2Bakara Suresi
Kuran Sırası: 2
İniş Sırası: 87
Kırık Meal (Arapça) Meali
|ذَٰلِكَ: Budur
| الْكِتَابُ: Kitap
| لَا: yok
| رَيْبَ: şüphe
| فِيهِ: onda
| هُدًى: yol gösterici/hediye
| لِلْمُتَّقِينَ: erdemlilere
| (2:2)

| الْكِتَابُ: Kitap
| لَا: yok
| رَيْبَ: şüphe
| فِيهِ: onda
| هُدًى: yol gösterici/hediye
| لِلْمُتَّقِينَ: erdemlilere
| (2:2)|الَّذِينَ: Kimseler / olanlar
| يُؤْمِنُونَ: Doğrularlar
| بِالْغَيْبِ: gayble / gizlilikle
| وَيُقِيمُونَ: ve Doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَمِمَّا: ve şeyden
| رَزَقْنَاهُمْ: rızıklandırıldıkları
| يُنْفِقُونَ: harcarlar
| (2:3)

| يُؤْمِنُونَ: Doğrularlar
| بِالْغَيْبِ: gayble / gizlilikle
| وَيُقِيمُونَ: ve Doğrulurlar
| الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe
| وَمِمَّا: ve şeyden
| رَزَقْنَاهُمْ: rızıklandırıldıkları
| يُنْفِقُونَ: harcarlar
| (2:3)|وَالَّذِينَ: ve Kimseler / olanlar
| يُؤْمِنُونَ: Doğrularlar
| بِمَا: -şeyle
| أُنْزِلَ: indirilen/sunulan
| إِلَيْكَ: sana
| وَمَا: ve -şeye
| أُنْزِلَ: indirilen/sunulan
| مِنْ: -den
| قَبْلِكَ: senden önce
| وَبِالْاخِرَةِ: ve ahirete de
| هُمْ: onlar
| يُوقِنُونَ: kesinlikle inanırlar
| (2:4)

| يُؤْمِنُونَ: Doğrularlar
| بِمَا: -şeyle
| أُنْزِلَ: indirilen/sunulan
| إِلَيْكَ: sana
| وَمَا: ve -şeye
| أُنْزِلَ: indirilen/sunulan
| مِنْ: -den
| قَبْلِكَ: senden önce
| وَبِالْاخِرَةِ: ve ahirete de
| هُمْ: onlar
| يُوقِنُونَ: kesinlikle inanırlar
| (2:4)|أُولَٰئِكَ: işte onlar
| عَلَىٰ: üzeredirler
| هُدًى: bir hidayet
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlardır
| الْمُفْلِحُونَ: umduklarına erenler
| (2:5)

| عَلَىٰ: üzeredirler
| هُدًى: bir hidayet
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| وَأُولَٰئِكَ: ve işte
| هُمُ: onlardır
| الْمُفْلِحُونَ: umduklarına erenler
| (2:5)|إِنَّ: elbette
| الَّذِينَ: ki
| كَفَرُوا: inkar edenler
| سَوَاءٌ: eşittir
| عَلَيْهِمْ: onlara
| أَأَنْذَرْتَهُمْ: onları uyarman
| أَمْ: yada
| لَمْ:
| تُنْذِرْهُمْ: uyarmasan da
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| (2:6)

| الَّذِينَ: ki
| كَفَرُوا: inkar edenler
| سَوَاءٌ: eşittir
| عَلَيْهِمْ: onlara
| أَأَنْذَرْتَهُمْ: onları uyarman
| أَمْ: yada
| لَمْ:
| تُنْذِرْهُمْ: uyarmasan da
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmazlar
| (2:6)|خَتَمَ: mühürlemiştir
| اللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerini
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinin
| وَعَلَىٰ: ve üzerini
| سَمْعِهِمْ: kulaklarının
| وَعَلَىٰ: ve üzerine
| أَبْصَارِهِمْ: gözlerinin
| غِشَاوَةٌ: perde inmiştir
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (2:7)

| اللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ: üzerini
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinin
| وَعَلَىٰ: ve üzerini
| سَمْعِهِمْ: kulaklarının
| وَعَلَىٰ: ve üzerine
| أَبْصَارِهِمْ: gözlerinin
| غِشَاوَةٌ: perde inmiştir
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (2:7)|وَمِنَ: ve
| النَّاسِ: insanlardan
| مَنْ: öyleleri de
| يَقُولُ: derler
| امَنَّا: inandık
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَبِالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَمَا: olmadıkları halde
| هُمْ: onlar
| بِمُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (2:8)

| النَّاسِ: insanlardan
| مَنْ: öyleleri de
| يَقُولُ: derler
| امَنَّا: inandık
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَبِالْيَوْمِ: ve gününe
| الْاخِرِ: ahiret
| وَمَا: olmadıkları halde
| هُمْ: onlar
| بِمُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (2:8)|يُخَادِعُونَ: aldatmağa çalışırlar
| اللَّهَ: Allah'ı
| وَالَّذِينَ: ve kimseleri
| امَنُوا: inanan
| وَمَا:
| يَخْدَعُونَ: aldatamazlar
| إِلَّا: başkasını
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerinden
| وَمَا: değiller
| يَشْعُرُونَ: farkında
| (2:9)

| اللَّهَ: Allah'ı
| وَالَّذِينَ: ve kimseleri
| امَنُوا: inanan
| وَمَا:
| يَخْدَعُونَ: aldatamazlar
| إِلَّا: başkasını
| أَنْفُسَهُمْ: kendilerinden
| وَمَا: değiller
| يَشْعُرُونَ: farkında
| (2:9)|فِي:
| قُلُوبِهِمْ: onların kablerinde
| مَرَضٌ: hastalık vardır
| فَزَادَهُمُ: artırmıştır
| اللَّهُ: Allah
| مَرَضًا: hastalıklarını
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acı
| بِمَا: ötürü
| كَانُوا: olduklarından
| يَكْذِبُونَ: yalancı
| (2:10)

| قُلُوبِهِمْ: onların kablerinde
| مَرَضٌ: hastalık vardır
| فَزَادَهُمُ: artırmıştır
| اللَّهُ: Allah
| مَرَضًا: hastalıklarını
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| أَلِيمٌ: acı
| بِمَا: ötürü
| كَانُوا: olduklarından
| يَكْذِبُونَ: yalancı
| (2:10)|وَإِذَا: zaman
| قِيلَ: denildiği
| لَهُمْ: onlara
| لَا: yapmayın
| تُفْسِدُوا: bozgunculuk
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| قَالُوا: derler
| إِنَّمَا: sadece
| نَحْنُ: biz
| مُصْلِحُونَ: düzelticileriz
| (2:11)

| قِيلَ: denildiği
| لَهُمْ: onlara
| لَا: yapmayın
| تُفْسِدُوا: bozgunculuk
| فِي:
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| قَالُوا: derler
| إِنَّمَا: sadece
| نَحْنُ: biz
| مُصْلِحُونَ: düzelticileriz
| (2:11)|أَلَا: İyi bilin ki
| إِنَّهُمْ: muhakkak
| هُمُ: onlar
| الْمُفْسِدُونَ: bozgunculardır
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لَا: değildir
| يَشْعُرُونَ: anlayanlardan
| (2:12)

| إِنَّهُمْ: muhakkak
| هُمُ: onlar
| الْمُفْسِدُونَ: bozgunculardır
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لَا: değildir
| يَشْعُرُونَ: anlayanlardan
| (2:12)|وَإِذَا: zaman
| قِيلَ: denildiği
| لَهُمْ: onlara
| امِنُوا: iman edin
| كَمَا: gibi
| امَنَ: inandıkları
| النَّاسُ: insanların
| قَالُوا: derler
| أَنُؤْمِنُ: inanır mıyız?
| كَمَا: gibi
| امَنَ: inandığı
| السُّفَهَاءُ: beyinsizlerin
| أَلَا: iyi bilin ki
| إِنَّهُمْ: doğrusu onlardır
| هُمُ: onlar
| السُّفَهَاءُ: asıl beyinsizler
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لَا: değildir
| يَعْلَمُونَ: bilenlerden
| (2:13)

| قِيلَ: denildiği
| لَهُمْ: onlara
| امِنُوا: iman edin
| كَمَا: gibi
| امَنَ: inandıkları
| النَّاسُ: insanların
| قَالُوا: derler
| أَنُؤْمِنُ: inanır mıyız?
| كَمَا: gibi
| امَنَ: inandığı
| السُّفَهَاءُ: beyinsizlerin
| أَلَا: iyi bilin ki
| إِنَّهُمْ: doğrusu onlardır
| هُمُ: onlar
| السُّفَهَاءُ: asıl beyinsizler
| وَلَٰكِنْ: fakat
| لَا: değildir
| يَعْلَمُونَ: bilenlerden
| (2:13)|وَإِذَا: zaman
| لَقُوا: rastladıkları
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan
| قَالُوا: derler
| امَنَّا: inandık
| وَإِذَا: ve zaman
| خَلَوْا: yalnız kaldıkları
| إِلَىٰ: ile
| شَيَاطِينِهِمْ: şeytanları
| قَالُوا: derler
| إِنَّا: şüphesiz biz
| مَعَكُمْ: sizinle beraberiz
| إِنَّمَا: elbette sadece
| نَحْنُ: biz
| مُسْتَهْزِئُونَ: (onlarla) alay ediyoruz
| (2:14)

| لَقُوا: rastladıkları
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan
| قَالُوا: derler
| امَنَّا: inandık
| وَإِذَا: ve zaman
| خَلَوْا: yalnız kaldıkları
| إِلَىٰ: ile
| شَيَاطِينِهِمْ: şeytanları
| قَالُوا: derler
| إِنَّا: şüphesiz biz
| مَعَكُمْ: sizinle beraberiz
| إِنَّمَا: elbette sadece
| نَحْنُ: biz
| مُسْتَهْزِئُونَ: (onlarla) alay ediyoruz
| (2:14)|اللَّهُ: Allah
| يَسْتَهْزِئُ: alay eder
| بِهِمْ: kendileriyle
| وَيَمُدُّهُمْ: ve onları bırakır
| فِي: içinde
| طُغْيَانِهِمْ: taşkınları
| يَعْمَهُونَ: bocalayıp dururlar
| (2:15)

| يَسْتَهْزِئُ: alay eder
| بِهِمْ: kendileriyle
| وَيَمُدُّهُمْ: ve onları bırakır
| فِي: içinde
| طُغْيَانِهِمْ: taşkınları
| يَعْمَهُونَ: bocalayıp dururlar
| (2:15)|أُولَٰئِكَ: işte onlar
| الَّذِينَ:
| اشْتَرَوُا: satın aldılar
| الضَّلَالَةَ: sapıklığı
| بِالْهُدَىٰ: hidayet karşılığında
| فَمَا: etmedi
| رَبِحَتْ: kâr
| تِجَارَتُهُمْ: ticaretleri
| وَمَا: ve değildir
| كَانُوا: olanlardan
| مُهْتَدِينَ: doğru yolu bulan
| (2:16)

| الَّذِينَ:
| اشْتَرَوُا: satın aldılar
| الضَّلَالَةَ: sapıklığı
| بِالْهُدَىٰ: hidayet karşılığında
| فَمَا: etmedi
| رَبِحَتْ: kâr
| تِجَارَتُهُمْ: ticaretleri
| وَمَا: ve değildir
| كَانُوا: olanlardan
| مُهْتَدِينَ: doğru yolu bulan
| (2:16)|مَثَلُهُمْ: Onların durumu
| كَمَثَلِ: durumu gibidir
| الَّذِي: kişinin
| اسْتَوْقَدَ: yakan
| نَارًا: ateş
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| أَضَاءَتْ: aydınlatır
| مَا:
| حَوْلَهُ: çevresini
| ذَهَبَ: giderdi
| اللَّهُ: Allah
| بِنُورِهِمْ: onların nurunu
| وَتَرَكَهُمْ: ve onları bıraktı
| فِي: içinde
| ظُلُمَاتٍ: karanlıklar
| لَا: değildir
| يُبْصِرُونَ: görenlerden
| (2:17)

| كَمَثَلِ: durumu gibidir
| الَّذِي: kişinin
| اسْتَوْقَدَ: yakan
| نَارًا: ateş
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| أَضَاءَتْ: aydınlatır
| مَا:
| حَوْلَهُ: çevresini
| ذَهَبَ: giderdi
| اللَّهُ: Allah
| بِنُورِهِمْ: onların nurunu
| وَتَرَكَهُمْ: ve onları bıraktı
| فِي: içinde
| ظُلُمَاتٍ: karanlıklar
| لَا: değildir
| يُبْصِرُونَ: görenlerden
| (2:17)|صُمٌّ: sağırdırlar
| بُكْمٌ: dilsizdirler
| عُمْيٌ: kördürler
| فَهُمْ: onlar
| لَا: değildir
| يَرْجِعُونَ: dönecek
| (2:18)

| بُكْمٌ: dilsizdirler
| عُمْيٌ: kördürler
| فَهُمْ: onlar
| لَا: değildir
| يَرْجِعُونَ: dönecek
| (2:18)|أَوْ: ya da (onlar)
| كَصَيِّبٍ: boşanan yağmur gibi
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök
| فِيهِ: içinde
| ظُلُمَاتٌ: karanlıklar
| وَرَعْدٌ: ve gök gürlemesi
| وَبَرْقٌ: ve şimşek (ler)
| يَجْعَلُونَ: tıkarlar
| أَصَابِعَهُمْ: parmaklarını
| فِي: içine
| اذَانِهِمْ: kulakları
| مِنَ: -nden
| الصَّوَاعِقِ: yıldırım sesleri
| حَذَرَ: korkusuyla
| الْمَوْتِ: ölüm
| وَاللَّهُ: oysa Allah
| مُحِيطٌ: tamamen kuşatmıştır
| بِالْكَافِرِينَ: inkarcıları
| (2:19)

| كَصَيِّبٍ: boşanan yağmur gibi
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök
| فِيهِ: içinde
| ظُلُمَاتٌ: karanlıklar
| وَرَعْدٌ: ve gök gürlemesi
| وَبَرْقٌ: ve şimşek (ler)
| يَجْعَلُونَ: tıkarlar
| أَصَابِعَهُمْ: parmaklarını
| فِي: içine
| اذَانِهِمْ: kulakları
| مِنَ: -nden
| الصَّوَاعِقِ: yıldırım sesleri
| حَذَرَ: korkusuyla
| الْمَوْتِ: ölüm
| وَاللَّهُ: oysa Allah
| مُحِيطٌ: tamamen kuşatmıştır
| بِالْكَافِرِينَ: inkarcıları
| (2:19)|يَكَادُ: neredeyse
| الْبَرْقُ: şimşek
| يَخْطَفُ: kapıverecek
| أَبْصَارَهُمْ: gözlerini
| كُلَّمَا: zaman
| أَضَاءَ: aydınlattığı
| لَهُمْ: onları
| مَشَوْا: yürürler
| فِيهِ: o(nun ışığı)nda
| وَإِذَا: zaman
| أَظْلَمَ: karanlık çöktüğü
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| قَامُوا: dikilip kalırlar
| وَلَوْ: eğer
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَذَهَبَ: elbette götürürdü
| بِسَمْعِهِمْ: işitmelerini
| وَأَبْصَارِهِمْ: ve görmelerini
| إِنَّ: Şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'ın
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: gücü yeter
| (2:20)

| الْبَرْقُ: şimşek
| يَخْطَفُ: kapıverecek
| أَبْصَارَهُمْ: gözlerini
| كُلَّمَا: zaman
| أَضَاءَ: aydınlattığı
| لَهُمْ: onları
| مَشَوْا: yürürler
| فِيهِ: o(nun ışığı)nda
| وَإِذَا: zaman
| أَظْلَمَ: karanlık çöktüğü
| عَلَيْهِمْ: üzerlerine
| قَامُوا: dikilip kalırlar
| وَلَوْ: eğer
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَذَهَبَ: elbette götürürdü
| بِسَمْعِهِمْ: işitmelerini
| وَأَبْصَارِهِمْ: ve görmelerini
| إِنَّ: Şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'ın
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: gücü yeter
| (2:20)|يَا: EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| رَبَّكُمُ: Rabbinize
| الَّذِي: "o ki;"
| خَلَقَكُمْ: sizi yarattı
| وَالَّذِينَ: "ve o ki;"
| مِنْ: (siz)-den
| قَبْلِكُمْ: sizden öncekileri
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَتَّقُونَ: korunursunuz
| (2:21)

| أَيُّهَا: SİZ!
| النَّاسُ: insanlar
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| رَبَّكُمُ: Rabbinize
| الَّذِي: "o ki;"
| خَلَقَكُمْ: sizi yarattı
| وَالَّذِينَ: "ve o ki;"
| مِنْ: (siz)-den
| قَبْلِكُمْ: sizden öncekileri
| لَعَلَّكُمْ: belki
| تَتَّقُونَ: korunursunuz
| (2:21)|الَّذِي: O (Rabb) ki
| جَعَلَ: kıldı
| لَكُمُ: sizin için
| الْأَرْضَ: yeri
| فِرَاشًا: döşek
| وَالسَّمَاءَ: ve göğü
| بِنَاءً: bina
| وَأَنْزَلَ: ve indirdi
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök
| مَاءً: su
| فَأَخْرَجَ: çıkardı
| بِهِ: onunla
| مِنَ: -den
| الثَّمَرَاتِ: çeşitli ürünler
| رِزْقًا: rızık olarak
| لَكُمْ: sizin için
| فَلَا: öyleyse
| تَجْعَلُوا: koşmayın
| لِلَّهِ: Allah'a
| أَنْدَادًا: eşler (denk)
| وَأَنْتُمْ: ve siz de
| تَعْلَمُونَ: bile bile
| (2:22)

| جَعَلَ: kıldı
| لَكُمُ: sizin için
| الْأَرْضَ: yeri
| فِرَاشًا: döşek
| وَالسَّمَاءَ: ve göğü
| بِنَاءً: bina
| وَأَنْزَلَ: ve indirdi
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök
| مَاءً: su
| فَأَخْرَجَ: çıkardı
| بِهِ: onunla
| مِنَ: -den
| الثَّمَرَاتِ: çeşitli ürünler
| رِزْقًا: rızık olarak
| لَكُمْ: sizin için
| فَلَا: öyleyse
| تَجْعَلُوا: koşmayın
| لِلَّهِ: Allah'a
| أَنْدَادًا: eşler (denk)
| وَأَنْتُمْ: ve siz de
| تَعْلَمُونَ: bile bile
| (2:22)|وَإِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| فِي: içinde
| رَيْبٍ: şüphe
| مِمَّا: -den
| نَزَّلْنَا: sana indirdiğimiz
| عَلَىٰ: -e
| عَبْدِنَا: kulumuz (Muhammed)
| فَأْتُوا: haydi getirin
| بِسُورَةٍ: bir sure
| مِنْ:
| مِثْلِهِ: onun gibi
| وَادْعُوا: ve çağırın
| شُهَدَاءَكُمْ: şahitlerinizi
| مِنْ: -dan
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru
| (2:23)

| كُنْتُمْ: iseniz
| فِي: içinde
| رَيْبٍ: şüphe
| مِمَّا: -den
| نَزَّلْنَا: sana indirdiğimiz
| عَلَىٰ: -e
| عَبْدِنَا: kulumuz (Muhammed)
| فَأْتُوا: haydi getirin
| بِسُورَةٍ: bir sure
| مِنْ:
| مِثْلِهِ: onun gibi
| وَادْعُوا: ve çağırın
| شُهَدَاءَكُمْ: şahitlerinizi
| مِنْ: -dan
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru
| (2:23)|فَإِنْ: yok eğer
| لَمْ:
| تَفْعَلُوا: yapmadınızsa
| وَلَنْ: ki asla yapamayacaksınız
| تَفْعَلُوا:
| فَاتَّقُوا: o halde sakının
| النَّارَ: ateşten
| الَّتِي: ki
| وَقُودُهَا: onun yakıtı
| النَّاسُ: insanlar
| وَالْحِجَارَةُ: ve taşlardır
| أُعِدَّتْ: hazırlanmış
| لِلْكَافِرِينَ: inkarcılar için
| (2:24)

| لَمْ:
| تَفْعَلُوا: yapmadınızsa
| وَلَنْ: ki asla yapamayacaksınız
| تَفْعَلُوا:
| فَاتَّقُوا: o halde sakının
| النَّارَ: ateşten
| الَّتِي: ki
| وَقُودُهَا: onun yakıtı
| النَّاسُ: insanlar
| وَالْحِجَارَةُ: ve taşlardır
| أُعِدَّتْ: hazırlanmış
| لِلْكَافِرِينَ: inkarcılar için
| (2:24)|وَبَشِّرِ: ve müjdele
| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: inanan
| وَعَمِلُوا: ve işleyen
| الصَّالِحَاتِ: salih işler
| أَنَّ: muhakkak
| لَهُمْ: onlar için vardır
| جَنَّاتٍ: cennetler
| تَجْرِي: akan
| مِنْ: -ndan
| تَحْتِهَا: altları
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| كُلَّمَا: her
| رُزِقُوا: rızıklandırıldıklarında
| مِنْهَا: onlardaki
| مِنْ: -den
| ثَمَرَةٍ: meyve
| رِزْقًا: rızk olarak
| قَالُوا: derler
| هَٰذَا: Bu
| الَّذِي: şeydir
| رُزِقْنَا: rızıklandığımız
| مِنْ: -den
| قَبْلُ: daha önce
| وَأُتُوا: verilmiştir
| بِهِ: onlara
| مُتَشَابِهًا: ona benzer
| وَلَهُمْ: ve Onların
| فِيهَا: orada
| أَزْوَاجٌ: eşler
| مُطَهَّرَةٌ: tertemiz
| وَهُمْ: ve onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (2:25)

| الَّذِينَ: kimseleri
| امَنُوا: inanan
| وَعَمِلُوا: ve işleyen
| الصَّالِحَاتِ: salih işler
| أَنَّ: muhakkak
| لَهُمْ: onlar için vardır
| جَنَّاتٍ: cennetler
| تَجْرِي: akan
| مِنْ: -ndan
| تَحْتِهَا: altları
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| كُلَّمَا: her
| رُزِقُوا: rızıklandırıldıklarında
| مِنْهَا: onlardaki
| مِنْ: -den
| ثَمَرَةٍ: meyve
| رِزْقًا: rızk olarak
| قَالُوا: derler
| هَٰذَا: Bu
| الَّذِي: şeydir
| رُزِقْنَا: rızıklandığımız
| مِنْ: -den
| قَبْلُ: daha önce
| وَأُتُوا: verilmiştir
| بِهِ: onlara
| مُتَشَابِهًا: ona benzer
| وَلَهُمْ: ve Onların
| فِيهَا: orada
| أَزْوَاجٌ: eşler
| مُطَهَّرَةٌ: tertemiz
| وَهُمْ: ve onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (2:25)|إِنَّ: muhakkak
| اللَّهَ: Allah
| لَا: değildir
| يَسْتَحْيِي: çekinecek
| أَنْ:
| يَضْرِبَ: misal vermekten
| مَثَلًا: bir örneği
| مَا: gibi
| بَعُوضَةً: bir sivrisineği
| فَمَا: hatta olanı
| فَوْقَهَا: onun da üstünde
| فَأَمَّا: gerçekten
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan
| فَيَعْلَمُونَ: bilirler
| أَنَّهُ: kesinlikle o
| الْحَقُّ: haktır (gerçektir)
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| وَأَمَّا: ve ise
| الَّذِينَ: edenler
| كَفَرُوا: inkar
| فَيَقُولُونَ: derler ki
| مَاذَا: neyi
| أَرَادَ: istedi (kasdetti)
| اللَّهُ: Allah
| بِهَٰذَا: bu
| مَثَلًا: misalle
| يُضِلُّ: saptırır
| بِهِ: onunla
| كَثِيرًا: bir çoğunu
| وَيَهْدِي: ve yine yola getirir
| بِهِ: onunla
| كَثِيرًا: bir çoğunu
| وَمَا: -maz
| يُضِلُّ: saptır-
| بِهِ: onunla
| إِلَّا: başkasını
| الْفَاسِقِينَ: fasıklardan
| (2:26)

| اللَّهَ: Allah
| لَا: değildir
| يَسْتَحْيِي: çekinecek
| أَنْ:
| يَضْرِبَ: misal vermekten
| مَثَلًا: bir örneği
| مَا: gibi
| بَعُوضَةً: bir sivrisineği
| فَمَا: hatta olanı
| فَوْقَهَا: onun da üstünde
| فَأَمَّا: gerçekten
| الَّذِينَ: kimseler
| امَنُوا: inanan
| فَيَعْلَمُونَ: bilirler
| أَنَّهُ: kesinlikle o
| الْحَقُّ: haktır (gerçektir)
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِمْ: Rableri-
| وَأَمَّا: ve ise
| الَّذِينَ: edenler
| كَفَرُوا: inkar
| فَيَقُولُونَ: derler ki
| مَاذَا: neyi
| أَرَادَ: istedi (kasdetti)
| اللَّهُ: Allah
| بِهَٰذَا: bu
| مَثَلًا: misalle
| يُضِلُّ: saptırır
| بِهِ: onunla
| كَثِيرًا: bir çoğunu
| وَيَهْدِي: ve yine yola getirir
| بِهِ: onunla
| كَثِيرًا: bir çoğunu
| وَمَا: -maz
| يُضِلُّ: saptır-
| بِهِ: onunla
| إِلَّا: başkasını
| الْفَاسِقِينَ: fasıklardan
| (2:26)|الَّذِينَ: onlar ki
| يَنْقُضُونَ: bozarlar
| عَهْدَ: (verdikleri) sözü
| اللَّهِ: Allah'a
| مِنْ: -dan
| بَعْدِ: sonra-
| مِيثَاقِهِ: söz verip bağlandıktan
| وَيَقْطَعُونَ: ve keserler
| مَا: şeyi
| أَمَرَ: emrettiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| بِهِ: kendisiyle
| أَنْ:
| يُوصَلَ: birleştirmesini
| وَيُفْسِدُونَ: ve bozgunculuk yaparlar
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlar
| (2:27)

| يَنْقُضُونَ: bozarlar
| عَهْدَ: (verdikleri) sözü
| اللَّهِ: Allah'a
| مِنْ: -dan
| بَعْدِ: sonra-
| مِيثَاقِهِ: söz verip bağlandıktan
| وَيَقْطَعُونَ: ve keserler
| مَا: şeyi
| أَمَرَ: emrettiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| بِهِ: kendisiyle
| أَنْ:
| يُوصَلَ: birleştirmesini
| وَيُفْسِدُونَ: ve bozgunculuk yaparlar
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| أُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlardır
| الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlar
| (2:27)|كَيْفَ: nasıl
| تَكْفُرُونَ: inkar edersiniz
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَكُنْتُمْ: siz iken
| أَمْوَاتًا: ölüler
| فَأَحْيَاكُمْ: O sizi diriltti
| ثُمَّ: sonra
| يُمِيتُكُمْ: öldürecek
| ثُمَّ: sonra
| يُحْيِيكُمْ: diriltecek
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْهِ: O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz
| (2:28)

| تَكْفُرُونَ: inkar edersiniz
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَكُنْتُمْ: siz iken
| أَمْوَاتًا: ölüler
| فَأَحْيَاكُمْ: O sizi diriltti
| ثُمَّ: sonra
| يُمِيتُكُمْ: öldürecek
| ثُمَّ: sonra
| يُحْيِيكُمْ: diriltecek
| ثُمَّ: sonra
| إِلَيْهِ: O'na
| تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz
| (2:28)|هُوَ: O
| الَّذِي: ki
| خَلَقَ: yarattı
| لَكُمْ: sizin için
| مَا: ne
| فِي: varsa
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| جَمِيعًا: hepsini
| ثُمَّ: sonra
| اسْتَوَىٰ: yöneldi
| إِلَى: -e
| السَّمَاءِ: gök-
| فَسَوَّاهُنَّ: onları düzenledi
| سَبْعَ: yedi
| سَمَاوَاتٍ: gök (olarak)
| وَهُوَ: ve O
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمٌ: bilir
| (2:29)

| الَّذِي: ki
| خَلَقَ: yarattı
| لَكُمْ: sizin için
| مَا: ne
| فِي: varsa
| الْأَرْضِ: yeryüzünde
| جَمِيعًا: hepsini
| ثُمَّ: sonra
| اسْتَوَىٰ: yöneldi
| إِلَى: -e
| السَّمَاءِ: gök-
| فَسَوَّاهُنَّ: onları düzenledi
| سَبْعَ: yedi
| سَمَاوَاتٍ: gök (olarak)
| وَهُوَ: ve O
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| عَلِيمٌ: bilir
| (2:29)|وَإِذْ: bir zamanlar
| قَالَ: dedi ki
| رَبُّكَ: Rabbin
| لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere
| إِنِّي: şüphesiz ben
| جَاعِلٌ: yaratacağım
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| خَلِيفَةً: bir halife
| قَالُوا: dediler (melekler)
| أَتَجْعَلُ: mi yaratacaksın?
| فِيهَا: orada
| مَنْ: kimse
| يُفْسِدُ: bozgunculuk yapan
| فِيهَا: orada
| وَيَسْفِكُ: döken
| الدِّمَاءَ: kan
| وَنَحْنُ: oysa biz
| نُسَبِّحُ: tesbih ediyor
| بِحَمْدِكَ: seni överek
| وَنُقَدِّسُ: ve takdis ediyoruz
| لَكَ: seni
| قَالَ: dedi
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعْلَمُ: bilirim
| مَا: şeyleri
| لَا: değilsiniz
| تَعْلَمُونَ: siz biliyor
| (2:30)

| قَالَ: dedi ki
| رَبُّكَ: Rabbin
| لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere
| إِنِّي: şüphesiz ben
| جَاعِلٌ: yaratacağım
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| خَلِيفَةً: bir halife
| قَالُوا: dediler (melekler)
| أَتَجْعَلُ: mi yaratacaksın?
| فِيهَا: orada
| مَنْ: kimse
| يُفْسِدُ: bozgunculuk yapan
| فِيهَا: orada
| وَيَسْفِكُ: döken
| الدِّمَاءَ: kan
| وَنَحْنُ: oysa biz
| نُسَبِّحُ: tesbih ediyor
| بِحَمْدِكَ: seni överek
| وَنُقَدِّسُ: ve takdis ediyoruz
| لَكَ: seni
| قَالَ: dedi
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعْلَمُ: bilirim
| مَا: şeyleri
| لَا: değilsiniz
| تَعْلَمُونَ: siz biliyor
| (2:30)|وَعَلَّمَ: ve öğretti
| ادَمَ: Adem'e
| الْأَسْمَاءَ: isimleri
| كُلَّهَا: bütün
| ثُمَّ: sonra
| عَرَضَهُمْ: onları sunup
| عَلَى: -e
| الْمَلَائِكَةِ: melekler-
| فَقَالَ: ve dedi
| أَنْبِئُونِي: bana söyleyin
| بِأَسْمَاءِ: isimlerini
| هَٰؤُلَاءِ: onların
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru kimseler
| (2:31)

| ادَمَ: Adem'e
| الْأَسْمَاءَ: isimleri
| كُلَّهَا: bütün
| ثُمَّ: sonra
| عَرَضَهُمْ: onları sunup
| عَلَى: -e
| الْمَلَائِكَةِ: melekler-
| فَقَالَ: ve dedi
| أَنْبِئُونِي: bana söyleyin
| بِأَسْمَاءِ: isimlerini
| هَٰؤُلَاءِ: onların
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru kimseler
| (2:31)|قَالُوا: dediler ki
| سُبْحَانَكَ: Seni tesbih ederiz
| لَا: yoktur
| عِلْمَ: bilgimiz
| لَنَا: bizim
| إِلَّا: başka
| مَا: şeyden
| عَلَّمْتَنَا: bize öğrettiğin
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| أَنْتَ: sen
| الْعَلِيمُ: bilensin
| الْحَكِيمُ: hakim olansın
| (2:32)

| سُبْحَانَكَ: Seni tesbih ederiz
| لَا: yoktur
| عِلْمَ: bilgimiz
| لَنَا: bizim
| إِلَّا: başka
| مَا: şeyden
| عَلَّمْتَنَا: bize öğrettiğin
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| أَنْتَ: sen
| الْعَلِيمُ: bilensin
| الْحَكِيمُ: hakim olansın
| (2:32)|قَالَ: (Allah) dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| ادَمُ: Adem
| أَنْبِئْهُمْ: bunlara haber ver
| بِأَسْمَائِهِمْ: onların isimlerini
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| أَنْبَأَهُمْ: bunlara haber verince
| بِأَسْمَائِهِمْ: onların isimlerini
| قَالَ: (Allah) dedi ki
| أَلَمْ: değil miydim?
| أَقُلْ: size demiş
| لَكُمْ: size
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعْلَمُ: bilirim
| غَيْبَ: gayblarını
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَأَعْلَمُ: ve bilirim
| مَا: şeyleri
| تُبْدُونَ: sizin açıkladıklarınız
| وَمَا: ve şeyleri
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَكْتُمُونَ: gizlemekte
| (2:33)

| يَا: EY/HEY/AH
| ادَمُ: Adem
| أَنْبِئْهُمْ: bunlara haber ver
| بِأَسْمَائِهِمْ: onların isimlerini
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| أَنْبَأَهُمْ: bunlara haber verince
| بِأَسْمَائِهِمْ: onların isimlerini
| قَالَ: (Allah) dedi ki
| أَلَمْ: değil miydim?
| أَقُلْ: size demiş
| لَكُمْ: size
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعْلَمُ: bilirim
| غَيْبَ: gayblarını
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَأَعْلَمُ: ve bilirim
| مَا: şeyleri
| تُبْدُونَ: sizin açıkladıklarınız
| وَمَا: ve şeyleri
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَكْتُمُونَ: gizlemekte
| (2:33)|وَإِذْ: hani
| قُلْنَا: demiştik
| لِلْمَلَائِكَةِ: Meleklere
| اسْجُدُوا: secde edin
| لِادَمَ: Adem'e
| فَسَجَدُوا: hemen secde ettiler
| إِلَّا: hariç
| إِبْلِيسَ: İblis
| أَبَىٰ: kaçındı
| وَاسْتَكْبَرَ: ve kibirlendi
| وَكَانَ: ve oldu
| مِنَ: -dan
| الْكَافِرِينَ: inkarcılar-
| (2:34)

| قُلْنَا: demiştik
| لِلْمَلَائِكَةِ: Meleklere
| اسْجُدُوا: secde edin
| لِادَمَ: Adem'e
| فَسَجَدُوا: hemen secde ettiler
| إِلَّا: hariç
| إِبْلِيسَ: İblis
| أَبَىٰ: kaçındı
| وَاسْتَكْبَرَ: ve kibirlendi
| وَكَانَ: ve oldu
| مِنَ: -dan
| الْكَافِرِينَ: inkarcılar-
| (2:34)|وَقُلْنَا: ve dedik ki
| يَا: EY/HEY/AH
| ادَمُ: Adem
| اسْكُنْ: oturun
| أَنْتَ: sen
| وَزَوْجُكَ: ve eşin
| الْجَنَّةَ: cennette
| وَكُلَا: ve yeyin
| مِنْهَا: ondan
| رَغَدًا: bol bol
| حَيْثُ: yerde
| شِئْتُمَا: dilediğiniz
| وَلَا: -mayın
| تَقْرَبَا: yaklaş-
| هَٰذِهِ: şu
| الشَّجَرَةَ: ağaca
| فَتَكُونَا: olursunuz
| مِنَ: -den
| الظَّالِمِينَ: zalimler-
| (2:35)

| يَا: EY/HEY/AH
| ادَمُ: Adem
| اسْكُنْ: oturun
| أَنْتَ: sen
| وَزَوْجُكَ: ve eşin
| الْجَنَّةَ: cennette
| وَكُلَا: ve yeyin
| مِنْهَا: ondan
| رَغَدًا: bol bol
| حَيْثُ: yerde
| شِئْتُمَا: dilediğiniz
| وَلَا: -mayın
| تَقْرَبَا: yaklaş-
| هَٰذِهِ: şu
| الشَّجَرَةَ: ağaca
| فَتَكُونَا: olursunuz
| مِنَ: -den
| الظَّالِمِينَ: zalimler-
| (2:35)|فَأَزَلَّهُمَا: onlar(ın ayağın)ı kaydırdı
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| عَنْهَا: oradan
| فَأَخْرَجَهُمَا: çıkardı
| مِمَّا: yerden
| كَانَا: bulundukları
| فِيهِ: içinde
| وَقُلْنَا: ve dedik ki
| اهْبِطُوا: inin
| بَعْضُكُمْ: kiminiz
| لِبَعْضٍ: kiminize
| عَدُوٌّ: düşman olarak
| وَلَكُمْ: sizin için vardır
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| مُسْتَقَرٌّ: kalmak
| وَمَتَاعٌ: ve nimet
| إِلَىٰ:
| حِينٍ: bir süre
| (2:36)

| الشَّيْطَانُ: şeytan
| عَنْهَا: oradan
| فَأَخْرَجَهُمَا: çıkardı
| مِمَّا: yerden
| كَانَا: bulundukları
| فِيهِ: içinde
| وَقُلْنَا: ve dedik ki
| اهْبِطُوا: inin
| بَعْضُكُمْ: kiminiz
| لِبَعْضٍ: kiminize
| عَدُوٌّ: düşman olarak
| وَلَكُمْ: sizin için vardır
| فِي: -nde
| الْأَرْضِ: yeryüzü-
| مُسْتَقَرٌّ: kalmak
| وَمَتَاعٌ: ve nimet
| إِلَىٰ:
| حِينٍ: bir süre
| (2:36)|فَتَلَقَّىٰ: derken aldı
| ادَمُ: Adem
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِ: Rabbi-
| كَلِمَاتٍ: kelimeler
| فَتَابَ: tevbesini kabul etti
| عَلَيْهِ: onun
| إِنَّهُ: şüphesiz
| هُوَ: O
| التَّوَّابُ: tevbeyi çok kabul edendir
| الرَّحِيمُ: çok esirgeyendir
| (2:37)

| ادَمُ: Adem
| مِنْ: -nden
| رَبِّهِ: Rabbi-
| كَلِمَاتٍ: kelimeler
| فَتَابَ: tevbesini kabul etti
| عَلَيْهِ: onun
| إِنَّهُ: şüphesiz
| هُوَ: O
| التَّوَّابُ: tevbeyi çok kabul edendir
| الرَّحِيمُ: çok esirgeyendir
| (2:37)|قُلْنَا: dedik
| اهْبِطُوا: inin
| مِنْهَا: oradan
| جَمِيعًا: hepiniz
| فَإِمَّا: zaman
| يَأْتِيَنَّكُمْ: size geldiği
| مِنِّي: benden
| هُدًى: bir hidayet
| فَمَنْ: kimler
| تَبِعَ: uyarsa
| هُدَايَ: benim hidayetime
| فَلَا: artık yoktur
| خَوْفٌ: bir korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve olmazlar
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülenlerden
| (2:38)

| اهْبِطُوا: inin
| مِنْهَا: oradan
| جَمِيعًا: hepiniz
| فَإِمَّا: zaman
| يَأْتِيَنَّكُمْ: size geldiği
| مِنِّي: benden
| هُدًى: bir hidayet
| فَمَنْ: kimler
| تَبِعَ: uyarsa
| هُدَايَ: benim hidayetime
| فَلَا: artık yoktur
| خَوْفٌ: bir korku
| عَلَيْهِمْ: onlara
| وَلَا: ve olmazlar
| هُمْ: onlar
| يَحْزَنُونَ: üzülenlerden
| (2:38)|وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayan
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| النَّارِ: ateş
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (2:39)

| كَفَرُوا: inkar eden
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayan
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| أُولَٰئِكَ: işte onlar
| أَصْحَابُ: halkıdır
| النَّارِ: ateş
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (2:39)|يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocuklar
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| اذْكُرُوا: hatırlayın
| نِعْمَتِيَ: ni'metleri
| الَّتِي: "o ki;"
| أَنْعَمْتُ: ni'metlendirdim
| عَلَيْكُمْ: sizleri
| وَأَوْفُوا: ve tutun
| بِعَهْدِي: bana verdiğiniz sözü
| أُوفِ: ben de tutayım
| بِعَهْدِكُمْ: size verdiğim sözü
| وَإِيَّايَ: ve sadece benden
| فَارْهَبُونِ: korkun
| (2:40)

| بَنِي: Çocuklar
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| اذْكُرُوا: hatırlayın
| نِعْمَتِيَ: ni'metleri
| الَّتِي: "o ki;"
| أَنْعَمْتُ: ni'metlendirdim
| عَلَيْكُمْ: sizleri
| وَأَوْفُوا: ve tutun
| بِعَهْدِي: bana verdiğiniz sözü
| أُوفِ: ben de tutayım
| بِعَهْدِكُمْ: size verdiğim sözü
| وَإِيَّايَ: ve sadece benden
| فَارْهَبُونِ: korkun
| (2:40)|وَامِنُوا: ve inanın
| بِمَا: şeye
| أَنْزَلْتُ: indirdiğim
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا: bulunanı
| مَعَكُمْ: sizin yanınızda
| وَلَا:
| تَكُونُوا: ve olmayın
| أَوَّلَ: ilk
| كَافِرٍ: inkar eden
| بِهِ: onu
| وَلَا:
| تَشْتَرُوا: ve satmayın
| بِايَاتِي: benim ayetlerimi
| ثَمَنًا: bedele
| قَلِيلًا: azıcık
| وَإِيَّايَ: ve benden
| فَاتَّقُونِ: sakının
| (2:41)

| بِمَا: şeye
| أَنْزَلْتُ: indirdiğim
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا: bulunanı
| مَعَكُمْ: sizin yanınızda
| وَلَا:
| تَكُونُوا: ve olmayın
| أَوَّلَ: ilk
| كَافِرٍ: inkar eden
| بِهِ: onu
| وَلَا:
| تَشْتَرُوا: ve satmayın
| بِايَاتِي: benim ayetlerimi
| ثَمَنًا: bedele
| قَلِيلًا: azıcık
| وَإِيَّايَ: ve benden
| فَاتَّقُونِ: sakının
| (2:41)|وَلَا:
| تَلْبِسُوا: ve katıştırmayın
| الْحَقَّ: gerçeği
| بِالْبَاطِلِ: batılla
| وَتَكْتُمُوا: ve gizlemeyin
| الْحَقَّ: hakkı
| وَأَنْتُمْ: siz
| تَعْلَمُونَ: bildiğiniz halde
| (2:42)

| تَلْبِسُوا: ve katıştırmayın
| الْحَقَّ: gerçeği
| بِالْبَاطِلِ: batılla
| وَتَكْتُمُوا: ve gizlemeyin
| الْحَقَّ: hakkı
| وَأَنْتُمْ: siz
| تَعْلَمُونَ: bildiğiniz halde
| (2:42)|وَأَقِيمُوا: ve doğrulun
| الصَّلَاةَ: SalâTe/Desteğe
| وَاتُوا: ve verin
| الزَّكَاةَ: zekatı
| وَارْكَعُوا: ve eğilin
| مَعَ: beraber
| الرَّاكِعِينَ: eğilenlerle
| (2:43)

| الصَّلَاةَ: SalâTe/Desteğe
| وَاتُوا: ve verin
| الزَّكَاةَ: zekatı
| وَارْكَعُوا: ve eğilin
| مَعَ: beraber
| الرَّاكِعِينَ: eğilenlerle
| (2:43)|أَتَأْمُرُونَ: Emretmediniz mi
| النَّاسَ: insanlara
| بِالْبِرِّ: iyilikle
| وَتَنْسَوْنَ: ve unutuyorsunuz
| أَنْفُسَكُمْ: kendinizi
| وَأَنْتُمْ: ve size
| تَتْلُونَ: seslendirilen/okunan
| الْكِتَابَ: Kitabı/yazgıyı
| أَفَلَا: -yok mu
| تَعْقِلُونَ: akletmek
| (2:44)

| النَّاسَ: insanlara
| بِالْبِرِّ: iyilikle
| وَتَنْسَوْنَ: ve unutuyorsunuz
| أَنْفُسَكُمْ: kendinizi
| وَأَنْتُمْ: ve size
| تَتْلُونَ: seslendirilen/okunan
| الْكِتَابَ: Kitabı/yazgıyı
| أَفَلَا: -yok mu
| تَعْقِلُونَ: akletmek
| (2:44)|وَاسْتَعِينُوا: arayın
| بِالصَّبْرِ: sabırla
| وَالصَّلَاةِ: ve destekle(zikrullah/mesaj)
| وَإِنَّهَا: ve Kİ o
| لَكَبِيرَةٌ: büyüklenmesin
| إِلَّا: başkasına
| عَلَى: -üzerine
| الْخَاشِعِينَ: dinginlik-
| (2:45)

| بِالصَّبْرِ: sabırla
| وَالصَّلَاةِ: ve destekle(zikrullah/mesaj)
| وَإِنَّهَا: ve Kİ o
| لَكَبِيرَةٌ: büyüklenmesin
| إِلَّا: başkasına
| عَلَى: -üzerine
| الْخَاشِعِينَ: dinginlik-
| (2:45)|الَّذِينَ: onlar ki
| يَظُنُّونَ: bilirler
| أَنَّهُمْ: şüphesiz onlar
| مُلَاقُو: kavuşacaklardır
| رَبِّهِمْ: Rablerine
| وَأَنَّهُمْ: ve gerçekten onlar
| إِلَيْهِ: O'na
| رَاجِعُونَ: döneceklerdir
| (2:46)

| يَظُنُّونَ: bilirler
| أَنَّهُمْ: şüphesiz onlar
| مُلَاقُو: kavuşacaklardır
| رَبِّهِمْ: Rablerine
| وَأَنَّهُمْ: ve gerçekten onlar
| إِلَيْهِ: O'na
| رَاجِعُونَ: döneceklerdir
| (2:46)|يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocuklar
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| اذْكُرُوا: hatırlayın
| نِعْمَتِيَ: ni'metimi
| الَّتِي: ki
| أَنْعَمْتُ: ni'metlendirdim
| عَلَيْكُمْ: sizi
| وَأَنِّي: ve şüphesiz
| فَضَّلْتُكُمْ: sizi üstün kıldım
| عَلَى: üzerine
| الْعَالَمِينَ: alemler
| (2:47)

| بَنِي: Çocuklar
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| اذْكُرُوا: hatırlayın
| نِعْمَتِيَ: ni'metimi
| الَّتِي: ki
| أَنْعَمْتُ: ni'metlendirdim
| عَلَيْكُمْ: sizi
| وَأَنِّي: ve şüphesiz
| فَضَّلْتُكُمْ: sizi üstün kıldım
| عَلَى: üzerine
| الْعَالَمِينَ: alemler
| (2:47)|وَاتَّقُوا: ve sakının
| يَوْمًا: günden
| لَا:
| تَجْزِي: cezalandırılmaz
| نَفْسٌ: hiç kimse
| عَنْ: -den(günahından)
| نَفْسٍ: kimse-
| شَيْئًا: bir şey
| وَلَا:
| يُقْبَلُ: kabul edilmez
| مِنْهَا: kimseden
| شَفَاعَةٌ: şefaat da
| وَلَا:
| يُؤْخَذُ: ve alınmaz
| مِنْهَا: ondan
| عَدْلٌ: fidye de
| وَلَا: ve yapılamaz
| هُمْ: onlara
| يُنْصَرُونَ: hiçbir yardım
| (2:48)

| يَوْمًا: günden
| لَا:
| تَجْزِي: cezalandırılmaz
| نَفْسٌ: hiç kimse
| عَنْ: -den(günahından)
| نَفْسٍ: kimse-
| شَيْئًا: bir şey
| وَلَا:
| يُقْبَلُ: kabul edilmez
| مِنْهَا: kimseden
| شَفَاعَةٌ: şefaat da
| وَلَا:
| يُؤْخَذُ: ve alınmaz
| مِنْهَا: ondan
| عَدْلٌ: fidye de
| وَلَا: ve yapılamaz
| هُمْ: onlara
| يُنْصَرُونَ: hiçbir yardım
| (2:48)|وَإِذْ: hani
| نَجَّيْنَاكُمْ: sizi kurtarmıştık
| مِنْ: -nden
| الِ: ailesi-
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| يَسُومُونَكُمْ: onlar size reva görüyor
| سُوءَ: en kötüsünü
| الْعَذَابِ: azabın
| يُذَبِّحُونَ: boğazlayıp
| أَبْنَاءَكُمْ: oğullarınızı
| وَيَسْتَحْيُونَ: sağ bırakıyorlardı
| نِسَاءَكُمْ: kadınlarınızı
| وَفِي: ve vardı
| ذَٰلِكُمْ: bunda sizin için
| بَلَاءٌ: bir imtihan
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| عَظِيمٌ: büyük
| (2:49)

| نَجَّيْنَاكُمْ: sizi kurtarmıştık
| مِنْ: -nden
| الِ: ailesi-
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| يَسُومُونَكُمْ: onlar size reva görüyor
| سُوءَ: en kötüsünü
| الْعَذَابِ: azabın
| يُذَبِّحُونَ: boğazlayıp
| أَبْنَاءَكُمْ: oğullarınızı
| وَيَسْتَحْيُونَ: sağ bırakıyorlardı
| نِسَاءَكُمْ: kadınlarınızı
| وَفِي: ve vardı
| ذَٰلِكُمْ: bunda sizin için
| بَلَاءٌ: bir imtihan
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| عَظِيمٌ: büyük
| (2:49)|وَإِذْ: hani
| فَرَقْنَا: yarmıştık
| بِكُمُ: sizin için
| الْبَحْرَ: denizi
| فَأَنْجَيْنَاكُمْ: sizi kurtarmış
| وَأَغْرَقْنَا: ve boğmuştuk
| الَ: ailesini
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَأَنْتُمْ: ve siz de
| تَنْظُرُونَ: görüyordunuz
| (2:50)

| فَرَقْنَا: yarmıştık
| بِكُمُ: sizin için
| الْبَحْرَ: denizi
| فَأَنْجَيْنَاكُمْ: sizi kurtarmış
| وَأَغْرَقْنَا: ve boğmuştuk
| الَ: ailesini
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَأَنْتُمْ: ve siz de
| تَنْظُرُونَ: görüyordunuz
| (2:50)