27Neml Suresi
Kuran Sırası: 27
İniş Sırası: 48
Kırık Meal (Arapça) Meali
|طس: Ta sin
| تِلْكَ: şunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْقُرْانِ: Kur'an'ın
| وَكِتَابٍ: ve bir Kitabın
| مُبِينٍ: apaçık
| (27:1)

| تِلْكَ: şunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْقُرْانِ: Kur'an'ın
| وَكِتَابٍ: ve bir Kitabın
| مُبِينٍ: apaçık
| (27:1)|الَّذِينَ: o kimseler
| يُقِيمُونَ: doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَيُؤْتُونَ: ve verirler
| الزَّكَاةَ: zekatı
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| هُمْ: onlar
| يُوقِنُونَ: kesin olarak inanırlar
| (27:3)

| يُقِيمُونَ: doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe-
| وَيُؤْتُونَ: ve verirler
| الزَّكَاةَ: zekatı
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| هُمْ: onlar
| يُوقِنُونَ: kesin olarak inanırlar
| (27:3)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimselerin
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| زَيَّنَّا: süslemişizdir
| لَهُمْ: kendilerine
| أَعْمَالَهُمْ: işlerini
| فَهُمْ: onlar
| يَعْمَهُونَ: körü körüne bocalarlar
| (27:4)

| الَّذِينَ: kimselerin
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| بِالْاخِرَةِ: ahirete
| زَيَّنَّا: süslemişizdir
| لَهُمْ: kendilerine
| أَعْمَالَهُمْ: işlerini
| فَهُمْ: onlar
| يَعْمَهُونَ: körü körüne bocalarlar
| (27:4)|أُولَٰئِكَ: onlar
| الَّذِينَ: öyle kimselerdir ki
| لَهُمْ: kendilerinindir
| سُوءُ: en kötü
| الْعَذَابِ: azab
| وَهُمْ: ve onlar
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| هُمُ: onlar
| الْأَخْسَرُونَ: ziyana uğrayanlardır
| (27:5)

| الَّذِينَ: öyle kimselerdir ki
| لَهُمْ: kendilerinindir
| سُوءُ: en kötü
| الْعَذَابِ: azab
| وَهُمْ: ve onlar
| فِي:
| الْاخِرَةِ: ahirette
| هُمُ: onlar
| الْأَخْسَرُونَ: ziyana uğrayanlardır
| (27:5)|وَإِنَّكَ: ve şüphesiz
| لَتُلَقَّى: sana verilmektedir
| الْقُرْانَ: Kur'an
| مِنْ:
| لَدُنْ: katından
| حَكِيمٍ: hüküm ve hikmet sahibi
| عَلِيمٍ: (herşeyi) bilen
| (27:6)

| لَتُلَقَّى: sana verilmektedir
| الْقُرْانَ: Kur'an
| مِنْ:
| لَدُنْ: katından
| حَكِيمٍ: hüküm ve hikmet sahibi
| عَلِيمٍ: (herşeyi) bilen
| (27:6)|إِذْ: hani
| قَالَ: demişti
| مُوسَىٰ: Musa
| لِأَهْلِهِ: ailesine
| إِنِّي: şüphesiz ben
| انَسْتُ: gördüm
| نَارًا: bir ateş
| سَاتِيكُمْ: size getireyim
| مِنْهَا: ondan
| بِخَبَرٍ: bir haber
| أَوْ: yahut
| اتِيكُمْ: size getireyim
| بِشِهَابٍ: bir ateş
| قَبَسٍ: koru
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَصْطَلُونَ: ısınırsınız
| (27:7)

| قَالَ: demişti
| مُوسَىٰ: Musa
| لِأَهْلِهِ: ailesine
| إِنِّي: şüphesiz ben
| انَسْتُ: gördüm
| نَارًا: bir ateş
| سَاتِيكُمْ: size getireyim
| مِنْهَا: ondan
| بِخَبَرٍ: bir haber
| أَوْ: yahut
| اتِيكُمْ: size getireyim
| بِشِهَابٍ: bir ateş
| قَبَسٍ: koru
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَصْطَلُونَ: ısınırsınız
| (27:7)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهَا: oraya geldi
| نُودِيَ: seslenildi
| أَنْ: diye
| بُورِكَ: mübarek kılındı
| مَنْ: bulunan kimse
| فِي: içinde
| النَّارِ: ateşin
| وَمَنْ: ve olan kimse
| حَوْلَهَا: çevresinde
| وَسُبْحَانَ: eksikliklerden münezzehtir
| اللَّهِ: Allah
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (27:8)

| جَاءَهَا: oraya geldi
| نُودِيَ: seslenildi
| أَنْ: diye
| بُورِكَ: mübarek kılındı
| مَنْ: bulunan kimse
| فِي: içinde
| النَّارِ: ateşin
| وَمَنْ: ve olan kimse
| حَوْلَهَا: çevresinde
| وَسُبْحَانَ: eksikliklerden münezzehtir
| اللَّهِ: Allah
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (27:8)|يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّهُ: gerçek şu ki
| أَنَا: ben
| اللَّهُ: Allah'ım
| الْعَزِيزُ: güçlü
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibi
| (27:9)

| مُوسَىٰ: Musa
| إِنَّهُ: gerçek şu ki
| أَنَا: ben
| اللَّهُ: Allah'ım
| الْعَزِيزُ: güçlü
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibi
| (27:9)|وَأَلْقِ: ve at
| عَصَاكَ: asanı
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَاهَا: görünce
| تَهْتَزُّ: titreştiğini
| كَأَنَّهَا: gibi
| جَانٌّ: bir yılan
| وَلَّىٰ: dön(üp kaç)dı
| مُدْبِرًا: arkaya
| وَلَمْ: ve
| يُعَقِّبْ: geri dönmedi
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| لَا:
| تَخَفْ: korkma
| إِنِّي: çünkü ben
| لَا:
| يَخَافُ: korkmaz(lar)
| لَدَيَّ: benim huzurumda
| الْمُرْسَلُونَ: elçiler
| (27:10)

| عَصَاكَ: asanı
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَاهَا: görünce
| تَهْتَزُّ: titreştiğini
| كَأَنَّهَا: gibi
| جَانٌّ: bir yılan
| وَلَّىٰ: dön(üp kaç)dı
| مُدْبِرًا: arkaya
| وَلَمْ: ve
| يُعَقِّبْ: geri dönmedi
| يَا: EY/HEY/AH
| مُوسَىٰ: Musa
| لَا:
| تَخَفْ: korkma
| إِنِّي: çünkü ben
| لَا:
| يَخَافُ: korkmaz(lar)
| لَدَيَّ: benim huzurumda
| الْمُرْسَلُونَ: elçiler
| (27:10)|إِلَّا: ancak
| مَنْ: kim
| ظَلَمَ: zulmeder
| ثُمَّ: sonra da
| بَدَّلَ: değiştirirse
| حُسْنًا: iyilikle
| بَعْدَ: sonra
| سُوءٍ: (yaptığı) kötülükten
| فَإِنِّي: şüphesiz ben
| غَفُورٌ: bağışlayıcıyım
| رَحِيمٌ: esirgeyiciyim
| (27:11)

| مَنْ: kim
| ظَلَمَ: zulmeder
| ثُمَّ: sonra da
| بَدَّلَ: değiştirirse
| حُسْنًا: iyilikle
| بَعْدَ: sonra
| سُوءٍ: (yaptığı) kötülükten
| فَإِنِّي: şüphesiz ben
| غَفُورٌ: bağışlayıcıyım
| رَحِيمٌ: esirgeyiciyim
| (27:11)|وَأَدْخِلْ: ve sok
| يَدَكَ: elini
| فِي:
| جَيْبِكَ: koynuna
| تَخْرُجْ: çıksın
| بَيْضَاءَ: bembeyaz
| مِنْ:
| غَيْرِ: olmaksızın
| سُوءٍ: kusur
| فِي: içinde
| تِسْعِ: dokuz
| ايَاتٍ: mu'cize
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a (git)
| وَقَوْمِهِ: ve onun kavmine
| إِنَّهُمْ: çünkü onlar
| كَانُوا: oldular
| قَوْمًا: bir kavim
| فَاسِقِينَ: fasık
| (27:12)

| يَدَكَ: elini
| فِي:
| جَيْبِكَ: koynuna
| تَخْرُجْ: çıksın
| بَيْضَاءَ: bembeyaz
| مِنْ:
| غَيْرِ: olmaksızın
| سُوءٍ: kusur
| فِي: içinde
| تِسْعِ: dokuz
| ايَاتٍ: mu'cize
| إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'a (git)
| وَقَوْمِهِ: ve onun kavmine
| إِنَّهُمْ: çünkü onlar
| كَانُوا: oldular
| قَوْمًا: bir kavim
| فَاسِقِينَ: fasık
| (27:12)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَتْهُمْ: onlara gelince
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| مُبْصِرَةً: açıkça görünen
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: bir büyüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (27:13)

| جَاءَتْهُمْ: onlara gelince
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| مُبْصِرَةً: açıkça görünen
| قَالُوا: dediler
| هَٰذَا: bu
| سِحْرٌ: bir büyüdür
| مُبِينٌ: apaçık
| (27:13)|وَجَحَدُوا: ve inkar ettiler
| بِهَا: onları
| وَاسْتَيْقَنَتْهَا: kanaat getirdiği halde
| أَنْفُسُهُمْ: vicdanları
| ظُلْمًا: haksızlıkları yüzünden
| وَعُلُوًّا: ve böbürlenmeleri yüzünden
| فَانْظُرْ: bak işte
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُفْسِدِينَ: bozguncuların
| (27:14)

| بِهَا: onları
| وَاسْتَيْقَنَتْهَا: kanaat getirdiği halde
| أَنْفُسُهُمْ: vicdanları
| ظُلْمًا: haksızlıkları yüzünden
| وَعُلُوًّا: ve böbürlenmeleri yüzünden
| فَانْظُرْ: bak işte
| كَيْفَ: nasıl
| كَانَ: oldu
| عَاقِبَةُ: sonu
| الْمُفْسِدِينَ: bozguncuların
| (27:14)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| اتَيْنَا: biz verdik
| دَاوُودَ: Davud'a
| وَسُلَيْمَانَ: ve Süleyman'a
| عِلْمًا: bir ilim
| وَقَالَا: ve dediler
| الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي: ki
| فَضَّلَنَا: bizi üstün kıldı
| عَلَىٰ: üzerine
| كَثِيرٍ: birçoğu
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| الْمُؤْمِنِينَ: inanan
| (27:15)

| اتَيْنَا: biz verdik
| دَاوُودَ: Davud'a
| وَسُلَيْمَانَ: ve Süleyman'a
| عِلْمًا: bir ilim
| وَقَالَا: ve dediler
| الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي: ki
| فَضَّلَنَا: bizi üstün kıldı
| عَلَىٰ: üzerine
| كَثِيرٍ: birçoğu
| مِنْ: -ndan
| عِبَادِهِ: kulları-
| الْمُؤْمِنِينَ: inanan
| (27:15)|وَوَرِثَ: ve mirasçı oldu
| سُلَيْمَانُ: Süleyman
| دَاوُودَ: Davud'a
| وَقَالَ: ve dedi ki
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| عُلِّمْنَا: bize öğretildi
| مَنْطِقَ: dili
| الطَّيْرِ: kuşların
| وَأُوتِينَا: ve bize verildi
| مِنْ: (bir pay)
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyden
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَهُوَ: elbette o
| الْفَضْلُ: bir lutuftur
| الْمُبِينُ: açık
| (27:16)

| سُلَيْمَانُ: Süleyman
| دَاوُودَ: Davud'a
| وَقَالَ: ve dedi ki
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| عُلِّمْنَا: bize öğretildi
| مَنْطِقَ: dili
| الطَّيْرِ: kuşların
| وَأُوتِينَا: ve bize verildi
| مِنْ: (bir pay)
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyden
| إِنَّ: şüphesiz
| هَٰذَا: bu
| لَهُوَ: elbette o
| الْفَضْلُ: bir lutuftur
| الْمُبِينُ: açık
| (27:16)|وَحُشِرَ: ve toplandı
| لِسُلَيْمَانَ: Süleyman'a
| جُنُودُهُ: orduları
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cinler-
| وَالْإِنْسِ: ve insanlar(dan)
| وَالطَّيْرِ: ve kuşlar(dan)
| فَهُمْ: onlar
| يُوزَعُونَ: sevk ediliyordu
| (27:17)

| لِسُلَيْمَانَ: Süleyman'a
| جُنُودُهُ: orduları
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cinler-
| وَالْإِنْسِ: ve insanlar(dan)
| وَالطَّيْرِ: ve kuşlar(dan)
| فَهُمْ: onlar
| يُوزَعُونَ: sevk ediliyordu
| (27:17)|حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| أَتَوْا: geldikleri
| عَلَىٰ: üzerine
| وَادِ: vadisi
| النَّمْلِ: karınca
| قَالَتْ: dedi
| نَمْلَةٌ: bir karınca
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّمْلُ: karıncalar
| ادْخُلُوا: girin
| مَسَاكِنَكُمْ: yuvalarınıza
| لَا:
| يَحْطِمَنَّكُمْ: sizi ezmesinler
| سُلَيْمَانُ: Süleyman
| وَجُنُودُهُ: ve orduları
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَشْعُرُونَ: farkında olmayarak
| (27:18)

| إِذَا: zaman
| أَتَوْا: geldikleri
| عَلَىٰ: üzerine
| وَادِ: vadisi
| النَّمْلِ: karınca
| قَالَتْ: dedi
| نَمْلَةٌ: bir karınca
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّمْلُ: karıncalar
| ادْخُلُوا: girin
| مَسَاكِنَكُمْ: yuvalarınıza
| لَا:
| يَحْطِمَنَّكُمْ: sizi ezmesinler
| سُلَيْمَانُ: Süleyman
| وَجُنُودُهُ: ve orduları
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يَشْعُرُونَ: farkında olmayarak
| (27:18)|فَتَبَسَّمَ: tebessüm etti
| ضَاحِكًا: gülümseyerek
| مِنْ:
| قَوْلِهَا: onun sözüne
| وَقَالَ: ve dedi
| رَبِّ: Rabbim
| أَوْزِعْنِي: gönlüme ilham eyle
| أَنْ: diye
| أَشْكُرَ: şükredeyim
| نِعْمَتَكَ: ni'metine
| الَّتِي:
| أَنْعَمْتَ: lutfettiğin
| عَلَيَّ: bana
| وَعَلَىٰ: ve
| وَالِدَيَّ: anama babama
| وَأَنْ: ve diye
| أَعْمَلَ: yapayım
| صَالِحًا: faydalı bir iş
| تَرْضَاهُ: senin beğeneceğin
| وَأَدْخِلْنِي: ve beni sok
| بِرَحْمَتِكَ: rahmetinle
| فِي: arasına
| عِبَادِكَ: kullarının
| الصَّالِحِينَ: iyi
| (27:19)

| ضَاحِكًا: gülümseyerek
| مِنْ:
| قَوْلِهَا: onun sözüne
| وَقَالَ: ve dedi
| رَبِّ: Rabbim
| أَوْزِعْنِي: gönlüme ilham eyle
| أَنْ: diye
| أَشْكُرَ: şükredeyim
| نِعْمَتَكَ: ni'metine
| الَّتِي:
| أَنْعَمْتَ: lutfettiğin
| عَلَيَّ: bana
| وَعَلَىٰ: ve
| وَالِدَيَّ: anama babama
| وَأَنْ: ve diye
| أَعْمَلَ: yapayım
| صَالِحًا: faydalı bir iş
| تَرْضَاهُ: senin beğeneceğin
| وَأَدْخِلْنِي: ve beni sok
| بِرَحْمَتِكَ: rahmetinle
| فِي: arasına
| عِبَادِكَ: kullarının
| الصَّالِحِينَ: iyi
| (27:19)|وَتَفَقَّدَ: ve teftiş etti
| الطَّيْرَ: kuşları
| فَقَالَ: dedi ki
| مَا: neden
| لِيَ: ben
| لَا:
| أَرَى: göremiyorum
| الْهُدْهُدَ: hüdhüdü
| أَمْ: yoksa
| كَانَ: (mı) oldu?
| مِنَ:
| الْغَائِبِينَ: kayıplardan-
| (27:20)

| الطَّيْرَ: kuşları
| فَقَالَ: dedi ki
| مَا: neden
| لِيَ: ben
| لَا:
| أَرَى: göremiyorum
| الْهُدْهُدَ: hüdhüdü
| أَمْ: yoksa
| كَانَ: (mı) oldu?
| مِنَ:
| الْغَائِبِينَ: kayıplardan-
| (27:20)|لَأُعَذِّبَنَّهُ: ona azabedeceğim
| عَذَابًا: bir azapla
| شَدِيدًا: çetin
| أَوْ: ya da
| لَأَذْبَحَنَّهُ: onu keseceğim
| أَوْ: yahut da
| لَيَأْتِيَنِّي: bana getirecek
| بِسُلْطَانٍ: bir delil
| مُبِينٍ: açık
| (27:21)

| عَذَابًا: bir azapla
| شَدِيدًا: çetin
| أَوْ: ya da
| لَأَذْبَحَنَّهُ: onu keseceğim
| أَوْ: yahut da
| لَيَأْتِيَنِّي: bana getirecek
| بِسُلْطَانٍ: bir delil
| مُبِينٍ: açık
| (27:21)|فَمَكَثَ: geldi
| غَيْرَ:
| بَعِيدٍ: çok geçmeden
| فَقَالَ: ve dedi
| أَحَطْتُ: ben gördüm
| بِمَا: bir şey
| لَمْ:
| تُحِطْ: senin görmediğin
| بِهِ: onda
| وَجِئْتُكَ: ve sana getirdim
| مِنْ: -dan
| سَبَإٍ: Seba-
| بِنَبَإٍ: bir haber
| يَقِينٍ: gerçek
| (27:22)

| غَيْرَ:
| بَعِيدٍ: çok geçmeden
| فَقَالَ: ve dedi
| أَحَطْتُ: ben gördüm
| بِمَا: bir şey
| لَمْ:
| تُحِطْ: senin görmediğin
| بِهِ: onda
| وَجِئْتُكَ: ve sana getirdim
| مِنْ: -dan
| سَبَإٍ: Seba-
| بِنَبَإٍ: bir haber
| يَقِينٍ: gerçek
| (27:22)|إِنِّي: şüphesiz ben
| وَجَدْتُ: buldum
| امْرَأَةً: bir kadın
| تَمْلِكُهُمْ: onlara hükümdarlık eden
| وَأُوتِيَتْ: ve kendisine verilmiştir
| مِنْ: -den
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey-
| وَلَهُ: ve onlar
| عَرْشٌ: bir tahtı
| عَظِيمٌ: büyük
| (27:23)

| وَجَدْتُ: buldum
| امْرَأَةً: bir kadın
| تَمْلِكُهُمْ: onlara hükümdarlık eden
| وَأُوتِيَتْ: ve kendisine verilmiştir
| مِنْ: -den
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey-
| وَلَهُ: ve onlar
| عَرْشٌ: bir tahtı
| عَظِيمٌ: büyük
| (27:23)|وَجَدْتُهَا: onu buldum
| وَقَوْمَهَا: ve kavmini
| يَسْجُدُونَ: secde aderlerken
| لِلشَّمْسِ: güneşe
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَزَيَّنَ: ve süsledi
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| أَعْمَالَهُمْ: işlerini
| فَصَدَّهُمْ: ve onları çevirdi
| عَنِ: -dan
| السَّبِيلِ: (doğru) yol-
| فَهُمْ: (bu yüzden) onlar
| لَا:
| يَهْتَدُونَ: yola gelmiyorlar
| (27:24)

| وَقَوْمَهَا: ve kavmini
| يَسْجُدُونَ: secde aderlerken
| لِلشَّمْسِ: güneşe
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| اللَّهِ: Allah'ı
| وَزَيَّنَ: ve süsledi
| لَهُمُ: onlara
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| أَعْمَالَهُمْ: işlerini
| فَصَدَّهُمْ: ve onları çevirdi
| عَنِ: -dan
| السَّبِيلِ: (doğru) yol-
| فَهُمْ: (bu yüzden) onlar
| لَا:
| يَهْتَدُونَ: yola gelmiyorlar
| (27:24)|أَلَّا:
| يَسْجُدُوا: secde etmezler mi?
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي:
| يُخْرِجُ: açığa çıkaran
| الْخَبْءَ: gizleneni
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَيَعْلَمُ: ve bilen
| مَا: şeyleri
| تُخْفُونَ: gizledikleri
| وَمَا: ve şeyleri
| تُعْلِنُونَ: açığa vurdukları
| (27:25)

| يَسْجُدُوا: secde etmezler mi?
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي:
| يُخْرِجُ: açığa çıkaran
| الْخَبْءَ: gizleneni
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَيَعْلَمُ: ve bilen
| مَا: şeyleri
| تُخْفُونَ: gizledikleri
| وَمَا: ve şeyleri
| تُعْلِنُونَ: açığa vurdukları
| (27:25)|اللَّهُ: Allah (ki)
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: Tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| رَبُّ: Rabbidir
| الْعَرْشِ: Arş'ın
| الْعَظِيمِ: büyük
| (27:26)

| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: Tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| رَبُّ: Rabbidir
| الْعَرْشِ: Arş'ın
| الْعَظِيمِ: büyük
| (27:26)|قَالَ: dedi ki
| سَنَنْظُرُ: bakacağız
| أَصَدَقْتَ: doğru mu söyledin
| أَمْ: yoksa
| كُنْتَ: mı oldun?
| مِنَ: -dan
| الْكَاذِبِينَ: yalancılar-
| (27:27)

| سَنَنْظُرُ: bakacağız
| أَصَدَقْتَ: doğru mu söyledin
| أَمْ: yoksa
| كُنْتَ: mı oldun?
| مِنَ: -dan
| الْكَاذِبِينَ: yalancılar-
| (27:27)|اذْهَبْ: götür
| بِكِتَابِي: mektubumu
| هَٰذَا: bu
| فَأَلْقِهْ: ve at
| إِلَيْهِمْ: onlara
| ثُمَّ: sonra
| تَوَلَّ: biraz öteye çekil
| عَنْهُمْ: onlardan
| فَانْظُرْ: ve bak
| مَاذَا: neye
| يَرْجِعُونَ: başvuruyorlar
| (27:28)

| بِكِتَابِي: mektubumu
| هَٰذَا: bu
| فَأَلْقِهْ: ve at
| إِلَيْهِمْ: onlara
| ثُمَّ: sonra
| تَوَلَّ: biraz öteye çekil
| عَنْهُمْ: onlardan
| فَانْظُرْ: ve bak
| مَاذَا: neye
| يَرْجِعُونَ: başvuruyorlar
| (27:28)|قَالَتْ: dedi ki
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| إِنِّي: gerçekten
| أُلْقِيَ: bırakıldı
| إِلَيَّ: bana
| كِتَابٌ: bir mektup
| كَرِيمٌ: çok önemli
| (27:29)

| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| إِنِّي: gerçekten
| أُلْقِيَ: bırakıldı
| إِلَيَّ: bana
| كِتَابٌ: bir mektup
| كَرِيمٌ: çok önemli
| (27:29)|إِنَّهُ: muhakkak o
| مِنْ: -dandır
| سُلَيْمَانَ: Süleyman-
| وَإِنَّهُ: ve o
| بِسْمِ: adıyla(başlamakta)dır
| اللَّهِ: Allah'ın
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman
| الرَّحِيمِ: Rahim
| (27:30)

| مِنْ: -dandır
| سُلَيْمَانَ: Süleyman-
| وَإِنَّهُ: ve o
| بِسْمِ: adıyla(başlamakta)dır
| اللَّهِ: Allah'ın
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman
| الرَّحِيمِ: Rahim
| (27:30)|أَلَّا:
| تَعْلُوا: büyüklük taslamayın
| عَلَيَّ: bana karşı
| وَأْتُونِي: ve bana gelin (diye yazıyor)
| مُسْلِمِينَ: teslim olarak
| (27:31)

| تَعْلُوا: büyüklük taslamayın
| عَلَيَّ: bana karşı
| وَأْتُونِي: ve bana gelin (diye yazıyor)
| مُسْلِمِينَ: teslim olarak
| (27:31)|قَالَتْ: dedi ki
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| أَفْتُونِي: bana bir fikir verin
| فِي:
| أَمْرِي: (bu) işimde
| مَا:
| كُنْتُ: ben olmam
| قَاطِعَةً: kesip atan
| أَمْرًا: hiçbir işi
| حَتَّىٰ: sürece
| تَشْهَدُونِ: siz olmadığınız
| (27:32)

| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| أَفْتُونِي: bana bir fikir verin
| فِي:
| أَمْرِي: (bu) işimde
| مَا:
| كُنْتُ: ben olmam
| قَاطِعَةً: kesip atan
| أَمْرًا: hiçbir işi
| حَتَّىٰ: sürece
| تَشْهَدُونِ: siz olmadığınız
| (27:32)|قَالُوا: dediler ki
| نَحْنُ: biz
| أُولُو: sahibiyiz
| قُوَّةٍ: güç
| وَأُولُو: ve erbabıyız
| بَأْسٍ: savaş
| شَدِيدٍ: yaman
| وَالْأَمْرُ: ama emir
| إِلَيْكِ: senindir
| فَانْظُرِي: o halde bak
| مَاذَا: ne
| تَأْمُرِينَ: buyurursan
| (27:33)

| نَحْنُ: biz
| أُولُو: sahibiyiz
| قُوَّةٍ: güç
| وَأُولُو: ve erbabıyız
| بَأْسٍ: savaş
| شَدِيدٍ: yaman
| وَالْأَمْرُ: ama emir
| إِلَيْكِ: senindir
| فَانْظُرِي: o halde bak
| مَاذَا: ne
| تَأْمُرِينَ: buyurursan
| (27:33)|قَالَتْ: dedi
| إِنَّ: şüphesiz
| الْمُلُوكَ: hükümdarlar
| إِذَا: zaman
| دَخَلُوا: girdikleri
| قَرْيَةً: bir ülkeye
| أَفْسَدُوهَا: orayı bozarlar
| وَجَعَلُوا: ve kılarlar
| أَعِزَّةَ: şereflilerini
| أَهْلِهَا: halkının
| أَذِلَّةً: zillet içinde
| وَكَذَٰلِكَ: ve böyle
| يَفْعَلُونَ: yaparlar
| (27:34)

| إِنَّ: şüphesiz
| الْمُلُوكَ: hükümdarlar
| إِذَا: zaman
| دَخَلُوا: girdikleri
| قَرْيَةً: bir ülkeye
| أَفْسَدُوهَا: orayı bozarlar
| وَجَعَلُوا: ve kılarlar
| أَعِزَّةَ: şereflilerini
| أَهْلِهَا: halkının
| أَذِلَّةً: zillet içinde
| وَكَذَٰلِكَ: ve böyle
| يَفْعَلُونَ: yaparlar
| (27:34)|وَإِنِّي: şüphesiz ben
| مُرْسِلَةٌ: göndereyim
| إِلَيْهِمْ: onlara
| بِهَدِيَّةٍ: bir hediye
| فَنَاظِرَةٌ: ve bakayım
| بِمَ: ne ile
| يَرْجِعُ: dönecekler
| الْمُرْسَلُونَ: elçiler
| (27:35)

| مُرْسِلَةٌ: göndereyim
| إِلَيْهِمْ: onlara
| بِهَدِيَّةٍ: bir hediye
| فَنَاظِرَةٌ: ve bakayım
| بِمَ: ne ile
| يَرْجِعُ: dönecekler
| الْمُرْسَلُونَ: elçiler
| (27:35)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| سُلَيْمَانَ: Süleyman'a
| قَالَ: dedi ki
| أَتُمِدُّونَنِ: bana yardım mı etmek istiyorsunuz?
| بِمَالٍ: mal ile
| فَمَا: oysa ne ki
| اتَانِيَ: bana vermiştir
| اللَّهُ: Allah
| خَيْرٌ: (o) daha hayırlıdır
| مِمَّا: -nden
| اتَاكُمْ: size verdiği-
| بَلْ: bilakis
| أَنْتُمْ: siz
| بِهَدِيَّتِكُمْ: hediyenizle
| تَفْرَحُونَ: sevinirsiniz
| (27:36)

| جَاءَ: gelince
| سُلَيْمَانَ: Süleyman'a
| قَالَ: dedi ki
| أَتُمِدُّونَنِ: bana yardım mı etmek istiyorsunuz?
| بِمَالٍ: mal ile
| فَمَا: oysa ne ki
| اتَانِيَ: bana vermiştir
| اللَّهُ: Allah
| خَيْرٌ: (o) daha hayırlıdır
| مِمَّا: -nden
| اتَاكُمْ: size verdiği-
| بَلْ: bilakis
| أَنْتُمْ: siz
| بِهَدِيَّتِكُمْ: hediyenizle
| تَفْرَحُونَ: sevinirsiniz
| (27:36)|ارْجِعْ: dön (söyle)
| إِلَيْهِمْ: onlara
| فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ: onlara gelirim
| بِجُنُودٍ: ordularla
| لَا: asla
| قِبَلَ: karşı koyamayacakları
| لَهُمْ: kendilerinin
| بِهَا: ona
| وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ: ve onları sürüp çıkarırım
| مِنْهَا: oradan
| أَذِلَّةً: zilletle
| وَهُمْ: ve onları
| صَاغِرُونَ: hor ve hakir olarak
| (27:37)

| إِلَيْهِمْ: onlara
| فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ: onlara gelirim
| بِجُنُودٍ: ordularla
| لَا: asla
| قِبَلَ: karşı koyamayacakları
| لَهُمْ: kendilerinin
| بِهَا: ona
| وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ: ve onları sürüp çıkarırım
| مِنْهَا: oradan
| أَذِلَّةً: zilletle
| وَهُمْ: ve onları
| صَاغِرُونَ: hor ve hakir olarak
| (27:37)|قَالَ: dedi
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| أَيُّكُمْ: hanginiz
| يَأْتِينِي: bana getirebilir
| بِعَرْشِهَا: onun tahtını
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| يَأْتُونِي: bana gelmelerinden
| مُسْلِمِينَ: teslim olarak
| (27:38)

| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| أَيُّكُمْ: hanginiz
| يَأْتِينِي: bana getirebilir
| بِعَرْشِهَا: onun tahtını
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| يَأْتُونِي: bana gelmelerinden
| مُسْلِمِينَ: teslim olarak
| (27:38)|قَالَ: dedi ki
| عِفْرِيتٌ: bir ifrit
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cinler-
| أَنَا: ben
| اتِيكَ: sana getiririm
| بِهِ: onu
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| تَقُومَ: sen kalkmadan
| مِنْ: -dan
| مَقَامِكَ: makamın-
| وَإِنِّي: gerçekten benim
| عَلَيْهِ: buna
| لَقَوِيٌّ: gücüm yeter
| أَمِينٌ: bana güvenilir
| (27:39)

| عِفْرِيتٌ: bir ifrit
| مِنَ: -den
| الْجِنِّ: cinler-
| أَنَا: ben
| اتِيكَ: sana getiririm
| بِهِ: onu
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| تَقُومَ: sen kalkmadan
| مِنْ: -dan
| مَقَامِكَ: makamın-
| وَإِنِّي: gerçekten benim
| عَلَيْهِ: buna
| لَقَوِيٌّ: gücüm yeter
| أَمِينٌ: bana güvenilir
| (27:39)|قَالَ: dedi ki
| الَّذِي: bulunan
| عِنْدَهُ: yanında
| عِلْمٌ: bir ilim
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| أَنَا: ben
| اتِيكَ: sana getirebilirim
| بِهِ: onu
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| يَرْتَدَّ: sen kırpmadan
| إِلَيْكَ: sana
| طَرْفُكَ: gözünü
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَاهُ: onu görünce
| مُسْتَقِرًّا: yerleşmiş
| عِنْدَهُ: yanında
| قَالَ: dedi ki
| هَٰذَا: bu
| مِنْ: -ndandır
| فَضْلِ: lutfu-
| رَبِّي: Rabbimin
| لِيَبْلُوَنِي: beni sınaması için
| أَأَشْكُرُ: şükür mü edeceğim?
| أَمْ: yoksa
| أَكْفُرُ: inkar mı edeceğim?
| وَمَنْ: ve kim
| شَكَرَ: şükrederse
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَشْكُرُ: şükretmiştir
| لِنَفْسِهِ: kendisi için
| وَمَنْ: ve kim
| كَفَرَ: inkar ederse
| فَإِنَّ: şüphesiz
| رَبِّي: Rabbim
| غَنِيٌّ: zengindir
| كَرِيمٌ: kerimdir
| (27:40)

| الَّذِي: bulunan
| عِنْدَهُ: yanında
| عِلْمٌ: bir ilim
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| أَنَا: ben
| اتِيكَ: sana getirebilirim
| بِهِ: onu
| قَبْلَ: önce
| أَنْ:
| يَرْتَدَّ: sen kırpmadan
| إِلَيْكَ: sana
| طَرْفُكَ: gözünü
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَاهُ: onu görünce
| مُسْتَقِرًّا: yerleşmiş
| عِنْدَهُ: yanında
| قَالَ: dedi ki
| هَٰذَا: bu
| مِنْ: -ndandır
| فَضْلِ: lutfu-
| رَبِّي: Rabbimin
| لِيَبْلُوَنِي: beni sınaması için
| أَأَشْكُرُ: şükür mü edeceğim?
| أَمْ: yoksa
| أَكْفُرُ: inkar mı edeceğim?
| وَمَنْ: ve kim
| شَكَرَ: şükrederse
| فَإِنَّمَا: şüphesiz
| يَشْكُرُ: şükretmiştir
| لِنَفْسِهِ: kendisi için
| وَمَنْ: ve kim
| كَفَرَ: inkar ederse
| فَإِنَّ: şüphesiz
| رَبِّي: Rabbim
| غَنِيٌّ: zengindir
| كَرِيمٌ: kerimdir
| (27:40)|قَالَ: dedi ki
| نَكِّرُوا: tanınmaz hale getirin
| لَهَا: onun
| عَرْشَهَا: tahtını
| نَنْظُرْ: bakalım
| أَتَهْتَدِي: tanıyabilecek mi
| أَمْ: yoksa
| تَكُونُ: olacak (mı)
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kimselerden
| لَا:
| يَهْتَدُونَ: tanımayan
| (27:41)

| نَكِّرُوا: tanınmaz hale getirin
| لَهَا: onun
| عَرْشَهَا: tahtını
| نَنْظُرْ: bakalım
| أَتَهْتَدِي: tanıyabilecek mi
| أَمْ: yoksa
| تَكُونُ: olacak (mı)
| مِنَ:
| الَّذِينَ: kimselerden
| لَا:
| يَهْتَدُونَ: tanımayan
| (27:41)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَتْ: gelince
| قِيلَ: dendi
| أَهَٰكَذَا: böyle mi?
| عَرْشُكِ: senin tahtın
| قَالَتْ: dedi
| كَأَنَّهُ: tıpkı (öyle)
| هُوَ: o
| وَأُوتِينَا: ve bize verilmişti
| الْعِلْمَ: bilgi
| مِنْ:
| قَبْلِهَا: daha önce
| وَكُنَّا: ve biz olmuştuk
| مُسْلِمِينَ: müslüman
| (27:42)

| جَاءَتْ: gelince
| قِيلَ: dendi
| أَهَٰكَذَا: böyle mi?
| عَرْشُكِ: senin tahtın
| قَالَتْ: dedi
| كَأَنَّهُ: tıpkı (öyle)
| هُوَ: o
| وَأُوتِينَا: ve bize verilmişti
| الْعِلْمَ: bilgi
| مِنْ:
| قَبْلِهَا: daha önce
| وَكُنَّا: ve biz olmuştuk
| مُسْلِمِينَ: müslüman
| (27:42)|وَصَدَّهَا: ve onu alıkoymuştu
| مَا: şeyler
| كَانَتْ: olduğu
| تَعْبُدُ: tapmış
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| إِنَّهَا: çünkü kendisi
| كَانَتْ: idi
| مِنْ: -den
| قَوْمٍ: bir kavim-
| كَافِرِينَ: inkar eden
| (27:43)

| مَا: şeyler
| كَانَتْ: olduğu
| تَعْبُدُ: tapmış
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| إِنَّهَا: çünkü kendisi
| كَانَتْ: idi
| مِنْ: -den
| قَوْمٍ: bir kavim-
| كَافِرِينَ: inkar eden
| (27:43)|قِيلَ: dendi
| لَهَا: ona
| ادْخُلِي: gir
| الصَّرْحَ: köşke
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَأَتْهُ: (köşkü) görünce
| حَسِبَتْهُ: sandı
| لُجَّةً: derin bir su
| وَكَشَفَتْ: ve sıvadı
| عَنْ:
| سَاقَيْهَا: bacaklarını
| قَالَ: dedi
| إِنَّهُ: muhakkak o
| صَرْحٌ: köşk
| مُمَرَّدٌ: cilalı
| مِنْ: -dandır
| قَوَارِيرَ: şeffaf sırça-
| قَالَتْ: (Kraliçe) dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: ben
| ظَلَمْتُ: zulmetmişim
| نَفْسِي: kendime
| وَأَسْلَمْتُ: ve teslim oldum
| مَعَ: beraber
| سُلَيْمَانَ: Süleyman'la
| لِلَّهِ: Allah'a
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (27:44)

| لَهَا: ona
| ادْخُلِي: gir
| الصَّرْحَ: köşke
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَأَتْهُ: (köşkü) görünce
| حَسِبَتْهُ: sandı
| لُجَّةً: derin bir su
| وَكَشَفَتْ: ve sıvadı
| عَنْ:
| سَاقَيْهَا: bacaklarını
| قَالَ: dedi
| إِنَّهُ: muhakkak o
| صَرْحٌ: köşk
| مُمَرَّدٌ: cilalı
| مِنْ: -dandır
| قَوَارِيرَ: şeffaf sırça-
| قَالَتْ: (Kraliçe) dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: ben
| ظَلَمْتُ: zulmetmişim
| نَفْسِي: kendime
| وَأَسْلَمْتُ: ve teslim oldum
| مَعَ: beraber
| سُلَيْمَانَ: Süleyman'la
| لِلَّهِ: Allah'a
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: alemlerin
| (27:44)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| إِلَىٰ:
| ثَمُودَ: Semud(kavmin)e
| أَخَاهُمْ: kardeşleri
| صَالِحًا: Salih'i
| أَنِ: diye
| اعْبُدُوا: kulluk etsinler
| اللَّهَ: Allah'a
| فَإِذَا: o zaman
| هُمْ: onlar
| فَرِيقَانِ: iki bölük olmuşlardı
| يَخْتَصِمُونَ: birbiriyle çekişen
| (27:45)

| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| إِلَىٰ:
| ثَمُودَ: Semud(kavmin)e
| أَخَاهُمْ: kardeşleri
| صَالِحًا: Salih'i
| أَنِ: diye
| اعْبُدُوا: kulluk etsinler
| اللَّهَ: Allah'a
| فَإِذَا: o zaman
| هُمْ: onlar
| فَرِيقَانِ: iki bölük olmuşlardı
| يَخْتَصِمُونَ: birbiriyle çekişen
| (27:45)|قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| لِمَ: neden
| تَسْتَعْجِلُونَ: koşuyorsunuz
| بِالسَّيِّئَةِ: kötülüğe
| قَبْلَ: önce
| الْحَسَنَةِ: iyilikten
| لَوْلَا: gerekmez mi?
| تَسْتَغْفِرُونَ: mağfiret dilemeniz
| اللَّهَ: Allah'tan
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تُرْحَمُونَ: esirgenirsiniz
| (27:46)

| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| لِمَ: neden
| تَسْتَعْجِلُونَ: koşuyorsunuz
| بِالسَّيِّئَةِ: kötülüğe
| قَبْلَ: önce
| الْحَسَنَةِ: iyilikten
| لَوْلَا: gerekmez mi?
| تَسْتَغْفِرُونَ: mağfiret dilemeniz
| اللَّهَ: Allah'tan
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تُرْحَمُونَ: esirgenirsiniz
| (27:46)|قَالُوا: dediler
| اطَّيَّرْنَا: uğursuzluğa uğradık
| بِكَ: senin yüzünden
| وَبِمَنْ: ve bulunanların yüzünden
| مَعَكَ: seninle beraber
| قَالَ: dedi
| طَائِرُكُمْ: uğursuzluğunuz
| عِنْدَ: katındadır
| اللَّهِ: Allah
| بَلْ: doğrusu
| أَنْتُمْ: siz
| قَوْمٌ: bir toplumsunuz
| تُفْتَنُونَ: sınanan
| (27:47)

| اطَّيَّرْنَا: uğursuzluğa uğradık
| بِكَ: senin yüzünden
| وَبِمَنْ: ve bulunanların yüzünden
| مَعَكَ: seninle beraber
| قَالَ: dedi
| طَائِرُكُمْ: uğursuzluğunuz
| عِنْدَ: katındadır
| اللَّهِ: Allah
| بَلْ: doğrusu
| أَنْتُمْ: siz
| قَوْمٌ: bir toplumsunuz
| تُفْتَنُونَ: sınanan
| (27:47)|وَكَانَ: ve vardı
| فِي:
| الْمَدِينَةِ: şehirde
| تِسْعَةُ: dokuz
| رَهْطٍ: kişi
| يُفْسِدُونَ: bozgunculuk yaparlardı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَلَا: ve
| يُصْلِحُونَ: düzeltmezlerdi
| (27:48)

| فِي:
| الْمَدِينَةِ: şehirde
| تِسْعَةُ: dokuz
| رَهْطٍ: kişi
| يُفْسِدُونَ: bozgunculuk yaparlardı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| وَلَا: ve
| يُصْلِحُونَ: düzeltmezlerdi
| (27:48)|قَالُوا: dediler
| تَقَاسَمُوا: and içerek
| بِاللَّهِ: Allah'a
| لَنُبَيِّتَنَّهُ: biz gece ona baskın yapalım
| وَأَهْلَهُ: ve ailesine
| ثُمَّ: sonra
| لَنَقُولَنَّ: diyelim
| لِوَلِيِّهِ: velisine
| مَا:
| شَهِدْنَا: şahit olmadık
| مَهْلِكَ: helakine
| أَهْلِهِ: ailesinin
| وَإِنَّا: ve biz
| لَصَادِقُونَ: gerçekten doğrulardanız
| (27:49)

| تَقَاسَمُوا: and içerek
| بِاللَّهِ: Allah'a
| لَنُبَيِّتَنَّهُ: biz gece ona baskın yapalım
| وَأَهْلَهُ: ve ailesine
| ثُمَّ: sonra
| لَنَقُولَنَّ: diyelim
| لِوَلِيِّهِ: velisine
| مَا:
| شَهِدْنَا: şahit olmadık
| مَهْلِكَ: helakine
| أَهْلِهِ: ailesinin
| وَإِنَّا: ve biz
| لَصَادِقُونَ: gerçekten doğrulardanız
| (27:49)|وَمَكَرُوا: ve tuzak kurdular
| مَكْرًا: bir tuzak
| وَمَكَرْنَا: biz de tuzak kurduk
| مَكْرًا: bir tuzak
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا: hiç
| يَشْعُرُونَ: farkında değillerdi
| (27:50)

| مَكْرًا: bir tuzak
| وَمَكَرْنَا: biz de tuzak kurduk
| مَكْرًا: bir tuzak
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا: hiç
| يَشْعُرُونَ: farkında değillerdi
| (27:50)