| الْكِتَابِ: Kitabın
| مِنَ: (tarafın)dandır
| اللَّهِ: Allah
| الْعَزِيزِ: üstün
| الْحَكِيمِ: hüküm ve hikmet sahibi
| (45:2)
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| لَايَاتٍ: ibretler vardır
| لِلْمُؤْمِنِينَ: inananlar için
| (45:3)
| خَلْقِكُمْ: sizin yaratılışınızda
| وَمَا: ve
| يَبُثُّ: yaymakta olduğunda
| مِنْ: -dan
| دَابَّةٍ: canlılar-
| ايَاتٌ: ibretler vardır
| لِقَوْمٍ: kavimler için
| يُوقِنُونَ: kesin olarak inanan
| (45:4)
| اللَّيْلِ: gecenin
| وَالنَّهَارِ: ve gündüzün
| وَمَا: ve
| أَنْزَلَ: indirmesinde
| اللَّهُ: Allah'ın
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مِنْ: (sebebi)
| رِزْقٍ: rızık
| فَأَحْيَا: ve diriltmesinde
| بِهِ: onunla
| الْأَرْضَ: yeri
| بَعْدَ: sonra
| مَوْتِهَا: ölümünden
| وَتَصْرِيفِ: ve estirmesinde
| الرِّيَاحِ: rüzgarları
| ايَاتٌ: ibretler vardır
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَعْقِلُونَ: düşünen
| (45:5)
| ايَاتُ: ayetleridir
| اللَّهِ: Allah'ın
| نَتْلُوهَا: onları okuyoruz
| عَلَيْكَ: sana
| بِالْحَقِّ: gerçek ile
| فَبِأَيِّ: hangi
| حَدِيثٍ: söze
| بَعْدَ: sonra
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَايَاتِهِ: ve O'nun ayetlerinden
| يُؤْمِنُونَ: inanacaklar
| (45:6)
| ايَاتِ: ayetlerinin
| اللَّهِ: Allah'ın
| تُتْلَىٰ: okunduğunu
| عَلَيْهِ: kendisine
| ثُمَّ: sonra
| يُصِرُّ: direnir
| مُسْتَكْبِرًا: büyüklük taslar
| كَأَنْ: sanki
| لَمْ:
| يَسْمَعْهَا: hiç onları işitmemiş
| فَبَشِّرْهُ: onu müjdele
| بِعَذَابٍ: bir azab ile
| أَلِيمٍ: acı
| (45:8)
| عَلِمَ: öğrendiği
| مِنْ: -den
| ايَاتِنَا: bizim ayetlerimiz-
| شَيْئًا: bir şey
| اتَّخَذَهَا: onu edinir
| هُزُوًا: alay konusu
| أُولَٰئِكَ: işte
| لَهُمْ: öyleleri için vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| مُهِينٌ: alçaltıcı
| (45:9)
| وَرَائِهِمْ: ötelerinden de
| جَهَنَّمُ: cehennem
| وَلَا: ve
| يُغْنِي: bir yarar sağlamaz
| عَنْهُمْ: kendilerine
| مَا:
| كَسَبُوا: kazandıkları
| شَيْئًا: şeyler
| وَلَا: ve (sağlamaz)
| مَا: şeyler
| اتَّخَذُوا: edindikleri
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| أَوْلِيَاءَ: veliler
| وَلَهُمْ: ve Onların
| عَذَابٌ: bir azab
| عَظِيمٌ: büyük
| (45:10)
| هُدًى: yol gösterici
| وَالَّذِينَ: ve kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| بِايَاتِ: ayetlerini
| رَبِّهِمْ: Rablerinin
| لَهُمْ: onlar için vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| مِنْ:
| رِجْزٍ: çok çetin
| أَلِيمٌ: incitici
| (45:11)
| الَّذِي: O ki
| سَخَّرَ: boyun eğdirdi
| لَكُمُ: size
| الْبَحْرَ: denizi
| لِتَجْرِيَ: akıp gitsin diye
| الْفُلْكُ: gemiler
| فِيهِ: onun içinde
| بِأَمْرِهِ: buyruğuyla
| وَلِتَبْتَغُوا: ve payınızı arayasınız diye
| مِنْ: -ndan
| فَضْلِهِ: O'nun lutfu-
| وَلَعَلَّكُمْ: ve umulur ki
| تَشْكُرُونَ: şükredersiniz
| (45:12)
| لَكُمْ: size
| مَا: bulunan şeyleri
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَمَا: ve bulunan şeyleri
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| جَمِيعًا: hepsini
| مِنْهُ: kendisinden
| إِنَّ: elbette
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: ibretler
| لِقَوْمٍ: bir toplum için
| يَتَفَكَّرُونَ: düşünen
| (45:13)
| لِلَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan(lara)
| يَغْفِرُوا: affetsinler
| لِلَّذِينَ: kimseleri
| لَا:
| يَرْجُونَ: ummayan(ları)
| أَيَّامَ: günlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| لِيَجْزِيَ: cezalandırması için
| قَوْمًا: bir toplumu
| بِمَا: sebebiyle
| كَانُوا: oldukları
| يَكْسِبُونَ: yapıyorlar
| (45:14)
| عَمِلَ: yaparsa
| صَالِحًا: iyi bir iş
| فَلِنَفْسِهِ: yararı kendisinedir
| وَمَنْ: ve kim
| أَسَاءَ: kötülük yaparsa
| فَعَلَيْهَا: zararı kendisinedir
| ثُمَّ: sonunda
| إِلَىٰ:
| رَبِّكُمْ: Rabbinize
| تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz
| (45:15)
| اتَيْنَا: biz verdik
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| الْكِتَابَ: Kitap
| وَالْحُكْمَ: ve hüküm
| وَالنُّبُوَّةَ: ve peygamberlik
| وَرَزَقْنَاهُمْ: ve onları besledik
| مِنَ:
| الطَّيِّبَاتِ: güzel rızıklarla
| وَفَضَّلْنَاهُمْ: ve onları üstün kıldık
| عَلَى: üzerine
| الْعَالَمِينَ: alemler
| (45:16)
| بَيِّنَاتٍ: açık deliller
| مِنَ:
| الْأَمْرِ: bu işde
| فَمَا:
| اخْتَلَفُوا: onlar ayrılığa düşmediler
| إِلَّا: sadece (yüzünden)
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مَا:
| جَاءَهُمُ: kendilerine geldikten
| الْعِلْمُ: bilgi
| بَغْيًا: çekememezlik
| بَيْنَهُمْ: aralarındaki
| إِنَّ: şüphesiz
| رَبَّكَ: Rabbin
| يَقْضِي: hüküm verecektir
| بَيْنَهُمْ: onlar arasında
| يَوْمَ: günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| فِيمَا: şeylerde
| كَانُوا: oldukları
| فِيهِ: onda
| يَخْتَلِفُونَ: ayrılığa düşüyor(lar)
| (45:17)
| جَعَلْنَاكَ: seni koyduk
| عَلَىٰ: üzerine
| شَرِيعَةٍ: bir şeriat
| مِنَ: -den
| الْأَمْرِ: emrimiz-
| فَاتَّبِعْهَا: sen ona uy
| وَلَا: ve
| تَتَّبِعْ: uyma
| أَهْوَاءَ: keyiflerine
| الَّذِينَ: kimselerin
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmeyen(lerin)
| (45:18)
| لَنْ: asla
| يُغْنُوا: savamazlar
| عَنْكَ: senden
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| شَيْئًا: hiçbir şeyi
| وَإِنَّ: ve şüphesiz
| الظَّالِمِينَ: zalimler
| بَعْضُهُمْ: bir kısmı
| أَوْلِيَاءُ: velisidirler
| بَعْضٍ: diğerinin
| وَاللَّهُ: Allah ise
| وَلِيُّ: velisidir
| الْمُتَّقِينَ: muttakilerin
| (45:19)
| بَصَائِرُ: kanıtlar(sunmakta)dır
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَهُدًى: ve yol göstericidir
| وَرَحْمَةٌ: ve rahmettir
| لِقَوْمٍ: kavimler için
| يُوقِنُونَ: kesin olarak inanan
| (45:20)
| حَسِبَ: sandılar (mı ki?)
| الَّذِينَ: kimseler
| اجْتَرَحُوا: işleyen
| السَّيِّئَاتِ: kötülükleri
| أَنْ:
| نَجْعَلَهُمْ: onları yapacağımızı
| كَالَّذِينَ: kimseler gibi
| امَنُوا: inanan
| وَعَمِلُوا: ve yapan
| الصَّالِحَاتِ: iyi ameller
| سَوَاءً: bir olacak (öyle mi?)
| مَحْيَاهُمْ: yaşamaları
| وَمَمَاتُهُمْ: ve ölümleri
| سَاءَ: ne kötü
| مَا:
| يَحْكُمُونَ: hüküm veriyorlar
| (45:21)
| اللَّهُ: Allah
| السَّمَاوَاتِ: gökleri
| وَالْأَرْضَ: ve yeri
| بِالْحَقِّ: gerçek olarak
| وَلِتُجْزَىٰ: cezalandırılsın diye
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: can
| بِمَا: şey ile
| كَسَبَتْ: kazandığı
| وَهُمْ: ve olnara
| لَا: asla
| يُظْلَمُونَ: haksızlık edilmesin
| (45:22)
| مَنِ: kimseyi
| اتَّخَذَ: edinen
| إِلَٰهَهُ: tanrı
| هَوَاهُ: keyfini
| وَأَضَلَّهُ: ve saptırdığı
| اللَّهُ: Allah'ın
| عَلَىٰ: -ye göre
| عِلْمٍ: bir bilgi-
| وَخَتَمَ: ve mühürlediği
| عَلَىٰ: üzerini
| سَمْعِهِ: kulağının
| وَقَلْبِهِ: ve kalbini
| وَجَعَلَ: ve çektiği
| عَلَىٰ: üstüne
| بَصَرِهِ: gözünün
| غِشَاوَةً: perde
| فَمَنْ: şimdi kim?
| يَهْدِيهِ: ona doğru yolu gösterecek
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| اللَّهِ: Allah'tan
| أَفَلَا:
| تَذَكَّرُونَ: düşünmüyor musunuz?
| (45:23)
| مَا: yoktur
| هِيَ:
| إِلَّا: başka bir şey
| حَيَاتُنَا: hayatımızdan
| الدُّنْيَا: dünya
| نَمُوتُ: ölürüz
| وَنَحْيَا: ve yaşarız
| وَمَا: ve
| يُهْلِكُنَا: bizi helak etmiyor
| إِلَّا: başkası
| الدَّهْرُ: zamandan
| وَمَا: fakat yoktur
| لَهُمْ: onların
| بِذَٰلِكَ: bu hususta
| مِنْ: hiçbir
| عِلْمٍ: bilgileri
| إِنْ: (hayır)
| هُمْ: onlar
| إِلَّا: sadece
| يَظُنُّونَ: zannediyorlar
| (45:24)
| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| مَا:
| كَانَ: olmamıştır
| حُجَّتَهُمْ: bir delilleri
| إِلَّا: başka
| أَنْ:
| قَالُوا: demelerinden
| ائْتُوا: getirin
| بِابَائِنَا: babalarımızı
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğrular(dan)
| (45:25)
| اللَّهُ: Allah
| يُحْيِيكُمْ: sizi yaşatıyor
| ثُمَّ: sonra
| يُمِيتُكُمْ: sizi öldürüyor
| ثُمَّ: sonra
| يَجْمَعُكُمْ: sizi toplayıp getirecektir
| إِلَىٰ:
| يَوْمِ: gününe
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| لَا: asla
| رَيْبَ: şüphe yoktur
| فِيهِ: bunda
| وَلَٰكِنَّ: ama
| أَكْثَرَ: çoğu
| النَّاسِ: insanların
| لَا:
| يَعْلَمُونَ: bilmezler
| (45:26)
| مُلْكُ: mülkü
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: ve yerin
| وَيَوْمَ: ve gün
| تَقُومُ: başladığı
| السَّاعَةُ: sa'at
| يَوْمَئِذٍ: işte o gün
| يَخْسَرُ: hüsrana uğrayacaktır
| الْمُبْطِلُونَ: iptalciler
| (45:27)
| كُلَّ: her
| أُمَّةٍ: ümmeti
| جَاثِيَةً: toplanmış
| كُلُّ: her
| أُمَّةٍ: ümmet
| تُدْعَىٰ: çağırılır
| إِلَىٰ:
| كِتَابِهَا: kendi Kitabına
| الْيَوْمَ: bugün
| تُجْزَوْنَ: cezalandırılacaksınız
| مَا: şeylerle
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (45:28)
| كِتَابُنَا: Kitabımız
| يَنْطِقُ: söylüyor
| عَلَيْكُمْ: aleyhinize
| بِالْحَقِّ: gerçeği
| إِنَّا: çünkü biz
| كُنَّا: idik
| نَسْتَنْسِخُ: yazıyor
| مَا: şeyleri
| كُنْتُمْ: olduğunuz
| تَعْمَلُونَ: yapıyor(lar)
| (45:29)
| الَّذِينَ: kimselere
| امَنُوا: inanan(lara)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlara
| الصَّالِحَاتِ: iyi işler
| فَيُدْخِلُهُمْ: onları sokar
| رَبُّهُمْ: Rableri
| فِي:
| رَحْمَتِهِ: rahmetine
| ذَٰلِكَ: işte
| هُوَ: budur
| الْفَوْزُ: başarı
| الْمُبِينُ: apaçık
| (45:30)
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden(lere)
| أَفَلَمْ:
| تَكُنْ: değil mi?
| ايَاتِي: ayetlerim
| تُتْلَىٰ: okunurdu
| عَلَيْكُمْ: size
| فَاسْتَكْبَرْتُمْ: fakat siz büyüklük tasladınız
| وَكُنْتُمْ: ve oldunuz
| قَوْمًا: bir toplum
| مُجْرِمِينَ: suçlulardan
| (45:31)
| قِيلَ: dendiği
| إِنَّ: şüphesiz
| وَعْدَ: va'di
| اللَّهِ: Allah'ın
| حَقٌّ: gerçektir
| وَالسَّاعَةُ: ve sa'atte
| لَا: yoktur
| رَيْبَ: şüphe
| فِيهَا: onda
| قُلْتُمْ: demiştiniz
| مَا:
| نَدْرِي: bilmiyoruz
| مَا: nedir
| السَّاعَةُ: Sa'at
| إِنْ: (hayır)
| نَظُنُّ: sanıyoruz ki
| إِلَّا: sadece
| ظَنًّا: bir kuruntudur
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِمُسْتَيْقِنِينَ: inananlardan
| (45:32)
| لَهُمْ: onlara
| سَيِّئَاتُ: kötülükleri
| مَا: şeylerin
| عَمِلُوا: yaptıkları
| وَحَاقَ: ve kuşattı
| بِهِمْ: onları
| مَا: şey
| كَانُوا: oldukları
| بِهِ: onunla
| يَسْتَهْزِئُونَ: alay ediyor(lar)
| (45:33)
| الْيَوْمَ: bugün
| نَنْسَاكُمْ: sizi unuttuk
| كَمَا: gibi
| نَسِيتُمْ: unuttuğunuz
| لِقَاءَ: karşılaşmayı
| يَوْمِكُمْ: gününüzle
| هَٰذَا: bu
| وَمَأْوَاكُمُ: ve yeriniz
| النَّارُ: ateştir
| وَمَا: ve yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| نَاصِرِينَ: yardımcınız
| (45:34)
| بِأَنَّكُمُ: çünkü siz
| اتَّخَذْتُمْ: edindiniz
| ايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| هُزُوًا: eğlence
| وَغَرَّتْكُمُ: ve sizi aldattı
| الْحَيَاةُ: hayatı
| الدُّنْيَا: dünya
| فَالْيَوْمَ: artık bugün
| لَا:
| يُخْرَجُونَ: onlar çıkarılmazlar
| مِنْهَا: ondan (ateşten)
| وَلَا: ve olmaz
| هُمْ: onlar
| يُسْتَعْتَبُونَ: mazeret istenenlerden
| (45:35)
| الْحَمْدُ: hamd
| رَبِّ: Rabbi
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَرَبِّ: ve Rabbi
| الْأَرْضِ: yerin
| رَبِّ: Rabbi
| الْعَالَمِينَ: bütün alemlerin
| (45:36)
| الْكِبْرِيَاءُ: ululuk
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: azizdir
| الْحَكِيمُ: hakimdir
| (45:37)