67Mülk Suresi
Kuran Sırası: 67
İniş Sırası: 77
Kırık Meal (Arapça) Meali
|تَبَارَكَ: ne mübarektir
| الَّذِي: bulunan
| بِيَدِهِ: elinde
| الْمُلْكُ: mülk
| وَهُوَ: ve O'nun
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: gücü yeter
| (67:1)

| الَّذِي: bulunan
| بِيَدِهِ: elinde
| الْمُلْكُ: mülk
| وَهُوَ: ve O'nun
| عَلَىٰ: üzerine
| كُلِّ: her
| شَيْءٍ: şey
| قَدِيرٌ: gücü yeter
| (67:1)|الَّذِي: O ki
| خَلَقَ: yarattı
| الْمَوْتَ: ölümü
| وَالْحَيَاةَ: ve hayatı
| لِيَبْلُوَكُمْ: sizi denemek için
| أَيُّكُمْ: hanginizin
| أَحْسَنُ: daha güzel
| عَمَلًا: iş yapacağınızı
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الْغَفُورُ: bağışlayandır
| (67:2)

| خَلَقَ: yarattı
| الْمَوْتَ: ölümü
| وَالْحَيَاةَ: ve hayatı
| لِيَبْلُوَكُمْ: sizi denemek için
| أَيُّكُمْ: hanginizin
| أَحْسَنُ: daha güzel
| عَمَلًا: iş yapacağınızı
| وَهُوَ: ve O
| الْعَزِيزُ: üstündür
| الْغَفُورُ: bağışlayandır
| (67:2)|الَّذِي: ki O
| خَلَقَ: yarattı
| سَبْعَ: yedi
| سَمَاوَاتٍ: göğü
| طِبَاقًا: tabaka tabaka
| مَا:
| تَرَىٰ: görmezsin
| فِي:
| خَلْقِ: yaratmasında
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| مِنْ: hiçbir
| تَفَاوُتٍ: aykırılık, uygunsuzluk
| فَارْجِعِ: döndür de (bak)
| الْبَصَرَ: gözü(nü)
| هَلْ: -musun?
| تَرَىٰ: görüyor-
| مِنْ: hiçbir
| فُطُورٍ: bozukluk
| (67:3)

| خَلَقَ: yarattı
| سَبْعَ: yedi
| سَمَاوَاتٍ: göğü
| طِبَاقًا: tabaka tabaka
| مَا:
| تَرَىٰ: görmezsin
| فِي:
| خَلْقِ: yaratmasında
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'ın
| مِنْ: hiçbir
| تَفَاوُتٍ: aykırılık, uygunsuzluk
| فَارْجِعِ: döndür de (bak)
| الْبَصَرَ: gözü(nü)
| هَلْ: -musun?
| تَرَىٰ: görüyor-
| مِنْ: hiçbir
| فُطُورٍ: bozukluk
| (67:3)|ثُمَّ: sonra
| ارْجِعِ: döndür (bak)
| الْبَصَرَ: gözü(nü)
| كَرَّتَيْنِ: iki kez daha
| يَنْقَلِبْ: döner
| إِلَيْكَ: sana
| الْبَصَرُ: göz
| خَاسِئًا: umudu keserek
| وَهُوَ: ve o
| حَسِيرٌ: hor ve bitkin
| (67:4)

| ارْجِعِ: döndür (bak)
| الْبَصَرَ: gözü(nü)
| كَرَّتَيْنِ: iki kez daha
| يَنْقَلِبْ: döner
| إِلَيْكَ: sana
| الْبَصَرُ: göz
| خَاسِئًا: umudu keserek
| وَهُوَ: ve o
| حَسِيرٌ: hor ve bitkin
| (67:4)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| زَيَّنَّا: biz donattık
| السَّمَاءَ: göğü
| الدُّنْيَا: en yakın
| بِمَصَابِيحَ: lambalarla
| وَجَعَلْنَاهَا: ve onları yaptık
| رُجُومًا: taşlamalar
| لِلشَّيَاطِينِ: şeytanlar için
| وَأَعْتَدْنَا: ve hazırladık
| لَهُمْ: onlara
| عَذَابَ: azabı
| السَّعِيرِ: çılgın ateş
| (67:5)

| زَيَّنَّا: biz donattık
| السَّمَاءَ: göğü
| الدُّنْيَا: en yakın
| بِمَصَابِيحَ: lambalarla
| وَجَعَلْنَاهَا: ve onları yaptık
| رُجُومًا: taşlamalar
| لِلشَّيَاطِينِ: şeytanlar için
| وَأَعْتَدْنَا: ve hazırladık
| لَهُمْ: onlara
| عَذَابَ: azabı
| السَّعِيرِ: çılgın ateş
| (67:5)|وَلِلَّذِينَ: için vardır
| كَفَرُوا: inkar edenler
| بِرَبِّهِمْ: Rablerini
| عَذَابُ: azabı
| جَهَنَّمَ: cehennem
| وَبِئْسَ: ve ne kötü
| الْمَصِيرُ: gidilecek sonuçtur
| (67:6)

| كَفَرُوا: inkar edenler
| بِرَبِّهِمْ: Rablerini
| عَذَابُ: azabı
| جَهَنَّمَ: cehennem
| وَبِئْسَ: ve ne kötü
| الْمَصِيرُ: gidilecek sonuçtur
| (67:6)|إِذَا: zaman
| أُلْقُوا: atıldıkları
| فِيهَا: oraya
| سَمِعُوا: işitirler
| لَهَا: onun
| شَهِيقًا: homurtusunu
| وَهِيَ: ve o
| تَفُورُ: kaynıyor
| (67:7)

| أُلْقُوا: atıldıkları
| فِيهَا: oraya
| سَمِعُوا: işitirler
| لَهَا: onun
| شَهِيقًا: homurtusunu
| وَهِيَ: ve o
| تَفُورُ: kaynıyor
| (67:7)|تَكَادُ: neredeyse
| تَمَيَّزُ: çatlayacak
| مِنَ: -den
| الْغَيْظِ: öfke-
| كُلَّمَا: her biri
| أُلْقِيَ: atıldıkça
| فِيهَا: onun içine
| فَوْجٌ: topluluk
| سَأَلَهُمْ: onlara sordu(lar)
| خَزَنَتُهَا: onun bekçileri
| أَلَمْ:
| يَأْتِكُمْ: size gelmedi mi?
| نَذِيرٌ: bir uyarıcı
| (67:8)

| تَمَيَّزُ: çatlayacak
| مِنَ: -den
| الْغَيْظِ: öfke-
| كُلَّمَا: her biri
| أُلْقِيَ: atıldıkça
| فِيهَا: onun içine
| فَوْجٌ: topluluk
| سَأَلَهُمْ: onlara sordu(lar)
| خَزَنَتُهَا: onun bekçileri
| أَلَمْ:
| يَأْتِكُمْ: size gelmedi mi?
| نَذِيرٌ: bir uyarıcı
| (67:8)|قَالُوا: dediler
| بَلَىٰ: evet
| قَدْ: andolsun
| جَاءَنَا: bize geldi
| نَذِيرٌ: uyarıcı
| فَكَذَّبْنَا: ama biz yalanladık
| وَقُلْنَا: ve dedik ki
| مَا:
| نَزَّلَ: indirmedi
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şey
| إِنْ: hayır
| أَنْتُمْ: siz
| إِلَّا: ancak
| فِي: içindesiniz
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| كَبِيرٍ: büyük
| (67:9)

| بَلَىٰ: evet
| قَدْ: andolsun
| جَاءَنَا: bize geldi
| نَذِيرٌ: uyarıcı
| فَكَذَّبْنَا: ama biz yalanladık
| وَقُلْنَا: ve dedik ki
| مَا:
| نَزَّلَ: indirmedi
| اللَّهُ: Allah
| مِنْ: hiçbir
| شَيْءٍ: şey
| إِنْ: hayır
| أَنْتُمْ: siz
| إِلَّا: ancak
| فِي: içindesiniz
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| كَبِيرٍ: büyük
| (67:9)|وَقَالُوا: ve dediler ki
| لَوْ: eğer
| كُنَّا: biz
| نَسْمَعُ: söz dinleseydik
| أَوْ: yahut
| نَعْقِلُ: düşünseydik
| مَا:
| كُنَّا: bulunmazdık
| فِي: arasında
| أَصْحَابِ: halkı
| السَّعِيرِ: çılgın ateşin
| (67:10)

| لَوْ: eğer
| كُنَّا: biz
| نَسْمَعُ: söz dinleseydik
| أَوْ: yahut
| نَعْقِلُ: düşünseydik
| مَا:
| كُنَّا: bulunmazdık
| فِي: arasında
| أَصْحَابِ: halkı
| السَّعِيرِ: çılgın ateşin
| (67:10)|فَاعْتَرَفُوا: itiraf ettiler
| بِذَنْبِهِمْ: günahlarını
| فَسُحْقًا: uzak olsun
| لِأَصْحَابِ: halkı
| السَّعِيرِ: çılgın ateş
| (67:11)

| بِذَنْبِهِمْ: günahlarını
| فَسُحْقًا: uzak olsun
| لِأَصْحَابِ: halkı
| السَّعِيرِ: çılgın ateş
| (67:11)|إِنَّ: şüphesiz
| الَّذِينَ: kimseler
| يَخْشَوْنَ: saygılı olan(lar)
| رَبَّهُمْ: Rablerine
| بِالْغَيْبِ: görmedikleri halde
| لَهُمْ: onlar için vardır
| مَغْفِرَةٌ: bağış(lama)
| وَأَجْرٌ: ve mükafat
| كَبِيرٌ: büyük
| (67:12)

| الَّذِينَ: kimseler
| يَخْشَوْنَ: saygılı olan(lar)
| رَبَّهُمْ: Rablerine
| بِالْغَيْبِ: görmedikleri halde
| لَهُمْ: onlar için vardır
| مَغْفِرَةٌ: bağış(lama)
| وَأَجْرٌ: ve mükafat
| كَبِيرٌ: büyük
| (67:12)|وَأَسِرُّوا: gizleyin
| قَوْلَكُمْ: sözünüzü
| أَوِ: yahut
| اجْهَرُوا: açığa vurun
| بِهِ: onu
| إِنَّهُ: çünkü O
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
| (67:13)

| قَوْلَكُمْ: sözünüzü
| أَوِ: yahut
| اجْهَرُوا: açığa vurun
| بِهِ: onu
| إِنَّهُ: çünkü O
| عَلِيمٌ: bilir
| بِذَاتِ: özünü
| الصُّدُورِ: göğüslerin
| (67:13)|أَلَا:
| يَعْلَمُ: bilmez mi?
| مَنْ: kimse
| خَلَقَ: yaratan
| وَهُوَ: ve O
| اللَّطِيفُ: latiftir
| الْخَبِيرُ: haber alandır
| (67:14)

| يَعْلَمُ: bilmez mi?
| مَنْ: kimse
| خَلَقَ: yaratan
| وَهُوَ: ve O
| اللَّطِيفُ: latiftir
| الْخَبِيرُ: haber alandır
| (67:14)|هُوَ: O
| الَّذِي:
| جَعَلَ: yapandır
| لَكُمُ: size
| الْأَرْضَ: yeri
| ذَلُولًا: boynu eğik
| فَامْشُوا: haydi yürüyün
| فِي:
| مَنَاكِبِهَا: onun omuzlarında (yeryüzünde)
| وَكُلُوا: ve yeyin
| مِنْ: -ndan
| رِزْقِهِ: O'nun rızkı-
| وَإِلَيْهِ: ve O'nadır
| النُّشُورُ: dönüş
| (67:15)

| الَّذِي:
| جَعَلَ: yapandır
| لَكُمُ: size
| الْأَرْضَ: yeri
| ذَلُولًا: boynu eğik
| فَامْشُوا: haydi yürüyün
| فِي:
| مَنَاكِبِهَا: onun omuzlarında (yeryüzünde)
| وَكُلُوا: ve yeyin
| مِنْ: -ndan
| رِزْقِهِ: O'nun rızkı-
| وَإِلَيْهِ: ve O'nadır
| النُّشُورُ: dönüş
| (67:15)|أَأَمِنْتُمْ: emin misiniz?
| مَنْ: olanın
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| أَنْ:
| يَخْسِفَ: batırmayacağından
| بِكُمُ: sizi
| الْأَرْضَ: yere
| فَإِذَا: O zaman
| هِيَ: o (yer)
| تَمُورُ: birden sallanır
| (67:16)

| مَنْ: olanın
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| أَنْ:
| يَخْسِفَ: batırmayacağından
| بِكُمُ: sizi
| الْأَرْضَ: yere
| فَإِذَا: O zaman
| هِيَ: o (yer)
| تَمُورُ: birden sallanır
| (67:16)|أَمْ: yoksa
| أَمِنْتُمْ: siz emin misiniz?
| مَنْ: olanın
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| أَنْ:
| يُرْسِلَ: göndermeyeceğinden
| عَلَيْكُمْ: üzerine
| حَاصِبًا: taş yağdıran (bir fırtına)
| فَسَتَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| كَيْفَ: nasıldır
| نَذِيرِ: tehdidim
| (67:17)

| أَمِنْتُمْ: siz emin misiniz?
| مَنْ: olanın
| فِي:
| السَّمَاءِ: gökte
| أَنْ:
| يُرْسِلَ: göndermeyeceğinden
| عَلَيْكُمْ: üzerine
| حَاصِبًا: taş yağdıran (bir fırtına)
| فَسَتَعْلَمُونَ: bileceksiniz
| كَيْفَ: nasıldır
| نَذِيرِ: tehdidim
| (67:17)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| كَذَّبَ: yalanladılar
| الَّذِينَ: kimseler
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önceki
| فَكَيْفَ: ama nasıl?
| كَانَ: oldu
| نَكِيرِ: benim inkarım
| (67:18)

| كَذَّبَ: yalanladılar
| الَّذِينَ: kimseler
| مِنْ:
| قَبْلِهِمْ: onlardan önceki
| فَكَيْفَ: ama nasıl?
| كَانَ: oldu
| نَكِيرِ: benim inkarım
| (67:18)|أَوَلَمْ:
| يَرَوْا: görmüyorlar mı?
| إِلَى:
| الطَّيْرِ: uçan kuşları
| فَوْقَهُمْ: üstlerinde
| صَافَّاتٍ: sıra sıra
| وَيَقْبِضْنَ: açıp yumarak
| مَا:
| يُمْسِكُهُنَّ: onları (havada) tutmuyor
| إِلَّا: başkası
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman'dan
| إِنَّهُ: doğrusu O
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| بَصِيرٌ: görmektedir
| (67:19)

| يَرَوْا: görmüyorlar mı?
| إِلَى:
| الطَّيْرِ: uçan kuşları
| فَوْقَهُمْ: üstlerinde
| صَافَّاتٍ: sıra sıra
| وَيَقْبِضْنَ: açıp yumarak
| مَا:
| يُمْسِكُهُنَّ: onları (havada) tutmuyor
| إِلَّا: başkası
| الرَّحْمَٰنُ: Rahman'dan
| إِنَّهُ: doğrusu O
| بِكُلِّ: her
| شَيْءٍ: şeyi
| بَصِيرٌ: görmektedir
| (67:19)|أَمَّنْ: yahut kimdir?
| هَٰذَا: şu
| الَّذِي: olan
| هُوَ: o
| جُنْدٌ: askeriniz
| لَكُمْ: sizin
| يَنْصُرُكُمْ: size yardım edecek
| مِنْ:
| دُونِ: dışında
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'nın
| إِنِ: hayır
| الْكَافِرُونَ: kafirler
| إِلَّا: ancak
| فِي: içindedirler
| غُرُورٍ: derin bir gaflet ve aldanma
| (67:20)

| هَٰذَا: şu
| الَّذِي: olan
| هُوَ: o
| جُنْدٌ: askeriniz
| لَكُمْ: sizin
| يَنْصُرُكُمْ: size yardım edecek
| مِنْ:
| دُونِ: dışında
| الرَّحْمَٰنِ: Rahman'nın
| إِنِ: hayır
| الْكَافِرُونَ: kafirler
| إِلَّا: ancak
| فِي: içindedirler
| غُرُورٍ: derin bir gaflet ve aldanma
| (67:20)|أَمَّنْ: yahut kimdir?
| هَٰذَا: o
| الَّذِي: olan
| يَرْزُقُكُمْ: size rızık verecek
| إِنْ: eğer
| أَمْسَكَ: tutacak olursa
| رِزْقَهُ: O rızkını
| بَلْ: doğrusu
| لَجُّوا: onlar direnmektedirler
| فِي: içinde
| عُتُوٍّ: azgınlık
| وَنُفُورٍ: ve nefret
| (67:21)

| هَٰذَا: o
| الَّذِي: olan
| يَرْزُقُكُمْ: size rızık verecek
| إِنْ: eğer
| أَمْسَكَ: tutacak olursa
| رِزْقَهُ: O rızkını
| بَلْ: doğrusu
| لَجُّوا: onlar direnmektedirler
| فِي: içinde
| عُتُوٍّ: azgınlık
| وَنُفُورٍ: ve nefret
| (67:21)|أَفَمَنْ: kimse mi?
| يَمْشِي: yürüyen
| مُكِبًّا: kapanarak
| عَلَىٰ:
| وَجْهِهِ: yüzüstü
| أَهْدَىٰ: doğru gider
| أَمَّنْ: yoksa kimse mi?
| يَمْشِي: yürüyen
| سَوِيًّا: düzgün
| عَلَىٰ: üzerinde
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: dosdoğru
| (67:22)

| يَمْشِي: yürüyen
| مُكِبًّا: kapanarak
| عَلَىٰ:
| وَجْهِهِ: yüzüstü
| أَهْدَىٰ: doğru gider
| أَمَّنْ: yoksa kimse mi?
| يَمْشِي: yürüyen
| سَوِيًّا: düzgün
| عَلَىٰ: üzerinde
| صِرَاطٍ: yol
| مُسْتَقِيمٍ: dosdoğru
| (67:22)|قُلْ: de ki
| هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| أَنْشَأَكُمْ: sizi yaratan
| وَجَعَلَ: ve veren
| لَكُمُ: size
| السَّمْعَ: işitme (duyusu)
| وَالْأَبْصَارَ: ve gözler
| وَالْأَفْئِدَةَ: ve gönüller
| قَلِيلًا: ne kadar az
| مَا:
| تَشْكُرُونَ: şükrediyorsunuz
| (67:23)

| هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| أَنْشَأَكُمْ: sizi yaratan
| وَجَعَلَ: ve veren
| لَكُمُ: size
| السَّمْعَ: işitme (duyusu)
| وَالْأَبْصَارَ: ve gözler
| وَالْأَفْئِدَةَ: ve gönüller
| قَلِيلًا: ne kadar az
| مَا:
| تَشْكُرُونَ: şükrediyorsunuz
| (67:23)|قُلْ: de ki
| هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| ذَرَأَكُمْ: sizi üreten
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَإِلَيْهِ: ve O'na
| تُحْشَرُونَ: huzuruna toplanacaksınız
| (67:24)

| هُوَ: O'dur
| الَّذِي:
| ذَرَأَكُمْ: sizi üreten
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَإِلَيْهِ: ve O'na
| تُحْشَرُونَ: huzuruna toplanacaksınız
| (67:24)|وَيَقُولُونَ: ve diyorlar
| مَتَىٰ: ne zaman?
| هَٰذَا: bu
| الْوَعْدُ: tehdid(ettiğiniz azab)
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru (söylüyor)
| (67:25)

| مَتَىٰ: ne zaman?
| هَٰذَا: bu
| الْوَعْدُ: tehdid(ettiğiniz azab)
| إِنْ: eğer
| كُنْتُمْ: iseniz
| صَادِقِينَ: doğru (söylüyor)
| (67:25)|قُلْ: de ki
| إِنَّمَا: şüphesiz
| الْعِلْمُ: bilgi
| عِنْدَ: yanındadır
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَإِنَّمَا: ve ancak
| أَنَا: ben
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıyım
| مُبِينٌ: apaçık
| (67:26)

| إِنَّمَا: şüphesiz
| الْعِلْمُ: bilgi
| عِنْدَ: yanındadır
| اللَّهِ: Allah'ın
| وَإِنَّمَا: ve ancak
| أَنَا: ben
| نَذِيرٌ: bir uyarıcıyım
| مُبِينٌ: apaçık
| (67:26)|فَلَمَّا: ne zaman ki
| رَأَوْهُ: onu görünce
| زُلْفَةً: yakından
| سِيئَتْ: kötüleşti
| وُجُوهُ: yüzleri
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar eden(lerin)
| وَقِيلَ: ve dendi
| هَٰذَا: işte budur
| الَّذِي:
| كُنْتُمْ: olduğunuz şey
| بِهِ: onu
| تَدَّعُونَ: çağırıyor(lar)
| (67:27)

| رَأَوْهُ: onu görünce
| زُلْفَةً: yakından
| سِيئَتْ: kötüleşti
| وُجُوهُ: yüzleri
| الَّذِينَ: kimselerin
| كَفَرُوا: inkar eden(lerin)
| وَقِيلَ: ve dendi
| هَٰذَا: işte budur
| الَّذِي:
| كُنْتُمْ: olduğunuz şey
| بِهِ: onu
| تَدَّعُونَ: çağırıyor(lar)
| (67:27)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتُمْ: baksanıza
| إِنْ: eğer
| أَهْلَكَنِيَ: beni öldürse
| اللَّهُ: Allah
| وَمَنْ: ve olanları
| مَعِيَ: benimle beraber
| أَوْ: yahut
| رَحِمَنَا: bize acısa da
| فَمَنْ: kim?
| يُجِيرُ: kurtarabilir
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| مِنْ: -dan
| عَذَابٍ: azab-
| أَلِيمٍ: acıklı
| (67:28)

| أَرَأَيْتُمْ: baksanıza
| إِنْ: eğer
| أَهْلَكَنِيَ: beni öldürse
| اللَّهُ: Allah
| وَمَنْ: ve olanları
| مَعِيَ: benimle beraber
| أَوْ: yahut
| رَحِمَنَا: bize acısa da
| فَمَنْ: kim?
| يُجِيرُ: kurtarabilir
| الْكَافِرِينَ: kafirleri
| مِنْ: -dan
| عَذَابٍ: azab-
| أَلِيمٍ: acıklı
| (67:28)|قُلْ: de ki
| هُوَ: O
| الرَّحْمَٰنُ: çok merhametlidir
| امَنَّا: inanmışşızdır
| بِهِ: O'na
| وَعَلَيْهِ: ve O'na
| تَوَكَّلْنَا: dayanmışızdır
| فَسَتَعْلَمُونَ: yakında bileceksiniz
| مَنْ: kimdir
| هُوَ: O
| فِي: içinde olan
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (67:29)

| هُوَ: O
| الرَّحْمَٰنُ: çok merhametlidir
| امَنَّا: inanmışşızdır
| بِهِ: O'na
| وَعَلَيْهِ: ve O'na
| تَوَكَّلْنَا: dayanmışızdır
| فَسَتَعْلَمُونَ: yakında bileceksiniz
| مَنْ: kimdir
| هُوَ: O
| فِي: içinde olan
| ضَلَالٍ: bir sapıklık
| مُبِينٍ: apaçık
| (67:29)|قُلْ: de ki
| أَرَأَيْتُمْ: baksanıza
| إِنْ: eğer
| أَصْبَحَ: olsa
| مَاؤُكُمْ: suyunuz
| غَوْرًا: çekilmiş
| فَمَنْ: kim
| يَأْتِيكُمْ: size getirebilir?
| بِمَاءٍ: bir su
| مَعِينٍ: akar
| (67:30)

| أَرَأَيْتُمْ: baksanıza
| إِنْ: eğer
| أَصْبَحَ: olsa
| مَاؤُكُمْ: suyunuz
| غَوْرًا: çekilmiş
| فَمَنْ: kim
| يَأْتِيكُمْ: size getirebilir?
| بِمَاءٍ: bir su
| مَعِينٍ: akar
| (67:30)