23Mü’minûn Suresi
Kuran Sırası: 23
İniş Sırası: 74
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|elleƶīne: ki
| hum: onlar
| fī: -nde
| Salātihim: SaLâtları/Destekleri-
| ḣāşiǔne: saygılıdırlar
| (23:2)

| hum: onlar
| fī: -nde
| Salātihim: SaLâtları/Destekleri-
| ḣāşiǔne: saygılıdırlar
| (23:2)|velleƶīne: ve
| hum: onlar
| ǎni: -den
| l-leğvi: boş şeyler-
| muǎ'riDūne: yüz çevirirler
| (23:3)

| hum: onlar
| ǎni: -den
| l-leğvi: boş şeyler-
| muǎ'riDūne: yüz çevirirler
| (23:3)|illā: ancak hariç
| ǎlā:
| ezvācihim: eşleri
| ev: yahut
| mā: (cariyeler)
| meleket: sahip oldukları
| eymānuhum: ellerinin
| feinnehum: elbette onlar
| ğayru: değildir
| melūmīne: kınanacak
| (23:6)

| ǎlā:
| ezvācihim: eşleri
| ev: yahut
| mā: (cariyeler)
| meleket: sahip oldukları
| eymānuhum: ellerinin
| feinnehum: elbette onlar
| ğayru: değildir
| melūmīne: kınanacak
| (23:6)|femeni: o halde kim
| bteğā: gitmek isterse
| verā'e: ötesine
| ƶālike: bunun
| feulāike: işte
| humu: onlar
| l-ǎādūne: haddi aşanlardır
| (23:7)

| bteğā: gitmek isterse
| verā'e: ötesine
| ƶālike: bunun
| feulāike: işte
| humu: onlar
| l-ǎādūne: haddi aşanlardır
| (23:7)|velleƶīne: ve
| hum: onlar
| liemānātihim: emanetlerine
| ve ǎhdihim: ve ahidlerine
| rāǔne: özen gösterirler
| (23:8)

| hum: onlar
| liemānātihim: emanetlerine
| ve ǎhdihim: ve ahidlerine
| rāǔne: özen gösterirler
| (23:8)|velleƶīne: ve
| hum: onlar
| ǎlā:
| Salevātihim: SaLâT'larını/Desteklerini
| yuHāfiZūne: korumacı/sürdürücü
| (23:9)

| hum: onlar
| ǎlā:
| Salevātihim: SaLâT'larını/Desteklerini
| yuHāfiZūne: korumacı/sürdürücü
| (23:9)|elleƶīne: onlar ki
| yeriṧūne: varis olacaklar
| l-firdevse: Firdevs'e
| hum: onlar
| fīhā: orada
| ḣālidūne: ebedi kalacaklardır
| (23:11)

| yeriṧūne: varis olacaklar
| l-firdevse: Firdevs'e
| hum: onlar
| fīhā: orada
| ḣālidūne: ebedi kalacaklardır
| (23:11)|veleḳad: ve andolsun
| ḣaleḳnā: biz yarattık
| l-insāne: insanı
| min: -nden
| sulāletin: süzmesi-
| min: -un
| Tīnin: çamur-
| (23:12)

| ḣaleḳnā: biz yarattık
| l-insāne: insanı
| min: -nden
| sulāletin: süzmesi-
| min: -un
| Tīnin: çamur-
| (23:12)|ṧumme: sonra
| ceǎlnāhu: onu koyduk
| nuTfeten: bir nutfe (sperm) olarak
| fī:
| ḳarārin: bir karar yerine
| mekīnin: sağlam
| (23:13)

| ceǎlnāhu: onu koyduk
| nuTfeten: bir nutfe (sperm) olarak
| fī:
| ḳarārin: bir karar yerine
| mekīnin: sağlam
| (23:13)|ṧumme: sonra
| ḣaleḳnā: çevirdik
| n-nuTfete: nutfeyi
| ǎleḳaten: alaka(embriyo)ya
| feḣaleḳnā: sonra çevirdik
| l-ǎleḳate: alaka(embriyo)yı
| muDğaten: bir çiğnemlik ete
| feḣaleḳnā: sonre çevirdik
| l-muDğate: bir çiğnemlik eti
| ǐZāmen: kemiklere
| fekesevnā: sonre giydirdik
| l-ǐZāme: kemiklere
| leHmen: et
| ṧumme: sonra
| enşe'nāhu: onu yaptık
| ḣalḳan: bir yaratık
| āḣara: bambaşka
| fetebārake: ne yücedir
| llahu: Allah
| eHsenu: en güzeli
| l-ḣāliḳīne: yaratanların
| (23:14)

| ḣaleḳnā: çevirdik
| n-nuTfete: nutfeyi
| ǎleḳaten: alaka(embriyo)ya
| feḣaleḳnā: sonra çevirdik
| l-ǎleḳate: alaka(embriyo)yı
| muDğaten: bir çiğnemlik ete
| feḣaleḳnā: sonre çevirdik
| l-muDğate: bir çiğnemlik eti
| ǐZāmen: kemiklere
| fekesevnā: sonre giydirdik
| l-ǐZāme: kemiklere
| leHmen: et
| ṧumme: sonra
| enşe'nāhu: onu yaptık
| ḣalḳan: bir yaratık
| āḣara: bambaşka
| fetebārake: ne yücedir
| llahu: Allah
| eHsenu: en güzeli
| l-ḣāliḳīne: yaratanların
| (23:14)|ṧumme: sonra
| innekum: şüphesiz siz
| beǎ'de: ardından
| ƶālike: bunun
| lemeyyitūne: öleceksiniz
| (23:15)

| innekum: şüphesiz siz
| beǎ'de: ardından
| ƶālike: bunun
| lemeyyitūne: öleceksiniz
| (23:15)|ṧumme: sonra
| innekum: muhakkak siz
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| tub'ǎṧūne: diriltileceksiniz
| (23:16)

| innekum: muhakkak siz
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| tub'ǎṧūne: diriltileceksiniz
| (23:16)|veleḳad: ve andolsun
| ḣaleḳnā: yarattık
| fevḳakum: üstünüzde
| seb'ǎ: yedi
| Tarāiḳa: tabaka (gök)
| ve mā: ve
| kunnā: biz değiliz
| ǎni: -tan
| l-ḣalḳi: yaratmak-
| ğāfilīne: gafil
| (23:17)

| ḣaleḳnā: yarattık
| fevḳakum: üstünüzde
| seb'ǎ: yedi
| Tarāiḳa: tabaka (gök)
| ve mā: ve
| kunnā: biz değiliz
| ǎni: -tan
| l-ḣalḳi: yaratmak-
| ğāfilīne: gafil
| (23:17)|ve enzelnā: ve indirdik
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| māen: su
| biḳaderin: belli ölçüde
| feeskennāhu: ve onu durdurduk
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve innā: elbette biz
| ǎlā:
| ƶehābin: gidermeğe de
| bihi: onu
| leḳādirūne: kadiriz
| (23:18)

| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| māen: su
| biḳaderin: belli ölçüde
| feeskennāhu: ve onu durdurduk
| fī:
| l-erDi: yerde
| ve innā: elbette biz
| ǎlā:
| ƶehābin: gidermeğe de
| bihi: onu
| leḳādirūne: kadiriz
| (23:18)|feenşe'nā: sonra yetiştirdik
| lekum: size
| bihi: onunla (suyla)
| cennātin: bahçeleri
| min:
| neḣīlin: hurma
| ve eǎ'nābin: ve üzüm
| lekum: sizin için
| fīhā: içlerinde bulunan
| fevākihu: meyvalar
| keṧīratun: birçok
| ve minhā: ve onlardan
| te'kulūne: yiyorsunuz
| (23:19)

| lekum: size
| bihi: onunla (suyla)
| cennātin: bahçeleri
| min:
| neḣīlin: hurma
| ve eǎ'nābin: ve üzüm
| lekum: sizin için
| fīhā: içlerinde bulunan
| fevākihu: meyvalar
| keṧīratun: birçok
| ve minhā: ve onlardan
| te'kulūne: yiyorsunuz
| (23:19)|ve şeceraten: ve bir ağaç
| teḣrucu: çıkan
| min: -dan
| Tūri: Tur-i
| seynā'e: Sinâ-
| tenbutu: biten
| bid-duhni: yağlı olarak
| ve Sibğin: (ekmeklerini) batıracakları
| lil'ākilīne: yiyenlerin
| (23:20)

| teḣrucu: çıkan
| min: -dan
| Tūri: Tur-i
| seynā'e: Sinâ-
| tenbutu: biten
| bid-duhni: yağlı olarak
| ve Sibğin: (ekmeklerini) batıracakları
| lil'ākilīne: yiyenlerin
| (23:20)|ve inne: ve şüphesiz
| lekum: sizin için vardır
| fī:
| l-en'ǎāmi: hayvanlarda
| leǐbraten: ibret
| nusḳīkum: size içiriyoruz
| mimmā: -ndekinden
| fī: içi-
| buTūnihā: karınlarının
| velekum: ve sizin için
| fīhā: onlarda vardır
| menāfiǔ: faydalar
| keṧīratun: daha birçok
| ve minhā: ve onlardan
| te'kulūne: yersiniz
| (23:21)

| lekum: sizin için vardır
| fī:
| l-en'ǎāmi: hayvanlarda
| leǐbraten: ibret
| nusḳīkum: size içiriyoruz
| mimmā: -ndekinden
| fī: içi-
| buTūnihā: karınlarının
| velekum: ve sizin için
| fīhā: onlarda vardır
| menāfiǔ: faydalar
| keṧīratun: daha birçok
| ve minhā: ve onlardan
| te'kulūne: yersiniz
| (23:21)|ve ǎleyhā: ve onların üzerinde
| ve ǎlā: ve üzerinde
| l-fulki: gemiler
| tuHmelūne: taşınırsınız
| (23:22)

| ve ǎlā: ve üzerinde
| l-fulki: gemiler
| tuHmelūne: taşınırsınız
| (23:22)|veleḳad: ve andolsun
| erselnā: biz gönderdik
| nūHen: Nuh'u
| ilā: -ne
| ḳavmihi: kavmi-
| fe ḳāle: dedi
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| ǎ'budū: kulluk edin
| llahe: Allah'a
| mā: yoktur
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| ilāhin: ilah
| ğayruhu: O'ndan başka
| efelā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (23:23)

| erselnā: biz gönderdik
| nūHen: Nuh'u
| ilā: -ne
| ḳavmihi: kavmi-
| fe ḳāle: dedi
| yā : EY/HEY/AH
| ḳavmi: kavmim
| ǎ'budū: kulluk edin
| llahe: Allah'a
| mā: yoktur
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| ilāhin: ilah
| ğayruhu: O'ndan başka
| efelā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (23:23)|feḳāle: (şöyle) dedi
| l-meleu: ileri gelenler
| elleƶīne: kimselerden
| keferū: inkar eden
| min: -nden
| ḳavmihi: kavmi-
| mā: değildir
| hāƶā: bu
| illā: başka bir şey
| beşerun: bir insandan
| miṧlukum: sizin gibi
| yurīdu: istiyor
| en:
| yetefeDDele: üstün gelmek
| ǎleykum: size
| velev: ve eğer
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| leenzele: elbette indirirdi
| melāiketen: melekleri
| mā: yoktur
| semiǎ'nā: işitiğimiz
| bihāƶā: böyle bir şey
| fī:
| ābāinā: babalarımızdan
| l-evvelīne: geçmişteki
| (23:24)

| l-meleu: ileri gelenler
| elleƶīne: kimselerden
| keferū: inkar eden
| min: -nden
| ḳavmihi: kavmi-
| mā: değildir
| hāƶā: bu
| illā: başka bir şey
| beşerun: bir insandan
| miṧlukum: sizin gibi
| yurīdu: istiyor
| en:
| yetefeDDele: üstün gelmek
| ǎleykum: size
| velev: ve eğer
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| leenzele: elbette indirirdi
| melāiketen: melekleri
| mā: yoktur
| semiǎ'nā: işitiğimiz
| bihāƶā: böyle bir şey
| fī:
| ābāinā: babalarımızdan
| l-evvelīne: geçmişteki
| (23:24)|in: değildir
| huve: O
| illā: başka bir şey
| raculun: bir adam(dan)
| bihi: kendisinde
| cinnetun: delilik bulunan
| feterabbeSū: hele gözetleyin
| bihi: onu
| Hattā: kadar
| Hīnin: bir süreye
| (23:25)

| huve: O
| illā: başka bir şey
| raculun: bir adam(dan)
| bihi: kendisinde
| cinnetun: delilik bulunan
| feterabbeSū: hele gözetleyin
| bihi: onu
| Hattā: kadar
| Hīnin: bir süreye
| (23:25)|ḳāle: (Nuh) dedi ki
| rabbi: Rabbim
| nSurnī: bana yardım et
| bimā: karşısında
| keƶƶebūni: yalanlamaları
| (23:26)

| rabbi: Rabbim
| nSurnī: bana yardım et
| bimā: karşısında
| keƶƶebūni: yalanlamaları
| (23:26)|feevHaynā: biz de vahyettik
| ileyhi: ona
| eni: ki
| Sneǐ: yap
| l-fulke: gemiyi
| bieǎ'yuninā: gözlerimizin önünde
| ve veHyinā: ve vahyimizle
| feiƶā: ne zaman ki
| cā'e: gelince
| emrunā: bizim buyruğumuz
| ve fāra: ve kaynayınca
| t-tennūru: tandır
| fesluk: sok (bindir)
| fīhā: ona
| min: -ten
| kullin: her (cins)-
| zevceyni: çift
| ṧneyni: iki
| ve ehleke: ve aileni
| illā: hariç
| men: kimseler
| sebeḳa: geçmiş
| ǎleyhi: alehylerine
| l-ḳavlu: söz
| minhum: onlar içinde
| ve lā: ve
| tuḣāTibnī: bana yalvarma
| fī: hakkında
| elleƶīne: kimseler
| Zelemū: zulmeden(ler)
| innehum: onlar mutlaka
| muğraḳūne: boğulacaklardır
| (23:27)

| ileyhi: ona
| eni: ki
| Sneǐ: yap
| l-fulke: gemiyi
| bieǎ'yuninā: gözlerimizin önünde
| ve veHyinā: ve vahyimizle
| feiƶā: ne zaman ki
| cā'e: gelince
| emrunā: bizim buyruğumuz
| ve fāra: ve kaynayınca
| t-tennūru: tandır
| fesluk: sok (bindir)
| fīhā: ona
| min: -ten
| kullin: her (cins)-
| zevceyni: çift
| ṧneyni: iki
| ve ehleke: ve aileni
| illā: hariç
| men: kimseler
| sebeḳa: geçmiş
| ǎleyhi: alehylerine
| l-ḳavlu: söz
| minhum: onlar içinde
| ve lā: ve
| tuḣāTibnī: bana yalvarma
| fī: hakkında
| elleƶīne: kimseler
| Zelemū: zulmeden(ler)
| innehum: onlar mutlaka
| muğraḳūne: boğulacaklardır
| (23:27)|fe iƶā: zaman
| steveyte: yerleştiğiniz
| ente: sen
| ve men: ve kimseler
| meǎke: yanındaki
| ǎlā: üzerine
| l-fulki: gemi
| feḳuli: de ki
| l-Hamdu: hamdolsun
| lillahi: Allah'a
| lleƶī:
| neccānā: bizi kurtaran
| mine: -den
| l-ḳavmi: kavim-
| Z-Zālimīne: zalim
| (23:28)

| steveyte: yerleştiğiniz
| ente: sen
| ve men: ve kimseler
| meǎke: yanındaki
| ǎlā: üzerine
| l-fulki: gemi
| feḳuli: de ki
| l-Hamdu: hamdolsun
| lillahi: Allah'a
| lleƶī:
| neccānā: bizi kurtaran
| mine: -den
| l-ḳavmi: kavim-
| Z-Zālimīne: zalim
| (23:28)|ve ḳul: ve de ki
| rabbi: Rabbim
| enzilnī: beni indir
| munzelen: bir inişle
| mubāraken: mübarek
| ve ente: ve sen
| ḣayru: en hayırlısısın
| l-munzilīne: konuklayanların
| (23:29)

| rabbi: Rabbim
| enzilnī: beni indir
| munzelen: bir inişle
| mubāraken: mübarek
| ve ente: ve sen
| ḣayru: en hayırlısısın
| l-munzilīne: konuklayanların
| (23:29)|inne: şüphesiz
| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyātin: nice ibretler
| ve in: gerçi
| kunnā: biz
| lemubtelīne: (onları) sınıyorduk
| (23:30)

| fī: vardır
| ƶālike: bunda
| lāyātin: nice ibretler
| ve in: gerçi
| kunnā: biz
| lemubtelīne: (onları) sınıyorduk
| (23:30)|ṧumme: sonra
| enşe'nā: yetiştirdik
| min: -ndan
| beǎ'dihim: onların ardı-
| ḳarnen: bir nesil
| āḣarīne: başka
| (23:31)

| enşe'nā: yetiştirdik
| min: -ndan
| beǎ'dihim: onların ardı-
| ḳarnen: bir nesil
| āḣarīne: başka
| (23:31)|fe erselnā: ve gönderdik
| fīhim: kendi içlerinden
| rasūlen: bir elçi
| minhum: onlara
| eni: diye
| ǎ'budū: kulluk edin
| llahe: Allah'a
| mā: yoktur
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| ilāhin: ilah
| ğayruhu: O'ndan başka
| efelā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (23:32)

| fīhim: kendi içlerinden
| rasūlen: bir elçi
| minhum: onlara
| eni: diye
| ǎ'budū: kulluk edin
| llahe: Allah'a
| mā: yoktur
| lekum: sizin için
| min: hiçbir
| ilāhin: ilah
| ğayruhu: O'ndan başka
| efelā:
| tetteḳūne: korunmaz mısınız?
| (23:32)|ve ḳāle: ve dedi ki
| l-meleu: ileri gelenler
| min: -nden
| ḳavmihi: kavmi-
| elleƶīne:
| keferū: inkar edenler
| ve keƶƶebū: ve yalanlayanlar
| biliḳā'i: buluşmasını
| l-āḣirati: ahiret
| veetrafnāhum: ve kendilerine refah verdiklerimiz
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| mā: değildir
| hāƶā: bu
| illā: başka bir şey
| beşerun: bir insandan
| miṧlukum: sizin gibi
| ye'kulu: yiyor
| mimmā: -den
| te'kulūne: sizin yediğiniz-
| minhu: ondan
| ve yeşrabu: ve içiyor
| mimmā: -den
| teşrabūne: sizin içtiğiniz-
| (23:33)

| l-meleu: ileri gelenler
| min: -nden
| ḳavmihi: kavmi-
| elleƶīne:
| keferū: inkar edenler
| ve keƶƶebū: ve yalanlayanlar
| biliḳā'i: buluşmasını
| l-āḣirati: ahiret
| veetrafnāhum: ve kendilerine refah verdiklerimiz
| fī:
| l-Hayāti: hayatında
| d-dunyā: dünya
| mā: değildir
| hāƶā: bu
| illā: başka bir şey
| beşerun: bir insandan
| miṧlukum: sizin gibi
| ye'kulu: yiyor
| mimmā: -den
| te'kulūne: sizin yediğiniz-
| minhu: ondan
| ve yeşrabu: ve içiyor
| mimmā: -den
| teşrabūne: sizin içtiğiniz-
| (23:33)|velein: ve eğer
| eTaǎ'tum: ita'at ederseniz
| beşeran: bir insana
| miṧlekum: sizin gibi
| innekum: gerçekten siz
| iƶen: o takdirde
| leḣāsirūne: mutlaka ziyana uğrayanlarsınız
| (23:34)

| eTaǎ'tum: ita'at ederseniz
| beşeran: bir insana
| miṧlekum: sizin gibi
| innekum: gerçekten siz
| iƶen: o takdirde
| leḣāsirūne: mutlaka ziyana uğrayanlarsınız
| (23:34)|eyeǐdukum: O size va'dediyor mu?
| ennekum: siz
| iƶā: zaman
| mittum: öldüğünüz
| ve kuntum: ve olduğunuz
| turāben: toprak
| ve ǐZāmen: ve kemik
| ennekum: sizin
| muḣracūne: (yeniden hayata) çıkarılacağınızı
| (23:35)

| ennekum: siz
| iƶā: zaman
| mittum: öldüğünüz
| ve kuntum: ve olduğunuz
| turāben: toprak
| ve ǐZāmen: ve kemik
| ennekum: sizin
| muḣracūne: (yeniden hayata) çıkarılacağınızı
| (23:35)|heyhāte: heyhat (ne kadar uzak)
| heyhāte: heyhat (ne kadar uzak)
| limā: şey
| tūǎdūne: size va'dedilen
| (23:36)

| heyhāte: heyhat (ne kadar uzak)
| limā: şey
| tūǎdūne: size va'dedilen
| (23:36)|in: değildir
| hiye: bu
| illā: başka bir şey
| Hayātunā: hayatımız(dan)
| d-dunyā: dünya
| nemūtu: ölürüz
| ve neHyā: ve yaşarız
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| bimeb'ǔṧīne: tekrar diriltilecek
| (23:37)

| hiye: bu
| illā: başka bir şey
| Hayātunā: hayatımız(dan)
| d-dunyā: dünya
| nemūtu: ölürüz
| ve neHyā: ve yaşarız
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| bimeb'ǔṧīne: tekrar diriltilecek
| (23:37)|in: değildir
| huve: O
| illā: başka bir şey
| raculun: bir adam(dan)
| fterā: uyduran
| ǎlā: hakkında
| llahi: Allah
| keƶiben: yalan
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| lehu: ona
| bimu'minīne: inanıcı(insan)lar
| (23:38)

| huve: O
| illā: başka bir şey
| raculun: bir adam(dan)
| fterā: uyduran
| ǎlā: hakkında
| llahi: Allah
| keƶiben: yalan
| ve mā: ve değiliz
| neHnu: biz
| lehu: ona
| bimu'minīne: inanıcı(insan)lar
| (23:38)|ḳāle: dedi
| rabbi: Rabbim
| nSurnī: bana yardım et
| bimā: karşısında
| keƶƶebūni: beni yalanlamaları
| (23:39)

| rabbi: Rabbim
| nSurnī: bana yardım et
| bimā: karşısında
| keƶƶebūni: beni yalanlamaları
| (23:39)|ḳāle: (Allah) dedi ki
| ǎmmā:
| ḳalīlin: az sonra
| leyuSbiHunne: onlar olacaklar
| nādimīne: pişman
| (23:40)

| ǎmmā:
| ḳalīlin: az sonra
| leyuSbiHunne: onlar olacaklar
| nādimīne: pişman
| (23:40)|feeḣaƶethumu: derken onları yakaladı
| S-SayHatu: o korkunç ses
| bil-Haḳḳi: gerçekten
| fe ceǎlnāhum: ve onları getirdik
| ğuṧā'en: sel süprüntüsü haline
| febuǎ'den: uzak olsun
| lilḳavmi: kavim
| Z-Zālimīne: o zalim
| (23:41)

| S-SayHatu: o korkunç ses
| bil-Haḳḳi: gerçekten
| fe ceǎlnāhum: ve onları getirdik
| ğuṧā'en: sel süprüntüsü haline
| febuǎ'den: uzak olsun
| lilḳavmi: kavim
| Z-Zālimīne: o zalim
| (23:41)|ṧumme: sonra
| enşe'nā: yetiştirdik
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| ḳurūnen: nesiller
| āḣarīne: başka
| (23:42)

| enşe'nā: yetiştirdik
| min:
| beǎ'dihim: onların ardından
| ḳurūnen: nesiller
| āḣarīne: başka
| (23:42)|mā:
| tesbiḳu: ileri geçemez
| min: hiçbir
| ummetin: ümmet
| ecelehā: süresinden
| ve mā: ve
| yeste'ḣirūne: geri kalamaz
| (23:43)

| tesbiḳu: ileri geçemez
| min: hiçbir
| ummetin: ümmet
| ecelehā: süresinden
| ve mā: ve
| yeste'ḣirūne: geri kalamaz
| (23:43)|ṧumme: sonra
| erselnā: gönderdik
| rusulenā: elçilerimizi
| tetrā: ardı ardına
| kulle: ne zaman
| mā:
| cā'e: geldiyse
| ummeten: bir ümmete
| rasūluhā: elçileri
| keƶƶebūhu: onlar onu yalanladılar
| feetbeǎ'nā: biz de onları devirdik
| beǎ'Dehum: birbiri ardınca
| beǎ'Dan: birbiri ardınca
| ve ceǎlnāhum: ve hepsini yaptık
| eHādīṧe: birer ibret hikayesi
| febuǎ'den: uzak olsun
| liḳavmin: toplum
| lā:
| yu'minūne: inanmayan
| (23:44)

| erselnā: gönderdik
| rusulenā: elçilerimizi
| tetrā: ardı ardına
| kulle: ne zaman
| mā:
| cā'e: geldiyse
| ummeten: bir ümmete
| rasūluhā: elçileri
| keƶƶebūhu: onlar onu yalanladılar
| feetbeǎ'nā: biz de onları devirdik
| beǎ'Dehum: birbiri ardınca
| beǎ'Dan: birbiri ardınca
| ve ceǎlnāhum: ve hepsini yaptık
| eHādīṧe: birer ibret hikayesi
| febuǎ'den: uzak olsun
| liḳavmin: toplum
| lā:
| yu'minūne: inanmayan
| (23:44)|ṧumme: sonra
| erselnā: gönderdik
| mūsā: Musa'yı
| ve eḣāhu: ve kardeşi
| hārūne: Harun'u
| biāyātinā: ayetlerimizle
| ve sulTānin: ve bir delille
| mubīnin: apaçık
| (23:45)

| erselnā: gönderdik
| mūsā: Musa'yı
| ve eḣāhu: ve kardeşi
| hārūne: Harun'u
| biāyātinā: ayetlerimizle
| ve sulTānin: ve bir delille
| mubīnin: apaçık
| (23:45)|ilā:
| fir'ǎvne: Fir'avn'e
| ve meleihi: ve ileri gelen adamlarına
| festekberū: onlar büyüklük tasladılar
| ve kānū: ve oldular
| ḳavmen: bir topluluk
| ǎālīne: böbürlenen
| (23:46)

| fir'ǎvne: Fir'avn'e
| ve meleihi: ve ileri gelen adamlarına
| festekberū: onlar büyüklük tasladılar
| ve kānū: ve oldular
| ḳavmen: bir topluluk
| ǎālīne: böbürlenen
| (23:46)|feḳālū: dediler
| enu'minu: inanacak mıyız?
| libeşerayni: şu iki insana
| miṧlinā: bizim gibi
| veḳavmuhumā: iki adamın kavmi
| lenā: bize
| ǎābidūne: kölelik ederken
| (23:47)

| enu'minu: inanacak mıyız?
| libeşerayni: şu iki insana
| miṧlinā: bizim gibi
| veḳavmuhumā: iki adamın kavmi
| lenā: bize
| ǎābidūne: kölelik ederken
| (23:47)|fekeƶƶebūhumā: onları yalanladılar
| fe kānū: ve oldular
| mine: -den
| l-muhlekīne: helak edilenler-
| (23:48)

| fe kānū: ve oldular
| mine: -den
| l-muhlekīne: helak edilenler-
| (23:48)|veleḳad: ve andolsun
| āteynā: biz verdik
| mūsā: Musa'ya
| l-kitābe: Kitabı (Tevrat'ı)
| leǎllehum: belki onlar
| yehtedūne: doğru yolu bulurlar diye
| (23:49)

| āteynā: biz verdik
| mūsā: Musa'ya
| l-kitābe: Kitabı (Tevrat'ı)
| leǎllehum: belki onlar
| yehtedūne: doğru yolu bulurlar diye
| (23:49)|ve ceǎlnā: ve kıldık
| bne: oğlunu
| meryeme: Meryem
| ve ummehu: ve annesini
| āyeten: bir mu'cize
| ve āveynāhumā: ve onları yerleştirdik
| ilā:
| rabvetin: bir tepeye
| ƶāti:
| ḳarārin: oturmaya uygun
| ve meǐynin: ve suyu bulunan
| (23:50)

| bne: oğlunu
| meryeme: Meryem
| ve ummehu: ve annesini
| āyeten: bir mu'cize
| ve āveynāhumā: ve onları yerleştirdik
| ilā:
| rabvetin: bir tepeye
| ƶāti:
| ḳarārin: oturmaya uygun
| ve meǐynin: ve suyu bulunan
| (23:50)