6En’âm Suresi
Kuran Sırası: 6
İniş Sırası: 55
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|El-Hamdu: hamdolsun
| lillahi: o Allah'a
| lleƶī: ki
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| ve ceǎle: ve var etti
| Z-Zulumāti: karanlıkları
| ve nnūra: ve aydınlığı
| ṧumme: yine de
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| birabbihim: Rablerine
| yeǎ'dilūne: eşler tutuyorlar
| (6:1)

| lillahi: o Allah'a
| lleƶī: ki
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| ve ceǎle: ve var etti
| Z-Zulumāti: karanlıkları
| ve nnūra: ve aydınlığı
| ṧumme: yine de
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| birabbihim: Rablerine
| yeǎ'dilūne: eşler tutuyorlar
| (6:1)|huve: O
| lleƶī: ki
| ḣaleḳakum: sizi yaratıp
| min: -dan
| Tīnin: çamur-
| ṧumme: sonra
| ḳaDā: koymuştur
| ecelen: bir süre
| ve ecelun: ve bir süre
| musemmen: belirli
| ǐndehu: kendi katından
| ṧumme: böyle iken
| entum: siz hala
| temterūne: kuşkulanıyorsunuz
| (6:2)

| lleƶī: ki
| ḣaleḳakum: sizi yaratıp
| min: -dan
| Tīnin: çamur-
| ṧumme: sonra
| ḳaDā: koymuştur
| ecelen: bir süre
| ve ecelun: ve bir süre
| musemmen: belirli
| ǐndehu: kendi katından
| ṧumme: böyle iken
| entum: siz hala
| temterūne: kuşkulanıyorsunuz
| (6:2)|ve huve: ve O
| llahu: (tek) Allah'tır
| fī:
| s-semāvāti: göklerde de
| ve fī: ve
| l-erDi: yerde
| yeǎ'lemu: bilir
| sirrakum: sizin gizlinizi
| ve cehrakum: ve açığınızı
| ve yeǎ'lemu: ve bilir
| mā: ne
| teksibūne: kazandığınızı
| (6:3)

| llahu: (tek) Allah'tır
| fī:
| s-semāvāti: göklerde de
| ve fī: ve
| l-erDi: yerde
| yeǎ'lemu: bilir
| sirrakum: sizin gizlinizi
| ve cehrakum: ve açığınızı
| ve yeǎ'lemu: ve bilir
| mā: ne
| teksibūne: kazandığınızı
| (6:3)|ve mā:
| te'tīhim: onlara gelmez
| min: hiçbir
| āyetin: ayet
| min: -inden
| āyāti: ayetler-
| rabbihim: Rablerinin
| illā: asla
| kānū: olmasınlar
| ǎnhā: ondan
| muǎ'riDīne: yüz çeviriyor
| (6:4)

| te'tīhim: onlara gelmez
| min: hiçbir
| āyetin: ayet
| min: -inden
| āyāti: ayetler-
| rabbihim: Rablerinin
| illā: asla
| kānū: olmasınlar
| ǎnhā: ondan
| muǎ'riDīne: yüz çeviriyor
| (6:4)|feḳad: işte elbette
| keƶƶebū: yalanladılar
| bil-Haḳḳi: hakkı
| lemmā: ne zaman ki
| cā'ehum: kendilerine geldi
| fesevfe: fakat yakında
| ye'tīhim: kendilerine gelecektir
| enbā'u: haberleri
| mā: şeyin
| kānū:
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay ettikleri
| (6:5)

| keƶƶebū: yalanladılar
| bil-Haḳḳi: hakkı
| lemmā: ne zaman ki
| cā'ehum: kendilerine geldi
| fesevfe: fakat yakında
| ye'tīhim: kendilerine gelecektir
| enbā'u: haberleri
| mā: şeyin
| kānū:
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay ettikleri
| (6:5)|elem:
| yerav: görmediler mi
| kem: nicesini
| ehleknā: yok ettik
| min:
| ḳablihim: onlardan önce
| min: -den
| ḳarnin: nesiller-
| mekkennāhum: onlara imkanlar vermiştik
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| mā: ne varsa
| lem:
| numekkin: vermediğimiz imkanları
| lekum: size
| ve erselnā: ve boşaltmıştık
| s-semāe: göğü de
| ǎleyhim: üzerlerine
| midrāran: bol bol
| ve ceǎlnā: ve kılmıştık
| l-enhāra: ırmakları
| tecrī: akar
| min:
| teHtihim: (ayaklarının) altından
| feehleknāhum: fakat onları helak ettik
| biƶunūbihim: günahlarından ötürü
| ve enşe'nā: ve yarattık
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| ḳarnen: bir nesil
| āḣarīne: başka
| (6:6)

| yerav: görmediler mi
| kem: nicesini
| ehleknā: yok ettik
| min:
| ḳablihim: onlardan önce
| min: -den
| ḳarnin: nesiller-
| mekkennāhum: onlara imkanlar vermiştik
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| mā: ne varsa
| lem:
| numekkin: vermediğimiz imkanları
| lekum: size
| ve erselnā: ve boşaltmıştık
| s-semāe: göğü de
| ǎleyhim: üzerlerine
| midrāran: bol bol
| ve ceǎlnā: ve kılmıştık
| l-enhāra: ırmakları
| tecrī: akar
| min:
| teHtihim: (ayaklarının) altından
| feehleknāhum: fakat onları helak ettik
| biƶunūbihim: günahlarından ötürü
| ve enşe'nā: ve yarattık
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| ḳarnen: bir nesil
| āḣarīne: başka
| (6:6)|velev: ve eğer
| nezzelnā: indirmiş olsaydık
| ǎleyke: sana
| kitāben: bir Kitap
| fī:
| ḳirTāsin: kağıt üzerine yazılı
| fe lemesūhu: onu tutsalardı
| bieydīhim: elleriyle
| leḳāle: yine derlerdi
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| in:
| hāƶā: bu
| illā: ancak
| siHrun: bir büyüdür
| mubīnun: apaçık
| (6:7)

| nezzelnā: indirmiş olsaydık
| ǎleyke: sana
| kitāben: bir Kitap
| fī:
| ḳirTāsin: kağıt üzerine yazılı
| fe lemesūhu: onu tutsalardı
| bieydīhim: elleriyle
| leḳāle: yine derlerdi
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| in:
| hāƶā: bu
| illā: ancak
| siHrun: bir büyüdür
| mubīnun: apaçık
| (6:7)|ve ḳālū: ve dediler
| levlā: değil miydi?
| unzile: indirilmeli
| ǎleyhi: O'na
| melekun: bir melek
| velev: ve eğer
| enzelnā: indirseydik
| meleken: bir melek
| leḳuDiye: bitirilmiş olurdu
| l-emru: iş
| ṧumme: artık
| lā:
| yunZerūne: hiç göz açtırılmazdı
| (6:8)

| levlā: değil miydi?
| unzile: indirilmeli
| ǎleyhi: O'na
| melekun: bir melek
| velev: ve eğer
| enzelnā: indirseydik
| meleken: bir melek
| leḳuDiye: bitirilmiş olurdu
| l-emru: iş
| ṧumme: artık
| lā:
| yunZerūne: hiç göz açtırılmazdı
| (6:8)|velev: ve eğer
| ceǎlnāhu: onu yapsaydık
| meleken: melek
| leceǎlnāhu: yine yapardık
| raculen: bir adam (şeklinde)
| velelebesnā: ve yine düşürürdük
| ǎleyhim: onları
| mā:
| yelbisūne: düştükleri kuşkuya
| (6:9)

| ceǎlnāhu: onu yapsaydık
| meleken: melek
| leceǎlnāhu: yine yapardık
| raculen: bir adam (şeklinde)
| velelebesnā: ve yine düşürürdük
| ǎleyhim: onları
| mā:
| yelbisūne: düştükleri kuşkuya
| (6:9)|veleḳadi: ve muhakkak
| stuhzie: alay edilmişti
| birusulin: peygamberlerle
| min:
| ḳablike: senden önce de
| feHāḳa: fakat kuşatıverdi
| bielleƶīne: kimseleri
| seḣirū: alay edenleri
| minhum: onlarla
| mā: şey
| kānū:
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay ettikleri
| (6:10)

| stuhzie: alay edilmişti
| birusulin: peygamberlerle
| min:
| ḳablike: senden önce de
| feHāḳa: fakat kuşatıverdi
| bielleƶīne: kimseleri
| seḣirū: alay edenleri
| minhum: onlarla
| mā: şey
| kānū:
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay ettikleri
| (6:10)|ḳul: de ki
| sīrū: dolaşın
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| ṧumme: sonra
| nZurū: görün
| keyfe: nasıl
| kāne: olmuş
| ǎāḳibetu: sonu
| l-mukeƶƶibīne: yalanlayanların
| (6:11)

| sīrū: dolaşın
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| ṧumme: sonra
| nZurū: görün
| keyfe: nasıl
| kāne: olmuş
| ǎāḳibetu: sonu
| l-mukeƶƶibīne: yalanlayanların
| (6:11)|ḳul: de ki
| limen: kimindir?
| mā: olanlar
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| vel'erDi: ve yerde
| ḳul: de ki
| lillahi: Allah'ındır
| ketebe: O yazmıştır
| ǎlā: üstüne
| nefsihi: kendi
| r-raHmete: rahmet etmeyi
| leyecmeǎnnekum: sizi elbette toplayacaktır
| ilā:
| yevmi: gününde
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| lā:
| raybe: şüphe olmayan
| fīhi: varlığında
| elleƶīne: ama kimseler
| ḣasirū: ziyana sokan(lar)
| enfusehum: kendilerini
| fehum: onlar
| lā:
| yu'minūne: inanmazlar
| (6:12)

| limen: kimindir?
| mā: olanlar
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| vel'erDi: ve yerde
| ḳul: de ki
| lillahi: Allah'ındır
| ketebe: O yazmıştır
| ǎlā: üstüne
| nefsihi: kendi
| r-raHmete: rahmet etmeyi
| leyecmeǎnnekum: sizi elbette toplayacaktır
| ilā:
| yevmi: gününde
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| lā:
| raybe: şüphe olmayan
| fīhi: varlığında
| elleƶīne: ama kimseler
| ḣasirū: ziyana sokan(lar)
| enfusehum: kendilerini
| fehum: onlar
| lā:
| yu'minūne: inanmazlar
| (6:12)|ve lehu: ve onlar
| mā: her şey
| sekene: barınan
| fī:
| l-leyli: gecede
| ve nnehāri: ve gündüzde
| ve huve: e O
| s-semīǔ: işitendir
| l-ǎlīmu: bilendir
| (6:13)

| mā: her şey
| sekene: barınan
| fī:
| l-leyli: gecede
| ve nnehāri: ve gündüzde
| ve huve: e O
| s-semīǔ: işitendir
| l-ǎlīmu: bilendir
| (6:13)|ḳul: de ki
| eğayra: başkasını mı?
| llahi: Allah'tan
| etteḣiƶu: edineyim
| veliyyen: dost
| fāTiri: yoktan var eden
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDi: ve yeri
| vehuve: ve kendisi
| yuT'ǐmu: besleyen
| ve lā:
| yuT'ǎmu: fakat beslenmeyen
| ḳul: de ki
| innī: bana
| umirtu: emrerdildi
| en:
| ekūne: olmam
| evvele: ilki
| men: olanların
| esleme: İslam
| ve lā: ve sakın
| tekūnenne: olma
| mine:
| l-muşrikīne: ortak koşanlardan
| (6:14)

| eğayra: başkasını mı?
| llahi: Allah'tan
| etteḣiƶu: edineyim
| veliyyen: dost
| fāTiri: yoktan var eden
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDi: ve yeri
| vehuve: ve kendisi
| yuT'ǐmu: besleyen
| ve lā:
| yuT'ǎmu: fakat beslenmeyen
| ḳul: de ki
| innī: bana
| umirtu: emrerdildi
| en:
| ekūne: olmam
| evvele: ilki
| men: olanların
| esleme: İslam
| ve lā: ve sakın
| tekūnenne: olma
| mine:
| l-muşrikīne: ortak koşanlardan
| (6:14)|ḳul: de ki
| innī: şüphesiz ben
| eḣāfu: korkarım
| in: eğer
| ǎSaytu: isyan edersem
| rabbī: Rabbime
| ǎƶābe: azabından
| yevmin: bir günün
| ǎZīmin: büyük
| (6:15)

| innī: şüphesiz ben
| eḣāfu: korkarım
| in: eğer
| ǎSaytu: isyan edersem
| rabbī: Rabbime
| ǎƶābe: azabından
| yevmin: bir günün
| ǎZīmin: büyük
| (6:15)|men: kim
| yuSraf: çevrilip savılırsa
| ǎnhu: ondan (azabdan)
| yevmeiƶin: o gün
| feḳad: gerçekten
| raHimehu: (Allah) ona acımıştır
| ve ƶālike: işte budur
| l-fevzu: başarı
| l-mubīnu: apaçık
| (6:16)

| yuSraf: çevrilip savılırsa
| ǎnhu: ondan (azabdan)
| yevmeiƶin: o gün
| feḳad: gerçekten
| raHimehu: (Allah) ona acımıştır
| ve ƶālike: işte budur
| l-fevzu: başarı
| l-mubīnu: apaçık
| (6:16)|ve in: ve eğer
| yemseske: sana dokundursa
| llahu: Allah
| biDurrin: bir zarar
| felā: yoktur
| kāşife: açacak
| lehu: onu
| illā: başka
| huve: kendisinden
| ve in: ve eğer
| yemseske: sana dokundursa
| biḣayrin: bir hayır
| fehuve: kuşkusuz O
| ǎlā:
| kulli: her
| şey'in: şeyi
| ḳadīrun: yapabilendir
| (6:17)

| yemseske: sana dokundursa
| llahu: Allah
| biDurrin: bir zarar
| felā: yoktur
| kāşife: açacak
| lehu: onu
| illā: başka
| huve: kendisinden
| ve in: ve eğer
| yemseske: sana dokundursa
| biḣayrin: bir hayır
| fehuve: kuşkusuz O
| ǎlā:
| kulli: her
| şey'in: şeyi
| ḳadīrun: yapabilendir
| (6:17)|ve huve: ve O
| l-ḳāhiru: tam hakimdir
| fevḳa: üstünde
| ǐbādihi: kullarının
| ve huve: ve O
| l-Hakīmu: herşeyi yerli yerince yapan
| l-ḣabīru: haber alandır
| (6:18)

| l-ḳāhiru: tam hakimdir
| fevḳa: üstünde
| ǐbādihi: kullarının
| ve huve: ve O
| l-Hakīmu: herşeyi yerli yerince yapan
| l-ḣabīru: haber alandır
| (6:18)|ḳul: de ki
| eyyu: hangi
| şey'in: şey
| ekberu: daha büyüktür
| şehādeten: şahidlik bakımından
| ḳuli: de ki
| llahu: Allah
| şehīdun: şahiddir
| beynī: benimle
| ve beynekum: sizin aranızda
| ve ūHiye: ve vahyolundu
| ileyye: bana
| hāƶā: bu
| l-ḳurānu: Kur'an
| liunƶirakum: sizi uyarayım
| bihi: onunla
| ve men: ve herkesi
| beleğa: ulaştığı
| einnekum: siz
| leteşhedūne: şahidlik ediyor musunuz?
| enne: gerçekten
| meǎ: ile beraber
| llahi: Allah
| āliheten: tanrılar olduğuna
| uḣrā: başka
| ḳul: de ki
| lā:
| eşhedu: ben şahidlik etmem
| ḳul: de ki
| innemā: ancak
| huve: O
| ilāhun: Tanrıdır
| vāHidun: tek bir
| ve innenī: şüphesiz ben
| berī'un: uzağım
| mimmā: şeylerden
| tuşrikūne: sizin ortak koştuğunuz
| (6:19)

| eyyu: hangi
| şey'in: şey
| ekberu: daha büyüktür
| şehādeten: şahidlik bakımından
| ḳuli: de ki
| llahu: Allah
| şehīdun: şahiddir
| beynī: benimle
| ve beynekum: sizin aranızda
| ve ūHiye: ve vahyolundu
| ileyye: bana
| hāƶā: bu
| l-ḳurānu: Kur'an
| liunƶirakum: sizi uyarayım
| bihi: onunla
| ve men: ve herkesi
| beleğa: ulaştığı
| einnekum: siz
| leteşhedūne: şahidlik ediyor musunuz?
| enne: gerçekten
| meǎ: ile beraber
| llahi: Allah
| āliheten: tanrılar olduğuna
| uḣrā: başka
| ḳul: de ki
| lā:
| eşhedu: ben şahidlik etmem
| ḳul: de ki
| innemā: ancak
| huve: O
| ilāhun: Tanrıdır
| vāHidun: tek bir
| ve innenī: şüphesiz ben
| berī'un: uzağım
| mimmā: şeylerden
| tuşrikūne: sizin ortak koştuğunuz
| (6:19)|elleƶīne: kendilerine
| āteynāhumu: verdiklerimiz
| l-kitābe: Kitap
| yeǎ'rifūnehu: onu tanırlar
| kemā: gibi
| yeǎ'rifūne: tanıdıkları
| ebnā'ehumu: oğullarını
| elleƶīne: kimseler
| ḣasirū: ziyana sokan(lar)
| enfusehum: kendilerini
| fehum: onlar
| lā:
| yu'minūne: inanmazlar
| (6:20)

| āteynāhumu: verdiklerimiz
| l-kitābe: Kitap
| yeǎ'rifūnehu: onu tanırlar
| kemā: gibi
| yeǎ'rifūne: tanıdıkları
| ebnā'ehumu: oğullarını
| elleƶīne: kimseler
| ḣasirū: ziyana sokan(lar)
| enfusehum: kendilerini
| fehum: onlar
| lā:
| yu'minūne: inanmazlar
| (6:20)|ve men: ve kim olabilir?
| eZlemu: daha zalim
| mimmeni: edenlerden
| fterā: iftira
| ǎlā: karşı
| llahi: Allah'a
| keƶiben: yalanı
| ev: ya da
| keƶƶebe: yalanlayandan
| biāyātihi: O'nun ayetlerini
| innehu: şüphesiz
| lā:
| yufliHu: kurtuluş yüzü görmezler
| Z-Zālimūne: zalimler
| (6:21)

| eZlemu: daha zalim
| mimmeni: edenlerden
| fterā: iftira
| ǎlā: karşı
| llahi: Allah'a
| keƶiben: yalanı
| ev: ya da
| keƶƶebe: yalanlayandan
| biāyātihi: O'nun ayetlerini
| innehu: şüphesiz
| lā:
| yufliHu: kurtuluş yüzü görmezler
| Z-Zālimūne: zalimler
| (6:21)|ve yevme: ve gün
| neHşuruhum: topladığımız
| cemīǎn: hepsini
| ṧumme: sonra
| neḳūlu: dediğimiz
| lilleƶīne: kimselere
| eşrakū: ortak koşan(lara)
| eyne: hani nerede?
| şurakā'ukumu: ortaklarınız
| elleƶīne: kimseler
| kuntum: olduğunuz
| tez'ǔmūne: zannetmekte
| (6:22)

| neHşuruhum: topladığımız
| cemīǎn: hepsini
| ṧumme: sonra
| neḳūlu: dediğimiz
| lilleƶīne: kimselere
| eşrakū: ortak koşan(lara)
| eyne: hani nerede?
| şurakā'ukumu: ortaklarınız
| elleƶīne: kimseler
| kuntum: olduğunuz
| tez'ǔmūne: zannetmekte
| (6:22)|ṧumme: sonra
| lem:
| tekun: kalmadığı
| fitnetuhum: onların çareleri
| illā: başka
| en:
| ḳālū: demelerinden
| vellehi: Allah'a andolsun ki
| rabbinā: Rabbimiz
| mā:
| kunnā: biz değildik
| muşrikīne: ortak koşanlar
| (6:23)

| lem:
| tekun: kalmadığı
| fitnetuhum: onların çareleri
| illā: başka
| en:
| ḳālū: demelerinden
| vellehi: Allah'a andolsun ki
| rabbinā: Rabbimiz
| mā:
| kunnā: biz değildik
| muşrikīne: ortak koşanlar
| (6:23)|unZur: bak
| keyfe: nasıl
| keƶebū: yalan söylediler
| ǎlā: karşı
| enfusihim: kendilerine
| ve Delle: ve sapıp gitti
| ǎnhum: kendilerinden
| mā: şeyler
| kānū: oldukları
| yefterūne: uydurduruyor(lar)
| (6:24)

| keyfe: nasıl
| keƶebū: yalan söylediler
| ǎlā: karşı
| enfusihim: kendilerine
| ve Delle: ve sapıp gitti
| ǎnhum: kendilerinden
| mā: şeyler
| kānū: oldukları
| yefterūne: uydurduruyor(lar)
| (6:24)|ve minhum: içlerinden vardır
| men: kimseler
| yestemiǔ: dinleyen
| ileyke: seni
| veceǎlnā: fakat biz koyduk
| ǎlā: üstüne
| ḳulūbihim: kalblerinin
| ekinneten: perdeler
| en:
| yefḳahūhu: onu anlamalarına engel
| ve fī: ve içine
| āƶānihim: kulaklarının
| veḳran: ağırlık
| ve in: ve eğer
| yerav: görseler de
| kulle: her
| āyetin: mu'cizeyi
| lā: asla
| yu'minū: inanmazlar
| bihā: ona
| Hattā: hatta
| iƶā: zaman
| cā'ūke: sana geldikleri
| yucādilūneke: seninle tartışırlar
| yeḳūlu: derler
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| in:
| hāƶā: bu
| illā: başka değildir
| esāTīru: masallarından
| l-evvelīne: eskilerin
| (6:25)

| men: kimseler
| yestemiǔ: dinleyen
| ileyke: seni
| veceǎlnā: fakat biz koyduk
| ǎlā: üstüne
| ḳulūbihim: kalblerinin
| ekinneten: perdeler
| en:
| yefḳahūhu: onu anlamalarına engel
| ve fī: ve içine
| āƶānihim: kulaklarının
| veḳran: ağırlık
| ve in: ve eğer
| yerav: görseler de
| kulle: her
| āyetin: mu'cizeyi
| lā: asla
| yu'minū: inanmazlar
| bihā: ona
| Hattā: hatta
| iƶā: zaman
| cā'ūke: sana geldikleri
| yucādilūneke: seninle tartışırlar
| yeḳūlu: derler
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| in:
| hāƶā: bu
| illā: başka değildir
| esāTīru: masallarından
| l-evvelīne: eskilerin
| (6:25)|ve hum: ve onlar
| yenhevne: hem menederler
| ǎnhu: ondan
| ve yenevne: hem de uzak dururlar
| ǎnhu: ondan
| ve in: ve böylece
| yuhlikūne: mahvediyorlar
| illā: yalnız
| enfusehum: kendilerini
| ve mā: değiller
| yeş'ǔrūne: farkında
| (6:26)

| yenhevne: hem menederler
| ǎnhu: ondan
| ve yenevne: hem de uzak dururlar
| ǎnhu: ondan
| ve in: ve böylece
| yuhlikūne: mahvediyorlar
| illā: yalnız
| enfusehum: kendilerini
| ve mā: değiller
| yeş'ǔrūne: farkında
| (6:26)|velev: ve eğer
| terā: bir görsen
| iƶ: iken
| vuḳifū: durdurulmuş
| ǎlā: başında
| n-nāri: ateşin
| feḳālū: dediklerini
| yā: EY/HEY/AH
| leytenī: keşke ben
| nuraddu: geri döndürülseydik
| ve lā: ve
| nukeƶƶibe: yalanlamasaydık
| biāyāti: ayetlerini
| rabbinā: Rabbimizin
| ve nekūne: ve olsaydık
| mine: -dan
| l-mu'minīne: inananlar-
| (6:27)

| terā: bir görsen
| iƶ: iken
| vuḳifū: durdurulmuş
| ǎlā: başında
| n-nāri: ateşin
| feḳālū: dediklerini
| yā: EY/HEY/AH
| leytenī: keşke ben
| nuraddu: geri döndürülseydik
| ve lā: ve
| nukeƶƶibe: yalanlamasaydık
| biāyāti: ayetlerini
| rabbinā: Rabbimizin
| ve nekūne: ve olsaydık
| mine: -dan
| l-mu'minīne: inananlar-
| (6:27)|bel: hayır
| bedā: göründü
| lehum: onlara
| mā:
| kānū: oldukları
| yuḣfūne: gizlemekte
| min:
| ḳablu: daha önce
| velev: eğer
| ruddū: geri gönderilselerdi
| leǎādū: yine dönerlerdi
| limā: şeye
| nuhū: men'olundukları
| ǎnhu: kendinden
| ve innehum: çünkü onlar
| lekāƶibūne: yalancılardır
| (6:28)

| bedā: göründü
| lehum: onlara
| mā:
| kānū: oldukları
| yuḣfūne: gizlemekte
| min:
| ḳablu: daha önce
| velev: eğer
| ruddū: geri gönderilselerdi
| leǎādū: yine dönerlerdi
| limā: şeye
| nuhū: men'olundukları
| ǎnhu: kendinden
| ve innehum: çünkü onlar
| lekāƶibūne: yalancılardır
| (6:28)|ve ḳālū: dediler ki
| in:
| hiye: onlar
| illā: başka yoktur
| Hayātunā: hayatımızdan
| d-dunyā: dünya
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| bimeb'ǔṧīne: diriltilecek
| (6:29)

| in:
| hiye: onlar
| illā: başka yoktur
| Hayātunā: hayatımızdan
| d-dunyā: dünya
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| bimeb'ǔṧīne: diriltilecek
| (6:29)|velev: ve eğer
| terā: (onları) bir görsen
| iƶ: iken
| vuḳifū: durdurulmuş
| ǎlā: huzurunda
| rabbihim: Rablerinin
| ḳāle: dedi
| eleyse: değil miymiş?
| hāƶā: bu
| bil-Haḳḳi: gerçek
| ḳālū: dediler ki
| belā: evet gerçektir
| verabbinā: Rabbimiz hakkı için
| ḳāle: dedi
| feƶūḳū: öyle ise tadın
| l-ǎƶābe: azabı
| bimā: dolayı
| kuntum: ettiğinizden
| tekfurūne: inkar
| (6:30)

| terā: (onları) bir görsen
| iƶ: iken
| vuḳifū: durdurulmuş
| ǎlā: huzurunda
| rabbihim: Rablerinin
| ḳāle: dedi
| eleyse: değil miymiş?
| hāƶā: bu
| bil-Haḳḳi: gerçek
| ḳālū: dediler ki
| belā: evet gerçektir
| verabbinā: Rabbimiz hakkı için
| ḳāle: dedi
| feƶūḳū: öyle ise tadın
| l-ǎƶābe: azabı
| bimā: dolayı
| kuntum: ettiğinizden
| tekfurūne: inkar
| (6:30)|ḳad: gerçekten
| ḣasira: ziyana uğradı(lar)
| elleƶīne: kimseler
| keƶƶebū: yalanlayan(lar)
| biliḳā'i: huzuruna çıkmayı
| llahi: Allah'ın
| Hattā: nihayet
| iƶā: zaman
| cā'ethumu: kendilerine geldiği
| s-sāǎtu: o sa'at
| beğteten: ansızın
| ḳālū: dediler
| yā: EY/HEY/AH
| Hasratenā: Pişmanız
| ǎlā: dolayı
| mā:
| ferraTnā: kusurlarımızdan
| fīhā: orada
| vehum: ve onlar
| yeHmilūne: yüklenecekler
| evzārahum: günahlarını
| ǎlā:
| Zuhūrihim: sırtlarına
| elā: bakın
| sā'e: ne kötü
| mā: şeyler
| yezirūne: yüklenip taşıyorlar
| (6:31)

| ḣasira: ziyana uğradı(lar)
| elleƶīne: kimseler
| keƶƶebū: yalanlayan(lar)
| biliḳā'i: huzuruna çıkmayı
| llahi: Allah'ın
| Hattā: nihayet
| iƶā: zaman
| cā'ethumu: kendilerine geldiği
| s-sāǎtu: o sa'at
| beğteten: ansızın
| ḳālū: dediler
| yā: EY/HEY/AH
| Hasratenā: Pişmanız
| ǎlā: dolayı
| mā:
| ferraTnā: kusurlarımızdan
| fīhā: orada
| vehum: ve onlar
| yeHmilūne: yüklenecekler
| evzārahum: günahlarını
| ǎlā:
| Zuhūrihim: sırtlarına
| elā: bakın
| sā'e: ne kötü
| mā: şeyler
| yezirūne: yüklenip taşıyorlar
| (6:31)|ve mā: ve değildir
| l-Hayātu: hayatı
| d-dunyā: dünya
| illā: başka bir şey
| leǐbun: bir oyundan
| velehvun: ve eğlenceden
| veleddāru: ve yurdu
| l-āḣiratu: ahiret
| ḣayrun: daha iyidir
| lilleƶīne: kimseler için
| yetteḳūne: korunan(lar)
| efelā:
| teǎ'ḳilūne: düşünmüyor musunuz?
| (6:32)

| l-Hayātu: hayatı
| d-dunyā: dünya
| illā: başka bir şey
| leǐbun: bir oyundan
| velehvun: ve eğlenceden
| veleddāru: ve yurdu
| l-āḣiratu: ahiret
| ḣayrun: daha iyidir
| lilleƶīne: kimseler için
| yetteḳūne: korunan(lar)
| efelā:
| teǎ'ḳilūne: düşünmüyor musunuz?
| (6:32)|ḳad: muhakkak
| neǎ'lemu: biliyoruz
| innehu: şüphesiz
| leyeHzunuke: seni üzüyor
| lleƶī: şeyler
| yeḳūlūne: onların dedikleri
| fe innehum: gerçekte onlar
| lā:
| yukeƶƶibūneke: seni yalanlamıyorlar
| velākinne: fakat
| Z-Zālimīne: o zalimler
| biāyāti: ayetlerini
| llahi: Allah'ın
| yecHadūne: yalanlıyorlar
| (6:33)

| neǎ'lemu: biliyoruz
| innehu: şüphesiz
| leyeHzunuke: seni üzüyor
| lleƶī: şeyler
| yeḳūlūne: onların dedikleri
| fe innehum: gerçekte onlar
| lā:
| yukeƶƶibūneke: seni yalanlamıyorlar
| velākinne: fakat
| Z-Zālimīne: o zalimler
| biāyāti: ayetlerini
| llahi: Allah'ın
| yecHadūne: yalanlıyorlar
| (6:33)|veleḳad: ve andolsun
| kuƶƶibet: yalanlanmıştı
| rusulun: elçiler
| min:
| ḳablike: senden önce de
| feSaberū: sabrettiler
| ǎlā: karşı
| mā:
| kuƶƶibū: yalanlanmalarına
| ve ūƶū: ve eziyet edilmelerine
| Hattā: nihayet
| etāhum: onlara yetişti
| neSrunā: yardımımız
| ve lā: yoktur
| mubeddile: değiştirebilecek
| likelimāti: kelimelerini
| llahi: Allah'ın
| veleḳad: andolsun
| cā'eke: sana da gelmiştir
| min: -inden
| nebei: haber-
| l-murselīne: elçilerin
| (6:34)

| kuƶƶibet: yalanlanmıştı
| rusulun: elçiler
| min:
| ḳablike: senden önce de
| feSaberū: sabrettiler
| ǎlā: karşı
| mā:
| kuƶƶibū: yalanlanmalarına
| ve ūƶū: ve eziyet edilmelerine
| Hattā: nihayet
| etāhum: onlara yetişti
| neSrunā: yardımımız
| ve lā: yoktur
| mubeddile: değiştirebilecek
| likelimāti: kelimelerini
| llahi: Allah'ın
| veleḳad: andolsun
| cā'eke: sana da gelmiştir
| min: -inden
| nebei: haber-
| l-murselīne: elçilerin
| (6:34)|ve in: ve eğer
| kāne:
| kebura: ağır geldiyse
| ǎleyke: sana
| iǎ'rāDuhum: onların yüz çevirmesi
| feini: haydi
| steTaǎ'te: yapabilirsen
| en:
| tebteğiye: ara ki
| nefeḳan: bir delik
| fī: içine
| l-erDi: yerin
| ev: ya da
| sullemen: bir merdiven
| fī:
| s-semāi: göğe
| fete'tiyehum: onlara getiresin
| biāyetin: bir mu'cize
| velev: şayet
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| lecemeǎhum: elbette onları toplardı
| ǎlā: üzerinde
| l-hudā: hidayet
| felā:
| tekūnenne: o halde olma
| mine: -den
| l-cāhilīne: cahiller-
| (6:35)

| kāne:
| kebura: ağır geldiyse
| ǎleyke: sana
| iǎ'rāDuhum: onların yüz çevirmesi
| feini: haydi
| steTaǎ'te: yapabilirsen
| en:
| tebteğiye: ara ki
| nefeḳan: bir delik
| fī: içine
| l-erDi: yerin
| ev: ya da
| sullemen: bir merdiven
| fī:
| s-semāi: göğe
| fete'tiyehum: onlara getiresin
| biāyetin: bir mu'cize
| velev: şayet
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| lecemeǎhum: elbette onları toplardı
| ǎlā: üzerinde
| l-hudā: hidayet
| felā:
| tekūnenne: o halde olma
| mine: -den
| l-cāhilīne: cahiller-
| (6:35)|innemā: ancak
| yestecību: icabet eder
| elleƶīne: kimseler
| yesmeǔne: işiten(ler)
| velmevtā: ölülere gelince
| yeb'ǎṧuhumu: onları diriltir
| llahu: Allah
| ṧumme: sonra
| ileyhi: O'na
| yurceǔne: döndürülürler
| (6:36)

| yestecību: icabet eder
| elleƶīne: kimseler
| yesmeǔne: işiten(ler)
| velmevtā: ölülere gelince
| yeb'ǎṧuhumu: onları diriltir
| llahu: Allah
| ṧumme: sonra
| ileyhi: O'na
| yurceǔne: döndürülürler
| (6:36)|ve ḳālū: dediler ki
| levlā: değil miydi?
| nuzzile: indirilmeli
| ǎleyhi: ona
| āyetun: bir mu'cize
| min: -nden
| rabbihi: Rabbi-
| ḳul: de ki
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ḳādirun: kadirdir
| ǎlā: üzerine
| en:
| yunezzile: indirmeğe
| āyeten: bir mu'cize
| velākinne: fakat
| ekṧerahum: çokları
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmezler
| (6:37)

| levlā: değil miydi?
| nuzzile: indirilmeli
| ǎleyhi: ona
| āyetun: bir mu'cize
| min: -nden
| rabbihi: Rabbi-
| ḳul: de ki
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ḳādirun: kadirdir
| ǎlā: üzerine
| en:
| yunezzile: indirmeğe
| āyeten: bir mu'cize
| velākinne: fakat
| ekṧerahum: çokları
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmezler
| (6:37)|ve mā: yoktur ki
| min: hiçbir
| dābbetin: yürüyen hayvan
| fī: -nde
| l-erDi: yeryüzü-
| ve lā: ve hiçbir
| Tāirin: kuş
| yeTīru: uçan
| bicenāHayhi: iki kanadiyle
| illā: olmasınlar
| umemun: birer ümmet
| emṧālukum: sizin gibi
| mā:
| ferraTnā: biz eksik bırakmamışızdır
| fī:
| l-kitābi: Kitapta
| min: hiçbir
| şey'in: şeyi
| ṧumme: sonra
| ilā: -(nin huzuru)na
| rabbihim: Rableri-
| yuHşerūne: toplanacaklardır
| (6:38)

| min: hiçbir
| dābbetin: yürüyen hayvan
| fī: -nde
| l-erDi: yeryüzü-
| ve lā: ve hiçbir
| Tāirin: kuş
| yeTīru: uçan
| bicenāHayhi: iki kanadiyle
| illā: olmasınlar
| umemun: birer ümmet
| emṧālukum: sizin gibi
| mā:
| ferraTnā: biz eksik bırakmamışızdır
| fī:
| l-kitābi: Kitapta
| min: hiçbir
| şey'in: şeyi
| ṧumme: sonra
| ilā: -(nin huzuru)na
| rabbihim: Rableri-
| yuHşerūne: toplanacaklardır
| (6:38)|velleƶīne: kimseler
| keƶƶebū: yalanlayan(lar)
| biāyātinā: bizim ayetlerimizi
| Summun: sağırdırlar
| ve bukmun: ve dilsizdirler
| fī: içinde
| Z-Zulumāti: karanlıklar
| men: kimseyi
| yeşei: dilediği
| llahu: Allah
| yuDlilhu: şaşırtır
| ve men: ve kimseyi de
| yeşe': dilediği
| yec'ǎlhu: koyar
| ǎlā: üzerine
| SirāTin: yol
| musteḳīmin: doğru
| (6:39)

| keƶƶebū: yalanlayan(lar)
| biāyātinā: bizim ayetlerimizi
| Summun: sağırdırlar
| ve bukmun: ve dilsizdirler
| fī: içinde
| Z-Zulumāti: karanlıklar
| men: kimseyi
| yeşei: dilediği
| llahu: Allah
| yuDlilhu: şaşırtır
| ve men: ve kimseyi de
| yeşe': dilediği
| yec'ǎlhu: koyar
| ǎlā: üzerine
| SirāTin: yol
| musteḳīmin: doğru
| (6:39)|ḳul: de ki
| eraeytekum: gördünüz mü?
| in: eğer
| etākum: size gelse
| ǎƶābu: azabı
| llahi: Allah'ın
| ev: ya da
| etetkumu: gelse
| s-sāǎtu: o sa'at
| eğayra: başkasına mı
| llahi: Allah'tan
| ted'ǔne: yalvarırsınız
| in: şayet
| kuntum: iseniz (söyleyin)
| Sādiḳīne: doğru (sözlü)
| (6:40)

| eraeytekum: gördünüz mü?
| in: eğer
| etākum: size gelse
| ǎƶābu: azabı
| llahi: Allah'ın
| ev: ya da
| etetkumu: gelse
| s-sāǎtu: o sa'at
| eğayra: başkasına mı
| llahi: Allah'tan
| ted'ǔne: yalvarırsınız
| in: şayet
| kuntum: iseniz (söyleyin)
| Sādiḳīne: doğru (sözlü)
| (6:40)|bel: hayır
| iyyāhu: yalnız O'na
| ted'ǔne: yalvarırsınız
| fe yekşifu: O da kaldırır
| mā: şeyi
| ted'ǔne: istediğiniz
| ileyhi: ondan
| in: şayet
| şā'e: dilerse
| ve tensevne: ve unutursunuz
| mā: şeyleri
| tuşrikūne: ortak koştuğunuz
| (6:41)

| iyyāhu: yalnız O'na
| ted'ǔne: yalvarırsınız
| fe yekşifu: O da kaldırır
| mā: şeyi
| ted'ǔne: istediğiniz
| ileyhi: ondan
| in: şayet
| şā'e: dilerse
| ve tensevne: ve unutursunuz
| mā: şeyleri
| tuşrikūne: ortak koştuğunuz
| (6:41)|veleḳad: muhakkak
| erselnā: (elçiler) gönderdik
| ilā:
| umemin: ümmetlere
| min:
| ḳablike: senden önce de
| feeḣaƶnāhum: onları yakalayıp cezalandırmıştık
| bil-be'sā'i: darlık ile
| ve DDerrā'i: ve sıkıntı ile
| leǎllehum: belki onlar
| yeteDerraǔne: yalvarırlar diye
| (6:42)

| erselnā: (elçiler) gönderdik
| ilā:
| umemin: ümmetlere
| min:
| ḳablike: senden önce de
| feeḣaƶnāhum: onları yakalayıp cezalandırmıştık
| bil-be'sā'i: darlık ile
| ve DDerrā'i: ve sıkıntı ile
| leǎllehum: belki onlar
| yeteDerraǔne: yalvarırlar diye
| (6:42)|felevlā: hiç olmazsa
| iƶ: zaman
| cā'ehum: kendilerine geldiği
| be'sunā: baskınımız
| teDerraǔ: yalvarsalardı
| velākin: fakat
| ḳaset: katılaştı
| ḳulūbuhum: kalbleri
| ve zeyyene: ve süslü gösterdi
| lehumu: onlara
| ş-şeyTānu: şeytan
| mā: şeyleri
| kānū: oldukları
| yeǎ'melūne: yapmış
| (6:43)

| iƶ: zaman
| cā'ehum: kendilerine geldiği
| be'sunā: baskınımız
| teDerraǔ: yalvarsalardı
| velākin: fakat
| ḳaset: katılaştı
| ḳulūbuhum: kalbleri
| ve zeyyene: ve süslü gösterdi
| lehumu: onlara
| ş-şeyTānu: şeytan
| mā: şeyleri
| kānū: oldukları
| yeǎ'melūne: yapmış
| (6:43)|felemmā: ne zaman ki
| nesū: unutunca
| mā:
| ƶukkirū: yapılan uyarıları
| bihi: kendileri
| feteHnā: açıverdik
| ǎleyhim: üzerlerine
| ebvābe: kapılarını
| kulli: her
| şey'in: şeyin
| Hattā: nihayet
| iƶā: sırada
| feriHū: sevince daldıkları
| bimā: şey ile
| ūtū: kendilerine verilen
| eḣaƶnāhum: onları yakaladık
| beğteten: ansızın
| fe iƶā: böylece
| hum: onlar
| mublisūne: bütün umutlarnı yitirdiler
| (6:44)

| nesū: unutunca
| mā:
| ƶukkirū: yapılan uyarıları
| bihi: kendileri
| feteHnā: açıverdik
| ǎleyhim: üzerlerine
| ebvābe: kapılarını
| kulli: her
| şey'in: şeyin
| Hattā: nihayet
| iƶā: sırada
| feriHū: sevince daldıkları
| bimā: şey ile
| ūtū: kendilerine verilen
| eḣaƶnāhum: onları yakaladık
| beğteten: ansızın
| fe iƶā: böylece
| hum: onlar
| mublisūne: bütün umutlarnı yitirdiler
| (6:44)|feḳuTiǎ: böylece kesildi
| dābiru: ardı
| l-ḳavmi: milletin
| elleƶīne: onlar ki
| Zelemū: haksızlık ediyordu
| velHamdu: hamdolsun
| lillahi: Allah'a
| rabbi: Rabbi
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (6:45)

| dābiru: ardı
| l-ḳavmi: milletin
| elleƶīne: onlar ki
| Zelemū: haksızlık ediyordu
| velHamdu: hamdolsun
| lillahi: Allah'a
| rabbi: Rabbi
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (6:45)|ḳul: de ki
| eraeytum: söyleyin bana
| in: eğer
| eḣaƶe: alsa
| llahu: Allah
| sem'ǎkum: işitme(duyu)nuzu
| ve ebSārakum: ve gözlerinizi
| ve ḣateme: ve mühür vursa
| ǎlā: üstüne
| ḳulūbikum: kalblerinizin
| men: kimdir?
| ilāhun: tanrı
| ğayru: başka
| llahi: Allah'tan
| ye'tīkum: size getirecek
| bihi: bun(lar)ı
| unZur: bak
| keyfe: nasıl
| nuSarrifu: türlü türlü açıklıyoruz
| l-āyāti: ayetleri
| ṧumme: sonra yine
| hum: onlar
| yeSdifūne: yüz çeviriyorlar
| (6:46)

| eraeytum: söyleyin bana
| in: eğer
| eḣaƶe: alsa
| llahu: Allah
| sem'ǎkum: işitme(duyu)nuzu
| ve ebSārakum: ve gözlerinizi
| ve ḣateme: ve mühür vursa
| ǎlā: üstüne
| ḳulūbikum: kalblerinizin
| men: kimdir?
| ilāhun: tanrı
| ğayru: başka
| llahi: Allah'tan
| ye'tīkum: size getirecek
| bihi: bun(lar)ı
| unZur: bak
| keyfe: nasıl
| nuSarrifu: türlü türlü açıklıyoruz
| l-āyāti: ayetleri
| ṧumme: sonra yine
| hum: onlar
| yeSdifūne: yüz çeviriyorlar
| (6:46)|ḳul: de ki
| eraeytekum: söyleyin bana
| in: eğer
| etākum: size gelse
| ǎƶābu: azabı
| llahi: Allah'ın
| beğteten: ansızın
| ev: ya da
| cehraten: açıkça
| hel: mi?
| yuhleku: helak edilir
| illā: başkası
| l-ḳavmu: toplumdan
| Z-Zālimūne: zalim
| (6:47)

| eraeytekum: söyleyin bana
| in: eğer
| etākum: size gelse
| ǎƶābu: azabı
| llahi: Allah'ın
| beğteten: ansızın
| ev: ya da
| cehraten: açıkça
| hel: mi?
| yuhleku: helak edilir
| illā: başkası
| l-ḳavmu: toplumdan
| Z-Zālimūne: zalim
| (6:47)|ve mā:
| nursilu: biz gönderimeyi
| l-murselīne: elçileri
| illā: dışında
| mubeşşirīne: müjdeciler olmak
| ve munƶirīne: ve uyarıcılar olmak
| femen: o halde kim
| āmene: inanır
| ve eSleHa: ve uslanırsa
| felā: yoktur
| ḣavfun: korku
| ǎleyhim: onlara
| ve lā: ve değildir
| hum: onlar
| yeHzenūne: üzülecek de
| (6:48)

| nursilu: biz gönderimeyi
| l-murselīne: elçileri
| illā: dışında
| mubeşşirīne: müjdeciler olmak
| ve munƶirīne: ve uyarıcılar olmak
| femen: o halde kim
| āmene: inanır
| ve eSleHa: ve uslanırsa
| felā: yoktur
| ḣavfun: korku
| ǎleyhim: onlara
| ve lā: ve değildir
| hum: onlar
| yeHzenūne: üzülecek de
| (6:48)|velleƶīne: kimselere
| keƶƶebū: yalanlayan(lara)
| biāyātinā: ayetlerimizi
| yemessuhumu: dokunacaktır
| l-ǎƶābu: azab
| bimā: yüzünden
| kānū: yaptıkları
| yefsuḳūne: fenalık
| (6:49)

| keƶƶebū: yalanlayan(lara)
| biāyātinā: ayetlerimizi
| yemessuhumu: dokunacaktır
| l-ǎƶābu: azab
| bimā: yüzünden
| kānū: yaptıkları
| yefsuḳūne: fenalık
| (6:49)|ḳul: de ki
| lā:
| eḳūlu: ben demiyorum
| lekum: size
| ǐndī: yanımdadır
| ḣazāinu: hazineleri
| llahi: Allah'ın
| ve lā: ve
| eǎ'lemu: bilmem
| l-ğaybe: gaybı
| ve lā: ve
| eḳūlu: demiyorum
| lekum: size
| innī: ben
| melekun: meleğim
| in:
| ettebiǔ: ben uyuyorum
| illā: sadece
| mā: şeye
| yūHā: vahyolunan
| ileyye: bana
| ḳul: de ki
| hel: midir?
| yestevī: eşit
| l-eǎ'mā: kör
| velbeSīru: ve gören
| efelā:
| tetefekkerūne: düşünmüyor musunuz?
| (6:50)

| lā:
| eḳūlu: ben demiyorum
| lekum: size
| ǐndī: yanımdadır
| ḣazāinu: hazineleri
| llahi: Allah'ın
| ve lā: ve
| eǎ'lemu: bilmem
| l-ğaybe: gaybı
| ve lā: ve
| eḳūlu: demiyorum
| lekum: size
| innī: ben
| melekun: meleğim
| in:
| ettebiǔ: ben uyuyorum
| illā: sadece
| mā: şeye
| yūHā: vahyolunan
| ileyye: bana
| ḳul: de ki
| hel: midir?
| yestevī: eşit
| l-eǎ'mā: kör
| velbeSīru: ve gören
| efelā:
| tetefekkerūne: düşünmüyor musunuz?
| (6:50)