| رَحْمَتِ: rahmetini
| رَبِّكَ: Rabbinin
| عَبْدَهُ: kulu
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya'ya
| (19:2)
| نَادَىٰ: yalvarmıştı
| رَبَّهُ: Rabbine
| نِدَاءً: bir seslenişle
| خَفِيًّا: gizli
| (19:3)
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| وَهَنَ: gevşedi
| الْعَظْمُ: kemik(lerim)
| مِنِّي: benim
| وَاشْتَعَلَ: ve tutuştu
| الرَّأْسُ: başım
| شَيْبًا: ihtiyarlık aleviyle
| وَلَمْ: ve
| أَكُنْ: olmadım
| بِدُعَائِكَ: sana du'a ile
| رَبِّ: Rabbim
| شَقِيًّا: bahtsız
| (19:4)
| خِفْتُ: korktum
| الْمَوَالِيَ: yerime geçecek yakınlarımdan
| مِنْ:
| وَرَائِي: arkamdan
| وَكَانَتِ: ve
| امْرَأَتِي: karım da
| عَاقِرًا: kısırdır
| فَهَبْ: (Ne olur) lutfet
| لِي: bana
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| وَلِيًّا: bir veli(aht)
| (19:5)
| وَيَرِثُ: ve mirasçı olsun
| مِنْ:
| الِ: oğullarına
| يَعْقُوبَ: Ya'kub
| وَاجْعَلْهُ: ve onu yap
| رَبِّ: Rabbim
| رَضِيًّا: razı olduklarından
| (19:6)
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| إِنَّا: şüphesiz biz
| نُبَشِّرُكَ: sana müjdeleriz
| بِغُلَامٍ: bir oğul
| اسْمُهُ: onun adı
| يَحْيَىٰ: Yahya'dır
| لَمْ:
| نَجْعَلْ: yapmadık
| لَهُ: ona
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| سَمِيًّا: adaş
| (19:7)
| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl olur?
| يَكُونُ:
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَكَانَتِ: ve
| امْرَأَتِي: karım da
| عَاقِرًا: kısırdır
| وَقَدْ: ve gerçekten
| بَلَغْتُ: ben ulaştım
| مِنَ:
| الْكِبَرِ: ihtiyarlığın
| عِتِيًّا: son sınırına
| (19:8)
| كَذَٰلِكَ: öyledir
| قَالَ: dedi
| رَبُّكَ: senin Rabbin
| هُوَ: O
| عَلَيَّ: bana
| هَيِّنٌ: kolaydır
| وَقَدْ: ve gerçekten
| خَلَقْتُكَ: seni de yaratmıştım
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| وَلَمْ: ve değilken
| تَكُ: sen
| شَيْئًا: hiçbir şey
| (19:9)
| رَبِّ: Rabbim
| اجْعَلْ: (öyle ise) ver
| لِي: bana
| ايَةً: bir işaret
| قَالَ: dedi
| ايَتُكَ: senin işaretin
| أَلَّا:
| تُكَلِّمَ: konuşamamandır
| النَّاسَ: insanlarla
| ثَلَاثَ: üç
| لَيَالٍ: gece
| سَوِيًّا: sapasağlam olduğun halde
| (19:10)
| عَلَىٰ: karşısına
| قَوْمِهِ: kavminin
| مِنَ: -den
| الْمِحْرَابِ: ma'bed-
| فَأَوْحَىٰ: işaret etti
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَنْ: diye
| سَبِّحُوا: tesbih edin
| بُكْرَةً: sabah
| وَعَشِيًّا: ve akşam
| (19:11)
| يَحْيَىٰ: YaHya
| خُذِ: tut
| الْكِتَابَ: Kitabı
| بِقُوَّةٍ: kuvvetle
| وَاتَيْنَاهُ: ve ona verdik
| الْحُكْمَ: hikmet
| صَبِيًّا: çocuk iken
| (19:12)
| مِنْ:
| لَدُنَّا: katımızdan
| وَزَكَاةً: ve temizlik
| وَكَانَ: ve oldu
| تَقِيًّا: sakınan (bir kimse)
| (19:13)
| بِوَالِدَيْهِ: ana babasına
| وَلَمْ: ve
| يَكُنْ: değildi
| جَبَّارًا: baş kaldıran
| عَصِيًّا: bir zorba
| (19:14)
| عَلَيْهِ: ona
| يَوْمَ: gün
| وُلِدَ: doğduğu
| وَيَوْمَ: ve gün
| يَمُوتُ: öleceği
| وَيَوْمَ: ve gün
| يُبْعَثُ: kaldırılacağı
| حَيًّا: diri olarak
| (19:15)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| مَرْيَمَ: Meryem'i
| إِذِ: bir zaman
| انْتَبَذَتْ: o ayrılıp çekilmişti
| مِنْ:
| أَهْلِهَا: ailesinden
| مَكَانًا: bir yere
| شَرْقِيًّا: doğu yönünde
| (19:16)
| مِنْ:
| دُونِهِمْ: onlarla arasına
| حِجَابًا: bir perde
| فَأَرْسَلْنَا: biz de gönderdik
| إِلَيْهَا: ona
| رُوحَنَا: ruhumuzu (Cebrail'i)
| فَتَمَثَّلَ: göründü
| لَهَا: ona
| بَشَرًا: bir insan şeklinde
| سَوِيًّا: düzgün
| (19:17)
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعُوذُ: sığınırım
| بِالرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| مِنْكَ: senden
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| تَقِيًّا: korkuyor
| (19:18)
| إِنَّمَا: sadece
| أَنَا: ben
| رَسُولُ: elçisiyim
| رَبِّكِ: Rabbinin
| لِأَهَبَ: hediye edeyim diye
| لَكِ: sana
| غُلَامًا: bir erkek çocuğu
| زَكِيًّا: tertemiz
| (19:19)
| أَنَّىٰ: nasıl
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَلَمْ:
| يَمْسَسْنِي: bana dokunmadı
| بَشَرٌ: bir insan
| وَلَمْ: ve
| أَكُ: ben değilim
| بَغِيًّا: iffetsiz
| (19:20)
| كَذَٰلِكِ: öyledir
| قَالَ: dedi
| رَبُّكِ: Rabbin
| هُوَ: O
| عَلَيَّ: bana
| هَيِّنٌ: kolaydır
| وَلِنَجْعَلَهُ: onu kılmak için
| ايَةً: bir mu'cize
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَرَحْمَةً: ve bir rahmet
| مِنَّا: bizden
| وَكَانَ: ve olup
| أَمْرًا: iş
| مَقْضِيًّا: karara bağlanarak
| (19:21)
| فَانْتَبَذَتْ: ve çekildi
| بِهِ: onunla
| مَكَانًا: bir yere
| قَصِيًّا: uzak
| (19:22)
| الْمَخَاضُ: doğum sancısı
| إِلَىٰ:
| جِذْعِ: dalı(nın altı)na
| النَّخْلَةِ: bir hurma
| قَالَتْ: dedi
| يَا: EY/HEY
| لَيْتَنِي: keşke ben
| مِتُّ: ölseydim
| قَبْلَ: önce
| هَٰذَا: bundan
| وَكُنْتُ: ve idim
| نَسْيًا: unutulsa
| مَنْسِيًّا: unutulanlar gibi
| (19:23)
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altından
| أَلَّا:
| تَحْزَنِي: üzülme
| قَدْ: gerçekten
| جَعَلَ: var etti
| رَبُّكِ: Rabbin
| تَحْتَكِ: alt tarafında
| سَرِيًّا: bir su arkı
| (19:24)
| إِلَيْكِ: sana doğru
| بِجِذْعِ: dalını
| النَّخْلَةِ: hurma
| تُسَاقِطْ: dökülsün
| عَلَيْكِ: üzerine
| رُطَبًا: olgun hurma
| جَنِيًّا: taze
| (19:25)
| وَاشْرَبِي: ve iç
| وَقَرِّي: ve aydın olsun
| عَيْنًا: gözün
| فَإِمَّا: eğer
| تَرَيِنَّ: görürsen
| مِنَ: -dan
| الْبَشَرِ: insanlar-
| أَحَدًا: birini
| فَقُولِي: de ki
| إِنِّي: şüphesiz ben
| نَذَرْتُ: adadım
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman için
| صَوْمًا: oruç
| فَلَنْ: asla
| أُكَلِّمَ: konuşmayacağım
| الْيَوْمَ: bugün
| إِنْسِيًّا: hiçbir insanla
| (19:26)
| بِهِ: onu
| قَوْمَهَا: kavmine
| تَحْمِلُهُ: taşıyarak
| قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| لَقَدْ: gerçekten
| جِئْتِ: sen yaptın
| شَيْئًا: bir iş
| فَرِيًّا: tuhaf, korkunç
| (19:27)
| أُخْتَ: kızkardeşi
| هَارُونَ: Harun'un
| مَا:
| كَانَ: değildi
| أَبُوكِ: baban
| امْرَأَ: bir adam
| سَوْءٍ: kötü
| وَمَا: ve
| كَانَتْ: değildi
| أُمُّكِ: annen de
| بَغِيًّا: iffetsiz
| (19:28)
| إِلَيْهِ: onlara
| قَالُوا: dediler ki
| كَيْفَ: nasıl
| نُكَلِّمُ: konuşuruz
| مَنْ: kimseyle
| كَانَ: olan
| فِي:
| الْمَهْدِ: beşikte
| صَبِيًّا: çocukla
| (19:29)
| إِنِّي: şüphesiz ben
| عَبْدُ: kuluyum
| اللَّهِ: Allah'ın
| اتَانِيَ: bana verdi
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَجَعَلَنِي: ve beni yaptı
| نَبِيًّا: peygamber
| (19:30)
| مُبَارَكًا: bereketli
| أَيْنَ: nerede
| مَا:
| كُنْتُ: olursam
| وَأَوْصَانِي: ve bana emretti
| بِالصَّلَاةِ: SaLâT ile/Destek ile
| وَالزَّكَاةِ: ve zekat/arınma ile
| مَا:
| دُمْتُ: olduğum sürece
| حَيًّا: sağ
| (19:31)
| بِوَالِدَتِي: anneme
| وَلَمْ:
| يَجْعَلْنِي: ve beni yapmadı
| جَبَّارًا: bir zorba
| شَقِيًّا: baş kaldıran
| (19:32)
| عَلَيَّ: bana
| يَوْمَ: gün
| وُلِدْتُ: doğduğum
| وَيَوْمَ: ve gün
| أَمُوتُ: öleceğim
| وَيَوْمَ: ve gün
| أُبْعَثُ: kaldırılacağım
| حَيًّا: diri olarak
| (19:33)
| عِيسَى: Îsa
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| قَوْلَ: söz
| الْحَقِّ: gerçek
| الَّذِي:
| فِيهِ: hakkında
| يَمْتَرُونَ: şüphe edip ayrılığa düştükleri
| (19:34)
| كَانَ: yakışmaz
| لِلَّهِ: Allah'a
| أَنْ:
| يَتَّخِذَ: edinmek
| مِنْ: hiçbir
| وَلَدٍ: çocuk
| سُبْحَانَهُ: O'nun şanı yücedir
| إِذَا: zaman
| قَضَىٰ: hükmettiği
| أَمْرًا: bir işi
| فَإِنَّمَا: sadece
| يَقُولُ: der
| لَهُ: ona
| كُنْ: ol!
| فَيَكُونُ: (o da) olur
| (19:35)
| اللَّهَ: Allah
| رَبِّي: benim Rabbimdir
| وَرَبُّكُمْ: ve sizin Rabbinizdir
| فَاعْبُدُوهُ: O'na kulluk edin
| هَٰذَا: işte budur
| صِرَاطٌ: yol
| مُسْتَقِيمٌ: dosdoğru
| (19:36)
| الْأَحْزَابُ: hizipler
| مِنْ:
| بَيْنِهِمْ: kendi aralarından
| فَوَيْلٌ: artık vay haline
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: ötürü
| مَشْهَدِ: görmekten
| يَوْمٍ: bir günü
| عَظِيمٍ: büyük
| (19:37)
| بِهِمْ: onlar
| وَأَبْصِرْ: ne güzel görürler
| يَوْمَ: gün
| يَأْتُونَنَا: bize geldikleri
| لَٰكِنِ: ama
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| الْيَوْمَ: bugün
| فِي: içindedirler
| ضَلَالٍ: sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (19:38)
| يَوْمَ: gününe (karşı)
| الْحَسْرَةِ: hasret
| إِذْ: o zaman
| قُضِيَ: hükmedilir
| الْأَمْرُ: işe
| وَهُمْ: onlar
| فِي: içinde iken
| غَفْلَةٍ: gaflet
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezlerken
| (19:39)
| نَحْنُ: biz
| نَرِثُ: varis oluruz
| الْأَرْضَ: dünyaya
| وَمَنْ: ve bulunanlara
| عَلَيْهَا: onun üzerinde
| وَإِلَيْنَا: ve bize
| يُرْجَعُونَ: döndürülürler
| (19:40)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'i
| إِنَّهُ: gerçekten o
| كَانَ: idi
| صِدِّيقًا: çok doğru
| نَبِيًّا: bir peygamber
| (19:41)
| قَالَ: demişti ki
| لِأَبِيهِ: babasına
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| لِمَ: niçin?
| تَعْبُدُ: tapıyorsun
| مَا: şeylere
| لَا:
| يَسْمَعُ: işitmeyen
| وَلَا: ve
| يُبْصِرُ: görmeyen
| وَلَا: ve
| يُغْنِي: yararı olmayan
| عَنْكَ: sana
| شَيْئًا: hiçbir
| (19:42)
| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: bana
| قَدْ: elbette
| جَاءَنِي: bana geldi
| مِنَ:
| الْعِلْمِ: bir bilgi
| مَا:
| لَمْ:
| يَأْتِكَ: sana gelmeyen
| فَاتَّبِعْنِي: bana uy
| أَهْدِكَ: seni ileteyim
| صِرَاطًا: bir yola
| سَوِيًّا: düzgün
| (19:43)
| أَبَتِ: babacığım
| لَا:
| تَعْبُدِ: tapma
| الشَّيْطَانَ: şeytana
| إِنَّ: çünkü
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| كَانَ:
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| عَصِيًّا: isyan etmiştir
| (19:44)
| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَمَسَّكَ: sana dokunacak
| عَذَابٌ: bir azab
| مِنَ: -dan
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman-
| فَتَكُونَ: o zaman olursun
| لِلشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَلِيًّا: dostu
| (19:45)
| أَرَاغِبٌ: yüz mü çeviriyorsun?
| أَنْتَ: sen
| عَنْ: -dan
| الِهَتِي: benim tanrılarım-
| يَا: EY/HEY/AH
| إِبْرَاهِيمُ: İbrahim
| لَئِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَنْتَهِ: vazgeçmezsen
| لَأَرْجُمَنَّكَ: andolsun seni taşlarım
| وَاهْجُرْنِي: benden ayrıl, git
| مَلِيًّا: uzun süre
| (19:46)
| سَلَامٌ: selam
| عَلَيْكَ: sana
| سَأَسْتَغْفِرُ: mağfiret dileyeceğim
| لَكَ: senin için
| رَبِّي: Rabbimden
| إِنَّهُ: çünkü O
| كَانَ:
| بِي: bana
| حَفِيًّا: çok lutufkardır
| (19:47)
| وَمَا: ve
| تَدْعُونَ: yalvardıklarınızdan
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَأَدْعُو: ve yalnız yalvarıyorum
| رَبِّي: Rabbime
| عَسَىٰ: umarım ki
| أَلَّا:
| أَكُونَ: olmam
| بِدُعَاءِ: yalvarmakla
| رَبِّي: Rabbime
| شَقِيًّا: bahtsız
| (19:48)
| اعْتَزَلَهُمْ: onlardan ayrıldı
| وَمَا: ve
| يَعْبُدُونَ: onların taptıklarından
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَهَبْنَا: biz armağan ettik
| لَهُ: ona
| إِسْحَاقَ: İshak'ı
| وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub'u
| وَكُلًّا: ve hepsini
| جَعَلْنَا: yaptık
| نَبِيًّا: peygamber
| (19:49)
| لَهُمْ: onlara
| مِنْ: -den
| رَحْمَتِنَا: rahmetimiz-
| وَجَعَلْنَا: ve verdik
| لَهُمْ: onlar için
| لِسَانَ: dili
| صِدْقٍ: bir doğruluk
| عَلِيًّا: yüce
| (19:50)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| مُوسَىٰ: Musa'yı da
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ: idi
| مُخْلَصًا: içi temiz
| وَكَانَ: ve idi
| رَسُولًا: bir peygamber
| نَبِيًّا: nebi
| (19:51)
| مِنْ:
| جَانِبِ: tarafından
| الطُّورِ: Tur'un
| الْأَيْمَنِ: sağ
| وَقَرَّبْنَاهُ: ve onu yaklaştırdık
| نَجِيًّا: özel konuşmak için
| (19:52)
| لَهُ: ona
| مِنْ: dolayı
| رَحْمَتِنَا: acıdığımızdan
| أَخَاهُ: kardeşi
| هَارُونَ: Harun'u
| نَبِيًّا: peygamber olarak
| (19:53)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| إِسْمَاعِيلَ: İsma'il'i de
| إِنَّهُ: Kİ o
| كَانَ: -idi
| صَادِقَ: sadık-
| الْوَعْدِ: vaade
| وَكَانَ: ve -idi
| رَسُولًا: risaleyi
| نَبِيًّا: açıklayan/beyan eden
| (19:54)
| يَأْمُرُ: emreder-
| أَهْلَهُ: halklara
| بِالصَّلَاةِ: SaLâT ile/destek ile
| وَالزَّكَاةِ: zekat ile-
| وَكَانَ: ve -idi
| عِنْدَ: -katında-
| رَبِّهِ: Rabbleri-
| مَرْضِيًّا: rızalanmışlık/rıza almışlık
| (19:55)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| إِدْرِيسَ: İdris'i de
| إِنَّهُ: çünkü o
| كَانَ: idi
| صِدِّيقًا: çok doğru
| نَبِيًّا: bir peygamber
| (19:56)
| الَّذِينَ: kimselerdir
| أَنْعَمَ: ni'met verdiği
| اللَّهُ: Allah'ın
| عَلَيْهِمْ: kendilerine
| مِنَ: -den
| النَّبِيِّينَ: peygamberler-
| مِنْ: -nden
| ذُرِّيَّةِ: nesli-
| ادَمَ: Adem
| وَمِمَّنْ: ve kimselerdendir
| حَمَلْنَا: taşıdıklarımız
| مَعَ: ile beraber
| نُوحٍ: Nuh
| وَمِنْ: ve
| ذُرِّيَّةِ: neslindendir
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim
| وَإِسْرَائِيلَ: ve İsrail (Ya'kub)
| وَمِمَّنْ: ve kimselerdendir
| هَدَيْنَا: yol gösterdiğimiz
| وَاجْتَبَيْنَا: ve seçtiğimiz
| إِذَا: zaman
| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُ: ayetleri
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| خَرُّوا: -düşer/yeredüşer
| سُجَّدًا: saygıyla-
| وَبُكِيًّا: ve ağlar
| (19:58)
| مِنْ: -den/dan
| بَعْدِهِمْ: öncekilerine
| خَلْفٌ: getirilen-
| أَضَاعُوا: Zai ettikleri
| الصَّلَاةَ: SaLâtT/Destek
| وَاتَّبَعُوا: ve uydular
| الشَّهَوَاتِ: şehvetlerine
| فَسَوْفَ: yakında
| يَلْقَوْنَ: onlar bulacaklardır
| غَيًّا: kötülük
| (19:59)
| مَنْ: kimseler
| تَابَ: tevbe eden
| وَامَنَ: ve inananlar
| وَعَمِلَ: ve yapanlar
| صَالِحًا: iyi işler
| فَأُولَٰئِكَ: işte onlar
| يَدْخُلُونَ: girecekler
| الْجَنَّةَ: cennete
| وَلَا: ve
| يُظْلَمُونَ: haksızlığa uğratılmayacaklardır
| شَيْئًا: hiç
| (19:60)
| عَدْنٍ: Adn
| الَّتِي:
| وَعَدَ: va'dettiği
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman'ın
| عِبَادَهُ: kullarına
| بِالْغَيْبِ: gıyaben
| إِنَّهُ: şüphesiz O'nun
| كَانَ:
| وَعْدُهُ: va'di
| مَأْتِيًّا: yerine gelecektir
| (19:61)
| يَسْمَعُونَ: işitmezler
| فِيهَا: orada
| لَغْوًا: boş söz
| إِلَّا: yalnızca
| سَلَامًا: selam
| وَلَهُمْ: ve Onların
| رِزْقُهُمْ: rızıkları da
| فِيهَا: orada
| بُكْرَةً: sabah
| وَعَشِيًّا: ve akşam
| (19:62)
| الْجَنَّةُ: cennet
| الَّتِي:
| نُورِثُ: vereceğimiz
| مِنْ: -dan
| عِبَادِنَا: kullarımız-
| مَنْ:
| كَانَ:
| تَقِيًّا: korunanlara
| (19:63)
| نَتَنَزَّلُ: biz inmeyiz
| إِلَّا: dışında
| بِأَمْرِ: emri
| رَبِّكَ: Rabbinin
| لَهُ: O'na aittir
| مَا: olan herşey
| بَيْنَ:
| أَيْدِينَا: önümüzde
| وَمَا: ve olan
| خَلْفَنَا: arkamızda
| وَمَا: ve olan
| بَيْنَ: arasında
| ذَٰلِكَ: bunlar
| وَمَا: asla değildir
| كَانَ:
| رَبُّكَ: Rabbin
| نَسِيًّا: unutkan
| (19:64)
| السَّمَاوَاتِ: göklerin
| وَالْأَرْضِ: yerin
| وَمَا: ve şeylerin
| بَيْنَهُمَا: bunlar arasında bulunan
| فَاعْبُدْهُ: O'na kulluk et
| وَاصْطَبِرْ: ve sabret
| لِعِبَادَتِهِ: O'na kullukta
| هَلْ: -musun?
| تَعْلَمُ: biliyor-
| لَهُ: O'nun
| سَمِيًّا: adaşını
| (19:65)
| الْإِنْسَانُ: insan
| أَإِذَا: zaman mı?
| مَا:
| مِتُّ: öldüğüm
| لَسَوْفَ: muhakkak
| أُخْرَجُ: çıkarılacağım
| حَيًّا: diri olarak
| (19:66)
| يَذْكُرُ: düşünmüyor mu?
| الْإِنْسَانُ: insan
| أَنَّا: bizim
| خَلَقْنَاهُ: onu yarattığımızı
| مِنْ:
| قَبْلُ: önceden
| وَلَمْ: ve
| يَكُ: değilken
| شَيْئًا: hiçbir şey
| (19:67)
| لَنَحْشُرَنَّهُمْ: onları mutlaka toplayacağız
| وَالشَّيَاطِينَ: ve şeytanları
| ثُمَّ: sonra
| لَنُحْضِرَنَّهُمْ: onları bulunduracağız
| حَوْلَ: çevresinde
| جَهَنَّمَ: cehennemin
| جِثِيًّا: diz çökmüş vaziyette
| (19:68)
| لَنَنْزِعَنَّ: ayıracağız
| مِنْ:
| كُلِّ: her
| شِيعَةٍ: milletten
| أَيُّهُمْ: hangisinin
| أَشَدُّ: en çok
| عَلَى: karşı
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| عِتِيًّا: isyan edeni
| (19:69)
| لَنَحْنُ: elbette biz
| أَعْلَمُ: daha iyi biliriz
| بِالَّذِينَ: kimlerin
| هُمْ: onlar
| أَوْلَىٰ: uygun olduğunu
| بِهَا: oraya
| صِلِيًّا: girmeğe
| (19:70)
| مِنْكُمْ: içinizden
| إِلَّا: hiç kimse
| وَارِدُهَا: oraya gitmeyecek
| كَانَ: (bu)
| عَلَىٰ: üzerine
| رَبِّكَ: Rabbinin
| حَتْمًا: bir borçtur
| مَقْضِيًّا: kesin
| (19:71)
| نُنَجِّي: kurtarırız
| الَّذِينَ: kimseleri
| اتَّقَوْا: muttakileri (sakınanları)
| وَنَذَرُ: ve bırakırız
| الظَّالِمِينَ: zalimleri
| فِيهَا: orada
| جِثِيًّا: diz üstü çökmüş olarak
| (19:72)
| تُتْلَىٰ: okunduğu
| عَلَيْهِمْ: onlara
| ايَاتُنَا: ayetlerimiz
| بَيِّنَاتٍ: açık açık
| قَالَ: derler
| الَّذِينَ: kimseler
| كَفَرُوا: inkar edenler
| لِلَّذِينَ: kimseler için
| امَنُوا: inanan(lar)
| أَيُّ: hangisinin
| الْفَرِيقَيْنِ: iki topluluktan
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| مَقَامًا: makamı
| وَأَحْسَنُ: ve daha güzeldir?
| نَدِيًّا: meclisi (mevkii)
| (19:73)
| أَهْلَكْنَا: helak ettik
| قَبْلَهُمْ: onlardan önce
| مِنْ:
| قَرْنٍ: nesiller
| هُمْ: onlar
| أَحْسَنُ: daha güzeldi
| أَثَاثًا: eşyaca
| وَرِئْيًا: ve gösterişce
| (19:74)
| مَنْ: kim
| كَانَ: ise
| فِي: içinde
| الضَّلَالَةِ: sapıklık
| فَلْيَمْدُدْ: süre versin
| لَهُ: ona
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman
| مَدًّا: bi süre
| حَتَّىٰ: nihayet
| إِذَا: zaman
| رَأَوْا: gördükleri
| مَا: şeyleri
| يُوعَدُونَ: va'dedildikleri
| إِمَّا: ya
| الْعَذَابَ: azabı
| وَإِمَّا: veya
| السَّاعَةَ: (duruşma) sa'ati(ni)
| فَسَيَعْلَمُونَ: bileceklerdir
| مَنْ: kimin
| هُوَ: o
| شَرٌّ: daha kötüdür
| مَكَانًا: mekanı
| وَأَضْعَفُ: ve daha zayıftır
| جُنْدًا: adamları
| (19:75)
| اللَّهُ: Allah
| الَّذِينَ: kimselerin
| اهْتَدَوْا: yola gelen(lerin)
| هُدًى: hidayetini
| وَالْبَاقِيَاتُ: ve kalıcı olan
| الصَّالِحَاتُ: yararlı işler
| خَيْرٌ: daha hayırlıdır
| عِنْدَ: yanında
| رَبِّكَ: Rabbinin
| ثَوَابًا: mükafat bakımından
| وَخَيْرٌ: ve daha iyidir
| مَرَدًّا: varılacak yer bakımından
| (19:76)
| الَّذِي: kimseleri
| كَفَرَ: inkar eden(leri)
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizi
| وَقَالَ: ve diyeni
| لَأُوتَيَنَّ: bana verilecek
| مَالًا: mal
| وَوَلَدًا: ve evlad
| (19:77)
| الْغَيْبَ: gaybı
| أَمِ: yoksa
| اتَّخَذَ: aldı mı?
| عِنْدَ: huzurunda
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| عَهْدًا: bir söz
| (19:78)
| سَنَكْتُبُ: biz yazacağız
| مَا: şeyi
| يَقُولُ: onun dediği
| وَنَمُدُّ: ve uzatacağız
| لَهُ: onun için
| مِنَ:
| الْعَذَابِ: azabı
| مَدًّا: uzattıkça
| (19:79)
| مَا: şeye
| يَقُولُ: dediği
| وَيَأْتِينَا: ve o bize gelecek
| فَرْدًا: tek başına
| (19:80)
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| الِهَةً: tanrılar
| لِيَكُونُوا: olsun diye
| لَهُمْ: kendilerine
| عِزًّا: itibar
| (19:81)
| سَيَكْفُرُونَ: inkar edecekler
| بِعِبَادَتِهِمْ: bunların tapmalarını
| وَيَكُونُونَ: ve olacaklardır
| عَلَيْهِمْ: bunlara
| ضِدًّا: zıd
| (19:82)
| تَرَ: görmedin mi?
| أَنَّا: biz
| أَرْسَلْنَا: gönderdik
| الشَّيَاطِينَ: şeytanları
| عَلَى: üzerine
| الْكَافِرِينَ: kafirler
| تَؤُزُّهُمْ: onları kışkırtıyorlar
| أَزًّا: kışkırttıkça
| (19:83)
| تَعْجَلْ: acele etme
| عَلَيْهِمْ: onlar hakkında
| إِنَّمَا: elbette
| نَعُدُّ: biz sayıyoruz
| لَهُمْ: onlar için
| عَدًّا: saydıkça
| (19:84)
| نَحْشُرُ: toplayacağız
| الْمُتَّقِينَ: muttakileri (sakınanları)
| إِلَى: huzurunda
| الرَّحْمَٰنِ: Rahmanın
| وَفْدًا: konuk olarak
| (19:85)
| الْمُجْرِمِينَ: suçluları da
| إِلَىٰ:
| جَهَنَّمَ: cehenneme
| وِرْدًا: yaya ve susuz olarak
| (19:86)
| يَمْلِكُونَ: güçleri yetmeyecektir
| الشَّفَاعَةَ: şefa'ate
| إِلَّا: dışındakilerin
| مَنِ: kimselerin
| اتَّخَذَ: alan
| عِنْدَ: huzurunda
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| عَهْدًا: söz
| (19:87)
| جِئْتُمْ: siz bulundunuz
| شَيْئًا: bir şeyde (cür'ette)
| إِدًّا: pek kötü
| (19:89)
| السَّمَاوَاتُ: gökler
| يَتَفَطَّرْنَ: çatlayacak
| مِنْهُ: ondan dolayı
| وَتَنْشَقُّ: ve yarılacak
| الْأَرْضُ: yer
| وَتَخِرُّ: ve dağılacak
| الْجِبَالُ: dağlar
| هَدًّا: yıkılıp
| (19:90)
| يَنْبَغِي: yakışmaz
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| أَنْ:
| يَتَّخِذَ: edinmek
| وَلَدًا: çocuk
| (19:92)
| كُلُّ: hepsi
| مَنْ: kimselerin
| فِي: bulunan
| السَّمَاوَاتِ: göklerde
| وَالْأَرْضِ: ve yerde
| إِلَّا: ancak
| اتِي: gelecektir
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| عَبْدًا: kul olarak
| (19:93)
| أَحْصَاهُمْ: onları kuşatmış
| وَعَدَّهُمْ: ve onları saymıştır
| عَدًّا: bir bir
| (19:94)
| اتِيهِ: O'na gelecektir
| يَوْمَ: günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| فَرْدًا: tek başına
| (19:95)
| الَّذِينَ: kimseler (için)
| امَنُوا: inanan(lar)
| وَعَمِلُوا: ve yapanlar (için)
| الصَّالِحَاتِ: faydalı işler
| سَيَجْعَلُ: yaratacaktır
| لَهُمُ: onlar için
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman
| وُدًّا: bir sevgi
| (19:96)
| يَسَّرْنَاهُ: O'nu kolaylaştırdık
| بِلِسَانِكَ: senin diline
| لِتُبَشِّرَ: müjdelemen için
| بِهِ: onunla
| الْمُتَّقِينَ: muttakileri (sakınanları)
| وَتُنْذِرَ: ve uyarman için
| بِهِ: onunla
| قَوْمًا: bir kavmi
| لُدًّا: inatçı
| (19:97)
| أَهْلَكْنَا: helak ettik
| قَبْلَهُمْ: onlardan önce
| مِنْ:
| قَرْنٍ: nesillerden
| هَلْ: -musun?
| تُحِسُّ: hissediyor-
| مِنْهُمْ: onlardan
| مِنْ: hiç
| أَحَدٍ: birini
| أَوْ: yahut
| تَسْمَعُ: işitiyor (musun?)
| لَهُمْ: onların
| رِكْزًا: cılız bir sesini
| (19:98)