Hasan Basri Çantay 🔊 Meali
Bunlar o hakikatleri açıklayan kitabın âyetleridir. (26:2)

(Habîbim) Onlar mü'min olmayacaklar diye aadetâ kendine kıyacaksın! (26:3)

Eğer dilersek biz onların tepesine gökden bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğilekalır. (26:4)

Kendilerine O çok esirgeyici (Allah) dan (vahy ile) yeni bir öğüd gelmeye dursun, ille bundan yüz çeviricidirler onlar. (26:5)

Şimdi (kat'î suretde) tekzîb etdiler. (Fakat) istihza edegeldikleri (hakıykatların mühim) haberleri yakında onlara gelecekdir. (26:6)

Yer (yüzün) e bir bakmadılar mı ki biz orada her güzel çiftden nice nebatlar bitirdik. (26:7)

Şübhesiz ki bunlardan (Hakkın kemâl-i kudretine) elbet birer, nişane vardır. (Fakat) onların çoğu îman edici değildirler. (26:8)

Şüphesiz ki senin Rabbin, elbette O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir. (26:9)

(10-11) Hani Rabbin Musâya: «O zaalimler güruhuna, Fir'avnın kavmine git. Haalâ (fenâlıkdan) sakınmayacaklar mı onlar?» diye nida etmişdi. (26:10)

O, dedi ki: «Rabbim, onların beni tekzîb edeceklerinden cidden korkarım». (26:12)

«Benim de göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Hâruuna (Cebrâili) gönder (ona da peygamberlik ver)». (26:13)

«Hem onların benim aleyhimde bir suç (da'vaları) da var. Bundan dolayı beni öldürmelerinden korkarım». (26:14)

(Allah) dedi: «Hayır. İkiniz de âyetlerimizle gidin. Şübhesiz ki biz sizinle beraberiz, (her şey'i) işidiciyiz». (26:15)

(16-17) «Haydi Fir'avna gidin de: — Biz, israil oğullarını beraberimizde yollayasın diye aalemlerin Rabbinin gönderdiği gerçek (iki) peygamberiz» deyin. (26:16)

(Fir'avn) dedi ki: «Biz seni yeni doğmuş (bir çocuk) ken içimizde büyütmedik mi? Sen ömründen bir hayli seneler bizim aramızda kalmadın mı»? (26:18)

«O yapdığın fi'li de sen işledin. Sen nankörlerdensin». (26:19)

(Muusâ) dedi: «Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yapdım». (26:20)

«Sizden korkunca da hemen içinizden (bırakıb) kaçdım. Nihayet Rabbim bana bir hüküm verdi ve beni peygamberlerden yapdı». (26:21)

«Bana karşı imtinân etdiğin (başıma kakdığın) o ni'met, Isrâîl oğullarını kendine kul (köle) edindiğin içindi». (26:22)

Fir'avn dedi ki: «Aalemlerin Rabbi (dediğin) nedir»? (26:23)

(Muusâ): «Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan şeylerin Rabbidir. Eğer hakıykatı yakıynen bilmiye ehil kimselerseniz (Onun birliğine îman edin)» dedi. (26:24)

(Fir'avn) etrafında bulunan kimselere dedi ki: «İşitmiyor musunuz»? (26:25)

(Muusâ sözüne devamla:) «(O) sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbidir» dedi. (26:26)

(Fir'avn) «Her halde size gönderilen (bu) peygamberiniz, dedi, mutlak delidir». (26:27)

(Muusâ yine devamla) dedi ki: «(O) Meşrıkla mağribin ve ikisi arasında bulunan her şeylerin Rabbidir. Eğer aklınızı kullanırsanız (idrâk edersiniz)». (26:28)

(Fir'avn): «Andolsun, dedi, eğer benden başka bir Tanrı edinirsen seni muhakkak ve muhakkak zindana girenlerden ederim». (26:29)

(Muusâ) dedi ki: «Sana apaçık bir şey getirdimse de mi (zindana atacaksın)»? (26:30)

(Fir'avn): «Doğru söyleyenlerdensen haydi getir onu» dedi. (26:31)

Bunun üzerine (Muusâ) asaasını bırakıverdi. Birde (ne görsünler) o, apaçık bir ejderha! (26:32)

Elini de çekib çıkardı. Bir de (ne görsünler) bu, temâşâ edenler için bembeyaz (ve nuur saçan bir el) dir. (26:33)

(Fir'avn), çevresindeki ileri gelenlere: «Hiç şübhesiz, dedi, bu mutlak çok bilen bir büyücüdür». (26:34)

«Ki sizi büyüsiyle yerinizden (yurdunuzdan sürüb) çıkarmak diliyor. Şimdi (buna) ne buyurursunuz»? (26:35)

«Bunu ve kardeşini, dediler, gecikdir (eğle), şehirlere toplayıcılar yolla da», (26:36)

Çok bilen her büyücüyü sana getirsin (ler)». (26:37)

Bu suretle muayyen bir günün belli bir vaktında bütün sihirbazlar bir araya getirildi. (26:38)

Ve insanlara da: «Siz de toplamalar mısınız?» denildi. (26:39)

«Umarız ki (bizimkiler) gaalib olurlarsa biz de (kendi) büyücüler (imiz) e uyarız». (26:40)

Nihayet büyücüler gelince Fir'avna: «Muhakkak üstün gelirsek bize herhalde bir mükâfat var mı?» dediler. (26:41)

(Fir'avn): «Evet, dedi, hem o takdîrde siz elbet ve elbet (benim) en yakınlar (ım) dan (olacak) sınız». (26:42)

Muusâ onlara: «Ne atacaksınız (evvelâ) siz atın» dedi. (26:43)

Onlar da ipleri ve sopalarını atıb «Fir'avnın izzeti hakkı için gaalib olanlar elbet biziz biz!» dediler. (26:44)

Bunun üzerine Muusâ da asaasını bırakıverdi. Bir de (ne görsünler) o, (büyücüler) in düzer olduklarını yutuyor! (26:45)

Büyücüler derhal secde ediciler olarak (yere) kapandı (lar). (26:46)

(47-48) «Aalemlerin Rabbine, Muusâ ile Hâruunun Rabbine îman etdik dediler. (26:47)

(Fir'avn) dedi ki: «Ben size izin vermeden siz ona îman etdiniz ha! Hakıykat size büyüyü öğreten büyüğünüzmüş o! O halde yakında bileceksiniz. Herhalde sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesdireceğim, sizin topunuzu behemehal çarmıha gerdireceğim»! (26:49)

Dediler: «(Bunda) bize hiçbir zarar yok. Biz şübhesiz ki Rabbimize dönücüleriz». (26:50)

«Herhalde biz îman edenlerin ilki olduğumuz için Rabbimizin bizim günâhlarımızı yarlığayacağını umarız». (26:51)

Muusâya: «Kullarımı gece yola çıkar. Çünkü ta'kîb edileceksiniz» diye vahyetdik. (26:52)

Fir'avn da şehirlere toplayıcılar gönderdi. (26:53)
