43Zuhruf Suresi
Kuran Sırası: 43
İniş Sırası: 63
Kırık Meal (Arapça) Meali
|إِنَّا: elbette biz
| جَعَلْنَاهُ: onu yaptık
| قُرْانًا: bir Kur'an
| عَرَبِيًّا: Arapça
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَعْقِلُونَ: düşünüp anlarsınız
| (43:3)

| جَعَلْنَاهُ: onu yaptık
| قُرْانًا: bir Kur'an
| عَرَبِيًّا: Arapça
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَعْقِلُونَ: düşünüp anlarsınız
| (43:3)|وَإِنَّهُ: gerçekten O
| فِي: içindedir
| أُمِّ: ana
| الْكِتَابِ: Kitap
| لَدَيْنَا: katımızda bulunan
| لَعَلِيٌّ: elbette yücedir
| حَكِيمٌ: hikmetlidir
| (43:4)

| فِي: içindedir
| أُمِّ: ana
| الْكِتَابِ: Kitap
| لَدَيْنَا: katımızda bulunan
| لَعَلِيٌّ: elbette yücedir
| حَكِيمٌ: hikmetlidir
| (43:4)|أَفَنَضْرِبُ: bırakalım mı?
| عَنْكُمُ: sizi
| الذِّكْرَ: uyarmaktan
| صَفْحًا: vazgeçip
| أَنْ: diye
| كُنْتُمْ: oldunuz
| قَوْمًا: bir kavim
| مُسْرِفِينَ: aşırı giden
| (43:5)

| عَنْكُمُ: sizi
| الذِّكْرَ: uyarmaktan
| صَفْحًا: vazgeçip
| أَنْ: diye
| كُنْتُمْ: oldunuz
| قَوْمًا: bir kavim
| مُسْرِفِينَ: aşırı giden
| (43:5)|وَكَمْ: ve nice
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مِنْ:
| نَبِيٍّ: peygamber
| فِي: içinde
| الْأَوَّلِينَ: önce gelenler
| (43:6)

| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مِنْ:
| نَبِيٍّ: peygamber
| فِي: içinde
| الْأَوَّلِينَ: önce gelenler
| (43:6)|وَمَا: ve
| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmezdi
| مِنْ: hiçbir
| نَبِيٍّ: peygamber
| إِلَّا:
| كَانُوا: etmedikleri
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay
| (43:7)

| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmezdi
| مِنْ: hiçbir
| نَبِيٍّ: peygamber
| إِلَّا:
| كَانُوا: etmedikleri
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay
| (43:7)|فَأَهْلَكْنَا: biz de helak ettik
| أَشَدَّ: daha güçlü olanı
| مِنْهُمْ: bunlardan
| بَطْشًا: yakalayarak
| وَمَضَىٰ: ve geçti
| مَثَلُ: örneği
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (43:8)

| أَشَدَّ: daha güçlü olanı
| مِنْهُمْ: bunlardan
| بَطْشًا: yakalayarak
| وَمَضَىٰ: ve geçti
| مَثَلُ: örneği
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (43:8)|وَلَئِنْ: andolsun eğer
| سَأَلْتَهُمْ: onlara sorsan
| مَنْ: kim?
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| لَيَقُولُنَّ: elbette diyecekler ki
| خَلَقَهُنَّ: onları yarattı
| الْعَزِيزُ: çok üstün olan
| الْعَلِيمُ: çok bilen
| (43:9)

| سَأَلْتَهُمْ: onlara sorsan
| مَنْ: kim?
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| لَيَقُولُنَّ: elbette diyecekler ki
| خَلَقَهُنَّ: onları yarattı
| الْعَزِيزُ: çok üstün olan
| الْعَلِيمُ: çok bilen
| (43:9)|الَّذِي: O ki
| جَعَلَ: kılandır
| لَكُمُ: sizin için
| الْأَرْضَ: yeri
| مَهْدًا: bir beşik
| وَجَعَلَ: ve yapandır
| لَكُمْ: size
| فِيهَا: orada
| سُبُلًا: yollar
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَهْتَدُونَ: hidayete eresiniz
| (43:10)

| جَعَلَ: kılandır
| لَكُمُ: sizin için
| الْأَرْضَ: yeri
| مَهْدًا: bir beşik
| وَجَعَلَ: ve yapandır
| لَكُمْ: size
| فِيهَا: orada
| سُبُلًا: yollar
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَهْتَدُونَ: hidayete eresiniz
| (43:10)|وَالَّذِي: ve o ki
| نَزَّلَ: indirendir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| بِقَدَرٍ: bir ölçü ile
| فَأَنْشَرْنَا: böylece canlandırdık
| بِهِ: onunla
| بَلْدَةً: bir ülkeyi
| مَيْتًا: ölü
| كَذَٰلِكَ: işte öyle
| تُخْرَجُونَ: siz de çıkarılacaksınız
| (43:11)

| نَزَّلَ: indirendir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| بِقَدَرٍ: bir ölçü ile
| فَأَنْشَرْنَا: böylece canlandırdık
| بِهِ: onunla
| بَلْدَةً: bir ülkeyi
| مَيْتًا: ölü
| كَذَٰلِكَ: işte öyle
| تُخْرَجُونَ: siz de çıkarılacaksınız
| (43:11)|وَالَّذِي: ve O ki
| خَلَقَ: yaratandır
| الْأَزْوَاجَ: çiftleri
| كُلَّهَا: bütün
| وَجَعَلَ: ve var edendir
| لَكُمْ: size
| مِنَ:
| الْفُلْكِ: gemiler
| وَالْأَنْعَامِ: ve hayvanlar
| مَا:
| تَرْكَبُونَ: bineceğiniz
| (43:12)

| خَلَقَ: yaratandır
| الْأَزْوَاجَ: çiftleri
| كُلَّهَا: bütün
| وَجَعَلَ: ve var edendir
| لَكُمْ: size
| مِنَ:
| الْفُلْكِ: gemiler
| وَالْأَنْعَامِ: ve hayvanlar
| مَا:
| تَرْكَبُونَ: bineceğiniz
| (43:12)|لِتَسْتَوُوا: binmeniz için
| عَلَىٰ: üzerine
| ظُهُورِهِ: onların sırtları
| ثُمَّ: sonra
| تَذْكُرُوا: anmanız için
| نِعْمَةَ: ni'metini
| رَبِّكُمْ: Rabbinizin
| إِذَا: zaman
| اسْتَوَيْتُمْ: bindiğiniz
| عَلَيْهِ: onlara
| وَتَقُولُوا: ve (şöyle) demeniz için
| سُبْحَانَ: şanı yücedir
| الَّذِي:
| سَخَّرَ: hizmetimize verenin
| لَنَا: bizim
| هَٰذَا: bunu
| وَمَا: yoksa
| كُنَّا: biz değildik
| لَهُ: bunu
| مُقْرِنِينَ: (hizmetimize) yanaştıracak
| (43:13)

| عَلَىٰ: üzerine
| ظُهُورِهِ: onların sırtları
| ثُمَّ: sonra
| تَذْكُرُوا: anmanız için
| نِعْمَةَ: ni'metini
| رَبِّكُمْ: Rabbinizin
| إِذَا: zaman
| اسْتَوَيْتُمْ: bindiğiniz
| عَلَيْهِ: onlara
| وَتَقُولُوا: ve (şöyle) demeniz için
| سُبْحَانَ: şanı yücedir
| الَّذِي:
| سَخَّرَ: hizmetimize verenin
| لَنَا: bizim
| هَٰذَا: bunu
| وَمَا: yoksa
| كُنَّا: biz değildik
| لَهُ: bunu
| مُقْرِنِينَ: (hizmetimize) yanaştıracak
| (43:13)|وَجَعَلُوا: ve tasarladılar
| لَهُ: O'na
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| جُزْءًا: bir parça
| إِنَّ: gerçekten
| الْإِنْسَانَ: insan
| لَكَفُورٌ: bir nankördür
| مُبِينٌ: apaçık
| (43:15)

| لَهُ: O'na
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| جُزْءًا: bir parça
| إِنَّ: gerçekten
| الْإِنْسَانَ: insan
| لَكَفُورٌ: bir nankördür
| مُبِينٌ: apaçık
| (43:15)|أَمِ: yoksa
| اتَّخَذَ: kendisine aldı (mı?)
| مِمَّا:
| يَخْلُقُ: yarattıklarından
| بَنَاتٍ: kızları
| وَأَصْفَاكُمْ: ve size seçti
| بِالْبَنِينَ: oğulları
| (43:16)

| اتَّخَذَ: kendisine aldı (mı?)
| مِمَّا:
| يَخْلُقُ: yarattıklarından
| بَنَاتٍ: kızları
| وَأَصْفَاكُمْ: ve size seçti
| بِالْبَنِينَ: oğulları
| (43:16)|وَإِذَا: ve ne zaman ki
| بُشِّرَ: müjdelense
| أَحَدُهُمْ: onlardan birine
| بِمَا:
| ضَرَبَ: anlattığı
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| مَثَلًا: benzer olarak
| ظَلَّ: kesilir
| وَجْهُهُ: yüzü
| مُسْوَدًّا: kapkara
| وَهُوَ: ve o
| كَظِيمٌ: öfkesinden yutkunup durur
| (43:17)

| بُشِّرَ: müjdelense
| أَحَدُهُمْ: onlardan birine
| بِمَا:
| ضَرَبَ: anlattığı
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| مَثَلًا: benzer olarak
| ظَلَّ: kesilir
| وَجْهُهُ: yüzü
| مُسْوَدًّا: kapkara
| وَهُوَ: ve o
| كَظِيمٌ: öfkesinden yutkunup durur
| (43:17)|أَوَمَنْ: kimseyi mi?
| يُنَشَّأُ: yetiştirilen
| فِي: içinde
| الْحِلْيَةِ: süs
| وَهُوَ: ve
| فِي:
| الْخِصَامِ: mücadelede
| غَيْرُ: olmayan
| مُبِينٍ: açık
| (43:18)

| يُنَشَّأُ: yetiştirilen
| فِي: içinde
| الْحِلْيَةِ: süs
| وَهُوَ: ve
| فِي:
| الْخِصَامِ: mücadelede
| غَيْرُ: olmayan
| مُبِينٍ: açık
| (43:18)|وَجَعَلُوا: ve saydılar
| الْمَلَائِكَةَ: melekleri
| الَّذِينَ: olan
| هُمْ: onlar
| عِبَادُ: kulları
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| إِنَاثًا: dişi
| أَشَهِدُوا: şahid mi oldular?
| خَلْقَهُمْ: onların yaratılışlarına
| سَتُكْتَبُ: yazılacaktır
| شَهَادَتُهُمْ: şahidlikleri
| وَيُسْأَلُونَ: ve (bundan) sorulacaklardır
| (43:19)

| الْمَلَائِكَةَ: melekleri
| الَّذِينَ: olan
| هُمْ: onlar
| عِبَادُ: kulları
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| إِنَاثًا: dişi
| أَشَهِدُوا: şahid mi oldular?
| خَلْقَهُمْ: onların yaratılışlarına
| سَتُكْتَبُ: yazılacaktır
| شَهَادَتُهُمْ: şahidlikleri
| وَيُسْأَلُونَ: ve (bundan) sorulacaklardır
| (43:19)|وَقَالُوا: ve dediler ki
| لَوْ: eğer
| شَاءَ: dileseydi
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman
| مَا:
| عَبَدْنَاهُمْ: biz onlara tapmazdık
| مَا: yoktur
| لَهُمْ: onların
| بِذَٰلِكَ: bu hususta
| مِنْ: hiçbir
| عِلْمٍ: bilgileri
| إِنْ:
| هُمْ: onlar
| إِلَّا: sadece
| يَخْرُصُونَ: saçmalıyorlar
| (43:20)

| لَوْ: eğer
| شَاءَ: dileseydi
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman
| مَا:
| عَبَدْنَاهُمْ: biz onlara tapmazdık
| مَا: yoktur
| لَهُمْ: onların
| بِذَٰلِكَ: bu hususta
| مِنْ: hiçbir
| عِلْمٍ: bilgileri
| إِنْ:
| هُمْ: onlar
| إِلَّا: sadece
| يَخْرُصُونَ: saçmalıyorlar
| (43:20)|أَمْ: yoksa?
| اتَيْنَاهُمْ: onlara (mı) vermişiz?
| كِتَابًا: bir Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: bundan önce
| فَهُمْ: onlar
| بِهِ: ona
| مُسْتَمْسِكُونَ: sarılıyorlar
| (43:21)

| اتَيْنَاهُمْ: onlara (mı) vermişiz?
| كِتَابًا: bir Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: bundan önce
| فَهُمْ: onlar
| بِهِ: ona
| مُسْتَمْسِكُونَ: sarılıyorlar
| (43:21)|بَلْ: hayır
| قَالُوا: dediler ki
| إِنَّا: elbette biz
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| عَلَىٰ: üzerinde
| أُمَّةٍ: bir din
| وَإِنَّا: ve elbette biz de
| عَلَىٰ: üzerinde
| اثَارِهِمْ: onların izleri
| مُهْتَدُونَ: gidiyoruz
| (43:22)

| قَالُوا: dediler ki
| إِنَّا: elbette biz
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| عَلَىٰ: üzerinde
| أُمَّةٍ: bir din
| وَإِنَّا: ve elbette biz de
| عَلَىٰ: üzerinde
| اثَارِهِمْ: onların izleri
| مُهْتَدُونَ: gidiyoruz
| (43:22)|وَكَذَٰلِكَ: ve işte böyle
| مَا:
| أَرْسَلْنَا: göndermedik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| فِي: herhangi
| قَرْيَةٍ: bir kente
| مِنْ: hiçbir
| نَذِيرٍ: uyarıcı
| إِلَّا: dışında
| قَالَ: diyenlerden
| مُتْرَفُوهَا: oranın zenginleri
| إِنَّا: elbette biz
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| عَلَىٰ: üzerinde
| أُمَّةٍ: bir din
| وَإِنَّا: ve biz de
| عَلَىٰ:
| اثَارِهِمْ: onların izlerine
| مُقْتَدُونَ: uyarız
| (43:23)

| مَا:
| أَرْسَلْنَا: göndermedik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| فِي: herhangi
| قَرْيَةٍ: bir kente
| مِنْ: hiçbir
| نَذِيرٍ: uyarıcı
| إِلَّا: dışında
| قَالَ: diyenlerden
| مُتْرَفُوهَا: oranın zenginleri
| إِنَّا: elbette biz
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| عَلَىٰ: üzerinde
| أُمَّةٍ: bir din
| وَإِنَّا: ve biz de
| عَلَىٰ:
| اثَارِهِمْ: onların izlerine
| مُقْتَدُونَ: uyarız
| (43:23)|قَالَ: dedi
| أَوَلَوْ: şayet
| جِئْتُكُمْ: ben size getirsem de mi?
| بِأَهْدَىٰ: daha doğrusunu
| مِمَّا: şeyden
| وَجَدْتُمْ: bulduğunuz
| عَلَيْهِ: üzerinde
| ابَاءَكُمْ: babalarınızı
| قَالُوا: dediler
| إِنَّا: doğrusu biz
| بِمَا: şeyi
| أُرْسِلْتُمْ: sizinle gönderilen
| بِهِ: onu
| كَافِرُونَ: inkar ediyoruz
| (43:24)

| أَوَلَوْ: şayet
| جِئْتُكُمْ: ben size getirsem de mi?
| بِأَهْدَىٰ: daha doğrusunu
| مِمَّا: şeyden
| وَجَدْتُمْ: bulduğunuz
| عَلَيْهِ: üzerinde
| ابَاءَكُمْ: babalarınızı
| قَالُوا: dediler
| إِنَّا: doğrusu biz
| بِمَا: şeyi
| أُرْسِلْتُمْ: sizinle gönderilen
| بِهِ: onu
| كَافِرُونَ: inkar ediyoruz
| (43:24)|فَانْتَقَمْنَا: biz de öc aldık
| مِنْهُمْ: onlardan
| فَانْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُكَذِّبِينَ: yalanlayanların
| (43:25)

| مِنْهُمْ: onlardan
| فَانْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُكَذِّبِينَ: yalanlayanların
| (43:25)|وَإِذْ: bir zaman
| قَالَ: demişti ki
| إِبْرَاهِيمُ: İbrahim
| لِأَبِيهِ: babasına
| وَقَوْمِهِ: ve kavmine
| إِنَّنِي: şüphesiz ben
| بَرَاءٌ: uzağım
| مِمَّا: şeylerden
| تَعْبُدُونَ: sizin taptığınız
| (43:26)

| قَالَ: demişti ki
| إِبْرَاهِيمُ: İbrahim
| لِأَبِيهِ: babasına
| وَقَوْمِهِ: ve kavmine
| إِنَّنِي: şüphesiz ben
| بَرَاءٌ: uzağım
| مِمَّا: şeylerden
| تَعْبُدُونَ: sizin taptığınız
| (43:26)|إِلَّا: yalnızca
| الَّذِي:
| فَطَرَنِي: beni yaratana
| فَإِنَّهُ: çünkü O
| سَيَهْدِينِ: bana doğru yolu gösterecektir
| (43:27)

| الَّذِي:
| فَطَرَنِي: beni yaratana
| فَإِنَّهُ: çünkü O
| سَيَهْدِينِ: bana doğru yolu gösterecektir
| (43:27)|وَجَعَلَهَا: ve onu yaptı
| كَلِمَةً: bir söz
| بَاقِيَةً: kalıcı
| فِي: arasında
| عَقِبِهِ: kendinden sonrakiler
| لَعَلَّهُمْ: umulur ki
| يَرْجِعُونَ: dönerler (diye)
| (43:28)

| كَلِمَةً: bir söz
| بَاقِيَةً: kalıcı
| فِي: arasında
| عَقِبِهِ: kendinden sonrakiler
| لَعَلَّهُمْ: umulur ki
| يَرْجِعُونَ: dönerler (diye)
| (43:28)|بَلْ: doğrusu
| مَتَّعْتُ: yaşattım
| هَٰؤُلَاءِ: bunları
| وَابَاءَهُمْ: ve babalarını
| حَتَّىٰ: dek
| جَاءَهُمُ: kendilerine gelinceye
| الْحَقُّ: gerçek söz
| وَرَسُولٌ: ve elçi
| مُبِينٌ: açıklayan
| (43:29)

| مَتَّعْتُ: yaşattım
| هَٰؤُلَاءِ: bunları
| وَابَاءَهُمْ: ve babalarını
| حَتَّىٰ: dek
| جَاءَهُمُ: kendilerine gelinceye
| الْحَقُّ: gerçek söz
| وَرَسُولٌ: ve elçi
| مُبِينٌ: açıklayan
| (43:29)|وَلَمَّا: fakat
| جَاءَهُمُ: onlara gelince
| الْحَقُّ: gerçek
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: büyüdür
| وَإِنَّا: ve elbette biz
| بِهِ: onu
| كَافِرُونَ: tanımayız
| (43:30)

| جَاءَهُمُ: onlara gelince
| الْحَقُّ: gerçek
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: büyüdür
| وَإِنَّا: ve elbette biz
| بِهِ: onu
| كَافِرُونَ: tanımayız
| (43:30)|وَقَالُوا: ve dediler ki
| لَوْلَا: değil miydi?
| نُزِّلَ: indirilmeli
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| عَلَىٰ:
| رَجُلٍ: bir adama
| مِنَ: -ten
| الْقَرْيَتَيْنِ: iki kent-
| عَظِيمٍ: büyük
| (43:31)

| لَوْلَا: değil miydi?
| نُزِّلَ: indirilmeli
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| عَلَىٰ:
| رَجُلٍ: bir adama
| مِنَ: -ten
| الْقَرْيَتَيْنِ: iki kent-
| عَظِيمٍ: büyük
| (43:31)|أَهُمْ: onlar mı?
| يَقْسِمُونَ: bölüştürüyorlar
| رَحْمَتَ: rahmetini
| رَبِّكَ: Rabbinin
| نَحْنُ: biz
| قَسَمْنَا: taksim ettik
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| مَعِيشَتَهُمْ: onların geçimliklerini
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| وَرَفَعْنَا: ve üstün kıldık
| بَعْضَهُمْ: onlardan kimini
| فَوْقَ: üzerine
| بَعْضٍ: ötekiler
| دَرَجَاتٍ: derecelerle
| لِيَتَّخِذَ: edinmeleri için
| بَعْضُهُمْ: biri
| بَعْضًا: diğerine
| سُخْرِيًّا: hizmetçi, çalışan
| وَرَحْمَتُ: ve rahmeti
| رَبِّكَ: Rabbinin
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| مِمَّا: şeylerden
| يَجْمَعُونَ: onların toplayıp yığdıkları
| (43:32)

| يَقْسِمُونَ: bölüştürüyorlar
| رَحْمَتَ: rahmetini
| رَبِّكَ: Rabbinin
| نَحْنُ: biz
| قَسَمْنَا: taksim ettik
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| مَعِيشَتَهُمْ: onların geçimliklerini
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| وَرَفَعْنَا: ve üstün kıldık
| بَعْضَهُمْ: onlardan kimini
| فَوْقَ: üzerine
| بَعْضٍ: ötekiler
| دَرَجَاتٍ: derecelerle
| لِيَتَّخِذَ: edinmeleri için
| بَعْضُهُمْ: biri
| بَعْضًا: diğerine
| سُخْرِيًّا: hizmetçi, çalışan
| وَرَحْمَتُ: ve rahmeti
| رَبِّكَ: Rabbinin
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| مِمَّا: şeylerden
| يَجْمَعُونَ: onların toplayıp yığdıkları
| (43:32)|وَلَوْلَا: (sözkonusu) olmasaydı
| أَنْ:
| يَكُونَ: olması
| النَّاسُ: insanların
| أُمَّةً: ümmet
| وَاحِدَةً: bir tek
| لَجَعَلْنَا: yapardık
| لِمَنْ: kimseler için
| يَكْفُرُ: inkar eden
| بِالرَّحْمَٰنِ: Rahman'ı
| لِبُيُوتِهِمْ: evlerine
| سُقُفًا: tavanlar
| مِنْ: -ten
| فِضَّةٍ: gümüş-
| وَمَعَارِجَ: ve merdivenler
| عَلَيْهَا: üzerine
| يَظْهَرُونَ: binip çıkacakları
| (43:33)

| أَنْ:
| يَكُونَ: olması
| النَّاسُ: insanların
| أُمَّةً: ümmet
| وَاحِدَةً: bir tek
| لَجَعَلْنَا: yapardık
| لِمَنْ: kimseler için
| يَكْفُرُ: inkar eden
| بِالرَّحْمَٰنِ: Rahman'ı
| لِبُيُوتِهِمْ: evlerine
| سُقُفًا: tavanlar
| مِنْ: -ten
| فِضَّةٍ: gümüş-
| وَمَعَارِجَ: ve merdivenler
| عَلَيْهَا: üzerine
| يَظْهَرُونَ: binip çıkacakları
| (43:33)|وَلِبُيُوتِهِمْ: ve evlerine
| أَبْوَابًا: kapılar
| وَسُرُرًا: ve koltuklar
| عَلَيْهَا: üzerine
| يَتَّكِئُونَ: yaslanacakları
| (43:34)

| أَبْوَابًا: kapılar
| وَسُرُرًا: ve koltuklar
| عَلَيْهَا: üzerine
| يَتَّكِئُونَ: yaslanacakları
| (43:34)|وَزُخْرُفًا: ve (nice) süsler
| وَإِنْ: (başka) değil
| كُلُّ: bütün
| ذَٰلِكَ: bunlar
| لَمَّا: sadece
| مَتَاعُ: geçici menfaatleridir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَالْاخِرَةُ: ahiret ise
| عِنْدَ: katında
| رَبِّكَ: Rabbinin
| لِلْمُتَّقِينَ: muttakiler içindir
| (43:35)

| وَإِنْ: (başka) değil
| كُلُّ: bütün
| ذَٰلِكَ: bunlar
| لَمَّا: sadece
| مَتَاعُ: geçici menfaatleridir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَالْاخِرَةُ: ahiret ise
| عِنْدَ: katında
| رَبِّكَ: Rabbinin
| لِلْمُتَّقِينَ: muttakiler içindir
| (43:35)|وَمَنْ: ve kim
| يَعْشُ: yüz çevirirse
| عَنْ: -nden
| ذِكْرِ: zikri-
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| نُقَيِّضْ: sardırırız
| لَهُ: ona
| شَيْطَانًا: bir şeytanı
| فَهُوَ: artık o
| لَهُ: onun
| قَرِينٌ: arkadaşı olur
| (43:36)

| يَعْشُ: yüz çevirirse
| عَنْ: -nden
| ذِكْرِ: zikri-
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| نُقَيِّضْ: sardırırız
| لَهُ: ona
| شَيْطَانًا: bir şeytanı
| فَهُوَ: artık o
| لَهُ: onun
| قَرِينٌ: arkadaşı olur
| (43:36)|وَإِنَّهُمْ: elbette onlar
| لَيَصُدُّونَهُمْ: onları engellerler
| عَنِ: -dan
| السَّبِيلِ: yol-
| وَيَحْسَبُونَ: fakat sanırlar
| أَنَّهُمْ: bunlar
| مُهْتَدُونَ: doğru yolda olduklarını
| (43:37)

| لَيَصُدُّونَهُمْ: onları engellerler
| عَنِ: -dan
| السَّبِيلِ: yol-
| وَيَحْسَبُونَ: fakat sanırlar
| أَنَّهُمْ: bunlar
| مُهْتَدُونَ: doğru yolda olduklarını
| (43:37)|حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| جَاءَنَا: bize geldiği
| قَالَ: der ki
| يَا: EY/HEY/AH
| لَيْتَ: Keşke!
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكَ: senin aranda
| بُعْدَ: kadar uzaklık
| الْمَشْرِقَيْنِ: iki doğu
| فَبِئْسَ: meğer ne kötü
| الْقَرِينُ: arkadaş(mışsın)
| (43:38)

| إِذَا: zaman
| جَاءَنَا: bize geldiği
| قَالَ: der ki
| يَا: EY/HEY/AH
| لَيْتَ: Keşke!
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكَ: senin aranda
| بُعْدَ: kadar uzaklık
| الْمَشْرِقَيْنِ: iki doğu
| فَبِئْسَ: meğer ne kötü
| الْقَرِينُ: arkadaş(mışsın)
| (43:38)|وَلَنْ: ve asla
| يَنْفَعَكُمُ: size bir yarar sağlamaz
| الْيَوْمَ: bugün
| إِذْ: çünkü
| ظَلَمْتُمْ: zulmettiniz
| أَنَّكُمْ: siz
| فِي:
| الْعَذَابِ: azabda
| مُشْتَرِكُونَ: ortaksınız
| (43:39)

| يَنْفَعَكُمُ: size bir yarar sağlamaz
| الْيَوْمَ: bugün
| إِذْ: çünkü
| ظَلَمْتُمْ: zulmettiniz
| أَنَّكُمْ: siz
| فِي:
| الْعَذَابِ: azabda
| مُشْتَرِكُونَ: ortaksınız
| (43:39)|أَفَأَنْتَ: sen mi?
| تُسْمِعُ: işittireceksin
| الصُّمَّ: sağıra
| أَوْ: yahut
| تَهْدِي: yola ileteceksin
| الْعُمْيَ: körü
| وَمَنْ: ve kimseyi
| كَانَ: olan
| فِي:
| ضَلَالٍ: sapıklıkta
| مُبِينٍ: apaçık
| (43:40)

| تُسْمِعُ: işittireceksin
| الصُّمَّ: sağıra
| أَوْ: yahut
| تَهْدِي: yola ileteceksin
| الْعُمْيَ: körü
| وَمَنْ: ve kimseyi
| كَانَ: olan
| فِي:
| ضَلَالٍ: sapıklıkta
| مُبِينٍ: apaçık
| (43:40)|فَإِمَّا: bile
| نَذْهَبَنَّ: biz alıp götürsek
| بِكَ: seni
| فَإِنَّا: muhakkak biz
| مِنْهُمْ: onlardan
| مُنْتَقِمُونَ: öc alırız
| (43:41)

| نَذْهَبَنَّ: biz alıp götürsek
| بِكَ: seni
| فَإِنَّا: muhakkak biz
| مِنْهُمْ: onlardan
| مُنْتَقِمُونَ: öc alırız
| (43:41)|أَوْ: yahut
| نُرِيَنَّكَ: sana gösteririz
| الَّذِي: şeyi
| وَعَدْنَاهُمْ: onları uyardığımız
| فَإِنَّا: şüphesiz bizim
| عَلَيْهِمْ: onlara
| مُقْتَدِرُونَ: gücümüz yeter
| (43:42)

| نُرِيَنَّكَ: sana gösteririz
| الَّذِي: şeyi
| وَعَدْنَاهُمْ: onları uyardığımız
| فَإِنَّا: şüphesiz bizim
| عَلَيْهِمْ: onlara
| مُقْتَدِرُونَ: gücümüz yeter
| (43:42)|فَاسْتَمْسِكْ: sen sımsıkı sarıl
| بِالَّذِي:
| أُوحِيَ: vahyedilene
| إِلَيْكَ: sana
| إِنَّكَ: çünkü sen
| عَلَىٰ: üzerindesin
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (43:43)

| بِالَّذِي:
| أُوحِيَ: vahyedilene
| إِلَيْكَ: sana
| إِنَّكَ: çünkü sen
| عَلَىٰ: üzerindesin
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (43:43)|وَإِنَّهُ: şüphesiz O (Kur'an)
| لَذِكْرٌ: bir Zikir'dir
| لَكَ: sana
| وَلِقَوْمِكَ: ve kavmine
| وَسَوْفَ: ve yakında
| تُسْأَلُونَ: sorulacaksınız
| (43:44)

| لَذِكْرٌ: bir Zikir'dir
| لَكَ: sana
| وَلِقَوْمِكَ: ve kavmine
| وَسَوْفَ: ve yakında
| تُسْأَلُونَ: sorulacaksınız
| (43:44)|وَاسْأَلْ: ve sor
| مَنْ: kimseye
| أَرْسَلْنَا: gönderdiğimiz
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| مِنْ: -den
| رُسُلِنَا: elçilerimiz-
| أَجَعَلْنَا: yapmış mıyız?
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'dan
| الِهَةً: tanrılar
| يُعْبَدُونَ: tapılacak
| (43:45)

| مَنْ: kimseye
| أَرْسَلْنَا: gönderdiğimiz
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| مِنْ: -den
| رُسُلِنَا: elçilerimiz-
| أَجَعَلْنَا: yapmış mıyız?
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'dan
| الِهَةً: tanrılar
| يُعْبَدُونَ: tapılacak
| (43:45)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مُوسَىٰ: Musa'yı
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَمَلَئِهِ: ve ileri gelen adamlarına
| فَقَالَ: dedi
| إِنِّي: elbette ben
| رَسُولُ: elçisiyim
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (43:46)

| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مُوسَىٰ: Musa'yı
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَمَلَئِهِ: ve ileri gelen adamlarına
| فَقَالَ: dedi
| إِنِّي: elbette ben
| رَسُولُ: elçisiyim
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (43:46)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُمْ: onlara gelince
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| مِنْهَا: onlarla
| يَضْحَكُونَ: (alay edip) gülmeğe başladılar
| (43:47)

| جَاءَهُمْ: onlara gelince
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| مِنْهَا: onlarla
| يَضْحَكُونَ: (alay edip) gülmeğe başladılar
| (43:47)|وَمَا: ve
| نُرِيهِمْ: onlara göstermeyiz
| مِنْ: hiçbir
| ايَةٍ: mu'cize
| إِلَّا: başkasını
| هِيَ: o
| أَكْبَرُ: daha büyük (olandan)
| مِنْ: -nden
| أُخْتِهَا: öteki-
| وَأَخَذْنَاهُمْ: ve onları yakaladık
| بِالْعَذَابِ: azab(lar) ile
| لَعَلَّهُمْ: umulur ki
| يَرْجِعُونَ: dönerler
| (43:48)

| نُرِيهِمْ: onlara göstermeyiz
| مِنْ: hiçbir
| ايَةٍ: mu'cize
| إِلَّا: başkasını
| هِيَ: o
| أَكْبَرُ: daha büyük (olandan)
| مِنْ: -nden
| أُخْتِهَا: öteki-
| وَأَخَذْنَاهُمْ: ve onları yakaladık
| بِالْعَذَابِ: azab(lar) ile
| لَعَلَّهُمْ: umulur ki
| يَرْجِعُونَ: dönerler
| (43:48)|وَقَالُوا: ve dediler ki
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| السَّاحِرُ: büyücü
| ادْعُ: du'a et
| لَنَا: bizim için
| رَبَّكَ: Rabbine
| بِمَا: hürmetine
| عَهِدَ: söz
| عِنْدَكَ: sana verdiği
| إِنَّنَا: artık biz
| لَمُهْتَدُونَ: yola geleceğiz
| (43:49)

| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| السَّاحِرُ: büyücü
| ادْعُ: du'a et
| لَنَا: bizim için
| رَبَّكَ: Rabbine
| بِمَا: hürmetine
| عَهِدَ: söz
| عِنْدَكَ: sana verdiği
| إِنَّنَا: artık biz
| لَمُهْتَدُونَ: yola geleceğiz
| (43:49)|فَلَمَّا: fakat
| كَشَفْنَا: biz kaldırınca
| عَنْهُمُ: onlardan
| الْعَذَابَ: azabı
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَنْكُثُونَ: sözlerinden dönüyorlar
| (43:50)

| كَشَفْنَا: biz kaldırınca
| عَنْهُمُ: onlardan
| الْعَذَابَ: azabı
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَنْكُثُونَ: sözlerinden dönüyorlar
| (43:50)