهَبَ: ve gider
| رِيحُكُمْ: gücünüz (devletiniz)
| وَاصْبِرُوا: ve sabredin
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الصَّابِرِينَ: sabredenlerle
| (8:46)

| اللَّهَ: Allah'a
| وَرَسُولَهُ: ve Elçisine
| وَلَا:
| تَنَازَعُوا: birbirinizle çekişmeyin
| فَتَفْشَلُوا: yoksa korkuya kapılırsınız da
| وَتَذْهَبَ: ve gider
| رِيحُكُمْ: gücünüz (devletiniz)
| وَاصْبِرُوا: ve sabredin
| إِنَّ: çünkü
| اللَّهَ: Allah
| مَعَ: beraberdir
| الصَّابِرِينَ: sabredenlerle
| (8:46)|وَلَا:
| تَكُونُوا: olmayın
| كَالَّذِينَ: gibi
| خَرَجُوا: çıkan
| مِنْ: -ndan
| دِيَارِهِمْ: yurtları-
| بَطَرًا: çalım satarak
| وَرِئَاءَ: ve gösteriş yaparak
| النَّاسِ: insanlara
| وَيَصُدُّونَ: ve men'edenler
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِمَا:
| يَعْمَلُونَ: onların bütün yaptıklarını
| مُحِيطٌ: kuşatmıştı
| (8:47)

| تَكُونُوا: olmayın
| كَالَّذِينَ: gibi
| خَرَجُوا: çıkan
| مِنْ: -ndan
| دِيَارِهِمْ: yurtları-
| بَطَرًا: çalım satarak
| وَرِئَاءَ: ve gösteriş yaparak
| النَّاسِ: insanlara
| وَيَصُدُّونَ: ve men'edenler
| عَنْ: -ndan
| سَبِيلِ: yolu-
| اللَّهِ: Allah
| وَاللَّهُ: ve Allah
| بِمَا:
| يَعْمَلُونَ: onların bütün yaptıklarını
| مُحِيطٌ: kuşatmıştı
| (8:47)|وَإِذْ: O zaman
| زَيَّنَ: süslemiş
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıkları işi
| وَقَالَ: ve demişti
| لَا: yoktur
| غَالِبَ: yenecek kimse
| لَكُمُ: sizi
| الْيَوْمَ: bugün
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| وَإِنِّي: ve elbette ben
| جَارٌ: yanınızdayım
| لَكُمْ: sizin
| فَلَمَّا: fakat ne zaman
| تَرَاءَتِ: birbirini görünce
| الْفِئَتَانِ: iki topluluk
| نَكَصَ: (geriye) dönüp
| عَلَىٰ: üzerine
| عَقِبَيْهِ: iki ökçesi
| وَقَالَ: ve dedi ki
| إِنِّي: elbette ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِنْكُمْ: sizden
| إِنِّي: elbette ben
| أَرَىٰ: görüyorum
| مَا: şeyleri
| لَا:
| تَرَوْنَ: sizin görmediğinizi
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkarım
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَاللَّهُ: zira Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
| (8:48)

| زَيَّنَ: süslemiş
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıkları işi
| وَقَالَ: ve demişti
| لَا: yoktur
| غَالِبَ: yenecek kimse
| لَكُمُ: sizi
| الْيَوْمَ: bugün
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| وَإِنِّي: ve elbette ben
| جَارٌ: yanınızdayım
| لَكُمْ: sizin
| فَلَمَّا: fakat ne zaman
| تَرَاءَتِ: birbirini görünce
| الْفِئَتَانِ: iki topluluk
| نَكَصَ: (geriye) dönüp
| عَلَىٰ: üzerine
| عَقِبَيْهِ: iki ökçesi
| وَقَالَ: ve dedi ki
| إِنِّي: elbette ben
| بَرِيءٌ: uzağım
| مِنْكُمْ: sizden
| إِنِّي: elbette ben
| أَرَىٰ: görüyorum
| مَا: şeyleri
| لَا:
| تَرَوْنَ: sizin görmediğinizi
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkarım
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَاللَّهُ: zira Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
| (8:48)|إِذْ: o vakit
| يَقُولُ: diyorlardı
| الْمُنَافِقُونَ: Münafıklar
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| فِي: bulunan
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| مَرَضٌ: hastalık
| غَرَّ: aldatmış
| هَٰؤُلَاءِ: bunları
| دِينُهُمْ: dinleri
| وَمَنْ: oysa kim
| يَتَوَكَّلْ: dayanırsa
| عَلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَزِيزٌ: daima galibtir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (8:49)

| يَقُولُ: diyorlardı
| الْمُنَافِقُونَ: Münafıklar
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| فِي: bulunan
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| مَرَضٌ: hastalık
| غَرَّ: aldatmış
| هَٰؤُلَاءِ: bunları
| دِينُهُمْ: dinleri
| وَمَنْ: oysa kim
| يَتَوَكَّلْ: dayanırsa
| عَلَى:
| اللَّهِ: Allah'a
| فَإِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| عَزِيزٌ: daima galibtir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (8:49)|وَلَوْ: ve keşke
| تَرَىٰ: görseydin
| إِذْ:
| يَتَوَفَّى: canlarını alırken
| الَّذِينَ: kimseleri
| كَفَرُوا: o inkar eden(leri)
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَضْرِبُونَ: vuruyorlar
| وُجُوهَهُمْ: yüzlerine
| وَأَدْبَارَهُمْ: ve kıçlarına
| وَذُوقُوا: haydi tadın
| عَذَابَ: azabını
| الْحَرِيقِ: yangın
| (8:50)

| تَرَىٰ: görseydin
| إِذْ:
| يَتَوَفَّى: canlarını alırken
| الَّذِينَ: kimseleri
| كَفَرُوا: o inkar eden(leri)
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَضْرِبُونَ: vuruyorlar
| وُجُوهَهُمْ: yüzlerine
| وَأَدْبَارَهُمْ: ve kıçlarına
| وَذُوقُوا: haydi tadın
| عَذَابَ: azabını
| الْحَرِيقِ: yangın
| (8:50)