46Ahkâf Suresi
Kuran Sırası: 46
İniş Sırası: 66
Kırık Meal (Arapça) Meali
|تَنْزِيلُ: indirilişi
| الْكِتَابِ: Kitabın
| مِنَ: (tarafın)dandır
| اللَّهِ: Allah
| الْعَزِيزِ: aziz
| الْحَكِيمِ: hakim
| (46:2)

| الْكِتَابِ: Kitabın
| مِنَ: (tarafın)dandır
| اللَّهِ: Allah
| الْعَزِيزِ: aziz
| الْحَكِيمِ: hakim
| (46:2)|مَا:
| خَلَقْنَا: biz yaratmadık
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَمَا: ve bulunanları
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| إِلَّا: ancak (yarattık)
| بِالْحَقِّ: gerçek ile
| وَأَجَلٍ: ve bir süreye göre
| مُسَمًّى: belli
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| عَمَّا: şeyden
| أُنْذِرُوا: uyarıldıkları
| مُعْرِضُونَ: yüz çevirmektedirler
| (46:3)

| خَلَقْنَا: biz yaratmadık
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَمَا: ve bulunanları
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| إِلَّا: ancak (yarattık)
| بِالْحَقِّ: gerçek ile
| وَأَجَلٍ: ve bir süreye göre
| مُسَمًّى: belli
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| عَمَّا: şeyden
| أُنْذِرُوا: uyarıldıkları
| مُعْرِضُونَ: yüz çevirmektedirler
| (46:3)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتُمْ: gördünüz mü?
| مَا: şeyleri
| تَدْعُونَ: yalvardıklarınız
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| أَرُونِي: bana gösterin
| مَاذَا: neyi?
| خَلَقُوا: yarattılar onlar
| مِنَ: -den
| الْأَرْضِ: yer-
| أَمْ: yoksa
| لَهُمْ: onların var (mı?)
| شِرْكٌ: bir ortaklığı
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| ائْتُونِي: bana getirin
| بِكِتَابٍ: bir Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| هَٰذَا: bundan
| أَوْ: yahut
| أَثَارَةٍ: bir kalıntı
| مِنْ: -den
| عِلْمٍ: bilgi-
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğrular(dan)
| (46:4)

| أَرَأَيْتُمْ: gördünüz mü?
| مَا: şeyleri
| تَدْعُونَ: yalvardıklarınız
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| أَرُونِي: bana gösterin
| مَاذَا: neyi?
| خَلَقُوا: yarattılar onlar
| مِنَ: -den
| الْأَرْضِ: yer-
| أَمْ: yoksa
| لَهُمْ: onların var (mı?)
| شِرْكٌ: bir ortaklığı
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| ائْتُونِي: bana getirin
| بِكِتَابٍ: bir Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِ: önce
| هَٰذَا: bundan
| أَوْ: yahut
| أَثَارَةٍ: bir kalıntı
| مِنْ: -den
| عِلْمٍ: bilgi-
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğrular(dan)
| (46:4)|وَمَنْ: kim olabilir?
| أَضَلُّ: daha sapık
| مِمَّنْ: kimseden
| يَدْعُو: yalvaran
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp da
| اللَّهِ: Allah'ı
| مَنْ: kimselere
| لَا:
| يَسْتَجِيبُ: cevap veremeyecek
| لَهُ: kendisine
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: gününe
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| وَهُمْ: oysa onlar
| عَنْ: -ndan
| دُعَائِهِمْ: bunların yalvardıkları-
| غَافِلُونَ: habersizdirler
| (46:5)

| أَضَلُّ: daha sapık
| مِمَّنْ: kimseden
| يَدْعُو: yalvaran
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp da
| اللَّهِ: Allah'ı
| مَنْ: kimselere
| لَا:
| يَسْتَجِيبُ: cevap veremeyecek
| لَهُ: kendisine
| إِلَىٰ: kadar
| يَوْمِ: gününe
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| وَهُمْ: oysa onlar
| عَنْ: -ndan
| دُعَائِهِمْ: bunların yalvardıkları-
| غَافِلُونَ: habersizdirler
| (46:5)|وَإِذَا: ve zaman
| حُشِرَ: toplandıkları
| النَّاسُ: insanlar
| كَانُوا: olurlar
| لَهُمْ: onlara
| أَعْدَاءً: düşman
| وَكَانُوا: ve
| بِعِبَادَتِهِمْ: onların kendilerine tapmalarını
| كَافِرِينَ: tanımazlar
| (46:6)

| حُشِرَ: toplandıkları
| النَّاسُ: insanlar
| كَانُوا: olurlar
| لَهُمْ: onlara
| أَعْدَاءً: düşman
| وَكَانُوا: ve
| بِعِبَادَتِهِمْ: onların kendilerine tapmalarını
| كَافِرِينَ: tanımazlar
| (46:6)|وَإِذَا: ve zaman
| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| قَالَ: dediler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لِلْحَقِّ: hakk için
| لَمَّا:
| جَاءَهُمْ: kendilerine gelen
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: bir büyüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (46:7)

| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| قَالَ: dediler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لِلْحَقِّ: hakk için
| لَمَّا:
| جَاءَهُمْ: kendilerine gelen
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: bir büyüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (46:7)|أَمْ: yoksa
| يَقُولُونَ: (-mu) diyorlar?
| افْتَرَاهُ: onu kendisi uydurdu-
| قُلْ: de ki
| إِنِ: eğer
| افْتَرَيْتُهُ: ben onu uydurmuşsam
| فَلَا: olmaz
| تَمْلِكُونَ: sizin hiçbir yararınız
| لِي: bana
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| شَيْئًا: bir şeye (gelecek cezaya)
| هُوَ: O
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: şeyleri
| تُفِيضُونَ: taşkınlık yaptığınız
| فِيهِ: onda
| كَفَىٰ: yeter
| بِهِ: O'nun
| شَهِيدًا: şahid olması
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكُمْ: sizin aranızda
| وَهُوَ: ve O
| الْغَفُورُ: bağışlayandır
| الرَّحِيمُ: esirgeyendir
| (46:8)

| يَقُولُونَ: (-mu) diyorlar?
| افْتَرَاهُ: onu kendisi uydurdu-
| قُلْ: de ki
| إِنِ: eğer
| افْتَرَيْتُهُ: ben onu uydurmuşsam
| فَلَا: olmaz
| تَمْلِكُونَ: sizin hiçbir yararınız
| لِي: bana
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| شَيْئًا: bir şeye (gelecek cezaya)
| هُوَ: O
| أَعْلَمُ: daha iyi bilir
| بِمَا: şeyleri
| تُفِيضُونَ: taşkınlık yaptığınız
| فِيهِ: onda
| كَفَىٰ: yeter
| بِهِ: O'nun
| شَهِيدًا: şahid olması
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكُمْ: sizin aranızda
| وَهُوَ: ve O
| الْغَفُورُ: bağışlayandır
| الرَّحِيمُ: esirgeyendir
| (46:8)|قُلْ: de ki
| مَا:
| كُنْتُ: değilim
| بِدْعًا: türedi biri
| مِنَ: (arasında)
| الرُّسُلِ: elçiler
| وَمَا: ve
| أَدْرِي: bilmem
| مَا: ne
| يُفْعَلُ: yapılacağını
| بِي: bana
| وَلَا: ne de
| بِكُمْ: size
| إِنْ: (hayır)
| أَتَّبِعُ: ben uymuyorum
| إِلَّا: başkasına
| مَا: şey(den)
| يُوحَىٰ: vahyedilen
| إِلَيَّ: bana
| وَمَا: ve değilim
| أَنَا: ben
| إِلَّا: başka bir şey
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıdan
| مُبِينٌ: apaçık
| (46:9)

| مَا:
| كُنْتُ: değilim
| بِدْعًا: türedi biri
| مِنَ: (arasında)
| الرُّسُلِ: elçiler
| وَمَا: ve
| أَدْرِي: bilmem
| مَا: ne
| يُفْعَلُ: yapılacağını
| بِي: bana
| وَلَا: ne de
| بِكُمْ: size
| إِنْ: (hayır)
| أَتَّبِعُ: ben uymuyorum
| إِلَّا: başkasına
| مَا: şey(den)
| يُوحَىٰ: vahyedilen
| إِلَيَّ: bana
| وَمَا: ve değilim
| أَنَا: ben
| إِلَّا: başka bir şey
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıdan
| مُبِينٌ: apaçık
| (46:9)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتُمْ: hiç düşündünüz mü?
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| وَكَفَرْتُمْ: ve siz inkar ettiyseniz
| بِهِ: onu
| وَشَهِدَ: ve görüp
| شَاهِدٌ: bir şahid
| مِنْ: -ndan
| بَنِي: oğulları-
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| عَلَىٰ:
| مِثْلِهِ: bunun benzerini
| فَامَنَ: ve inandığı halde
| وَاسْتَكْبَرْتُمْ: siz tenezzül etmemişseniz
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: doğru yola iletmez
| الْقَوْمَ: bir toplumu
| الظَّالِمِينَ: zalimlerden
| (46:10)

| أَرَأَيْتُمْ: hiç düşündünüz mü?
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| وَكَفَرْتُمْ: ve siz inkar ettiyseniz
| بِهِ: onu
| وَشَهِدَ: ve görüp
| شَاهِدٌ: bir şahid
| مِنْ: -ndan
| بَنِي: oğulları-
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| عَلَىٰ:
| مِثْلِهِ: bunun benzerini
| فَامَنَ: ve inandığı halde
| وَاسْتَكْبَرْتُمْ: siz tenezzül etmemişseniz
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يَهْدِي: doğru yola iletmez
| الْقَوْمَ: bir toplumu
| الظَّالِمِينَ: zalimlerden
| (46:10)|وَقَالَ: ve dedi(ler)
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَوْ: şayet
| كَانَ: olsaydı
| خَيْرًا: iyi bir şey
| مَا:
| سَبَقُونَا: bizi geçemezlerdi
| إِلَيْهِ: ona (inanmada)
| وَإِذْ: zaman ise
| لَمْ:
| يَهْتَدُوا: hidayete ermedikleri
| بِهِ: onunla
| فَسَيَقُولُونَ: diyeceklerdir ki
| هَٰذَا: bu
| إِفْكٌ: bir yalandır
| قَدِيمٌ: eski
| (46:11)

| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| امَنُوا: inanan(lar)
| لَوْ: şayet
| كَانَ: olsaydı
| خَيْرًا: iyi bir şey
| مَا:
| سَبَقُونَا: bizi geçemezlerdi
| إِلَيْهِ: ona (inanmada)
| وَإِذْ: zaman ise
| لَمْ:
| يَهْتَدُوا: hidayete ermedikleri
| بِهِ: onunla
| فَسَيَقُولُونَ: diyeceklerdir ki
| هَٰذَا: bu
| إِفْكٌ: bir yalandır
| قَدِيمٌ: eski
| (46:11)|وَمِنْ: ve
| قَبْلِهِ: ondan önce
| كِتَابُ: Kitabı
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| إِمَامًا: önder
| وَرَحْمَةً: ve rahmet
| وَهَٰذَا: ve bu
| كِتَابٌ: Kitaptır
| مُصَدِّقٌ: doğrulayan
| لِسَانًا: diliyle
| عَرَبِيًّا: Arap
| لِيُنْذِرَ: uyarmak için
| الَّذِينَ: kimseleri
| ظَلَمُوا: kendilerine yazık eden(leri)
| وَبُشْرَىٰ: ve müjde (olan)
| لِلْمُحْسِنِينَ: güzel davrananlar (için)
| (46:12)

| قَبْلِهِ: ondan önce
| كِتَابُ: Kitabı
| مُوسَىٰ: Musa'nın
| إِمَامًا: önder
| وَرَحْمَةً: ve rahmet
| وَهَٰذَا: ve bu
| كِتَابٌ: Kitaptır
| مُصَدِّقٌ: doğrulayan
| لِسَانًا: diliyle
| عَرَبِيًّا: Arap
| لِيُنْذِرَ: uyarmak için
| الَّذِينَ: kimseleri
| ظَلَمُوا: kendilerine yazık eden(leri)
| وَبُشْرَىٰ: ve müjde (olan)
| لِلْمُحْسِنِينَ: güzel davrananlar (için)
| (46:12)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| قَالُوا: diyen(ler)
| رَبُّنَا: Rabbimiz
| اللَّهُ: Allah'tır
| ثُمَّ: sonra
| اسْتَقَامُوا: doğru olanlar
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve değildir
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülecek
| (46:13)

| الَّذِينَ: kimseler
| قَالُوا: diyen(ler)
| رَبُّنَا: Rabbimiz
| اللَّهُ: Allah'tır
| ثُمَّ: sonra
| اسْتَقَامُوا: doğru olanlar
| فَلَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve değildir
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülecek
| (46:13)|أُولَٰئِكَ: onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| الْجَنَّةِ: cennet
| خَالِدِينَ: ebedi kalacaklardır
| فِيهَا: orada
| جَزَاءً: ceza olarak
| بِمَا: karşılık
| كَانُوا: olduklarına
| يَعْمَلُونَ: yapıyorlar
| (46:14)

| أَصْحَابُ: halkıdır
| الْجَنَّةِ: cennet
| خَالِدِينَ: ebedi kalacaklardır
| فِيهَا: orada
| جَزَاءً: ceza olarak
| بِمَا: karşılık
| كَانُوا: olduklarına
| يَعْمَلُونَ: yapıyorlar
| (46:14)|وَوَصَّيْنَا: ve biz tavsiye ettik
| الْإِنْسَانَ: insana
| بِوَالِدَيْهِ: ana babasına
| إِحْسَانًا: iyilik etmesini
| حَمَلَتْهُ: onu taşıdı
| أُمُّهُ: anası
| كُرْهًا: zahmetle
| وَوَضَعَتْهُ: ve doğurdu onu
| كُرْهًا: zahmetle
| وَحَمْلُهُ: taşınması ise
| وَفِصَالُهُ: ve sütten kesilmesi
| ثَلَاثُونَ: otuz
| شَهْرًا: aydır
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| بَلَغَ: erdiği
| أَشُدَّهُ: güçlü çağına
| وَبَلَغَ: ve varınca
| أَرْبَعِينَ: kırk
| سَنَةً: yaşına
| قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| أَوْزِعْنِي: beni sevk eyle
| أَنْ:
| أَشْكُرَ: şükretmeğe
| نِعْمَتَكَ: ni'metine
| الَّتِي:
| أَنْعَمْتَ: verdiğin
| عَلَيَّ: bana
| وَعَلَىٰ: ve
| وَالِدَيَّ: anama babama
| وَأَنْ: ve
| أَعْمَلَ: yapmağa
| صَالِحًا: yararlı işler
| تَرْضَاهُ: razı olacağın
| وَأَصْلِحْ: ve salahı devam ettir
| لِي: benim için
| فِي: içinde
| ذُرِّيَّتِي: zürriyetim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| تُبْتُ: yüz tuttum
| إِلَيْكَ: sana
| وَإِنِّي: ve elbette ben
| مِنَ:
| الْمُسْلِمِينَ: teslim olanlardanım
| (46:15)

| الْإِنْسَانَ: insana
| بِوَالِدَيْهِ: ana babasına
| إِحْسَانًا: iyilik etmesini
| حَمَلَتْهُ: onu taşıdı
| أُمُّهُ: anası
| كُرْهًا: zahmetle
| وَوَضَعَتْهُ: ve doğurdu onu
| كُرْهًا: zahmetle
| وَحَمْلُهُ: taşınması ise
| وَفِصَالُهُ: ve sütten kesilmesi
| ثَلَاثُونَ: otuz
| شَهْرًا: aydır
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| بَلَغَ: erdiği
| أَشُدَّهُ: güçlü çağına
| وَبَلَغَ: ve varınca
| أَرْبَعِينَ: kırk
| سَنَةً: yaşına
| قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| أَوْزِعْنِي: beni sevk eyle
| أَنْ:
| أَشْكُرَ: şükretmeğe
| نِعْمَتَكَ: ni'metine
| الَّتِي:
| أَنْعَمْتَ: verdiğin
| عَلَيَّ: bana
| وَعَلَىٰ: ve
| وَالِدَيَّ: anama babama
| وَأَنْ: ve
| أَعْمَلَ: yapmağa
| صَالِحًا: yararlı işler
| تَرْضَاهُ: razı olacağın
| وَأَصْلِحْ: ve salahı devam ettir
| لِي: benim için
| فِي: içinde
| ذُرِّيَّتِي: zürriyetim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| تُبْتُ: yüz tuttum
| إِلَيْكَ: sana
| وَإِنِّي: ve elbette ben
| مِنَ:
| الْمُسْلِمِينَ: teslim olanlardanım
| (46:15)|أُولَٰئِكَ: onlar
| الَّذِينَ: öyle kişilerdir ki
| نَتَقَبَّلُ: kabul ederiz
| عَنْهُمْ: onlardan
| أَحْسَنَ: en iyisini
| مَا:
| عَمِلُوا: yaptıklarının
| وَنَتَجَاوَزُ: ve geçeriz
| عَنْ: -nden
| سَيِّئَاتِهِمْ: onların kötülükleri-
| فِي: arasındadırlar
| أَصْحَابِ: halkı
| الْجَنَّةِ: cennet
| وَعْدَ: sözdür
| الصِّدْقِ: doğru
| الَّذِي:
| كَانُوا: olunan
| يُوعَدُونَ: kendilerine va'd
| (46:16)

| الَّذِينَ: öyle kişilerdir ki
| نَتَقَبَّلُ: kabul ederiz
| عَنْهُمْ: onlardan
| أَحْسَنَ: en iyisini
| مَا:
| عَمِلُوا: yaptıklarının
| وَنَتَجَاوَزُ: ve geçeriz
| عَنْ: -nden
| سَيِّئَاتِهِمْ: onların kötülükleri-
| فِي: arasındadırlar
| أَصْحَابِ: halkı
| الْجَنَّةِ: cennet
| وَعْدَ: sözdür
| الصِّدْقِ: doğru
| الَّذِي:
| كَانُوا: olunan
| يُوعَدُونَ: kendilerine va'd
| (46:16)|وَالَّذِي: ve o kimse
| قَالَ: dedi
| لِوَالِدَيْهِ: anasına babasına
| أُفٍّ: öf
| لَكُمَا: size
| أَتَعِدَانِنِي: siz bana va'd mı ediyorsunuz?
| أَنْ:
| أُخْرَجَ: benim çıkarılacağımı
| وَقَدْ: gelip geçmiş iken
| خَلَتِ: gelip geçmiş iken
| الْقُرُونُ: nice nesiller
| مِنْ:
| قَبْلِي: benden önce
| وَهُمَا: onlar ise
| يَسْتَغِيثَانِ: sığınarak
| اللَّهَ: Allah'a
| وَيْلَكَ: yazık sana (dediler)
| امِنْ: iman et!
| إِنَّ: şüphesiz
| وَعْدَ: sözü
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقٌّ: gerçektir
| فَيَقُولُ: derken o der ki
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| أَسَاطِيرُ: masallarından
| الْأَوَّلِينَ: eskilerin
| (46:17)

| قَالَ: dedi
| لِوَالِدَيْهِ: anasına babasına
| أُفٍّ: öf
| لَكُمَا: size
| أَتَعِدَانِنِي: siz bana va'd mı ediyorsunuz?
| أَنْ:
| أُخْرَجَ: benim çıkarılacağımı
| وَقَدْ: gelip geçmiş iken
| خَلَتِ: gelip geçmiş iken
| الْقُرُونُ: nice nesiller
| مِنْ:
| قَبْلِي: benden önce
| وَهُمَا: onlar ise
| يَسْتَغِيثَانِ: sığınarak
| اللَّهَ: Allah'a
| وَيْلَكَ: yazık sana (dediler)
| امِنْ: iman et!
| إِنَّ: şüphesiz
| وَعْدَ: sözü
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقٌّ: gerçektir
| فَيَقُولُ: derken o der ki
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| أَسَاطِيرُ: masallarından
| الْأَوَّلِينَ: eskilerin
| (46:17)|أُولَٰئِكَ: işte onlar
| الَّذِينَ: kimselerdir
| حَقَّ: hak olan
| عَلَيْهِمُ: kendilerine
| الْقَوْلُ: (azab) söz(ü)
| فِي: arasında
| أُمَمٍ: toplulukları
| قَدْ: gelip geçen
| خَلَتْ: gelip geçen
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: kendilerinden önce
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cin(ler)-
| وَالْإِنْسِ: ve insan(lardan)
| إِنَّهُمْ: gerçekten onlar
| كَانُوا:
| خَاسِرِينَ: ziyana uğrayanlardır
| (46:18)

| الَّذِينَ: kimselerdir
| حَقَّ: hak olan
| عَلَيْهِمُ: kendilerine
| الْقَوْلُ: (azab) söz(ü)
| فِي: arasında
| أُمَمٍ: toplulukları
| قَدْ: gelip geçen
| خَلَتْ: gelip geçen
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: kendilerinden önce
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cin(ler)-
| وَالْإِنْسِ: ve insan(lardan)
| إِنَّهُمْ: gerçekten onlar
| كَانُوا:
| خَاسِرِينَ: ziyana uğrayanlardır
| (46:18)|وَلِكُلٍّ: her birinin vardır
| دَرَجَاتٌ: dereceleri
| مِمَّا: işlerden
| عَمِلُوا: yaptıkları
| وَلِيُوَفِّيَهُمْ: ve onlara tam verir
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıklarının karşılığını
| وَهُمْ: ve onlara
| لَا: asla
| يُظْلَمُونَ: haksızlık edilmez
| (46:19)

| دَرَجَاتٌ: dereceleri
| مِمَّا: işlerden
| عَمِلُوا: yaptıkları
| وَلِيُوَفِّيَهُمْ: ve onlara tam verir
| أَعْمَالَهُمْ: yaptıklarının karşılığını
| وَهُمْ: ve onlara
| لَا: asla
| يُظْلَمُونَ: haksızlık edilmez
| (46:19)|وَيَوْمَ: ve gün
| يُعْرَضُ: sunulacakları
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| عَلَى:
| النَّارِ: ateşe
| أَذْهَبْتُمْ: zayi ettiniz
| طَيِّبَاتِكُمْ: bütün güzelliklerinizi
| فِي:
| حَيَاتِكُمُ: hayatınızda
| الدُّنْيَا: dünya
| وَاسْتَمْتَعْتُمْ: ve sefa sürdünüz
| بِهَا: bunlarla
| فَالْيَوْمَ: bugün
| تُجْزَوْنَ: cezalandırılacaksınız
| عَذَابَ: bir azab ile
| الْهُونِ: alçaltıcı
| بِمَا: ötürü
| كُنْتُمْ:
| تَسْتَكْبِرُونَ: büyüklük taslamanızdan
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| بِغَيْرِ: haksız yere
| الْحَقِّ: haksız yere
| وَبِمَا: ötürü
| كُنْتُمْ:
| تَفْسُقُونَ: ve yoldan çıkmanızdan
| (46:20)

| يُعْرَضُ: sunulacakları
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| عَلَى:
| النَّارِ: ateşe
| أَذْهَبْتُمْ: zayi ettiniz
| طَيِّبَاتِكُمْ: bütün güzelliklerinizi
| فِي:
| حَيَاتِكُمُ: hayatınızda
| الدُّنْيَا: dünya
| وَاسْتَمْتَعْتُمْ: ve sefa sürdünüz
| بِهَا: bunlarla
| فَالْيَوْمَ: bugün
| تُجْزَوْنَ: cezalandırılacaksınız
| عَذَابَ: bir azab ile
| الْهُونِ: alçaltıcı
| بِمَا: ötürü
| كُنْتُمْ:
| تَسْتَكْبِرُونَ: büyüklük taslamanızdan
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| بِغَيْرِ: haksız yere
| الْحَقِّ: haksız yere
| وَبِمَا: ötürü
| كُنْتُمْ:
| تَفْسُقُونَ: ve yoldan çıkmanızdan
| (46:20)|وَاذْكُرْ: ve an
| أَخَا: kardeşini (Hud'u)
| عَادٍ: Ad'ın
| إِذْ: hani
| أَنْذَرَ: uyarmıştı
| قَوْمَهُ: kavmini
| بِالْأَحْقَافِ: Ahkaf'taki
| وَقَدْ: gelip geçti
| خَلَتِ: gelip geçti
| النُّذُرُ: nice uyarıcılar
| مِنْ:
| بَيْنِ: onun önünden
| يَدَيْهِ:
| وَمِنْ: ve
| خَلْفِهِ: ardından
| أَلَّا:
| تَعْبُدُوا: kulluk etmeyin
| إِلَّا: başkasına
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| عَلَيْكُمْ: sizin
| عَذَابَ: azabına uğramanızdan
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (46:21)

| أَخَا: kardeşini (Hud'u)
| عَادٍ: Ad'ın
| إِذْ: hani
| أَنْذَرَ: uyarmıştı
| قَوْمَهُ: kavmini
| بِالْأَحْقَافِ: Ahkaf'taki
| وَقَدْ: gelip geçti
| خَلَتِ: gelip geçti
| النُّذُرُ: nice uyarıcılar
| مِنْ:
| بَيْنِ: onun önünden
| يَدَيْهِ:
| وَمِنْ: ve
| خَلْفِهِ: ardından
| أَلَّا:
| تَعْبُدُوا: kulluk etmeyin
| إِلَّا: başkasına
| اللَّهَ: Allah'tan
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| عَلَيْكُمْ: sizin
| عَذَابَ: azabına uğramanızdan
| يَوْمٍ: bir günün
| عَظِيمٍ: büyük
| (46:21)|قَالُوا: dediler ki
| أَجِئْتَنَا: sen geldin mi?
| لِتَأْفِكَنَا: bizi çevirmek için
| عَنْ: -dan
| الِهَتِنَا: tanrılarımız-
| فَأْتِنَا: o halde bize getir
| بِمَا: şeyi
| تَعِدُنَا: bizi tehdidettiğin
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (46:22)

| أَجِئْتَنَا: sen geldin mi?
| لِتَأْفِكَنَا: bizi çevirmek için
| عَنْ: -dan
| الِهَتِنَا: tanrılarımız-
| فَأْتِنَا: o halde bize getir
| بِمَا: şeyi
| تَعِدُنَا: bizi tehdidettiğin
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| مِنَ: -dan
| الصَّادِقِينَ: doğrular-
| (46:22)|قَالَ: dedi
| إِنَّمَا: sadece
| الْعِلْمُ: bilgi
| عِنْدَ: katındadır
| اللَّهِ: Allah
| وَأُبَلِّغُكُمْ: ve ben size tebliğ ediyorum
| مَا: şeyi (mesajı)
| أُرْسِلْتُ: gönderildiğim
| بِهِ: onunla
| وَلَٰكِنِّي: fakat ben
| أَرَاكُمْ: sizi görüyorum
| قَوْمًا: bir kavim
| تَجْهَلُونَ: cahillik eden
| (46:23)

| إِنَّمَا: sadece
| الْعِلْمُ: bilgi
| عِنْدَ: katındadır
| اللَّهِ: Allah
| وَأُبَلِّغُكُمْ: ve ben size tebliğ ediyorum
| مَا: şeyi (mesajı)
| أُرْسِلْتُ: gönderildiğim
| بِهِ: onunla
| وَلَٰكِنِّي: fakat ben
| أَرَاكُمْ: sizi görüyorum
| قَوْمًا: bir kavim
| تَجْهَلُونَ: cahillik eden
| (46:23)|فَلَمَّا: nihayet
| رَأَوْهُ: onu görünce
| عَارِضًا: geniş bir bulut halinde
| مُسْتَقْبِلَ: yönelerek geldiğini
| أَوْدِيَتِهِمْ: vadilerine
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| عَارِضٌ: bir buluttur
| مُمْطِرُنَا: bize yağmur yağdıracak
| بَلْ: hayır
| هُوَ: o
| مَا: şey
| اسْتَعْجَلْتُمْ: sizin acele gelmesini istediğinizdir
| بِهِ: onun
| رِيحٌ: bir rüzgardır
| فِيهَا: içinde bulunan
| عَذَابٌ: azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| (46:24)

| رَأَوْهُ: onu görünce
| عَارِضًا: geniş bir bulut halinde
| مُسْتَقْبِلَ: yönelerek geldiğini
| أَوْدِيَتِهِمْ: vadilerine
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| عَارِضٌ: bir buluttur
| مُمْطِرُنَا: bize yağmur yağdıracak
| بَلْ: hayır
| هُوَ: o
| مَا: şey
| اسْتَعْجَلْتُمْ: sizin acele gelmesini istediğinizdir
| بِهِ: onun
| رِيحٌ: bir rüzgardır
| فِيهَا: içinde bulunan
| عَذَابٌ: azab
| أَلِيمٌ: acıklı
| (46:24)|تُدَمِّرُ: yıkar mahveder
| كُلَّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| بِأَمْرِ: emriyle
| رَبِّهَا: Rabbinin
| فَأَصْبَحُوا: onlar o hale geldiler ki
| لَا:
| يُرَىٰ: görülmez oldu
| إِلَّا: başka bir şey
| مَسَاكِنُهُمْ: konutlarından
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: biz cezalandırırız
| الْقَوْمَ: toplumu
| الْمُجْرِمِينَ: suç işleyen
| (46:25)

| كُلَّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| بِأَمْرِ: emriyle
| رَبِّهَا: Rabbinin
| فَأَصْبَحُوا: onlar o hale geldiler ki
| لَا:
| يُرَىٰ: görülmez oldu
| إِلَّا: başka bir şey
| مَسَاكِنُهُمْ: konutlarından
| كَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: biz cezalandırırız
| الْقَوْمَ: toplumu
| الْمُجْرِمِينَ: suç işleyen
| (46:25)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| مَكَّنَّاهُمْ: onlara imkan vermiştik
| فِيمَا: şeyi
| إِنْ:
| مَكَّنَّاكُمْ: size vermediğimiz
| فِيهِ: onu
| وَجَعَلْنَا: ve yaratmıştık
| لَهُمْ: onlara
| سَمْعًا: kulaklar
| وَأَبْصَارًا: ve gözler
| وَأَفْئِدَةً: ve gönüller
| فَمَا: fakat
| أَغْنَىٰ: sağlamadı
| عَنْهُمْ: kendilerine
| سَمْعُهُمْ: kulakları
| وَلَا: ne de
| أَبْصَارُهُمْ: gözleri
| وَلَا: ne de
| أَفْئِدَتُهُمْ: gönülleri
| مِنْ: bir
| شَيْءٍ: şey (yarar)
| إِذْ: zira
| كَانُوا:
| يَجْحَدُونَ: bile bile inkar ediyorlardı
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَحَاقَ: ve kuşatıverdi
| بِهِمْ: kendilerini
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay edip duruyor(lar)
| (46:26)

| مَكَّنَّاهُمْ: onlara imkan vermiştik
| فِيمَا: şeyi
| إِنْ:
| مَكَّنَّاكُمْ: size vermediğimiz
| فِيهِ: onu
| وَجَعَلْنَا: ve yaratmıştık
| لَهُمْ: onlara
| سَمْعًا: kulaklar
| وَأَبْصَارًا: ve gözler
| وَأَفْئِدَةً: ve gönüller
| فَمَا: fakat
| أَغْنَىٰ: sağlamadı
| عَنْهُمْ: kendilerine
| سَمْعُهُمْ: kulakları
| وَلَا: ne de
| أَبْصَارُهُمْ: gözleri
| وَلَا: ne de
| أَفْئِدَتُهُمْ: gönülleri
| مِنْ: bir
| شَيْءٍ: şey (yarar)
| إِذْ: zira
| كَانُوا:
| يَجْحَدُونَ: bile bile inkar ediyorlardı
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَحَاقَ: ve kuşatıverdi
| بِهِمْ: kendilerini
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay edip duruyor(lar)
| (46:26)|وَلَقَدْ: ave ndolsun
| أَهْلَكْنَا: biz yok ettik
| مَا:
| حَوْلَكُمْ: çevrenizdeki
| مِنَ:
| الْقُرَىٰ: kentleri
| وَصَرَّفْنَا: ve tekrar tekrar açıkladık
| الْايَاتِ: ayetleri
| لَعَلَّهُمْ: belki de
| يَرْجِعُونَ: (küfürlerinden) dönerler
| (46:27)

| أَهْلَكْنَا: biz yok ettik
| مَا:
| حَوْلَكُمْ: çevrenizdeki
| مِنَ:
| الْقُرَىٰ: kentleri
| وَصَرَّفْنَا: ve tekrar tekrar açıkladık
| الْايَاتِ: ayetleri
| لَعَلَّهُمْ: belki de
| يَرْجِعُونَ: (küfürlerinden) dönerler
| (46:27)|فَلَوْلَا: olmaz mıydı?
| نَصَرَهُمُ: kendilerine yardım etselerdi
| الَّذِينَ: şeyler
| اتَّخَذُوا: edindikleri
| مِنْ: -tan
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah-
| قُرْبَانًا: yakınlık sağlamak için
| الِهَةً: tanrı
| بَلْ: hayır
| ضَلُّوا: kaybolup gittiler
| عَنْهُمْ: onlardan
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| إِفْكُهُمْ: onların yalanları
| وَمَا: ve şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uydurmuş
| (46:28)

| نَصَرَهُمُ: kendilerine yardım etselerdi
| الَّذِينَ: şeyler
| اتَّخَذُوا: edindikleri
| مِنْ: -tan
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah-
| قُرْبَانًا: yakınlık sağlamak için
| الِهَةً: tanrı
| بَلْ: hayır
| ضَلُّوا: kaybolup gittiler
| عَنْهُمْ: onlardan
| وَذَٰلِكَ: işte budur
| إِفْكُهُمْ: onların yalanları
| وَمَا: ve şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uydurmuş
| (46:28)|وَإِذْ: bir zaman
| صَرَفْنَا: yöneltmiştik
| إِلَيْكَ: sana
| نَفَرًا: bir topluluğu
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cinler-
| يَسْتَمِعُونَ: dinlemek üzere
| الْقُرْانَ: Kur'an
| فَلَمَّا: zaman
| حَضَرُوهُ: ona geldikleri
| قَالُوا: dediler
| أَنْصِتُوا: susun (dinleyin)
| فَلَمَّا: zaman da
| قُضِيَ: bitirildiği
| وَلَّوْا: döndüler
| إِلَىٰ:
| قَوْمِهِمْ: kavimlerine
| مُنْذِرِينَ: uyarıcılar olarak
| (46:29)

| صَرَفْنَا: yöneltmiştik
| إِلَيْكَ: sana
| نَفَرًا: bir topluluğu
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cinler-
| يَسْتَمِعُونَ: dinlemek üzere
| الْقُرْانَ: Kur'an
| فَلَمَّا: zaman
| حَضَرُوهُ: ona geldikleri
| قَالُوا: dediler
| أَنْصِتُوا: susun (dinleyin)
| فَلَمَّا: zaman da
| قُضِيَ: bitirildiği
| وَلَّوْا: döndüler
| إِلَىٰ:
| قَوْمِهِمْ: kavimlerine
| مُنْذِرِينَ: uyarıcılar olarak
| (46:29)|قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمَنَا: kavmimiz
| إِنَّا: elbette biz
| سَمِعْنَا: dinledik
| كِتَابًا: bir Kitap
| أُنْزِلَ: indirilen
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مُوسَىٰ: Musa'dan
| مُصَدِّقًا: doğrulayan
| لِمَا:
| بَيْنَ: kendinden öncekini
| يَدَيْهِ: kendinden öncekini
| يَهْدِي: götüren
| إِلَى:
| الْحَقِّ: gerçeğe
| وَإِلَىٰ: ve
| طَرِيقٍ: yola
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (46:30)

| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمَنَا: kavmimiz
| إِنَّا: elbette biz
| سَمِعْنَا: dinledik
| كِتَابًا: bir Kitap
| أُنْزِلَ: indirilen
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مُوسَىٰ: Musa'dan
| مُصَدِّقًا: doğrulayan
| لِمَا:
| بَيْنَ: kendinden öncekini
| يَدَيْهِ: kendinden öncekini
| يَهْدِي: götüren
| إِلَى:
| الْحَقِّ: gerçeğe
| وَإِلَىٰ: ve
| طَرِيقٍ: yola
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (46:30)|يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمَنَا: kavmimiz
| أَجِيبُوا: uyun
| دَاعِيَ: da'vetçisine
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَامِنُوا: ve inanın
| بِهِ: O'na
| يَغْفِرْ: bağışlasın
| لَكُمْ: sizi
| مِنْ: -dan bir kısmını
| ذُنُوبِكُمْ: günahlarınız-
| وَيُجِرْكُمْ: ve sizi korusun
| مِنْ: -dan
| عَذَابٍ: azab-
| أَلِيمٍ: acıklı
| (46:31)

| قَوْمَنَا: kavmimiz
| أَجِيبُوا: uyun
| دَاعِيَ: da'vetçisine
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَامِنُوا: ve inanın
| بِهِ: O'na
| يَغْفِرْ: bağışlasın
| لَكُمْ: sizi
| مِنْ: -dan bir kısmını
| ذُنُوبِكُمْ: günahlarınız-
| وَيُجِرْكُمْ: ve sizi korusun
| مِنْ: -dan
| عَذَابٍ: azab-
| أَلِيمٍ: acıklı
| (46:31)|وَمَنْ: ve kim
| لَا:
| يُجِبْ: uymazsa
| دَاعِيَ: da'vetçisine
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَلَيْسَ: değildir
| بِمُعْجِزٍ: aciz bırakacak
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَلَيْسَ: ve olmaz
| لَهُ: kendisinin
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| أَوْلِيَاءُ: velileri
| أُولَٰئِكَ: onlar
| فِي: içindedirler
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (46:32)

| لَا:
| يُجِبْ: uymazsa
| دَاعِيَ: da'vetçisine
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَلَيْسَ: değildir
| بِمُعْجِزٍ: aciz bırakacak
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَلَيْسَ: ve olmaz
| لَهُ: kendisinin
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| أَوْلِيَاءُ: velileri
| أُولَٰئِكَ: onlar
| فِي: içindedirler
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (46:32)|أَوَلَمْ:
| يَرَوْا: görmediler mi?
| أَنَّ: gerçekten
| اللَّهَ: Allah'ın
| الَّذِي:
| خَلَقَ: yaratan
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَلَمْ: ve
| يَعْيَ: yorulmayan
| بِخَلْقِهِنَّ: bunları yaratmakla
| بِقَادِرٍ: kadir olduğunu
| عَلَىٰ:
| أَنْ:
| يُحْيِيَ: diriltmeğe
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| بَلَىٰ: evet
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (46:33)

| يَرَوْا: görmediler mi?
| أَنَّ: gerçekten
| اللَّهَ: Allah'ın
| الَّذِي:
| خَلَقَ: yaratan
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| وَلَمْ: ve
| يَعْيَ: yorulmayan
| بِخَلْقِهِنَّ: bunları yaratmakla
| بِقَادِرٍ: kadir olduğunu
| عَلَىٰ:
| أَنْ:
| يُحْيِيَ: diriltmeğe
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| بَلَىٰ: evet
| إِنَّهُ: şüphesiz O
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (46:33)|وَيَوْمَ: ve gün
| يُعْرَضُ: sunulacakları
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| عَلَى: karşı
| النَّارِ: ateşe
| أَلَيْسَ: değil miymiş?
| هَٰذَا: bu
| بِالْحَقِّ: gerçek
| قَالُوا: derler
| بَلَىٰ: evet
| وَرَبِّنَا: Rabbimiz hakkı için
| قَالَ: der
| فَذُوقُوا: öyleyse tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: olmanızdan
| تَكْفُرُونَ: inkar ediyor(lar)
| (46:34)

| يُعْرَضُ: sunulacakları
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| عَلَى: karşı
| النَّارِ: ateşe
| أَلَيْسَ: değil miymiş?
| هَٰذَا: bu
| بِالْحَقِّ: gerçek
| قَالُوا: derler
| بَلَىٰ: evet
| وَرَبِّنَا: Rabbimiz hakkı için
| قَالَ: der
| فَذُوقُوا: öyleyse tadın
| الْعَذَابَ: azabı
| بِمَا: dolayı
| كُنْتُمْ: olmanızdan
| تَكْفُرُونَ: inkar ediyor(lar)
| (46:34)|فَاصْبِرْ: o halde sabret
| كَمَا: gibi
| صَبَرَ: sabrettikleri
| أُولُو: sahibi
| الْعَزْمِ: azim (ve irade)
| مِنَ:
| الرُّسُلِ: elçilerin
| وَلَا: ve asla
| تَسْتَعْجِلْ: acele etme
| لَهُمْ: onlar için
| كَأَنَّهُمْ: onlar gibi olurlar
| يَوْمَ: gün
| يَرَوْنَ: gördükleri
| مَا: şeyi (azabı)
| يُوعَدُونَ: tehdit edildikleri
| لَمْ:
| يَلْبَثُوا: (sanki) yaşamamışlar
| إِلَّا: dışında
| سَاعَةً: bir sa'at
| مِنْ: -den
| نَهَارٍ: gündüz-
| بَلَاغٌ: (bu) bir duyurudur
| فَهَلْ:
| يُهْلَكُ: helak mı edilecektir?
| إِلَّا: başkası
| الْقَوْمُ: topluluktan
| الْفَاسِقُونَ: yoldan çıkmış
| (46:35)

| كَمَا: gibi
| صَبَرَ: sabrettikleri
| أُولُو: sahibi
| الْعَزْمِ: azim (ve irade)
| مِنَ:
| الرُّسُلِ: elçilerin
| وَلَا: ve asla
| تَسْتَعْجِلْ: acele etme
| لَهُمْ: onlar için
| كَأَنَّهُمْ: onlar gibi olurlar
| يَوْمَ: gün
| يَرَوْنَ: gördükleri
| مَا: şeyi (azabı)
| يُوعَدُونَ: tehdit edildikleri
| لَمْ:
| يَلْبَثُوا: (sanki) yaşamamışlar
| إِلَّا: dışında
| سَاعَةً: bir sa'at
| مِنْ: -den
| نَهَارٍ: gündüz-
| بَلَاغٌ: (bu) bir duyurudur
| فَهَلْ:
| يُهْلَكُ: helak mı edilecektir?
| إِلَّا: başkası
| الْقَوْمُ: topluluktan
| الْفَاسِقُونَ: yoldan çıkmış
| (46:35)