38Sâd Suresi
Kuran Sırası: 38
İniş Sırası: 38
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|beli: doğrusu
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| fī: içindedirler
| ǐzzetin: bir gurur
| ve şiḳāḳin: ve ayrılık
| (38:2)

| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| fī: içindedirler
| ǐzzetin: bir gurur
| ve şiḳāḳin: ve ayrılık
| (38:2)|kem: nicesini
| ehleknā: helak ettik
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki
| min: -den
| ḳarnin: nesiller-
| fenādev: feryad ettiler
| velāte: fakat geçmişti
| Hīne: zamanı
| menāSin: kurtuluş
| (38:3)

| ehleknā: helak ettik
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki
| min: -den
| ḳarnin: nesiller-
| fenādev: feryad ettiler
| velāte: fakat geçmişti
| Hīne: zamanı
| menāSin: kurtuluş
| (38:3)|ve ǎcibū: ve hayret ettiler
| en:
| cā'ehum: onlara gelmesine
| munƶirun: bir uyarıcı (peygamber)
| minhum: kendilerinden
| ve ḳāle: ve dedi(ler) ki
| l-kāfirūne: kafirler
| hāƶā: bu
| sāHirun: bir sihirbazdır
| keƶƶābun: yalancı
| (38:4)

| en:
| cā'ehum: onlara gelmesine
| munƶirun: bir uyarıcı (peygamber)
| minhum: kendilerinden
| ve ḳāle: ve dedi(ler) ki
| l-kāfirūne: kafirler
| hāƶā: bu
| sāHirun: bir sihirbazdır
| keƶƶābun: yalancı
| (38:4)|eceǎle: yaptı mı?
| l-ālihete: tanrıları
| ilāhen: tanrı
| vāHiden: bir tek
| inne: şüphesiz
| hāƶā: bu
| leşey'un: bir şeydir
| ǔcābun: tuhaf
| (38:5)

| l-ālihete: tanrıları
| ilāhen: tanrı
| vāHiden: bir tek
| inne: şüphesiz
| hāƶā: bu
| leşey'un: bir şeydir
| ǔcābun: tuhaf
| (38:5)|venTaleḳa: ve fırladı
| l-meleu: bir grup
| minhum: onlardan
| eni:
| mşū: yürüyün
| veSbirū: ve bağlı kalın
| ǎlā:
| ālihetikum: tanrılarınıza
| inne: çünkü
| hāƶā: bu
| leşey'un: bir şeydir
| yurādu: arzu edilen
| (38:6)

| l-meleu: bir grup
| minhum: onlardan
| eni:
| mşū: yürüyün
| veSbirū: ve bağlı kalın
| ǎlā:
| ālihetikum: tanrılarınıza
| inne: çünkü
| hāƶā: bu
| leşey'un: bir şeydir
| yurādu: arzu edilen
| (38:6)|mā:
| semiǎ'nā: biz işitmedik
| bihāƶā: bunu
| fī:
| l-milleti: dinde
| l-āḣirati: öteki
| in: değildir
| hāƶā: bu
| illā: başka bir şey
| ḣtilāḳun: uydurma(dan)
| (38:7)

| semiǎ'nā: biz işitmedik
| bihāƶā: bunu
| fī:
| l-milleti: dinde
| l-āḣirati: öteki
| in: değildir
| hāƶā: bu
| illā: başka bir şey
| ḣtilāḳun: uydurma(dan)
| (38:7)|eunzile: indirildi mi?
| ǎleyhi: ona
| ƶ-ƶikru: Zikr
| min: -dan
| beyninā: aramız-
| bel: doğrusu
| hum: onlar
| fī: içindedirler
| şekkin: şüphe
| min: -den
| ƶikrī: benim Zikr'im-
| bel: hayır
| lemmā:
| yeƶūḳū: onlar henüz tadmadılar
| ǎƶābi: azabımı
| (38:8)

| ǎleyhi: ona
| ƶ-ƶikru: Zikr
| min: -dan
| beyninā: aramız-
| bel: doğrusu
| hum: onlar
| fī: içindedirler
| şekkin: şüphe
| min: -den
| ƶikrī: benim Zikr'im-
| bel: hayır
| lemmā:
| yeƶūḳū: onlar henüz tadmadılar
| ǎƶābi: azabımı
| (38:8)|em: yoksa
| ǐndehum: onların yanında (mı?)
| ḣazāinu: hazineleri
| raHmeti: rahmet
| rabbike: Rabbinin
| l-ǎzīzi: daima üstün olan
| l-vehhābi: çok lutufta bulunan
| (38:9)

| ǐndehum: onların yanında (mı?)
| ḣazāinu: hazineleri
| raHmeti: rahmet
| rabbike: Rabbinin
| l-ǎzīzi: daima üstün olan
| l-vehhābi: çok lutufta bulunan
| (38:9)|em: yoksa
| lehum: onların (mı?)
| mulku: mülkü
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| ve mā: ve bulunanların
| beynehumā: ikisi arasında
| felyerteḳū: öyleyse yükselsinler
| fī: içinde
| l-esbābi: sebepler (vasıtalar)
| (38:10)

| lehum: onların (mı?)
| mulku: mülkü
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| ve mā: ve bulunanların
| beynehumā: ikisi arasında
| felyerteḳū: öyleyse yükselsinler
| fī: içinde
| l-esbābi: sebepler (vasıtalar)
| (38:10)|cundun: bir ordudur
| mā:
| hunālike: şurada
| mehzūmun: bozguna uğratılacak
| mine:
| l-eHzābi: derme çatma
| (38:11)

| mā:
| hunālike: şurada
| mehzūmun: bozguna uğratılacak
| mine:
| l-eHzābi: derme çatma
| (38:11)|keƶƶebet: yalanlamıştı
| ḳablehum: onlardan önce
| ḳavmu: kavmi
| nūHin: Nuh
| ve ǎādun: ve Ad (kavmi)
| ve fir'ǎvnu: ve Fir'avn
| ƶū: sahibi
| l-evtādi: kazıklar
| (38:12)

| ḳablehum: onlardan önce
| ḳavmu: kavmi
| nūHin: Nuh
| ve ǎādun: ve Ad (kavmi)
| ve fir'ǎvnu: ve Fir'avn
| ƶū: sahibi
| l-evtādi: kazıklar
| (38:12)|ve ṧemūdu: Semud (kavmi)
| ve ḳavmu: ve kavmi
| lūTin: Lut
| ve eSHābu: ve halkı
| l-eyketi: Eyke
| ulāike: işte onlar
| l-eHzābu: kabilelerdi
| (38:13)

| ve ḳavmu: ve kavmi
| lūTin: Lut
| ve eSHābu: ve halkı
| l-eyketi: Eyke
| ulāike: işte onlar
| l-eHzābu: kabilelerdi
| (38:13)|in:
| kullun: hepsi de
| illā: ancak
| keƶƶebe: yalanladılar
| r-rusule: elçileri
| feHaḳḳa: ve hak ettiler
| ǐḳābi: benim cezamı
| (38:14)

| kullun: hepsi de
| illā: ancak
| keƶƶebe: yalanladılar
| r-rusule: elçileri
| feHaḳḳa: ve hak ettiler
| ǐḳābi: benim cezamı
| (38:14)|ve mā: ve
| yenZuru: beklemiyorlar
| hā'ulā'i: bunlar
| illā: başka bir şey
| SayHaten: na'ra
| vāHideten: bir tek
| mā: olmayan
| lehā: ona
| min:
| fevāḳin: geri dönmesi
| (38:15)

| yenZuru: beklemiyorlar
| hā'ulā'i: bunlar
| illā: başka bir şey
| SayHaten: na'ra
| vāHideten: bir tek
| mā: olmayan
| lehā: ona
| min:
| fevāḳin: geri dönmesi
| (38:15)|ve ḳālū: ve dediler ki
| rabbenā: Rabbimiz
| ǎccil: hemen ver
| lenā: bize
| ḳiTTanā: bizim (azab) payımızı
| ḳable: önce
| yevmi: gününden
| l-Hisābi: hesap
| (38:16)

| rabbenā: Rabbimiz
| ǎccil: hemen ver
| lenā: bize
| ḳiTTanā: bizim (azab) payımızı
| ḳable: önce
| yevmi: gününden
| l-Hisābi: hesap
| (38:16)|İSbir: sabret
| ǎlā:
| mā: şeylere
| yeḳūlūne: onların dedikleri
| veƶkur: ve an
| ǎbdenā: kulumuz
| dāvūde: Davud'u
| ƶā: sahibi
| l-eydi: güç
| innehu: çünkü o
| evvābun: (bize) çok başvururdu
| (38:17)

| ǎlā:
| mā: şeylere
| yeḳūlūne: onların dedikleri
| veƶkur: ve an
| ǎbdenā: kulumuz
| dāvūde: Davud'u
| ƶā: sahibi
| l-eydi: güç
| innehu: çünkü o
| evvābun: (bize) çok başvururdu
| (38:17)|innā: elbette biz
| seḣḣarnā: boyun eğdirmiştik
| l-cibāle: dağları
| meǎhu: onunla beraber
| yusebbiHne: tesbih ederlerdi
| bil-ǎşiyyi: akşam
| vel'işrāḳi: ve sabah
| (38:18)

| seḣḣarnā: boyun eğdirmiştik
| l-cibāle: dağları
| meǎhu: onunla beraber
| yusebbiHne: tesbih ederlerdi
| bil-ǎşiyyi: akşam
| vel'işrāḳi: ve sabah
| (38:18)|ve TTayra: ve kuşlar
| meHşūraten: toplanıp gelen
| kullun: hepsi
| lehu: ona
| evvābun: katılırdı
| (38:19)

| meHşūraten: toplanıp gelen
| kullun: hepsi
| lehu: ona
| evvābun: katılırdı
| (38:19)|ve şedednā: güçlendirmiştik
| mulkehu: onun mülkünü
| ve āteynāhu: ve kendisine vermiştik
| l-Hikmete: hikmet
| ve feSle: ve ayırd edici
| l-ḣiTābi: konuşma
| (38:20)

| mulkehu: onun mülkünü
| ve āteynāhu: ve kendisine vermiştik
| l-Hikmete: hikmet
| ve feSle: ve ayırd edici
| l-ḣiTābi: konuşma
| (38:20)|ve hel: -mi?
| etāke: sana geldi-
| nebeu: haberi
| l-ḣismi: davacıların
| iƶ: hani
| tesevverū: tırmanmışlardı
| l-miHrābe: mabed(in duvarına)
| (38:21)

| etāke: sana geldi-
| nebeu: haberi
| l-ḣismi: davacıların
| iƶ: hani
| tesevverū: tırmanmışlardı
| l-miHrābe: mabed(in duvarına)
| (38:21)|iƶ: hani
| deḣalū: girmişlerdi
| ǎlā: yanına
| dāvūde: Davud'un
| fe fe ziǎ: ve korkmuştu
| minhum: onlardan
| ḳālū: dediler
| lā:
| teḣaf: korkma
| ḣismāni: biz iki davacıyız
| beğā: saldırdı
| beǎ'Dunā: birimiz
| ǎlā: hakkına
| beǎ'Din: ötekinin
| feHkum: şimdi sen hükmet
| beynenā: aramızda
| bil-Haḳḳi: hak ile
| ve lā: ve
| tuşTiT: haksızlık etme
| vehdinā: bizi götür
| ilā:
| sevā'i: ortasına (adalete)
| S-SirāTi: yolun
| (38:22)

| deḣalū: girmişlerdi
| ǎlā: yanına
| dāvūde: Davud'un
| fe fe ziǎ: ve korkmuştu
| minhum: onlardan
| ḳālū: dediler
| lā:
| teḣaf: korkma
| ḣismāni: biz iki davacıyız
| beğā: saldırdı
| beǎ'Dunā: birimiz
| ǎlā: hakkına
| beǎ'Din: ötekinin
| feHkum: şimdi sen hükmet
| beynenā: aramızda
| bil-Haḳḳi: hak ile
| ve lā: ve
| tuşTiT: haksızlık etme
| vehdinā: bizi götür
| ilā:
| sevā'i: ortasına (adalete)
| S-SirāTi: yolun
| (38:22)|inne: doğrusu
| hāƶā: bu
| eḣī: kardeşimin
| lehu: vardır
| tis'ǔn: (doksan) dokuz
| ve tis'ǔne: doksan (dokuz)
| neǎ'ceten: koyunu
| veliye: benim ise vardır
| neǎ'cetun: koyunum
| vāHidetun: bir tek
| feḳāle: fakat (kardeşim) dedi
| ekfilnīhā: onu da bana ver
| ve ǎzzenī: ve bana ağır bastı
| fī:
| l-ḣiTābi: konuşmada
| (38:23)

| hāƶā: bu
| eḣī: kardeşimin
| lehu: vardır
| tis'ǔn: (doksan) dokuz
| ve tis'ǔne: doksan (dokuz)
| neǎ'ceten: koyunu
| veliye: benim ise vardır
| neǎ'cetun: koyunum
| vāHidetun: bir tek
| feḳāle: fakat (kardeşim) dedi
| ekfilnīhā: onu da bana ver
| ve ǎzzenī: ve bana ağır bastı
| fī:
| l-ḣiTābi: konuşmada
| (38:23)|ḳāle: (Davud) dedi ki
| leḳad: andolsun
| Zelemeke: sana zulmetmiştir
| bisu'āli: istemekle
| neǎ'cetike: senin koyununu
| ilā:
| niǎācihi: kendi koyunlarına
| ve inne: ve zaten
| keṧīran: çoğu
| mine:
| l-ḣuleTā'i: karıştıran(ortak)ların
| leyebğī: zulmederler
| beǎ'Duhum: biri
| ǎlā: üzerine
| beǎ'Din: diğeri
| illā: yalnız bunun dışındadır
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işler
| ve ḳalīlun: ve azdır
| mā: ne kadar
| hum: onlar
| ve Zenne: ve sandı
| dāvūdu: Davud
| ennemā:
| fetennāhu: kendisini denediğimizi
| festeğfera: mağfiret diledi
| rabbehu: Rabbinden
| ve ḣarra: ve kapandı
| rākiǎn: eğilerek (secdeye)
| ve enābe: ve (bize) döndü
| (38:24)

| leḳad: andolsun
| Zelemeke: sana zulmetmiştir
| bisu'āli: istemekle
| neǎ'cetike: senin koyununu
| ilā:
| niǎācihi: kendi koyunlarına
| ve inne: ve zaten
| keṧīran: çoğu
| mine:
| l-ḣuleTā'i: karıştıran(ortak)ların
| leyebğī: zulmederler
| beǎ'Duhum: biri
| ǎlā: üzerine
| beǎ'Din: diğeri
| illā: yalnız bunun dışındadır
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| ve ǎmilū: ve yapanlar
| S-SāliHāti: iyi işler
| ve ḳalīlun: ve azdır
| mā: ne kadar
| hum: onlar
| ve Zenne: ve sandı
| dāvūdu: Davud
| ennemā:
| fetennāhu: kendisini denediğimizi
| festeğfera: mağfiret diledi
| rabbehu: Rabbinden
| ve ḣarra: ve kapandı
| rākiǎn: eğilerek (secdeye)
| ve enābe: ve (bize) döndü
| (38:24)|feğafernā: biz de affettik
| lehu: ondan
| ƶālike: bunu
| ve inne: ve şüphesiz
| lehu: onun vardır
| ǐndenā: yanımızda
| lezulfā: bir yakınlığı
| ve Husne: ve güzel
| mābin: bir geleceği
| (38:25)

| lehu: ondan
| ƶālike: bunu
| ve inne: ve şüphesiz
| lehu: onun vardır
| ǐndenā: yanımızda
| lezulfā: bir yakınlığı
| ve Husne: ve güzel
| mābin: bir geleceği
| (38:25)|yā: EY/HEY/AH
| dāvūdu: Davud
| innā: elbette biz
| ceǎlnāke: seni yaptık
| ḣalīfeten: hükümdar
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| feHkum: o halde hükmet
| beyne: arasında
| n-nāsi: insanlar
| bil-Haḳḳi: adaletle
| ve lā: ve
| tettebiǐ: uyma
| l-hevā: keyf(in)e
| feyuDilleke: sonra seni saptırır
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| inne: şüphesiz
| elleƶīne: kimselere
| yeDillūne: sapan(lara)
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| lehum: onlara vardır
| ǎƶābun: bir azab
| şedīdun: çetin
| bimā: dolayı
| nesū: unuttuklarından
| yevme: gününü
| l-Hisābi: hesap
| (38:26)

| dāvūdu: Davud
| innā: elbette biz
| ceǎlnāke: seni yaptık
| ḣalīfeten: hükümdar
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| feHkum: o halde hükmet
| beyne: arasında
| n-nāsi: insanlar
| bil-Haḳḳi: adaletle
| ve lā: ve
| tettebiǐ: uyma
| l-hevā: keyf(in)e
| feyuDilleke: sonra seni saptırır
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| inne: şüphesiz
| elleƶīne: kimselere
| yeDillūne: sapan(lara)
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| lehum: onlara vardır
| ǎƶābun: bir azab
| şedīdun: çetin
| bimā: dolayı
| nesū: unuttuklarından
| yevme: gününü
| l-Hisābi: hesap
| (38:26)|ve mā: ve
| ḣaleḳnā: yaratmadık
| s-semāe: göğü
| vel'erDe: ve yeri
| ve mā: ve ne de
| beynehumā: ikisi arasındakileri
| bāTilen: boş yere
| ƶālike: bu
| Zennu: zannıdır
| elleƶīne: kimselerin
| keferū: inkar eden(lerin)
| feveylun: vay hallerine
| lilleƶīne: kimselerin
| keferū: inkar eden(lerin)
| mine: -ten dolayı
| n-nāri: ateş-
| (38:27)

| ḣaleḳnā: yaratmadık
| s-semāe: göğü
| vel'erDe: ve yeri
| ve mā: ve ne de
| beynehumā: ikisi arasındakileri
| bāTilen: boş yere
| ƶālike: bu
| Zennu: zannıdır
| elleƶīne: kimselerin
| keferū: inkar eden(lerin)
| feveylun: vay hallerine
| lilleƶīne: kimselerin
| keferū: inkar eden(lerin)
| mine: -ten dolayı
| n-nāri: ateş-
| (38:27)|em: yoksa
| nec'ǎlu: tutacağız
| elleƶīne: kimseleri
| āmenū: inanan(ları)
| ve ǎmilū: ve yapanları
| S-SāliHāti: iyi işler
| kālmufsidīne: bozgunculuk yapanlar gibi (mi?)
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| em: yoksa
| nec'ǎlu: tutacağız
| l-mutteḳīne: muttakileri
| kālfuccāri: yoldan çıkanlar gibi (mi?)
| (38:28)

| nec'ǎlu: tutacağız
| elleƶīne: kimseleri
| āmenū: inanan(ları)
| ve ǎmilū: ve yapanları
| S-SāliHāti: iyi işler
| kālmufsidīne: bozgunculuk yapanlar gibi (mi?)
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| em: yoksa
| nec'ǎlu: tutacağız
| l-mutteḳīne: muttakileri
| kālfuccāri: yoldan çıkanlar gibi (mi?)
| (38:28)|kitābun: Kitab (ki)
| enzelnāhu: onu indirdik
| ileyke: sana
| mubārakun: mübarek
| liyeddebberū: düşünsünler diye
| āyātihi: ayetlerini
| veliyeteƶekkera: ve öğüt alsınlar diye
| ūlū: sahipleri
| l-elbābi: sağduyu
| (38:29)

| enzelnāhu: onu indirdik
| ileyke: sana
| mubārakun: mübarek
| liyeddebberū: düşünsünler diye
| āyātihi: ayetlerini
| veliyeteƶekkera: ve öğüt alsınlar diye
| ūlū: sahipleri
| l-elbābi: sağduyu
| (38:29)|ve vehebnā: ve biz armağan ettik
| lidāvūde: Davud'a
| suleymāne: Süleyman'ı
| niǎ'me: ne güzel
| l-ǎbdu: kuldu
| innehu: şüphesiz o
| evvābun: (Allah'a) yönelirdi
| (38:30)

| lidāvūde: Davud'a
| suleymāne: Süleyman'ı
| niǎ'me: ne güzel
| l-ǎbdu: kuldu
| innehu: şüphesiz o
| evvābun: (Allah'a) yönelirdi
| (38:30)|iƶ: hani
| ǔriDe: gösterilmişti
| ǎleyhi: kendisine
| bil-ǎşiyyi: akşam üstü
| S-Sāfinātu: safin (görkemli)
| l-ciyādu: (saf kan Arap) atları
| (38:31)

| ǔriDe: gösterilmişti
| ǎleyhi: kendisine
| bil-ǎşiyyi: akşam üstü
| S-Sāfinātu: safin (görkemli)
| l-ciyādu: (saf kan Arap) atları
| (38:31)|fe ḳāle: dedi
| innī: muhakkak ben
| eHbebtu: tercih ettim
| Hubbe: sevgisini
| l-ḣayri: mal
| ǎn: -tan (ötürü)
| ƶikri: anmak-
| rabbī: Rabbimi
| Hattā: nihayet
| tevārat: (atlar) gizlendi
| bil-Hicābi: perde ile
| (38:32)

| innī: muhakkak ben
| eHbebtu: tercih ettim
| Hubbe: sevgisini
| l-ḣayri: mal
| ǎn: -tan (ötürü)
| ƶikri: anmak-
| rabbī: Rabbimi
| Hattā: nihayet
| tevārat: (atlar) gizlendi
| bil-Hicābi: perde ile
| (38:32)|ruddūhā: getirin onları
| ǎleyye: bana
| feTafiḳa: sonra başladı
| mesHen: okşamağa
| bis-sūḳi: bacaklarını
| vel'eǎ'nāḳi: ve boyunlarını
| (38:33)

| ǎleyye: bana
| feTafiḳa: sonra başladı
| mesHen: okşamağa
| bis-sūḳi: bacaklarını
| vel'eǎ'nāḳi: ve boyunlarını
| (38:33)|veleḳad: ve andolsun
| fetennā: denedik
| suleymāne: Süleyman'ı
| ve elḳaynā: ve bıraktık
| ǎlā: üstüne
| kursiyyihi: tahtının
| ceseden: bir ceset
| ṧumme: sonra
| enābe: (bize) yöneldi
| (38:34)

| fetennā: denedik
| suleymāne: Süleyman'ı
| ve elḳaynā: ve bıraktık
| ǎlā: üstüne
| kursiyyihi: tahtının
| ceseden: bir ceset
| ṧumme: sonra
| enābe: (bize) yöneldi
| (38:34)|ḳāle: dedi
| rabbi: Rabbim
| ğfir: affet
| lī: beni
| ve heb: ve ver
| lī: bana
| mulken: bir mülk (hükümdarlık)
| lā:
| yenbeğī: nasib olmayan
| lieHadin: hiç kimseye
| min:
| beǎ'dī: benden sonra
| inneke: çünkü sensin
| ente: sen
| l-vehhābu: çok lutfeden
| (38:35)

| rabbi: Rabbim
| ğfir: affet
| lī: beni
| ve heb: ve ver
| lī: bana
| mulken: bir mülk (hükümdarlık)
| lā:
| yenbeğī: nasib olmayan
| lieHadin: hiç kimseye
| min:
| beǎ'dī: benden sonra
| inneke: çünkü sensin
| ente: sen
| l-vehhābu: çok lutfeden
| (38:35)|feseḣḣarnā: biz boyun eğdirdik
| lehu: ona
| r-rīHa: rüzgarı
| tecrī: eserdi
| biemrihi: onun buyruğuyla
| ruḣā'en: tatlı tatlı
| Hayṧu: yere
| eSābe: istediği
| (38:36)

| lehu: ona
| r-rīHa: rüzgarı
| tecrī: eserdi
| biemrihi: onun buyruğuyla
| ruḣā'en: tatlı tatlı
| Hayṧu: yere
| eSābe: istediği
| (38:36)|ve şşeyāTīne: ve şeytanları
| kulle: her
| bennā'in: bina ustasını
| ve ğavvāSin: ve dalgıcı
| (38:37)

| kulle: her
| bennā'in: bina ustasını
| ve ğavvāSin: ve dalgıcı
| (38:37)|ve āḣarīne: ve başka (şeytan)ları
| muḳarranīne: birbirine bağlanmış
| fī:
| l-eSfādi: zincirlerle
| (38:38)

| muḳarranīne: birbirine bağlanmış
| fī:
| l-eSfādi: zincirlerle
| (38:38)|hāƶā: bu
| ǎTā'unā: bizim ihsanımızdır
| femnun: artık dilediğine ver
| ev: veya
| emsik: verme
| biğayri: yoktur
| Hisābin: hesabı
| (38:39)

| ǎTā'unā: bizim ihsanımızdır
| femnun: artık dilediğine ver
| ev: veya
| emsik: verme
| biğayri: yoktur
| Hisābin: hesabı
| (38:39)|ve inne: ve şüphesiz
| lehu: onun için vardır
| ǐndenā: bizim yanımızda
| lezulfā: bir yakınlık
| ve Husne: ve güzel
| mābin: bir gelecek
| (38:40)

| lehu: onun için vardır
| ǐndenā: bizim yanımızda
| lezulfā: bir yakınlık
| ve Husne: ve güzel
| mābin: bir gelecek
| (38:40)|veƶkur: ve an
| ǎbdenā: kulumuz
| eyyūbe: Eyyub'u
| iƶ: hani
| nādā: seslenmişti
| rabbehu: Rabbine
| ennī: bana
| messeniye: dokundurdu
| ş-şeyTānu: şeytan
| binuSbin: bir yorgunluk
| ve ǎƶābin: ve azab
| (38:41)

| ǎbdenā: kulumuz
| eyyūbe: Eyyub'u
| iƶ: hani
| nādā: seslenmişti
| rabbehu: Rabbine
| ennī: bana
| messeniye: dokundurdu
| ş-şeyTānu: şeytan
| binuSbin: bir yorgunluk
| ve ǎƶābin: ve azab
| (38:41)|ArkuD: (yere) vur
| biriclike: ayağını
| hāƶā: (işte) bu
| muğteselun: yıkanacak
| bāridun: serin (bir su)
| ve şerābun: ve içilecek
| (38:42)

| biriclike: ayağını
| hāƶā: (işte) bu
| muğteselun: yıkanacak
| bāridun: serin (bir su)
| ve şerābun: ve içilecek
| (38:42)|ve vehebnā: ve armağan ettik
| lehu: ona
| ehlehu: ailesini
| ve miṧlehum: ve bir eşini
| meǎhum: onlarla beraber
| raHmeten: bir rahmet olarak
| minnā: bizden
| ve ƶikrā: ve bir ibret olarak
| liūlī: sahiplerine
| l-elbābi: sağduyu
| (38:43)

| lehu: ona
| ehlehu: ailesini
| ve miṧlehum: ve bir eşini
| meǎhum: onlarla beraber
| raHmeten: bir rahmet olarak
| minnā: bizden
| ve ƶikrā: ve bir ibret olarak
| liūlī: sahiplerine
| l-elbābi: sağduyu
| (38:43)|ve ḣuƶ: ve al
| biyedike: eline
| Diğṧen: bir demet sap
| feDrib: ve vur
| bihi: onunla
| ve lā: ve asla
| teHneṧ: yeminini bozma
| innā: gerçekten biz
| vecednāhu: onu bulmuştuk
| Sābiran: sabreden (bir kul)
| niǎ'me: ne güzel
| l-ǎbdu: kuldu
| innehu: o daima
| evvābun: (bize) başvururdu
| (38:44)

| biyedike: eline
| Diğṧen: bir demet sap
| feDrib: ve vur
| bihi: onunla
| ve lā: ve asla
| teHneṧ: yeminini bozma
| innā: gerçekten biz
| vecednāhu: onu bulmuştuk
| Sābiran: sabreden (bir kul)
| niǎ'me: ne güzel
| l-ǎbdu: kuldu
| innehu: o daima
| evvābun: (bize) başvururdu
| (38:44)|veƶkur: ve an
| ǐbādenā: kullarımız
| ibrāhīme: İbrahim'i
| ve isHāḳa: ve İshak'ı
| ve yeǎ'ḳūbe: ve Ya'kub'u
| ūlī: sahibi
| l-eydī: kuvvet
| vel'ebSāri: ve basiretli
| (38:45)

| ǐbādenā: kullarımız
| ibrāhīme: İbrahim'i
| ve isHāḳa: ve İshak'ı
| ve yeǎ'ḳūbe: ve Ya'kub'u
| ūlī: sahibi
| l-eydī: kuvvet
| vel'ebSāri: ve basiretli
| (38:45)|innā: elbette biz
| eḣleSnāhum: onları ihlaslı (kul) yaptık
| biḣāliSatin: samimiyetle
| ƶikrā: düşüncesiyle
| d-dāri: ahiret yurdu
| (38:46)

| eḣleSnāhum: onları ihlaslı (kul) yaptık
| biḣāliSatin: samimiyetle
| ƶikrā: düşüncesiyle
| d-dāri: ahiret yurdu
| (38:46)|ve innehum: ve onlar
| ǐndenā: bizim yanımızda
| lemine:
| l-muSTafeyne: seçkinlerdendir
| l-eḣyāri: hayırlılardandır
| (38:47)

| ǐndenā: bizim yanımızda
| lemine:
| l-muSTafeyne: seçkinlerdendir
| l-eḣyāri: hayırlılardandır
| (38:47)|veƶkur: ve an
| ismāǐyle: İsma'il'i
| velyeseǎ: ve Elyesa'ı
| ve ƶā: ve Zülkifil'i
| l-kifli: ve Zülkifil'i
| ve kullun: hepsi de
| mine: -dendir
| l-eḣyāri: iyiler-
| (38:48)

| ismāǐyle: İsma'il'i
| velyeseǎ: ve Elyesa'ı
| ve ƶā: ve Zülkifil'i
| l-kifli: ve Zülkifil'i
| ve kullun: hepsi de
| mine: -dendir
| l-eḣyāri: iyiler-
| (38:48)|hāƶā: bu
| ƶikrun: bir hatırlamadır
| ve inne: ve gerçekten
| lilmutteḳīne: korunanlar için vardır
| leHusne: güzel
| mābin: bir gelecek
| (38:49)

| ƶikrun: bir hatırlamadır
| ve inne: ve gerçekten
| lilmutteḳīne: korunanlar için vardır
| leHusne: güzel
| mābin: bir gelecek
| (38:49)|cennāti: cennetleri
| ǎdnin: Adn
| mufetteHaten: açılmış
| lehumu: kendilerine
| l-ebvābu: kapıları
| (38:50)

| ǎdnin: Adn
| mufetteHaten: açılmış
| lehumu: kendilerine
| l-ebvābu: kapıları
| (38:50)