| cā'eke: sana geldikleri
| l-munāfiḳūne: münafıklar
| ḳālū: derler
| neşhedu: tanıklık ederiz
| inneke: muhakkak ki senin
| lerasūlu: elçisi olduğuna
| llahi: Allah'ın
| vallahu: ve Allah
| yeǎ'lemu: bilir (ki)
| inneke: sen muhakkak
| lerasūluhu: onun elçisisin
| vallahu: ve Allah
| yeşhedu: tanıklık eder
| inne: şüphesiz
| l-munāfiḳīne: münafıkların
| lekāƶibūne: yalancılıklarına
| (63:1)
| eymānehum: yeminlerini
| cunneten: kalkan
| feSaddū: engel oldular
| ǎn: -ndan
| sebīli: yolu-
| llahi: Allah'ın
| innehum: elbette onların
| sā'e: ne kötüdür
| mā: şeyler
| kānū: oldukları
| yeǎ'melūne: yapmış
| (63:2)
| biennehum: onların sebebiyledir
| āmenū: inanmaları
| ṧumme: sonra da
| keferū: inkar etmeleri
| feTubiǎ: bu yüzden mühürlendi
| ǎlā: üzeri
| ḳulūbihim: kalblerinin
| fehum: artık onlar
| lā:
| yefḳahūne: anlamazlar
| (63:3)
| raeytehum: onları gördüğün
| tuǎ'cibuke: hoşuna gider
| ecsāmuhum: cisimleri
| ve in: ve eğer
| yeḳūlū: konuşsalar
| tesmeǎ': dinlersin
| liḳavlihim: sözlerini
| keennehum: onlar gibidirler
| ḣuşubun: odunlar
| musennedetun: dayatılmış
| yeHsebūne: sanırlar
| kulle: her
| SayHatin: bağırtıyı
| ǎleyhim: kendi aleyhlerinde
| humu: onlar
| l-ǎduvvu: düşmandır
| feHƶerhum: onlardan sakın
| ḳātelehumu: onları kahretsin
| llahu: Allah
| ennā: nasıl da?
| yu'fekūne: döndürülüyorlar
| (63:4)
| ḳīle: dendiği
| lehum: onlara
| teǎālev: gelin
| yesteğfir: mağfiret dilesin
| lekum: sizin için
| rasūlu: Elçisi
| llahi: Allah'ın
| levvev: çevirirler
| ru'ūsehum: başlarını
| ve raeytehum: ve onları görürsün
| yeSuddūne: yüz çevirdiklerini
| vehum: ve onlar
| mustekbirūne: büyüklük taslarlar
| (63:5)
| ǎleyhim: onlara
| esteğferte: mağfiret dilesen de
| lehum: onlar için
| em: ya da
| lem:
| testeğfir: mağfiret dilemesen de
| lehum: onlar için
| len: asla
| yeğfira: bağışlamayacaktır
| llahu: Allah
| lehum: onları
| inne: çünkü
| llahe: Allah
| lā:
| yehdī: yola iletmez
| l-ḳavme: topluluğu
| l-fāsiḳīne: yoldan çıkan
| (63:6)
| elleƶīne: ki
| yeḳūlūne: diyorlar
| lā:
| tunfiḳū: bir şey vermeyin
| ǎlā:
| men: bulunanlara
| ǐnde: yanında
| rasūli: Elçisinin
| llahi: Allah'ın
| Hattā:
| yenfeDDū: dağılıp gitsinler
| velillahi: Allah'ındır
| ḣazāinu: hazineleri
| s-semāvāti: göklerin
| vel'erDi: ve yerin
| velākinne: fakat
| l-munāfiḳīne: münafıklar
| lā:
| yefḳahūne: anlamazlar
| (63:7)
| lein: andolsun eğer
| raceǎ'nā: dönersek
| ilā:
| l-medīneti: Medine'ye
| leyuḣricenne: mutlaka çıkaracaktır
| l-eǎzzu: üstün olan
| minhā: oradan
| l-eƶelle: alçak olanı
| velillahi: Allah'a mahsustur
| l-ǐzzetu: üstünlük
| velirasūlihi: ve Elçisine
| velilmu'minīne: ve ve mü'minlere
| velākinne: fakat
| l-munāfiḳīne: münafıklar
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmezler
| (63:8)
| eyyuhā: SİZ!
| elleƶīne: kimseler
| āmenū: inanan(lar)
| lā:
| tulhikum: sizi alıkoymasın
| emvālukum: mallarınız
| ve lā: ve ne de
| evlādukum: çocuklarınız
| ǎn: -tan
| ƶikri: anmak-
| llahi: Allah'ı
| ve men: ve kim
| yef'ǎl: yaparsa
| ƶālike: bunu
| feulāike: işte
| humu: onlar
| l-ḣāsirūne: ziyana uğrayanlardır
| (63:9)
| min:
| mā:
| razeḳnākum: size verdiğimiz rızıktan
| min:
| ḳabli: önce
| en:
| ye'tiye: gelmeden
| eHadekumu: birinize
| l-mevtu: ölüm
| fe yeḳūle: ve demeden
| rabbi: Rabbim
| levlā: keşke
| eḣḣartenī: beni erteleseydin
| ilā: kadar
| ecelin: bir süreye
| ḳarībin: yakın
| feeSSaddeḳa: sadaka verseydim
| ve ekun: ve olsaydım
| mine: -den
| S-SāliHīne: iyiler-
| (63:10)
| yu'eḣḣira: ertelemez
| llahu: Allah
| nefsen: hiçbir canı
| iƶā:
| cā'e: geldiğinde
| eceluhā: süresi
| vallahu: ve Allah
| ḣabīrun: haber alandır
| bimā: şeyleri
| teǎ'melūne: yaptıklarınız
| (63:11)