19Meryem Suresi
Kuran Sırası: 19
İniş Sırası: 44
Kırık Meal (Arapça) Meali
|ذِكْرُ: bu, anmasıdır
| رَحْمَتِ: rahmetini
| رَبِّكَ: Rabbinin
| عَبْدَهُ: kulu
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya'ya
| (19:2)

| رَحْمَتِ: rahmetini
| رَبِّكَ: Rabbinin
| عَبْدَهُ: kulu
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya'ya
| (19:2)|إِذْ: hani
| نَادَىٰ: yalvarmıştı
| رَبَّهُ: Rabbine
| نِدَاءً: bir seslenişle
| خَفِيًّا: gizli
| (19:3)

| نَادَىٰ: yalvarmıştı
| رَبَّهُ: Rabbine
| نِدَاءً: bir seslenişle
| خَفِيًّا: gizli
| (19:3)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| وَهَنَ: gevşedi
| الْعَظْمُ: kemik(lerim)
| مِنِّي: benim
| وَاشْتَعَلَ: ve tutuştu
| الرَّأْسُ: başım
| شَيْبًا: ihtiyarlık aleviyle
| وَلَمْ: ve
| أَكُنْ: olmadım
| بِدُعَائِكَ: sana du'a ile
| رَبِّ: Rabbim
| شَقِيًّا: bahtsız
| (19:4)

| رَبِّ: Rabbim
| إِنِّي: şüphesiz ben
| وَهَنَ: gevşedi
| الْعَظْمُ: kemik(lerim)
| مِنِّي: benim
| وَاشْتَعَلَ: ve tutuştu
| الرَّأْسُ: başım
| شَيْبًا: ihtiyarlık aleviyle
| وَلَمْ: ve
| أَكُنْ: olmadım
| بِدُعَائِكَ: sana du'a ile
| رَبِّ: Rabbim
| شَقِيًّا: bahtsız
| (19:4)|وَإِنِّي: doğrusu ben
| خِفْتُ: korktum
| الْمَوَالِيَ: yerime geçecek yakınlarımdan
| مِنْ:
| وَرَائِي: arkamdan
| وَكَانَتِ: ve
| امْرَأَتِي: karım da
| عَاقِرًا: kısırdır
| فَهَبْ: (Ne olur) lutfet
| لِي: bana
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| وَلِيًّا: bir veli(aht)
| (19:5)

| خِفْتُ: korktum
| الْمَوَالِيَ: yerime geçecek yakınlarımdan
| مِنْ:
| وَرَائِي: arkamdan
| وَكَانَتِ: ve
| امْرَأَتِي: karım da
| عَاقِرًا: kısırdır
| فَهَبْ: (Ne olur) lutfet
| لِي: bana
| مِنْ:
| لَدُنْكَ: katından
| وَلِيًّا: bir veli(aht)
| (19:5)|يَرِثُنِي: bana mirasçı olsun
| وَيَرِثُ: ve mirasçı olsun
| مِنْ:
| الِ: oğullarına
| يَعْقُوبَ: Ya'kub
| وَاجْعَلْهُ: ve onu yap
| رَبِّ: Rabbim
| رَضِيًّا: razı olduklarından
| (19:6)

| وَيَرِثُ: ve mirasçı olsun
| مِنْ:
| الِ: oğullarına
| يَعْقُوبَ: Ya'kub
| وَاجْعَلْهُ: ve onu yap
| رَبِّ: Rabbim
| رَضِيًّا: razı olduklarından
| (19:6)|يَا: EY/HEY/AH
| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| إِنَّا: şüphesiz biz
| نُبَشِّرُكَ: sana müjdeleriz
| بِغُلَامٍ: bir oğul
| اسْمُهُ: onun adı
| يَحْيَىٰ: Yahya'dır
| لَمْ:
| نَجْعَلْ: yapmadık
| لَهُ: ona
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| سَمِيًّا: adaş
| (19:7)

| زَكَرِيَّا: Zekeriyya
| إِنَّا: şüphesiz biz
| نُبَشِّرُكَ: sana müjdeleriz
| بِغُلَامٍ: bir oğul
| اسْمُهُ: onun adı
| يَحْيَىٰ: Yahya'dır
| لَمْ:
| نَجْعَلْ: yapmadık
| لَهُ: ona
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| سَمِيًّا: adaş
| (19:7)|قَالَ: dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl olur?
| يَكُونُ:
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَكَانَتِ: ve
| امْرَأَتِي: karım da
| عَاقِرًا: kısırdır
| وَقَدْ: ve gerçekten
| بَلَغْتُ: ben ulaştım
| مِنَ:
| الْكِبَرِ: ihtiyarlığın
| عِتِيًّا: son sınırına
| (19:8)

| رَبِّ: Rabbim
| أَنَّىٰ: nasıl olur?
| يَكُونُ:
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَكَانَتِ: ve
| امْرَأَتِي: karım da
| عَاقِرًا: kısırdır
| وَقَدْ: ve gerçekten
| بَلَغْتُ: ben ulaştım
| مِنَ:
| الْكِبَرِ: ihtiyarlığın
| عِتِيًّا: son sınırına
| (19:8)|قَالَ: dedi ki
| كَذَٰلِكَ: öyledir
| قَالَ: dedi
| رَبُّكَ: senin Rabbin
| هُوَ: O
| عَلَيَّ: bana
| هَيِّنٌ: kolaydır
| وَقَدْ: ve gerçekten
| خَلَقْتُكَ: seni de yaratmıştım
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| وَلَمْ: ve değilken
| تَكُ: sen
| شَيْئًا: hiçbir şey
| (19:9)

| كَذَٰلِكَ: öyledir
| قَالَ: dedi
| رَبُّكَ: senin Rabbin
| هُوَ: O
| عَلَيَّ: bana
| هَيِّنٌ: kolaydır
| وَقَدْ: ve gerçekten
| خَلَقْتُكَ: seni de yaratmıştım
| مِنْ:
| قَبْلُ: daha önce
| وَلَمْ: ve değilken
| تَكُ: sen
| شَيْئًا: hiçbir şey
| (19:9)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| اجْعَلْ: (öyle ise) ver
| لِي: bana
| ايَةً: bir işaret
| قَالَ: dedi
| ايَتُكَ: senin işaretin
| أَلَّا:
| تُكَلِّمَ: konuşamamandır
| النَّاسَ: insanlarla
| ثَلَاثَ: üç
| لَيَالٍ: gece
| سَوِيًّا: sapasağlam olduğun halde
| (19:10)

| رَبِّ: Rabbim
| اجْعَلْ: (öyle ise) ver
| لِي: bana
| ايَةً: bir işaret
| قَالَ: dedi
| ايَتُكَ: senin işaretin
| أَلَّا:
| تُكَلِّمَ: konuşamamandır
| النَّاسَ: insanlarla
| ثَلَاثَ: üç
| لَيَالٍ: gece
| سَوِيًّا: sapasağlam olduğun halde
| (19:10)|فَخَرَجَ: çıkıp
| عَلَىٰ: karşısına
| قَوْمِهِ: kavminin
| مِنَ: -den
| الْمِحْرَابِ: ma'bed-
| فَأَوْحَىٰ: işaret etti
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَنْ: diye
| سَبِّحُوا: tesbih edin
| بُكْرَةً: sabah
| وَعَشِيًّا: ve akşam
| (19:11)

| عَلَىٰ: karşısına
| قَوْمِهِ: kavminin
| مِنَ: -den
| الْمِحْرَابِ: ma'bed-
| فَأَوْحَىٰ: işaret etti
| إِلَيْهِمْ: onlara
| أَنْ: diye
| سَبِّحُوا: tesbih edin
| بُكْرَةً: sabah
| وَعَشِيًّا: ve akşam
| (19:11)|يَا: EY/HEY/AH
| يَحْيَىٰ: YaHya
| خُذِ: tut
| الْكِتَابَ: Kitabı
| بِقُوَّةٍ: kuvvetle
| وَاتَيْنَاهُ: ve ona verdik
| الْحُكْمَ: hikmet
| صَبِيًّا: çocuk iken
| (19:12)

| يَحْيَىٰ: YaHya
| خُذِ: tut
| الْكِتَابَ: Kitabı
| بِقُوَّةٍ: kuvvetle
| وَاتَيْنَاهُ: ve ona verdik
| الْحُكْمَ: hikmet
| صَبِيًّا: çocuk iken
| (19:12)|وَحَنَانًا: ve bir rahmet
| مِنْ:
| لَدُنَّا: katımızdan
| وَزَكَاةً: ve temizlik
| وَكَانَ: ve oldu
| تَقِيًّا: sakınan (bir kimse)
| (19:13)

| مِنْ:
| لَدُنَّا: katımızdan
| وَزَكَاةً: ve temizlik
| وَكَانَ: ve oldu
| تَقِيًّا: sakınan (bir kimse)
| (19:13)|وَبَرًّا: ve iyilik ediciydi
| بِوَالِدَيْهِ: ana babasına
| وَلَمْ: ve
| يَكُنْ: değildi
| جَبَّارًا: baş kaldıran
| عَصِيًّا: bir zorba
| (19:14)

| بِوَالِدَيْهِ: ana babasına
| وَلَمْ: ve
| يَكُنْ: değildi
| جَبَّارًا: baş kaldıran
| عَصِيًّا: bir zorba
| (19:14)|وَسَلَامٌ: selam olsun!
| عَلَيْهِ: ona
| يَوْمَ: gün
| وُلِدَ: doğduğu
| وَيَوْمَ: ve gün
| يَمُوتُ: öleceği
| وَيَوْمَ: ve gün
| يُبْعَثُ: kaldırılacağı
| حَيًّا: diri olarak
| (19:15)

| عَلَيْهِ: ona
| يَوْمَ: gün
| وُلِدَ: doğduğu
| وَيَوْمَ: ve gün
| يَمُوتُ: öleceği
| وَيَوْمَ: ve gün
| يُبْعَثُ: kaldırılacağı
| حَيًّا: diri olarak
| (19:15)|وَاذْكُرْ: an (hatırla)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| مَرْيَمَ: Meryem'i
| إِذِ: bir zaman
| انْتَبَذَتْ: o ayrılıp çekilmişti
| مِنْ:
| أَهْلِهَا: ailesinden
| مَكَانًا: bir yere
| شَرْقِيًّا: doğu yönünde
| (19:16)

| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| مَرْيَمَ: Meryem'i
| إِذِ: bir zaman
| انْتَبَذَتْ: o ayrılıp çekilmişti
| مِنْ:
| أَهْلِهَا: ailesinden
| مَكَانًا: bir yere
| شَرْقِيًّا: doğu yönünde
| (19:16)|فَاتَّخَذَتْ: çekmişti
| مِنْ:
| دُونِهِمْ: onlarla arasına
| حِجَابًا: bir perde
| فَأَرْسَلْنَا: biz de gönderdik
| إِلَيْهَا: ona
| رُوحَنَا: ruhumuzu (Cebrail'i)
| فَتَمَثَّلَ: göründü
| لَهَا: ona
| بَشَرًا: bir insan şeklinde
| سَوِيًّا: düzgün
| (19:17)

| مِنْ:
| دُونِهِمْ: onlarla arasına
| حِجَابًا: bir perde
| فَأَرْسَلْنَا: biz de gönderdik
| إِلَيْهَا: ona
| رُوحَنَا: ruhumuzu (Cebrail'i)
| فَتَمَثَّلَ: göründü
| لَهَا: ona
| بَشَرًا: bir insan şeklinde
| سَوِيًّا: düzgün
| (19:17)|قَالَتْ: (Meryem) dedi ki
| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعُوذُ: sığınırım
| بِالرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| مِنْكَ: senden
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| تَقِيًّا: korkuyor
| (19:18)

| إِنِّي: şüphesiz ben
| أَعُوذُ: sığınırım
| بِالرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| مِنْكَ: senden
| إِنْ: eğer
| كُنْتَ: isen
| تَقِيًّا: korkuyor
| (19:18)|قَالَ: dedi ki
| إِنَّمَا: sadece
| أَنَا: ben
| رَسُولُ: elçisiyim
| رَبِّكِ: Rabbinin
| لِأَهَبَ: hediye edeyim diye
| لَكِ: sana
| غُلَامًا: bir erkek çocuğu
| زَكِيًّا: tertemiz
| (19:19)

| إِنَّمَا: sadece
| أَنَا: ben
| رَسُولُ: elçisiyim
| رَبِّكِ: Rabbinin
| لِأَهَبَ: hediye edeyim diye
| لَكِ: sana
| غُلَامًا: bir erkek çocuğu
| زَكِيًّا: tertemiz
| (19:19)|قَالَتْ: dedi
| أَنَّىٰ: nasıl
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَلَمْ:
| يَمْسَسْنِي: bana dokunmadı
| بَشَرٌ: bir insan
| وَلَمْ: ve
| أَكُ: ben değilim
| بَغِيًّا: iffetsiz
| (19:20)

| أَنَّىٰ: nasıl
| يَكُونُ: olur
| لِي: benim
| غُلَامٌ: oğlum
| وَلَمْ:
| يَمْسَسْنِي: bana dokunmadı
| بَشَرٌ: bir insan
| وَلَمْ: ve
| أَكُ: ben değilim
| بَغِيًّا: iffetsiz
| (19:20)|قَالَ: dedi
| كَذَٰلِكِ: öyledir
| قَالَ: dedi
| رَبُّكِ: Rabbin
| هُوَ: O
| عَلَيَّ: bana
| هَيِّنٌ: kolaydır
| وَلِنَجْعَلَهُ: onu kılmak için
| ايَةً: bir mu'cize
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَرَحْمَةً: ve bir rahmet
| مِنَّا: bizden
| وَكَانَ: ve olup
| أَمْرًا: iş
| مَقْضِيًّا: karara bağlanarak
| (19:21)

| كَذَٰلِكِ: öyledir
| قَالَ: dedi
| رَبُّكِ: Rabbin
| هُوَ: O
| عَلَيَّ: bana
| هَيِّنٌ: kolaydır
| وَلِنَجْعَلَهُ: onu kılmak için
| ايَةً: bir mu'cize
| لِلنَّاسِ: insanlara
| وَرَحْمَةً: ve bir rahmet
| مِنَّا: bizden
| وَكَانَ: ve olup
| أَمْرًا: iş
| مَقْضِيًّا: karara bağlanarak
| (19:21)|فَحَمَلَتْهُ: ona gebe kaldı
| فَانْتَبَذَتْ: ve çekildi
| بِهِ: onunla
| مَكَانًا: bir yere
| قَصِيًّا: uzak
| (19:22)

| فَانْتَبَذَتْ: ve çekildi
| بِهِ: onunla
| مَكَانًا: bir yere
| قَصِيًّا: uzak
| (19:22)|فَأَجَاءَهَا: ve onu getirdi
| الْمَخَاضُ: doğum sancısı
| إِلَىٰ:
| جِذْعِ: dalı(nın altı)na
| النَّخْلَةِ: bir hurma
| قَالَتْ: dedi
| يَا: EY/HEY
| لَيْتَنِي: keşke ben
| مِتُّ: ölseydim
| قَبْلَ: önce
| هَٰذَا: bundan
| وَكُنْتُ: ve idim
| نَسْيًا: unutulsa
| مَنْسِيًّا: unutulanlar gibi
| (19:23)

| الْمَخَاضُ: doğum sancısı
| إِلَىٰ:
| جِذْعِ: dalı(nın altı)na
| النَّخْلَةِ: bir hurma
| قَالَتْ: dedi
| يَا: EY/HEY
| لَيْتَنِي: keşke ben
| مِتُّ: ölseydim
| قَبْلَ: önce
| هَٰذَا: bundan
| وَكُنْتُ: ve idim
| نَسْيًا: unutulsa
| مَنْسِيًّا: unutulanlar gibi
| (19:23)|فَنَادَاهَا: ona şöyle seslendi
| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altından
| أَلَّا:
| تَحْزَنِي: üzülme
| قَدْ: gerçekten
| جَعَلَ: var etti
| رَبُّكِ: Rabbin
| تَحْتَكِ: alt tarafında
| سَرِيًّا: bir su arkı
| (19:24)

| مِنْ:
| تَحْتِهَا: altından
| أَلَّا:
| تَحْزَنِي: üzülme
| قَدْ: gerçekten
| جَعَلَ: var etti
| رَبُّكِ: Rabbin
| تَحْتَكِ: alt tarafında
| سَرِيًّا: bir su arkı
| (19:24)|وَهُزِّي: silkele
| إِلَيْكِ: sana doğru
| بِجِذْعِ: dalını
| النَّخْلَةِ: hurma
| تُسَاقِطْ: dökülsün
| عَلَيْكِ: üzerine
| رُطَبًا: olgun hurma
| جَنِيًّا: taze
| (19:25)

| إِلَيْكِ: sana doğru
| بِجِذْعِ: dalını
| النَّخْلَةِ: hurma
| تُسَاقِطْ: dökülsün
| عَلَيْكِ: üzerine
| رُطَبًا: olgun hurma
| جَنِيًّا: taze
| (19:25)|فَكُلِي: ye
| وَاشْرَبِي: ve iç
| وَقَرِّي: ve aydın olsun
| عَيْنًا: gözün
| فَإِمَّا: eğer
| تَرَيِنَّ: görürsen
| مِنَ: -dan
| الْبَشَرِ: insanlar-
| أَحَدًا: birini
| فَقُولِي: de ki
| إِنِّي: şüphesiz ben
| نَذَرْتُ: adadım
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman için
| صَوْمًا: oruç
| فَلَنْ: asla
| أُكَلِّمَ: konuşmayacağım
| الْيَوْمَ: bugün
| إِنْسِيًّا: hiçbir insanla
| (19:26)

| وَاشْرَبِي: ve iç
| وَقَرِّي: ve aydın olsun
| عَيْنًا: gözün
| فَإِمَّا: eğer
| تَرَيِنَّ: görürsen
| مِنَ: -dan
| الْبَشَرِ: insanlar-
| أَحَدًا: birini
| فَقُولِي: de ki
| إِنِّي: şüphesiz ben
| نَذَرْتُ: adadım
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman için
| صَوْمًا: oruç
| فَلَنْ: asla
| أُكَلِّمَ: konuşmayacağım
| الْيَوْمَ: bugün
| إِنْسِيًّا: hiçbir insanla
| (19:26)|فَأَتَتْ: getirdi
| بِهِ: onu
| قَوْمَهَا: kavmine
| تَحْمِلُهُ: taşıyarak
| قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| لَقَدْ: gerçekten
| جِئْتِ: sen yaptın
| شَيْئًا: bir iş
| فَرِيًّا: tuhaf, korkunç
| (19:27)

| بِهِ: onu
| قَوْمَهَا: kavmine
| تَحْمِلُهُ: taşıyarak
| قَالُوا: dediler
| يَا: EY/HEY/AH
| مَرْيَمُ: Meryem
| لَقَدْ: gerçekten
| جِئْتِ: sen yaptın
| شَيْئًا: bir iş
| فَرِيًّا: tuhaf, korkunç
| (19:27)|يَا: EY/HEY/AH
| أُخْتَ: kızkardeşi
| هَارُونَ: Harun'un
| مَا:
| كَانَ: değildi
| أَبُوكِ: baban
| امْرَأَ: bir adam
| سَوْءٍ: kötü
| وَمَا: ve
| كَانَتْ: değildi
| أُمُّكِ: annen de
| بَغِيًّا: iffetsiz
| (19:28)

| أُخْتَ: kızkardeşi
| هَارُونَ: Harun'un
| مَا:
| كَانَ: değildi
| أَبُوكِ: baban
| امْرَأَ: bir adam
| سَوْءٍ: kötü
| وَمَا: ve
| كَانَتْ: değildi
| أُمُّكِ: annen de
| بَغِيًّا: iffetsiz
| (19:28)|فَأَشَارَتْ: (çocuğu) gösterdi
| إِلَيْهِ: onlara
| قَالُوا: dediler ki
| كَيْفَ: nasıl
| نُكَلِّمُ: konuşuruz
| مَنْ: kimseyle
| كَانَ: olan
| فِي:
| الْمَهْدِ: beşikte
| صَبِيًّا: çocukla
| (19:29)

| إِلَيْهِ: onlara
| قَالُوا: dediler ki
| كَيْفَ: nasıl
| نُكَلِّمُ: konuşuruz
| مَنْ: kimseyle
| كَانَ: olan
| فِي:
| الْمَهْدِ: beşikte
| صَبِيًّا: çocukla
| (19:29)|قَالَ: (Çocuk) dedi
| إِنِّي: şüphesiz ben
| عَبْدُ: kuluyum
| اللَّهِ: Allah'ın
| اتَانِيَ: bana verdi
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَجَعَلَنِي: ve beni yaptı
| نَبِيًّا: peygamber
| (19:30)

| إِنِّي: şüphesiz ben
| عَبْدُ: kuluyum
| اللَّهِ: Allah'ın
| اتَانِيَ: bana verdi
| الْكِتَابَ: Kitabı
| وَجَعَلَنِي: ve beni yaptı
| نَبِيًّا: peygamber
| (19:30)|وَجَعَلَنِي: ve beni kıldı
| مُبَارَكًا: bereketli
| أَيْنَ: nerede
| مَا:
| كُنْتُ: olursam
| وَأَوْصَانِي: ve bana emretti
| بِالصَّلَاةِ: SaLâT ile/Destek ile
| وَالزَّكَاةِ: ve zekat/arınma ile
| مَا:
| دُمْتُ: olduğum sürece
| حَيًّا: sağ
| (19:31)

| مُبَارَكًا: bereketli
| أَيْنَ: nerede
| مَا:
| كُنْتُ: olursam
| وَأَوْصَانِي: ve bana emretti
| بِالصَّلَاةِ: SaLâT ile/Destek ile
| وَالزَّكَاةِ: ve zekat/arınma ile
| مَا:
| دُمْتُ: olduğum sürece
| حَيًّا: sağ
| (19:31)|وَبَرًّا: ve iyilik eder (kıldı)
| بِوَالِدَتِي: anneme
| وَلَمْ:
| يَجْعَلْنِي: ve beni yapmadı
| جَبَّارًا: bir zorba
| شَقِيًّا: baş kaldıran
| (19:32)

| بِوَالِدَتِي: anneme
| وَلَمْ:
| يَجْعَلْنِي: ve beni yapmadı
| جَبَّارًا: bir zorba
| شَقِيًّا: baş kaldıran
| (19:32)|وَالسَّلَامُ: ve esenlik verilmiştir
| عَلَيَّ: bana
| يَوْمَ: gün
| وُلِدْتُ: doğduğum
| وَيَوْمَ: ve gün
| أَمُوتُ: öleceğim
| وَيَوْمَ: ve gün
| أُبْعَثُ: kaldırılacağım
| حَيًّا: diri olarak
| (19:33)

| عَلَيَّ: bana
| يَوْمَ: gün
| وُلِدْتُ: doğduğum
| وَيَوْمَ: ve gün
| أَمُوتُ: öleceğim
| وَيَوْمَ: ve gün
| أُبْعَثُ: kaldırılacağım
| حَيًّا: diri olarak
| (19:33)|ذَٰلِكَ: işte
| عِيسَى: Îsa
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| قَوْلَ: söz
| الْحَقِّ: gerçek
| الَّذِي:
| فِيهِ: hakkında
| يَمْتَرُونَ: şüphe edip ayrılığa düştükleri
| (19:34)

| عِيسَى: Îsa
| ابْنُ: oğlu
| مَرْيَمَ: Meryem
| قَوْلَ: söz
| الْحَقِّ: gerçek
| الَّذِي:
| فِيهِ: hakkında
| يَمْتَرُونَ: şüphe edip ayrılığa düştükleri
| (19:34)|مَا:
| كَانَ: yakışmaz
| لِلَّهِ: Allah'a
| أَنْ:
| يَتَّخِذَ: edinmek
| مِنْ: hiçbir
| وَلَدٍ: çocuk
| سُبْحَانَهُ: O'nun şanı yücedir
| إِذَا: zaman
| قَضَىٰ: hükmettiği
| أَمْرًا: bir işi
| فَإِنَّمَا: sadece
| يَقُولُ: der
| لَهُ: ona
| كُنْ: ol!
| فَيَكُونُ: (o da) olur
| (19:35)

| كَانَ: yakışmaz
| لِلَّهِ: Allah'a
| أَنْ:
| يَتَّخِذَ: edinmek
| مِنْ: hiçbir
| وَلَدٍ: çocuk
| سُبْحَانَهُ: O'nun şanı yücedir
| إِذَا: zaman
| قَضَىٰ: hükmettiği
| أَمْرًا: bir işi
| فَإِنَّمَا: sadece
| يَقُولُ: der
| لَهُ: ona
| كُنْ: ol!
| فَيَكُونُ: (o da) olur
| (19:35)|وَإِنَّ: ve şüphesiz
| اللَّهَ: Allah
| رَبِّي: benim Rabbimdir
| وَرَبُّكُمْ: ve sizin Rabbinizdir
| فَاعْبُدُوهُ: O'na kulluk edin
| هَٰذَا: işte budur
| صِرَاطٌ: yol
| مُسْتَقِيمٌ: dosdoğru
| (19:36)

| اللَّهَ: Allah
| رَبِّي: benim Rabbimdir
| وَرَبُّكُمْ: ve sizin Rabbinizdir
| فَاعْبُدُوهُ: O'na kulluk edin
| هَٰذَا: işte budur
| صِرَاطٌ: yol
| مُسْتَقِيمٌ: dosdoğru
| (19:36)|فَاخْتَلَفَ: ayrılığa düştüler
| الْأَحْزَابُ: hizipler
| مِنْ:
| بَيْنِهِمْ: kendi aralarından
| فَوَيْلٌ: artık vay haline
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: ötürü
| مَشْهَدِ: görmekten
| يَوْمٍ: bir günü
| عَظِيمٍ: büyük
| (19:37)

| الْأَحْزَابُ: hizipler
| مِنْ:
| بَيْنِهِمْ: kendi aralarından
| فَوَيْلٌ: artık vay haline
| لِلَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: ötürü
| مَشْهَدِ: görmekten
| يَوْمٍ: bir günü
| عَظِيمٍ: büyük
| (19:37)|أَسْمِعْ: ne güzel işitirler
| بِهِمْ: onlar
| وَأَبْصِرْ: ne güzel görürler
| يَوْمَ: gün
| يَأْتُونَنَا: bize geldikleri
| لَٰكِنِ: ama
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| الْيَوْمَ: bugün
| فِي: içindedirler
| ضَلَالٍ: sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (19:38)

| بِهِمْ: onlar
| وَأَبْصِرْ: ne güzel görürler
| يَوْمَ: gün
| يَأْتُونَنَا: bize geldikleri
| لَٰكِنِ: ama
| الظَّالِمُونَ: zalimler
| الْيَوْمَ: bugün
| فِي: içindedirler
| ضَلَالٍ: sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (19:38)|وَأَنْذِرْهُمْ: onları uyar
| يَوْمَ: gününe (karşı)
| الْحَسْرَةِ: hasret
| إِذْ: o zaman
| قُضِيَ: hükmedilir
| الْأَمْرُ: işe
| وَهُمْ: onlar
| فِي: içinde iken
| غَفْلَةٍ: gaflet
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezlerken
| (19:39)

| يَوْمَ: gününe (karşı)
| الْحَسْرَةِ: hasret
| إِذْ: o zaman
| قُضِيَ: hükmedilir
| الْأَمْرُ: işe
| وَهُمْ: onlar
| فِي: içinde iken
| غَفْلَةٍ: gaflet
| وَهُمْ: ve onlar
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: iman etmezlerken
| (19:39)|إِنَّا: ancak biz
| نَحْنُ: biz
| نَرِثُ: varis oluruz
| الْأَرْضَ: dünyaya
| وَمَنْ: ve bulunanlara
| عَلَيْهَا: onun üzerinde
| وَإِلَيْنَا: ve bize
| يُرْجَعُونَ: döndürülürler
| (19:40)

| نَحْنُ: biz
| نَرِثُ: varis oluruz
| الْأَرْضَ: dünyaya
| وَمَنْ: ve bulunanlara
| عَلَيْهَا: onun üzerinde
| وَإِلَيْنَا: ve bize
| يُرْجَعُونَ: döndürülürler
| (19:40)|وَاذْكُرْ: an (hatırla)
| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'i
| إِنَّهُ: gerçekten o
| كَانَ: idi
| صِدِّيقًا: çok doğru
| نَبِيًّا: bir peygamber
| (19:41)

| فِي:
| الْكِتَابِ: Kitapta
| إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'i
| إِنَّهُ: gerçekten o
| كَانَ: idi
| صِدِّيقًا: çok doğru
| نَبِيًّا: bir peygamber
| (19:41)|إِذْ: hani
| قَالَ: demişti ki
| لِأَبِيهِ: babasına
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| لِمَ: niçin?
| تَعْبُدُ: tapıyorsun
| مَا: şeylere
| لَا:
| يَسْمَعُ: işitmeyen
| وَلَا: ve
| يُبْصِرُ: görmeyen
| وَلَا: ve
| يُغْنِي: yararı olmayan
| عَنْكَ: sana
| شَيْئًا: hiçbir
| (19:42)

| قَالَ: demişti ki
| لِأَبِيهِ: babasına
| يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| لِمَ: niçin?
| تَعْبُدُ: tapıyorsun
| مَا: şeylere
| لَا:
| يَسْمَعُ: işitmeyen
| وَلَا: ve
| يُبْصِرُ: görmeyen
| وَلَا: ve
| يُغْنِي: yararı olmayan
| عَنْكَ: sana
| شَيْئًا: hiçbir
| (19:42)|يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: bana
| قَدْ: elbette
| جَاءَنِي: bana geldi
| مِنَ:
| الْعِلْمِ: bir bilgi
| مَا:
| لَمْ:
| يَأْتِكَ: sana gelmeyen
| فَاتَّبِعْنِي: bana uy
| أَهْدِكَ: seni ileteyim
| صِرَاطًا: bir yola
| سَوِيًّا: düzgün
| (19:43)

| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: bana
| قَدْ: elbette
| جَاءَنِي: bana geldi
| مِنَ:
| الْعِلْمِ: bir bilgi
| مَا:
| لَمْ:
| يَأْتِكَ: sana gelmeyen
| فَاتَّبِعْنِي: bana uy
| أَهْدِكَ: seni ileteyim
| صِرَاطًا: bir yola
| سَوِيًّا: düzgün
| (19:43)|يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| لَا:
| تَعْبُدِ: tapma
| الشَّيْطَانَ: şeytana
| إِنَّ: çünkü
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| كَانَ:
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| عَصِيًّا: isyan etmiştir
| (19:44)

| أَبَتِ: babacığım
| لَا:
| تَعْبُدِ: tapma
| الشَّيْطَانَ: şeytana
| إِنَّ: çünkü
| الشَّيْطَانَ: şeytan
| كَانَ:
| لِلرَّحْمَٰنِ: Rahman'a
| عَصِيًّا: isyan etmiştir
| (19:44)|يَا: EY/HEY/AH
| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَمَسَّكَ: sana dokunacak
| عَذَابٌ: bir azab
| مِنَ: -dan
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman-
| فَتَكُونَ: o zaman olursun
| لِلشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَلِيًّا: dostu
| (19:45)

| أَبَتِ: babacığım
| إِنِّي: elbette ben
| أَخَافُ: korkuyorum
| أَنْ: diye
| يَمَسَّكَ: sana dokunacak
| عَذَابٌ: bir azab
| مِنَ: -dan
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman-
| فَتَكُونَ: o zaman olursun
| لِلشَّيْطَانِ: şeytanın
| وَلِيًّا: dostu
| (19:45)|قَالَ: dedi ki
| أَرَاغِبٌ: yüz mü çeviriyorsun?
| أَنْتَ: sen
| عَنْ: -dan
| الِهَتِي: benim tanrılarım-
| يَا: EY/HEY/AH
| إِبْرَاهِيمُ: İbrahim
| لَئِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَنْتَهِ: vazgeçmezsen
| لَأَرْجُمَنَّكَ: andolsun seni taşlarım
| وَاهْجُرْنِي: benden ayrıl, git
| مَلِيًّا: uzun süre
| (19:46)

| أَرَاغِبٌ: yüz mü çeviriyorsun?
| أَنْتَ: sen
| عَنْ: -dan
| الِهَتِي: benim tanrılarım-
| يَا: EY/HEY/AH
| إِبْرَاهِيمُ: İbrahim
| لَئِنْ: eğer
| لَمْ:
| تَنْتَهِ: vazgeçmezsen
| لَأَرْجُمَنَّكَ: andolsun seni taşlarım
| وَاهْجُرْنِي: benden ayrıl, git
| مَلِيًّا: uzun süre
| (19:46)|قَالَ: dedi
| سَلَامٌ: selam
| عَلَيْكَ: sana
| سَأَسْتَغْفِرُ: mağfiret dileyeceğim
| لَكَ: senin için
| رَبِّي: Rabbimden
| إِنَّهُ: çünkü O
| كَانَ:
| بِي: bana
| حَفِيًّا: çok lutufkardır
| (19:47)

| سَلَامٌ: selam
| عَلَيْكَ: sana
| سَأَسْتَغْفِرُ: mağfiret dileyeceğim
| لَكَ: senin için
| رَبِّي: Rabbimden
| إِنَّهُ: çünkü O
| كَانَ:
| بِي: bana
| حَفِيًّا: çok lutufkardır
| (19:47)|وَأَعْتَزِلُكُمْ: sizden ayrılıyorum
| وَمَا: ve
| تَدْعُونَ: yalvardıklarınızdan
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَأَدْعُو: ve yalnız yalvarıyorum
| رَبِّي: Rabbime
| عَسَىٰ: umarım ki
| أَلَّا:
| أَكُونَ: olmam
| بِدُعَاءِ: yalvarmakla
| رَبِّي: Rabbime
| شَقِيًّا: bahtsız
| (19:48)

| وَمَا: ve
| تَدْعُونَ: yalvardıklarınızdan
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَأَدْعُو: ve yalnız yalvarıyorum
| رَبِّي: Rabbime
| عَسَىٰ: umarım ki
| أَلَّا:
| أَكُونَ: olmam
| بِدُعَاءِ: yalvarmakla
| رَبِّي: Rabbime
| شَقِيًّا: bahtsız
| (19:48)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| اعْتَزَلَهُمْ: onlardan ayrıldı
| وَمَا: ve
| يَعْبُدُونَ: onların taptıklarından
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَهَبْنَا: biz armağan ettik
| لَهُ: ona
| إِسْحَاقَ: İshak'ı
| وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub'u
| وَكُلًّا: ve hepsini
| جَعَلْنَا: yaptık
| نَبِيًّا: peygamber
| (19:49)

| اعْتَزَلَهُمْ: onlardan ayrıldı
| وَمَا: ve
| يَعْبُدُونَ: onların taptıklarından
| مِنْ:
| دُونِ: başka
| اللَّهِ: Allah'tan
| وَهَبْنَا: biz armağan ettik
| لَهُ: ona
| إِسْحَاقَ: İshak'ı
| وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub'u
| وَكُلًّا: ve hepsini
| جَعَلْنَا: yaptık
| نَبِيًّا: peygamber
| (19:49)|وَوَهَبْنَا: ve lutfettik
| لَهُمْ: onlara
| مِنْ: -den
| رَحْمَتِنَا: rahmetimiz-
| وَجَعَلْنَا: ve verdik
| لَهُمْ: onlar için
| لِسَانَ: dili
| صِدْقٍ: bir doğruluk
| عَلِيًّا: yüce
| (19:50)

| لَهُمْ: onlara
| مِنْ: -den
| رَحْمَتِنَا: rahmetimiz-
| وَجَعَلْنَا: ve verdik
| لَهُمْ: onlar için
| لِسَانَ: dili
| صِدْقٍ: bir doğruluk
| عَلِيًّا: yüce
| (19:50)