Gültekin Onan : "Sonra onları açıktan açığa davet ettim."
Hakkı Yılmaz : (5-12) Nûh dedi ki: “Rabbim! Şüphesiz ben, toplumumu gece-gündüz/sürekli olarak davet ettim. Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı. Ve şüphesiz ben, onları, Senin onları bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe de kibirlendiler. Sonra şüphesiz ben onları yüksek sesle çağırdım. Sonra şüphesiz onlar için ilan ettim. Onlar için gizli gizli de söyledim. Sonra dedim ki”: “Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Kesinlikle O, çok bağışlayıcıdır. Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın. Size mallar ve oğullar ile yardımda bulunsun, sizin için bahçeler kılsın, ırmaklar kılsın.
Hasan Basri Çantay : «Sonra ben onları hakıykaten en yüksek ses (im) le çağırdım».
Hayrat Neşriyat : 'Sonra şübhesiz ben, onları yüksek sesle (açıkça) da'vet ettim.'
İbni Kesir : Sonra ben; onları gerçekten açıkça çağırdım.
İskender Evrenosoğlu : Sonra muhakkak ki ben onları cehren (açıkça) davet ettim.
Muhammed Esed : Doğrusu, ben onları açık açık çağırdım;
Ömer Nasuhi Bilmen : (7-8) «Muhakak ki ben onlar için mağfiret buyurasın diye kendilerini her ne zaman dâvet etti isem parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve libaslarına büründüler ve ısrar ettiler ve böbürleniverdiler. Sonra muhakkak ki ben onları, apaçık dâvet ettim.»