12Yûsuf Suresi
Kuran Sırası: 12
İniş Sırası: 53
Kırık Meal (Arapça) Meali
|الر: Elif Lâm Râ
| تِلْكَ: bunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْكِتَابِ: Kitabın
| الْمُبِينِ: apaçık
| (12:1)

| تِلْكَ: bunlar
| ايَاتُ: ayetleridir
| الْكِتَابِ: Kitabın
| الْمُبِينِ: apaçık
| (12:1)|إِنَّا: elbette biz
| أَنْزَلْنَاهُ: onu indirdik
| قُرْانًا: bir Kur'an olarak
| عَرَبِيًّا: arapça
| لَعَلَّكُمْ: diye
| تَعْقِلُونَ: anlayasınız
| (12:2)

| أَنْزَلْنَاهُ: onu indirdik
| قُرْانًا: bir Kur'an olarak
| عَرَبِيًّا: arapça
| لَعَلَّكُمْ: diye
| تَعْقِلُونَ: anlayasınız
| (12:2)|نَحْنُ: biz
| نَقُصُّ: anlatıyoruz
| عَلَيْكَ: sana
| أَحْسَنَ: en güzelini
| الْقَصَصِ: kıssaların
| بِمَا:
| أَوْحَيْنَا: vahyetmekle
| إِلَيْكَ: sana
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانَ: Kur'an'ı
| وَإِنْ: ve oysa
| كُنْتَ: sen idin
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: ondan önce
| لَمِنَ: kimselerden
| الْغَافِلِينَ: bilmeyen
| (12:3)

| نَقُصُّ: anlatıyoruz
| عَلَيْكَ: sana
| أَحْسَنَ: en güzelini
| الْقَصَصِ: kıssaların
| بِمَا:
| أَوْحَيْنَا: vahyetmekle
| إِلَيْكَ: sana
| هَٰذَا: bu
| الْقُرْانَ: Kur'an'ı
| وَإِنْ: ve oysa
| كُنْتَ: sen idin
| مِنْ:
| قَبْلِهِ: ondan önce
| لَمِنَ: kimselerden
| الْغَافِلِينَ: bilmeyen
| (12:3)|إِذْ: hani
| قَالَ: demişti
| يُوسُفُ: Yusuf
| لِأَبِيهِ: babasına
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: ben
| رَأَيْتُ: (rü'yada) gördüm
| أَحَدَ: (on) bir
| عَشَرَ: on (bir)
| كَوْكَبًا: yıldız
| وَالشَّمْسَ: ve güneşi
| وَالْقَمَرَ: ve ayı
| رَأَيْتُهُمْ: gördüm ki onlar
| لِي: bana
| سَاجِدِينَ: secde ediyorlardı
| (12:4)

| قَالَ: demişti
| يُوسُفُ: Yusuf
| لِأَبِيهِ: babasına
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: ben
| رَأَيْتُ: (rü'yada) gördüm
| أَحَدَ: (on) bir
| عَشَرَ: on (bir)
| كَوْكَبًا: yıldız
| وَالشَّمْسَ: ve güneşi
| وَالْقَمَرَ: ve ayı
| رَأَيْتُهُمْ: gördüm ki onlar
| لِي: bana
| سَاجِدِينَ: secde ediyorlardı
| (12:4)|قَالَ: dedi
| يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| لَا:
| تَقْصُصْ: anlatma
| رُؤْيَاكَ: rü'yanı
| عَلَىٰ:
| إِخْوَتِكَ: kardeşlerine
| فَيَكِيدُوا: sonra kurarlar
| لَكَ: sana
| كَيْدًا: bir tuzak
| إِنَّ: şüphesiz
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| لِلْإِنْسَانِ: insan için
| عَدُوٌّ: bir düşmandır
| مُبِينٌ: apaçık
| (12:5)

| يَا: EY/HEY/AH
| بَنِي: Çocukları
| لَا:
| تَقْصُصْ: anlatma
| رُؤْيَاكَ: rü'yanı
| عَلَىٰ:
| إِخْوَتِكَ: kardeşlerine
| فَيَكِيدُوا: sonra kurarlar
| لَكَ: sana
| كَيْدًا: bir tuzak
| إِنَّ: şüphesiz
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| لِلْإِنْسَانِ: insan için
| عَدُوٌّ: bir düşmandır
| مُبِينٌ: apaçık
| (12:5)|وَكَذَٰلِكَ: ve böyece
| يَجْتَبِيكَ: seni seçecek
| رَبُّكَ: Rabbin
| وَيُعَلِّمُكَ: ve sana öğretecektir
| مِنْ:
| تَأْوِيلِ: yorumunu
| الْأَحَادِيثِ: düşlerin
| وَيُتِمُّ: ve tamamlayacaktır
| نِعْمَتَهُ: ni'metini
| عَلَيْكَ: sana
| وَعَلَىٰ: ve üzerine
| الِ: soyu
| يَعْقُوبَ: Ya'kub
| كَمَا: gibi
| أَتَمَّهَا: tamamladığı
| عَلَىٰ: üzerine
| أَبَوَيْكَ: ataları
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim
| وَإِسْحَاقَ: ve İshak
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبَّكَ: Rabbin
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (12:6)

| يَجْتَبِيكَ: seni seçecek
| رَبُّكَ: Rabbin
| وَيُعَلِّمُكَ: ve sana öğretecektir
| مِنْ:
| تَأْوِيلِ: yorumunu
| الْأَحَادِيثِ: düşlerin
| وَيُتِمُّ: ve tamamlayacaktır
| نِعْمَتَهُ: ni'metini
| عَلَيْكَ: sana
| وَعَلَىٰ: ve üzerine
| الِ: soyu
| يَعْقُوبَ: Ya'kub
| كَمَا: gibi
| أَتَمَّهَا: tamamladığı
| عَلَىٰ: üzerine
| أَبَوَيْكَ: ataları
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim
| وَإِسْحَاقَ: ve İshak
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبَّكَ: Rabbin
| عَلِيمٌ: bilendir
| حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (12:6)|لَقَدْ: andolsun
| كَانَ: vardır
| فِي:
| يُوسُفَ: Yusuf
| وَإِخْوَتِهِ: ve kardeşlerinde
| ايَاتٌ: ibretler
| لِلسَّائِلِينَ: soranlar için
| (12:7)

| كَانَ: vardır
| فِي:
| يُوسُفَ: Yusuf
| وَإِخْوَتِهِ: ve kardeşlerinde
| ايَاتٌ: ibretler
| لِلسَّائِلِينَ: soranlar için
| (12:7)|إِذْ: hani
| قَالُوا: demişlerdi ki
| لَيُوسُفُ: Yusuf
| وَأَخُوهُ: ve kardeşi
| أَحَبُّ: daha sevgilidir
| إِلَىٰ:
| أَبِينَا: babamıza
| مِنَّا: bizden
| وَنَحْنُ: oysa biz
| عُصْبَةٌ: bir cemaatiz
| إِنَّ: şüphesiz
| أَبَانَا: babamız
| لَفِي: içindedir
| ضَلَالٍ: bir yanlışlık
| مُبِينٍ: açık
| (12:8)

| قَالُوا: demişlerdi ki
| لَيُوسُفُ: Yusuf
| وَأَخُوهُ: ve kardeşi
| أَحَبُّ: daha sevgilidir
| إِلَىٰ:
| أَبِينَا: babamıza
| مِنَّا: bizden
| وَنَحْنُ: oysa biz
| عُصْبَةٌ: bir cemaatiz
| إِنَّ: şüphesiz
| أَبَانَا: babamız
| لَفِي: içindedir
| ضَلَالٍ: bir yanlışlık
| مُبِينٍ: açık
| (12:8)|اقْتُلُوا: öldürün
| يُوسُفَ: Yusuf'u
| أَوِ: ya da
| اطْرَحُوهُ: onu bırakın
| أَرْضًا: bir yere
| يَخْلُ: yönelsin
| لَكُمْ: yalnız size
| وَجْهُ: yüzü
| أَبِيكُمْ: babanızın
| وَتَكُونُوا: olursunuz
| مِنْ:
| بَعْدِهِ: ondan sonra
| قَوْمًا: bir topluluk
| صَالِحِينَ: iyi
| (12:9)

| يُوسُفَ: Yusuf'u
| أَوِ: ya da
| اطْرَحُوهُ: onu bırakın
| أَرْضًا: bir yere
| يَخْلُ: yönelsin
| لَكُمْ: yalnız size
| وَجْهُ: yüzü
| أَبِيكُمْ: babanızın
| وَتَكُونُوا: olursunuz
| مِنْ:
| بَعْدِهِ: ondan sonra
| قَوْمًا: bir topluluk
| صَالِحِينَ: iyi
| (12:9)|قَالَ: dedi
| قَائِلٌ: bir sözcü
| مِنْهُمْ: içlerinden
| لَا:
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| يُوسُفَ: Yusuf'u
| وَأَلْقُوهُ: onu atın
| فِي:
| غَيَابَتِ: dibine
| الْجُبِّ: kuyunun
| يَلْتَقِطْهُ: onu (görüp) alsın
| بَعْضُ: biri
| السَّيَّارَةِ: kervanlardan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| فَاعِلِينَ: yapacak
| (12:10)

| قَائِلٌ: bir sözcü
| مِنْهُمْ: içlerinden
| لَا:
| تَقْتُلُوا: öldürmeyin
| يُوسُفَ: Yusuf'u
| وَأَلْقُوهُ: onu atın
| فِي:
| غَيَابَتِ: dibine
| الْجُبِّ: kuyunun
| يَلْتَقِطْهُ: onu (görüp) alsın
| بَعْضُ: biri
| السَّيَّارَةِ: kervanlardan
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| فَاعِلِينَ: yapacak
| (12:10)|قَالُوا: dediler ki
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَانَا: babamız
| مَا: neden
| لَكَ: sen
| لَا:
| تَأْمَنَّا: bize güvenmiyorsun
| عَلَىٰ: hakkında
| يُوسُفَ: Yusuf
| وَإِنَّا: oysa biz
| لَهُ: ona
| لَنَاصِحُونَ: öğüt verenleriz
| (12:11)

| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَانَا: babamız
| مَا: neden
| لَكَ: sen
| لَا:
| تَأْمَنَّا: bize güvenmiyorsun
| عَلَىٰ: hakkında
| يُوسُفَ: Yusuf
| وَإِنَّا: oysa biz
| لَهُ: ona
| لَنَاصِحُونَ: öğüt verenleriz
| (12:11)|أَرْسِلْهُ: onu gönder
| مَعَنَا: bizimle beraber
| غَدًا: yarın
| يَرْتَعْ: gezsin
| وَيَلْعَبْ: ve oynasın
| وَإِنَّا: ve biz elbette
| لَهُ: onu
| لَحَافِظُونَ: koruruz
| (12:12)

| مَعَنَا: bizimle beraber
| غَدًا: yarın
| يَرْتَعْ: gezsin
| وَيَلْعَبْ: ve oynasın
| وَإِنَّا: ve biz elbette
| لَهُ: onu
| لَحَافِظُونَ: koruruz
| (12:12)|قَالَ: dedi ki
| إِنِّي: şüphesiz
| لَيَحْزُنُنِي: beni üzer
| أَنْ:
| تَذْهَبُوا: götürmeniz
| بِهِ: onu
| وَأَخَافُ: ve korkarım
| أَنْ: diye
| يَأْكُلَهُ: onu yer
| الذِّئْبُ: bir kurt
| وَأَنْتُمْ: sizin
| عَنْهُ: ondan
| غَافِلُونَ: haberiniz yokken
| (12:13)

| إِنِّي: şüphesiz
| لَيَحْزُنُنِي: beni üzer
| أَنْ:
| تَذْهَبُوا: götürmeniz
| بِهِ: onu
| وَأَخَافُ: ve korkarım
| أَنْ: diye
| يَأْكُلَهُ: onu yer
| الذِّئْبُ: bir kurt
| وَأَنْتُمْ: sizin
| عَنْهُ: ondan
| غَافِلُونَ: haberiniz yokken
| (12:13)|قَالُوا: dediler ki
| لَئِنْ: andolsun
| أَكَلَهُ: onu yerse
| الذِّئْبُ: kurt
| وَنَحْنُ: biz (olduğumuz halde)
| عُصْبَةٌ: bir topluluk
| إِنَّا: elbette biz
| إِذًا: o zaman
| لَخَاسِرُونَ: tamamen kaybedenlerdeniz
| (12:14)

| لَئِنْ: andolsun
| أَكَلَهُ: onu yerse
| الذِّئْبُ: kurt
| وَنَحْنُ: biz (olduğumuz halde)
| عُصْبَةٌ: bir topluluk
| إِنَّا: elbette biz
| إِذًا: o zaman
| لَخَاسِرُونَ: tamamen kaybedenlerdeniz
| (12:14)|فَلَمَّا: nihayet
| ذَهَبُوا: götürdüler
| بِهِ: onu
| وَأَجْمَعُوا: ve karar verdiler
| أَنْ:
| يَجْعَلُوهُ: atmaya
| فِي:
| غَيَابَتِ: dibine
| الْجُبِّ: kuyunun
| وَأَوْحَيْنَا: ve biz vahyettik
| إِلَيْهِ: O'na
| لَتُنَبِّئَنَّهُمْ: andolsun haber vereceksin
| بِأَمْرِهِمْ: onların işlerini
| هَٰذَا: bu
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا: hiç değillerken
| يَشْعُرُونَ: farkında
| (12:15)

| ذَهَبُوا: götürdüler
| بِهِ: onu
| وَأَجْمَعُوا: ve karar verdiler
| أَنْ:
| يَجْعَلُوهُ: atmaya
| فِي:
| غَيَابَتِ: dibine
| الْجُبِّ: kuyunun
| وَأَوْحَيْنَا: ve biz vahyettik
| إِلَيْهِ: O'na
| لَتُنَبِّئَنَّهُمْ: andolsun haber vereceksin
| بِأَمْرِهِمْ: onların işlerini
| هَٰذَا: bu
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا: hiç değillerken
| يَشْعُرُونَ: farkında
| (12:15)|وَجَاءُوا: ve geldiler
| أَبَاهُمْ: babalarına
| عِشَاءً: akşamleyin
| يَبْكُونَ: ağlayarak
| (12:16)

| أَبَاهُمْ: babalarına
| عِشَاءً: akşamleyin
| يَبْكُونَ: ağlayarak
| (12:16)|قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَانَا: babamız
| إِنَّا: biz
| ذَهَبْنَا: gittik
| نَسْتَبِقُ: yarışıyorduk
| وَتَرَكْنَا: ve bırakmıştık
| يُوسُفَ: Yusuf'u
| عِنْدَ: yanında
| مَتَاعِنَا: yiyeceğimizin
| فَأَكَلَهُ: onu yemiş
| الذِّئْبُ: kurt
| وَمَا: fakat değilsin
| أَنْتَ: sen
| بِمُؤْمِنٍ: inanacak
| لَنَا: bize
| وَلَوْ: şayet
| كُنَّا: (söylesek de)
| صَادِقِينَ: dosdoğru
| (12:17)

| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَانَا: babamız
| إِنَّا: biz
| ذَهَبْنَا: gittik
| نَسْتَبِقُ: yarışıyorduk
| وَتَرَكْنَا: ve bırakmıştık
| يُوسُفَ: Yusuf'u
| عِنْدَ: yanında
| مَتَاعِنَا: yiyeceğimizin
| فَأَكَلَهُ: onu yemiş
| الذِّئْبُ: kurt
| وَمَا: fakat değilsin
| أَنْتَ: sen
| بِمُؤْمِنٍ: inanacak
| لَنَا: bize
| وَلَوْ: şayet
| كُنَّا: (söylesek de)
| صَادِقِينَ: dosdoğru
| (12:17)|وَجَاءُوا: ve getirdiler
| عَلَىٰ: üzeri
| قَمِيصِهِ: gömleğinin
| بِدَمٍ: kanlı
| كَذِبٍ: yalandan
| قَالَ: dedi ki
| بَلْ: herhalde
| سَوَّلَتْ: aldattıp sürüklemiş
| لَكُمْ: sizi
| أَنْفُسُكُمْ: nefisleriniz
| أَمْرًا: bir işe
| فَصَبْرٌ: artık (tek çarem) sabretmektir
| جَمِيلٌ: güzelce
| وَاللَّهُ: ancak Allan'tan
| الْمُسْتَعَانُ: yardım istenir
| عَلَىٰ: kaşı
| مَا:
| تَصِفُونَ: dediğinize
| (12:18)

| عَلَىٰ: üzeri
| قَمِيصِهِ: gömleğinin
| بِدَمٍ: kanlı
| كَذِبٍ: yalandan
| قَالَ: dedi ki
| بَلْ: herhalde
| سَوَّلَتْ: aldattıp sürüklemiş
| لَكُمْ: sizi
| أَنْفُسُكُمْ: nefisleriniz
| أَمْرًا: bir işe
| فَصَبْرٌ: artık (tek çarem) sabretmektir
| جَمِيلٌ: güzelce
| وَاللَّهُ: ancak Allan'tan
| الْمُسْتَعَانُ: yardım istenir
| عَلَىٰ: kaşı
| مَا:
| تَصِفُونَ: dediğinize
| (12:18)|وَجَاءَتْ: ve geldi
| سَيَّارَةٌ: bir kervan
| فَأَرْسَلُوا: gönderdiler
| وَارِدَهُمْ: sucularını
| فَأَدْلَىٰ: sarkıttı
| دَلْوَهُ: kovasını
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| بُشْرَىٰ: müjde!
| هَٰذَا: bu
| غُلَامٌ: bir oğlan!
| وَأَسَرُّوهُ: ve onu sakladılar
| بِضَاعَةً: ticaret için
| وَاللَّهُ: halbuki Allah
| عَلِيمٌ: biliyordu
| بِمَا: şeyleri
| يَعْمَلُونَ: onların yaptıkları
| (12:19)

| سَيَّارَةٌ: bir kervan
| فَأَرْسَلُوا: gönderdiler
| وَارِدَهُمْ: sucularını
| فَأَدْلَىٰ: sarkıttı
| دَلْوَهُ: kovasını
| قَالَ: dedi ki
| يَا: EY/HEY/AH
| بُشْرَىٰ: müjde!
| هَٰذَا: bu
| غُلَامٌ: bir oğlan!
| وَأَسَرُّوهُ: ve onu sakladılar
| بِضَاعَةً: ticaret için
| وَاللَّهُ: halbuki Allah
| عَلِيمٌ: biliyordu
| بِمَا: şeyleri
| يَعْمَلُونَ: onların yaptıkları
| (12:19)|وَشَرَوْهُ: ve onu sattılar
| بِثَمَنٍ: bir pahaya
| بَخْسٍ: düşük
| دَرَاهِمَ: paraya
| مَعْدُودَةٍ: birkaç
| وَكَانُوا: ve idiler
| فِيهِ: ona karşı
| مِنَ:
| الزَّاهِدِينَ: isteksiz
| (12:20)

| بِثَمَنٍ: bir pahaya
| بَخْسٍ: düşük
| دَرَاهِمَ: paraya
| مَعْدُودَةٍ: birkaç
| وَكَانُوا: ve idiler
| فِيهِ: ona karşı
| مِنَ:
| الزَّاهِدِينَ: isteksiz
| (12:20)|وَقَالَ: ve dedi ki
| الَّذِي: kimse
| اشْتَرَاهُ: onu satın alan
| مِنْ:
| مِصْرَ: Mısır'lı
| لِامْرَأَتِهِ: karısına
| أَكْرِمِي: ona kıymet ver
| مَثْوَاهُ: iyi bak
| عَسَىٰ: belki
| أَنْ:
| يَنْفَعَنَا: bize yararı dokunur
| أَوْ: ya da
| نَتَّخِذَهُ: onu ediniriz
| وَلَدًا: evlad
| وَكَذَٰلِكَ: ve böylece
| مَكَّنَّا: bir imkan verdik
| لِيُوسُفَ: Yusuf'a
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| وَلِنُعَلِّمَهُ: ve ona öğrettik
| مِنْ:
| تَأْوِيلِ: yorumunu
| الْأَحَادِيثِ: düşlerin
| وَاللَّهُ: ve Allah
| غَالِبٌ: galip olandır
| عَلَىٰ:
| أَمْرِهِ: işinde
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (12:21)

| الَّذِي: kimse
| اشْتَرَاهُ: onu satın alan
| مِنْ:
| مِصْرَ: Mısır'lı
| لِامْرَأَتِهِ: karısına
| أَكْرِمِي: ona kıymet ver
| مَثْوَاهُ: iyi bak
| عَسَىٰ: belki
| أَنْ:
| يَنْفَعَنَا: bize yararı dokunur
| أَوْ: ya da
| نَتَّخِذَهُ: onu ediniriz
| وَلَدًا: evlad
| وَكَذَٰلِكَ: ve böylece
| مَكَّنَّا: bir imkan verdik
| لِيُوسُفَ: Yusuf'a
| فِي:
| الْأَرْضِ: o yerde
| وَلِنُعَلِّمَهُ: ve ona öğrettik
| مِنْ:
| تَأْوِيلِ: yorumunu
| الْأَحَادِيثِ: düşlerin
| وَاللَّهُ: ve Allah
| غَالِبٌ: galip olandır
| عَلَىٰ:
| أَمْرِهِ: işinde
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (12:21)|وَلَمَّا: ne zaman ki
| بَلَغَ: erişince
| أَشُدَّهُ: kuvvetli çağına
| اتَيْنَاهُ: ona verdik
| حُكْمًا: hüküm
| وَعِلْمًا: ve ilim
| وَكَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: mükafatlandırırız
| الْمُحْسِنِينَ: güzel hareket edenleri
| (12:22)

| بَلَغَ: erişince
| أَشُدَّهُ: kuvvetli çağına
| اتَيْنَاهُ: ona verdik
| حُكْمًا: hüküm
| وَعِلْمًا: ve ilim
| وَكَذَٰلِكَ: işte böyle
| نَجْزِي: mükafatlandırırız
| الْمُحْسِنِينَ: güzel hareket edenleri
| (12:22)|وَرَاوَدَتْهُ: ve murad almak istedi
| الَّتِي: kadın
| هُوَ: o (Yusuf)
| فِي: --nda
| بَيْتِهَا: Yapısı
| عَنْ:
| نَفْسِهِ: onun nefsinden
| وَغَلَّقَتِ: ve kilitledi
| الْأَبْوَابَ: kapıları
| وَقَالَتْ: ve dedi
| هَيْتَ: haydi gelsene
| لَكَ: sen
| قَالَ: dedi
| مَعَاذَ: sığınırım
| اللَّهِ: Allah'a
| إِنَّهُ: şüphesiz
| رَبِّي: efendim
| أَحْسَنَ: en güzel şekilde
| مَثْوَايَ: bana baktı
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَا:
| يُفْلِحُ: iflah olmaz
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (12:23)

| الَّتِي: kadın
| هُوَ: o (Yusuf)
| فِي: --nda
| بَيْتِهَا: Yapısı
| عَنْ:
| نَفْسِهِ: onun nefsinden
| وَغَلَّقَتِ: ve kilitledi
| الْأَبْوَابَ: kapıları
| وَقَالَتْ: ve dedi
| هَيْتَ: haydi gelsene
| لَكَ: sen
| قَالَ: dedi
| مَعَاذَ: sığınırım
| اللَّهِ: Allah'a
| إِنَّهُ: şüphesiz
| رَبِّي: efendim
| أَحْسَنَ: en güzel şekilde
| مَثْوَايَ: bana baktı
| إِنَّهُ: şüphesiz
| لَا:
| يُفْلِحُ: iflah olmaz
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| (12:23)|وَلَقَدْ: andolsun
| هَمَّتْ: kadın arzu etmişti
| بِهِ: onu
| وَهَمَّ: o da arzu etmişti
| بِهَا: onu
| لَوْلَا: eğer
| أَنْ:
| رَأَىٰ: görmeseydi
| بُرْهَانَ: doğruyu gösteren delilini
| رَبِّهِ: Rabbinin
| كَذَٰلِكَ: böylece
| لِنَصْرِفَ: çevirmek istedik
| عَنْهُ: ondan
| السُّوءَ: kötülüğü
| وَالْفَحْشَاءَ: ve fuhşu
| إِنَّهُ: çünkü o
| مِنْ:
| عِبَادِنَا: kullarımızdandır
| الْمُخْلَصِينَ: ihlasa erdirilmiş
| (12:24)

| هَمَّتْ: kadın arzu etmişti
| بِهِ: onu
| وَهَمَّ: o da arzu etmişti
| بِهَا: onu
| لَوْلَا: eğer
| أَنْ:
| رَأَىٰ: görmeseydi
| بُرْهَانَ: doğruyu gösteren delilini
| رَبِّهِ: Rabbinin
| كَذَٰلِكَ: böylece
| لِنَصْرِفَ: çevirmek istedik
| عَنْهُ: ondan
| السُّوءَ: kötülüğü
| وَالْفَحْشَاءَ: ve fuhşu
| إِنَّهُ: çünkü o
| مِنْ:
| عِبَادِنَا: kullarımızdandır
| الْمُخْلَصِينَ: ihlasa erdirilmiş
| (12:24)|وَاسْتَبَقَا: ve koşuştular
| الْبَابَ: kapıya doğru
| وَقَدَّتْ: ve kadın yırttı
| قَمِيصَهُ: gömleğini
| مِنْ:
| دُبُرٍ: arkasından
| وَأَلْفَيَا: ve rastladılar
| سَيِّدَهَا: kadının kocasına
| لَدَى: yanında
| الْبَابِ: kapının
| قَالَتْ: (kadın) dedi ki
| مَا: nedir?
| جَزَاءُ: cezası
| مَنْ: kimsenin
| أَرَادَ: isteyen
| بِأَهْلِكَ: senin ailene
| سُوءًا: kötülük
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| يُسْجَنَ: hapsolunmaktan
| أَوْ: veya
| عَذَابٌ: bir azaptan
| أَلِيمٌ: acıklı
| (12:25)

| الْبَابَ: kapıya doğru
| وَقَدَّتْ: ve kadın yırttı
| قَمِيصَهُ: gömleğini
| مِنْ:
| دُبُرٍ: arkasından
| وَأَلْفَيَا: ve rastladılar
| سَيِّدَهَا: kadının kocasına
| لَدَى: yanında
| الْبَابِ: kapının
| قَالَتْ: (kadın) dedi ki
| مَا: nedir?
| جَزَاءُ: cezası
| مَنْ: kimsenin
| أَرَادَ: isteyen
| بِأَهْلِكَ: senin ailene
| سُوءًا: kötülük
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| يُسْجَنَ: hapsolunmaktan
| أَوْ: veya
| عَذَابٌ: bir azaptan
| أَلِيمٌ: acıklı
| (12:25)|قَالَ: (Yusuf) dedi ki
| هِيَ: O
| رَاوَدَتْنِي: murad almak istedi
| عَنْ:
| نَفْسِي: benden
| وَشَهِدَ: ve şahidlik etti
| شَاهِدٌ: bir şahid
| مِنْ: -nden
| أَهْلِهَا: kadının ailesi-
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| قَمِيصُهُ: gömleği
| قُدَّ: yırtılmış
| مِنْ:
| قُبُلٍ: önden
| فَصَدَقَتْ: kadın doğrudur
| وَهُوَ: o ise
| مِنَ:
| الْكَاذِبِينَ: yalancılardandır
| (12:26)

| هِيَ: O
| رَاوَدَتْنِي: murad almak istedi
| عَنْ:
| نَفْسِي: benden
| وَشَهِدَ: ve şahidlik etti
| شَاهِدٌ: bir şahid
| مِنْ: -nden
| أَهْلِهَا: kadının ailesi-
| إِنْ: eğer
| كَانَ: ise
| قَمِيصُهُ: gömleği
| قُدَّ: yırtılmış
| مِنْ:
| قُبُلٍ: önden
| فَصَدَقَتْ: kadın doğrudur
| وَهُوَ: o ise
| مِنَ:
| الْكَاذِبِينَ: yalancılardandır
| (12:26)|وَإِنْ: ve şayet
| كَانَ: ise
| قَمِيصُهُ: onun gömleği
| قُدَّ: yırtılmış
| مِنْ:
| دُبُرٍ: arkadan
| فَكَذَبَتْ: kadın yalancıdır
| وَهُوَ: o ise
| مِنَ:
| الصَّادِقِينَ: doğrulardandır
| (12:27)

| كَانَ: ise
| قَمِيصُهُ: onun gömleği
| قُدَّ: yırtılmış
| مِنْ:
| دُبُرٍ: arkadan
| فَكَذَبَتْ: kadın yalancıdır
| وَهُوَ: o ise
| مِنَ:
| الصَّادِقِينَ: doğrulardandır
| (12:27)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَأَىٰ: gördüler
| قَمِيصَهُ: gömleğinin
| قُدَّ: yırtıldığını
| مِنْ:
| دُبُرٍ: arkadan
| قَالَ: (kadına) dedi ki
| إِنَّهُ: şüphesiz bu
| مِنْ:
| كَيْدِكُنَّ: sizin hilenizdir
| إِنَّ: gerçekten
| كَيْدَكُنَّ: sizin hileniz
| عَظِيمٌ: büyüktür
| (12:28)

| رَأَىٰ: gördüler
| قَمِيصَهُ: gömleğinin
| قُدَّ: yırtıldığını
| مِنْ:
| دُبُرٍ: arkadan
| قَالَ: (kadına) dedi ki
| إِنَّهُ: şüphesiz bu
| مِنْ:
| كَيْدِكُنَّ: sizin hilenizdir
| إِنَّ: gerçekten
| كَيْدَكُنَّ: sizin hileniz
| عَظِيمٌ: büyüktür
| (12:28)|يُوسُفُ: Yusuf
| أَعْرِضْ: sen vazgeç
| عَنْ:
| هَٰذَا: bundan
| وَاسْتَغْفِرِي: (kadın) sen de bağışlanmasını dile
| لِذَنْبِكِ: günahının
| إِنَّكِ: çünkü sen
| كُنْتِ: oldun
| مِنَ:
| الْخَاطِئِينَ: günahkarlardan
| (12:29)

| أَعْرِضْ: sen vazgeç
| عَنْ:
| هَٰذَا: bundan
| وَاسْتَغْفِرِي: (kadın) sen de bağışlanmasını dile
| لِذَنْبِكِ: günahının
| إِنَّكِ: çünkü sen
| كُنْتِ: oldun
| مِنَ:
| الْخَاطِئِينَ: günahkarlardan
| (12:29)|وَقَالَ: ve dediler ki
| نِسْوَةٌ: birtakım kadınlar
| فِي:
| الْمَدِينَةِ: şehirde
| امْرَأَتُ: karısı
| الْعَزِيزِ: Vezir'in
| تُرَاوِدُ: murad almak istemiş
| فَتَاهَا: uşağının
| عَنْ:
| نَفْسِهِ: nefsinden
| قَدْ: muhakak
| شَغَفَهَا: onun bağrını yakmış
| حُبًّا: sevda
| إِنَّا: elbette biz
| لَنَرَاهَا: onu görüyoruz
| فِي: içinde
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: açık
| (12:30)

| نِسْوَةٌ: birtakım kadınlar
| فِي:
| الْمَدِينَةِ: şehirde
| امْرَأَتُ: karısı
| الْعَزِيزِ: Vezir'in
| تُرَاوِدُ: murad almak istemiş
| فَتَاهَا: uşağının
| عَنْ:
| نَفْسِهِ: nefsinden
| قَدْ: muhakak
| شَغَفَهَا: onun bağrını yakmış
| حُبًّا: sevda
| إِنَّا: elbette biz
| لَنَرَاهَا: onu görüyoruz
| فِي: içinde
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: açık
| (12:30)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| سَمِعَتْ: (kadın) işitti
| بِمَكْرِهِنَّ: onların hilelerini
| أَرْسَلَتْ: (haber) gönderdi
| إِلَيْهِنَّ: onlara
| وَأَعْتَدَتْ: ve hazırladı
| لَهُنَّ: onlar için
| مُتَّكَأً: dayanacak yastıklar
| وَاتَتْ: ve verdi
| كُلَّ: her
| وَاحِدَةٍ: birine
| مِنْهُنَّ: onlardan
| سِكِّينًا: birer bıçak
| وَقَالَتِ: ve dedi
| اخْرُجْ: çık!
| عَلَيْهِنَّ: karşılarına
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَأَيْنَهُ: O'nu görünce
| أَكْبَرْنَهُ: onu (gözlerinde) büyüttüler
| وَقَطَّعْنَ: ve kestiler
| أَيْدِيَهُنَّ: ellerini
| وَقُلْنَ: ve dediler
| حَاشَ: haşa
| لِلَّهِ: Allah için
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| بَشَرًا: insan
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: ancak
| مَلَكٌ: bir melektir
| كَرِيمٌ: güzel
| (12:31)

| سَمِعَتْ: (kadın) işitti
| بِمَكْرِهِنَّ: onların hilelerini
| أَرْسَلَتْ: (haber) gönderdi
| إِلَيْهِنَّ: onlara
| وَأَعْتَدَتْ: ve hazırladı
| لَهُنَّ: onlar için
| مُتَّكَأً: dayanacak yastıklar
| وَاتَتْ: ve verdi
| كُلَّ: her
| وَاحِدَةٍ: birine
| مِنْهُنَّ: onlardan
| سِكِّينًا: birer bıçak
| وَقَالَتِ: ve dedi
| اخْرُجْ: çık!
| عَلَيْهِنَّ: karşılarına
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَأَيْنَهُ: O'nu görünce
| أَكْبَرْنَهُ: onu (gözlerinde) büyüttüler
| وَقَطَّعْنَ: ve kestiler
| أَيْدِيَهُنَّ: ellerini
| وَقُلْنَ: ve dediler
| حَاشَ: haşa
| لِلَّهِ: Allah için
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| بَشَرًا: insan
| إِنْ:
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: ancak
| مَلَكٌ: bir melektir
| كَرِيمٌ: güzel
| (12:31)|قَالَتْ: dedi ki
| فَذَٰلِكُنَّ: işte siz
| الَّذِي: ki
| لُمْتُنَّنِي: beni kınamıştınız
| فِيهِ: bunun için
| وَلَقَدْ: andolsun
| رَاوَدْتُهُ: ben murad almak istedim
| عَنْ:
| نَفْسِهِ: kendisinden
| فَاسْتَعْصَمَ: o reddetti
| وَلَئِنْ: ama
| لَمْ:
| يَفْعَلْ: yapmazsa
| مَا: şeyi
| امُرُهُ: emrettiğim
| لَيُسْجَنَنَّ: elbette zindana atılacaktır
| وَلَيَكُونًا: ve olacaktır
| مِنَ:
| الصَّاغِرِينَ: alçalanlardan
| (12:32)

| فَذَٰلِكُنَّ: işte siz
| الَّذِي: ki
| لُمْتُنَّنِي: beni kınamıştınız
| فِيهِ: bunun için
| وَلَقَدْ: andolsun
| رَاوَدْتُهُ: ben murad almak istedim
| عَنْ:
| نَفْسِهِ: kendisinden
| فَاسْتَعْصَمَ: o reddetti
| وَلَئِنْ: ama
| لَمْ:
| يَفْعَلْ: yapmazsa
| مَا: şeyi
| امُرُهُ: emrettiğim
| لَيُسْجَنَنَّ: elbette zindana atılacaktır
| وَلَيَكُونًا: ve olacaktır
| مِنَ:
| الصَّاغِرِينَ: alçalanlardan
| (12:32)|قَالَ: (Yusuf) dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| السِّجْنُ: zindan
| أَحَبُّ: daha iyidir
| إِلَيَّ: bana göre
| مِمَّا: şeyden
| يَدْعُونَنِي: beni çağırdığı
| إِلَيْهِ: bunların
| وَإِلَّا: ve eğer
| تَصْرِفْ: savmazsan
| عَنِّي: benden
| كَيْدَهُنَّ: onların hilelerini
| أَصْبُ: kayarım
| إِلَيْهِنَّ: onlara
| وَأَكُنْ: ve olurum
| مِنَ:
| الْجَاهِلِينَ: cahillerden
| (12:33)

| رَبِّ: Rabbim
| السِّجْنُ: zindan
| أَحَبُّ: daha iyidir
| إِلَيَّ: bana göre
| مِمَّا: şeyden
| يَدْعُونَنِي: beni çağırdığı
| إِلَيْهِ: bunların
| وَإِلَّا: ve eğer
| تَصْرِفْ: savmazsan
| عَنِّي: benden
| كَيْدَهُنَّ: onların hilelerini
| أَصْبُ: kayarım
| إِلَيْهِنَّ: onlara
| وَأَكُنْ: ve olurum
| مِنَ:
| الْجَاهِلِينَ: cahillerden
| (12:33)|فَاسْتَجَابَ: du'asını kabul etti
| لَهُ: onun
| رَبُّهُ: Rabbi
| فَصَرَفَ: savdı
| عَنْهُ: ondan
| كَيْدَهُنَّ: onların hilelerini
| إِنَّهُ: şüphesiz
| هُوَ: O
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْعَلِيمُ: bilendir
| (12:34)

| لَهُ: onun
| رَبُّهُ: Rabbi
| فَصَرَفَ: savdı
| عَنْهُ: ondan
| كَيْدَهُنَّ: onların hilelerini
| إِنَّهُ: şüphesiz
| هُوَ: O
| السَّمِيعُ: işitendir
| الْعَلِيمُ: bilendir
| (12:34)|ثُمَّ: sonra
| بَدَا: uygun geldi
| لَهُمْ: onlara
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra (bile)
| مَا:
| رَأَوُا: gördükten
| الْايَاتِ: delilleri
| لَيَسْجُنُنَّهُ: onu zindana atmaları
| حَتَّىٰ: kadar
| حِينٍ: bir süreye
| (12:35)

| بَدَا: uygun geldi
| لَهُمْ: onlara
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra (bile)
| مَا:
| رَأَوُا: gördükten
| الْايَاتِ: delilleri
| لَيَسْجُنُنَّهُ: onu zindana atmaları
| حَتَّىٰ: kadar
| حِينٍ: bir süreye
| (12:35)|وَدَخَلَ: ve girdi
| مَعَهُ: onunla beraber
| السِّجْنَ: zindana
| فَتَيَانِ: iki genç daha
| قَالَ: dedi ki
| أَحَدُهُمَا: onlardan biri
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَرَانِي: (düşümde) görüyorum
| أَعْصِرُ: sıktığımı
| خَمْرًا: şarap
| وَقَالَ: ve dedi
| الْاخَرُ: öteki de
| إِنِّي: ben de
| أَرَانِي: görüyorum ki
| أَحْمِلُ: taşıyorum
| فَوْقَ: üstünde
| رَأْسِي: başımın
| خُبْزًا: ekmek
| تَأْكُلُ: yiyor
| الطَّيْرُ: kuşlar
| مِنْهُ: ondan
| نَبِّئْنَا: bize haber ver
| بِتَأْوِيلِهِ: bunun yorumunu
| إِنَّا: zira biz
| نَرَاكَ: seni görüyoruz
| مِنَ:
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananlardan
| (12:36)

| مَعَهُ: onunla beraber
| السِّجْنَ: zindana
| فَتَيَانِ: iki genç daha
| قَالَ: dedi ki
| أَحَدُهُمَا: onlardan biri
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَرَانِي: (düşümde) görüyorum
| أَعْصِرُ: sıktığımı
| خَمْرًا: şarap
| وَقَالَ: ve dedi
| الْاخَرُ: öteki de
| إِنِّي: ben de
| أَرَانِي: görüyorum ki
| أَحْمِلُ: taşıyorum
| فَوْقَ: üstünde
| رَأْسِي: başımın
| خُبْزًا: ekmek
| تَأْكُلُ: yiyor
| الطَّيْرُ: kuşlar
| مِنْهُ: ondan
| نَبِّئْنَا: bize haber ver
| بِتَأْوِيلِهِ: bunun yorumunu
| إِنَّا: zira biz
| نَرَاكَ: seni görüyoruz
| مِنَ:
| الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananlardan
| (12:36)|قَالَ: (Yusuf) şöyle dedi
| لَا:
| يَأْتِيكُمَا: size gelmez
| طَعَامٌ: bir yemek
| تُرْزَقَانِهِ: rızık olarak verilen
| إِلَّا: mutlaka
| نَبَّأْتُكُمَا: size haber vermiş olurum
| بِتَأْوِيلِهِ: bunun yorumunu
| قَبْلَ: önceden
| أَنْ:
| يَأْتِيَكُمَا: size gelmeden
| ذَٰلِكُمَا: bu
| مِمَّا: şeylerdendir
| عَلَّمَنِي: bana öğrettiği
| رَبِّي: Rabbimin
| إِنِّي: şüphesiz ben
| تَرَكْتُ: terk ettim
| مِلَّةَ: dinini
| قَوْمٍ: bir kavmin
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmıyorlar
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahireti
| هُمْ: onlar
| كَافِرُونَ: inkar ediyorlar
| (12:37)

| لَا:
| يَأْتِيكُمَا: size gelmez
| طَعَامٌ: bir yemek
| تُرْزَقَانِهِ: rızık olarak verilen
| إِلَّا: mutlaka
| نَبَّأْتُكُمَا: size haber vermiş olurum
| بِتَأْوِيلِهِ: bunun yorumunu
| قَبْلَ: önceden
| أَنْ:
| يَأْتِيَكُمَا: size gelmeden
| ذَٰلِكُمَا: bu
| مِمَّا: şeylerdendir
| عَلَّمَنِي: bana öğrettiği
| رَبِّي: Rabbimin
| إِنِّي: şüphesiz ben
| تَرَكْتُ: terk ettim
| مِلَّةَ: dinini
| قَوْمٍ: bir kavmin
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmıyorlar
| بِاللَّهِ: Allah'a
| وَهُمْ: ve onlar
| بِالْاخِرَةِ: ahireti
| هُمْ: onlar
| كَافِرُونَ: inkar ediyorlar
| (12:37)|وَاتَّبَعْتُ: ve uydum
| مِلَّةَ: dinine
| ابَائِي: atalarım
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'in
| وَإِسْحَاقَ: ve İshak'ın
| وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub'un
| مَا: (hakkımız) yoktur
| كَانَ:
| لَنَا: bizim
| أَنْ:
| نُشْرِكَ: ortak koşmağa
| بِاللَّهِ: Allah'a
| مِنْ: herhangi bir
| شَيْءٍ: şeyi
| ذَٰلِكَ: bu
| مِنْ:
| فَضْلِ: bir lutfudur
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْنَا: üzerimize
| وَعَلَى: ve üzerine
| النَّاسِ: insanların
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَشْكُرُونَ: şükretmezler
| (12:38)

| مِلَّةَ: dinine
| ابَائِي: atalarım
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'in
| وَإِسْحَاقَ: ve İshak'ın
| وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub'un
| مَا: (hakkımız) yoktur
| كَانَ:
| لَنَا: bizim
| أَنْ:
| نُشْرِكَ: ortak koşmağa
| بِاللَّهِ: Allah'a
| مِنْ: herhangi bir
| شَيْءٍ: şeyi
| ذَٰلِكَ: bu
| مِنْ:
| فَضْلِ: bir lutfudur
| اللَّهِ: Allah'ın
| عَلَيْنَا: üzerimize
| وَعَلَى: ve üzerine
| النَّاسِ: insanların
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَشْكُرُونَ: şükretmezler
| (12:38)|يَا: EY/HEY/AH
| صَاحِبَيِ: arkadaşlarım
| السِّجْنِ: zindan
| أَأَرْبَابٌ: tanrılar mı?
| مُتَفَرِّقُونَ: çeşitli
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| أَمِ: yoksa
| اللَّهُ: Allah (mı?)
| الْوَاحِدُ: tek
| الْقَهَّارُ: kahhar olan
| (12:39)

| صَاحِبَيِ: arkadaşlarım
| السِّجْنِ: zindan
| أَأَرْبَابٌ: tanrılar mı?
| مُتَفَرِّقُونَ: çeşitli
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| أَمِ: yoksa
| اللَّهُ: Allah (mı?)
| الْوَاحِدُ: tek
| الْقَهَّارُ: kahhar olan
| (12:39)|مَا:
| تَعْبُدُونَ: siz tapmıyorsunuz
| مِنْ:
| دُونِهِ: o'nu bırakıp
| إِلَّا: başkasına
| أَسْمَاءً: (boş) isimlerden
| سَمَّيْتُمُوهَا: isimlendirdiği
| أَنْتُمْ: sizin
| وَابَاؤُكُمْ: ve atalarınızın
| مَا:
| أَنْزَلَ: indirmemiştir
| اللَّهُ: Allah
| بِهَا: onlar hakkında
| مِنْ: hiçbir
| سُلْطَانٍ: delil
| إِنِ: yoktur
| الْحُكْمُ: (hiçbir) Hüküm
| إِلَّا: dışında
| لِلَّهِ: Allah'ın
| أَمَرَ: O emretmiştir
| أَلَّا:
| تَعْبُدُوا: tapmamanızı
| إِلَّا: başkasına
| إِيَّاهُ: kendisinden
| ذَٰلِكَ: işte budur
| الدِّينُ: din
| الْقَيِّمُ: doğru
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (12:40)

| تَعْبُدُونَ: siz tapmıyorsunuz
| مِنْ:
| دُونِهِ: o'nu bırakıp
| إِلَّا: başkasına
| أَسْمَاءً: (boş) isimlerden
| سَمَّيْتُمُوهَا: isimlendirdiği
| أَنْتُمْ: sizin
| وَابَاؤُكُمْ: ve atalarınızın
| مَا:
| أَنْزَلَ: indirmemiştir
| اللَّهُ: Allah
| بِهَا: onlar hakkında
| مِنْ: hiçbir
| سُلْطَانٍ: delil
| إِنِ: yoktur
| الْحُكْمُ: (hiçbir) Hüküm
| إِلَّا: dışında
| لِلَّهِ: Allah'ın
| أَمَرَ: O emretmiştir
| أَلَّا:
| تَعْبُدُوا: tapmamanızı
| إِلَّا: başkasına
| إِيَّاهُ: kendisinden
| ذَٰلِكَ: işte budur
| الدِّينُ: din
| الْقَيِّمُ: doğru
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (12:40)|يَا: EY/HEY/AH
| صَاحِبَيِ: arkadaşlarım
| السِّجْنِ: zindan
| أَمَّا:
| أَحَدُكُمَا: ikinizden biriniz
| فَيَسْقِي: yine sunacak
| رَبَّهُ: efendisine
| خَمْرًا: şarap
| وَأَمَّا:
| الْاخَرُ: diğeri ise
| فَيُصْلَبُ: asılacak
| فَتَأْكُلُ: yiyecek
| الطَّيْرُ: kuşlar
| مِنْ:
| رَأْسِهِ: onun başından
| قُضِيَ: kesinleşmiştir
| الْأَمْرُ: iş
| الَّذِي:
| فِيهِ: hakkında
| تَسْتَفْتِيَانِ: sorduğunuz
| (12:41)

| صَاحِبَيِ: arkadaşlarım
| السِّجْنِ: zindan
| أَمَّا:
| أَحَدُكُمَا: ikinizden biriniz
| فَيَسْقِي: yine sunacak
| رَبَّهُ: efendisine
| خَمْرًا: şarap
| وَأَمَّا:
| الْاخَرُ: diğeri ise
| فَيُصْلَبُ: asılacak
| فَتَأْكُلُ: yiyecek
| الطَّيْرُ: kuşlar
| مِنْ:
| رَأْسِهِ: onun başından
| قُضِيَ: kesinleşmiştir
| الْأَمْرُ: iş
| الَّذِي:
| فِيهِ: hakkında
| تَسْتَفْتِيَانِ: sorduğunuz
| (12:41)|وَقَالَ: ve dedi ki
| لِلَّذِي: kişiye
| ظَنَّ: sandığı
| أَنَّهُ: onun
| نَاجٍ: kurtulacağını
| مِنْهُمَا: o iki kişiden
| اذْكُرْنِي: beni an
| عِنْدَ: yanında
| رَبِّكَ: efendin(kralın)ın
| فَأَنْسَاهُ: fakat ona unutturdu
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| ذِكْرَ: söylemeyi
| رَبِّهِ: efendisine
| فَلَبِثَ: (böylece) kaldı
| فِي:
| السِّجْنِ: zindanda
| بِضْعَ: birkaç
| سِنِينَ: yıl
| (12:42)

| لِلَّذِي: kişiye
| ظَنَّ: sandığı
| أَنَّهُ: onun
| نَاجٍ: kurtulacağını
| مِنْهُمَا: o iki kişiden
| اذْكُرْنِي: beni an
| عِنْدَ: yanında
| رَبِّكَ: efendin(kralın)ın
| فَأَنْسَاهُ: fakat ona unutturdu
| الشَّيْطَانُ: şeytan
| ذِكْرَ: söylemeyi
| رَبِّهِ: efendisine
| فَلَبِثَ: (böylece) kaldı
| فِي:
| السِّجْنِ: zindanda
| بِضْعَ: birkaç
| سِنِينَ: yıl
| (12:42)|وَقَالَ: ve dedi ki
| الْمَلِكُ: Kral
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَرَىٰ: (düşümde) görüyorum
| سَبْعَ: yedi
| بَقَرَاتٍ: inek
| سِمَانٍ: semiz
| يَأْكُلُهُنَّ: bunları yiyor
| سَبْعٌ: yedi
| عِجَافٌ: zayıf inek
| وَسَبْعَ: ve yedi
| سُنْبُلَاتٍ: başak
| خُضْرٍ: yeşil
| وَأُخَرَ: ve diğerleri de
| يَابِسَاتٍ: kuru
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: efendiler
| أَفْتُونِي: bana anlatın
| فِي:
| رُؤْيَايَ: bu rü'yamı
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: siz
| لِلرُّؤْيَا: rü'ya
| تَعْبُرُونَ: ta'bir ediyorsanız
| (12:43)

| الْمَلِكُ: Kral
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَرَىٰ: (düşümde) görüyorum
| سَبْعَ: yedi
| بَقَرَاتٍ: inek
| سِمَانٍ: semiz
| يَأْكُلُهُنَّ: bunları yiyor
| سَبْعٌ: yedi
| عِجَافٌ: zayıf inek
| وَسَبْعَ: ve yedi
| سُنْبُلَاتٍ: başak
| خُضْرٍ: yeşil
| وَأُخَرَ: ve diğerleri de
| يَابِسَاتٍ: kuru
| يَا : EY/HEY/AH
| أَيُّهَا: SİZ!
| الْمَلَأُ: efendiler
| أَفْتُونِي: bana anlatın
| فِي:
| رُؤْيَايَ: bu rü'yamı
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: siz
| لِلرُّؤْيَا: rü'ya
| تَعْبُرُونَ: ta'bir ediyorsanız
| (12:43)|قَالُوا: dediler ki
| أَضْغَاثُ: karmakarışık
| أَحْلَامٍ: düşler
| وَمَا: değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِتَأْوِيلِ: yorumunu
| الْأَحْلَامِ: düşlerin
| بِعَالِمِينَ: bilen(kişi)ler
| (12:44)

| أَضْغَاثُ: karmakarışık
| أَحْلَامٍ: düşler
| وَمَا: değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِتَأْوِيلِ: yorumunu
| الْأَحْلَامِ: düşlerin
| بِعَالِمِينَ: bilen(kişi)ler
| (12:44)|وَقَالَ: dedi ki
| الَّذِي:
| نَجَا: kurtulanı
| مِنْهُمَا: iki kişiden
| وَادَّكَرَ: hatırladı
| بَعْدَ: sonra
| أُمَّةٍ: uzun bir süre
| أَنَا: ben
| أُنَبِّئُكُمْ: size haber veririm
| بِتَأْوِيلِهِ: onun yorumunu
| فَأَرْسِلُونِ: hemen beni gönderin
| (12:45)

| الَّذِي:
| نَجَا: kurtulanı
| مِنْهُمَا: iki kişiden
| وَادَّكَرَ: hatırladı
| بَعْدَ: sonra
| أُمَّةٍ: uzun bir süre
| أَنَا: ben
| أُنَبِّئُكُمْ: size haber veririm
| بِتَأْوِيلِهِ: onun yorumunu
| فَأَرْسِلُونِ: hemen beni gönderin
| (12:45)|يُوسُفُ: Yusuf
| أَيُّهَا: ey
| الصِّدِّيقُ: çok doğru söyleyen
| أَفْتِنَا: bize bilgi ver
| فِي: hakkında
| سَبْعِ: yedi
| بَقَرَاتٍ: ineği
| سِمَانٍ: semiz
| يَأْكُلُهُنَّ: yiyorlar
| سَبْعٌ: yedi
| عِجَافٌ: zayıf (inek)
| وَسَبْعِ: ve yedi
| سُنْبُلَاتٍ: başak
| خُضْرٍ: yeşil
| وَأُخَرَ: diğeri de
| يَابِسَاتٍ: kuru
| لَعَلِّي: umarım ki
| أَرْجِعُ: dönerim
| إِلَى:
| النَّاسِ: insanlara
| لَعَلَّهُمْ: onlar da
| يَعْلَمُونَ: bilirler
| (12:46)

| أَيُّهَا: ey
| الصِّدِّيقُ: çok doğru söyleyen
| أَفْتِنَا: bize bilgi ver
| فِي: hakkında
| سَبْعِ: yedi
| بَقَرَاتٍ: ineği
| سِمَانٍ: semiz
| يَأْكُلُهُنَّ: yiyorlar
| سَبْعٌ: yedi
| عِجَافٌ: zayıf (inek)
| وَسَبْعِ: ve yedi
| سُنْبُلَاتٍ: başak
| خُضْرٍ: yeşil
| وَأُخَرَ: diğeri de
| يَابِسَاتٍ: kuru
| لَعَلِّي: umarım ki
| أَرْجِعُ: dönerim
| إِلَى:
| النَّاسِ: insanlara
| لَعَلَّهُمْ: onlar da
| يَعْلَمُونَ: bilirler
| (12:46)|قَالَ: (Yusuf) dedi ki
| تَزْرَعُونَ: siz (ürünü) ekin
| سَبْعَ: yedi
| سِنِينَ: yıl
| دَأَبًا: âdetiniz üzere
| فَمَا: ne ki
| حَصَدْتُمْ: biçtiniz
| فَذَرُوهُ: bırakın onu
| فِي:
| سُنْبُلِهِ: başağında
| إِلَّا: hariç
| قَلِيلًا: az bir mikdar
| مِمَّا:
| تَأْكُلُونَ: yiyeceğiniz
| (12:47)

| تَزْرَعُونَ: siz (ürünü) ekin
| سَبْعَ: yedi
| سِنِينَ: yıl
| دَأَبًا: âdetiniz üzere
| فَمَا: ne ki
| حَصَدْتُمْ: biçtiniz
| فَذَرُوهُ: bırakın onu
| فِي:
| سُنْبُلِهِ: başağında
| إِلَّا: hariç
| قَلِيلًا: az bir mikdar
| مِمَّا:
| تَأْكُلُونَ: yiyeceğiniz
| (12:47)|ثُمَّ: sonra
| يَأْتِي: gelir
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: onun
| سَبْعٌ: yedi
| شِدَادٌ: zorlu (yıl)
| يَأْكُلْنَ: yeyip bitirir
| مَا:
| قَدَّمْتُمْ: önceden (biriktirdiklerinizi)
| لَهُنَّ: onlardan
| إِلَّا: dışında
| قَلِيلًا: az miktar
| مِمَّا:
| تُحْصِنُونَ: sakladığınız
| (12:48)

| يَأْتِي: gelir
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: onun
| سَبْعٌ: yedi
| شِدَادٌ: zorlu (yıl)
| يَأْكُلْنَ: yeyip bitirir
| مَا:
| قَدَّمْتُمْ: önceden (biriktirdiklerinizi)
| لَهُنَّ: onlardan
| إِلَّا: dışında
| قَلِيلًا: az miktar
| مِمَّا:
| تُحْصِنُونَ: sakladığınız
| (12:48)|ثُمَّ: sonra
| يَأْتِي: gelir
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| عَامٌ: bir yıl
| فِيهِ: o (yılda)
| يُغَاثُ: bol yağmur verilir
| النَّاسُ: insanlara
| وَفِيهِ: ve o (yıl)
| يَعْصِرُونَ: (insanlar meyve) sıkarlar
| (12:49)

| يَأْتِي: gelir
| مِنْ:
| بَعْدِ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| عَامٌ: bir yıl
| فِيهِ: o (yılda)
| يُغَاثُ: bol yağmur verilir
| النَّاسُ: insanlara
| وَفِيهِ: ve o (yıl)
| يَعْصِرُونَ: (insanlar meyve) sıkarlar
| (12:49)|وَقَالَ: dedi ki
| الْمَلِكُ: Kral
| ائْتُونِي: bana getirin
| بِهِ: onu
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُ: gelince (Yusuf'a)
| الرَّسُولُ: elçi
| قَالَ: dedi
| ارْجِعْ: dön
| إِلَىٰ:
| رَبِّكَ: efendine
| فَاسْأَلْهُ: ve ona sor
| مَا: neydi?
| بَالُ: maksadı
| النِّسْوَةِ: kadınların
| اللَّاتِي:
| قَطَّعْنَ: kesen
| أَيْدِيَهُنَّ: ellerini
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبِّي: Rabbim
| بِكَيْدِهِنَّ: onların tuzaklarını
| عَلِيمٌ: biliyor
| (12:50)

| الْمَلِكُ: Kral
| ائْتُونِي: bana getirin
| بِهِ: onu
| فَلَمَّا: ne zaman ki
| جَاءَهُ: gelince (Yusuf'a)
| الرَّسُولُ: elçi
| قَالَ: dedi
| ارْجِعْ: dön
| إِلَىٰ:
| رَبِّكَ: efendine
| فَاسْأَلْهُ: ve ona sor
| مَا: neydi?
| بَالُ: maksadı
| النِّسْوَةِ: kadınların
| اللَّاتِي:
| قَطَّعْنَ: kesen
| أَيْدِيَهُنَّ: ellerini
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبِّي: Rabbim
| بِكَيْدِهِنَّ: onların tuzaklarını
| عَلِيمٌ: biliyor
| (12:50)