23Mü’minûn Suresi
Kuran Sırası: 23
İniş Sırası: 74
Kırık Meal (Arapça) Meali
|الَّذِينَ: ki
| هُمْ: onlar
| فِي: -nde
| صَلَاتِهِمْ: SaLâtları/Destekleri-
| خَاشِعُونَ: saygılıdırlar
| (23:2)

| هُمْ: onlar
| فِي: -nde
| صَلَاتِهِمْ: SaLâtları/Destekleri-
| خَاشِعُونَ: saygılıdırlar
| (23:2)|وَالَّذِينَ: ve
| هُمْ: onlar
| عَنِ: -den
| اللَّغْوِ: boş şeyler-
| مُعْرِضُونَ: yüz çevirirler
| (23:3)

| هُمْ: onlar
| عَنِ: -den
| اللَّغْوِ: boş şeyler-
| مُعْرِضُونَ: yüz çevirirler
| (23:3)|إِلَّا: ancak hariç
| عَلَىٰ:
| أَزْوَاجِهِمْ: eşleri
| أَوْ: yahut
| مَا: (cariyeler)
| مَلَكَتْ: sahip oldukları
| أَيْمَانُهُمْ: ellerinin
| فَإِنَّهُمْ: elbette onlar
| غَيْرُ: değildir
| مَلُومِينَ: kınanacak
| (23:6)

| عَلَىٰ:
| أَزْوَاجِهِمْ: eşleri
| أَوْ: yahut
| مَا: (cariyeler)
| مَلَكَتْ: sahip oldukları
| أَيْمَانُهُمْ: ellerinin
| فَإِنَّهُمْ: elbette onlar
| غَيْرُ: değildir
| مَلُومِينَ: kınanacak
| (23:6)|فَمَنِ: o halde kim
| ابْتَغَىٰ: gitmek isterse
| وَرَاءَ: ötesine
| ذَٰلِكَ: bunun
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْعَادُونَ: haddi aşanlardır
| (23:7)

| ابْتَغَىٰ: gitmek isterse
| وَرَاءَ: ötesine
| ذَٰلِكَ: bunun
| فَأُولَٰئِكَ: işte
| هُمُ: onlar
| الْعَادُونَ: haddi aşanlardır
| (23:7)|وَالَّذِينَ: ve
| هُمْ: onlar
| لِأَمَانَاتِهِمْ: emanetlerine
| وَعَهْدِهِمْ: ve ahidlerine
| رَاعُونَ: özen gösterirler
| (23:8)

| هُمْ: onlar
| لِأَمَانَاتِهِمْ: emanetlerine
| وَعَهْدِهِمْ: ve ahidlerine
| رَاعُونَ: özen gösterirler
| (23:8)|وَالَّذِينَ: ve
| هُمْ: onlar
| عَلَىٰ:
| صَلَوَاتِهِمْ: SaLâT'larını/Desteklerini
| يُحَافِظُونَ: korumacı/sürdürücü
| (23:9)

| هُمْ: onlar
| عَلَىٰ:
| صَلَوَاتِهِمْ: SaLâT'larını/Desteklerini
| يُحَافِظُونَ: korumacı/sürdürücü
| (23:9)|الَّذِينَ: onlar ki
| يَرِثُونَ: varis olacaklar
| الْفِرْدَوْسَ: Firdevs'e
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (23:11)

| يَرِثُونَ: varis olacaklar
| الْفِرْدَوْسَ: Firdevs'e
| هُمْ: onlar
| فِيهَا: orada
| خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır
| (23:11)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| خَلَقْنَا: biz yarattık
| الْإِنْسَانَ: insanı
| مِنْ: -nden
| سُلَالَةٍ: süzmesi-
| مِنْ: -un
| طِينٍ: çamur-
| (23:12)

| خَلَقْنَا: biz yarattık
| الْإِنْسَانَ: insanı
| مِنْ: -nden
| سُلَالَةٍ: süzmesi-
| مِنْ: -un
| طِينٍ: çamur-
| (23:12)|ثُمَّ: sonra
| جَعَلْنَاهُ: onu koyduk
| نُطْفَةً: bir nutfe (sperm) olarak
| فِي:
| قَرَارٍ: bir karar yerine
| مَكِينٍ: sağlam
| (23:13)

| جَعَلْنَاهُ: onu koyduk
| نُطْفَةً: bir nutfe (sperm) olarak
| فِي:
| قَرَارٍ: bir karar yerine
| مَكِينٍ: sağlam
| (23:13)|ثُمَّ: sonra
| خَلَقْنَا: çevirdik
| النُّطْفَةَ: nutfeyi
| عَلَقَةً: alaka(embriyo)ya
| فَخَلَقْنَا: sonra çevirdik
| الْعَلَقَةَ: alaka(embriyo)yı
| مُضْغَةً: bir çiğnemlik ete
| فَخَلَقْنَا: sonre çevirdik
| الْمُضْغَةَ: bir çiğnemlik eti
| عِظَامًا: kemiklere
| فَكَسَوْنَا: sonre giydirdik
| الْعِظَامَ: kemiklere
| لَحْمًا: et
| ثُمَّ: sonra
| أَنْشَأْنَاهُ: onu yaptık
| خَلْقًا: bir yaratık
| اخَرَ: bambaşka
| فَتَبَارَكَ: ne yücedir
| اللَّهُ: Allah
| أَحْسَنُ: en güzeli
| الْخَالِقِينَ: yaratanların
| (23:14)

| خَلَقْنَا: çevirdik
| النُّطْفَةَ: nutfeyi
| عَلَقَةً: alaka(embriyo)ya
| فَخَلَقْنَا: sonra çevirdik
| الْعَلَقَةَ: alaka(embriyo)yı
| مُضْغَةً: bir çiğnemlik ete
| فَخَلَقْنَا: sonre çevirdik
| الْمُضْغَةَ: bir çiğnemlik eti
| عِظَامًا: kemiklere
| فَكَسَوْنَا: sonre giydirdik
| الْعِظَامَ: kemiklere
| لَحْمًا: et
| ثُمَّ: sonra
| أَنْشَأْنَاهُ: onu yaptık
| خَلْقًا: bir yaratık
| اخَرَ: bambaşka
| فَتَبَارَكَ: ne yücedir
| اللَّهُ: Allah
| أَحْسَنُ: en güzeli
| الْخَالِقِينَ: yaratanların
| (23:14)|ثُمَّ: sonra
| إِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| بَعْدَ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| لَمَيِّتُونَ: öleceksiniz
| (23:15)

| إِنَّكُمْ: şüphesiz siz
| بَعْدَ: ardından
| ذَٰلِكَ: bunun
| لَمَيِّتُونَ: öleceksiniz
| (23:15)|ثُمَّ: sonra
| إِنَّكُمْ: muhakkak siz
| يَوْمَ: günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| تُبْعَثُونَ: diriltileceksiniz
| (23:16)

| إِنَّكُمْ: muhakkak siz
| يَوْمَ: günü
| الْقِيَامَةِ: kıyamet
| تُبْعَثُونَ: diriltileceksiniz
| (23:16)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| خَلَقْنَا: yarattık
| فَوْقَكُمْ: üstünüzde
| سَبْعَ: yedi
| طَرَائِقَ: tabaka (gök)
| وَمَا: ve
| كُنَّا: biz değiliz
| عَنِ: -tan
| الْخَلْقِ: yaratmak-
| غَافِلِينَ: gafil
| (23:17)

| خَلَقْنَا: yarattık
| فَوْقَكُمْ: üstünüzde
| سَبْعَ: yedi
| طَرَائِقَ: tabaka (gök)
| وَمَا: ve
| كُنَّا: biz değiliz
| عَنِ: -tan
| الْخَلْقِ: yaratmak-
| غَافِلِينَ: gafil
| (23:17)|وَأَنْزَلْنَا: ve indirdik
| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| بِقَدَرٍ: belli ölçüde
| فَأَسْكَنَّاهُ: ve onu durdurduk
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَإِنَّا: elbette biz
| عَلَىٰ:
| ذَهَابٍ: gidermeğe de
| بِهِ: onu
| لَقَادِرُونَ: kadiriz
| (23:18)

| مِنَ: -ten
| السَّمَاءِ: gök-
| مَاءً: su
| بِقَدَرٍ: belli ölçüde
| فَأَسْكَنَّاهُ: ve onu durdurduk
| فِي:
| الْأَرْضِ: yerde
| وَإِنَّا: elbette biz
| عَلَىٰ:
| ذَهَابٍ: gidermeğe de
| بِهِ: onu
| لَقَادِرُونَ: kadiriz
| (23:18)|فَأَنْشَأْنَا: sonra yetiştirdik
| لَكُمْ: size
| بِهِ: onunla (suyla)
| جَنَّاتٍ: bahçeleri
| مِنْ:
| نَخِيلٍ: hurma
| وَأَعْنَابٍ: ve üzüm
| لَكُمْ: sizin için
| فِيهَا: içlerinde bulunan
| فَوَاكِهُ: meyvalar
| كَثِيرَةٌ: birçok
| وَمِنْهَا: ve onlardan
| تَأْكُلُونَ: yiyorsunuz
| (23:19)

| لَكُمْ: size
| بِهِ: onunla (suyla)
| جَنَّاتٍ: bahçeleri
| مِنْ:
| نَخِيلٍ: hurma
| وَأَعْنَابٍ: ve üzüm
| لَكُمْ: sizin için
| فِيهَا: içlerinde bulunan
| فَوَاكِهُ: meyvalar
| كَثِيرَةٌ: birçok
| وَمِنْهَا: ve onlardan
| تَأْكُلُونَ: yiyorsunuz
| (23:19)|وَشَجَرَةً: ve bir ağaç
| تَخْرُجُ: çıkan
| مِنْ: -dan
| طُورِ: Tur-i
| سَيْنَاءَ: Sinâ-
| تَنْبُتُ: biten
| بِالدُّهْنِ: yağlı olarak
| وَصِبْغٍ: (ekmeklerini) batıracakları
| لِلْاكِلِينَ: yiyenlerin
| (23:20)

| تَخْرُجُ: çıkan
| مِنْ: -dan
| طُورِ: Tur-i
| سَيْنَاءَ: Sinâ-
| تَنْبُتُ: biten
| بِالدُّهْنِ: yağlı olarak
| وَصِبْغٍ: (ekmeklerini) batıracakları
| لِلْاكِلِينَ: yiyenlerin
| (23:20)|وَإِنَّ: ve şüphesiz
| لَكُمْ: sizin için vardır
| فِي:
| الْأَنْعَامِ: hayvanlarda
| لَعِبْرَةً: ibret
| نُسْقِيكُمْ: size içiriyoruz
| مِمَّا: -ndekinden
| فِي: içi-
| بُطُونِهَا: karınlarının
| وَلَكُمْ: ve sizin için
| فِيهَا: onlarda vardır
| مَنَافِعُ: faydalar
| كَثِيرَةٌ: daha birçok
| وَمِنْهَا: ve onlardan
| تَأْكُلُونَ: yersiniz
| (23:21)

| لَكُمْ: sizin için vardır
| فِي:
| الْأَنْعَامِ: hayvanlarda
| لَعِبْرَةً: ibret
| نُسْقِيكُمْ: size içiriyoruz
| مِمَّا: -ndekinden
| فِي: içi-
| بُطُونِهَا: karınlarının
| وَلَكُمْ: ve sizin için
| فِيهَا: onlarda vardır
| مَنَافِعُ: faydalar
| كَثِيرَةٌ: daha birçok
| وَمِنْهَا: ve onlardan
| تَأْكُلُونَ: yersiniz
| (23:21)|وَعَلَيْهَا: ve onların üzerinde
| وَعَلَى: ve üzerinde
| الْفُلْكِ: gemiler
| تُحْمَلُونَ: taşınırsınız
| (23:22)

| وَعَلَى: ve üzerinde
| الْفُلْكِ: gemiler
| تُحْمَلُونَ: taşınırsınız
| (23:22)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| نُوحًا: Nuh'u
| إِلَىٰ: -ne
| قَوْمِهِ: kavmi-
| فَقَالَ: dedi
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| مَا: yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: ilah
| غَيْرُهُ: O'ndan başka
| أَفَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (23:23)

| أَرْسَلْنَا: biz gönderdik
| نُوحًا: Nuh'u
| إِلَىٰ: -ne
| قَوْمِهِ: kavmi-
| فَقَالَ: dedi
| يَا: EY/HEY/AH
| قَوْمِ: kavmim
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| مَا: yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: ilah
| غَيْرُهُ: O'ndan başka
| أَفَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (23:23)|فَقَالَ: (şöyle) dedi
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| الَّذِينَ: kimselerden
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: -nden
| قَوْمِهِ: kavmi-
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| بَشَرٌ: bir insandan
| مِثْلُكُمْ: sizin gibi
| يُرِيدُ: istiyor
| أَنْ:
| يَتَفَضَّلَ: üstün gelmek
| عَلَيْكُمْ: size
| وَلَوْ: ve eğer
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَأَنْزَلَ: elbette indirirdi
| مَلَائِكَةً: melekleri
| مَا: yoktur
| سَمِعْنَا: işitiğimiz
| بِهَٰذَا: böyle bir şey
| فِي:
| ابَائِنَا: babalarımızdan
| الْأَوَّلِينَ: geçmişteki
| (23:24)

| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| الَّذِينَ: kimselerden
| كَفَرُوا: inkar eden
| مِنْ: -nden
| قَوْمِهِ: kavmi-
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| بَشَرٌ: bir insandan
| مِثْلُكُمْ: sizin gibi
| يُرِيدُ: istiyor
| أَنْ:
| يَتَفَضَّلَ: üstün gelmek
| عَلَيْكُمْ: size
| وَلَوْ: ve eğer
| شَاءَ: dileseydi
| اللَّهُ: Allah
| لَأَنْزَلَ: elbette indirirdi
| مَلَائِكَةً: melekleri
| مَا: yoktur
| سَمِعْنَا: işitiğimiz
| بِهَٰذَا: böyle bir şey
| فِي:
| ابَائِنَا: babalarımızdan
| الْأَوَّلِينَ: geçmişteki
| (23:24)|إِنْ: değildir
| هُوَ: O
| إِلَّا: başka bir şey
| رَجُلٌ: bir adam(dan)
| بِهِ: kendisinde
| جِنَّةٌ: delilik bulunan
| فَتَرَبَّصُوا: hele gözetleyin
| بِهِ: onu
| حَتَّىٰ: kadar
| حِينٍ: bir süreye
| (23:25)

| هُوَ: O
| إِلَّا: başka bir şey
| رَجُلٌ: bir adam(dan)
| بِهِ: kendisinde
| جِنَّةٌ: delilik bulunan
| فَتَرَبَّصُوا: hele gözetleyin
| بِهِ: onu
| حَتَّىٰ: kadar
| حِينٍ: bir süreye
| (23:25)|قَالَ: (Nuh) dedi ki
| رَبِّ: Rabbim
| انْصُرْنِي: bana yardım et
| بِمَا: karşısında
| كَذَّبُونِ: yalanlamaları
| (23:26)

| رَبِّ: Rabbim
| انْصُرْنِي: bana yardım et
| بِمَا: karşısında
| كَذَّبُونِ: yalanlamaları
| (23:26)|فَأَوْحَيْنَا: biz de vahyettik
| إِلَيْهِ: ona
| أَنِ: ki
| اصْنَعِ: yap
| الْفُلْكَ: gemiyi
| بِأَعْيُنِنَا: gözlerimizin önünde
| وَوَحْيِنَا: ve vahyimizle
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| أَمْرُنَا: bizim buyruğumuz
| وَفَارَ: ve kaynayınca
| التَّنُّورُ: tandır
| فَاسْلُكْ: sok (bindir)
| فِيهَا: ona
| مِنْ: -ten
| كُلٍّ: her (cins)-
| زَوْجَيْنِ: çift
| اثْنَيْنِ: iki
| وَأَهْلَكَ: ve aileni
| إِلَّا: hariç
| مَنْ: kimseler
| سَبَقَ: geçmiş
| عَلَيْهِ: alehylerine
| الْقَوْلُ: söz
| مِنْهُمْ: onlar içinde
| وَلَا: ve
| تُخَاطِبْنِي: bana yalvarma
| فِي: hakkında
| الَّذِينَ: kimseler
| ظَلَمُوا: zulmeden(ler)
| إِنَّهُمْ: onlar mutlaka
| مُغْرَقُونَ: boğulacaklardır
| (23:27)

| إِلَيْهِ: ona
| أَنِ: ki
| اصْنَعِ: yap
| الْفُلْكَ: gemiyi
| بِأَعْيُنِنَا: gözlerimizin önünde
| وَوَحْيِنَا: ve vahyimizle
| فَإِذَا: ne zaman ki
| جَاءَ: gelince
| أَمْرُنَا: bizim buyruğumuz
| وَفَارَ: ve kaynayınca
| التَّنُّورُ: tandır
| فَاسْلُكْ: sok (bindir)
| فِيهَا: ona
| مِنْ: -ten
| كُلٍّ: her (cins)-
| زَوْجَيْنِ: çift
| اثْنَيْنِ: iki
| وَأَهْلَكَ: ve aileni
| إِلَّا: hariç
| مَنْ: kimseler
| سَبَقَ: geçmiş
| عَلَيْهِ: alehylerine
| الْقَوْلُ: söz
| مِنْهُمْ: onlar içinde
| وَلَا: ve
| تُخَاطِبْنِي: bana yalvarma
| فِي: hakkında
| الَّذِينَ: kimseler
| ظَلَمُوا: zulmeden(ler)
| إِنَّهُمْ: onlar mutlaka
| مُغْرَقُونَ: boğulacaklardır
| (23:27)|فَإِذَا: zaman
| اسْتَوَيْتَ: yerleştiğiniz
| أَنْتَ: sen
| وَمَنْ: ve kimseler
| مَعَكَ: yanındaki
| عَلَى: üzerine
| الْفُلْكِ: gemi
| فَقُلِ: de ki
| الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي:
| نَجَّانَا: bizi kurtaran
| مِنَ: -den
| الْقَوْمِ: kavim-
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (23:28)

| اسْتَوَيْتَ: yerleştiğiniz
| أَنْتَ: sen
| وَمَنْ: ve kimseler
| مَعَكَ: yanındaki
| عَلَى: üzerine
| الْفُلْكِ: gemi
| فَقُلِ: de ki
| الْحَمْدُ: hamdolsun
| لِلَّهِ: Allah'a
| الَّذِي:
| نَجَّانَا: bizi kurtaran
| مِنَ: -den
| الْقَوْمِ: kavim-
| الظَّالِمِينَ: zalim
| (23:28)|وَقُلْ: ve de ki
| رَبِّ: Rabbim
| أَنْزِلْنِي: beni indir
| مُنْزَلًا: bir inişle
| مُبَارَكًا: mübarek
| وَأَنْتَ: ve sen
| خَيْرُ: en hayırlısısın
| الْمُنْزِلِينَ: konuklayanların
| (23:29)

| رَبِّ: Rabbim
| أَنْزِلْنِي: beni indir
| مُنْزَلًا: bir inişle
| مُبَارَكًا: mübarek
| وَأَنْتَ: ve sen
| خَيْرُ: en hayırlısısın
| الْمُنْزِلِينَ: konuklayanların
| (23:29)|إِنَّ: şüphesiz
| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: nice ibretler
| وَإِنْ: gerçi
| كُنَّا: biz
| لَمُبْتَلِينَ: (onları) sınıyorduk
| (23:30)

| فِي: vardır
| ذَٰلِكَ: bunda
| لَايَاتٍ: nice ibretler
| وَإِنْ: gerçi
| كُنَّا: biz
| لَمُبْتَلِينَ: (onları) sınıyorduk
| (23:30)|ثُمَّ: sonra
| أَنْشَأْنَا: yetiştirdik
| مِنْ: -ndan
| بَعْدِهِمْ: onların ardı-
| قَرْنًا: bir nesil
| اخَرِينَ: başka
| (23:31)

| أَنْشَأْنَا: yetiştirdik
| مِنْ: -ndan
| بَعْدِهِمْ: onların ardı-
| قَرْنًا: bir nesil
| اخَرِينَ: başka
| (23:31)|فَأَرْسَلْنَا: ve gönderdik
| فِيهِمْ: kendi içlerinden
| رَسُولًا: bir elçi
| مِنْهُمْ: onlara
| أَنِ: diye
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| مَا: yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: ilah
| غَيْرُهُ: O'ndan başka
| أَفَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (23:32)

| فِيهِمْ: kendi içlerinden
| رَسُولًا: bir elçi
| مِنْهُمْ: onlara
| أَنِ: diye
| اعْبُدُوا: kulluk edin
| اللَّهَ: Allah'a
| مَا: yoktur
| لَكُمْ: sizin için
| مِنْ: hiçbir
| إِلَٰهٍ: ilah
| غَيْرُهُ: O'ndan başka
| أَفَلَا:
| تَتَّقُونَ: korunmaz mısınız?
| (23:32)|وَقَالَ: ve dedi ki
| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| مِنْ: -nden
| قَوْمِهِ: kavmi-
| الَّذِينَ:
| كَفَرُوا: inkar edenler
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayanlar
| بِلِقَاءِ: buluşmasını
| الْاخِرَةِ: ahiret
| وَأَتْرَفْنَاهُمْ: ve kendilerine refah verdiklerimiz
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| بَشَرٌ: bir insandan
| مِثْلُكُمْ: sizin gibi
| يَأْكُلُ: yiyor
| مِمَّا: -den
| تَأْكُلُونَ: sizin yediğiniz-
| مِنْهُ: ondan
| وَيَشْرَبُ: ve içiyor
| مِمَّا: -den
| تَشْرَبُونَ: sizin içtiğiniz-
| (23:33)

| الْمَلَأُ: ileri gelenler
| مِنْ: -nden
| قَوْمِهِ: kavmi-
| الَّذِينَ:
| كَفَرُوا: inkar edenler
| وَكَذَّبُوا: ve yalanlayanlar
| بِلِقَاءِ: buluşmasını
| الْاخِرَةِ: ahiret
| وَأَتْرَفْنَاهُمْ: ve kendilerine refah verdiklerimiz
| فِي:
| الْحَيَاةِ: hayatında
| الدُّنْيَا: dünya
| مَا: değildir
| هَٰذَا: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| بَشَرٌ: bir insandan
| مِثْلُكُمْ: sizin gibi
| يَأْكُلُ: yiyor
| مِمَّا: -den
| تَأْكُلُونَ: sizin yediğiniz-
| مِنْهُ: ondan
| وَيَشْرَبُ: ve içiyor
| مِمَّا: -den
| تَشْرَبُونَ: sizin içtiğiniz-
| (23:33)|وَلَئِنْ: ve eğer
| أَطَعْتُمْ: ita'at ederseniz
| بَشَرًا: bir insana
| مِثْلَكُمْ: sizin gibi
| إِنَّكُمْ: gerçekten siz
| إِذًا: o takdirde
| لَخَاسِرُونَ: mutlaka ziyana uğrayanlarsınız
| (23:34)

| أَطَعْتُمْ: ita'at ederseniz
| بَشَرًا: bir insana
| مِثْلَكُمْ: sizin gibi
| إِنَّكُمْ: gerçekten siz
| إِذًا: o takdirde
| لَخَاسِرُونَ: mutlaka ziyana uğrayanlarsınız
| (23:34)|أَيَعِدُكُمْ: O size va'dediyor mu?
| أَنَّكُمْ: siz
| إِذَا: zaman
| مِتُّمْ: öldüğünüz
| وَكُنْتُمْ: ve olduğunuz
| تُرَابًا: toprak
| وَعِظَامًا: ve kemik
| أَنَّكُمْ: sizin
| مُخْرَجُونَ: (yeniden hayata) çıkarılacağınızı
| (23:35)

| أَنَّكُمْ: siz
| إِذَا: zaman
| مِتُّمْ: öldüğünüz
| وَكُنْتُمْ: ve olduğunuz
| تُرَابًا: toprak
| وَعِظَامًا: ve kemik
| أَنَّكُمْ: sizin
| مُخْرَجُونَ: (yeniden hayata) çıkarılacağınızı
| (23:35)|هَيْهَاتَ: heyhat (ne kadar uzak)
| هَيْهَاتَ: heyhat (ne kadar uzak)
| لِمَا: şey
| تُوعَدُونَ: size va'dedilen
| (23:36)

| هَيْهَاتَ: heyhat (ne kadar uzak)
| لِمَا: şey
| تُوعَدُونَ: size va'dedilen
| (23:36)|إِنْ: değildir
| هِيَ: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| حَيَاتُنَا: hayatımız(dan)
| الدُّنْيَا: dünya
| نَمُوتُ: ölürüz
| وَنَحْيَا: ve yaşarız
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِمَبْعُوثِينَ: tekrar diriltilecek
| (23:37)

| هِيَ: bu
| إِلَّا: başka bir şey
| حَيَاتُنَا: hayatımız(dan)
| الدُّنْيَا: dünya
| نَمُوتُ: ölürüz
| وَنَحْيَا: ve yaşarız
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| بِمَبْعُوثِينَ: tekrar diriltilecek
| (23:37)|إِنْ: değildir
| هُوَ: O
| إِلَّا: başka bir şey
| رَجُلٌ: bir adam(dan)
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: hakkında
| اللَّهِ: Allah
| كَذِبًا: yalan
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| لَهُ: ona
| بِمُؤْمِنِينَ: inanıcı(insan)lar
| (23:38)

| هُوَ: O
| إِلَّا: başka bir şey
| رَجُلٌ: bir adam(dan)
| افْتَرَىٰ: uyduran
| عَلَى: hakkında
| اللَّهِ: Allah
| كَذِبًا: yalan
| وَمَا: ve değiliz
| نَحْنُ: biz
| لَهُ: ona
| بِمُؤْمِنِينَ: inanıcı(insan)lar
| (23:38)|قَالَ: dedi
| رَبِّ: Rabbim
| انْصُرْنِي: bana yardım et
| بِمَا: karşısında
| كَذَّبُونِ: beni yalanlamaları
| (23:39)

| رَبِّ: Rabbim
| انْصُرْنِي: bana yardım et
| بِمَا: karşısında
| كَذَّبُونِ: beni yalanlamaları
| (23:39)|قَالَ: (Allah) dedi ki
| عَمَّا:
| قَلِيلٍ: az sonra
| لَيُصْبِحُنَّ: onlar olacaklar
| نَادِمِينَ: pişman
| (23:40)

| عَمَّا:
| قَلِيلٍ: az sonra
| لَيُصْبِحُنَّ: onlar olacaklar
| نَادِمِينَ: pişman
| (23:40)|فَأَخَذَتْهُمُ: derken onları yakaladı
| الصَّيْحَةُ: o korkunç ses
| بِالْحَقِّ: gerçekten
| فَجَعَلْنَاهُمْ: ve onları getirdik
| غُثَاءً: sel süprüntüsü haline
| فَبُعْدًا: uzak olsun
| لِلْقَوْمِ: kavim
| الظَّالِمِينَ: o zalim
| (23:41)

| الصَّيْحَةُ: o korkunç ses
| بِالْحَقِّ: gerçekten
| فَجَعَلْنَاهُمْ: ve onları getirdik
| غُثَاءً: sel süprüntüsü haline
| فَبُعْدًا: uzak olsun
| لِلْقَوْمِ: kavim
| الظَّالِمِينَ: o zalim
| (23:41)|ثُمَّ: sonra
| أَنْشَأْنَا: yetiştirdik
| مِنْ:
| بَعْدِهِمْ: onların ardından
| قُرُونًا: nesiller
| اخَرِينَ: başka
| (23:42)

| أَنْشَأْنَا: yetiştirdik
| مِنْ:
| بَعْدِهِمْ: onların ardından
| قُرُونًا: nesiller
| اخَرِينَ: başka
| (23:42)|مَا:
| تَسْبِقُ: ileri geçemez
| مِنْ: hiçbir
| أُمَّةٍ: ümmet
| أَجَلَهَا: süresinden
| وَمَا: ve
| يَسْتَأْخِرُونَ: geri kalamaz
| (23:43)

| تَسْبِقُ: ileri geçemez
| مِنْ: hiçbir
| أُمَّةٍ: ümmet
| أَجَلَهَا: süresinden
| وَمَا: ve
| يَسْتَأْخِرُونَ: geri kalamaz
| (23:43)|ثُمَّ: sonra
| أَرْسَلْنَا: gönderdik
| رُسُلَنَا: elçilerimizi
| تَتْرَىٰ: ardı ardına
| كُلَّ: ne zaman
| مَا:
| جَاءَ: geldiyse
| أُمَّةً: bir ümmete
| رَسُولُهَا: elçileri
| كَذَّبُوهُ: onlar onu yalanladılar
| فَأَتْبَعْنَا: biz de onları devirdik
| بَعْضَهُمْ: birbiri ardınca
| بَعْضًا: birbiri ardınca
| وَجَعَلْنَاهُمْ: ve hepsini yaptık
| أَحَادِيثَ: birer ibret hikayesi
| فَبُعْدًا: uzak olsun
| لِقَوْمٍ: toplum
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| (23:44)

| أَرْسَلْنَا: gönderdik
| رُسُلَنَا: elçilerimizi
| تَتْرَىٰ: ardı ardına
| كُلَّ: ne zaman
| مَا:
| جَاءَ: geldiyse
| أُمَّةً: bir ümmete
| رَسُولُهَا: elçileri
| كَذَّبُوهُ: onlar onu yalanladılar
| فَأَتْبَعْنَا: biz de onları devirdik
| بَعْضَهُمْ: birbiri ardınca
| بَعْضًا: birbiri ardınca
| وَجَعَلْنَاهُمْ: ve hepsini yaptık
| أَحَادِيثَ: birer ibret hikayesi
| فَبُعْدًا: uzak olsun
| لِقَوْمٍ: toplum
| لَا:
| يُؤْمِنُونَ: inanmayan
| (23:44)|ثُمَّ: sonra
| أَرْسَلْنَا: gönderdik
| مُوسَىٰ: Musa'yı
| وَأَخَاهُ: ve kardeşi
| هَارُونَ: Harun'u
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| وَسُلْطَانٍ: ve bir delille
| مُبِينٍ: apaçık
| (23:45)

| أَرْسَلْنَا: gönderdik
| مُوسَىٰ: Musa'yı
| وَأَخَاهُ: ve kardeşi
| هَارُونَ: Harun'u
| بِايَاتِنَا: ayetlerimizle
| وَسُلْطَانٍ: ve bir delille
| مُبِينٍ: apaçık
| (23:45)|إِلَىٰ:
| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'e
| وَمَلَئِهِ: ve ileri gelen adamlarına
| فَاسْتَكْبَرُوا: onlar büyüklük tasladılar
| وَكَانُوا: ve oldular
| قَوْمًا: bir topluluk
| عَالِينَ: böbürlenen
| (23:46)

| فِرْعَوْنَ: Fir'avn'e
| وَمَلَئِهِ: ve ileri gelen adamlarına
| فَاسْتَكْبَرُوا: onlar büyüklük tasladılar
| وَكَانُوا: ve oldular
| قَوْمًا: bir topluluk
| عَالِينَ: böbürlenen
| (23:46)|فَقَالُوا: dediler
| أَنُؤْمِنُ: inanacak mıyız?
| لِبَشَرَيْنِ: şu iki insana
| مِثْلِنَا: bizim gibi
| وَقَوْمُهُمَا: iki adamın kavmi
| لَنَا: bize
| عَابِدُونَ: kölelik ederken
| (23:47)

| أَنُؤْمِنُ: inanacak mıyız?
| لِبَشَرَيْنِ: şu iki insana
| مِثْلِنَا: bizim gibi
| وَقَوْمُهُمَا: iki adamın kavmi
| لَنَا: bize
| عَابِدُونَ: kölelik ederken
| (23:47)|فَكَذَّبُوهُمَا: onları yalanladılar
| فَكَانُوا: ve oldular
| مِنَ: -den
| الْمُهْلَكِينَ: helak edilenler-
| (23:48)

| فَكَانُوا: ve oldular
| مِنَ: -den
| الْمُهْلَكِينَ: helak edilenler-
| (23:48)|وَلَقَدْ: ve andolsun
| اتَيْنَا: biz verdik
| مُوسَى: Musa'ya
| الْكِتَابَ: Kitabı (Tevrat'ı)
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَهْتَدُونَ: doğru yolu bulurlar diye
| (23:49)

| اتَيْنَا: biz verdik
| مُوسَى: Musa'ya
| الْكِتَابَ: Kitabı (Tevrat'ı)
| لَعَلَّهُمْ: belki onlar
| يَهْتَدُونَ: doğru yolu bulurlar diye
| (23:49)|وَجَعَلْنَا: ve kıldık
| ابْنَ: oğlunu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَأُمَّهُ: ve annesini
| ايَةً: bir mu'cize
| وَاوَيْنَاهُمَا: ve onları yerleştirdik
| إِلَىٰ:
| رَبْوَةٍ: bir tepeye
| ذَاتِ:
| قَرَارٍ: oturmaya uygun
| وَمَعِينٍ: ve suyu bulunan
| (23:50)

| ابْنَ: oğlunu
| مَرْيَمَ: Meryem
| وَأُمَّهُ: ve annesini
| ايَةً: bir mu'cize
| وَاوَيْنَاهُمَا: ve onları yerleştirdik
| إِلَىٰ:
| رَبْوَةٍ: bir tepeye
| ذَاتِ:
| قَرَارٍ: oturmaya uygun
| وَمَعِينٍ: ve suyu bulunan
| (23:50)