Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilâhî düzeni açıklayan, açık seçik mükemmel kutsal kitaba, Kur’ân’a andolsun.(43:2)
Biz Kur’ân’ı bütün ilâhî kitaplardaki dinî-ilmî esasları içeren, açık, edebî, Arapça, okunan bir kitap halinde planlayıp hazırlayarak açıkladık. Umulur ki, aklınızı kullanarak anlarsınız.(43:3)
Nezdimizdeki ana kitapta, Levh-i Mahfuz’da mevcut olan Kur’ân elbette yücedir, hikmetlerle doludur, hükümranlık sağlar.(43:4)
Siz cahilce davranarak günah işleyen, isyanı alışkanlık haline getiren, haddi aşan, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyan bir kavim haline geldiniz diye, sizi, övünç kaynağı Kur’ân ile uyarmaktan vaz mı geçelim?(43:5)
Daha önceki milletlere özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere nice peygamberler göndermiştik.(43:6)
Onlar, kendilerine gelen her peygamberi, ille de alaya alıyorlardı.(43:7)
Biz onlardan daha çok karşı koyacak güce sahip zorbaları helâk ettik. Helâk olan önceki toplumlara uygulanan ibretlik ceza kanunlarının yürürlüğü devam ediyor.(43:8)
Andolsun, onlara:
'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan elbette:
'Onları kudretli hükümran olan, her şeyi bilen Allah yarattı' diyecekler.(43:9)
Allah, yeryüzünü, sizin yaşamanız, yerleşmeniz için tarıma elverişli ovalar, iskana uygun araziler haline, işlevli hale getiren, orada sizin için geçinme imkânları hazırlayan ve yollar planlayandır. Umulur ki, doğru hak yolu bulup tercih edersiniz.(43:10)
Allah, gökten bir hesap bir plan dâhilinde, belirli miktarlarda, düzenli olarak su indirendir. Biz onunla, kupkuru, ölü beldelere hayat vererek ölümünden önceki haline getiririz. İşte siz de, suyla genetik şifreleri harekete geçirilerek hayat verilen bitkiler gibi, kabirlerinizden çıkarılacaksınız.(43:11)
Allah bütün mahlûkatını erkekli dişili çiftler halinde yaratandır. Sizin için bineceğiniz gemiler ve hayvanlar planlayıp var edendir.(43:12)
Onların sırtlarına binip, Rabbinizin ihsan ettiği nimetlerini anarak üzerlerine yerleşince:
'Emrine boyun eğdirerek bunu, bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz. Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik.' dersiniz.(43:13)
Onlar, kullarından bir kısmına, Allah’ın akrabası, yakını yakıştırmasında bulundular. İnsan, gerçekten çok nankördür, açıkça azgın kâfirdir.(43:15)
Yoksa Allah, yarattıklarından kızları evlat edindi de, oğulları size mi ayırdı?(43:16)
Onlardan biri, rahmet sahibi Rahman olan Allah’a darb-ı meselli benzetme ile ortak koştuğu, evlât olarak isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelenince, yüzü simsiyah kesilir. Öfkesinden yutkunur, durur.(43:17)
Haklarını savunması gerektiğinde bile delillerini ve gücünü tam olarak ortaya koyamaz durumda olan, süs içinde yetiştirilip büyütülen birini mi O’na evlat olarak isnad ediyorlar?(43:18)
Onlar Rahman olan Allah’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını mı gördüler? Onların şâhitlikleri kaydedilecek ve onlar sorguya çekilecekler.(43:19)
Onlar:
'Eğer Rahman olan Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, biz o meleklere tapmazdık' dediler. Allah’ın böyle bir şey istediği ile ilgili onların hiçbir bilgileri yok. Onlar kesinlikle yalan-yanlış saçmalıyorlar.(43:20)
Yoksa biz kendilerine bundan önce bir kitap verdik de, onlar onu mu tutamak kabul ediyorlar?(43:21)
Hayır, onlar sadece:
'Biz, babalarımızı, veraseten sahip oldukları bir dinî geleneği yaşarlarken, işleyen müesseseleri varken gördük. Biz de, onların izlerinde yürüyerek doğru yola girdik.' dediler.(43:22)
Buna benzeyen misalleri çoğaltabiliriz: Biz senden önce hangi memlekete sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın şımarık, varlıklı, ileri gelenleri:
'Biz, babalarımızı veraseten sahip oldukları bir dinî geleneği yaşarlarken, işleyen müesseseleri varken gördük. Biz de, yalnız onların izlerinden gideriz.' derlerdi.(43:23)
Gönderilen uyarıcı:
'Eğer size, bildiğiniz, gördüğünüz babalarınızın yolundan, hayat tarzından daha doğrusunu, hak olanını getirmişsem de mi, bana uymazsınız?' deyince, onlar:
'Biz sizin özgürce tebliğ ile görevlendirildiğiniz dini kabul etmiyoruz, inkâr ediyoruz' dediler.(43:24)
Biz de onlara layık oldukları cezayı verdik. Peygamberleri yalanlayanların âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir bak.(43:25)
Hani İbrâhim babasına ve kavmine:
'Benim, sizin taptığınız şeylerle ilgim yok' demişti.(43:26)
'Ben, ancak beni yaratana kulluk ve ibadet ederim. O, beni doğru yola iletme lütfunda bulunarak önümü, ufkumu aydınlatmaya devam ediyor.'(43:27)
İbrâhim bu ilkeleri, ardından gelecek olan nesillere, kalıcı-ebedî bir düzen haline getirdi ki, onlar hakka dönsünler, doğru yola girsinler.(43:28)
Doğrusu ben bunları da, babalarını da, kendilerine gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap Kur’ân ve hakkı açıklayan bir Rasul gelinceye kadar, dünya nimetlerinden faydalandırdım.(43:29)
Kendilerine hak kitap Kur’ân geldiği zaman:
'Bu aklı etki altına alan büyüleyici bir sözdür. Biz onu inkâr ediyoruz.' dediler.(43:30)
Onlar:
'Bu Kur’ân, şu iki şehrin birisinden, Mekkeli veya Tâifli önde gelen bir adama, bölüm bölüm indirilmeli, değil miydi?' dediler.(43:31)
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların maîşetlerini, rızıklarını ve servetlerini aralarında taksim eden biziz.
Allah’ın koyduğu kurallara, insan haklarına riayet ederek birbirlerine işlerini gördürsünler, istihdam etsinler diye, onların bir kısmını maddî-manevî bakımlardan diğerlerinden derece derece üstün kılan da biziz. Rabbinin rahmeti ve merhameti ile muamelesine mazhar olmak, onların kazanıp biriktirdikleri servetten daha hayırlıdır.(43:32)
Bütün insanların küfürde birleşerek bir tek ümmet haline gelmesi söz konusu olmasaydı, nezdimizde bir değer ifade etmeyen dünya zinetlerini rahmet sahibi Rahman olan Allah’ı inkâr eden kimselere verir, evlerine, gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları gümüş merdivenler, asansörler yapardık.(43:33)
Evlerini, kapılarını ve üzerine oturup yaslanacakları koltukları da, hep gümüşten yapardık.(43:34)
Daha nice altın zînetler verirdik. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçici menfaatleri, zevkleridir. Âhiret, ebedî yurt ise Rabbinin katında, Allah’a sığınıp, emirlerine yapışarak günahlardan arınıp azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü’minler içindir.(43:35)
Kim rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın övünç kaynağı Kur’ân’ından uzaklaşarak kör hale gelirse biz ona bir şeytan, bir şeytanî güç musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostu olur.(43:36)
Şeytanlar, şeytanî güçler onları doğru yoldan alıkorlar. Onlar da, kendilerinin doğru yolda olduğunu sanırlar.(43:37)
Nihayet, Kıyamet günü bize geldiklerinde, arkadaşına:
'Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arasındaki kadar bir uzaklık olsaydı, sen ne kötü bir arkadaşmışsın.' der.(43:38)
Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz küfür bataklığına saplanmakla kendinize haksızlık ettiniz, zulmettiniz. Şimdi hepiniz, azapta ortaksınız.(43:39)
Tamamen başına buyruk bir hayat, koyu bir cehalet, dalâlet, ahmaklık ve bozuk düzen içinde, sağır kesilenlere mi Kur’ân’ı, tebliğini işittireceksin, kör kesilenlere mi doğru, hak yolu göstereceksin?(43:40)
Eğer biz seni, onlara azap gelmeden önce, Refik-i âlâya, yanımıza alıp götürsek bile, onlara kesinlikle lâyık oldukları cezayı veririz.(43:41)
Yahut da, onları tehdit ettiğimiz azâbı sana gösteririz. Kesinkes bizim onlara gücümüz yeter.(43:42)
Öyleyse sen, sana vahyedilene, Kurân’a sarıl. Sen doğru, muhkem ve güvenli yolda yürümeye, görevini yapmaya, İslâm’ı yaşamaya, yaşatmaya memursun.(43:43)
Kur’ân senin için de, toplumun için de büyük bir şereftir, bir öğüttür, bir ikazdır, okunması ibadet olan bir övünç kaynağıdır. Kur’ân’daki ilâhî emir ve yasaklardan sorumlu tutulacaksınız.(43:44)
Senden önce özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdiğimiz Rasullerimize de sor. Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın dışında kendisine kulluk ve ibadet edilecek tanrılar mı icat etmişiz?(43:45)
Andolsun biz Mûsâ’yı Firavun’a, devlet büyüklerine ve kodamanlarına, birliğimize, kudretimize delâlet eden âyetler, mûcizelerle, tebliğ görevi ile özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik. Mûsâ:
'Ben âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi olan Allah’ın Rasulüyüm' dedi.(43:46)
Mûsâ onlara âyetlerimizi, mûcizelerimizi getirince, o sırada mûcizelerle alay ederek güldüler.(43:47)
Onlara gösterdiğimiz her bir mûcize diğerinden daha büyüktü. Sapıklıktan, küfürden vazgeçip hakka, doğru yola dönerler ümidiyle, onlara ikaz edici nitelikte, kıtlık, tûfan, çekirge istilâsı, ürün noksanlığı gibi cezalar verdik.(43:48)
Onlar azâbı görünce, Mûsâ’ya:
'Ey bilge kişi, sende olan ahdi, sana verdiği sözü hürmetine, bizim için Rabbine dua et. Biz de doğru, hak yolu tercih edeceğiz' dediler.(43:49)
Fakat azâbı, kendilerinden kaldırdığımız zaman, hemen sözlerinden döndüler.(43:50)