18Kehf Suresi
Kuran Sırası: 18
İniş Sırası: 69
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|El-Hamdu: hamdolsun
| lillahi: Allah'a
| lleƶī: ki
| enzele: indirdi
| ǎlā:
| ǎbdihi: kuluna
| l-kitābe: Kitabı
| velem: ve
| yec'ǎl: koymadı
| lehu: ona
| ǐvecen: hiçbir eğrilik
| (18:1)

| lillahi: Allah'a
| lleƶī: ki
| enzele: indirdi
| ǎlā:
| ǎbdihi: kuluna
| l-kitābe: Kitabı
| velem: ve
| yec'ǎl: koymadı
| lehu: ona
| ǐvecen: hiçbir eğrilik
| (18:1)|ḳayyimen: dosdoğru olarak
| liyunƶira: uyarması için
| be'sen: azaba karşı
| şedīden: şiddetli
| min:
| ledunhu: katından (indirdi)
| ve yubeşşira: ve müjdelemesi için
| l-mu'minīne: mü'minlere
| elleƶīne:
| yeǎ'melūne: yapan
| S-SāliHāti: iyi işler
| enne:
| lehum: kendileri için bulunduğunu
| ecran: mükafat
| Hasenen: güzel
| (18:2)

| liyunƶira: uyarması için
| be'sen: azaba karşı
| şedīden: şiddetli
| min:
| ledunhu: katından (indirdi)
| ve yubeşşira: ve müjdelemesi için
| l-mu'minīne: mü'minlere
| elleƶīne:
| yeǎ'melūne: yapan
| S-SāliHāti: iyi işler
| enne:
| lehum: kendileri için bulunduğunu
| ecran: mükafat
| Hasenen: güzel
| (18:2)|ve yunƶira: ve uyarması için
| elleƶīne:
| ḳālū: diyenleri
| tteḣaƶe: edindi
| llahu: Allah
| veleden: çocuk
| (18:4)

| elleƶīne:
| ḳālū: diyenleri
| tteḣaƶe: edindi
| llahu: Allah
| veleden: çocuk
| (18:4)|mā: yoktur
| lehum: onların
| bihi: bu hususta
| min: hiçbir
| ǐlmin: bilgisi
| ve lā: ve yoktur
| liābāihim: atalarının
| keburat: ne büyük (küstahça)
| kelimeten: söz
| teḣrucu: çıkıyor
| min: -ndan
| efvāhihim: ağızları-
| in:
| yeḳūlūne: onlar söylemiyorlar
| illā: başka bir şey
| keƶiben: yalandan
| (18:5)

| lehum: onların
| bihi: bu hususta
| min: hiçbir
| ǐlmin: bilgisi
| ve lā: ve yoktur
| liābāihim: atalarının
| keburat: ne büyük (küstahça)
| kelimeten: söz
| teḣrucu: çıkıyor
| min: -ndan
| efvāhihim: ağızları-
| in:
| yeḳūlūne: onlar söylemiyorlar
| illā: başka bir şey
| keƶiben: yalandan
| (18:5)|feleǎlleke: herhalde sen
| bāḣiǔn: helak edeceksin
| nefseke: kendini
| ǎlā:
| āṧārihim: peşlerinde
| in: diye
| lem:
| yu'minū: inanmıyorlar
| bihāƶā: bu
| l-Hadīṧi: söze
| esefen: üzüntüden
| (18:6)

| bāḣiǔn: helak edeceksin
| nefseke: kendini
| ǎlā:
| āṧārihim: peşlerinde
| in: diye
| lem:
| yu'minū: inanmıyorlar
| bihāƶā: bu
| l-Hadīṧi: söze
| esefen: üzüntüden
| (18:6)|innā: şüphesiz biz
| ceǎlnā: yarattık
| mā: şeyleri
| ǎlā: üzerindeki
| l-erDi: yer
| zīneten: süs olsun diye
| lehā: kendisine
| linebluvehum: onları denemek için
| eyyuhum: hangisinin
| eHsenu: daha güzel
| ǎmelen: iş yaptığını
| (18:7)

| ceǎlnā: yarattık
| mā: şeyleri
| ǎlā: üzerindeki
| l-erDi: yer
| zīneten: süs olsun diye
| lehā: kendisine
| linebluvehum: onları denemek için
| eyyuhum: hangisinin
| eHsenu: daha güzel
| ǎmelen: iş yaptığını
| (18:7)|ve innā: biz elbette
| lecāǐlūne: yaparız
| mā: şeyleri
| ǎleyhā: (yerin) üzerindeki
| Saǐyden: bir toprak
| curuzen: kupkuru
| (18:8)

| lecāǐlūne: yaparız
| mā: şeyleri
| ǎleyhā: (yerin) üzerindeki
| Saǐyden: bir toprak
| curuzen: kupkuru
| (18:8)|em: yoksa
| Hasibte: (mi) sandın?
| enne: sadece
| eSHābe: sahiplerinin
| l-kehfi: Kehf
| ve rraḳīmi: ve Rakim
| kānū: olduklarını
| min:
| āyātinā: bizim ayetlerimizden
| ǎceben: şaşılacak
| (18:9)

| Hasibte: (mi) sandın?
| enne: sadece
| eSHābe: sahiplerinin
| l-kehfi: Kehf
| ve rraḳīmi: ve Rakim
| kānū: olduklarını
| min:
| āyātinā: bizim ayetlerimizden
| ǎceben: şaşılacak
| (18:9)|iƶ: zaman
| evā: sığındıkları
| l-fityetu: o gençler
| ilā:
| l-kehfi: mağaraya
| fe ḳālū: dediler
| rabbenā: Rabbimiz
| ātinā: bize ver
| min:
| ledunke: katından
| raHmeten: bir rahmet
| ve heyyi': ve hazırla
| lenā: bize
| min:
| emrinā: şu işimizden
| raşeden: bir çıkış yolu
| (18:10)

| evā: sığındıkları
| l-fityetu: o gençler
| ilā:
| l-kehfi: mağaraya
| fe ḳālū: dediler
| rabbenā: Rabbimiz
| ātinā: bize ver
| min:
| ledunke: katından
| raHmeten: bir rahmet
| ve heyyi': ve hazırla
| lenā: bize
| min:
| emrinā: şu işimizden
| raşeden: bir çıkış yolu
| (18:10)|feDerabnā: biz de vurduk
| ǎlā: (ağırlık)
| āƶānihim: kulaklarına
| fī:
| l-kehfi: mağarada
| sinīne: yıllar
| ǎdeden: nice
| (18:11)

| ǎlā: (ağırlık)
| āƶānihim: kulaklarına
| fī:
| l-kehfi: mağarada
| sinīne: yıllar
| ǎdeden: nice
| (18:11)|ṧumme: sonra
| beǎṧnāhum: onları uyandırdık
| lineǎ'leme: bilmek için
| eyyu: hangisinin
| l-Hizbeyni: iki zümreden
| eHSā: daha iyi hesabedeceğini
| limā:
| lebiṧū: (onların) kaldıkları
| emeden: süreyi
| (18:12)

| beǎṧnāhum: onları uyandırdık
| lineǎ'leme: bilmek için
| eyyu: hangisinin
| l-Hizbeyni: iki zümreden
| eHSā: daha iyi hesabedeceğini
| limā:
| lebiṧū: (onların) kaldıkları
| emeden: süreyi
| (18:12)|neHnu: biz
| neḳuSSu: anlatıyoruz
| ǎleyke: sana
| nebeehum: onların haberlerini
| bil-Haḳḳi: gerçek olarak
| innehum: muhakkak onlar
| fityetun: gençlerdi
| āmenū: inanmış
| birabbihim: Rablerine
| ve zidnāhum: biz de onların artırmıştık
| huden: hidayetlerini
| (18:13)

| neḳuSSu: anlatıyoruz
| ǎleyke: sana
| nebeehum: onların haberlerini
| bil-Haḳḳi: gerçek olarak
| innehum: muhakkak onlar
| fityetun: gençlerdi
| āmenū: inanmış
| birabbihim: Rablerine
| ve zidnāhum: biz de onların artırmıştık
| huden: hidayetlerini
| (18:13)|ve rabeTnā: ve metanet bağlamıştık
| ǎlā: üstüne
| ḳulūbihim: kalblerinin
| iƶ:
| ḳāmū: kalktılar
| fe ḳālū: ve dediler ki
| rabbunā: Rabbimiz
| rabbu: Rabbidir
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| len:
| ned'ǔe: biz asla demeyiz
| min:
| dūnihi: O'ndan başkasına
| ilāhen: Tanrı
| leḳad: yoksa
| ḳulnā: konuşmuş oluruz
| iƶen: o zaman
| şeTaTen: saçma sapan
| (18:14)

| ǎlā: üstüne
| ḳulūbihim: kalblerinin
| iƶ:
| ḳāmū: kalktılar
| fe ḳālū: ve dediler ki
| rabbunā: Rabbimiz
| rabbu: Rabbidir
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| len:
| ned'ǔe: biz asla demeyiz
| min:
| dūnihi: O'ndan başkasına
| ilāhen: Tanrı
| leḳad: yoksa
| ḳulnā: konuşmuş oluruz
| iƶen: o zaman
| şeTaTen: saçma sapan
| (18:14)|hā'ulā'i: şunlar
| ḳavmunā: şu kavmimiz
| tteḣaƶū: edindiler
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| āliheten: tanrılar
| levlā: gerekmez mi?
| ye'tūne: getirmeleri
| ǎleyhim: onların
| bisulTānin: bir delil
| beyyinin: açık
| fe men: kim olabilir?
| eZlemu: daha zalim
| mimmeni:
| fterā: uydurandan
| ǎlā: karşı
| llahi: Allah'a
| keƶiben: yalan
| (18:15)

| ḳavmunā: şu kavmimiz
| tteḣaƶū: edindiler
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| āliheten: tanrılar
| levlā: gerekmez mi?
| ye'tūne: getirmeleri
| ǎleyhim: onların
| bisulTānin: bir delil
| beyyinin: açık
| fe men: kim olabilir?
| eZlemu: daha zalim
| mimmeni:
| fterā: uydurandan
| ǎlā: karşı
| llahi: Allah'a
| keƶiben: yalan
| (18:15)|ve iƶi: madem ki
| ǎ'tezeltumūhum: siz onlardan ayrıldınız
| ve mā: ve şeylerden
| yeǎ'budūne: taptıkları
| illā: başka
| llahe: Allah'tan
| fe'vū: o halde sığının
| ilā:
| l-kehfi: mağaraya
| yenşur: yaysın (bollaştırsın)
| lekum: size
| rabbukum: Rabbiniz
| min:
| raHmetihi: rahmetini
| ve yuheyyi': ve hazırlasın
| lekum: size
| min:
| emrikum: (şu) işinizden
| mirfeḳan: yararlı bir şey
| (18:16)

| ǎ'tezeltumūhum: siz onlardan ayrıldınız
| ve mā: ve şeylerden
| yeǎ'budūne: taptıkları
| illā: başka
| llahe: Allah'tan
| fe'vū: o halde sığının
| ilā:
| l-kehfi: mağaraya
| yenşur: yaysın (bollaştırsın)
| lekum: size
| rabbukum: Rabbiniz
| min:
| raHmetihi: rahmetini
| ve yuheyyi': ve hazırlasın
| lekum: size
| min:
| emrikum: (şu) işinizden
| mirfeḳan: yararlı bir şey
| (18:16)|ve terā: ve görürsün
| ş-şemse: güneşi
| iƶā: zaman
| Taleǎt: doğduğu
| tezāveru: eğiliyor
| ǎn:
| kehfihim: mağaralarından
| ƶāte:
| l-yemīni: sağa doğru
| ve iƶā: ve zaman
| ğarabet: battığı
| teḳriDuhum: onları makaslayıp geçiyor
| ƶāte:
| ş-şimāli: sola doğru
| vehum: ve onlar
| fī: içindedirler
| fecvetin: bir dehlizin
| minhu: onun (mağaranın)
| ƶālike: bu (durum)
| min:
| āyāti: ayetlerindendir
| llahi: Allah'ın
| men: kime
| yehdi: hidayet verirse
| llahu: Allah
| fe huve: o
| l-muhtedi: yolu bulmuştur
| ve men: ve kimi de
| yuDlil: sapıklıkta bırakırsa
| felen: artık
| tecide: bulamazsın
| lehu: onun için
| veliyyen: bir dost
| murşiden: yol gösteren
| (18:17)

| ş-şemse: güneşi
| iƶā: zaman
| Taleǎt: doğduğu
| tezāveru: eğiliyor
| ǎn:
| kehfihim: mağaralarından
| ƶāte:
| l-yemīni: sağa doğru
| ve iƶā: ve zaman
| ğarabet: battığı
| teḳriDuhum: onları makaslayıp geçiyor
| ƶāte:
| ş-şimāli: sola doğru
| vehum: ve onlar
| fī: içindedirler
| fecvetin: bir dehlizin
| minhu: onun (mağaranın)
| ƶālike: bu (durum)
| min:
| āyāti: ayetlerindendir
| llahi: Allah'ın
| men: kime
| yehdi: hidayet verirse
| llahu: Allah
| fe huve: o
| l-muhtedi: yolu bulmuştur
| ve men: ve kimi de
| yuDlil: sapıklıkta bırakırsa
| felen: artık
| tecide: bulamazsın
| lehu: onun için
| veliyyen: bir dost
| murşiden: yol gösteren
| (18:17)|ve teHsebuhum: sen onları sanırsın
| eyḳāZen: uyanıklar
| vehum: onlar
| ruḳūdun: uyudukları halde
| ve nuḳallibuhum: ve onları (uykuda) çeviririz
| ƶāte:
| l-yemīni: sağlarına
| ve ƶāte: ve
| ş-şimāli: sollarına
| vekelbuhum: ve köpekleri de
| bāsiTun: uzatmış vaziyettedir
| ƶirāǎyhi: ön ayaklarını
| bil-veSīdi: girişte
| levi: eğer
| TTaleǎ'te: görseydin
| ǎleyhim: onların durumunu
| levelleyte: mutlaka dönüp
| minhum: onlardan
| firāran: kaçardın
| velemuli'te: ve içine dolardı
| minhum: onlardan
| ruǎ'ben: korku
| (18:18)

| eyḳāZen: uyanıklar
| vehum: onlar
| ruḳūdun: uyudukları halde
| ve nuḳallibuhum: ve onları (uykuda) çeviririz
| ƶāte:
| l-yemīni: sağlarına
| ve ƶāte: ve
| ş-şimāli: sollarına
| vekelbuhum: ve köpekleri de
| bāsiTun: uzatmış vaziyettedir
| ƶirāǎyhi: ön ayaklarını
| bil-veSīdi: girişte
| levi: eğer
| TTaleǎ'te: görseydin
| ǎleyhim: onların durumunu
| levelleyte: mutlaka dönüp
| minhum: onlardan
| firāran: kaçardın
| velemuli'te: ve içine dolardı
| minhum: onlardan
| ruǎ'ben: korku
| (18:18)|ve keƶālike: yine böyle
| beǎṧnāhum: onları dirilttik
| liyetesā'elū: sormaları için
| beynehum: kendi aralarında
| ḳāle: dedi ki
| ḳāilun: konuşan biri
| minhum: içlerinden
| kem: ne kadar?
| lebiṧtum: kaldınız
| ḳālū: dediler
| lebiṧnā: kaldık
| yevmen: bir gün
| ev: ya da
| beǎ'De: bir parçası (kadar)
| yevmin: günün
| ḳālū: dediler
| rabbukum: Rabbiniz
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: ne kadar
| lebiṧtum: kaldığınızı
| feb'ǎṧū: gönderin
| eHadekum: birinizi
| biveriḳikum: gümüş (para) ile
| hāƶihi: şu
| ilā:
| l-medīneti: şehre
| fe lyenZur: baksın
| eyyuhā: hangi
| ezkā: daha temiz ise
| Taǎāmen: yiyecek
| fe lye'tikum: size getirsin
| birizḳin: bir azık
| minhu: ondan
| velyeteleTTaf: ve dikkatli davransın
| ve lā: sakın
| yuş'ǐranne: sezdirmesin
| bikum: sizi
| eHaden: birisine
| (18:19)

| beǎṧnāhum: onları dirilttik
| liyetesā'elū: sormaları için
| beynehum: kendi aralarında
| ḳāle: dedi ki
| ḳāilun: konuşan biri
| minhum: içlerinden
| kem: ne kadar?
| lebiṧtum: kaldınız
| ḳālū: dediler
| lebiṧnā: kaldık
| yevmen: bir gün
| ev: ya da
| beǎ'De: bir parçası (kadar)
| yevmin: günün
| ḳālū: dediler
| rabbukum: Rabbiniz
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: ne kadar
| lebiṧtum: kaldığınızı
| feb'ǎṧū: gönderin
| eHadekum: birinizi
| biveriḳikum: gümüş (para) ile
| hāƶihi: şu
| ilā:
| l-medīneti: şehre
| fe lyenZur: baksın
| eyyuhā: hangi
| ezkā: daha temiz ise
| Taǎāmen: yiyecek
| fe lye'tikum: size getirsin
| birizḳin: bir azık
| minhu: ondan
| velyeteleTTaf: ve dikkatli davransın
| ve lā: sakın
| yuş'ǐranne: sezdirmesin
| bikum: sizi
| eHaden: birisine
| (18:19)|innehum: çünkü onlar
| in: eğer
| yeZherū: ellerine geçirirlerse
| ǎleykum: sizi
| yercumūkum: taşlayarak öldürürler
| ev: yahut
| yuǐydūkum: döndürürler
| fī:
| milletihim: kendi dinlerine
| velen: ve asla
| tufliHū: iflah olamazsınız
| iƶen: o takdirde
| ebeden: asla
| (18:20)

| in: eğer
| yeZherū: ellerine geçirirlerse
| ǎleykum: sizi
| yercumūkum: taşlayarak öldürürler
| ev: yahut
| yuǐydūkum: döndürürler
| fī:
| milletihim: kendi dinlerine
| velen: ve asla
| tufliHū: iflah olamazsınız
| iƶen: o takdirde
| ebeden: asla
| (18:20)|ve keƶālike: ve böylece
| eǎ'ṧernā: buldurduk
| ǎleyhim: onları
| liyeǎ'lemū: bilsinler diye
| enne: şüphesiz
| veǎ'de: va'dinin
| llahi: Allah'ın
| Haḳḳun: gerçek olduğunu
| ve enne: ve şüphesiz
| s-sāǎte: saatin(geleceğinde)
| lā: asla olmadığını
| raybe: şüphe
| fīhā: onda
| iƶ: o sırada
| yetenāzeǔne: tartışıyorlardı
| beynehum: kendi aralarında
| emrahum: onların durumlarını
| fe ḳālū: dediler
| bnū: bina edin
| ǎleyhim: onların üstüne
| bunyānen: bir bina
| rabbuhum: Rableri
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bihim: onları
| ḳāle: dediler ki
| elleƶīne:
| ğalebū: gâlip gelenler
| ǎlā:
| emrihim: onların işine
| lenetteḣiƶenne: mutlaka yapacağız
| ǎleyhim: onların üstüne
| mesciden: bir mescid
| (18:21)

| eǎ'ṧernā: buldurduk
| ǎleyhim: onları
| liyeǎ'lemū: bilsinler diye
| enne: şüphesiz
| veǎ'de: va'dinin
| llahi: Allah'ın
| Haḳḳun: gerçek olduğunu
| ve enne: ve şüphesiz
| s-sāǎte: saatin(geleceğinde)
| lā: asla olmadığını
| raybe: şüphe
| fīhā: onda
| iƶ: o sırada
| yetenāzeǔne: tartışıyorlardı
| beynehum: kendi aralarında
| emrahum: onların durumlarını
| fe ḳālū: dediler
| bnū: bina edin
| ǎleyhim: onların üstüne
| bunyānen: bir bina
| rabbuhum: Rableri
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bihim: onları
| ḳāle: dediler ki
| elleƶīne:
| ğalebū: gâlip gelenler
| ǎlā:
| emrihim: onların işine
| lenetteḣiƶenne: mutlaka yapacağız
| ǎleyhim: onların üstüne
| mesciden: bir mescid
| (18:21)|seyeḳūlūne: diyecekler
| ṧelāṧetun: onlar üçtür
| rābiǔhum: dördüncüleri
| kelbuhum: köpekleridir
| ve yeḳūlūne: ve diyecekler
| ḣamsetun: beştir
| sādisuhum: altıncıları
| kelbuhum: köpekleridir
| racmen: taş atar gibi
| bil-ğaybi: görülmeyene
| ve yeḳūlūne: ve diyecekler
| seb'ǎtun: yedidir
| ve ṧāminuhum: sekizincileri
| kelbuhum: köpekleridir
| ḳul: de ki
| rabbī: Rabbim
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| biǐddetihim: onların sayısını
| mā: yoktur
| yeǎ'lemuhum: onları bilen
| illā: dışında
| ḳalīlun: azı
| felā:
| tumāri: münakaşaya girme
| fīhim: onlar hakkında
| illā: dışında
| mirā'en: tartışma
| Zāhiran: sathi
| ve lā: ve
| testefti: bir şey sorma
| fīhim: onlar hakkında
| minhum: bunlardan
| eHaden: hiçbirine
| (18:22)

| ṧelāṧetun: onlar üçtür
| rābiǔhum: dördüncüleri
| kelbuhum: köpekleridir
| ve yeḳūlūne: ve diyecekler
| ḣamsetun: beştir
| sādisuhum: altıncıları
| kelbuhum: köpekleridir
| racmen: taş atar gibi
| bil-ğaybi: görülmeyene
| ve yeḳūlūne: ve diyecekler
| seb'ǎtun: yedidir
| ve ṧāminuhum: sekizincileri
| kelbuhum: köpekleridir
| ḳul: de ki
| rabbī: Rabbim
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| biǐddetihim: onların sayısını
| mā: yoktur
| yeǎ'lemuhum: onları bilen
| illā: dışında
| ḳalīlun: azı
| felā:
| tumāri: münakaşaya girme
| fīhim: onlar hakkında
| illā: dışında
| mirā'en: tartışma
| Zāhiran: sathi
| ve lā: ve
| testefti: bir şey sorma
| fīhim: onlar hakkında
| minhum: bunlardan
| eHaden: hiçbirine
| (18:22)|ve lā: ve
| teḳūlenne: deme
| lişey'in: hiçbir şey için
| innī: mutlaka
| fāǐlun: yapacağım
| ƶālike: bunu
| ğaden: yarın
| (18:23)

| teḳūlenne: deme
| lişey'in: hiçbir şey için
| innī: mutlaka
| fāǐlun: yapacağım
| ƶālike: bunu
| ğaden: yarın
| (18:23)|illā: ancak
| en:
| yeşā'e: dilerse
| llahu: Allah
| veƶkur: ve an (hatırla)
| rabbeke: Rabbini
| iƶā: zaman
| nesīte: unuttuğun
| ve ḳul: ve de ki
| ǎsā: umarım
| en:
| yehdiyeni: beni ulaştırmasını
| rabbī: Rabbimin
| lieḳrabe: daha yakın
| min:
| hāƶā: bundan
| raşeden: bir doğruya
| (18:24)

| en:
| yeşā'e: dilerse
| llahu: Allah
| veƶkur: ve an (hatırla)
| rabbeke: Rabbini
| iƶā: zaman
| nesīte: unuttuğun
| ve ḳul: ve de ki
| ǎsā: umarım
| en:
| yehdiyeni: beni ulaştırmasını
| rabbī: Rabbimin
| lieḳrabe: daha yakın
| min:
| hāƶā: bundan
| raşeden: bir doğruya
| (18:24)|velebiṧū: ve kaldılar
| fī:
| kehfihim: mağaralarında
| ṧelāṧe: üç
| miAetin: yüz
| sinīne: yıl
| vezdādū: ve ilave ettiler
| tis'ǎn: dokuz (yıl)
| (18:25)

| fī:
| kehfihim: mağaralarında
| ṧelāṧe: üç
| miAetin: yüz
| sinīne: yıl
| vezdādū: ve ilave ettiler
| tis'ǎn: dokuz (yıl)
| (18:25)|ḳuli: de ki
| llahu: Allah
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: ne kadar
| lebiṧū: kaldıklarını
| lehu: O'nundur
| ğaybu: gaybı
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| ebSir: ne güzel görendir
| bihi: onu
| ve esmiǎ': ne güzel işitendir
| mā: yoktur
| lehum: onların
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| min: hiçbir
| veliyyin: yardımcısı
| ve lā: ve
| yuşriku: O ortak etmez
| fī:
| Hukmihi: kendi hükmüne
| eHaden: kimseyi
| (18:26)

| llahu: Allah
| eǎ'lemu: daha iyi bilir
| bimā: ne kadar
| lebiṧū: kaldıklarını
| lehu: O'nundur
| ğaybu: gaybı
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| ebSir: ne güzel görendir
| bihi: onu
| ve esmiǎ': ne güzel işitendir
| mā: yoktur
| lehum: onların
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| min: hiçbir
| veliyyin: yardımcısı
| ve lā: ve
| yuşriku: O ortak etmez
| fī:
| Hukmihi: kendi hükmüne
| eHaden: kimseyi
| (18:26)|vetlu: oku
| mā: şeyi
| ūHiye: vahyedilen
| ileyke: sana
| min:
| kitābi: Kitabı'ndan
| rabbike: Rabbinin
| lā: yoktur
| mubeddile: değiştirecek
| likelimātihi: O'nun sözlerini
| velen: ve
| tecide: bulamazsın
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| multeHaden: sığınılacak bir kimse
| (18:27)

| mā: şeyi
| ūHiye: vahyedilen
| ileyke: sana
| min:
| kitābi: Kitabı'ndan
| rabbike: Rabbinin
| lā: yoktur
| mubeddile: değiştirecek
| likelimātihi: O'nun sözlerini
| velen: ve
| tecide: bulamazsın
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| multeHaden: sığınılacak bir kimse
| (18:27)|veSbir: tut (sabret)
| nefseke: nefsini
| meǎ: beraber
| elleƶīne:
| yed'ǔne: yalvaranlarla
| rabbehum: Rablerine
| bil-ğadāti: sabah
| vel'ǎşiyyi: akşam
| yurīdūne: isteyerek
| vechehu: rızasını
| ve lā: ve
| teǎ'du: sapmasın
| ǎynāke: gözlerin
| ǎnhum: onlardan
| turīdu: isteyerek
| zīnete: süsünü
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| ve lā: ve
| tuTiǎ': itaat etme
| men: kişiye
| eğfelnā: alıkoyduğumuz
| ḳalbehu: kalbini
| ǎn:
| ƶikrinā: bizi anmaktan
| vettebeǎ: ve tâbi olan
| hevāhu: keyfine
| ve kāne: ve olan
| emruhu: işi
| furuTen: aşırılık
| (18:28)

| nefseke: nefsini
| meǎ: beraber
| elleƶīne:
| yed'ǔne: yalvaranlarla
| rabbehum: Rablerine
| bil-ğadāti: sabah
| vel'ǎşiyyi: akşam
| yurīdūne: isteyerek
| vechehu: rızasını
| ve lā: ve
| teǎ'du: sapmasın
| ǎynāke: gözlerin
| ǎnhum: onlardan
| turīdu: isteyerek
| zīnete: süsünü
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| ve lā: ve
| tuTiǎ': itaat etme
| men: kişiye
| eğfelnā: alıkoyduğumuz
| ḳalbehu: kalbini
| ǎn:
| ƶikrinā: bizi anmaktan
| vettebeǎ: ve tâbi olan
| hevāhu: keyfine
| ve kāne: ve olan
| emruhu: işi
| furuTen: aşırılık
| (18:28)|ve ḳuli: de ki
| l-Haḳḳu: bu gerçek
| min: -dendir
| rabbikum: Rabbiniz-
| femen: artık kimse
| şā'e: dileyen
| felyu'min: inansın
| ve men: ve kimse
| şā'e: dileyen
| felyekfur: inkar etsin
| innā: çünkü biz
| eǎ'tednā: hazırladık
| liZZālimīne: zalimlere
| nāran: bir ateş
| eHāTa: kuşatmıştır
| bihim: onları
| surādiḳuhā: çadırı
| ve in: ve eğer
| yesteğīṧū: feryad edip yardım isteseler
| yuğāṧū: kendilerine yardım edilir
| bimāin: bir su ile
| kālmuhli: erimiş maden gibi
| yeşvī: haşlayan
| l-vucūhe: yüzleri
| bi'se: o ne kötü
| ş-şerābu: bir içecektir
| ve sā'et: ve ne kötü
| murtefeḳan: ağırlanmadır
| (18:29)

| l-Haḳḳu: bu gerçek
| min: -dendir
| rabbikum: Rabbiniz-
| femen: artık kimse
| şā'e: dileyen
| felyu'min: inansın
| ve men: ve kimse
| şā'e: dileyen
| felyekfur: inkar etsin
| innā: çünkü biz
| eǎ'tednā: hazırladık
| liZZālimīne: zalimlere
| nāran: bir ateş
| eHāTa: kuşatmıştır
| bihim: onları
| surādiḳuhā: çadırı
| ve in: ve eğer
| yesteğīṧū: feryad edip yardım isteseler
| yuğāṧū: kendilerine yardım edilir
| bimāin: bir su ile
| kālmuhli: erimiş maden gibi
| yeşvī: haşlayan
| l-vucūhe: yüzleri
| bi'se: o ne kötü
| ş-şerābu: bir içecektir
| ve sā'et: ve ne kötü
| murtefeḳan: ağırlanmadır
| (18:29)|inne: şüphesiz
| elleƶīne: onlar ki
| āmenū: inandılar
| ve ǎmilū: ve yaptılar
| S-SāliHāti: iyi işler
| innā: elbette biz
| lā: asla
| nuDīǔ: zayi etmeyiz
| ecra: ecrini
| men: kimsenin
| eHsene: güzel yapan
| ǎmelen: işi
| (18:30)

| elleƶīne: onlar ki
| āmenū: inandılar
| ve ǎmilū: ve yaptılar
| S-SāliHāti: iyi işler
| innā: elbette biz
| lā: asla
| nuDīǔ: zayi etmeyiz
| ecra: ecrini
| men: kimsenin
| eHsene: güzel yapan
| ǎmelen: işi
| (18:30)|ulāike: onlar öyle kimselerdir ki
| lehum: kendileri için vardır
| cennātu: cennetleri
| ǎdnin: Adn
| tecrī: akar
| min:
| teHtihimu: altlarından
| l-enhāru: ırmaklar
| yuHallevne: bezenirler
| fīhā: orada
| min:
| esāvira: bileziklerle
| min: -dan
| ƶehebin: altın-
| ve yelbesūne: ve giyerler
| ṧiyāben: giysiler
| ḣuDran: yeşil
| min:
| sundusin: ince ipekten
| ve istebraḳin: ve kalın ipekten
| muttekiīne: yaslanırlar
| fīhā: orada
| ǎlā: üzerine
| l-erāiki: koltuklar
| niǎ'me: ne güzel
| ṧ-ṧevābu: sevap
| ve Hasunet: ve ne güzel
| murtefeḳan: ağırlanma
| (18:31)

| lehum: kendileri için vardır
| cennātu: cennetleri
| ǎdnin: Adn
| tecrī: akar
| min:
| teHtihimu: altlarından
| l-enhāru: ırmaklar
| yuHallevne: bezenirler
| fīhā: orada
| min:
| esāvira: bileziklerle
| min: -dan
| ƶehebin: altın-
| ve yelbesūne: ve giyerler
| ṧiyāben: giysiler
| ḣuDran: yeşil
| min:
| sundusin: ince ipekten
| ve istebraḳin: ve kalın ipekten
| muttekiīne: yaslanırlar
| fīhā: orada
| ǎlā: üzerine
| l-erāiki: koltuklar
| niǎ'me: ne güzel
| ṧ-ṧevābu: sevap
| ve Hasunet: ve ne güzel
| murtefeḳan: ağırlanma
| (18:31)|veDrib: ve anlat
| lehum: onlara
| meṧelen: misal olarak
| raculeyni: şu iki adamı (ki)
| ceǎlnā: vermiştik
| lieHadihimā: ikisinden birine
| cenneteyni: iki bağ
| min:
| eǎ'nābin: üzüm
| ve Hafefnāhumā: ve onların etrafını çevirmiştik
| bineḣlin: hurmalarla
| ve ceǎlnā: ve bitirmiştik
| beynehumā: ortalarında da
| zer'ǎn: ekin
| (18:32)

| lehum: onlara
| meṧelen: misal olarak
| raculeyni: şu iki adamı (ki)
| ceǎlnā: vermiştik
| lieHadihimā: ikisinden birine
| cenneteyni: iki bağ
| min:
| eǎ'nābin: üzüm
| ve Hafefnāhumā: ve onların etrafını çevirmiştik
| bineḣlin: hurmalarla
| ve ceǎlnā: ve bitirmiştik
| beynehumā: ortalarında da
| zer'ǎn: ekin
| (18:32)|kiltā: her iki
| l-cenneteyni: bağ (da)
| ātet: vermişti
| ukulehā: yemişini
| velem: ve
| teZlim: eksik etmemişti
| minhu: ondan
| şey'en: hiçbir şey
| ve feccernā: ve akıtmıştık
| ḣilālehumā: aralarından
| neheran: bir ırmak
| (18:33)

| l-cenneteyni: bağ (da)
| ātet: vermişti
| ukulehā: yemişini
| velem: ve
| teZlim: eksik etmemişti
| minhu: ondan
| şey'en: hiçbir şey
| ve feccernā: ve akıtmıştık
| ḣilālehumā: aralarından
| neheran: bir ırmak
| (18:33)|ve kāne: ve vardı
| lehu: O(adam)ın
| ṧemerun: ürünü
| feḳāle: dedi ki
| liSāHibihi: arkadaşı
| vehuve: ve o
| yuHāviruhu: konuşurken
| enā: ben
| ekṧeru: zenginim
| minke: senden
| mālen: malca
| ve eǎzzu: ve güçlüyüm
| neferan: adamca da
| (18:34)

| lehu: O(adam)ın
| ṧemerun: ürünü
| feḳāle: dedi ki
| liSāHibihi: arkadaşı
| vehuve: ve o
| yuHāviruhu: konuşurken
| enā: ben
| ekṧeru: zenginim
| minke: senden
| mālen: malca
| ve eǎzzu: ve güçlüyüm
| neferan: adamca da
| (18:34)|ve deḣale: ve girdi
| cennetehu: bağına
| vehuve: o
| Zālimun: zulmederek
| linefsihi: kendisine
| ḳāle: dedi
| mā: hiç
| eZunnu: sanmam
| en:
| tebīde: yok olacağını
| hāƶihi: bunun
| ebeden: ebediyyen
| (18:35)

| cennetehu: bağına
| vehuve: o
| Zālimun: zulmederek
| linefsihi: kendisine
| ḳāle: dedi
| mā: hiç
| eZunnu: sanmam
| en:
| tebīde: yok olacağını
| hāƶihi: bunun
| ebeden: ebediyyen
| (18:35)|ve mā: ve hiç
| eZunnu: zannetmem
| s-sāǎte: kıyametin
| ḳāimeten: kopacağını
| velein: şayet
| rudidtu: döndürülsem bile
| ilā:
| rabbī: Rabbime
| leecidenne: bulurum
| ḣayran: daha güzel
| minhā: bundan
| munḳaleben: bir akıbet
| (18:36)

| eZunnu: zannetmem
| s-sāǎte: kıyametin
| ḳāimeten: kopacağını
| velein: şayet
| rudidtu: döndürülsem bile
| ilā:
| rabbī: Rabbime
| leecidenne: bulurum
| ḣayran: daha güzel
| minhā: bundan
| munḳaleben: bir akıbet
| (18:36)|ḳāle: dedi ki
| lehu: ona
| SāHibuhu: arkadaşı
| vehuve: kendisiyle
| yuHāviruhu: konuşan
| ekeferte: inkar mı ediyorsun?
| billeƶī':
| ḣaleḳake: seni yaratanı
| min:
| turābin: topraktan
| ṧumme: sonra
| min:
| nuTfetin: nutfe (sperm)den
| ṧumme: sonra da
| sevvāke: seni biçimlendireni
| raculen: bir adam olarak
| (18:37)

| lehu: ona
| SāHibuhu: arkadaşı
| vehuve: kendisiyle
| yuHāviruhu: konuşan
| ekeferte: inkar mı ediyorsun?
| billeƶī':
| ḣaleḳake: seni yaratanı
| min:
| turābin: topraktan
| ṧumme: sonra
| min:
| nuTfetin: nutfe (sperm)den
| ṧumme: sonra da
| sevvāke: seni biçimlendireni
| raculen: bir adam olarak
| (18:37)|lākinnā: fakat
| huve: O
| llahu: Allah
| rabbī: benim Rabbimdir
| ve lā: ve asla
| uşriku: ben ortak koşmam
| birabbī: Rabbime
| eHaden: hiç kimseyi
| (18:38)

| huve: O
| llahu: Allah
| rabbī: benim Rabbimdir
| ve lā: ve asla
| uşriku: ben ortak koşmam
| birabbī: Rabbime
| eHaden: hiç kimseyi
| (18:38)|velevlā: gerekmez miydi?
| iƶ: zaman
| deḣalte: girdiğin
| cenneteke: bağına
| ḳulte: demen
| mā: ne
| şā'e: dilerse
| llahu: Allah
| lā: yoktur
| ḳuvvete: kuvvet
| illā: başka
| billahi: Allah'tan
| in: gerçi
| terani: sen görüyorsun
| enā: beni
| eḳalle: daha az
| minke: senden
| mālen: malca
| ve veleden: ve evlatça
| (18:39)

| iƶ: zaman
| deḣalte: girdiğin
| cenneteke: bağına
| ḳulte: demen
| mā: ne
| şā'e: dilerse
| llahu: Allah
| lā: yoktur
| ḳuvvete: kuvvet
| illā: başka
| billahi: Allah'tan
| in: gerçi
| terani: sen görüyorsun
| enā: beni
| eḳalle: daha az
| minke: senden
| mālen: malca
| ve veleden: ve evlatça
| (18:39)|feǎsā: umulur ki
| rabbī: Rabbim
| en:
| yu'tiyeni: bana verebilir
| ḣayran: daha iyisini
| min:
| cennetike: senin bağından
| ve yursile: ve gönderir
| ǎleyhā: onun üzerine
| Husbānen: yıldırımlar
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| fetuSbiHa: böylece kesilir
| Saǐyden: bağın
| zeleḳan: kupkuru bir toprak
| (18:40)

| rabbī: Rabbim
| en:
| yu'tiyeni: bana verebilir
| ḣayran: daha iyisini
| min:
| cennetike: senin bağından
| ve yursile: ve gönderir
| ǎleyhā: onun üzerine
| Husbānen: yıldırımlar
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| fetuSbiHa: böylece kesilir
| Saǐyden: bağın
| zeleḳan: kupkuru bir toprak
| (18:40)|ev: yahut
| yuSbiHa: çekilir
| māuhā: suyu
| ğavran: dibe
| felen: bir daha
| testeTīǎ: gücün yetmez
| lehu: onu
| Taleben: aramaya
| (18:41)

| yuSbiHa: çekilir
| māuhā: suyu
| ğavran: dibe
| felen: bir daha
| testeTīǎ: gücün yetmez
| lehu: onu
| Taleben: aramaya
| (18:41)|ve uHīTa: derken yok edildi
| biṧemerihi: ürünü
| feeSbeHa: ve başladı
| yuḳallibu: oğuşturmağa
| keffeyhi: ellerini
| ǎlā: üzerine
| mā: şeyler
| enfeḳa: harcadıkları
| fīhā: ona
| vehiye: ve o
| ḣāviyetun: yıkılmıştı
| ǎlā: üzerine
| ǔrūşihā: çardakları
| ve yeḳūlu: ve diyordu
| yā: EY/HEY/AH
| leytenī: keşke ben
| lem:
| uşrik: ortak koşmasaydım
| birabbī: Rabbime
| eHaden: kimseyi
| (18:42)

| biṧemerihi: ürünü
| feeSbeHa: ve başladı
| yuḳallibu: oğuşturmağa
| keffeyhi: ellerini
| ǎlā: üzerine
| mā: şeyler
| enfeḳa: harcadıkları
| fīhā: ona
| vehiye: ve o
| ḣāviyetun: yıkılmıştı
| ǎlā: üzerine
| ǔrūşihā: çardakları
| ve yeḳūlu: ve diyordu
| yā: EY/HEY/AH
| leytenī: keşke ben
| lem:
| uşrik: ortak koşmasaydım
| birabbī: Rabbime
| eHaden: kimseyi
| (18:42)|velem: ve
| tekun: olmadı
| lehu: onun
| fietun: bir topluluğu
| yenSurūnehu: kendisine yardım eden
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| ve mā: ve
| kāne: olmadı
| munteSiran: kendisinine yardım edilen
| (18:43)

| tekun: olmadı
| lehu: onun
| fietun: bir topluluğu
| yenSurūnehu: kendisine yardım eden
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| ve mā: ve
| kāne: olmadı
| munteSiran: kendisinine yardım edilen
| (18:43)|hunālike: işte o durumda
| l-velāyetu: velilik (koruyuculuk)
| lillahi: yalnız Allah'a mahsustur
| l-Haḳḳi: hak olan
| huve: O'dur
| ḣayrun: en iyi olan
| ṧevāben: mükafatı
| ve ḣayrun: ve daha hayırlıdır
| ǔḳben: akıbet
| (18:44)

| l-velāyetu: velilik (koruyuculuk)
| lillahi: yalnız Allah'a mahsustur
| l-Haḳḳi: hak olan
| huve: O'dur
| ḣayrun: en iyi olan
| ṧevāben: mükafatı
| ve ḣayrun: ve daha hayırlıdır
| ǔḳben: akıbet
| (18:44)|veDrib: ve anlat
| lehum: onlara
| meṧele: misalini
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| kemāin: bir su
| enzelnāhu: indirdik
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| feḣteleTa: karıştı
| bihi: onunla
| nebātu: bitkisi
| l-erDi: yerin
| feeSbeHa: ve haline geliverdi
| heşīmen: çöp kırıntıları
| teƶrūhu: savurduğu
| r-riyāHu: rüzgarların
| ve kāne: ve
| llahu: Allah
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| şey'in: şey
| muḳtediran: kadirdir
| (18:45)

| lehum: onlara
| meṧele: misalini
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| kemāin: bir su
| enzelnāhu: indirdik
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| feḣteleTa: karıştı
| bihi: onunla
| nebātu: bitkisi
| l-erDi: yerin
| feeSbeHa: ve haline geliverdi
| heşīmen: çöp kırıntıları
| teƶrūhu: savurduğu
| r-riyāHu: rüzgarların
| ve kāne: ve
| llahu: Allah
| ǎlā: üzerine
| kulli: her
| şey'in: şey
| muḳtediran: kadirdir
| (18:45)|El-mālu: mal
| velbenūne: ve oğullar
| zīnetu: süsüdür
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| velbāḳiyātu: fakat kalıcı olan
| S-SāliHātu: güzel işler ise
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| ṧevāben: sevapça
| ve ḣayrun: ve daha hayırlıdır
| emelen: umutça da
| (18:46)

| velbenūne: ve oğullar
| zīnetu: süsüdür
| l-Hayāti: hayatının
| d-dunyā: dünya
| velbāḳiyātu: fakat kalıcı olan
| S-SāliHātu: güzel işler ise
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| ǐnde: katında
| rabbike: Rabbinin
| ṧevāben: sevapça
| ve ḣayrun: ve daha hayırlıdır
| emelen: umutça da
| (18:46)|ve yevme: O gün
| nuseyyiru: yürütürüz
| l-cibāle: dağları
| ve terā: ve görürsün
| l-erDe: yeri
| bārizeten: çırılçıplak
| ve Haşernāhum: onları toplamışız
| fe lem: ve
| nuğādir: bırakmamışızdır
| minhum: onlardan
| eHaden: hiçbirini
| (18:47)

| nuseyyiru: yürütürüz
| l-cibāle: dağları
| ve terā: ve görürsün
| l-erDe: yeri
| bārizeten: çırılçıplak
| ve Haşernāhum: onları toplamışız
| fe lem: ve
| nuğādir: bırakmamışızdır
| minhum: onlardan
| eHaden: hiçbirini
| (18:47)|ve ǔriDū: ve hepsi sunulmuşlardır
| ǎlā:
| rabbike: senin Rabbine
| Saffen: sıra sıra
| leḳad: andolsun
| ci'tumūnā: bize geldiniz
| kemā: gibi
| ḣaleḳnākum: sizi yarattığımız
| evvele: ilk
| merratin: defa
| bel: oysa
| zeǎmtum: siz sanmıştınız
| ellen:
| nec'ǎle: tayin etmeyeceğimizi
| lekum: size
| mev'ǐden: bir vade
| (18:48)

| ǎlā:
| rabbike: senin Rabbine
| Saffen: sıra sıra
| leḳad: andolsun
| ci'tumūnā: bize geldiniz
| kemā: gibi
| ḣaleḳnākum: sizi yarattığımız
| evvele: ilk
| merratin: defa
| bel: oysa
| zeǎmtum: siz sanmıştınız
| ellen:
| nec'ǎle: tayin etmeyeceğimizi
| lekum: size
| mev'ǐden: bir vade
| (18:48)|ve vuDiǎ: (ortaya) konulmuştur
| l-kitābu: Kitap
| fe terā: ve görürsün
| l-mucrimīne: suçluların
| muşfiḳīne: korkarak
| mimmā:
| fīhi: onun içindekilerden
| ve yeḳūlūne: ve dediklerini
| yā: EY/HEY/AH
| veyletenā: vah bize
| māli: ne oluyor
| hāƶā: bu
| l-kitābi: Kitaba
| lā: (hiçbir şey)
| yuğādiru: bırakmıyor
| Sağīraten: (ne) küçük
| ve lā: ne de
| kebīraten: büyük
| illā:
| eHSāhā: her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor
| ve vecedū: ve bulmuşlardır
| mā: şeyleri
| ǎmilū: yaptıkları
| HāDiran: hazır
| ve lā: ve
| yeZlimu: zulmetmez
| rabbuke: Rabbin
| eHaden: kimseye
| (18:49)

| l-kitābu: Kitap
| fe terā: ve görürsün
| l-mucrimīne: suçluların
| muşfiḳīne: korkarak
| mimmā:
| fīhi: onun içindekilerden
| ve yeḳūlūne: ve dediklerini
| yā: EY/HEY/AH
| veyletenā: vah bize
| māli: ne oluyor
| hāƶā: bu
| l-kitābi: Kitaba
| lā: (hiçbir şey)
| yuğādiru: bırakmıyor
| Sağīraten: (ne) küçük
| ve lā: ne de
| kebīraten: büyük
| illā:
| eHSāhā: her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor
| ve vecedū: ve bulmuşlardır
| mā: şeyleri
| ǎmilū: yaptıkları
| HāDiran: hazır
| ve lā: ve
| yeZlimu: zulmetmez
| rabbuke: Rabbin
| eHaden: kimseye
| (18:49)|ve iƶ: ve hani
| ḳulnā: demiştik
| lilmelāiketi: meleklere
| scudū: secde edin
| liādeme: Adem'e
| fesecedū: secde ettiler
| illā: hariç
| iblīse: İblis
| kāne: (O) idi
| mine:
| l-cinni: cinlerden
| fe fe seḳa: dışına çıktı
| ǎn:
| emri: buyruğunun
| rabbihi: Rabbinin
| efetetteḣiƶūnehu: siz onu mu ediniyorsunuz?
| ve ƶurriyyetehu: ve onun neslini
| evliyā'e: dostlar
| min:
| dūnī: benden ayrı olarak
| vehum: oysa onlar
| lekum: sizin
| ǎduvvun: düşmanınızdır
| bi'se: ne kötü
| liZZālimīne: zalimler için
| bedelen: bir değiştirmedir
| (18:50)

| ḳulnā: demiştik
| lilmelāiketi: meleklere
| scudū: secde edin
| liādeme: Adem'e
| fesecedū: secde ettiler
| illā: hariç
| iblīse: İblis
| kāne: (O) idi
| mine:
| l-cinni: cinlerden
| fe fe seḳa: dışına çıktı
| ǎn:
| emri: buyruğunun
| rabbihi: Rabbinin
| efetetteḣiƶūnehu: siz onu mu ediniyorsunuz?
| ve ƶurriyyetehu: ve onun neslini
| evliyā'e: dostlar
| min:
| dūnī: benden ayrı olarak
| vehum: oysa onlar
| lekum: sizin
| ǎduvvun: düşmanınızdır
| bi'se: ne kötü
| liZZālimīne: zalimler için
| bedelen: bir değiştirmedir
| (18:50)