43Zuhruf Suresi
Kuran Sırası: 43
İniş Sırası: 63
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|innā: elbette biz
| ceǎlnāhu: onu yaptık
| ḳur'ānen: bir Kur'an
| ǎrabiyyen: Arapça
| leǎllekum: umulur ki
| teǎ'ḳilūne: düşünüp anlarsınız
| (43:3)

| ceǎlnāhu: onu yaptık
| ḳur'ānen: bir Kur'an
| ǎrabiyyen: Arapça
| leǎllekum: umulur ki
| teǎ'ḳilūne: düşünüp anlarsınız
| (43:3)|ve innehu: gerçekten O
| fī: içindedir
| ummi: ana
| l-kitābi: Kitap
| ledeynā: katımızda bulunan
| leǎliyyun: elbette yücedir
| Hakīmun: hikmetlidir
| (43:4)

| fī: içindedir
| ummi: ana
| l-kitābi: Kitap
| ledeynā: katımızda bulunan
| leǎliyyun: elbette yücedir
| Hakīmun: hikmetlidir
| (43:4)|efeneDribu: bırakalım mı?
| ǎnkumu: sizi
| ƶ-ƶikra: uyarmaktan
| SafHen: vazgeçip
| en: diye
| kuntum: oldunuz
| ḳavmen: bir kavim
| musrifīne: aşırı giden
| (43:5)

| ǎnkumu: sizi
| ƶ-ƶikra: uyarmaktan
| SafHen: vazgeçip
| en: diye
| kuntum: oldunuz
| ḳavmen: bir kavim
| musrifīne: aşırı giden
| (43:5)|ve kem: ve nice
| erselnā: biz gönderdik
| min:
| nebiyyin: peygamber
| fī: içinde
| l-evvelīne: önce gelenler
| (43:6)

| erselnā: biz gönderdik
| min:
| nebiyyin: peygamber
| fī: içinde
| l-evvelīne: önce gelenler
| (43:6)|ve mā: ve
| ye'tīhim: onlara gelmezdi
| min: hiçbir
| nebiyyin: peygamber
| illā:
| kānū: etmedikleri
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay
| (43:7)

| ye'tīhim: onlara gelmezdi
| min: hiçbir
| nebiyyin: peygamber
| illā:
| kānū: etmedikleri
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay
| (43:7)|feehleknā: biz de helak ettik
| eşedde: daha güçlü olanı
| minhum: bunlardan
| beTşen: yakalayarak
| ve meDā: ve geçti
| meṧelu: örneği
| l-evvelīne: öncekilerin
| (43:8)

| eşedde: daha güçlü olanı
| minhum: bunlardan
| beTşen: yakalayarak
| ve meDā: ve geçti
| meṧelu: örneği
| l-evvelīne: öncekilerin
| (43:8)|velein: andolsun eğer
| seeltehum: onlara sorsan
| men: kim?
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| leyeḳūlunne: elbette diyecekler ki
| ḣaleḳahunne: onları yarattı
| l-ǎzīzu: çok üstün olan
| l-ǎlīmu: çok bilen
| (43:9)

| seeltehum: onlara sorsan
| men: kim?
| ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| leyeḳūlunne: elbette diyecekler ki
| ḣaleḳahunne: onları yarattı
| l-ǎzīzu: çok üstün olan
| l-ǎlīmu: çok bilen
| (43:9)|Elleƶī: O ki
| ceǎle: kılandır
| lekumu: sizin için
| l-erDe: yeri
| mehden: bir beşik
| ve ceǎle: ve yapandır
| lekum: size
| fīhā: orada
| subulen: yollar
| leǎllekum: umulur ki
| tehtedūne: hidayete eresiniz
| (43:10)

| ceǎle: kılandır
| lekumu: sizin için
| l-erDe: yeri
| mehden: bir beşik
| ve ceǎle: ve yapandır
| lekum: size
| fīhā: orada
| subulen: yollar
| leǎllekum: umulur ki
| tehtedūne: hidayete eresiniz
| (43:10)|velleƶī: ve o ki
| nezzele: indirendir
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| māen: su
| biḳaderin: bir ölçü ile
| feenşernā: böylece canlandırdık
| bihi: onunla
| beldeten: bir ülkeyi
| meyten: ölü
| keƶālike: işte öyle
| tuḣracūne: siz de çıkarılacaksınız
| (43:11)

| nezzele: indirendir
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| māen: su
| biḳaderin: bir ölçü ile
| feenşernā: böylece canlandırdık
| bihi: onunla
| beldeten: bir ülkeyi
| meyten: ölü
| keƶālike: işte öyle
| tuḣracūne: siz de çıkarılacaksınız
| (43:11)|velleƶī: ve O ki
| ḣaleḳa: yaratandır
| l-ezvāce: çiftleri
| kullehā: bütün
| ve ceǎle: ve var edendir
| lekum: size
| mine:
| l-fulki: gemiler
| vel'en'ǎāmi: ve hayvanlar
| mā:
| terkebūne: bineceğiniz
| (43:12)

| ḣaleḳa: yaratandır
| l-ezvāce: çiftleri
| kullehā: bütün
| ve ceǎle: ve var edendir
| lekum: size
| mine:
| l-fulki: gemiler
| vel'en'ǎāmi: ve hayvanlar
| mā:
| terkebūne: bineceğiniz
| (43:12)|litestevū: binmeniz için
| ǎlā: üzerine
| Zuhūrihi: onların sırtları
| ṧumme: sonra
| teƶkurū: anmanız için
| niǎ'mete: ni'metini
| rabbikum: Rabbinizin
| iƶā: zaman
| steveytum: bindiğiniz
| ǎleyhi: onlara
| ve teḳūlū: ve (şöyle) demeniz için
| subHāne: şanı yücedir
| lleƶī:
| seḣḣara: hizmetimize verenin
| lenā: bizim
| hāƶā: bunu
| ve mā: yoksa
| kunnā: biz değildik
| lehu: bunu
| muḳrinīne: (hizmetimize) yanaştıracak
| (43:13)

| ǎlā: üzerine
| Zuhūrihi: onların sırtları
| ṧumme: sonra
| teƶkurū: anmanız için
| niǎ'mete: ni'metini
| rabbikum: Rabbinizin
| iƶā: zaman
| steveytum: bindiğiniz
| ǎleyhi: onlara
| ve teḳūlū: ve (şöyle) demeniz için
| subHāne: şanı yücedir
| lleƶī:
| seḣḣara: hizmetimize verenin
| lenā: bizim
| hāƶā: bunu
| ve mā: yoksa
| kunnā: biz değildik
| lehu: bunu
| muḳrinīne: (hizmetimize) yanaştıracak
| (43:13)|veceǎlū: ve tasarladılar
| lehu: O'na
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| cuz'en: bir parça
| inne: gerçekten
| l-insāne: insan
| lekefūrun: bir nankördür
| mubīnun: apaçık
| (43:15)

| lehu: O'na
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| cuz'en: bir parça
| inne: gerçekten
| l-insāne: insan
| lekefūrun: bir nankördür
| mubīnun: apaçık
| (43:15)|emi: yoksa
| tteḣaƶe: kendisine aldı (mı?)
| mimmā:
| yeḣluḳu: yarattıklarından
| benātin: kızları
| ve eSfākum: ve size seçti
| bil-benīne: oğulları
| (43:16)

| tteḣaƶe: kendisine aldı (mı?)
| mimmā:
| yeḣluḳu: yarattıklarından
| benātin: kızları
| ve eSfākum: ve size seçti
| bil-benīne: oğulları
| (43:16)|ve iƶā: ve ne zaman ki
| buşşira: müjdelense
| eHaduhum: onlardan birine
| bimā:
| Derabe: anlattığı
| lirraHmāni: Rahman'a
| meṧelen: benzer olarak
| Zelle: kesilir
| vechuhu: yüzü
| musvedden: kapkara
| ve huve: ve o
| keZīmun: öfkesinden yutkunup durur
| (43:17)

| buşşira: müjdelense
| eHaduhum: onlardan birine
| bimā:
| Derabe: anlattığı
| lirraHmāni: Rahman'a
| meṧelen: benzer olarak
| Zelle: kesilir
| vechuhu: yüzü
| musvedden: kapkara
| ve huve: ve o
| keZīmun: öfkesinden yutkunup durur
| (43:17)|evemen: kimseyi mi?
| yuneşşeu: yetiştirilen
| fī: içinde
| l-Hilyeti: süs
| ve huve: ve
| fī:
| l-ḣiSāmi: mücadelede
| ğayru: olmayan
| mubīnin: açık
| (43:18)

| yuneşşeu: yetiştirilen
| fī: içinde
| l-Hilyeti: süs
| ve huve: ve
| fī:
| l-ḣiSāmi: mücadelede
| ğayru: olmayan
| mubīnin: açık
| (43:18)|ve ceǎlū: ve saydılar
| l-melāikete: melekleri
| elleƶīne: olan
| hum: onlar
| ǐbādu: kulları
| r-raHmāni: Rahman'ın
| ināṧen: dişi
| eşehidū: şahid mi oldular?
| ḣalḳahum: onların yaratılışlarına
| setuktebu: yazılacaktır
| şehādetuhum: şahidlikleri
| ve yuselūne: ve (bundan) sorulacaklardır
| (43:19)

| l-melāikete: melekleri
| elleƶīne: olan
| hum: onlar
| ǐbādu: kulları
| r-raHmāni: Rahman'ın
| ināṧen: dişi
| eşehidū: şahid mi oldular?
| ḣalḳahum: onların yaratılışlarına
| setuktebu: yazılacaktır
| şehādetuhum: şahidlikleri
| ve yuselūne: ve (bundan) sorulacaklardır
| (43:19)|ve ḳālū: ve dediler ki
| lev: eğer
| şā'e: dileseydi
| r-raHmānu: Rahman
| mā:
| ǎbednāhum: biz onlara tapmazdık
| mā: yoktur
| lehum: onların
| biƶālike: bu hususta
| min: hiçbir
| ǐlmin: bilgileri
| in:
| hum: onlar
| illā: sadece
| yeḣruSūne: saçmalıyorlar
| (43:20)

| lev: eğer
| şā'e: dileseydi
| r-raHmānu: Rahman
| mā:
| ǎbednāhum: biz onlara tapmazdık
| mā: yoktur
| lehum: onların
| biƶālike: bu hususta
| min: hiçbir
| ǐlmin: bilgileri
| in:
| hum: onlar
| illā: sadece
| yeḣruSūne: saçmalıyorlar
| (43:20)|em: yoksa?
| āteynāhum: onlara (mı) vermişiz?
| kitāben: bir Kitap
| min:
| ḳablihi: bundan önce
| fehum: onlar
| bihi: ona
| mustemsikūne: sarılıyorlar
| (43:21)

| āteynāhum: onlara (mı) vermişiz?
| kitāben: bir Kitap
| min:
| ḳablihi: bundan önce
| fehum: onlar
| bihi: ona
| mustemsikūne: sarılıyorlar
| (43:21)|bel: hayır
| ḳālū: dediler ki
| innā: elbette biz
| vecednā: bulduk
| ābā'enā: babalarımızı
| ǎlā: üzerinde
| ummetin: bir din
| ve innā: ve elbette biz de
| ǎlā: üzerinde
| āṧārihim: onların izleri
| muhtedūne: gidiyoruz
| (43:22)

| ḳālū: dediler ki
| innā: elbette biz
| vecednā: bulduk
| ābā'enā: babalarımızı
| ǎlā: üzerinde
| ummetin: bir din
| ve innā: ve elbette biz de
| ǎlā: üzerinde
| āṧārihim: onların izleri
| muhtedūne: gidiyoruz
| (43:22)|ve keƶālike: ve işte böyle
| mā:
| erselnā: göndermedik
| min:
| ḳablike: senden önce
| fī: herhangi
| ḳaryetin: bir kente
| min: hiçbir
| neƶīrin: uyarıcı
| illā: dışında
| ḳāle: diyenlerden
| mutrafūhā: oranın zenginleri
| innā: elbette biz
| vecednā: bulduk
| ābā'enā: babalarımızı
| ǎlā: üzerinde
| ummetin: bir din
| ve innā: ve biz de
| ǎlā:
| āṧārihim: onların izlerine
| muḳtedūne: uyarız
| (43:23)

| mā:
| erselnā: göndermedik
| min:
| ḳablike: senden önce
| fī: herhangi
| ḳaryetin: bir kente
| min: hiçbir
| neƶīrin: uyarıcı
| illā: dışında
| ḳāle: diyenlerden
| mutrafūhā: oranın zenginleri
| innā: elbette biz
| vecednā: bulduk
| ābā'enā: babalarımızı
| ǎlā: üzerinde
| ummetin: bir din
| ve innā: ve biz de
| ǎlā:
| āṧārihim: onların izlerine
| muḳtedūne: uyarız
| (43:23)|ḳāle: dedi
| evelev: şayet
| ci'tukum: ben size getirsem de mi?
| biehdā: daha doğrusunu
| mimmā: şeyden
| vecedtum: bulduğunuz
| ǎleyhi: üzerinde
| ābā'ekum: babalarınızı
| ḳālū: dediler
| innā: doğrusu biz
| bimā: şeyi
| ursiltum: sizinle gönderilen
| bihi: onu
| kāfirūne: inkar ediyoruz
| (43:24)

| evelev: şayet
| ci'tukum: ben size getirsem de mi?
| biehdā: daha doğrusunu
| mimmā: şeyden
| vecedtum: bulduğunuz
| ǎleyhi: üzerinde
| ābā'ekum: babalarınızı
| ḳālū: dediler
| innā: doğrusu biz
| bimā: şeyi
| ursiltum: sizinle gönderilen
| bihi: onu
| kāfirūne: inkar ediyoruz
| (43:24)|fenteḳamnā: biz de öc aldık
| minhum: onlardan
| fenZur: bak
| keyfe: nasıl
| kāne: oldu
| ǎāḳibetu: sonu
| l-mukeƶƶibīne: yalanlayanların
| (43:25)

| minhum: onlardan
| fenZur: bak
| keyfe: nasıl
| kāne: oldu
| ǎāḳibetu: sonu
| l-mukeƶƶibīne: yalanlayanların
| (43:25)|ve iƶ: bir zaman
| ḳāle: demişti ki
| ibrāhīmu: İbrahim
| liebīhi: babasına
| ve ḳavmihi: ve kavmine
| innenī: şüphesiz ben
| berā'un: uzağım
| mimmā: şeylerden
| teǎ'budūne: sizin taptığınız
| (43:26)

| ḳāle: demişti ki
| ibrāhīmu: İbrahim
| liebīhi: babasına
| ve ḳavmihi: ve kavmine
| innenī: şüphesiz ben
| berā'un: uzağım
| mimmā: şeylerden
| teǎ'budūne: sizin taptığınız
| (43:26)|illā: yalnızca
| lleƶī:
| feTaranī: beni yaratana
| fe innehu: çünkü O
| seyehdīni: bana doğru yolu gösterecektir
| (43:27)

| lleƶī:
| feTaranī: beni yaratana
| fe innehu: çünkü O
| seyehdīni: bana doğru yolu gösterecektir
| (43:27)|ve ceǎlehā: ve onu yaptı
| kelimeten: bir söz
| bāḳiyeten: kalıcı
| fī: arasında
| ǎḳibihi: kendinden sonrakiler
| leǎllehum: umulur ki
| yerciǔne: dönerler (diye)
| (43:28)

| kelimeten: bir söz
| bāḳiyeten: kalıcı
| fī: arasında
| ǎḳibihi: kendinden sonrakiler
| leǎllehum: umulur ki
| yerciǔne: dönerler (diye)
| (43:28)|bel: doğrusu
| metteǎ'tu: yaşattım
| hā'ulā'i: bunları
| ve ābā'ehum: ve babalarını
| Hattā: dek
| cā'ehumu: kendilerine gelinceye
| l-Haḳḳu: gerçek söz
| ve rasūlun: ve elçi
| mubīnun: açıklayan
| (43:29)

| metteǎ'tu: yaşattım
| hā'ulā'i: bunları
| ve ābā'ehum: ve babalarını
| Hattā: dek
| cā'ehumu: kendilerine gelinceye
| l-Haḳḳu: gerçek söz
| ve rasūlun: ve elçi
| mubīnun: açıklayan
| (43:29)|velemmā: fakat
| cā'ehumu: onlara gelince
| l-Haḳḳu: gerçek
| ḳālū: dediler
| hāƶā: bu
| siHrun: büyüdür
| ve innā: ve elbette biz
| bihi: onu
| kāfirūne: tanımayız
| (43:30)

| cā'ehumu: onlara gelince
| l-Haḳḳu: gerçek
| ḳālū: dediler
| hāƶā: bu
| siHrun: büyüdür
| ve innā: ve elbette biz
| bihi: onu
| kāfirūne: tanımayız
| (43:30)|ve ḳālū: ve dediler ki
| levlā: değil miydi?
| nuzzile: indirilmeli
| hāƶā: bu
| l-ḳurānu: Kur'an
| ǎlā:
| raculin: bir adama
| mine: -ten
| l-ḳaryeteyni: iki kent-
| ǎZīmin: büyük
| (43:31)

| levlā: değil miydi?
| nuzzile: indirilmeli
| hāƶā: bu
| l-ḳurānu: Kur'an
| ǎlā:
| raculin: bir adama
| mine: -ten
| l-ḳaryeteyni: iki kent-
| ǎZīmin: büyük
| (43:31)|ehum: onlar mı?
| yeḳsimūne: bölüştürüyorlar
| raHmete: rahmetini
| rabbike: Rabbinin
| neHnu: biz
| ḳasemnā: taksim ettik
| beynehum: aralarında
| meǐyşetehum: onların geçimliklerini
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve rafeǎ'nā: ve üstün kıldık
| beǎ'Dehum: onlardan kimini
| fevḳa: üzerine
| beǎ'Din: ötekiler
| deracātin: derecelerle
| liyetteḣiƶe: edinmeleri için
| beǎ'Duhum: biri
| beǎ'Dan: diğerine
| suḣriyyen: hizmetçi, çalışan
| veraHmetu: ve rahmeti
| rabbike: Rabbinin
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| mimmā: şeylerden
| yecmeǔne: onların toplayıp yığdıkları
| (43:32)

| yeḳsimūne: bölüştürüyorlar
| raHmete: rahmetini
| rabbike: Rabbinin
| neHnu: biz
| ḳasemnā: taksim ettik
| beynehum: aralarında
| meǐyşetehum: onların geçimliklerini
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| ve rafeǎ'nā: ve üstün kıldık
| beǎ'Dehum: onlardan kimini
| fevḳa: üzerine
| beǎ'Din: ötekiler
| deracātin: derecelerle
| liyetteḣiƶe: edinmeleri için
| beǎ'Duhum: biri
| beǎ'Dan: diğerine
| suḣriyyen: hizmetçi, çalışan
| veraHmetu: ve rahmeti
| rabbike: Rabbinin
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| mimmā: şeylerden
| yecmeǔne: onların toplayıp yığdıkları
| (43:32)|velevlā: (sözkonusu) olmasaydı
| en:
| yekūne: olması
| n-nāsu: insanların
| ummeten: ümmet
| vāHideten: bir tek
| leceǎlnā: yapardık
| limen: kimseler için
| yekfuru: inkar eden
| bir-raHmāni: Rahman'ı
| libuyūtihim: evlerine
| suḳufen: tavanlar
| min: -ten
| fiDDetin: gümüş-
| ve meǎārice: ve merdivenler
| ǎleyhā: üzerine
| yeZherūne: binip çıkacakları
| (43:33)

| en:
| yekūne: olması
| n-nāsu: insanların
| ummeten: ümmet
| vāHideten: bir tek
| leceǎlnā: yapardık
| limen: kimseler için
| yekfuru: inkar eden
| bir-raHmāni: Rahman'ı
| libuyūtihim: evlerine
| suḳufen: tavanlar
| min: -ten
| fiDDetin: gümüş-
| ve meǎārice: ve merdivenler
| ǎleyhā: üzerine
| yeZherūne: binip çıkacakları
| (43:33)|velibuyūtihim: ve evlerine
| ebvāben: kapılar
| ve sururan: ve koltuklar
| ǎleyhā: üzerine
| yettekiūne: yaslanacakları
| (43:34)

| ebvāben: kapılar
| ve sururan: ve koltuklar
| ǎleyhā: üzerine
| yettekiūne: yaslanacakları
| (43:34)|ve zuḣrufen: ve (nice) süsler
| ve in: (başka) değil
| kullu: bütün
| ƶālike: bunlar
| lemmā: sadece
| metāǔ: geçici menfaatleridir
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| vel'āḣiratu: ahiret ise
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| lilmutteḳīne: muttakiler içindir
| (43:35)

| ve in: (başka) değil
| kullu: bütün
| ƶālike: bunlar
| lemmā: sadece
| metāǔ: geçici menfaatleridir
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| vel'āḣiratu: ahiret ise
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| lilmutteḳīne: muttakiler içindir
| (43:35)|ve men: ve kim
| yeǎ'şu: yüz çevirirse
| ǎn: -nden
| ƶikri: zikri-
| r-raHmāni: Rahman'ın
| nuḳayyiD: sardırırız
| lehu: ona
| şeyTānen: bir şeytanı
| fehuve: artık o
| lehu: onun
| ḳarīnun: arkadaşı olur
| (43:36)

| yeǎ'şu: yüz çevirirse
| ǎn: -nden
| ƶikri: zikri-
| r-raHmāni: Rahman'ın
| nuḳayyiD: sardırırız
| lehu: ona
| şeyTānen: bir şeytanı
| fehuve: artık o
| lehu: onun
| ḳarīnun: arkadaşı olur
| (43:36)|ve innehum: elbette onlar
| leyeSuddūnehum: onları engellerler
| ǎni: -dan
| s-sebīli: yol-
| ve yeHsebūne: fakat sanırlar
| ennehum: bunlar
| muhtedūne: doğru yolda olduklarını
| (43:37)

| leyeSuddūnehum: onları engellerler
| ǎni: -dan
| s-sebīli: yol-
| ve yeHsebūne: fakat sanırlar
| ennehum: bunlar
| muhtedūne: doğru yolda olduklarını
| (43:37)|Hattā: nihayet
| iƶā: zaman
| cā'enā: bize geldiği
| ḳāle: der ki
| yā: EY/HEY/AH
| leyte: Keşke!
| beynī: benimle
| ve beyneke: senin aranda
| buǎ'de: kadar uzaklık
| l-meşriḳayni: iki doğu
| febi'se: meğer ne kötü
| l-ḳarīnu: arkadaş(mışsın)
| (43:38)

| iƶā: zaman
| cā'enā: bize geldiği
| ḳāle: der ki
| yā: EY/HEY/AH
| leyte: Keşke!
| beynī: benimle
| ve beyneke: senin aranda
| buǎ'de: kadar uzaklık
| l-meşriḳayni: iki doğu
| febi'se: meğer ne kötü
| l-ḳarīnu: arkadaş(mışsın)
| (43:38)|velen: ve asla
| yenfeǎkumu: size bir yarar sağlamaz
| l-yevme: bugün
| iƶ: çünkü
| Zelemtum: zulmettiniz
| ennekum: siz
| fī:
| l-ǎƶābi: azabda
| muşterikūne: ortaksınız
| (43:39)

| yenfeǎkumu: size bir yarar sağlamaz
| l-yevme: bugün
| iƶ: çünkü
| Zelemtum: zulmettiniz
| ennekum: siz
| fī:
| l-ǎƶābi: azabda
| muşterikūne: ortaksınız
| (43:39)|efeente: sen mi?
| tusmiǔ: işittireceksin
| S-Summe: sağıra
| ev: yahut
| tehdī: yola ileteceksin
| l-ǔmye: körü
| ve men: ve kimseyi
| kāne: olan
| fī:
| Delālin: sapıklıkta
| mubīnin: apaçık
| (43:40)

| tusmiǔ: işittireceksin
| S-Summe: sağıra
| ev: yahut
| tehdī: yola ileteceksin
| l-ǔmye: körü
| ve men: ve kimseyi
| kāne: olan
| fī:
| Delālin: sapıklıkta
| mubīnin: apaçık
| (43:40)|fe immā: bile
| neƶhebenne: biz alıp götürsek
| bike: seni
| feinnā: muhakkak biz
| minhum: onlardan
| munteḳimūne: öc alırız
| (43:41)

| neƶhebenne: biz alıp götürsek
| bike: seni
| feinnā: muhakkak biz
| minhum: onlardan
| munteḳimūne: öc alırız
| (43:41)|ev: yahut
| nuriyenneke: sana gösteririz
| lleƶī: şeyi
| veǎdnāhum: onları uyardığımız
| feinnā: şüphesiz bizim
| ǎleyhim: onlara
| muḳtedirūne: gücümüz yeter
| (43:42)

| nuriyenneke: sana gösteririz
| lleƶī: şeyi
| veǎdnāhum: onları uyardığımız
| feinnā: şüphesiz bizim
| ǎleyhim: onlara
| muḳtedirūne: gücümüz yeter
| (43:42)|festemsik: sen sımsıkı sarıl
| billeƶī':
| ūHiye: vahyedilene
| ileyke: sana
| inneke: çünkü sen
| ǎlā: üzerindesin
| SirāTin: yol
| musteḳīmin: doğru
| (43:43)

| billeƶī':
| ūHiye: vahyedilene
| ileyke: sana
| inneke: çünkü sen
| ǎlā: üzerindesin
| SirāTin: yol
| musteḳīmin: doğru
| (43:43)|ve innehu: şüphesiz O (Kur'an)
| leƶikrun: bir Zikir'dir
| leke: sana
| veliḳavmike: ve kavmine
| ve sevfe: ve yakında
| tuselūne: sorulacaksınız
| (43:44)

| leƶikrun: bir Zikir'dir
| leke: sana
| veliḳavmike: ve kavmine
| ve sevfe: ve yakında
| tuselūne: sorulacaksınız
| (43:44)|vesel: ve sor
| men: kimseye
| erselnā: gönderdiğimiz
| min:
| ḳablike: senden önce
| min: -den
| rusulinā: elçilerimiz-
| eceǎlnā: yapmış mıyız?
| min:
| dūni: başka
| r-raHmāni: Rahman'dan
| āliheten: tanrılar
| yuǎ'bedūne: tapılacak
| (43:45)

| men: kimseye
| erselnā: gönderdiğimiz
| min:
| ḳablike: senden önce
| min: -den
| rusulinā: elçilerimiz-
| eceǎlnā: yapmış mıyız?
| min:
| dūni: başka
| r-raHmāni: Rahman'dan
| āliheten: tanrılar
| yuǎ'bedūne: tapılacak
| (43:45)|veleḳad: ve andolsun
| erselnā: biz gönderdik
| mūsā: Musa'yı
| biāyātinā: ayetlerimizle
| ilā:
| fir'ǎvne: Fir'avn'a
| ve meleihi: ve ileri gelen adamlarına
| fe ḳāle: dedi
| innī: elbette ben
| rasūlu: elçisiyim
| rabbi: Rabbinin
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (43:46)

| erselnā: biz gönderdik
| mūsā: Musa'yı
| biāyātinā: ayetlerimizle
| ilā:
| fir'ǎvne: Fir'avn'a
| ve meleihi: ve ileri gelen adamlarına
| fe ḳāle: dedi
| innī: elbette ben
| rasūlu: elçisiyim
| rabbi: Rabbinin
| l-ǎālemīne: alemlerin
| (43:46)|felemmā: ne zaman ki
| cā'ehum: onlara gelince
| biāyātinā: ayetlerimizle
| iƶā: hemen
| hum: onlar
| minhā: onlarla
| yeDHakūne: (alay edip) gülmeğe başladılar
| (43:47)

| cā'ehum: onlara gelince
| biāyātinā: ayetlerimizle
| iƶā: hemen
| hum: onlar
| minhā: onlarla
| yeDHakūne: (alay edip) gülmeğe başladılar
| (43:47)|ve mā: ve
| nurīhim: onlara göstermeyiz
| min: hiçbir
| āyetin: mu'cize
| illā: başkasını
| hiye: o
| ekberu: daha büyük (olandan)
| min: -nden
| uḣtihā: öteki-
| ve eḣaƶnāhum: ve onları yakaladık
| bil-ǎƶābi: azab(lar) ile
| leǎllehum: umulur ki
| yerciǔne: dönerler
| (43:48)

| nurīhim: onlara göstermeyiz
| min: hiçbir
| āyetin: mu'cize
| illā: başkasını
| hiye: o
| ekberu: daha büyük (olandan)
| min: -nden
| uḣtihā: öteki-
| ve eḣaƶnāhum: ve onları yakaladık
| bil-ǎƶābi: azab(lar) ile
| leǎllehum: umulur ki
| yerciǔne: dönerler
| (43:48)|ve ḳālū: ve dediler ki
| yā : EY/HEY/AH
| eyyuhā: SİZ!
| s-sāHiru: büyücü
| d'ǔ: du'a et
| lenā: bizim için
| rabbeke: Rabbine
| bimā: hürmetine
| ǎhide: söz
| ǐndeke: sana verdiği
| innenā: artık biz
| lemuhtedūne: yola geleceğiz
| (43:49)

| yā : EY/HEY/AH
| eyyuhā: SİZ!
| s-sāHiru: büyücü
| d'ǔ: du'a et
| lenā: bizim için
| rabbeke: Rabbine
| bimā: hürmetine
| ǎhide: söz
| ǐndeke: sana verdiği
| innenā: artık biz
| lemuhtedūne: yola geleceğiz
| (43:49)|felemmā: fakat
| keşefnā: biz kaldırınca
| ǎnhumu: onlardan
| l-ǎƶābe: azabı
| iƶā: hemen
| hum: onlar
| yenkuṧūne: sözlerinden dönüyorlar
| (43:50)

| keşefnā: biz kaldırınca
| ǎnhumu: onlardan
| l-ǎƶābe: azabı
| iƶā: hemen
| hum: onlar
| yenkuṧūne: sözlerinden dönüyorlar
| (43:50)