30Rûm Suresi
Kuran Sırası: 30
İniş Sırası: 84
Kırık Meal (Arapça) Meali
|فِي:
| أَدْنَى: en yakın
| الْأَرْضِ: bir yerde
| وَهُمْ: ve onlar
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| غَلَبِهِمْ: yenilgilerinden
| سَيَغْلِبُونَ: yeneceklerdir
| (30:3)

| أَدْنَى: en yakın
| الْأَرْضِ: bir yerde
| وَهُمْ: ve onlar
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| غَلَبِهِمْ: yenilgilerinden
| سَيَغْلِبُونَ: yeneceklerdir
| (30:3)|فِي: içinde
| بِضْعِ: birkaç
| سِنِينَ: yıl
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| الْأَمْرُ: emir
| مِنْ:
| قَبْلُ: (bundan) önce
| وَمِنْ: ve
| بَعْدُ: sonra
| وَيَوْمَئِذٍ: ve o gün
| يَفْرَحُ: sevinir(ler)
| الْمُؤْمِنُونَ: mü'minler
| (30:4)

| بِضْعِ: birkaç
| سِنِينَ: yıl
| لِلَّهِ: Allah'ındır
| الْأَمْرُ: emir
| مِنْ:
| قَبْلُ: (bundan) önce
| وَمِنْ: ve
| بَعْدُ: sonra
| وَيَوْمَئِذٍ: ve o gün
| يَفْرَحُ: sevinir(ler)
| الْمُؤْمِنُونَ: mü'minler
| (30:4)|بِنَصْرِ: yardımıyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| يَنْصُرُ: yardım eder
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: galiptir
| الرَّحِيمُ: esirgeyendir
| (30:5)

| اللَّهِ: Allah'ın
| يَنْصُرُ: yardım eder
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: galiptir
| الرَّحِيمُ: esirgeyendir
| (30:5)|وَعْدَ: va'didir
| اللَّهِ: Allah'ın
| لَا:
| يُخْلِفُ: caymaz
| اللَّهُ: Allah
| وَعْدَهُ: va'dinden
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (30:6)

| اللَّهِ: Allah'ın
| لَا:
| يُخْلِفُ: caymaz
| اللَّهُ: Allah
| وَعْدَهُ: va'dinden
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (30:6)|يَعْلَمُونَ: bilirler
| ظَاهِرًا: dış yüzünü
| مِنَ:
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَهُمْ: ve onlar
| عَنِ: -ten
| الْاخِرَةِ: ahiret-
| هُمْ: onlar
| غَافِلُونَ: gafildirler
| (30:7)

| ظَاهِرًا: dış yüzünü
| مِنَ:
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَهُمْ: ve onlar
| عَنِ: -ten
| الْاخِرَةِ: ahiret-
| هُمْ: onlar
| غَافِلُونَ: gafildirler
| (30:7)|أَوَلَمْ:
| يَتَفَكَّرُوا: hiç düşünmediler mi?
| فِي: içlerinde
| أَنْفُسِهِمْ: kendi
| مَا:
| خَلَقَ: yaratmamıştır
| اللَّهُ: Allah
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضَ: ve yerde
| وَمَا: ve bulunanları
| بَيْنَهُمَا: bu ikisi arasında
| إِلَّا: dışında
| بِالْحَقِّ: hak olması
| وَأَجَلٍ: ve bir süre
| مُسَمًّى: belirtilmiştir
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| كَثِيرًا: çoğu
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| بِلِقَاءِ: kavuşmayı
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| لَكَافِرُونَ: inkar etmektedirler
| (30:8)

| يَتَفَكَّرُوا: hiç düşünmediler mi?
| فِي: içlerinde
| أَنْفُسِهِمْ: kendi
| مَا:
| خَلَقَ: yaratmamıştır
| اللَّهُ: Allah
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضَ: ve yerde
| وَمَا: ve bulunanları
| بَيْنَهُمَا: bu ikisi arasında
| إِلَّا: dışında
| بِالْحَقِّ: hak olması
| وَأَجَلٍ: ve bir süre
| مُسَمًّى: belirtilmiştir
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| كَثِيرًا: çoğu
| مِنَ: -dan
| النَّاسِ: insanlar-
| بِلِقَاءِ: kavuşmayı
| رَبِّهِمْ: Rabblerine
| لَكَافِرُونَ: inkar etmektedirler
| (30:8)|أَوَلَمْ:
| يَسِيرُوا: gezmediler mi?
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَيَنْظُرُوا: baksınlar
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olduğuna
| عَاقِبَةُ: sonunun
| الَّذِينَ: kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: kendilerinden önceki
| كَانُوا: idiler
| أَشَدَّ: daha güçlü
| مِنْهُمْ: kendilerinden
| قُوَّةً: kuvvet bakımından
| وَأَثَارُوا: alt-üst etmişlerdi
| الْأَرْضَ: toprağı
| وَعَمَرُوهَا: ve onu imar etmişlerdi
| أَكْثَرَ: daha çok
| مِمَّا:
| عَمَرُوهَا: bunların imar ettiklerinden
| وَجَاءَتْهُمْ: onlara gelmişti
| رُسُلُهُمْ: elçiler
| بِالْبَيِّنَاتِ: delillerle
| فَمَا: fakat
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| لِيَظْلِمَهُمْ: onlara zulmedecek
| وَلَٰكِنْ: fakat
| كَانُوا: onlar
| أَنْفُسَهُمْ: kendi kendilerine
| يَظْلِمُونَ: zulmediyorlardı
| (30:9)

| يَسِيرُوا: gezmediler mi?
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَيَنْظُرُوا: baksınlar
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olduğuna
| عَاقِبَةُ: sonunun
| الَّذِينَ: kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: kendilerinden önceki
| كَانُوا: idiler
| أَشَدَّ: daha güçlü
| مِنْهُمْ: kendilerinden
| قُوَّةً: kuvvet bakımından
| وَأَثَارُوا: alt-üst etmişlerdi
| الْأَرْضَ: toprağı
| وَعَمَرُوهَا: ve onu imar etmişlerdi
| أَكْثَرَ: daha çok
| مِمَّا:
| عَمَرُوهَا: bunların imar ettiklerinden
| وَجَاءَتْهُمْ: onlara gelmişti
| رُسُلُهُمْ: elçiler
| بِالْبَيِّنَاتِ: delillerle
| فَمَا: fakat
| كَانَ: değildi
| اللَّهُ: Allah
| لِيَظْلِمَهُمْ: onlara zulmedecek
| وَلَٰكِنْ: fakat
| كَانُوا: onlar
| أَنْفُسَهُمْ: kendi kendilerine
| يَظْلِمُونَ: zulmediyorlardı
| (30:9)|ثُمَّ: sonra
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةَ: sonu
| الَّذِينَ: kimselerin
| أَسَاءُوا: kötülük eden(lerin)
| السُّوأَىٰ: çok kötü
| أَنْ: çünkü
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَكَانُوا: ve -idiler
| بِهَا: onlarla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ediyor-
| (30:10)

| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةَ: sonu
| الَّذِينَ: kimselerin
| أَسَاءُوا: kötülük eden(lerin)
| السُّوأَىٰ: çok kötü
| أَنْ: çünkü
| كَذَّبُوا: yalanladılar
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَكَانُوا: ve -idiler
| بِهَا: onlarla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ediyor-
| (30:10)|اللَّهُ: Allah
| يَبْدَأُ: başlar
| الْخَلْقَ: yaratmağa
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: onu devam ettirir
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْهِ: O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürülürsünüz
| (30:11)

| يَبْدَأُ: başlar
| الْخَلْقَ: yaratmağa
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: onu devam ettirir
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْهِ: O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürülürsünüz
| (30:11)|وَيَوْمَ: ve gün
| تَقُومُ: başladığı
| السَّاعَةُ: sa'at
| يُبْلِسُ: susarlar
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (30:12)

| تَقُومُ: başladığı
| السَّاعَةُ: sa'at
| يُبْلِسُ: susarlar
| الْمُجْرِمُونَ: suçlular
| (30:12)|وَلَمْ: ve
| يَكُنْ: olmaz
| لَهُمْ: kendilerine
| مِنْ: -ndan
| شُرَكَائِهِمْ: ortakları-
| شُفَعَاءُ: hiçbir şefa'atçi
| وَكَانُوا: o zaman oldular
| بِشُرَكَائِهِمْ: ortaklarını
| كَافِرِينَ: inkar eder(ler)
| (30:13)

| يَكُنْ: olmaz
| لَهُمْ: kendilerine
| مِنْ: -ndan
| شُرَكَائِهِمْ: ortakları-
| شُفَعَاءُ: hiçbir şefa'atçi
| وَكَانُوا: o zaman oldular
| بِشُرَكَائِهِمْ: ortaklarını
| كَافِرِينَ: inkar eder(ler)
| (30:13)|وَيَوْمَ: ve gün
| تَقُومُ: başladığı
| السَّاعَةُ: sa'at
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| يَتَفَرَّقُونَ: ayrılırlar
| (30:14)

| تَقُومُ: başladığı
| السَّاعَةُ: sa'at
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| يَتَفَرَّقُونَ: ayrılırlar
| (30:14)|فَأَمَّا: ancak
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlar
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| فَهُمْ: onlar
| فِي: içinde
| رَوْضَةٍ: bir bahçe
| يُحْبَرُونَ: neş'elendirilirler
| (30:15)

| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan(lar)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlar
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| فَهُمْ: onlar
| فِي: içinde
| رَوْضَةٍ: bir bahçe
| يُحْبَرُونَ: neş'elendirilirler
| (30:15)|وَأَمَّا: fakat
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayanlar
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَلِقَاءِ: ve buluşmasını
| الْاخِرَةِ: ahiret
| فَأُولَٰئِكَ: onlar da
| فِي: içine
| الْعَذَابِ: azabın
| مُحْضَرُونَ: getirilirler
| (30:16)

| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayanlar
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَلِقَاءِ: ve buluşmasını
| الْاخِرَةِ: ahiret
| فَأُولَٰئِكَ: onlar da
| فِي: içine
| الْعَذَابِ: azabın
| مُحْضَرُونَ: getirilirler
| (30:16)|فَسُبْحَانَ: öyle ise tesbih edin
| اللَّهِ: Allah'ı
| حِينَ: zaman
| تُمْسُونَ: akşama girdiğiniz
| وَحِينَ: ve zaman
| تُصْبِحُونَ: sabaha erdiğiniz
| (30:17)

| اللَّهِ: Allah'ı
| حِينَ: zaman
| تُمْسُونَ: akşama girdiğiniz
| وَحِينَ: ve zaman
| تُصْبِحُونَ: sabaha erdiğiniz
| (30:17)|وَلَهُ: O'na mahsustur
| الْحَمْدُ: hamd
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَعَشِيًّا: ve günün sonunda
| وَحِينَ: ve zaman
| تُظْهِرُونَ: öğleye erdiğiniz
| (30:18)

| الْحَمْدُ: hamd
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَعَشِيًّا: ve günün sonunda
| وَحِينَ: ve zaman
| تُظْهِرُونَ: öğleye erdiğiniz
| (30:18)|يُخْرِجُ: çıkarır
| الْحَيَّ: diri
| مِنَ: -den
| الْمَيِّتِ: ölü-
| وَيُخْرِجُ: ve çıkarır
| الْمَيِّتَ: ölü
| مِنَ: -den
| الْحَيِّ: diri-
| وَيُحْيِي: ve diriltir
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: sonra
| مَوْتِهَا: ölümünden
| وَكَذَٰلِكَ: işte siz de öyle
| تُخْرَجُونَ: çıkarılacaksınız
| (30:19)

| الْحَيَّ: diri
| مِنَ: -den
| الْمَيِّتِ: ölü-
| وَيُخْرِجُ: ve çıkarır
| الْمَيِّتَ: ölü
| مِنَ: -den
| الْحَيِّ: diri-
| وَيُحْيِي: ve diriltir
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: sonra
| مَوْتِهَا: ölümünden
| وَكَذَٰلِكَ: işte siz de öyle
| تُخْرَجُونَ: çıkarılacaksınız
| (30:19)|وَمِنْ: -nden (biri)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| خَلَقَكُمْ: sizi yaratmasıdır
| مِنْ: -tan
| تُرَابٍ: toprak-
| ثُمَّ: sonra
| إِذَا: bir de bakarsın ki
| أَنْتُمْ: siz
| بَشَرٌ: insan(lar)
| تَنْتَشِرُونَ: yayılıyorsunuz
| (30:20)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| خَلَقَكُمْ: sizi yaratmasıdır
| مِنْ: -tan
| تُرَابٍ: toprak-
| ثُمَّ: sonra
| إِذَا: bir de bakarsın ki
| أَنْتُمْ: siz
| بَشَرٌ: insan(lar)
| تَنْتَشِرُونَ: yayılıyorsunuz
| (30:20)|وَمِنْ: -nden (biri de)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| خَلَقَ: yaratmasıdır
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: -den
| أَنْفُسِكُمْ: nefisleriniz-
| أَزْوَاجًا: eşler
| لِتَسْكُنُوا: sakinleşeceğiniz
| إِلَيْهَا: onunla
| وَجَعَلَ: ve koymasıdır
| بَيْنَكُمْ: aranıza
| مَوَدَّةً: sevgi
| وَرَحْمَةً: ve acıma
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَتَفَكَّرُونَ: düşünen
| (30:21)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| خَلَقَ: yaratmasıdır
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: -den
| أَنْفُسِكُمْ: nefisleriniz-
| أَزْوَاجًا: eşler
| لِتَسْكُنُوا: sakinleşeceğiniz
| إِلَيْهَا: onunla
| وَجَعَلَ: ve koymasıdır
| بَيْنَكُمْ: aranıza
| مَوَدَّةً: sevgi
| وَرَحْمَةً: ve acıma
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَتَفَكَّرُونَ: düşünen
| (30:21)|وَمِنْ: -nden (biri de)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| خَلْقُ: yaratılmasıdır
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَاخْتِلَافُ: ve değişik olmasıdır
| أَلْسِنَتِكُمْ: dillerinizin
| وَأَلْوَانِكُمْ: ve renklerinizin
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِلْعَالِمِينَ: bilenler için
| (30:22)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| خَلْقُ: yaratılmasıdır
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَاخْتِلَافُ: ve değişik olmasıdır
| أَلْسِنَتِكُمْ: dillerinizin
| وَأَلْوَانِكُمْ: ve renklerinizin
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِلْعَالِمِينَ: bilenler için
| (30:22)|وَمِنْ: -nden (biri de)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| مَنَامُكُمْ: uyumanızdır
| بِاللَّيْلِ: geceleyin
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzün
| وَابْتِغَاؤُكُمْ: ve aramanızdır
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: O'nun lutfu-
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَسْمَعُونَ: işiten
| (30:23)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| مَنَامُكُمْ: uyumanızdır
| بِاللَّيْلِ: geceleyin
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzün
| وَابْتِغَاؤُكُمْ: ve aramanızdır
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: O'nun lutfu-
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَسْمَعُونَ: işiten
| (30:23)|وَمِنْ: -nden (biri de)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| يُرِيكُمُ: size göstermesidir
| الْبَرْقَ: şimşeği
| خَوْفًا: korku
| وَطَمَعًا: ve umut
| وَيُنَزِّلُ: ve indirmesidir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| فَيُحْيِي: ve diriltmesidir
| بِهِ: onunla
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: sonra
| مَوْتِهَا: ölümünden
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَعْقِلُونَ: aklını kullanan
| (30:24)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| يُرِيكُمُ: size göstermesidir
| الْبَرْقَ: şimşeği
| خَوْفًا: korku
| وَطَمَعًا: ve umut
| وَيُنَزِّلُ: ve indirmesidir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| فَيُحْيِي: ve diriltmesidir
| بِهِ: onunla
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: sonra
| مَوْتِهَا: ölümünden
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَعْقِلُونَ: aklını kullanan
| (30:24)|وَمِنْ: -nden (biri de)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| تَقُومَ: durmasıdır
| السَّمَاءُ: göğün
| وَالْأَرْضُ: ve yerin
| بِأَمْرِهِ: O'nun buyruğuyla
| ثُمَّ: sonra
| إِذَا: zaman
| دَعَاكُمْ: sizi çağırdığı
| دَعْوَةً: bir tek da'vetle
| مِنَ: -den
| الْأَرْضِ: yer-
| إِذَا: bir de bakarsınız ki
| أَنْتُمْ: siz
| تَخْرُجُونَ: çıkıyorsunuz
| (30:25)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| تَقُومَ: durmasıdır
| السَّمَاءُ: göğün
| وَالْأَرْضُ: ve yerin
| بِأَمْرِهِ: O'nun buyruğuyla
| ثُمَّ: sonra
| إِذَا: zaman
| دَعَاكُمْ: sizi çağırdığı
| دَعْوَةً: bir tek da'vetle
| مِنَ: -den
| الْأَرْضِ: yer-
| إِذَا: bir de bakarsınız ki
| أَنْتُمْ: siz
| تَخْرُجُونَ: çıkıyorsunuz
| (30:25)|وَلَهُ: ve onlar
| مَنْ: kimseler
| فِي: bulunan
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| كُلٌّ: hepsi
| لَهُ: O'na
| قَانِتُونَ: ita'at etmektedirler
| (30:26)

| مَنْ: kimseler
| فِي: bulunan
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| كُلٌّ: hepsi
| لَهُ: O'na
| قَانِتُونَ: ita'at etmektedirler
| (30:26)|وَهُوَ: ve O
| الَّذِي: ki
| يَبْدَأُ: başlar
| الْخَلْقَ: yaratmağa
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: onu tekrarlar
| وَهُوَ: ve bu
| أَهْوَنُ: daha kolaydır
| عَلَيْهِ: O'na
| وَلَهُ: ve onlar
| الْمَثَلُ: durum
| الْأَعْلَىٰ: en yüce
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (30:27)

| الَّذِي: ki
| يَبْدَأُ: başlar
| الْخَلْقَ: yaratmağa
| ثُمَّ: sonra
| يُعِيدُهُ: onu tekrarlar
| وَهُوَ: ve bu
| أَهْوَنُ: daha kolaydır
| عَلَيْهِ: O'na
| وَلَهُ: ve onlar
| الْمَثَلُ: durum
| الْأَعْلَىٰ: en yüce
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (30:27)|ضَرَبَ: misal verdi
| لَكُمْ: size
| مَثَلًا: bir benzetmeyle
| مِنْ: -den
| أَنْفُسِكُمْ: kendiniz-
| هَلْ: -mı dır?
| لَكُمْ: sizin için var-
| مِنْ: -dan
| مَا:
| مَلَكَتْ: bulunanlar(köleler)-
| أَيْمَانُكُمْ: sizin ellerinde
| مِنْ: -dan
| شُرَكَاءَ: ortaklar-
| فِي:
| مَا: şeylerde
| رَزَقْنَاكُمْ: sizi rızıklandırdığımız
| فَأَنْتُمْ: sizinle
| فِيهِ: onda
| سَوَاءٌ: eşit olan
| تَخَافُونَهُمْ: onlardan çekindiğiniz
| كَخِيفَتِكُمْ: çekindiğiniz gibi
| أَنْفُسَكُمْ: birbirinizden
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نُفَصِّلُ: biz açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَعْقِلُونَ: aklını kullanan
| (30:28)

| لَكُمْ: size
| مَثَلًا: bir benzetmeyle
| مِنْ: -den
| أَنْفُسِكُمْ: kendiniz-
| هَلْ: -mı dır?
| لَكُمْ: sizin için var-
| مِنْ: -dan
| مَا:
| مَلَكَتْ: bulunanlar(köleler)-
| أَيْمَانُكُمْ: sizin ellerinde
| مِنْ: -dan
| شُرَكَاءَ: ortaklar-
| فِي:
| مَا: şeylerde
| رَزَقْنَاكُمْ: sizi rızıklandırdığımız
| فَأَنْتُمْ: sizinle
| فِيهِ: onda
| سَوَاءٌ: eşit olan
| تَخَافُونَهُمْ: onlardan çekindiğiniz
| كَخِيفَتِكُمْ: çekindiğiniz gibi
| أَنْفُسَكُمْ: birbirinizden
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نُفَصِّلُ: biz açıklıyoruz
| الْايَاتِ: ayetleri
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَعْقِلُونَ: aklını kullanan
| (30:28)|بَلِ: hayır
| اتَّبَعَ: uydular
| الَّذِينَ:
| ظَلَمُوا: zulmedenler
| أَهْوَاءَهُمْ: keyiflerine
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| عِلْمٍ: bilgi(leri)
| فَمَنْ: kim?
| يَهْدِي: yola getirebilir
| مَنْ: kimseyi
| أَضَلَّ: şaşırttığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَمَا: ve yoktur
| لَهُمْ: onların
| مِنْ: hiçbir
| نَاصِرِينَ: yardımcıları
| (30:29)

| اتَّبَعَ: uydular
| الَّذِينَ:
| ظَلَمُوا: zulmedenler
| أَهْوَاءَهُمْ: keyiflerine
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| عِلْمٍ: bilgi(leri)
| فَمَنْ: kim?
| يَهْدِي: yola getirebilir
| مَنْ: kimseyi
| أَضَلَّ: şaşırttığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| وَمَا: ve yoktur
| لَهُمْ: onların
| مِنْ: hiçbir
| نَاصِرِينَ: yardımcıları
| (30:29)|فَأَقِمْ: çevir
| وَجْهَكَ: yüzünü
| لِلدِّينِ: dine
| حَنِيفًا: Hanif olarak
| فِطْرَتَ: yaratmasına
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّتِي: ki
| فَطَرَ: yaratmıştır
| النَّاسَ: insanları
| عَلَيْهَا: ona göre
| لَا:
| تَبْدِيلَ: değiştirilemez
| لِخَلْقِ: yaratması
| اللَّهِ: Allah'ın
| ذَٰلِكَ: işte odur
| الدِّينُ: din
| الْقَيِّمُ: doğru
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (30:30)

| وَجْهَكَ: yüzünü
| لِلدِّينِ: dine
| حَنِيفًا: Hanif olarak
| فِطْرَتَ: yaratmasına
| اللَّهِ: Allah'ın
| الَّتِي: ki
| فَطَرَ: yaratmıştır
| النَّاسَ: insanları
| عَلَيْهَا: ona göre
| لَا:
| تَبْدِيلَ: değiştirilemez
| لِخَلْقِ: yaratması
| اللَّهِ: Allah'ın
| ذَٰلِكَ: işte odur
| الدِّينُ: din
| الْقَيِّمُ: doğru
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (30:30)|مُنِيبِينَ: yönelin
| إِلَيْهِ: yalnız O'na
| وَاتَّقُوهُ: ve erdemlenmeleri
| وَأَقِيمُوا: ve -doğrulup
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَلَا: ve
| تَكُونُوا: olmayın
| مِنَ: -dan
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlar-
| (30:31)

| إِلَيْهِ: yalnız O'na
| وَاتَّقُوهُ: ve erdemlenmeleri
| وَأَقِيمُوا: ve -doğrulup
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَلَا: ve
| تَكُونُوا: olmayın
| مِنَ: -dan
| الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlar-
| (30:31)|مِنَ:
| الَّذِينَ: onlar ki
| فَرَّقُوا: parçaladılar
| دِينَهُمْ: dinlerini
| وَكَانُوا: ve oldular
| شِيَعًا: bölük bölük
| كُلُّ: her
| حِزْبٍ: gurup
| بِمَا: olanla
| لَدَيْهِمْ: kendi yanında
| فَرِحُونَ: sevinmektedir
| (30:32)

| الَّذِينَ: onlar ki
| فَرَّقُوا: parçaladılar
| دِينَهُمْ: dinlerini
| وَكَانُوا: ve oldular
| شِيَعًا: bölük bölük
| كُلُّ: her
| حِزْبٍ: gurup
| بِمَا: olanla
| لَدَيْهِمْ: kendi yanında
| فَرِحُونَ: sevinmektedir
| (30:32)|وَإِذَا: ve zaman
| مَسَّ: dokunduğu
| النَّاسَ: insanlara
| ضُرٌّ: bir zarar
| دَعَوْا: yalvarırlar
| رَبَّهُمْ: Rablerine
| مُنِيبِينَ: yönelerek
| إِلَيْهِ: O'na
| ثُمَّ: sonra
| إِذَا: zaman
| أَذَاقَهُمْ: onlara taddırdığı
| مِنْهُ: kendinden
| رَحْمَةً: bir rahmet
| إِذَا: hemen
| فَرِيقٌ: bir grup
| مِنْهُمْ: onlardan
| بِرَبِّهِمْ: Rablerine
| يُشْرِكُونَ: ortak koşarlar
| (30:33)

| مَسَّ: dokunduğu
| النَّاسَ: insanlara
| ضُرٌّ: bir zarar
| دَعَوْا: yalvarırlar
| رَبَّهُمْ: Rablerine
| مُنِيبِينَ: yönelerek
| إِلَيْهِ: O'na
| ثُمَّ: sonra
| إِذَا: zaman
| أَذَاقَهُمْ: onlara taddırdığı
| مِنْهُ: kendinden
| رَحْمَةً: bir rahmet
| إِذَا: hemen
| فَرِيقٌ: bir grup
| مِنْهُمْ: onlardan
| بِرَبِّهِمْ: Rablerine
| يُشْرِكُونَ: ortak koşarlar
| (30:33)|لِيَكْفُرُوا: inkar etmeleri için
| بِمَا: şeyi
| اتَيْنَاهُمْ: kendilerine verdiğimiz
| فَتَمَتَّعُوا: şimdi zevk içinde yaşayın
| فَسَوْفَ: yakında
| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| (30:34)

| بِمَا: şeyi
| اتَيْنَاهُمْ: kendilerine verdiğimiz
| فَتَمَتَّعُوا: şimdi zevk içinde yaşayın
| فَسَوْفَ: yakında
| تَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| (30:34)|أَمْ: yoksa
| أَنْزَلْنَا: indirdik de
| عَلَيْهِمْ: onlara
| سُلْطَانًا: bir delil
| فَهُوَ: o (delil)
| يَتَكَلَّمُ: söylüyor
| بِمَا:
| كَانُوا: olmalarını
| بِهِ: onunla
| يُشْرِكُونَ: ortak koşmalarını
| (30:35)

| أَنْزَلْنَا: indirdik de
| عَلَيْهِمْ: onlara
| سُلْطَانًا: bir delil
| فَهُوَ: o (delil)
| يَتَكَلَّمُ: söylüyor
| بِمَا:
| كَانُوا: olmalarını
| بِهِ: onunla
| يُشْرِكُونَ: ortak koşmalarını
| (30:35)|وَإِذَا: ve zaman
| أَذَقْنَا: biz taddırdığımız
| النَّاسَ: insanlara
| رَحْمَةً: bir rahmet
| فَرِحُوا: sevinirler
| بِهَا: onunla
| وَإِنْ: ve eğer
| تُصِبْهُمْ: onlara erişirse
| سَيِّئَةٌ: bir kötülük
| بِمَا: dolayı
| قَدَّمَتْ: öne sürdüklerinden
| أَيْدِيهِمْ: elleriyle (yapıp)
| إِذَا: derhal
| هُمْ: onlar
| يَقْنَطُونَ: umutsuzluğa düşerler
| (30:36)

| أَذَقْنَا: biz taddırdığımız
| النَّاسَ: insanlara
| رَحْمَةً: bir rahmet
| فَرِحُوا: sevinirler
| بِهَا: onunla
| وَإِنْ: ve eğer
| تُصِبْهُمْ: onlara erişirse
| سَيِّئَةٌ: bir kötülük
| بِمَا: dolayı
| قَدَّمَتْ: öne sürdüklerinden
| أَيْدِيهِمْ: elleriyle (yapıp)
| إِذَا: derhal
| هُمْ: onlar
| يَقْنَطُونَ: umutsuzluğa düşerler
| (30:36)|أَوَلَمْ:
| يَرَوْا: görmediler mi?
| أَنَّ: gerçekten
| اللَّهَ: Allah
| يَبْسُطُ: genişletiyor
| الرِّزْقَ: rızkı
| لِمَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَقْدِرُ: ve daraltıyor
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يُؤْمِنُونَ: inanan
| (30:37)

| يَرَوْا: görmediler mi?
| أَنَّ: gerçekten
| اللَّهَ: Allah
| يَبْسُطُ: genişletiyor
| الرِّزْقَ: rızkı
| لِمَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| وَيَقْدِرُ: ve daraltıyor
| إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يُؤْمِنُونَ: inanan
| (30:37)|فَاتِ: o halde ver
| ذَا:
| الْقُرْبَىٰ: akrabaya
| حَقَّهُ: hakkını
| وَالْمِسْكِينَ: ve yoksula
| وَابْنَ:
| السَّبِيلِ: ve yolcuya
| ذَٰلِكَ: bu
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| لِلَّذِينَ: için
| يُرِيدُونَ: isteyenler
| وَجْهَ: yüzünü (rızasını)
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlar
| الْمُفْلِحُونَ: başarıya erenlerdir
| (30:38)

| ذَا:
| الْقُرْبَىٰ: akrabaya
| حَقَّهُ: hakkını
| وَالْمِسْكِينَ: ve yoksula
| وَابْنَ:
| السَّبِيلِ: ve yolcuya
| ذَٰلِكَ: bu
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| لِلَّذِينَ: için
| يُرِيدُونَ: isteyenler
| وَجْهَ: yüzünü (rızasını)
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlar
| الْمُفْلِحُونَ: başarıya erenlerdir
| (30:38)|وَمَا: ne ki
| اتَيْتُمْ: verdiniz
| مِنْ:
| رِبًا: riba (faiz)
| لِيَرْبُوَ: artması için
| فِي: içinde
| أَمْوَالِ: malları
| النَّاسِ: insanların
| فَلَا: asla
| يَرْبُو: artmaz
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| وَمَا: ama
| اتَيْتُمْ: verdiğiniz
| مِنْ: -tan
| زَكَاةٍ: zekat-
| تُرِيدُونَ: isteyerek
| وَجْهَ: yüzünü (rızasını)
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْمُضْعِفُونَ: kat kat artıranlardır
| (30:39)

| اتَيْتُمْ: verdiniz
| مِنْ:
| رِبًا: riba (faiz)
| لِيَرْبُوَ: artması için
| فِي: içinde
| أَمْوَالِ: malları
| النَّاسِ: insanların
| فَلَا: asla
| يَرْبُو: artmaz
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| وَمَا: ama
| اتَيْتُمْ: verdiğiniz
| مِنْ: -tan
| زَكَاةٍ: zekat-
| تُرِيدُونَ: isteyerek
| وَجْهَ: yüzünü (rızasını)
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْمُضْعِفُونَ: kat kat artıranlardır
| (30:39)|اللَّهُ: Allah
| الَّذِي: ki
| خَلَقَكُمْ: sizi yarattı
| ثُمَّ: sonra
| رَزَقَكُمْ: besledi
| ثُمَّ: sonra
| يُمِيتُكُمْ: öldürüyor
| ثُمَّ: sonra
| يُحْيِيكُمْ: diriltiyor
| هَلْ: var mı?
| مِنْ: -dan
| شُرَكَائِكُمْ: ortaklarınız-
| مَنْ: kimse
| يَفْعَلُ: yapan
| مِنْ:
| ذَٰلِكُمْ: bunlardan
| مِنْ: hiç
| شَيْءٍ: birini
| سُبْحَانَهُ: O münezzehtir
| وَتَعَالَىٰ: ve yücedir
| عَمَّا: şeylerden
| يُشْرِكُونَ: onların ortak koştukları
| (30:40)

| الَّذِي: ki
| خَلَقَكُمْ: sizi yarattı
| ثُمَّ: sonra
| رَزَقَكُمْ: besledi
| ثُمَّ: sonra
| يُمِيتُكُمْ: öldürüyor
| ثُمَّ: sonra
| يُحْيِيكُمْ: diriltiyor
| هَلْ: var mı?
| مِنْ: -dan
| شُرَكَائِكُمْ: ortaklarınız-
| مَنْ: kimse
| يَفْعَلُ: yapan
| مِنْ:
| ذَٰلِكُمْ: bunlardan
| مِنْ: hiç
| شَيْءٍ: birini
| سُبْحَانَهُ: O münezzehtir
| وَتَعَالَىٰ: ve yücedir
| عَمَّا: şeylerden
| يُشْرِكُونَ: onların ortak koştukları
| (30:40)|ظَهَرَ: çıktı
| الْفَسَادُ: fesat
| فِي:
| الْبَرِّ: karada
| وَالْبَحْرِ: ve denizde
| بِمَا: yüzünden
| كَسَبَتْ: kazandıkları
| أَيْدِي: elleriyle
| النَّاسِ: insanların
| لِيُذِيقَهُمْ: onlara taddırıyor
| بَعْضَ: bir kısmını
| الَّذِي:
| عَمِلُوا: yaptıklarının
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَرْجِعُونَ: dönerler (diye)
| (30:41)

| الْفَسَادُ: fesat
| فِي:
| الْبَرِّ: karada
| وَالْبَحْرِ: ve denizde
| بِمَا: yüzünden
| كَسَبَتْ: kazandıkları
| أَيْدِي: elleriyle
| النَّاسِ: insanların
| لِيُذِيقَهُمْ: onlara taddırıyor
| بَعْضَ: bir kısmını
| الَّذِي:
| عَمِلُوا: yaptıklarının
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَرْجِعُونَ: dönerler (diye)
| (30:41)|قُلْ: de ki
| سِيرُوا: gezin
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَانْظُرُوا: ve bakın
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olduğuna
| عَاقِبَةُ: sonunun
| الَّذِينَ: kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceki
| كَانَ: idi
| أَكْثَرُهُمْ: onların çoğu
| مُشْرِكِينَ: ortak koşanlardan
| (30:42)

| سِيرُوا: gezin
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| فَانْظُرُوا: ve bakın
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: olduğuna
| عَاقِبَةُ: sonunun
| الَّذِينَ: kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceki
| كَانَ: idi
| أَكْثَرُهُمْ: onların çoğu
| مُشْرِكِينَ: ortak koşanlardan
| (30:42)|فَأَقِمْ: yönelt
| وَجْهَكَ: yüzünü
| لِلدِّينِ: dine
| الْقَيِّمِ: dosdoğru
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| أَنْ:
| يَأْتِيَ: gelmesinden
| يَوْمٌ: gün
| لَا:
| مَرَدَّ: geri çevirilmeyen
| لَهُ:
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| يَصَّدَّعُونَ: bölük bölük ayrılırlar
| (30:43)

| وَجْهَكَ: yüzünü
| لِلدِّينِ: dine
| الْقَيِّمِ: dosdoğru
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| أَنْ:
| يَأْتِيَ: gelmesinden
| يَوْمٌ: gün
| لَا:
| مَرَدَّ: geri çevirilmeyen
| لَهُ:
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| يَصَّدَّعُونَ: bölük bölük ayrılırlar
| (30:43)|مَنْ: kim
| كَفَرَ: inkar ederse
| فَعَلَيْهِ: kendi aleyhinedir
| كُفْرُهُ: inkarı
| وَمَنْ: ve kim
| عَمِلَ: yapasa
| صَالِحًا: iyi bir iş
| فَلِأَنْفُسِهِمْ: kendileri için
| يَمْهَدُونَ: hazırlamaktadırlar
| (30:44)

| كَفَرَ: inkar ederse
| فَعَلَيْهِ: kendi aleyhinedir
| كُفْرُهُ: inkarı
| وَمَنْ: ve kim
| عَمِلَ: yapasa
| صَالِحًا: iyi bir iş
| فَلِأَنْفُسِهِمْ: kendileri için
| يَمْهَدُونَ: hazırlamaktadırlar
| (30:44)|لِيَجْزِيَ: mükafatlandırması için
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: inanan(ları)
| وَعَمِلُوا: ve yapanları
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| إِنَّهُ: doğrusu O
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| (30:45)

| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: inanan(ları)
| وَعَمِلُوا: ve yapanları
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: lutfu-
| إِنَّهُ: doğrusu O
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| (30:45)|وَمِنْ: -nden (biri de)
| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| يُرْسِلَ: göndermesidir
| الرِّيَاحَ: rüzgarları
| مُبَشِّرَاتٍ: müjdeler olarak
| وَلِيُذِيقَكُمْ: size tattırması için
| مِنْ: -nden
| رَحْمَتِهِ: rahmeti-
| وَلِتَجْرِيَ: ve yürümesi için
| الْفُلْكُ: gemilerin
| بِأَمْرِهِ: buyruğuyla
| وَلِتَبْتَغُوا: ve aramanız için
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: O'nun lutfu-
| وَلَعَلَّكُمْ: belki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz (diye)
| (30:46)

| ايَاتِهِ: O'nun ayetleri-
| أَنْ:
| يُرْسِلَ: göndermesidir
| الرِّيَاحَ: rüzgarları
| مُبَشِّرَاتٍ: müjdeler olarak
| وَلِيُذِيقَكُمْ: size tattırması için
| مِنْ: -nden
| رَحْمَتِهِ: rahmeti-
| وَلِتَجْرِيَ: ve yürümesi için
| الْفُلْكُ: gemilerin
| بِأَمْرِهِ: buyruğuyla
| وَلِتَبْتَغُوا: ve aramanız için
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: O'nun lutfu-
| وَلَعَلَّكُمْ: belki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz (diye)
| (30:46)|وَلَقَدْ: andolsun ki
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| رُسُلًا: elçileri
| إِلَىٰ:
| قَوْمِهِمْ: kavimlerine
| فَجَاءُوهُمْ: onlara geldiler
| بِالْبَيِّنَاتِ: delillerle
| فَانْتَقَمْنَا: ve biz öc aldık
| مِنَ: -den
| الَّذِينَ: kimseler-
| أَجْرَمُوا: suç işleyen(ler)
| وَكَانَ: ve idi
| حَقًّا: borç
| عَلَيْنَا: üzerimize
| نَصْرُ: yardım etmek
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlere
| (30:47)

| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| رُسُلًا: elçileri
| إِلَىٰ:
| قَوْمِهِمْ: kavimlerine
| فَجَاءُوهُمْ: onlara geldiler
| بِالْبَيِّنَاتِ: delillerle
| فَانْتَقَمْنَا: ve biz öc aldık
| مِنَ: -den
| الَّذِينَ: kimseler-
| أَجْرَمُوا: suç işleyen(ler)
| وَكَانَ: ve idi
| حَقًّا: borç
| عَلَيْنَا: üzerimize
| نَصْرُ: yardım etmek
| الْمُؤْمِنِينَ: mü'minlere
| (30:47)|اللَّهُ: Allah
| الَّذِي: ki
| يُرْسِلُ: gönderir
| الرِّيَاحَ: rüzgarları
| فَتُثِيرُ: kaldırır
| سَحَابًا: bulutu
| فَيَبْسُطُهُ: sonra onu yayar
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| كَيْفَ: nasıl
| يَشَاءُ: diliyorsa
| وَيَجْعَلُهُ: ve eder
| كِسَفًا: parça parça
| فَتَرَى: ve görürsün
| الْوَدْقَ: yağmurun
| يَخْرُجُ: çıktığını
| مِنْ:
| خِلَالِهِ: arasından
| فَإِذَا: derken
| أَصَابَ: uğratınca
| بِهِ: onu
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediğine
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَسْتَبْشِرُونَ: sevinirler
| (30:48)

| الَّذِي: ki
| يُرْسِلُ: gönderir
| الرِّيَاحَ: rüzgarları
| فَتُثِيرُ: kaldırır
| سَحَابًا: bulutu
| فَيَبْسُطُهُ: sonra onu yayar
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| كَيْفَ: nasıl
| يَشَاءُ: diliyorsa
| وَيَجْعَلُهُ: ve eder
| كِسَفًا: parça parça
| فَتَرَى: ve görürsün
| الْوَدْقَ: yağmurun
| يَخْرُجُ: çıktığını
| مِنْ:
| خِلَالِهِ: arasından
| فَإِذَا: derken
| أَصَابَ: uğratınca
| بِهِ: onu
| مَنْ:
| يَشَاءُ: dilediğine
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَسْتَبْشِرُونَ: sevinirler
| (30:48)|وَإِنْ: halbuki
| كَانُوا: onlar idiler
| مِنْ: -den
| قَبْلِ: daha önce-
| أَنْ:
| يُنَزَّلَ: (yağmurun) indirilmesinden
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: önce
| لَمُبْلِسِينَ: umutsuz(dular)
| (30:49)

| كَانُوا: onlar idiler
| مِنْ: -den
| قَبْلِ: daha önce-
| أَنْ:
| يُنَزَّلَ: (yağmurun) indirilmesinden
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: önce
| لَمُبْلِسِينَ: umutsuz(dular)
| (30:49)|فَانْظُرْ: bir bak
| إِلَىٰ:
| اثَارِ: eserlerine
| رَحْمَتِ: rahmetinin
| اللَّهِ: Allah'ın
| كَيْفَ: nasıl
| يُحْيِي: diriltiyor
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: -nden sonra
| مَوْتِهَا: ölümü-
| إِنَّ: şüphe yok ki
| ذَٰلِكَ: böylece
| لَمُحْيِي: diriltecektir
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| وَهُوَ: ve O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (30:50)

| إِلَىٰ:
| اثَارِ: eserlerine
| رَحْمَتِ: rahmetinin
| اللَّهِ: Allah'ın
| كَيْفَ: nasıl
| يُحْيِي: diriltiyor
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: -nden sonra
| مَوْتِهَا: ölümü-
| إِنَّ: şüphe yok ki
| ذَٰلِكَ: böylece
| لَمُحْيِي: diriltecektir
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| وَهُوَ: ve O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (30:50)