50Kâf Suresi
Kuran Sırası: 50
İniş Sırası: 34
Kırık Meal (Arapça) Meali
|بَلْ: doğrusu
| عَجِبُوا: şaştılar
| أَنْ:
| جَاءَهُمْ: gelmesine
| مُنْذِرٌ: bir uyarıcı
| مِنْهُمْ: içlerinden
| فَقَالَ: dediler
| الْكَافِرُونَ: kafirler
| هَٰذَا: bu
| شَيْءٌ: bir şeydir
| عَجِيبٌ: tuhaf
| (50:2)

| عَجِبُوا: şaştılar
| أَنْ:
| جَاءَهُمْ: gelmesine
| مُنْذِرٌ: bir uyarıcı
| مِنْهُمْ: içlerinden
| فَقَالَ: dediler
| الْكَافِرُونَ: kafirler
| هَٰذَا: bu
| شَيْءٌ: bir şeydir
| عَجِيبٌ: tuhaf
| (50:2)|أَإِذَا: zaman mı?
| مِتْنَا: biz öldüğümüz
| وَكُنَّا: ve olduğumuz
| تُرَابًا: toprak
| ذَٰلِكَ: bu
| رَجْعٌ: bir dönüştür
| بَعِيدٌ: uzak
| (50:3)

| مِتْنَا: biz öldüğümüz
| وَكُنَّا: ve olduğumuz
| تُرَابًا: toprak
| ذَٰلِكَ: bu
| رَجْعٌ: bir dönüştür
| بَعِيدٌ: uzak
| (50:3)|قَدْ: andolsun
| عَلِمْنَا: biz bilmişizdir
| مَا: ne
| تَنْقُصُ: eksilttiğini
| الْأَرْضُ: yerin
| مِنْهُمْ: onlardan
| وَعِنْدَنَا: ve yanımızda vardır
| كِتَابٌ: bir Kitap
| حَفِيظٌ: (her şeyi) zapteden
| (50:4)

| عَلِمْنَا: biz bilmişizdir
| مَا: ne
| تَنْقُصُ: eksilttiğini
| الْأَرْضُ: yerin
| مِنْهُمْ: onlardan
| وَعِنْدَنَا: ve yanımızda vardır
| كِتَابٌ: bir Kitap
| حَفِيظٌ: (her şeyi) zapteden
| (50:4)|بَلْ: doğrusu
| كَذَّبُوا: onlar yalanladılar
| بِالْحَقِّ: hak ile
| لَمَّا:
| جَاءَهُمْ: kendilerine gelince
| فَهُمْ: şimdi onlar
| فِي: içindedirler
| أَمْرٍ: bir durumun
| مَرِيجٍ: çalkantılı
| (50:5)

| كَذَّبُوا: onlar yalanladılar
| بِالْحَقِّ: hak ile
| لَمَّا:
| جَاءَهُمْ: kendilerine gelince
| فَهُمْ: şimdi onlar
| فِي: içindedirler
| أَمْرٍ: bir durumun
| مَرِيجٍ: çalkantılı
| (50:5)|أَفَلَمْ:
| يَنْظُرُوا: bakmadılar mı?
| إِلَى:
| السَّمَاءِ: göğe
| فَوْقَهُمْ: üstlerindeki
| كَيْفَ: nasıl
| بَنَيْنَاهَا: onu bina ettik
| وَزَيَّنَّاهَا: ve onu süsledik
| وَمَا: ve yoktur
| لَهَا: onun
| مِنْ: hiçbir
| فُرُوجٍ: çatlağı
| (50:6)

| يَنْظُرُوا: bakmadılar mı?
| إِلَى:
| السَّمَاءِ: göğe
| فَوْقَهُمْ: üstlerindeki
| كَيْفَ: nasıl
| بَنَيْنَاهَا: onu bina ettik
| وَزَيَّنَّاهَا: ve onu süsledik
| وَمَا: ve yoktur
| لَهَا: onun
| مِنْ: hiçbir
| فُرُوجٍ: çatlağı
| (50:6)|وَالْأَرْضَ: ve arzı
| مَدَدْنَاهَا: yaydık onu
| وَأَلْقَيْنَا: ve attık
| فِيهَا: ona
| رَوَاسِيَ: sağlam dağlar
| وَأَنْبَتْنَا: ve bitirdik
| فِيهَا: onda
| مِنْ: -ten
| كُلِّ: her
| زَوْجٍ: çift-
| بَهِيجٍ: güzel
| (50:7)

| مَدَدْنَاهَا: yaydık onu
| وَأَلْقَيْنَا: ve attık
| فِيهَا: ona
| رَوَاسِيَ: sağlam dağlar
| وَأَنْبَتْنَا: ve bitirdik
| فِيهَا: onda
| مِنْ: -ten
| كُلِّ: her
| زَوْجٍ: çift-
| بَهِيجٍ: güzel
| (50:7)|تَبْصِرَةً: basirettir
| وَذِكْرَىٰ: ve ibrettir
| لِكُلِّ: hepsi için
| عَبْدٍ: kul(ların)
| مُنِيبٍ: yönelen
| (50:8)

| وَذِكْرَىٰ: ve ibrettir
| لِكُلِّ: hepsi için
| عَبْدٍ: kul(ların)
| مُنِيبٍ: yönelen
| (50:8)|وَنَزَّلْنَا: ve indirdik
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| مُبَارَكًا: bereketli
| فَأَنْبَتْنَا: bitirdik
| بِهِ: onunla
| جَنَّاتٍ: bahçeler
| وَحَبَّ: ve daneler
| الْحَصِيدِ: biçilecek
| (50:9)

| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: bir su
| مُبَارَكًا: bereketli
| فَأَنْبَتْنَا: bitirdik
| بِهِ: onunla
| جَنَّاتٍ: bahçeler
| وَحَبَّ: ve daneler
| الْحَصِيدِ: biçilecek
| (50:9)|وَالنَّخْلَ: ve hurmalar
| بَاسِقَاتٍ: yüksek
| لَهَا: olan
| طَلْعٌ: tomurcukları
| نَضِيدٌ: birbirine girmiş
| (50:10)

| بَاسِقَاتٍ: yüksek
| لَهَا: olan
| طَلْعٌ: tomurcukları
| نَضِيدٌ: birbirine girmiş
| (50:10)|رِزْقًا: rızıktır
| لِلْعِبَادِ: kullar için
| وَأَحْيَيْنَا: ve can verdik
| بِهِ: onunla (su ile)
| بَلْدَةً: bir ülkeye
| مَيْتًا: ölü
| كَذَٰلِكَ: işte öyledir
| الْخُرُوجُ: çıkış
| (50:11)

| لِلْعِبَادِ: kullar için
| وَأَحْيَيْنَا: ve can verdik
| بِهِ: onunla (su ile)
| بَلْدَةً: bir ülkeye
| مَيْتًا: ölü
| كَذَٰلِكَ: işte öyledir
| الْخُرُوجُ: çıkış
| (50:11)|كَذَّبَتْ: yalanlamıştı
| قَبْلَهُمْ: onlardan önce
| قَوْمُ: kavmi
| نُوحٍ: Nuh
| وَأَصْحَابُ: ve halkı
| الرَّسِّ: Res
| وَثَمُودُ: ve Semud
| (50:12)

| قَبْلَهُمْ: onlardan önce
| قَوْمُ: kavmi
| نُوحٍ: Nuh
| وَأَصْحَابُ: ve halkı
| الرَّسِّ: Res
| وَثَمُودُ: ve Semud
| (50:12)|وَأَصْحَابُ: ve halkı
| الْأَيْكَةِ: Eyke
| وَقَوْمُ: ve kavmi
| تُبَّعٍ: Tubba'
| كُلٌّ: bunların hepsi
| كَذَّبَ: yalanlayıp
| الرُّسُلَ: elçileri
| فَحَقَّ: hak ettiler
| وَعِيدِ: tehdidimi
| (50:14)

| الْأَيْكَةِ: Eyke
| وَقَوْمُ: ve kavmi
| تُبَّعٍ: Tubba'
| كُلٌّ: bunların hepsi
| كَذَّبَ: yalanlayıp
| الرُّسُلَ: elçileri
| فَحَقَّ: hak ettiler
| وَعِيدِ: tehdidimi
| (50:14)|أَفَعَيِينَا: aciz mi kaldık?
| بِالْخَلْقِ: yaratışta
| الْأَوَّلِ: ilk
| بَلْ: doğrusu
| هُمْ: onlar
| فِي: içindedirler
| لَبْسٍ: kuşku
| مِنْ: -dan
| خَلْقٍ: bir yaratma-
| جَدِيدٍ: yeni
| (50:15)

| بِالْخَلْقِ: yaratışta
| الْأَوَّلِ: ilk
| بَلْ: doğrusu
| هُمْ: onlar
| فِي: içindedirler
| لَبْسٍ: kuşku
| مِنْ: -dan
| خَلْقٍ: bir yaratma-
| جَدِيدٍ: yeni
| (50:15)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| خَلَقْنَا: biz yarattık
| الْإِنْسَانَ: insanı
| وَنَعْلَمُ: ve biliriz
| مَا: ne
| تُوَسْوِسُ: fısıldadığını
| بِهِ: ona
| نَفْسُهُ: nefsinin
| وَنَحْنُ: çünkü biz
| أَقْرَبُ: daha yakınız
| إِلَيْهِ: ona
| مِنْ: -ndan
| حَبْلِ: şah damarı-
| الْوَرِيدِ: şah damarı-
| (50:16)

| خَلَقْنَا: biz yarattık
| الْإِنْسَانَ: insanı
| وَنَعْلَمُ: ve biliriz
| مَا: ne
| تُوَسْوِسُ: fısıldadığını
| بِهِ: ona
| نَفْسُهُ: nefsinin
| وَنَحْنُ: çünkü biz
| أَقْرَبُ: daha yakınız
| إِلَيْهِ: ona
| مِنْ: -ndan
| حَبْلِ: şah damarı-
| الْوَرِيدِ: şah damarı-
| (50:16)|إِذْ: o zaman
| يَتَلَقَّى: kaydetmektedir
| الْمُتَلَقِّيَانِ: iki alıcı (melek)
| عَنِ:
| الْيَمِينِ: onun sağında
| وَعَنِ: ve
| الشِّمَالِ: solunda
| قَعِيدٌ: oturan
| (50:17)

| يَتَلَقَّى: kaydetmektedir
| الْمُتَلَقِّيَانِ: iki alıcı (melek)
| عَنِ:
| الْيَمِينِ: onun sağında
| وَعَنِ: ve
| الشِّمَالِ: solunda
| قَعِيدٌ: oturan
| (50:17)|مَا:
| يَلْفِظُ: söylemez
| مِنْ: hiçbir
| قَوْلٍ: söz
| إِلَّا: olmadan
| لَدَيْهِ: yanında
| رَقِيبٌ: gözetleyiciler
| عَتِيدٌ: hazır bulunan
| (50:18)

| يَلْفِظُ: söylemez
| مِنْ: hiçbir
| قَوْلٍ: söz
| إِلَّا: olmadan
| لَدَيْهِ: yanında
| رَقِيبٌ: gözetleyiciler
| عَتِيدٌ: hazır bulunan
| (50:18)|وَجَاءَتْ: ve geldi
| سَكْرَةُ: sarhoşluğu
| الْمَوْتِ: ölüm
| بِالْحَقِّ: gerçekten
| ذَٰلِكَ: işte bu
| مَا: şeydir
| كُنْتَ: senin olduğun
| مِنْهُ: ondan
| تَحِيدُ: kaçmış
| (50:19)

| سَكْرَةُ: sarhoşluğu
| الْمَوْتِ: ölüm
| بِالْحَقِّ: gerçekten
| ذَٰلِكَ: işte bu
| مَا: şeydir
| كُنْتَ: senin olduğun
| مِنْهُ: ondan
| تَحِيدُ: kaçmış
| (50:19)|وَنُفِخَ: ve üflendi
| فِي:
| الصُّورِ: Sur'a
| ذَٰلِكَ: işte bu
| يَوْمُ: gündür
| الْوَعِيدِ: kendisine karşı uyarılan
| (50:20)

| فِي:
| الصُّورِ: Sur'a
| ذَٰلِكَ: işte bu
| يَوْمُ: gündür
| الْوَعِيدِ: kendisine karşı uyarılan
| (50:20)|وَجَاءَتْ: ve geldi
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: can
| مَعَهَا: yanında
| سَائِقٌ: bir sürücü
| وَشَهِيدٌ: ve şahidle
| (50:21)

| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: can
| مَعَهَا: yanında
| سَائِقٌ: bir sürücü
| وَشَهِيدٌ: ve şahidle
| (50:21)|لَقَدْ: andolsun
| كُنْتَ: sen idin
| فِي: içinde
| غَفْلَةٍ: gaflet
| مِنْ: -ndan
| هَٰذَا: bu-
| فَكَشَفْنَا: biz açtık
| عَنْكَ: senden
| غِطَاءَكَ: perdeni
| فَبَصَرُكَ: artık gözün
| الْيَوْمَ: bugün
| حَدِيدٌ: keskindir
| (50:22)

| كُنْتَ: sen idin
| فِي: içinde
| غَفْلَةٍ: gaflet
| مِنْ: -ndan
| هَٰذَا: bu-
| فَكَشَفْنَا: biz açtık
| عَنْكَ: senden
| غِطَاءَكَ: perdeni
| فَبَصَرُكَ: artık gözün
| الْيَوْمَ: bugün
| حَدِيدٌ: keskindir
| (50:22)|وَقَالَ: ve dedi ki
| قَرِينُهُ: arkadaşı
| هَٰذَا: işte
| مَا:
| لَدَيَّ: yanımdaki
| عَتِيدٌ: hazır
| (50:23)

| قَرِينُهُ: arkadaşı
| هَٰذَا: işte
| مَا:
| لَدَيَّ: yanımdaki
| عَتِيدٌ: hazır
| (50:23)|أَلْقِيَا: haydi ikiniz atın
| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| كُلَّ: her
| كَفَّارٍ: nankörü
| عَنِيدٍ: inatçı
| (50:24)

| فِي:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| كُلَّ: her
| كَفَّارٍ: nankörü
| عَنِيدٍ: inatçı
| (50:24)|الَّذِي: o ki
| جَعَلَ: edindi
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: tanrılar
| اخَرَ: başka
| فَأَلْقِيَاهُ: bundan dolayı onu atın
| فِي:
| الْعَذَابِ: bir azaba
| الشَّدِيدِ: çetin
| (50:26)

| جَعَلَ: edindi
| مَعَ: ile beraber
| اللَّهِ: Allah
| إِلَٰهًا: tanrılar
| اخَرَ: başka
| فَأَلْقِيَاهُ: bundan dolayı onu atın
| فِي:
| الْعَذَابِ: bir azaba
| الشَّدِيدِ: çetin
| (50:26)|قَالَ: dedi ki
| قَرِينُهُ: arkadaşı
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| مَا:
| أَطْغَيْتُهُ: ben onu azdırmadım
| وَلَٰكِنْ: zaten
| كَانَ: idi
| فِي: içinde
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| بَعِيدٍ: derin
| (50:27)

| قَرِينُهُ: arkadaşı
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| مَا:
| أَطْغَيْتُهُ: ben onu azdırmadım
| وَلَٰكِنْ: zaten
| كَانَ: idi
| فِي: içinde
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| بَعِيدٍ: derin
| (50:27)|قَالَ: (Allah) buyurdu ki
| لَا:
| تَخْتَصِمُوا: çekişmeyin
| لَدَيَّ: uzurumda
| وَقَدْ: ve andolsun
| قَدَّمْتُ: önceden yaptım
| إِلَيْكُمْ: size
| بِالْوَعِيدِ: uyarı
| (50:28)

| لَا:
| تَخْتَصِمُوا: çekişmeyin
| لَدَيَّ: uzurumda
| وَقَدْ: ve andolsun
| قَدَّمْتُ: önceden yaptım
| إِلَيْكُمْ: size
| بِالْوَعِيدِ: uyarı
| (50:28)|مَا:
| يُبَدَّلُ: değiştirilmez
| الْقَوْلُ: söz
| لَدَيَّ: benim huzurumda
| وَمَا: ve değil(im)
| أَنَا: ben
| بِظَلَّامٍ: zulmedici
| لِلْعَبِيدِ: kullara
| (50:29)

| يُبَدَّلُ: değiştirilmez
| الْقَوْلُ: söz
| لَدَيَّ: benim huzurumda
| وَمَا: ve değil(im)
| أَنَا: ben
| بِظَلَّامٍ: zulmedici
| لِلْعَبِيدِ: kullara
| (50:29)|يَوْمَ: (o) gün
| نَقُولُ: deriz
| لِجَهَنَّمَ: cehenneme
| هَلِ: -mu?
| امْتَلَأْتِ: doldun-
| وَتَقُولُ: ve der
| هَلْ: -mu?
| مِنْ: hiç (yok)-
| مَزِيدٍ: daha
| (50:30)

| نَقُولُ: deriz
| لِجَهَنَّمَ: cehenneme
| هَلِ: -mu?
| امْتَلَأْتِ: doldun-
| وَتَقُولُ: ve der
| هَلْ: -mu?
| مِنْ: hiç (yok)-
| مَزِيدٍ: daha
| (50:30)|وَأُزْلِفَتِ: ve yaklaştırılmıştır
| الْجَنَّةُ: cennet
| لِلْمُتَّقِينَ: korunanlara
| غَيْرَ: değildir
| بَعِيدٍ: uzak
| (50:31)

| الْجَنَّةُ: cennet
| لِلْمُتَّقِينَ: korunanlara
| غَيْرَ: değildir
| بَعِيدٍ: uzak
| (50:31)|هَٰذَا: işte budur
| مَا:
| تُوعَدُونَ: size va'dedilen
| لِكُلِّ: daima
| أَوَّابٍ: (Allah'a) yüz tutan
| حَفِيظٍ: koruyan
| (50:32)

| مَا:
| تُوعَدُونَ: size va'dedilen
| لِكُلِّ: daima
| أَوَّابٍ: (Allah'a) yüz tutan
| حَفِيظٍ: koruyan
| (50:32)|مَنْ: kimse(lere)
| خَشِيَ: saygı gösteren
| الرَّحْمَٰنَ: Rahman'a
| بِالْغَيْبِ: görmeden
| وَجَاءَ: ve getiren
| بِقَلْبٍ: bir yürek
| مُنِيبٍ: (Hakka) dönük
| (50:33)

| خَشِيَ: saygı gösteren
| الرَّحْمَٰنَ: Rahman'a
| بِالْغَيْبِ: görmeden
| وَجَاءَ: ve getiren
| بِقَلْبٍ: bir yürek
| مُنِيبٍ: (Hakka) dönük
| (50:33)|ادْخُلُوهَا: ona girin
| بِسَلَامٍ: selam (esenlik) ile
| ذَٰلِكَ: bu
| يَوْمُ: günüdür
| الْخُلُودِ: süreklilik
| (50:34)

| بِسَلَامٍ: selam (esenlik) ile
| ذَٰلِكَ: bu
| يَوْمُ: günüdür
| الْخُلُودِ: süreklilik
| (50:34)|لَهُمْ: onlara vardır
| مَا: herşey
| يَشَاءُونَ: istedikleri
| فِيهَا: orada
| وَلَدَيْنَا: ve katımızda vardır
| مَزِيدٌ: daha fazlası
| (50:35)

| مَا: herşey
| يَشَاءُونَ: istedikleri
| فِيهَا: orada
| وَلَدَيْنَا: ve katımızda vardır
| مَزِيدٌ: daha fazlası
| (50:35)|وَكَمْ: ve nicesini
| أَهْلَكْنَا: helak etmiştik
| قَبْلَهُمْ: bunlardan önce
| مِنْ: -dan
| قَرْنٍ: kuşaklar-
| هُمْ: onlar
| أَشَدُّ: daha kuvvetli idi
| مِنْهُمْ: bunlardan
| بَطْشًا: tutuşu
| فَنَقَّبُوا: gezip dolaşmışlardı
| فِي:
| الْبِلَادِ: ülkelerde
| هَلْ: (var) mı?
| مِنْ: hiç
| مَحِيصٍ: kaçacak yer
| (50:36)

| أَهْلَكْنَا: helak etmiştik
| قَبْلَهُمْ: bunlardan önce
| مِنْ: -dan
| قَرْنٍ: kuşaklar-
| هُمْ: onlar
| أَشَدُّ: daha kuvvetli idi
| مِنْهُمْ: bunlardan
| بَطْشًا: tutuşu
| فَنَقَّبُوا: gezip dolaşmışlardı
| فِي:
| الْبِلَادِ: ülkelerde
| هَلْ: (var) mı?
| مِنْ: hiç
| مَحِيصٍ: kaçacak yer
| (50:36)|إِنَّ: muhakkak ki
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَذِكْرَىٰ: bir öğüt
| لِمَنْ: kimse için
| كَانَ: olan
| لَهُ: onun
| قَلْبٌ: kalbi
| أَوْ: yahut
| أَلْقَى: veren
| السَّمْعَ: kulak
| وَهُوَ: ve o
| شَهِيدٌ: şahid olarak
| (50:37)

| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَذِكْرَىٰ: bir öğüt
| لِمَنْ: kimse için
| كَانَ: olan
| لَهُ: onun
| قَلْبٌ: kalbi
| أَوْ: yahut
| أَلْقَى: veren
| السَّمْعَ: kulak
| وَهُوَ: ve o
| شَهِيدٌ: şahid olarak
| (50:37)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| خَلَقْنَا: biz yarattık
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَمَا: ve bulunanları
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| فِي:
| سِتَّةِ: altı
| أَيَّامٍ: günde
| وَمَا: ve
| مَسَّنَا: bize dokunmadı
| مِنْ: hiçbir
| لُغُوبٍ: yorgunluk
| (50:38)

| خَلَقْنَا: biz yarattık
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَمَا: ve bulunanları
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| فِي:
| سِتَّةِ: altı
| أَيَّامٍ: günde
| وَمَا: ve
| مَسَّنَا: bize dokunmadı
| مِنْ: hiçbir
| لُغُوبٍ: yorgunluk
| (50:38)|فَاصْبِرْ: o halde sabret
| عَلَىٰ: üzerine
| مَا:
| يَقُولُونَ: onların dedikleri
| وَسَبِّحْ: ve tesbih et
| بِحَمْدِ: övgü ile
| رَبِّكَ: Rabbini
| قَبْلَ: önce
| طُلُوعِ: doğmadan
| الشَّمْسِ: güneş
| وَقَبْلَ: ve önce
| الْغُرُوبِ: batmadan
| (50:39)

| عَلَىٰ: üzerine
| مَا:
| يَقُولُونَ: onların dedikleri
| وَسَبِّحْ: ve tesbih et
| بِحَمْدِ: övgü ile
| رَبِّكَ: Rabbini
| قَبْلَ: önce
| طُلُوعِ: doğmadan
| الشَّمْسِ: güneş
| وَقَبْلَ: ve önce
| الْغُرُوبِ: batmadan
| (50:39)|وَمِنَ: ve bir kısmında
| اللَّيْلِ: gecenin
| فَسَبِّحْهُ: O'nu tesbih et
| وَأَدْبَارَ: ve arkalarında
| السُّجُودِ: secde
| (50:40)

| اللَّيْلِ: gecenin
| فَسَبِّحْهُ: O'nu tesbih et
| وَأَدْبَارَ: ve arkalarında
| السُّجُودِ: secde
| (50:40)|وَاسْتَمِعْ: ve dinle
| يَوْمَ: (o) gün
| يُنَادِ: çağırır
| الْمُنَادِ: o ünleyici
| مِنْ: -den
| مَكَانٍ: bir yer-
| قَرِيبٍ: yakın
| (50:41)

| يَوْمَ: (o) gün
| يُنَادِ: çağırır
| الْمُنَادِ: o ünleyici
| مِنْ: -den
| مَكَانٍ: bir yer-
| قَرِيبٍ: yakın
| (50:41)|يَوْمَ: (o) gün
| يَسْمَعُونَ: duyarlar
| الصَّيْحَةَ: çağrıyı
| بِالْحَقِّ: gerçek olarak
| ذَٰلِكَ: işte bu
| يَوْمُ: günüdür
| الْخُرُوجِ: çıkış
| (50:42)

| يَسْمَعُونَ: duyarlar
| الصَّيْحَةَ: çağrıyı
| بِالْحَقِّ: gerçek olarak
| ذَٰلِكَ: işte bu
| يَوْمُ: günüdür
| الْخُرُوجِ: çıkış
| (50:42)|إِنَّا: elbette biz
| نَحْنُ: biz
| نُحْيِي: yaşatırız
| وَنُمِيتُ: ve öldürürüz
| وَإِلَيْنَا: ve bizedir
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (50:43)

| نَحْنُ: biz
| نُحْيِي: yaşatırız
| وَنُمِيتُ: ve öldürürüz
| وَإِلَيْنَا: ve bizedir
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (50:43)|يَوْمَ: (o) gün
| تَشَقَّقُ: yarılır
| الْأَرْضُ: yer
| عَنْهُمْ: onlar(ın üstün)den
| سِرَاعًا: sür'atle koşarlar
| ذَٰلِكَ: işte bu
| حَشْرٌ: toplamadır
| عَلَيْنَا: bize göre
| يَسِيرٌ: kolaydır
| (50:44)

| تَشَقَّقُ: yarılır
| الْأَرْضُ: yer
| عَنْهُمْ: onlar(ın üstün)den
| سِرَاعًا: sür'atle koşarlar
| ذَٰلِكَ: işte bu
| حَشْرٌ: toplamadır
| عَلَيْنَا: bize göre
| يَسِيرٌ: kolaydır
| (50:44)|نَحْنُ: biz
| أَعْلَمُ: biliyoruz
| بِمَا: şeyleri
| يَقُولُونَ: onların dedikleri
| وَمَا: ve değilsin
| أَنْتَ: sen
| عَلَيْهِمْ: onların üstünde
| بِجَبَّارٍ: bir zorlayıcı
| فَذَكِّرْ: öğüt ver
| بِالْقُرْانِ: Kur'an ile
| مَنْ: kimselere
| يَخَافُ: korkan
| وَعِيدِ: tehdidimden
| (50:45)

| أَعْلَمُ: biliyoruz
| بِمَا: şeyleri
| يَقُولُونَ: onların dedikleri
| وَمَا: ve değilsin
| أَنْتَ: sen
| عَلَيْهِمْ: onların üstünde
| بِجَبَّارٍ: bir zorlayıcı
| فَذَكِّرْ: öğüt ver
| بِالْقُرْانِ: Kur'an ile
| مَنْ: kimselere
| يَخَافُ: korkan
| وَعِيدِ: tehdidimden
| (50:45)