3Âl-i Imrân Suresi
Kuran Sırası: 3
İniş Sırası: 89
Kırık Meal (Arapça) Meali
|اللَّهُ: Allah (ki)
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| الْحَيُّ: daima diridir
| الْقَيُّومُ: (yaratıklarını) koruyup yöneticidir
| (3:2)

| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| الْحَيُّ: daima diridir
| الْقَيُّومُ: (yaratıklarını) koruyup yöneticidir
| (3:2)|نَزَّلَ: indirdi
| عَلَيْكَ: sana
| الْكِتَابَ: Kitabı
| بِالْحَقِّ: hak ile
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا:
| بَيْنَ:
| يَدَيْهِ: kendinden öncekini
| وَأَنْزَلَ: ve indirmişti
| التَّوْرَاةَ: Tevrat
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'i de
| (3:3)

| عَلَيْكَ: sana
| الْكِتَابَ: Kitabı
| بِالْحَقِّ: hak ile
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak
| لِمَا:
| بَيْنَ:
| يَدَيْهِ: kendinden öncekini
| وَأَنْزَلَ: ve indirmişti
| التَّوْرَاةَ: Tevrat
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'i de
| (3:3)|مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| هُدًى: yol gösterici olarak
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَأَنْزَلَ: ve indirdi
| الْفُرْقَانَ: Furkan'ı da
| إِنَّ: muhakkak ki
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| لَهُمْ: onlara vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| شَدِيدٌ: çetin
| وَاللَّهُ: Allah
| عَزِيزٌ: daima üstündür
| ذُو:
| انْتِقَامٍ: öc alandır
| (3:4)

| قَبْلُ: daha önce
| هُدًى: yol gösterici olarak
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَأَنْزَلَ: ve indirdi
| الْفُرْقَانَ: Furkan'ı da
| إِنَّ: muhakkak ki
| الَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar eden
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| لَهُمْ: onlara vardır
| عَذَابٌ: bir azab
| شَدِيدٌ: çetin
| وَاللَّهُ: Allah
| عَزِيزٌ: daima üstündür
| ذُو:
| انْتِقَامٍ: öc alandır
| (3:4)|إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah'a
| لَا:
| يَخْفَىٰ: gizli kalmaz
| عَلَيْهِ: ona
| شَيْءٌ: hiçbir şey
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَلَا:
| فِي:
| السَّمَاءِ: ve gökte
| (3:5)

| اللَّهَ: Allah'a
| لَا:
| يَخْفَىٰ: gizli kalmaz
| عَلَيْهِ: ona
| شَيْءٌ: hiçbir şey
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَلَا:
| فِي:
| السَّمَاءِ: ve gökte
| (3:5)|هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| يُصَوِّرُكُمْ: sizi şekillendiren
| فِي:
| الْأَرْحَامِ: rahimlerde
| كَيْفَ: gibi
| يَشَاءُ: dilediği
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| الْعَزِيزُ: azizdir
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (3:6)

| الَّذِي:
| يُصَوِّرُكُمْ: sizi şekillendiren
| فِي:
| الْأَرْحَامِ: rahimlerde
| كَيْفَ: gibi
| يَشَاءُ: dilediği
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| الْعَزِيزُ: azizdir
| الْحَكِيمُ: hüküm ve hikmet sahibidir
| (3:6)|هُوَ: O
| الَّذِي:
| أَنْزَلَ: indirdi
| عَلَيْكَ: sana
| الْكِتَابَ: Kitabı
| مِنْهُ: Onun
| ايَاتٌ: (bazı) ayetleri
| مُحْكَمَاتٌ: muhkemdir (ki)
| هُنَّ: onlar
| أُمُّ: anasıdır
| الْكِتَابِ: Kitabın
| وَأُخَرُ: ve diğerleri de
| مُتَشَابِهَاتٌ: müteşabihdir
| فَأَمَّا: olanlar
| الَّذِينَ:
| فِي:
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| زَيْغٌ: eğrilik
| فَيَتَّبِعُونَ: ardına düşerler
| مَا: olanlarının
| تَشَابَهَ: müteşabih
| مِنْهُ: onun
| ابْتِغَاءَ: çıkarmak için
| الْفِتْنَةِ: fitne
| وَابْتِغَاءَ: ve bulmak için
| تَأْوِيلِهِ: onun te'vilini
| وَمَا: oysa
| يَعْلَمُ: bilmez
| تَأْوِيلَهُ: onun te'vilini
| إِلَّا: başka kimse
| اللَّهُ: Allah'tan
| وَالرَّاسِخُونَ: ileri gidenler
| فِي:
| الْعِلْمِ: ilimde
| يَقُولُونَ: derler
| امَنَّا: inandık
| بِهِ: Ona
| كُلٌّ: hepsi
| مِنْ:
| عِنْدِ: katındandır
| رَبِّنَا: Rabbimiz
| وَمَا:
| يَذَّكَّرُ: düşünüp öğüt almaz
| إِلَّا: başkası
| أُولُو: sahiplerinden
| الْأَلْبَابِ: sağduyu
| (3:7)

| الَّذِي:
| أَنْزَلَ: indirdi
| عَلَيْكَ: sana
| الْكِتَابَ: Kitabı
| مِنْهُ: Onun
| ايَاتٌ: (bazı) ayetleri
| مُحْكَمَاتٌ: muhkemdir (ki)
| هُنَّ: onlar
| أُمُّ: anasıdır
| الْكِتَابِ: Kitabın
| وَأُخَرُ: ve diğerleri de
| مُتَشَابِهَاتٌ: müteşabihdir
| فَأَمَّا: olanlar
| الَّذِينَ:
| فِي:
| قُلُوبِهِمْ: kalblerinde
| زَيْغٌ: eğrilik
| فَيَتَّبِعُونَ: ardına düşerler
| مَا: olanlarının
| تَشَابَهَ: müteşabih
| مِنْهُ: onun
| ابْتِغَاءَ: çıkarmak için
| الْفِتْنَةِ: fitne
| وَابْتِغَاءَ: ve bulmak için
| تَأْوِيلِهِ: onun te'vilini
| وَمَا: oysa
| يَعْلَمُ: bilmez
| تَأْوِيلَهُ: onun te'vilini
| إِلَّا: başka kimse
| اللَّهُ: Allah'tan
| وَالرَّاسِخُونَ: ileri gidenler
| فِي:
| الْعِلْمِ: ilimde
| يَقُولُونَ: derler
| امَنَّا: inandık
| بِهِ: Ona
| كُلٌّ: hepsi
| مِنْ:
| عِنْدِ: katındandır
| رَبِّنَا: Rabbimiz
| وَمَا:
| يَذَّكَّرُ: düşünüp öğüt almaz
| إِلَّا: başkası
| أُولُو: sahiplerinden
| الْأَلْبَابِ: sağduyu
| (3:7)|رَبَّنَا: Rabbimiz
| لَا:
| تُزِغْ: eğriltme
| قُلُوبَنَا: kalblerimizi
| بَعْدَ: sonra
| إِذْ:
| هَدَيْتَنَا: bizi doğru yola ilettikten
| وَهَبْ: ve ver
| لَنَا: bize
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| رَحْمَةً: bir rahmet
| إِنَّكَ: kuşkusuz sen
| أَنْتَ: yalnız sen
| الْوَهَّابُ: çok bağış yapansın
| (3:8)

| لَا:
| تُزِغْ: eğriltme
| قُلُوبَنَا: kalblerimizi
| بَعْدَ: sonra
| إِذْ:
| هَدَيْتَنَا: bizi doğru yola ilettikten
| وَهَبْ: ve ver
| لَنَا: bize
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| رَحْمَةً: bir rahmet
| إِنَّكَ: kuşkusuz sen
| أَنْتَ: yalnız sen
| الْوَهَّابُ: çok bağış yapansın
| (3:8)|رَبَّنَا: Rabbimiz
| إِنَّكَ: sen mutlaka
| جَامِعُ: toplayacaksın
| النَّاسِ: insanları
| لِيَوْمٍ: bir günde
| لَا:
| رَيْبَ: asla şüphe olmayan
| فِيهِ: kendisinde
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُخْلِفُ: dönmez
| الْمِيعَادَ: sözünden
| (3:9)

| إِنَّكَ: sen mutlaka
| جَامِعُ: toplayacaksın
| النَّاسِ: insanları
| لِيَوْمٍ: bir günde
| لَا:
| رَيْبَ: asla şüphe olmayan
| فِيهِ: kendisinde
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُخْلِفُ: dönmez
| الْمِيعَادَ: sözünden
| (3:9)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَنْ:
| تُغْنِيَ: yarar sağlamaz
| عَنْهُمْ: onlara
| أَمْوَالُهُمْ: malları
| وَلَا: ne de
| أَوْلَادُهُمْ: çocukları
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| شَيْئًا: hiçbir
| وَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمْ: onlar
| وَقُودُ: yakıtıdırlar
| النَّارِ: ateşin
| (3:10)

| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar eden(ler)
| لَنْ:
| تُغْنِيَ: yarar sağlamaz
| عَنْهُمْ: onlara
| أَمْوَالُهُمْ: malları
| وَلَا: ne de
| أَوْلَادُهُمْ: çocukları
| مِنَ: karşı
| اللَّهِ: Allah'a
| شَيْئًا: hiçbir
| وَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمْ: onlar
| وَقُودُ: yakıtıdırlar
| النَّارِ: ateşin
| (3:10)|كَدَأْبِ: durumu gibi
| الِ: ailesinin
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَالَّذِينَ: ve kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önceki
| كَذَّبُوا: onlar da yalanladılar
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| فَأَخَذَهُمُ: onları yakaladı
| اللَّهُ: Allah
| بِذُنُوبِهِمْ: günahlarıyla
| وَاللَّهُ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
| (3:11)

| الِ: ailesinin
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn
| وَالَّذِينَ: ve kimselerin
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önceki
| كَذَّبُوا: onlar da yalanladılar
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| فَأَخَذَهُمُ: onları yakaladı
| اللَّهُ: Allah
| بِذُنُوبِهِمْ: günahlarıyla
| وَاللَّهُ: Allah'ın
| شَدِيدُ: çetindir
| الْعِقَابِ: cezası
| (3:11)|قُلْ: söyle
| لِلَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar edenlere
| سَتُغْلَبُونَ: yenileceksiniz
| وَتُحْشَرُونَ: ve sürüleceksiniz
| إِلَىٰ:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| وَبِئْسَ: (orası) ne kötü
| الْمِهَادُ: bir döşektir
| (3:12)

| لِلَّذِينَ: kimselere
| كَفَرُوا: inkar edenlere
| سَتُغْلَبُونَ: yenileceksiniz
| وَتُحْشَرُونَ: ve sürüleceksiniz
| إِلَىٰ:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| وَبِئْسَ: (orası) ne kötü
| الْمِهَادُ: bir döşektir
| (3:12)|قَدْ: muhakak
| كَانَ:
| لَكُمْ: sizin için vardır
| ايَةٌ: bir ibret
| فِي:
| فِئَتَيْنِ: şu iki toplulukta
| الْتَقَتَا: karşılaşan
| فِئَةٌ: bir topluluk
| تُقَاتِلُ: çarpışıyordu
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| وَأُخْرَىٰ: öteki de
| كَافِرَةٌ: nankördü
| يَرَوْنَهُمْ: onları görüyorlardı
| مِثْلَيْهِمْ: kendilerinin iki katı
| رَأْيَ: görüşüyle
| الْعَيْنِ: gözlerinin
| وَاللَّهُ: Allah
| يُؤَيِّدُ: destekler
| بِنَصْرِهِ: yardımıyle
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِنَّ: elbette
| فِي:
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَعِبْرَةً: bir ibret vardır
| لِأُولِي: olanlar için
| الْأَبْصَارِ: gözleri
| (3:13)

| كَانَ:
| لَكُمْ: sizin için vardır
| ايَةٌ: bir ibret
| فِي:
| فِئَتَيْنِ: şu iki toplulukta
| الْتَقَتَا: karşılaşan
| فِئَةٌ: bir topluluk
| تُقَاتِلُ: çarpışıyordu
| فِي:
| سَبِيلِ: yolunda
| اللَّهِ: Allah
| وَأُخْرَىٰ: öteki de
| كَافِرَةٌ: nankördü
| يَرَوْنَهُمْ: onları görüyorlardı
| مِثْلَيْهِمْ: kendilerinin iki katı
| رَأْيَ: görüşüyle
| الْعَيْنِ: gözlerinin
| وَاللَّهُ: Allah
| يُؤَيِّدُ: destekler
| بِنَصْرِهِ: yardımıyle
| مَنْ: kimseyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِنَّ: elbette
| فِي:
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَعِبْرَةً: bir ibret vardır
| لِأُولِي: olanlar için
| الْأَبْصَارِ: gözleri
| (3:13)|زُيِّنَ: süslü (cazip) gösterildi
| لِلنَّاسِ: insanlara
| حُبُّ: aşırı düşkünlük
| الشَّهَوَاتِ: zevklere
| مِنَ:
| النِّسَاءِ: kadınlardan
| وَالْبَنِينَ: ve oğullardan
| وَالْقَنَاطِيرِ: ve kantarlarca
| الْمُقَنْطَرَةِ: yığılmış
| مِنَ:
| الذَّهَبِ: altından
| وَالْفِضَّةِ: ve gümüşten
| وَالْخَيْلِ: ve atlardan
| الْمُسَوَّمَةِ: salma
| وَالْأَنْعَامِ: davarlardan
| وَالْحَرْثِ: ve ekinlerden (gelen)
| ذَٰلِكَ: bunlar (sadece)
| مَتَاعُ: geçimidir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَاللَّهُ: Allah'ın
| عِنْدَهُ: yanındadır
| حُسْنُ: güzel
| الْمَابِ: varılacak yer
| (3:14)

| لِلنَّاسِ: insanlara
| حُبُّ: aşırı düşkünlük
| الشَّهَوَاتِ: zevklere
| مِنَ:
| النِّسَاءِ: kadınlardan
| وَالْبَنِينَ: ve oğullardan
| وَالْقَنَاطِيرِ: ve kantarlarca
| الْمُقَنْطَرَةِ: yığılmış
| مِنَ:
| الذَّهَبِ: altından
| وَالْفِضَّةِ: ve gümüşten
| وَالْخَيْلِ: ve atlardan
| الْمُسَوَّمَةِ: salma
| وَالْأَنْعَامِ: davarlardan
| وَالْحَرْثِ: ve ekinlerden (gelen)
| ذَٰلِكَ: bunlar (sadece)
| مَتَاعُ: geçimidir
| الْحَيَاةِ: hayatının
| الدُّنْيَا: dünya
| وَاللَّهُ: Allah'ın
| عِنْدَهُ: yanındadır
| حُسْنُ: güzel
| الْمَابِ: varılacak yer
| (3:14)|قُلْ: de ki
| أَؤُنَبِّئُكُمْ: size söyleyeyim mi?
| بِخَيْرٍ: daha iyisini
| مِنْ:
| ذَٰلِكُمْ: bunlardan
| لِلَّذِينَ:
| اتَّقَوْا: korunanlar için vardır
| عِنْدَ: katında
| رَبِّهِمْ: Rableri
| جَنَّاتٌ: cennetler
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: sürekli kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَأَزْوَاجٌ: ve eşler
| مُطَهَّرَةٌ: tertemiz
| وَرِضْوَانٌ: ve rızası
| مِنَ:
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَاللَّهُ: Allah
| بَصِيرٌ: görür
| بِالْعِبَادِ: kullarını
| (3:15)

| أَؤُنَبِّئُكُمْ: size söyleyeyim mi?
| بِخَيْرٍ: daha iyisini
| مِنْ:
| ذَٰلِكُمْ: bunlardan
| لِلَّذِينَ:
| اتَّقَوْا: korunanlar için vardır
| عِنْدَ: katında
| رَبِّهِمْ: Rableri
| جَنَّاتٌ: cennetler
| تَجْرِي: akan
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altlarından
| الْأَنْهَارُ: ırmaklar
| خَالِدِينَ: sürekli kalacakları
| فِيهَا: içinde
| وَأَزْوَاجٌ: ve eşler
| مُطَهَّرَةٌ: tertemiz
| وَرِضْوَانٌ: ve rızası
| مِنَ:
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَاللَّهُ: Allah
| بَصِيرٌ: görür
| بِالْعِبَادِ: kullarını
| (3:15)|الَّذِينَ: (onlar ki)
| يَقُولُونَ: derler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| إِنَّنَا: gerçekten biz
| امَنَّا: inandık
| فَاغْفِرْ: bağışla
| لَنَا: bizden
| ذُنُوبَنَا: günahlarımızı
| وَقِنَا: ve bizi koru
| عَذَابَ: azabından
| النَّارِ: ateş
| (3:16)

| يَقُولُونَ: derler
| رَبَّنَا: Rabbimiz
| إِنَّنَا: gerçekten biz
| امَنَّا: inandık
| فَاغْفِرْ: bağışla
| لَنَا: bizden
| ذُنُوبَنَا: günahlarımızı
| وَقِنَا: ve bizi koru
| عَذَابَ: azabından
| النَّارِ: ateş
| (3:16)|الصَّابِرِينَ: sabredenler
| وَالصَّادِقِينَ: ve sadık olanlar
| وَالْقَانِتِينَ: ve gönülden itaat edenler
| وَالْمُنْفِقِينَ: ve infak edenler
| وَالْمُسْتَغْفِرِينَ: ve istiğfar edenler
| بِالْأَسْحَارِ: seherlerde
| (3:17)

| وَالصَّادِقِينَ: ve sadık olanlar
| وَالْقَانِتِينَ: ve gönülden itaat edenler
| وَالْمُنْفِقِينَ: ve infak edenler
| وَالْمُسْتَغْفِرِينَ: ve istiğfar edenler
| بِالْأَسْحَارِ: seherlerde
| (3:17)|شَهِدَ: şahiddir (ki)
| اللَّهُ: Allah
| أَنَّهُ: şüphesiz
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| وَالْمَلَائِكَةُ: ve melekler
| وَأُولُو: ve sahipleri
| الْعِلْمِ: ilim
| قَائِمًا: gözeten
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| الْعَزِيزُ: azizdir
| الْحَكِيمُ: hakimdir
| (3:18)

| اللَّهُ: Allah
| أَنَّهُ: şüphesiz
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| وَالْمَلَائِكَةُ: ve melekler
| وَأُولُو: ve sahipleri
| الْعِلْمِ: ilim
| قَائِمًا: gözeten
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| لَا: yoktur
| إِلَٰهَ: tanrı
| إِلَّا: başka
| هُوَ: O'ndan
| الْعَزِيزُ: azizdir
| الْحَكِيمُ: hakimdir
| (3:18)|إِنَّ: şüphesiz
| الدِّينَ: din
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| الْإِسْلَامُ: İslamdır
| وَمَا:
| اخْتَلَفَ: ayrılığa düşmediler
| الَّذِينَ: kimseler
| أُوتُوا: verilmiş olan
| الْكِتَابَ: Kitap
| إِلَّا: başka (bir sebeple)
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مَا:
| جَاءَهُمُ: geldikten
| الْعِلْمُ: ilim
| بَغْيًا: aşırılıkları
| بَيْنَهُمْ: aralarındaki
| وَمَنْ: ve kim
| يَكْفُرْ: inkar ederse
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَإِنَّ: (bilsin ki) şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| سَرِيعُ: çabuk görendir
| الْحِسَابِ: hesabı
| (3:19)

| الدِّينَ: din
| عِنْدَ: katında
| اللَّهِ: Allah
| الْإِسْلَامُ: İslamdır
| وَمَا:
| اخْتَلَفَ: ayrılığa düşmediler
| الَّذِينَ: kimseler
| أُوتُوا: verilmiş olan
| الْكِتَابَ: Kitap
| إِلَّا: başka (bir sebeple)
| مِنْ:
| بَعْدِ: sonra
| مَا:
| جَاءَهُمُ: geldikten
| الْعِلْمُ: ilim
| بَغْيًا: aşırılıkları
| بَيْنَهُمْ: aralarındaki
| وَمَنْ: ve kim
| يَكْفُرْ: inkar ederse
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| فَإِنَّ: (bilsin ki) şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| سَرِيعُ: çabuk görendir
| الْحِسَابِ: hesabı
| (3:19)|فَإِنْ: eğer
| حَاجُّوكَ: seninle tartışmaya girişirlerse
| فَقُلْ: de ki
| أَسْلَمْتُ: ben teslim ettim
| وَجْهِيَ: özümü
| لِلَّهِ: Allah'a
| وَمَنِ: ve kimseler
| اتَّبَعَنِ: bana uyan
| وَقُلْ: ve de ki
| لِلَّذِينَ: kendilerine
| أُوتُوا: verilenlere
| الْكِتَابَ: Kitap
| وَالْأُمِّيِّينَ: ve ümmilere
| أَأَسْلَمْتُمْ: Siz de İslam (teslim) oldunuz mu?
| فَإِنْ: eğer
| أَسْلَمُوا: İslam olurlarsa
| فَقَدِ: muhakkak
| اهْتَدَوْا: doğru yolu bulmuşlardır
| وَإِنْ: yok eğer
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَإِنَّمَا: artık
| عَلَيْكَ: sana düşen
| الْبَلَاغُ: sadece duyurmaktır
| وَاللَّهُ: Allah
| بَصِيرٌ: görmektedir
| بِالْعِبَادِ: kulları(nın yaptıkları)nı
| (3:20)

| حَاجُّوكَ: seninle tartışmaya girişirlerse
| فَقُلْ: de ki
| أَسْلَمْتُ: ben teslim ettim
| وَجْهِيَ: özümü
| لِلَّهِ: Allah'a
| وَمَنِ: ve kimseler
| اتَّبَعَنِ: bana uyan
| وَقُلْ: ve de ki
| لِلَّذِينَ: kendilerine
| أُوتُوا: verilenlere
| الْكِتَابَ: Kitap
| وَالْأُمِّيِّينَ: ve ümmilere
| أَأَسْلَمْتُمْ: Siz de İslam (teslim) oldunuz mu?
| فَإِنْ: eğer
| أَسْلَمُوا: İslam olurlarsa
| فَقَدِ: muhakkak
| اهْتَدَوْا: doğru yolu bulmuşlardır
| وَإِنْ: yok eğer
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَإِنَّمَا: artık
| عَلَيْكَ: sana düşen
| الْبَلَاغُ: sadece duyurmaktır
| وَاللَّهُ: Allah
| بَصِيرٌ: görmektedir
| بِالْعِبَادِ: kulları(nın yaptıkları)nı
| (3:20)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| يَكْفُرُونَ: inkar eden(ler)
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَيَقْتُلُونَ: ve öldürenler
| النَّبِيِّينَ: peygamberleri
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| حَقٍّ: hak
| وَيَقْتُلُونَ: ve öldürenler (var ya)
| الَّذِينَ: kimseleri
| يَأْمُرُونَ: emreden
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| مِنَ: arasında
| النَّاسِ: insanlar
| فَبَشِّرْهُمْ: onlara müjdele
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acı
| (3:21)

| الَّذِينَ: kimseler
| يَكْفُرُونَ: inkar eden(ler)
| بِايَاتِ: ayetlerini
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَيَقْتُلُونَ: ve öldürenler
| النَّبِيِّينَ: peygamberleri
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| حَقٍّ: hak
| وَيَقْتُلُونَ: ve öldürenler (var ya)
| الَّذِينَ: kimseleri
| يَأْمُرُونَ: emreden
| بِالْقِسْطِ: adaletle
| مِنَ: arasında
| النَّاسِ: insanlar
| فَبَشِّرْهُمْ: onlara müjdele
| بِعَذَابٍ: bir azabı
| أَلِيمٍ: acı
| (3:21)|أُولَٰئِكَ: böylece
| الَّذِينَ:
| حَبِطَتْ: boşa çıkmıştır
| أَعْمَالُهُمْ: onların yaptıkları
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَمَا: ve yoktur
| لَهُمْ: onların
| مِنْ: hiçbir
| نَاصِرِينَ: yardımcıları
| (3:22)

| الَّذِينَ:
| حَبِطَتْ: boşa çıkmıştır
| أَعْمَالُهُمْ: onların yaptıkları
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَمَا: ve yoktur
| لَهُمْ: onların
| مِنْ: hiçbir
| نَاصِرِينَ: yardımcıları
| (3:22)|أَلَمْ:
| تَرَ: görmedin mi?
| إِلَى:
| الَّذِينَ: kimseleri
| أُوتُوا: verilmiş olan
| نَصِيبًا: bir (nasip) pay
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| يُدْعَوْنَ: çağırılıyorlar da
| إِلَىٰ:
| كِتَابِ: Kitabına
| اللَّهِ: Allah'ın
| لِيَحْكُمَ: hüküm versin diye
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| ثُمَّ: sonra
| يَتَوَلَّىٰ: dönüyorlar
| فَرِيقٌ: bir topluluk
| مِنْهُمْ: onlardan
| وَهُمْ: ve onlar
| مُعْرِضُونَ: yüz çeviriyorlar
| (3:23)

| تَرَ: görmedin mi?
| إِلَى:
| الَّذِينَ: kimseleri
| أُوتُوا: verilmiş olan
| نَصِيبًا: bir (nasip) pay
| مِنَ: -tan
| الْكِتَابِ: Kitap-
| يُدْعَوْنَ: çağırılıyorlar da
| إِلَىٰ:
| كِتَابِ: Kitabına
| اللَّهِ: Allah'ın
| لِيَحْكُمَ: hüküm versin diye
| بَيْنَهُمْ: aralarında
| ثُمَّ: sonra
| يَتَوَلَّىٰ: dönüyorlar
| فَرِيقٌ: bir topluluk
| مِنْهُمْ: onlardan
| وَهُمْ: ve onlar
| مُعْرِضُونَ: yüz çeviriyorlar
| (3:23)|ذَٰلِكَ: bu (hareketleri)
| بِأَنَّهُمْ: onların
| قَالُوا: demelerindendir
| لَنْ:
| تَمَسَّنَا: bize dokunmayacak
| النَّارُ: ateş
| إِلَّا: başka
| أَيَّامًا: birkaç günden
| مَعْدُودَاتٍ: sayılı
| وَغَرَّهُمْ: ve onları yanıltmıştır
| فِي:
| دِينِهِمْ: dinlerinde
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uyduruyor
| (3:24)

| بِأَنَّهُمْ: onların
| قَالُوا: demelerindendir
| لَنْ:
| تَمَسَّنَا: bize dokunmayacak
| النَّارُ: ateş
| إِلَّا: başka
| أَيَّامًا: birkaç günden
| مَعْدُودَاتٍ: sayılı
| وَغَرَّهُمْ: ve onları yanıltmıştır
| فِي:
| دِينِهِمْ: dinlerinde
| مَا: şeyler
| كَانُوا: oldukları
| يَفْتَرُونَ: uyduruyor
| (3:24)|فَكَيْفَ: peki nasıl (olacak)?
| إِذَا: zaman
| جَمَعْنَاهُمْ: topladığımız
| لِيَوْمٍ: bir gün için
| لَا:
| رَيْبَ: hiç şüphe olmayan
| فِيهِ: kendisinde
| وَوُفِّيَتْ: ve tastamam verilip
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: insanın
| مَا:
| كَسَبَتْ: kazandığı
| وَهُمْ: ve onların
| لَا: asla
| يُظْلَمُونَ: zulme uğratılmadığı
| (3:25)

| إِذَا: zaman
| جَمَعْنَاهُمْ: topladığımız
| لِيَوْمٍ: bir gün için
| لَا:
| رَيْبَ: hiç şüphe olmayan
| فِيهِ: kendisinde
| وَوُفِّيَتْ: ve tastamam verilip
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: insanın
| مَا:
| كَسَبَتْ: kazandığı
| وَهُمْ: ve onların
| لَا: asla
| يُظْلَمُونَ: zulme uğratılmadığı
| (3:25)|قُلِ: de ki
| اللَّهُمَّ: Allah'ım
| مَالِكَ: sahibisin
| الْمُلْكِ: mülkün
| تُؤْتِي: sen verirsin
| الْمُلْكَ: mülkü
| مَنْ: kimseye
| تَشَاءُ: dilediğin
| وَتَنْزِعُ: ve alırsın
| الْمُلْكَ: mülkü
| مِمَّنْ: kimseden
| تَشَاءُ: dilediğin
| وَتُعِزُّ: ve yükseltirsin
| مَنْ: kimseyi
| تَشَاءُ: dilediğin
| وَتُذِلُّ: ve alçaltırsın
| مَنْ: kimseyi
| تَشَاءُ: dilediğini
| بِيَدِكَ: senin elindedir
| الْخَيْرُ: hayır (mal, iyilik)
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeye
| قَدِيرٌ: kadirsin
| (3:26)

| اللَّهُمَّ: Allah'ım
| مَالِكَ: sahibisin
| الْمُلْكِ: mülkün
| تُؤْتِي: sen verirsin
| الْمُلْكَ: mülkü
| مَنْ: kimseye
| تَشَاءُ: dilediğin
| وَتَنْزِعُ: ve alırsın
| الْمُلْكَ: mülkü
| مِمَّنْ: kimseden
| تَشَاءُ: dilediğin
| وَتُعِزُّ: ve yükseltirsin
| مَنْ: kimseyi
| تَشَاءُ: dilediğin
| وَتُذِلُّ: ve alçaltırsın
| مَنْ: kimseyi
| تَشَاءُ: dilediğini
| بِيَدِكَ: senin elindedir
| الْخَيْرُ: hayır (mal, iyilik)
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeye
| قَدِيرٌ: kadirsin
| (3:26)|تُولِجُ: sokarsın
| اللَّيْلَ: geceyi
| فِي:
| النَّهَارِ: gündüze
| وَتُولِجُ: ve sokarsın
| النَّهَارَ: gündüzü
| فِي:
| اللَّيْلِ: geceye
| وَتُخْرِجُ: ve çıkarırsın
| الْحَيَّ: diriyi
| مِنَ: -den
| الْمَيِّتِ: ölü-
| وَتُخْرِجُ: ve çıkarırsın
| الْمَيِّتَ: ölüyü
| مِنَ: -den
| الْحَيِّ: diri-
| وَتَرْزُقُ: ve rızıklandırırsın
| مَنْ: kimseyi
| تَشَاءُ: dilediğin
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| حِسَابٍ: hesap
| (3:27)

| اللَّيْلَ: geceyi
| فِي:
| النَّهَارِ: gündüze
| وَتُولِجُ: ve sokarsın
| النَّهَارَ: gündüzü
| فِي:
| اللَّيْلِ: geceye
| وَتُخْرِجُ: ve çıkarırsın
| الْحَيَّ: diriyi
| مِنَ: -den
| الْمَيِّتِ: ölü-
| وَتُخْرِجُ: ve çıkarırsın
| الْمَيِّتَ: ölüyü
| مِنَ: -den
| الْحَيِّ: diri-
| وَتَرْزُقُ: ve rızıklandırırsın
| مَنْ: kimseyi
| تَشَاءُ: dilediğin
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| حِسَابٍ: hesap
| (3:27)|لَا:
| يَتَّخِذِ: edinmesin
| الْمُؤْمِنُونَ: Mü'minler
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| أَوْلِيَاءَ: dost
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| الْمُؤْمِنِينَ: inananları
| وَمَنْ: ve kim
| يَفْعَلْ: yaparsa
| ذَٰلِكَ: böyle
| فَلَيْسَ: kalmaz (değildir)
| مِنَ:
| اللَّهِ: Allah ile
| فِي:
| شَيْءٍ: bir şey (dostluğu)
| إِلَّا: ancak başka
| أَنْ:
| تَتَّقُوا: korunmanız
| مِنْهُمْ: onlardan
| تُقَاةً: (gelebilecek) tehlikeden
| وَيُحَذِّرُكُمُ: ve sizi sakındırır
| اللَّهُ: Allah
| نَفْسَهُ: kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
| وَإِلَى:
| اللَّهِ: ve Allah'adır
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (3:28)

| يَتَّخِذِ: edinmesin
| الْمُؤْمِنُونَ: Mü'minler
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| أَوْلِيَاءَ: dost
| مِنْ:
| دُونِ: bırakıp
| الْمُؤْمِنِينَ: inananları
| وَمَنْ: ve kim
| يَفْعَلْ: yaparsa
| ذَٰلِكَ: böyle
| فَلَيْسَ: kalmaz (değildir)
| مِنَ:
| اللَّهِ: Allah ile
| فِي:
| شَيْءٍ: bir şey (dostluğu)
| إِلَّا: ancak başka
| أَنْ:
| تَتَّقُوا: korunmanız
| مِنْهُمْ: onlardan
| تُقَاةً: (gelebilecek) tehlikeden
| وَيُحَذِّرُكُمُ: ve sizi sakındırır
| اللَّهُ: Allah
| نَفْسَهُ: kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
| وَإِلَى:
| اللَّهِ: ve Allah'adır
| الْمَصِيرُ: dönüş
| (3:28)|قُلْ: de ki
| إِنْ: eğer
| تُخْفُوا: gizleseniz
| مَا: olanı
| فِي:
| صُدُورِكُمْ: göğüslerinizde
| أَوْ: veya
| تُبْدُوهُ: açığa vursanız onu
| يَعْلَمْهُ: onu bilir
| اللَّهُ: Allah
| وَيَعْلَمُ: ve bilir
| مَا: olanı
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَمَا: ve olanı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeye
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (3:29)

| إِنْ: eğer
| تُخْفُوا: gizleseniz
| مَا: olanı
| فِي:
| صُدُورِكُمْ: göğüslerinizde
| أَوْ: veya
| تُبْدُوهُ: açığa vursanız onu
| يَعْلَمْهُ: onu bilir
| اللَّهُ: Allah
| وَيَعْلَمُ: ve bilir
| مَا: olanı
| فِي:
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَمَا: ve olanı
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَاللَّهُ: Allah
| عَلَىٰ:
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeye
| قَدِيرٌ: kadirdir
| (3:29)|يَوْمَ: O gün
| تَجِدُ: bulacaktır
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: nefis
| مَا: şeyleri
| عَمِلَتْ: yaptığı
| مِنْ: -dan
| خَيْرٍ: hayır-
| مُحْضَرًا: hazır
| وَمَا: ve şeyleri
| عَمِلَتْ: işlediği
| مِنْ: -ten
| سُوءٍ: kötülük-
| تَوَدُّ: ister
| لَوْ: keşke olsa
| أَنَّ:
| بَيْنَهَا: onunla (kötülükle)
| وَبَيْنَهُ: kendisi arasında
| أَمَدًا: bir mesafe
| بَعِيدًا: uzak
| وَيُحَذِّرُكُمُ: ve sizi sakındırıyor
| اللَّهُ: Allah
| نَفْسَهُ: kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
| وَاللَّهُ: Allah
| رَءُوفٌ: şefkatlidir
| بِالْعِبَادِ: kulllarına
| (3:30)

| تَجِدُ: bulacaktır
| كُلُّ: her
| نَفْسٍ: nefis
| مَا: şeyleri
| عَمِلَتْ: yaptığı
| مِنْ: -dan
| خَيْرٍ: hayır-
| مُحْضَرًا: hazır
| وَمَا: ve şeyleri
| عَمِلَتْ: işlediği
| مِنْ: -ten
| سُوءٍ: kötülük-
| تَوَدُّ: ister
| لَوْ: keşke olsa
| أَنَّ:
| بَيْنَهَا: onunla (kötülükle)
| وَبَيْنَهُ: kendisi arasında
| أَمَدًا: bir mesafe
| بَعِيدًا: uzak
| وَيُحَذِّرُكُمُ: ve sizi sakındırıyor
| اللَّهُ: Allah
| نَفْسَهُ: kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den
| وَاللَّهُ: Allah
| رَءُوفٌ: şefkatlidir
| بِالْعِبَادِ: kulllarına
| (3:30)|قُلْ: de ki
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: siz
| تُحِبُّونَ: seviyorsanız
| اللَّهَ: Allah'ı
| فَاتَّبِعُونِي: bana uyun ki
| يُحْبِبْكُمُ: sizi sevsin
| اللَّهُ: Allah da
| وَيَغْفِرْ: ve bağışlasın
| لَكُمْ: sizin
| ذُنُوبَكُمْ: günahlarınızı
| وَاللَّهُ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (3:31)

| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: siz
| تُحِبُّونَ: seviyorsanız
| اللَّهَ: Allah'ı
| فَاتَّبِعُونِي: bana uyun ki
| يُحْبِبْكُمُ: sizi sevsin
| اللَّهُ: Allah da
| وَيَغْفِرْ: ve bağışlasın
| لَكُمْ: sizin
| ذُنُوبَكُمْ: günahlarınızı
| وَاللَّهُ: Allah
| غَفُورٌ: bağışlayandır
| رَحِيمٌ: esirgeyendir
| (3:31)|قُلْ: de ki
| أَطِيعُوا: ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَالرَّسُولَ: ve Elçiye
| فَإِنْ: eğer
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| (3:32)

| أَطِيعُوا: ita'at edin
| اللَّهَ: Allah'a
| وَالرَّسُولَ: ve Elçiye
| فَإِنْ: eğer
| تَوَلَّوْا: dönerlerse
| فَإِنَّ: muhakkak ki
| اللَّهَ: Allah
| لَا:
| يُحِبُّ: sevmez
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| (3:32)|إِنَّ: elbette
| اللَّهَ: Allah
| اصْطَفَىٰ: seçip üstün kıldı
| ادَمَ: Adem'i
| وَنُوحًا: ve Nuh'u
| وَالَ: ve ailesini
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim
| وَالَ: ve ailesini
| عِمْرَانَ: İmran
| عَلَى: üzerine
| الْعَالَمِينَ: alemler
| (3:33)

| اللَّهَ: Allah
| اصْطَفَىٰ: seçip üstün kıldı
| ادَمَ: Adem'i
| وَنُوحًا: ve Nuh'u
| وَالَ: ve ailesini
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim
| وَالَ: ve ailesini
| عِمْرَانَ: İmran
| عَلَى: üzerine
| الْعَالَمِينَ: alemler
| (3:33)|ذُرِّيَّةً: türeyen nesil(ler)dir
| بَعْضُهَا: bazısı (birbirinden)
| مِنْ: -ndan
| بَعْضٍ: bazısı
| وَاللَّهُ: Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (3:34)

| بَعْضُهَا: bazısı (birbirinden)
| مِنْ: -ndan
| بَعْضٍ: bazısı
| وَاللَّهُ: Allah
| سَمِيعٌ: işitendir
| عَلِيمٌ: bilendir
| (3:34)|إِذْ: hani
| قَالَتِ: demişti ki
| امْرَأَتُ: karısı
| عِمْرَانَ: İmran'ın
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| نَذَرْتُ: adadım
| لَكَ: sana
| مَا: olanı
| فِي:
| بَطْنِي: karnımda
| مُحَرَّرًا: tam hür olarak
| فَتَقَبَّلْ: kabul buyur
| مِنِّي: benden
| إِنَّكَ: şüphesiz
| أَنْتَ: sen
| السَّمِيعُ: işitensin
| الْعَلِيمُ: bilensin
| (3:35)

| قَالَتِ: demişti ki
| امْرَأَتُ: karısı
| عِمْرَانَ: İmran'ın
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| نَذَرْتُ: adadım
| لَكَ: sana
| مَا: olanı
| فِي:
| بَطْنِي: karnımda
| مُحَرَّرًا: tam hür olarak
| فَتَقَبَّلْ: kabul buyur
| مِنِّي: benden
| إِنَّكَ: şüphesiz
| أَنْتَ: sen
| السَّمِيعُ: işitensin
| الْعَلِيمُ: bilensin
| (3:35)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| وَضَعَتْهَا: onu doğurunca
| قَالَتْ: şöyle söyledi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| وَضَعْتُهَا: onu doğurdum
| أُنْثَىٰ: bir kız
| وَاللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: bilirken
| بِمَا: (onun) ne
| وَضَعَتْ: doğurduğunu
| وَلَيْسَ: ve değildir
| الذَّكَرُ: erkek
| كَالْأُنْثَىٰ: kız gibi
| وَإِنِّي: doğrusu ben
| سَمَّيْتُهَا: ona adını verdim
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَإِنِّي: şüphesiz ben
| أُعِيذُهَا: onu ısmarlıyorum
| بِكَ: sana
| وَذُرِّيَّتَهَا: ve soyunu
| مِنَ: -nden
| الشَّيْطَانِ: şeytan(ın şerri)-
| الرَّجِيمِ: kovulmuş
| (3:36)

| وَضَعَتْهَا: onu doğurunca
| قَالَتْ: şöyle söyledi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| وَضَعْتُهَا: onu doğurdum
| أُنْثَىٰ: bir kız
| وَاللَّهُ: Allah
| أَعْلَمُ: bilirken
| بِمَا: (onun) ne
| وَضَعَتْ: doğurduğunu
| وَلَيْسَ: ve değildir
| الذَّكَرُ: erkek
| كَالْأُنْثَىٰ: kız gibi
| وَإِنِّي: doğrusu ben
| سَمَّيْتُهَا: ona adını verdim
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَإِنِّي: şüphesiz ben
| أُعِيذُهَا: onu ısmarlıyorum
| بِكَ: sana
| وَذُرِّيَّتَهَا: ve soyunu
| مِنَ: -nden
| الشَّيْطَانِ: şeytan(ın şerri)-
| الرَّجِيمِ: kovulmuş
| (3:36)|فَتَقَبَّلَهَا: kabul buyurdu onu
| رَبُّهَا: Rabbi
| بِقَبُولٍ: kabulle (şekilde)
| حَسَنٍ: güzel bir
| وَأَنْبَتَهَا: ve onu yetiştirdi
| نَبَاتًا: bir bitki (gibi)
| حَسَنًا: güzel
| وَكَفَّلَهَا: ve onun bakımını üstlendi
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya da
| كُلَّمَا: her
| دَخَلَ: girdiğinde
| عَلَيْهَا: onun yanına
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| الْمِحْرَابَ: mihraba
| وَجَدَ: bulurdu
| عِنْدَهَا: yanında
| رِزْقًا: bir rızık
| قَالَ: derdi
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| أَنَّىٰ: nereden?
| لَكِ: sana
| هَٰذَا: bu
| قَالَتْ: (O da) derdi
| هُوَ: Bu
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يَرْزُقُ: rızık verir
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| حِسَابٍ: hesap
| (3:37)

| رَبُّهَا: Rabbi
| بِقَبُولٍ: kabulle (şekilde)
| حَسَنٍ: güzel bir
| وَأَنْبَتَهَا: ve onu yetiştirdi
| نَبَاتًا: bir bitki (gibi)
| حَسَنًا: güzel
| وَكَفَّلَهَا: ve onun bakımını üstlendi
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya da
| كُلَّمَا: her
| دَخَلَ: girdiğinde
| عَلَيْهَا: onun yanına
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| الْمِحْرَابَ: mihraba
| وَجَدَ: bulurdu
| عِنْدَهَا: yanında
| رِزْقًا: bir rızık
| قَالَ: derdi
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| أَنَّىٰ: nereden?
| لَكِ: sana
| هَٰذَا: bu
| قَالَتْ: (O da) derdi
| هُوَ: Bu
| مِنْ:
| عِنْدِ: katından
| اللَّهِ: Allah
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يَرْزُقُ: rızık verir
| مَنْ: kimseye
| يَشَاءُ: dilediği
| بِغَيْرِ: olmaksızın
| حِسَابٍ: hesap
| (3:37)|هُنَالِكَ: orada
| دَعَا: du'a etti
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| رَبَّهُ: Rabbine
| قَالَ: dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| هَبْ: ver
| لِي: bana
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| ذُرِّيَّةً: bir nesil
| طَيِّبَةً: temiz
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| سَمِيعُ: işitensin
| الدُّعَاءِ: çağrıyı
| (3:38)

| دَعَا: du'a etti
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| رَبَّهُ: Rabbine
| قَالَ: dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| هَبْ: ver
| لِي: bana
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| ذُرِّيَّةً: bir nesil
| طَيِّبَةً: temiz
| إِنَّكَ: şüphesiz sen
| سَمِيعُ: işitensin
| الدُّعَاءِ: çağrıyı
| (3:38)|فَنَادَتْهُ: ona seslendiler
| الْمَلَائِكَةُ: melekler
| وَهُوَ: ve onu
| قَائِمٌ: doğrultup
| يُصَلِّي: desteklerler
| فِي: -içinde
| الْمِحْرَابِ: mihrab/harabiyet-
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُبَشِّرُكَ: sana müjdeler
| بِيَحْيَىٰ: Yahya'yı
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı
| بِكَلِمَةٍ: bir kelimeyi
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَسَيِّدًا: ve efendi
| وَحَصُورًا: ve nefsine hakim
| وَنَبِيًّا: ve bir peygamber olacak
| مِنَ: -den
| الصَّالِحِينَ: iyiler-
| (3:39)

| الْمَلَائِكَةُ: melekler
| وَهُوَ: ve onu
| قَائِمٌ: doğrultup
| يُصَلِّي: desteklerler
| فِي: -içinde
| الْمِحْرَابِ: mihrab/harabiyet-
| أَنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُبَشِّرُكَ: sana müjdeler
| بِيَحْيَىٰ: Yahya'yı
| مُصَدِّقًا: doğrulayıcı
| بِكَلِمَةٍ: bir kelimeyi
| مِنَ: -tan
| اللَّهِ: Allah-
| وَسَيِّدًا: ve efendi
| وَحَصُورًا: ve nefsine hakim
| وَنَبِيًّا: ve bir peygamber olacak
| مِنَ: -den
| الصَّالِحِينَ: iyiler-
| (3:39)|قَالَ: dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl?
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَقَدْ: halbuki
| بَلَغَنِيَ: bana gelip çatmış
| الْكِبَرُ: ihtiyarlık
| وَامْرَأَتِي: ve karım da
| عَاقِرٌ: kısırken
| قَالَ: (Allah) dedi
| كَذَٰلِكَ: öyle (ama)
| اللَّهُ: Allah
| يَفْعَلُ: yapar
| مَا: şeyi
| يَشَاءُ: dilediği
| (3:40)

| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl?
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَقَدْ: halbuki
| بَلَغَنِيَ: bana gelip çatmış
| الْكِبَرُ: ihtiyarlık
| وَامْرَأَتِي: ve karım da
| عَاقِرٌ: kısırken
| قَالَ: (Allah) dedi
| كَذَٰلِكَ: öyle (ama)
| اللَّهُ: Allah
| يَفْعَلُ: yapar
| مَا: şeyi
| يَشَاءُ: dilediği
| (3:40)|قَالَ: dedi di
| رَبِّ: Rabbim
| اجْعَلْ: o halde ver
| لِي: bana
| ايَةً: bir alamet
| قَالَ: (Allah) dedi ki
| ايَتُكَ: senin alametin
| أَلَّا:
| تُكَلِّمَ: konuşamamandır
| النَّاسَ: insanlarla
| ثَلَاثَةَ: üç
| أَيَّامٍ: gün
| إِلَّا: başka
| رَمْزًا: işaretten
| وَاذْكُرْ: ve an
| رَبَّكَ: Rabbini
| كَثِيرًا: çok
| وَسَبِّحْ: ve (O'nu) tesbih et
| بِالْعَشِيِّ: akşam
| وَالْإِبْكَارِ: ve sabah
| (3:41)

| رَبِّ: Rabbim
| اجْعَلْ: o halde ver
| لِي: bana
| ايَةً: bir alamet
| قَالَ: (Allah) dedi ki
| ايَتُكَ: senin alametin
| أَلَّا:
| تُكَلِّمَ: konuşamamandır
| النَّاسَ: insanlarla
| ثَلَاثَةَ: üç
| أَيَّامٍ: gün
| إِلَّا: başka
| رَمْزًا: işaretten
| وَاذْكُرْ: ve an
| رَبَّكَ: Rabbini
| كَثِيرًا: çok
| وَسَبِّحْ: ve (O'nu) tesbih et
| بِالْعَشِيِّ: akşam
| وَالْإِبْكَارِ: ve sabah
| (3:41)|وَإِذْ: bir zaman
| قَالَتِ: demişti ki
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| اصْطَفَاكِ: seni seçti
| وَطَهَّرَكِ: ve temizledi
| وَاصْطَفَاكِ: ve seni üstün kıldı
| عَلَىٰ: üzerine
| نِسَاءِ: kadınları
| الْعَالَمِينَ: dünyaların
| (3:42)

| قَالَتِ: demişti ki
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| اصْطَفَاكِ: seni seçti
| وَطَهَّرَكِ: ve temizledi
| وَاصْطَفَاكِ: ve seni üstün kıldı
| عَلَىٰ: üzerine
| نِسَاءِ: kadınları
| الْعَالَمِينَ: dünyaların
| (3:42)|يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| اقْنُتِي: divan dur
| لِرَبِّكِ: Rabbine
| وَاسْجُدِي: ve secde et
| وَارْكَعِي: ve (huzurunda) eğil
| مَعَ: beraber
| الرَّاكِعِينَ: eğilenlerle
| (3:43)

| مَرْيَمُ: Meryem
| اقْنُتِي: divan dur
| لِرَبِّكِ: Rabbine
| وَاسْجُدِي: ve secde et
| وَارْكَعِي: ve (huzurunda) eğil
| مَعَ: beraber
| الرَّاكِعِينَ: eğilenlerle
| (3:43)|ذَٰلِكَ: bunlar
| مِنْ: -ndendir
| أَنْبَاءِ: haberleri-
| الْغَيْبِ: görünmez alemin
| نُوحِيهِ: vahyettiğimiz
| إِلَيْكَ: sana
| وَمَا:
| كُنْتَ: sen değildin
| لَدَيْهِمْ: onların yanında
| إِذْ: zaman
| يُلْقُونَ: attıkları
| أَقْلَامَهُمْ: (kur'a) oklarını
| أَيُّهُمْ: hangisi
| يَكْفُلُ: kefil olacak (diye)
| مَرْيَمَ: Meryem'e
| وَمَا:
| كُنْتَ: sen değildin
| لَدَيْهِمْ: yanlarında
| إِذْ: zaman
| يَخْتَصِمُونَ: birbirleriyle çekiştikleri
| (3:44)

| مِنْ: -ndendir
| أَنْبَاءِ: haberleri-
| الْغَيْبِ: görünmez alemin
| نُوحِيهِ: vahyettiğimiz
| إِلَيْكَ: sana
| وَمَا:
| كُنْتَ: sen değildin
| لَدَيْهِمْ: onların yanında
| إِذْ: zaman
| يُلْقُونَ: attıkları
| أَقْلَامَهُمْ: (kur'a) oklarını
| أَيُّهُمْ: hangisi
| يَكْفُلُ: kefil olacak (diye)
| مَرْيَمَ: Meryem'e
| وَمَا:
| كُنْتَ: sen değildin
| لَدَيْهِمْ: yanlarında
| إِذْ: zaman
| يَخْتَصِمُونَ: birbirleriyle çekiştikleri
| (3:44)|إِذْ: hani
| قَالَتِ: demişti
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُبَشِّرُكِ: seni müjdeliyor
| بِكَلِمَةٍ: bir kelime ile
| مِنْهُ: kendisinden
| اسْمُهُ: onun adı
| الْمَسِيحُ: Mesih'dir
| عِيسَى: Îsa
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَجِيهًا: yüzdedir (şereflidir)
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَمِنَ:
| الْمُقَرَّبِينَ: ve (Allah'a) yakın olanlardandır
| (3:45)

| قَالَتِ: demişti
| الْمَلَائِكَةُ: Melekler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| إِنَّ: şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| يُبَشِّرُكِ: seni müjdeliyor
| بِكَلِمَةٍ: bir kelime ile
| مِنْهُ: kendisinden
| اسْمُهُ: onun adı
| الْمَسِيحُ: Mesih'dir
| عِيسَى: Îsa
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَجِيهًا: yüzdedir (şereflidir)
| فِي:
| الدُّنْيَا: dünyada
| وَالْاخِرَةِ: ve ahirette
| وَمِنَ:
| الْمُقَرَّبِينَ: ve (Allah'a) yakın olanlardandır
| (3:45)|وَيُكَلِّمُ: ve konuşacak
| النَّاسَ: insanlara
| فِي:
| الْمَهْدِ: beşikte
| وَكَهْلًا: ve yetişkinlikte
| وَمِنَ:
| الصَّالِحِينَ: ve iyilerden olacaktır
| (3:46)

| النَّاسَ: insanlara
| فِي:
| الْمَهْدِ: beşikte
| وَكَهْلًا: ve yetişkinlikte
| وَمِنَ:
| الصَّالِحِينَ: ve iyilerden olacaktır
| (3:46)|قَالَتْ: dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| وَلَدٌ: çocuğum
| وَلَمْ:
| يَمْسَسْنِي: bana dokunmamışken
| بَشَرٌ: bir beşer
| قَالَ: dedi
| كَذَٰلِكِ: böyledir
| اللَّهُ: Allah
| يَخْلُقُ: yaratır
| مَا: şeyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِذَا: zaman
| قَضَىٰ: istediği
| أَمْرًا: bir şey(in olmasını)
| فَإِنَّمَا: sadece
| يَقُولُ: der
| لَهُ: ona
| كُنْ: 'ol'
| فَيَكُونُ: o da oluverir
| (3:47)

| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| وَلَدٌ: çocuğum
| وَلَمْ:
| يَمْسَسْنِي: bana dokunmamışken
| بَشَرٌ: bir beşer
| قَالَ: dedi
| كَذَٰلِكِ: böyledir
| اللَّهُ: Allah
| يَخْلُقُ: yaratır
| مَا: şeyi
| يَشَاءُ: dilediği
| إِذَا: zaman
| قَضَىٰ: istediği
| أَمْرًا: bir şey(in olmasını)
| فَإِنَّمَا: sadece
| يَقُولُ: der
| لَهُ: ona
| كُنْ: 'ol'
| فَيَكُونُ: o da oluverir
| (3:47)|وَيُعَلِّمُهُ: ve ona öğretecektir
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَالْحِكْمَةَ: ve Hikmeti
| وَالتَّوْرَاةَ: ve Tevrat'ı
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'i
| (3:48)

| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَالْحِكْمَةَ: ve Hikmeti
| وَالتَّوْرَاةَ: ve Tevrat'ı
| وَالْإِنْجِيلَ: ve İncil'i
| (3:48)|وَرَسُولًا: ve bir elçi (şöyle diyen)
| إِلَىٰ:
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| أَنِّي: ben
| قَدْ: doğrusu
| جِئْتُكُمْ: size getirdim
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| أَنِّي: ben
| أَخْلُقُ: yaratırım
| لَكُمْ: sizin için
| مِنَ: -dan
| الطِّينِ: çamur-
| كَهَيْئَةِ: şeklinde bir şey
| الطَّيْرِ: kuş
| فَأَنْفُخُ: üflerim
| فِيهِ: ona
| فَيَكُونُ: hemen oluverir
| طَيْرًا: bir kuş
| بِإِذْنِ: izniyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأُبْرِئُ: ve iyileştiririm
| الْأَكْمَهَ: körü
| وَالْأَبْرَصَ: ve alacalıyı
| وَأُحْيِي: ve diriltirim
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| بِإِذْنِ: izniyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأُنَبِّئُكُمْ: ve size haber veririm
| بِمَا: ne
| تَأْكُلُونَ: yediğinizi
| وَمَا: ve ne
| تَدَّخِرُونَ: biriktirdiğinizi
| فِي:
| بُيُوتِكُمْ: evlerinizde
| إِنَّ: elbette
| فِي:
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret vardır
| لَكُمْ: sizin için
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (3:49)

| إِلَىٰ:
| بَنِي: oğullarına
| إِسْرَائِيلَ: İsrail
| أَنِّي: ben
| قَدْ: doğrusu
| جِئْتُكُمْ: size getirdim
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| أَنِّي: ben
| أَخْلُقُ: yaratırım
| لَكُمْ: sizin için
| مِنَ: -dan
| الطِّينِ: çamur-
| كَهَيْئَةِ: şeklinde bir şey
| الطَّيْرِ: kuş
| فَأَنْفُخُ: üflerim
| فِيهِ: ona
| فَيَكُونُ: hemen oluverir
| طَيْرًا: bir kuş
| بِإِذْنِ: izniyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأُبْرِئُ: ve iyileştiririm
| الْأَكْمَهَ: körü
| وَالْأَبْرَصَ: ve alacalıyı
| وَأُحْيِي: ve diriltirim
| الْمَوْتَىٰ: ölüleri
| بِإِذْنِ: izniyle
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَأُنَبِّئُكُمْ: ve size haber veririm
| بِمَا: ne
| تَأْكُلُونَ: yediğinizi
| وَمَا: ve ne
| تَدَّخِرُونَ: biriktirdiğinizi
| فِي:
| بُيُوتِكُمْ: evlerinizde
| إِنَّ: elbette
| فِي:
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَةً: bir ibret vardır
| لَكُمْ: sizin için
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| مُؤْمِنِينَ: inanıyor
| (3:49)|وَمُصَدِّقًا: ve doğrulayıcı olarak
| لِمَا: şeyi
| بَيْنَ:
| يَدَيَّ: benden önce gelen
| مِنَ:
| التَّوْرَاةِ: Tevrat'ı
| وَلِأُحِلَّ: ve helal kılmak için
| لَكُمْ: size
| بَعْضَ: bazı
| الَّذِي: şeyleri
| حُرِّمَ: haram kılınan
| عَلَيْكُمْ: size
| وَجِئْتُكُمْ: ve size getirdim
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| فَاتَّقُوا: o halde korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَأَطِيعُونِ: ve bana ita'at edin
| (3:50)

| لِمَا: şeyi
| بَيْنَ:
| يَدَيَّ: benden önce gelen
| مِنَ:
| التَّوْرَاةِ: Tevrat'ı
| وَلِأُحِلَّ: ve helal kılmak için
| لَكُمْ: size
| بَعْضَ: bazı
| الَّذِي: şeyleri
| حُرِّمَ: haram kılınan
| عَلَيْكُمْ: size
| وَجِئْتُكُمْ: ve size getirdim
| بِايَةٍ: bir mu'cize
| مِنْ: -den
| رَبِّكُمْ: Rabbiniz-
| فَاتَّقُوا: o halde korkun
| اللَّهَ: Allah'tan
| وَأَطِيعُونِ: ve bana ita'at edin
| (3:50)