| جَعَلْنَاهُ: onu yaptık
| قُرْانًا: bir Kur'an
| عَرَبِيًّا: Arapça
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَعْقِلُونَ: düşünüp anlarsınız
| (43:3)
| فِي: içindedir
| أُمِّ: ana
| الْكِتَابِ: Kitap
| لَدَيْنَا: katımızda bulunan
| لَعَلِيٌّ: elbette yücedir
| حَكِيمٌ: hikmetlidir
| (43:4)
| عَنْكُمُ: sizi
| الذِّكْرَ: uyarmaktan
| صَفْحًا: vazgeçip
| أَنْ: diye
| كُنْتُمْ: oldunuz
| قَوْمًا: bir kavim
| مُسْرِفِينَ: aşırı giden
| (43:5)
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مِنْ:
| نَبِيٍّ: peygamber
| فِي: içinde
| الْأَوَّلِينَ: önce gelenler
| (43:6)
| يَأْتِيهِمْ: onlara gelmezdi
| مِنْ: hiçbir
| نَبِيٍّ: peygamber
| إِلَّا:
| كَانُوا: etmedikleri
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay
| (43:7)
| أَشَدَّ: daha güçlü olanı
| مِنْهُمْ: bunlardan
| بَطْشًا: yakalayarak
| وَمَضَىٰ: ve geçti
| مَثَلُ: örneği
| الْأَوَّلِينَ: öncekilerin
| (43:8)
| سَأَلْتَهُمْ: onlara sorsan
| مَنْ: kim?
| خَلَقَ: yarattı
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| لَيَقُولُنَّ: elbette diyecekler ki
| خَلَقَهُنَّ: onları yarattı
| الْعَزِيزُ: çok üstün olan
| الْعَلِيمُ: çok bilen
| (43:9)
| جَعَلَ: kılandır
| لَكُمُ: sizin için
| الْأَرْضَ: yeri
| مَهْدًا: bir beşik
| وَجَعَلَ: ve yapandır
| لَكُمْ: size
| فِيهَا: orada
| سُبُلًا: yollar
| لَعَلَّكُمْ: umulur ki
| تَهْتَدُونَ: hidayete eresiniz
| (43:10)
| نَزَّلَ: indirendir
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| بِقَدَرٍ: bir ölçü ile
| فَأَنْشَرْنَا: böylece canlandırdık
| بِهِ: onunla
| بَلْدَةً: bir ülkeyi
| مَيْتًا: ölü
| كَذَٰلِكَ: işte öyle
| تُخْرَجُونَ: siz de çıkarılacaksınız
| (43:11)
| خَلَقَ: yaratandır
| الْأَزْوَاجَ: çiftleri
| كُلَّهَا: bütün
| وَجَعَلَ: ve var edendir
| لَكُمْ: size
| مِنَ:
| الْفُلْكِ: gemiler
| وَالْأَنْعَامِ: ve hayvanlar
| مَا:
| تَرْكَبُونَ: bineceğiniz
| (43:12)
| عَلَىٰ: üzerine
| ظُهُورِهِ: onların sırtları
| ثُمَّ: sonra
| تَذْكُرُوا: anmanız için
| نِعْمَةَ: ni'metini
| رَبِّكُمْ: Rabbinizin
| إِذَا: zaman
| اسْتَوَيْتُمْ: bindiğiniz
| عَلَيْهِ: onlara
| وَتَقُولُوا: ve (şöyle) demeniz için
| سُبْحَانَ: şanı yücedir
| الَّذِي:
| سَخَّرَ: hizmetimize verenin
| لَنَا: bizim
| هَٰذَا: bunu
| وَمَا: yoksa
| كُنَّا: biz değildik
| لَهُ: bunu
| مُقْرِنِينَ: (hizmetimize) yanaştıracak
| (43:13)
| لَهُ: O'na
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| جُزْءًا: bir parça
| إِنَّ: gerçekten
| الْإِنْسَانَ: insan
| لَكَفُورٌ: bir nankördür
| مُبِينٌ: apaçık
| (43:15)
| اتَّخَذَ: kendisine aldı (mı?)
| مِمَّا:
| يَخْلُقُ: yarattıklarından
| بَنَاتٍ: kızları
| وَأَصْفَاكُمْ: ve size seçti
| بِالْبَنِينَ: oğulları
| (43:16)
| بُشِّرَ: müjdelense
| أَحَدُهُمْ: onlardan birine
| بِمَا:
| ضَرَبَ: anlattığı
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| مَثَلًا: benzer olarak
| ظَلَّ: kesilir
| وَجْهُهُ: yüzü
| مُسْوَدًّا: kapkara
| وَهُوَ: ve o
| كَظِيمٌ: öfkesinden yutkunup durur
| (43:17)
| يُنَشَّأُ: yetiştirilen
| فِي: içinde
| الْحِلْيَةِ: süs
| وَهُوَ: ve
| فِي:
| الْخِصَامِ: mücadelede
| غَيْرُ: olmayan
| مُبِينٍ: açık
| (43:18)
| الْمَلَائِكَةَ: melekleri
| الَّذِينَ: olan
| هُمْ: onlar
| عِبَادُ: kulları
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| إِنَاثًا: dişi
| أَشَهِدُوا: şahid mi oldular?
| خَلْقَهُمْ: onların yaratılışlarına
| سَتُكْتَبُ: yazılacaktır
| شَهَادَتُهُمْ: şahidlikleri
| وَيُسْأَلُونَ: ve (bundan) sorulacaklardır
| (43:19)
| لَوْ: eğer
| شَاءَ: dileseydi
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman
| مَا:
| عَبَدْنَاهُمْ: biz onlara tapmazdık
| مَا: yoktur
| لَهُمْ: onların
| بِذَٰلِكَ: bu hususta
| مِنْ: hiçbir
| عِلْمٍ: bilgileri
| إِنْ:
| هُمْ: onlar
| إِلَّا: sadece
| يَخْرُصُونَ: saçmalıyorlar
| (43:20)
| اتَيْنَاهُمْ: onlara (mı) vermişiz?
| كِتَابًا: bir Kitap
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: bundan önce
| فَهُمْ: onlar
| بِهِ: ona
| مُسْتَمْسِكُونَ: sarılıyorlar
| (43:21)
| قَالُوا: dediler ki
| إِنَّا: elbette biz
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| عَلَىٰ: üzerinde
| أُمَّةٍ: bir din
| وَإِنَّا: ve elbette biz de
| عَلَىٰ: üzerinde
| اثَارِهِمْ: onların izleri
| مُهْتَدُونَ: gidiyoruz
| (43:22)
| مَا:
| أَرْسَلْنَا: göndermedik
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| فِي: herhangi
| قَرْيَةٍ: bir kente
| مِنْ: hiçbir
| نَذِيرٍ: uyarıcı
| إِلَّا: dışında
| قَالَ: diyenlerden
| مُتْرَفُوهَا: oranın zenginleri
| إِنَّا: elbette biz
| وَجَدْنَا: bulduk
| ابَاءَنَا: babalarımızı
| عَلَىٰ: üzerinde
| أُمَّةٍ: bir din
| وَإِنَّا: ve biz de
| عَلَىٰ:
| اثَارِهِمْ: onların izlerine
| مُقْتَدُونَ: uyarız
| (43:23)
| أَوَلَوْ: şayet
| جِئْتُكُمْ: ben size getirsem de mi?
| بِأَهْدَىٰ: daha doğrusunu
| مِمَّا: şeyden
| وَجَدْتُمْ: bulduğunuz
| عَلَيْهِ: üzerinde
| ابَاءَكُمْ: babalarınızı
| قَالُوا: dediler
| إِنَّا: doğrusu biz
| بِمَا: şeyi
| أُرْسِلْتُمْ: sizinle gönderilen
| بِهِ: onu
| كَافِرُونَ: inkar ediyoruz
| (43:24)
| مِنْهُمْ: onlardan
| فَانْظُرْ: bak
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُكَذِّبِينَ: yalanlayanların
| (43:25)
| قَالَ: demişti ki
| إِبْرَاهِيمُ: İbrahim
| لِأَبِيهِ: babasına
| وَقَوْمِهِ: ve kavmine
| إِنَّنِي: şüphesiz ben
| بَرَاءٌ: uzağım
| مِمَّا: şeylerden
| تَعْبُدُونَ: sizin taptığınız
| (43:26)
| الَّذِي:
| فَطَرَنِي: beni yaratana
| فَإِنَّهُ: çünkü O
| سَيَهْدِينِ: bana doğru yolu gösterecektir
| (43:27)
| كَلِمَةً: bir söz
| بَاقِيَةً: kalıcı
| فِي: arasında
| عَقِبِهِ: kendinden sonrakiler
| لَعَلَّهُمْ: umulur ki
| يَرْجِعُونَ: dönerler (diye)
| (43:28)
| مَتَّعْتُ: yaşattım
| هَٰؤُلَاءِ: bunları
| وَابَاءَهُمْ: ve babalarını
| حَتَّىٰ: dek
| جَاءَهُمُ: kendilerine gelinceye
| الْحَقُّ: gerçek söz
| وَرَسُولٌ: ve elçi
| مُبِينٌ: açıklayan
| (43:29)
| جَاءَهُمُ: onlara gelince
| الْحَقُّ: gerçek
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: büyüdür
| وَإِنَّا: ve elbette biz
| بِهِ: onu
| كَافِرُونَ: tanımayız
| (43:30)
| لَوْلَا: değil miydi?
| نُزِّلَ: indirilmeli
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانُ: Kur'an
| عَلَىٰ:
| رَجُلٍ: bir adama
| مِنَ: -ten
| الْقَرْيَتَيْنِ: iki kent-
| عَظِيمٍ: büyük
| (43:31)
| يَقْسِمُونَ: bölüştürüyorlar
| رَحْمَتَ: rahmetini
| رَبِّكَ: Rabbinin
| نَحْنُ: biz
| قَسَمْنَا: taksim ettik
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| مَعِيشَتَهُمْ: onların geçimliklerini
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| وَرَفَعْنَا: ve üstün kıldık
| بَعْضَهُمْ: onlardan kimini
| فَوْقَ: üzerine
| بَعْضٍ: ötekiler
| دَرَجَاتٍ: derecelerle
| لِيَتَّخِذَ: edinmeleri için
| بَعْضُهُمْ: biri
| بَعْضًا: diğerine
| سُخْرِيًّا: hizmetçi, çalışan
| وَرَحْمَتُ: ve rahmeti
| رَبِّكَ: Rabbinin
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| مِمَّا: şeylerden
| يَجْمَعُونَ: onların toplayıp yığdıkları
| (43:32)
| أَنْ:
| يَكُونَ: olması
| النَّاسُ: insanların
| أُمَّةً: ümmet
| وَاحِدَةً: bir tek
| لَجَعَلْنَا: yapardık
| لِمَنْ: kimseler için
| يَكْفُرُ: inkar eden
| بِالرَّحْمَٰنِ: Rahman'ı
| لِبُيُوتِهِمْ: evlerine
| سُقُفًا: tavanlar
| مِنْ: -ten
| فِضَّةٍ: gümüş-
| وَمَعَارِجَ: ve merdivenler
| عَلَيْهَا: üzerine
| يَظْهَرُونَ: binip çıkacakları
| (43:33)
| أَبْوَابًا: kapılar
| وَسُرُرًا: ve koltuklar
| عَلَيْهَا: üzerine
| يَتَّكِئُونَ: yaslanacakları
| (43:34)
| وَإِنْ: (başka) değil
| كُلُّ: bütün
| ذَٰلِكَ: bunlar
| لَمَّا: sadece
| مَتَاعُ: geçici menfaatleridir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَالْاخِرَةُ: ahiret ise
| عِنْدَ: katında
| رَبِّكَ: Rabbinin
| لِلْمُتَّقِينَ: muttakiler içindir
| (43:35)
| يَعْشُ: yüz çevirirse
| عَنْ: -nden
| ذِكْرِ: zikri-
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| نُقَيِّضْ: sardırırız
| لَهُ: ona
| شَيْطَانًا: bir şeytanı
| فَهُوَ: artık o
| لَهُ: onun
| قَرِينٌ: arkadaşı olur
| (43:36)
| لَيَصُدُّونَهُمْ: onları engellerler
| عَنِ: -dan
| السَّبِيلِ: yol-
| وَيَحْسَبُونَ: fakat sanırlar
| أَنَّهُمْ: bunlar
| مُهْتَدُونَ: doğru yolda olduklarını
| (43:37)
| إِذَا: zaman
| جَاءَنَا: bize geldiği
| قَالَ: der ki
| يَا: EY/HEY/AH
| لَيْتَ: Keşke!
| بَيْنِي: benimle
| وَبَيْنَكَ: senin aranda
| بُعْدَ: kadar uzaklık
| الْمَشْرِقَيْنِ: iki doğu
| فَبِئْسَ: meğer ne kötü
| الْقَرِينُ: arkadaş(mışsın)
| (43:38)
| يَنْفَعَكُمُ: size bir yarar sağlamaz
| الْيَوْمَ: bugün
| إِذْ: çünkü
| ظَلَمْتُمْ: zulmettiniz
| أَنَّكُمْ: siz
| فِي:
| الْعَذَابِ: azabda
| مُشْتَرِكُونَ: ortaksınız
| (43:39)
| تُسْمِعُ: işittireceksin
| الصُّمَّ: sağıra
| أَوْ: yahut
| تَهْدِي: yola ileteceksin
| الْعُمْيَ: körü
| وَمَنْ: ve kimseyi
| كَانَ: olan
| فِي:
| ضَلَالٍ: sapıklıkta
| مُبِينٍ: apaçık
| (43:40)
| نَذْهَبَنَّ: biz alıp götürsek
| بِكَ: seni
| فَإِنَّا: muhakkak biz
| مِنْهُمْ: onlardan
| مُنْتَقِمُونَ: öc alırız
| (43:41)
| نُرِيَنَّكَ: sana gösteririz
| الَّذِي: şeyi
| وَعَدْنَاهُمْ: onları uyardığımız
| فَإِنَّا: şüphesiz bizim
| عَلَيْهِمْ: onlara
| مُقْتَدِرُونَ: gücümüz yeter
| (43:42)
| بِالَّذِي:
| أُوحِيَ: vahyedilene
| إِلَيْكَ: sana
| إِنَّكَ: çünkü sen
| عَلَىٰ: üzerindesin
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: doğru
| (43:43)
| لَذِكْرٌ: bir Zikir'dir
| لَكَ: sana
| وَلِقَوْمِكَ: ve kavmine
| وَسَوْفَ: ve yakında
| تُسْأَلُونَ: sorulacaksınız
| (43:44)
| مَنْ: kimseye
| أَرْسَلْنَا: gönderdiğimiz
| مِنْ:
| قَبْلِكَ: senden önce
| مِنْ: -den
| رُسُلِنَا: elçilerimiz-
| أَجَعَلْنَا: yapmış mıyız?
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'dan
| الِهَةً: tanrılar
| يُعْبَدُونَ: tapılacak
| (43:45)
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| مُوسَىٰ: Musa'yı
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a
| وَمَلَئِهِ: ve ileri gelen adamlarına
| فَقَالَ: dedi
| إِنِّي: elbette ben
| رَسُولُ: elçisiyim
| رَبِّ: Rabbinin
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (43:46)
| جَاءَهُمْ: onlara gelince
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| مِنْهَا: onlarla
| يَضْحَكُونَ: (alay edip) gülmeğe başladılar
| (43:47)
| نُرِيهِمْ: onlara göstermeyiz
| مِنْ: hiçbir
| ايَةٍ: mu'cize
| إِلَّا: başkasını
| هِيَ: o
| أَكْبَرُ: daha büyük (olandan)
| مِنْ: -nden
| أُخْتِهَا: öteki-
| وَأَخَذْنَاهُمْ: ve onları yakaladık
| بِالْعَذَابِ: azab(lar) ile
| لَعَلَّهُمْ: umulur ki
| يَرْجِعُونَ: dönerler
| (43:48)
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| السَّاحِرُ: büyücü
| ادْعُ: du'a et
| لَنَا: bizim için
| رَبَّكَ: Rabbine
| بِمَا: hürmetine
| عَهِدَ: söz
| عِنْدَكَ: sana verdiği
| إِنَّنَا: artık biz
| لَمُهْتَدُونَ: yola geleceğiz
| (43:49)
| كَشَفْنَا: biz kaldırınca
| عَنْهُمُ: onlardan
| الْعَذَابَ: azabı
| إِذَا: hemen
| هُمْ: onlar
| يَنْكُثُونَ: sözlerinden dönüyorlar
| (43:50)
| فِرْعَوْنُ: Fir'avn
| فِي: içinde
| قَوْمِهِ: kavminin
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| أَلَيْسَ: değil mi?
| لِي: benim
| مُلْكُ: mülkü
| مِصْرَ: Mısır
| وَهَٰذِهِ: ve şu
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| تَجْرِي: akıp giden
| مِنْ:
| تَحْتِي: altımdan
| أَفَلَا:
| تُبْصِرُونَ: görmüyor musunuz?
| (43:51)
| أَنَا: ben
| خَيْرٌ: daha iyi
| مِنْ: -ndan
| هَٰذَا: şu-
| الَّذِي: ki
| هُوَ: o
| مَهِينٌ: aşağılıktır
| وَلَا: ve olmayandır
| يَكَادُ: nerdeyse
| يُبِينُ: söz anlatacak durumda
| (43:52)
| أُلْقِيَ: atılmalı
| عَلَيْهِ: üzerine
| أَسْوِرَةٌ: bilezikler
| مِنْ: -dan
| ذَهَبٍ: altın-
| أَوْ: yahut
| جَاءَ: gelmeli (değil miydi?)
| مَعَهُ: yanında
| الْمَلَائِكَةُ: melekler
| مُقْتَرِنِينَ: yakın
| (43:53)
| قَوْمَهُ: kavmini
| فَأَطَاعُوهُ: onlar da ona boyun eğdiler
| إِنَّهُمْ: çünkü onlar
| كَانُوا: idiler
| قَوْمًا: bir kavim
| فَاسِقِينَ: yoldan çıkmış
| (43:54)
| اسَفُونَا: onlar bizi kızdırınca
| انْتَقَمْنَا: biz de öc aldık
| مِنْهُمْ: onlardan
| فَأَغْرَقْنَاهُمْ: ve onları boğduk
| أَجْمَعِينَ: hepsini
| (43:55)
| سَلَفًا: geçmiş ataları
| وَمَثَلًا: ve örneği
| لِلْاخِرِينَ: sonradan gelenlerin
| (43:56)
| ضُرِبَ: anlatılınca
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| مَثَلًا: bir misal olarak
| إِذَا: hemen
| قَوْمُكَ: kavmin
| مِنْهُ: ondan ötürü
| يَصِدُّونَ: yaygarayı bastılar
| (43:57)
| أَالِهَتُنَا: bizim tanrılarımız mı?
| خَيْرٌ: hayırlıdır
| أَمْ: yoksa
| هُوَ: o mu?
| مَا:
| ضَرَبُوهُ: bunu misal vermediler
| لَكَ: sana
| إِلَّا: dışında bir sebeple
| جَدَلًا: tartışmak
| بَلْ: doğrusu
| هُمْ: onlar
| قَوْمٌ: bir toplumdur
| خَصِمُونَ: kavgacı
| (43:58)
| هُوَ: O
| إِلَّا: başkası
| عَبْدٌ: bir kul(dan)
| أَنْعَمْنَا: ni'met verdiğimiz
| عَلَيْهِ: kendisine
| وَجَعَلْنَاهُ: ve kıldığımız
| مَثَلًا: örnek
| لِبَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| (43:59)
| نَشَاءُ: dileseydik
| لَجَعَلْنَا: elbette yapardık
| مِنْكُمْ: sizden
| مَلَائِكَةً: melekler
| فِي:
| الْأَرْضِ: (şu) dünyada
| يَخْلُفُونَ: yerinize geçen
| (43:60)
| لَعِلْمٌ: ilmidir
| لِلسَّاعَةِ: kıyametin
| فَلَا: hiç
| تَمْتَرُنَّ: şüphe etmeyin
| بِهَا: ondan
| وَاتَّبِعُونِ: ve bana uyun
| هَٰذَا: budur
| صِرَاطٌ: yol
| مُسْتَقِيمٌ: doğru
| (43:61)
| يَصُدَّنَّكُمُ: sizi (bundan) alıkoymasın
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| إِنَّهُ: çünkü o
| لَكُمْ: sizin için
| عَدُوٌّ: bir düşmandır
| مُبِينٌ: açık
| (43:62)
| جَاءَ: gelince
| عِيسَىٰ: Îsa
| بِالْبَيِّنَاتِ: açık kanıtlarla
| قَالَ: dedi ki
| قَدْ: elbette
| جِئْتُكُمْ: ben size geldim
| بِالْحِكْمَةِ: hikmet ile
| وَلِأُبَيِّنَ: ve açıklamak için (geldim)
| لَكُمْ: size
| بَعْضَ: bir kısmını
| الَّذِي: şeylerden
| تَخْتَلِفُونَ: ayrılığa düştünüğünüz
| فِيهِ: onda
| فَاتَّقُوا: o halde korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَأَطِيعُونِ: ve bana ita'at edin
| (43:63)
| اللَّهَ: Allah
| هُوَ: O'dur
| رَبِّي: benim Rabbim
| وَرَبُّكُمْ: ve sizin Rabbiniz
| فَاعْبُدُوهُ: O'na tapın
| هَٰذَا: budur
| صِرَاطٌ: yol
| مُسْتَقِيمٌ: doğru
| (43:64)
| الْأَحْزَابُ: guruplar
| مِنْ:
| بَيْنِهِمْ: aralarından çıkan
| فَوَيْلٌ: vay haline
| لِلَّذِينَ:
| ظَلَمُوا: zulmedenlerin
| مِنْ: -ndan
| عَذَابِ: azabı-
| يَوْمٍ: bir günün
| أَلِيمٍ: acıklı
| (43:65)
| يَنْظُرُونَ: bekliyorlar
| إِلَّا: başkasını-
| السَّاعَةَ: sa'atin
| أَنْ:
| تَأْتِيَهُمْ: başlarına gelmesinden
| بَغْتَةً: ansızın
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا: hiç
| يَشْعُرُونَ: farkında değillerken
| (43:66)
| يَوْمَئِذٍ: o gün
| بَعْضُهُمْ: bir kısmı
| لِبَعْضٍ: diğerine
| عَدُوٌّ: düşmandır
| إِلَّا: dışında
| الْمُتَّقِينَ: muttakiler
| (43:67)
| عِبَادِ: kullarım
| لَا: yoktur
| خَوْفٌ: korku
| عَلَيْكُمُ: size
| الْيَوْمَ: bugün
| وَلَا: ve ne de
| أَنْتُمْ: siz
| تَحْزَنُونَ: üzülmeyeceksiniz
| (43:68)
| امَنُوا: iman eden(ler)
| بِايَاتِنَا: ayetlerimize
| وَكَانُوا: ve olanlar
| مُسْلِمِينَ: müslüman
| (43:69)
| الْجَنَّةَ: cennete
| أَنْتُمْ: siz
| وَأَزْوَاجُكُمْ: ve eşleriniz
| تُحْبَرُونَ: ağırlanıp sevindirileceksiniz
| (43:70)
| عَلَيْهِمْ: onların önünde
| بِصِحَافٍ: tepsiler
| مِنْ: -dan
| ذَهَبٍ: altın-
| وَأَكْوَابٍ: ve kadehler
| وَفِيهَا: orada vardır
| مَا: her şey
| تَشْتَهِيهِ: canların çektiği
| الْأَنْفُسُ: nefislerinin
| وَتَلَذُّ: ve hoşlandığı
| الْأَعْيُنُ: gözlerin
| وَأَنْتُمْ: ve siz
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaksınız
| (43:71)
| الْجَنَّةُ: cennet
| الَّتِي:
| أُورِثْتُمُوهَا: size miras verilen
| بِمَا: karşılık
| كُنْتُمْ: olduklarınıza
| تَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (43:72)
| فِيهَا: orada
| فَاكِهَةٌ: meyva
| كَثِيرَةٌ: çok
| مِنْهَا: onlardan
| تَأْكُلُونَ: yersiniz
| (43:73)
| الْمُجْرِمِينَ: suçlular
| فِي:
| عَذَابِ: azabında
| جَهَنَّمَ: cehennem
| خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır
| (43:74)
| يُفَتَّرُ: hafifletilmeyecektir
| عَنْهُمْ: kendilerinden
| وَهُمْ: ve onlar
| فِيهِ: onun içinde
| مُبْلِسُونَ: umutsuzdurlar
| (43:75)
| ظَلَمْنَاهُمْ: biz onlara zulmetmedik
| وَلَٰكِنْ: fakat
| كَانُوا: idiler
| هُمُ: onlar
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| (43:76)
| يَا: EY/HEY/AH
| مَالِكُ: Malik
| لِيَقْضِ: hüküm versin
| عَلَيْنَا: bizim hakkımızda
| رَبُّكَ: Rabbin
| قَالَ: dedi
| إِنَّكُمْ: siz
| مَاكِثُونَ: kalacaksınız
| (43:77)
| جِئْنَاكُمْ: biz size getirdik
| بِالْحَقِّ: hakkı
| وَلَٰكِنَّ: fakat
| أَكْثَرَكُمْ: sizin çoğunuz
| لِلْحَقِّ: haktan
| كَارِهُونَ: hoşlanmıyorsunuz
| (43:78)
| أَبْرَمُوا: kararlaştırdılar (mı?)
| أَمْرًا: bir iş
| فَإِنَّا: elbette biz de
| مُبْرِمُونَ: kararlıyız
| (43:79)
| يَحْسَبُونَ: sanıyorlar (mı?)
| أَنَّا: biz
| لَا:
| نَسْمَعُ: işitmiyoruz
| سِرَّهُمْ: onların sırlarını
| وَنَجْوَاهُمْ: ve gizli konuşmalarını
| بَلَىٰ: hayır (işitiriz)
| وَرُسُلُنَا: ve elçilerimiz
| لَدَيْهِمْ: yanlarında bulunan
| يَكْتُبُونَ: yazarlar
| (43:80)
| إِنْ: eğer
| كَانَ: olsaydı
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| وَلَدٌ: çocuğu
| فَأَنَا: ben olurdum
| أَوَّلُ: ilki
| الْعَابِدِينَ: tapanların
| (43:81)
| رَبِّ: Rabbi
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَرْشِ: Arş'ın
| عَمَّا: -nden
| يَصِفُونَ: onların nitelendirmeleri-
| (43:82)
| يَخُوضُوا: dalsınlar
| وَيَلْعَبُوا: ve oynasınlar
| حَتَّىٰ: kadar
| يُلَاقُوا: kavuşuncaya
| يَوْمَهُمُ: günlerine
| الَّذِي:
| يُوعَدُونَ: kendilerine vadedilen
| (43:83)
| الَّذِي: ki
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| إِلَٰهٌ: Tanrı'dır
| وَفِي: ve
| الْأَرْضِ: yerde
| إِلَٰهٌ: Tanrı'dır
| وَهُوَ: ve O
| الْحَكِيمُ: hakimdir
| الْعَلِيمُ: bilendir
| (43:84)
| الَّذِي:
| لَهُ: kendisine ait olan
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَمَا: ve bulunan her şeyin
| بَيْنَهُمَا: ikisi arasında
| وَعِنْدَهُ: O'nun yanındadır
| عِلْمُ: bilgisi
| السَّاعَةِ: sa'atin
| وَإِلَيْهِ: ve O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz
| (43:85)
| يَمْلِكُ: sahip
| الَّذِينَ: şeyler
| يَدْعُونَ: yalvardıkları
| مِنْ:
| دُونِهِ: O'ndan başka
| الشَّفَاعَةَ: şefa'at (yetkisin)e
| إِلَّا: ancak bunun dışındadır
| مَنْ: kimseler
| شَهِدَ: şahidlik eden
| بِالْحَقِّ: hakka
| وَهُمْ: ve onlar
| يَعْلَمُونَ: bilerek
| (43:86)
| سَأَلْتَهُمْ: onlara sorsan
| مَنْ: kim?
| خَلَقَهُمْ: onları yarattı
| لَيَقُولُنَّ: elbette derler
| اللَّهُ: Allah
| فَأَنَّىٰ: o halde nasıl?
| يُؤْفَكُونَ: çevriliyorlar
| (43:87)
| يَا: EY/HEY/AH
| رَبِّ: Rabbi
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰؤُلَاءِ: bunlar
| قَوْمٌ: bir kavimdir
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| (43:88)
| عَنْهُمْ: onlardan
| وَقُلْ: ve de ki
| سَلَامٌ: selam olsun
| فَسَوْفَ: yakında
| يَعْلَمُونَ: bileceklerdir
| (43:89)