Bu mükemmel, kutsal kitap Kur’ân, kudretli ve hükümrân olan, her şeyi bilen Allah tarafından bölüm bölüm indirilmiştir.(40:2)
Kur’ân, günahları bağışlayan, tevbeleri, günah işlemekten vazgeçip kendisine itaate yönelişleri kabul eden, suça, günaha, isyana, inkâra denk, âdil cezalandırma gücüne, sonsuz lütuf ve kereme sahip Allah tarafından indirilmiştir. Hak ilâh yalnızca O’dur. Sonuçta, yalnız O’nun huzuruna varıp hesap vereceksiniz.(40:3)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin dışında hiç kimse, Allah’ın âyetleriyle ilgili tartışmıyor. Onların çeşitli ülkelerde seyahat etmeleri, dış ticaretle uğraşmaları, servet, kudret, ticaret sahibi olarak refah içinde dolaşmaları seni aldatmasın.(40:4)
Onlardan önce Nûh kavmi, onlardan sonra çeşitli topluluklar, gönderilen peygamberleri yalanlamışlardı. Her millet kendisine gelen Rasulü yakalayıp cezalandırmaya, ona suikast yapmaya niyetlendi. Bâtılı hakkın, hak, kutsal kitapların yerine koymak için batıl delillerle mücadele ettiler. Ben de onları kıskıvrak yakalayıp işlerini bitirdim. Peygamberlerimi yalanlama, hakkın yerine bâtılı koyma suçuna denk, onları adâletle nasıl cezalandırdığımı bir görsünler.(40:5)
Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’ân’a itibar etmedikleri için, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin, Cehennem ehli olduklarına dâir Rabbinin haklı, âdil ve gerekçeli hükmü, geçmiştekilere benzer şekilde, senin ümmetinin içindeki kâfirler hakkında da gerçekleşti.(40:6)
Arş’ı, sınırsız kudret ve iktidar makamını yüklenen ve onun çevresinde bulunan melekler, Rablerini hamd ile överek, şükrederek tesbih ederler. O’na iman ederler. İman edenler için bağışlanma dileğinde bulunurlar, koruma kalkanına alınmalarını, affedilmelerini isterler.
'Ey Rabbimiz, her şeyi, rahmetinin ve ilminin içine aldın. Tevbe edenleri, günah işlemekten vazgeçip sana itaate yönelenleri, senin yolunda gidenleri, Kur’ân’ını ve Rasulünün sünnetini uygulayanları koruma kalkanına al, bağışla, onları kaynayan köpüren cehennem azâbından koru' derler.(40:7)
'Ey Rabbimiz, onları, onların atalarından, hanımlarından ve nesillerinden salih ameller işleyen, hayır-hasenat sahibi mü’minleri, sâlih olanları, kendilerine va’dettiğin Adn Cennetlerine koy. Sen, yalnız sen, kudretli, hikmet sahibi ve hükümransın.'(40:8)
'Onları dünyadaki cezalardan, âhiretteki azaptan koru. O gün, sen kimi ceza ve azaptan korursan, kesinlikle onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük mutluluktur.(40:9)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlere, kâfirlere:
'Allah’ın gazabı, sizin birbirinize, kendinizden birine olan hıncınızdan daha büyüktür. Siz imana davet edildiğiniz halde, inkâr ediyor, küfre saplanıyorsunuz.' diye seslenilir.(40:10)
Onlar:
'Ey Rabbimiz, bizi iki defa ölü halde bulundurdun, başlangıçta ruhsuz, bilinçsiz, ölü varlıklar, biyolojik hücreler halinde tuttun, dünya hayatının sonunda ecellerimiz gelince de ölümümüzü gerçekleştirdin. Biri ana rahminde hücrelerimize ruh yaydığın, diğeri mahşerde topladığın gün iki defa da hayat verdin. Bunları görüp kudretini anladıktan sonra biz, günahlarımızı itiraf ettik. Buradan, cehennem azâbından kurtulmanın bir yolu var mı?' derler.(40:11)
Bu ceza, sizin, bir olan Allah’a davet edilirken inkâra, küfre sapmanız; ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na ortak koşulunca da, şirki tasdik etmeniz, kabullenmeniz sebebiyledir. Hükümranlık, yargı ve icra yüceler yücesi ve büyük olan Allah’ındır.(40:12)
O, size kudretinin, büyüklüğünün ve birliğinin delillerini gösterendir. Sizin için gökten rızık indirendir. Yalnızca Allah’a yönelip, gönülden bağlı olanlar düşünüp ibret alıyor.(40:13)
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin hoşuna gitmese de, Allah’ın dinini ve düzenini içtenlikle benimseyerek samimiyetle toplumunuzda uygulayıp Allah’a ibadet ve dua edin.(40:14)
O, yüce sıfatlarla muttasıf, mahlûkata benzemekten münezzeh olan, Arş’ın, sınırsız kudret ve iktidar makamının sahibi Allah, hesapların görüleceği buluşma gününün, kıyametin dehşetini haber vermek için, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına, var ettiği, koruduğu aslî düzenin bir bölümü olan, tabiî, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni içeren, ihya eden, insanları ve toplumları pislikten arındıran vahyi, Kur’ân’ı indiriyor.(40:15)
Onların kabirlerinden fırlayarak mahşere, Allah’ın huzuruna çıktıkları gün, hiçbir şeyleri Allah’a gizli kalmaz.
'Bugün, mülk, devlet ve hükümranlık kimindir?'
'Tek ve gücüne karşı konulmayan, Kahhar olan Allah’ın.'(40:16)
Bugün herkese, işledikleri amellerin karşılığı, hak ettikleri verilir. Bugün haksızlık yapılmaz. Allah hesabı çabucak görür.(40:17)
Yaklaşmakta olan gün dolayısıyla onları uyar. O an, yürekler gırtlaklara dayanır. Dehşet içinde yutkunup dururlar. İnkâr ile, isyan ile baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen, hakka riayet etmeyen zâlimlerin ne dostu, ne de sözü dinlenen bir aracısı, bir şefaat edeni vardır.(40:18)
Allah, gözlerin haramlara hain bakışını, gönüllerin gizlediğini bilir.(40:19)
Allah hakkaniyetle, adâletle hüküm verir, icraat yapar. Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden taptıklarınız, yalvardıklarınız hiçbir şekilde, hiçbir konuda hüküm veremezler, icraat yapamazlar. Allah, işte O, bu hakikatleri size duyurur, doğru yolu gösterir.(40:20)
Onlar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Kendilerinden öncekilerin, boylarınca günaha, isyana, küfre batmış milletlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir baksınlar, incelesinler. Onların daha çok güç ve kudretleri, ülkelerinde daha çok eserleri vardı. Böyleyken Allah onları günahları sebebiyle tutup cezalandırdı. Onları Allah’ın gazabından koruyabilen de olmadı.(40:21)
Bu cezalar, Rasullerinin apaçık mûcizeler, delillerle kendilerine gelmelerine rağmen onların inkârda ısrar edip küfre sapmaları sebebiyledir. Bu sebeple Allah onları cezalandırmıştır. O güçlü, kudretlidir. Onları suçlarına denk, adâletle cezalandırma gücüne sahiptir.(40:22)
Mûsâ’yı âyetlerimizle, mûcizelerimizle, apaçık bir ferman ile, ilâhî bir yetki ile özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak görevlendirdik.(40:23)
Firavun’a, Hâmâna ve Karûn’a gönderdik. Onlar:
'Bu büyüleyici konuşarak aklı etki altına alan peygamberlik iddiasında yalancı biri' dediler.(40:24)
İşte Mûsâ, bizim katımızdan onlara mucizeleri getirince, onlar:
'İman edenlerin, onunla beraber olanların oğullarını öldürün. Kızlarını öldürmeyip hayatta bırakın.' dediler. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin, kötülük etme planları, taktikleri hep boşa çıkmaktadır.(40:25)
Firavun:
'Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim. Rabbine dua etsin de kendisini kurtarsın. Ben, onun, sizin inançlarınızı, rejiminizi değiştireceğinden, ülkede, yeryüzünde karışıklık çıkararak, fesadı ve anarşiyi hâkim hale getireceğinden korkuyorum.' dedi.(40:26)
Mûsâ:
'Ben, hesap gününe inanmayan, kendilerinde bir güç gören bütün zorba ve diktatör iktidar sahiplerinden Rabbime ve Rabbinize sığındım' dedi.(40:27)
Firavun hanedanından, devlet görevlilerinden, imanını gizleyen yiğit bir mü’min (emniyet müdürü):
'Siz, liyâkatli ve güvenilir bir adamı, Rabbim Allah’tır, dediği için öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden apaçık mûcizeler ve delillerle gelmiştir. Eğer o yalancı ise, yalanının vebali, zararı kendisinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği azâbın bir kısmı, sizin başınıza mutlaka gelir. Allah, yalancı, haddi aşmış, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyan saygısız, gözü dönmüş cahil kimseyi doğru yola iletme lütfunda bulunmaz.' dedi.(40:28)
'Ey kavmim, bugün mülk, devlet ve hâkimiyet sizindir. Ülkede, yeryüzünde hâkim kimselersiniz. Ama Allah’ın azâbı, hışmı bize gelip çatarsa, bizi ondan kim kurtarabilir?'
Firavun:
'Ben size kendi görüşümü (Mûsâ’nın öldürülmesi gerektiğini) söylüyorum. Ve yine size ancak, doğru, huzurlu ve aydınlık yolu gösteriyorum.' dedi.(40:29)
İman eden yiğit adam:
'Ey kavmim, ben, önceki çeşitli toplumların başına gelen bir felâket gününün sizin başınıza gelmesinden korkuyorum' dedi.(40:30)
'Nuh kavminin, Âd ve Semûd’un ve ondan sonrakilerin âkıbetlerine benzer bir felâketten korkuyorum. Allah zulmün hiçbir türünü kulları için istemiyor.'(40:31)
'Ey kavmim, ben sizin adınıza, feryad-ü figan edilecek bir vâveylâ gününden korkuyorum.'(40:32)
'İkbalinize ve istikbalinize sırt çevirip, arkanızı dönmek mecburiyetinde olacağınız günden korkuyorum. Sizi Allah’ın azâbından, O’nun elinden kimse kurtaramaz. Allah kimlerin hak yoldan uzaklaşmasının, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerinin önünü açarsa, kimse onlara doğru yolu gösteremez.'(40:33)
'Daha önce size, apaçık delillerle Yûsuf gelmişti. Onun size getirdiği dinî hakikatlerden şüphe edip durmuştunuz. Nihayet o vefat edince, Allah ondan sonra özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere asla rasul görevlendirmez, dediniz. İşte geçmiştekilerin başına gelenlere benzer şekilde, Allah cahilce davranarak kural tanımayan, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyan, hak dinde şüpheye düşürecek konular arayan, ithamlarda bulunan isyankârların, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti tercihlerine özgürlük tanır.' dedi.(40:34)
Kendilerine gelmiş hiçbir delil, hiçbir ferman, hiçbir yetki olmadığı halde, Allah’ın âyetleriyle ilgili tartışma açanlar, Allah katında ne büyük gazaba uğrayacaklar. İman edenler yanında da ne büyük öfkeyle karşılanır. Allah kendilerinde bir güç gören, zorbaların, diktatörlerin, kalplerini, kafalarını işte böyle anlayışsız hale getirir.(40:35)
Firavun:
'Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap. Belki, o yollara, imkânlara ulaşabilirim.' dedi.(40:36)
'Göklere götüren yollara, imkânlara ulaşabilirim de, Mûsâ’nın tanrısını görürüm, ne olduğunu anlarım. Doğrusu ben onu yalancı sanıyorum.' dedi. Böylece Firavun’a, bilinçli olarak yaptığı kötü işi süslenerek güzel gösterildi. Doğru yoldan alıkonuldu. Firavun’un iler-tutar yanı olmayan planı tamamen boşa çıktı.(40:37)
O iman eden yiğit adam:
'Ey kavmim, siz bana uyun, nasihatimi dinleyin! Sizi doğru, huzurlu ve aydınlık yola, İslâmî hayata kavuşturacağım.' dedi.(40:38)
'Ey kavmim, bu dünya hayatı ancak geçici bir eğlencedir. Ama âhiret, kalınacak, yaşanacak ebedî bir yurttur.'(40:39)
'Kim bir kötülük işlerse, ona, yaptığı kötülüğe denk bir ceza verilir. Kim de, erkek veya kadın mü’min olarak gevşekliği bırakıp, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirir, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olur, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işlerse, işte onlar Cennet’e girecekler. Orada onlara hesapsız nimet ve rızık verilecektir.'(40:40)
'Ey kavmim, niçin yaptığınızın farkına varmıyorsunuz? Siz beni ateşe, cehenneme davet ederken, ben sizi kurtuluşa davet ediyorum.'(40:41)
'Ben sizi, kudretli hükümran olan, kâinatı koruma kalkanına alan, daima bağışlayan Allah’a davet ederken, siz beni, Allah’ı inkâr etmeye, varlığı ve Allah’ın ortağı olduğuna dair hakkında hiçbir ilmî delil olmayan şeyleri, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz?'(40:42)
'Sizin beni davet ettiğiniz şeyin, dünyada da, âhirette, ebedî yurtta da davete değer bir tarafının olmadığında şüphe yoktur. Varacağınız yer Allah’ın huzurudur. Cahilce davranarak günah ve isyana batanlar, kural tanımayanlar, ağır-adaletsiz hükümler içeren kurallar koyanlar, işte onlar, Cehennem ehlidirler.'(40:43)
'Size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben gerçekleştirmeye çalıştığım planlarımın icrasını Allah’a havâle ediyorum. Allah kullarını biliyor, görüyor.' dedi.(40:44)
Sonunda Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden, sıkıntılarından bu yiğit mü’mini korudu. Firavun’un kavmini, ordusunu ise, dehşetli bir azap kuşattı, işlerini bitirdi.(40:45)
Onlar sabah erken ve akşama doğru ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı ânın gerçekleşeceği gün de:
'İnsanları köleleştiren Firavun hanedanını, devlet görevlilerini, yandaşlarını, insanların hürriyetlerini kısıtlayan güç ve iktidar sahibi benzerlerini azâbın en dehşetlisine sokun' denilecek.(40:46)
Kâfirler ateşin içinde birbirlerinden davacı olup, deliller getirerek tartışırlarken, zavallılar, büyüklük taslayan zorba iktidar sahiplerine:
'Biz size uymuştuk. Şimdi siz, biraz olsun, bizi ateşten kurtarabilir misiniz?' derler.(40:47)
Büyüklük taslayan zorba iktidar sahipleri ise:
'Hepimiz bu ateşin içindeyiz. Allah, hiçbir kulunu, diğerlerinin günahlarından dolayı sorguya çekmeyerek, kulları arasında nihaî hükmünü vermiştir.' diye cevap verirler.(40:48)
Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine:
'Rabbinize dua edin de, bizden, bir gün olsun, azâbı hafifletsin' derler.(40:49)
Bekçiler:
'Size, peygamberleriniz, açık açık delillerle gelmediler mi?' derler. Onlar da:
'Elbette deliller getirdiler' derler. Bekçiler:
'O halde, kendiniz yalvarın' derler. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirlerin yalvarması boşunadır, icabet edilmez.(40:50)