16Nahl Suresi
Kuran Sırası: 16
İniş Sırası: 70
Kırık Meal (Okunuş) Meali
|etā: geldi
| emru: emri
| llahi: Allah'ın
| felā: artık
| testeǎ'cilūhu: onu acele istemeyin
| subHānehu: (Allah) uzaktır
| ve teǎālā: ve yücedir
| ǎmmā: -ndan
| yuşrikūne: ortak koştukları-
| (16:1)

| emru: emri
| llahi: Allah'ın
| felā: artık
| testeǎ'cilūhu: onu acele istemeyin
| subHānehu: (Allah) uzaktır
| ve teǎālā: ve yücedir
| ǎmmā: -ndan
| yuşrikūne: ortak koştukları-
| (16:1)|yunezzilu: indirir
| l-melāikete: Melekleri
| bir-rūHi: ruh ile
| min: -nden (olan)
| emrihi: emri-
| ǎlā: üzerine
| men: kimseler
| yeşā'u: dilediği
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| en: diye
| enƶirū: uyarsın
| ennehu: muhakkak
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| enā: benden
| fetteḳūni: benden korkun
| (16:2)

| l-melāikete: Melekleri
| bir-rūHi: ruh ile
| min: -nden (olan)
| emrihi: emri-
| ǎlā: üzerine
| men: kimseler
| yeşā'u: dilediği
| min: -ndan
| ǐbādihi: kulları-
| en: diye
| enƶirū: uyarsın
| ennehu: muhakkak
| lā: yoktur
| ilāhe: tanrı
| illā: başka
| enā: benden
| fetteḳūni: benden korkun
| (16:2)|ḣaleḳa: yarattı
| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| bil-Haḳḳi: hak ile
| teǎālā: yücedir
| ǎmmā: -ndan
| yuşrikūne: ortak koştukları-
| (16:3)

| s-semāvāti: gökleri
| vel'erDe: ve yeri
| bil-Haḳḳi: hak ile
| teǎālā: yücedir
| ǎmmā: -ndan
| yuşrikūne: ortak koştukları-
| (16:3)|ḣaleḳa: yarattı
| l-insāne: insanı
| min: -den
| nuTfetin: nutfe-
| feiƶā: birden
| huve: o (insan)
| ḣaSīmun: bir hasım (olup çıktı)
| mubīnun: apaçık
| (16:4)

| l-insāne: insanı
| min: -den
| nuTfetin: nutfe-
| feiƶā: birden
| huve: o (insan)
| ḣaSīmun: bir hasım (olup çıktı)
| mubīnun: apaçık
| (16:4)|vel'en'ǎāme: ve hayvanları da
| ḣaleḳahā: yarattı
| lekum: sizin için vardır
| fīhā: onlarda
| dif'un: ısınma
| ve menāfiǔ: ve menfaatler
| ve minhā: ve onlardan
| te'kulūne: yersiniz
| (16:5)

| ḣaleḳahā: yarattı
| lekum: sizin için vardır
| fīhā: onlarda
| dif'un: ısınma
| ve menāfiǔ: ve menfaatler
| ve minhā: ve onlardan
| te'kulūne: yersiniz
| (16:5)|velekum: ve sizin için vardır
| fīhā: onlarda
| cemālun: bir güzellik
| Hīne: zaman
| turīHūne: akşamleyin getirdiğiniz
| ve Hīne: ve zaman
| tesraHūne: sabahleyin götürdüğünüz
| (16:6)

| fīhā: onlarda
| cemālun: bir güzellik
| Hīne: zaman
| turīHūne: akşamleyin getirdiğiniz
| ve Hīne: ve zaman
| tesraHūne: sabahleyin götürdüğünüz
| (16:6)|ve teHmilu: ve taşırlar
| eṧḳālekum: ağırlıklarınızı
| ilā: (uzak)
| beledin: şehirlere
| lem:
| tekūnū: olmadığınız
| bāliğīhi: varıyor
| illā: dışında
| bişiḳḳi: zahmetler çekmek
| l-enfusi: canlar(ınız)
| inne: doğrusu
| rabbekum: Rabbiniz
| lera'ūfun: çok şefkatlidir
| raHīmun: çok acıyandır
| (16:7)

| eṧḳālekum: ağırlıklarınızı
| ilā: (uzak)
| beledin: şehirlere
| lem:
| tekūnū: olmadığınız
| bāliğīhi: varıyor
| illā: dışında
| bişiḳḳi: zahmetler çekmek
| l-enfusi: canlar(ınız)
| inne: doğrusu
| rabbekum: Rabbiniz
| lera'ūfun: çok şefkatlidir
| raHīmun: çok acıyandır
| (16:7)|velḣayle: ve atları
| velbiğāle: ve katırları
| velHamīra: ve merkepleri
| literkebūhā: binmeniz için
| ve zīneten: ve süs için
| ve yeḣluḳu: yaratmaktadır
| mā: şeyleri
| lā:
| teǎ'lemūne: sizin bilmediklerinizi
| (16:8)

| velbiğāle: ve katırları
| velHamīra: ve merkepleri
| literkebūhā: binmeniz için
| ve zīneten: ve süs için
| ve yeḣluḳu: yaratmaktadır
| mā: şeyleri
| lā:
| teǎ'lemūne: sizin bilmediklerinizi
| (16:8)|ve ǎlā: ve aittir
| llahi: Allah'a
| ḳaSdu: doğru
| s-sebīli: yol
| ve minhā: fakat onun vardır
| cāirun: eğrisi de
| velev: şayet
| şā'e: dileseydi
| lehedākum: doğru yola iletirdi
| ecmeǐyne: hepinizi
| (16:9)

| llahi: Allah'a
| ḳaSdu: doğru
| s-sebīli: yol
| ve minhā: fakat onun vardır
| cāirun: eğrisi de
| velev: şayet
| şā'e: dileseydi
| lehedākum: doğru yola iletirdi
| ecmeǐyne: hepinizi
| (16:9)|huve: O'dur
| lleƶī:
| enzele: indiren
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| māen: bir su
| lekum: sizin için
| minhu: ondandır
| şerābun: içeceğ(iniz)
| ve minhu: ve ondandır
| şecerun: (bitkiler)
| fīhi: onda
| tusīmūne: hayvanları otlattığınız
| (16:10)

| lleƶī:
| enzele: indiren
| mine: -ten
| s-semāi: gök-
| māen: bir su
| lekum: sizin için
| minhu: ondandır
| şerābun: içeceğ(iniz)
| ve minhu: ve ondandır
| şecerun: (bitkiler)
| fīhi: onda
| tusīmūne: hayvanları otlattığınız
| (16:10)|yunbitu: bitirmektedir
| lekum: size
| bihi: onunla
| z-zer'ǎ: ekinler
| ve zzeytūne: ve zeytin
| ve nneḣīle: ve hurma
| vel'eǎ'nābe: ve üzümler
| ve min: ve
| kulli: her çeşitten
| ṧ-ṧemerāti: meyvalar
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyeten: ibret vardır
| liḳavmin: bir toplum için
| yetefekkerūne: düşünen
| (16:11)

| lekum: size
| bihi: onunla
| z-zer'ǎ: ekinler
| ve zzeytūne: ve zeytin
| ve nneḣīle: ve hurma
| vel'eǎ'nābe: ve üzümler
| ve min: ve
| kulli: her çeşitten
| ṧ-ṧemerāti: meyvalar
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyeten: ibret vardır
| liḳavmin: bir toplum için
| yetefekkerūne: düşünen
| (16:11)|ve seḣḣara: hizmetinize verdi
| lekumu: sizin
| l-leyle: geceyi
| ve nnehāra: ve gündüzü
| ve şşemse: ve güneşi
| velḳamera: ve ay'ı
| ve nnucūmu: ve yıldızlar da
| museḣḣarātun: boyun eğdirilmiştir
| biemrihi: O'nun emriyle
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyātin: ibretler vardır
| liḳavmin: bir toplum için
| yeǎ'ḳilūne: aklını kullanan
| (16:12)

| lekumu: sizin
| l-leyle: geceyi
| ve nnehāra: ve gündüzü
| ve şşemse: ve güneşi
| velḳamera: ve ay'ı
| ve nnucūmu: ve yıldızlar da
| museḣḣarātun: boyun eğdirilmiştir
| biemrihi: O'nun emriyle
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyātin: ibretler vardır
| liḳavmin: bir toplum için
| yeǎ'ḳilūne: aklını kullanan
| (16:12)|ve mā: ve vardır
| ƶerae: yarattıklarında
| lekum: sizin için
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| muḣtelifen: çeşitli
| elvānuhu: renklerdeki
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyeten: ibret vardır
| liḳavmin: bir toplum için
| yeƶƶekkerūne: öğüt alan
| (16:13)

| ƶerae: yarattıklarında
| lekum: sizin için
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| muḣtelifen: çeşitli
| elvānuhu: renklerdeki
| inne: şüphesiz
| fī:
| ƶālike: bunda
| lāyeten: ibret vardır
| liḳavmin: bir toplum için
| yeƶƶekkerūne: öğüt alan
| (16:13)|ve huve: O'dur
| lleƶī:
| seḣḣara: hizmetinize veren
| l-beHra: denizi
| lite'kulū: yemeniz için
| minhu: ondan
| leHmen: et
| Tariyyen: taptaze
| ve testeḣricū: ve çıkarmanız için
| minhu: ondan
| Hilyeten: süsler
| telbesūnehā: kuşanacağınız
| ve terā: ve görüyorsun ki
| l-fulke: gemiler
| mevāḣira: denizi yara yara gitmektedir
| fīhi: onun içinde
| velitebteğū: aramanız için
| min:
| feDlihi: O'nun lutfunu
| veleǎllekum: ve olur ki
| teşkurūne: şükredersiniz
| (16:14)

| lleƶī:
| seḣḣara: hizmetinize veren
| l-beHra: denizi
| lite'kulū: yemeniz için
| minhu: ondan
| leHmen: et
| Tariyyen: taptaze
| ve testeḣricū: ve çıkarmanız için
| minhu: ondan
| Hilyeten: süsler
| telbesūnehā: kuşanacağınız
| ve terā: ve görüyorsun ki
| l-fulke: gemiler
| mevāḣira: denizi yara yara gitmektedir
| fīhi: onun içinde
| velitebteğū: aramanız için
| min:
| feDlihi: O'nun lutfunu
| veleǎllekum: ve olur ki
| teşkurūne: şükredersiniz
| (16:14)|ve elḳā: ve attı
| fī:
| l-erDi: yeryüzüne
| ravāsiye: dağlar
| en: diye
| temīde: sarsmasın
| bikum: sizi
| ve enhāran: ve ırmaklar
| ve subulen: ve yollar
| leǎllekum: umulur ki
| tehtedūne: doğru yolu bulursunuz
| (16:15)

| fī:
| l-erDi: yeryüzüne
| ravāsiye: dağlar
| en: diye
| temīde: sarsmasın
| bikum: sizi
| ve enhāran: ve ırmaklar
| ve subulen: ve yollar
| leǎllekum: umulur ki
| tehtedūne: doğru yolu bulursunuz
| (16:15)|ve ǎlāmātin: ve (nice) işaretler
| ve bil-necmi: ve yıldız(lar)la
| hum: onlar
| yehtedūne: yol bulurlar
| (16:16)

| ve bil-necmi: ve yıldız(lar)la
| hum: onlar
| yehtedūne: yol bulurlar
| (16:16)|efemen: midir?
| yeḣluḳu: yaratan
| kemen: kimse gibi
| lā:
| yeḣluḳu: yaratmayan
| efelā:
| teƶekkerūne: düşünmüyor musunuz?
| (16:17)

| yeḣluḳu: yaratan
| kemen: kimse gibi
| lā:
| yeḣluḳu: yaratmayan
| efelā:
| teƶekkerūne: düşünmüyor musunuz?
| (16:17)|ve in: ve eğer
| teǔddū: saysanız
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| lā:
| tuHSūhā: sayamazsınız
| inne: doğrusu
| llahe: Allah
| leğafūrun: çok bağışlayandır
| raHīmun: çok esirgeyendir
| (16:18)

| teǔddū: saysanız
| niǎ'mete: ni'metini
| llahi: Allah'ın
| lā:
| tuHSūhā: sayamazsınız
| inne: doğrusu
| llahe: Allah
| leğafūrun: çok bağışlayandır
| raHīmun: çok esirgeyendir
| (16:18)|vallahu: ve Allah
| yeǎ'lemu: her şeyi bilir
| mā:
| tusirrūne: gizlediğiniz
| ve mā: ve
| tuǎ'linūne: açığa vurduğunuz
| (16:19)

| yeǎ'lemu: her şeyi bilir
| mā:
| tusirrūne: gizlediğiniz
| ve mā: ve
| tuǎ'linūne: açığa vurduğunuz
| (16:19)|velleƶīne: kimseler
| yed'ǔne: taptıkları
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| lā:
| yeḣluḳūne: yaratamazlar
| şey'en: hiçbir şey
| vehum: zaten onlar
| yuḣleḳūne: yaratılmaktadırlar
| (16:20)

| yed'ǔne: taptıkları
| min:
| dūni: başka
| llahi: Allah'tan
| lā:
| yeḣluḳūne: yaratamazlar
| şey'en: hiçbir şey
| vehum: zaten onlar
| yuḣleḳūne: yaratılmaktadırlar
| (16:20)|emvātun: onlar ölüdürler
| ğayru: değildirler
| eHyā'in: diri
| ve mā: (fakat)
| yeş'ǔrūne: bilmezler
| eyyāne: ne zaman
| yub'ǎṧūne: dirileceklerini
| (16:21)

| ğayru: değildirler
| eHyā'in: diri
| ve mā: (fakat)
| yeş'ǔrūne: bilmezler
| eyyāne: ne zaman
| yub'ǎṧūne: dirileceklerini
| (16:21)|ilāhukum: sizin tanrınız
| ilāhun: tanrıdır
| vāHidun: bir tek
| felleƶīne: ama
| lā:
| yu'minūne: inanmayanların
| bil-āḣirati: ahirete
| ḳulūbuhum: kalbleri
| munkiratun: inkarcıdır
| ve hum: ve onlar
| mustekbirūne: büyüklük taslarlar
| (16:22)

| ilāhun: tanrıdır
| vāHidun: bir tek
| felleƶīne: ama
| lā:
| yu'minūne: inanmayanların
| bil-āḣirati: ahirete
| ḳulūbuhum: kalbleri
| munkiratun: inkarcıdır
| ve hum: ve onlar
| mustekbirūne: büyüklük taslarlar
| (16:22)|lā:
| cerame: gizli kalmaz
| enne: gerçekten
| llahe: Allah'a
| yeǎ'lemu: bilir
| mā: şeyleri
| yusirrūne: onların gizledikleri
| ve mā: ve şeyleri
| yuǎ'linūne: açığa vurdukları
| innehu: şüphesiz O
| lā:
| yuHibbu: sevmez
| l-mustekbirīne: büyüklük taslayanları
| (16:23)

| cerame: gizli kalmaz
| enne: gerçekten
| llahe: Allah'a
| yeǎ'lemu: bilir
| mā: şeyleri
| yusirrūne: onların gizledikleri
| ve mā: ve şeyleri
| yuǎ'linūne: açığa vurdukları
| innehu: şüphesiz O
| lā:
| yuHibbu: sevmez
| l-mustekbirīne: büyüklük taslayanları
| (16:23)|ve iƶā: ve ne zaman ki
| ḳīle: dendi
| lehum: onlara
| māƶā: ne
| enzele: indirdi
| rabbukum: Rabbiniz
| ḳālū: derler
| esāTīru: masalları
| l-evvelīne: evvelkilerin
| (16:24)

| ḳīle: dendi
| lehum: onlara
| māƶā: ne
| enzele: indirdi
| rabbukum: Rabbiniz
| ḳālū: derler
| esāTīru: masalları
| l-evvelīne: evvelkilerin
| (16:24)|liyeHmilū: yüklenmeleri için
| evzārahum: kendi günahlarını
| kāmileten: tam olarak
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| ve min: ve bir kısmını
| evzāri: günahlarının
| elleƶīne:
| yuDillūnehum: saptırdıkları kimselerin
| biğayri:
| ǐlmin: bilgisizce
| elā: bak
| sā'e: ne kötü
| mā: şey
| yezirūne: yükleniyorlar
| (16:25)

| evzārahum: kendi günahlarını
| kāmileten: tam olarak
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| ve min: ve bir kısmını
| evzāri: günahlarının
| elleƶīne:
| yuDillūnehum: saptırdıkları kimselerin
| biğayri:
| ǐlmin: bilgisizce
| elā: bak
| sā'e: ne kötü
| mā: şey
| yezirūne: yükleniyorlar
| (16:25)|ḳad: kuşkusuz
| mekera: tuzak kurmuşlardı
| elleƶīne: kimseler
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki
| feetā: yıktı (söktü)
| llahu: Allah
| bunyānehum: binalarını
| mine: -nden
| l-ḳavāǐdi: temelleri-
| feḣarra: çökmüştü
| ǎleyhimu: başlarına
| s-seḳfu: tavan
| min:
| fevḳihim: üstlerindeki
| ve etāhumu: ve onlara gelmişti
| l-ǎƶābu: azab
| min:
| Hayṧu: yerden
| lā:
| yeş'ǔrūne: ummadıkları
| (16:26)

| mekera: tuzak kurmuşlardı
| elleƶīne: kimseler
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki
| feetā: yıktı (söktü)
| llahu: Allah
| bunyānehum: binalarını
| mine: -nden
| l-ḳavāǐdi: temelleri-
| feḣarra: çökmüştü
| ǎleyhimu: başlarına
| s-seḳfu: tavan
| min:
| fevḳihim: üstlerindeki
| ve etāhumu: ve onlara gelmişti
| l-ǎƶābu: azab
| min:
| Hayṧu: yerden
| lā:
| yeş'ǔrūne: ummadıkları
| (16:26)|ṧumme: sonra
| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| yuḣzīhim: onları rezil eder
| ve yeḳūlu: ve derki
| eyne: hani nerede?
| şurakāiye: ortaklarım
| elleƶīne:
| kuntum: ettiğiniz
| tuşāḳḳūne: düşmanlık
| fīhim: haklarında
| ḳāle: derler
| elleƶīne: olanlar
| ūtū: verilmiş
| l-ǐlme: ilim
| inne: şüphesiz
| l-ḣizye: rezillik
| l-yevme: bugün
| ve ssū'e: ve kötülük
| ǎlā: üzerinedir
| l-kāfirīne: kafirler
| (16:27)

| yevme: günü
| l-ḳiyāmeti: kıyamet
| yuḣzīhim: onları rezil eder
| ve yeḳūlu: ve derki
| eyne: hani nerede?
| şurakāiye: ortaklarım
| elleƶīne:
| kuntum: ettiğiniz
| tuşāḳḳūne: düşmanlık
| fīhim: haklarında
| ḳāle: derler
| elleƶīne: olanlar
| ūtū: verilmiş
| l-ǐlme: ilim
| inne: şüphesiz
| l-ḣizye: rezillik
| l-yevme: bugün
| ve ssū'e: ve kötülük
| ǎlā: üzerinedir
| l-kāfirīne: kafirler
| (16:27)|elleƶīne: kimseler
| teteveffāhumu: canlarını aldığı
| l-melāiketu: meleklerin
| Zālimī: zulmederlerken
| enfusihim: nefislerine
| feelḳavu: diyerek
| s-seleme: teslim olurlar
| mā:
| kunnā: biz
| neǎ'melu: yapmıyorduk
| min: hiçbir
| sū'in: kötülük
| belā: hayır
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ǎlīmun: biliyor
| bimā: şeyleri
| kuntum: sizin
| teǎ'melūne: yaptıklarınız
| (16:28)

| teteveffāhumu: canlarını aldığı
| l-melāiketu: meleklerin
| Zālimī: zulmederlerken
| enfusihim: nefislerine
| feelḳavu: diyerek
| s-seleme: teslim olurlar
| mā:
| kunnā: biz
| neǎ'melu: yapmıyorduk
| min: hiçbir
| sū'in: kötülük
| belā: hayır
| inne: şüphesiz
| llahe: Allah
| ǎlīmun: biliyor
| bimā: şeyleri
| kuntum: sizin
| teǎ'melūne: yaptıklarınız
| (16:28)|fedḣulū: onun için girin
| ebvābe: kapılarına
| cehenneme: cehennemin
| ḣālidīne: sürekli kalmak üzere
| fīhā: içinde
| felebi'se: ne kötüdür
| meṧvā: yeri
| l-mutekebbirīne: kibirlenenlerin
| (16:29)

| ebvābe: kapılarına
| cehenneme: cehennemin
| ḣālidīne: sürekli kalmak üzere
| fīhā: içinde
| felebi'se: ne kötüdür
| meṧvā: yeri
| l-mutekebbirīne: kibirlenenlerin
| (16:29)|ve ḳīle: ve dendi ki
| lilleƶīne: kimselere
| tteḳav: korunan(lara)
| māƶā: ne?
| enzele: indirdi
| rabbukum: Rabbiniz
| ḳālū: dediler
| ḣayran: hayr
| lilleƶīne: kimseler için vardır
| eHsenū: güzel iş yapan(lara)
| fī:
| hāƶihi: bu
| d-dunyā: dünyada
| Hasenetun: güzellik
| veledāru: ve yurdu ise
| l-āḣirati: ahiret
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| veleniǎ'me: ve ne güzeldir
| dāru: yurdu
| l-mutteḳīne: korunanların
| (16:30)

| lilleƶīne: kimselere
| tteḳav: korunan(lara)
| māƶā: ne?
| enzele: indirdi
| rabbukum: Rabbiniz
| ḳālū: dediler
| ḣayran: hayr
| lilleƶīne: kimseler için vardır
| eHsenū: güzel iş yapan(lara)
| fī:
| hāƶihi: bu
| d-dunyā: dünyada
| Hasenetun: güzellik
| veledāru: ve yurdu ise
| l-āḣirati: ahiret
| ḣayrun: daha hayırlıdır
| veleniǎ'me: ve ne güzeldir
| dāru: yurdu
| l-mutteḳīne: korunanların
| (16:30)|cennātu: cennetlerine
| ǎdnin: adn
| yedḣulūnehā: girerler
| tecrī: akan
| min:
| teHtihā: altlarından
| l-enhāru: ırmaklar
| lehum: onlar için vardır
| fīhā: orada
| mā: her şey
| yeşā'ūne: diledikleri
| keƶālike: işte böyle
| yeczī: mükafatlandırır
| llahu: Allah
| l-mutteḳīne: korunanları
| (16:31)

| ǎdnin: adn
| yedḣulūnehā: girerler
| tecrī: akan
| min:
| teHtihā: altlarından
| l-enhāru: ırmaklar
| lehum: onlar için vardır
| fīhā: orada
| mā: her şey
| yeşā'ūne: diledikleri
| keƶālike: işte böyle
| yeczī: mükafatlandırır
| llahu: Allah
| l-mutteḳīne: korunanları
| (16:31)|elleƶīne: kimselere
| teteveffāhumu: canlarını aldıkları
| l-melāiketu: melekler
| Tayyibīne: iyi insanlar olarak
| yeḳūlūne: derler
| selāmun: selam
| ǎleykumu: size
| dḣulū: girin
| l-cennete: cennete
| bimā: karşılık
| kuntum: olduklarınıza
| teǎ'melūne: yapıyor(lar)
| (16:32)

| teteveffāhumu: canlarını aldıkları
| l-melāiketu: melekler
| Tayyibīne: iyi insanlar olarak
| yeḳūlūne: derler
| selāmun: selam
| ǎleykumu: size
| dḣulū: girin
| l-cennete: cennete
| bimā: karşılık
| kuntum: olduklarınıza
| teǎ'melūne: yapıyor(lar)
| (16:32)|hel: mi?
| yenZurūne: bekliyorlar
| illā: ille
| en:
| te'tiyehumu: kendilerine gelmesini
| l-melāiketu: meleklerin
| ev: yahut
| ye'tiye: gelmesini
| emru: emrinin
| rabbike: Rabbinin
| keƶālike: öyle
| feǎle: yapmıştı
| elleƶīne: kimseler (de)
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki
| ve mā:
| Zelemehumu: onlara zulmetmedi
| llahu: Allah
| velākin: fakat
| kānū: onlar
| enfusehum: kendi kendilerine
| yeZlimūne: zulmediyorlardı
| (16:33)

| yenZurūne: bekliyorlar
| illā: ille
| en:
| te'tiyehumu: kendilerine gelmesini
| l-melāiketu: meleklerin
| ev: yahut
| ye'tiye: gelmesini
| emru: emrinin
| rabbike: Rabbinin
| keƶālike: öyle
| feǎle: yapmıştı
| elleƶīne: kimseler (de)
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki
| ve mā:
| Zelemehumu: onlara zulmetmedi
| llahu: Allah
| velākin: fakat
| kānū: onlar
| enfusehum: kendi kendilerine
| yeZlimūne: zulmediyorlardı
| (16:33)|feeSābehum: nihayet onlara ulaştı
| seyyiātu: kötülükleri
| mā:
| ǎmilū: yaptıklarının
| ve Hāḳa: ve kuşattı
| bihim: onları
| mā: şey
| kānū:
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay ettikleri
| (16:34)

| seyyiātu: kötülükleri
| mā:
| ǎmilū: yaptıklarının
| ve Hāḳa: ve kuşattı
| bihim: onları
| mā: şey
| kānū:
| bihi: onunla
| yestehziūne: alay ettikleri
| (16:34)|ve ḳāle: ve dediler
| elleƶīne: kimseler
| eşrakū: ortak koşan(lar)
| lev: eğer
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| mā:
| ǎbednā: tapmazdık
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| min: hiçbir
| şey'in: şeye
| neHnu: (ne) biz
| ve lā: ne de
| ābā'unā: atalarımız
| ve lā:
| Harramnā: ve haram kılmazdık
| min:
| dūnihi: O'nsuz
| min: hiçbir
| şey'in: şeyi
| keƶālike: böyle
| feǎle: yapmıştı
| elleƶīne: kimseler de
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki(ler)
| fehel: değil midir?
| ǎlā: düşen
| r-rusuli: elçilere
| illā: yalnız
| l-belāğu: tebliğ etmek
| l-mubīnu: açıkça
| (16:35)

| elleƶīne: kimseler
| eşrakū: ortak koşan(lar)
| lev: eğer
| şā'e: dileseydi
| llahu: Allah
| mā:
| ǎbednā: tapmazdık
| min:
| dūnihi: O'ndan başka
| min: hiçbir
| şey'in: şeye
| neHnu: (ne) biz
| ve lā: ne de
| ābā'unā: atalarımız
| ve lā:
| Harramnā: ve haram kılmazdık
| min:
| dūnihi: O'nsuz
| min: hiçbir
| şey'in: şeyi
| keƶālike: böyle
| feǎle: yapmıştı
| elleƶīne: kimseler de
| min:
| ḳablihim: onlardan önceki(ler)
| fehel: değil midir?
| ǎlā: düşen
| r-rusuli: elçilere
| illā: yalnız
| l-belāğu: tebliğ etmek
| l-mubīnu: açıkça
| (16:35)|veleḳad: ve andolsun
| beǎṧnā: biz gönderdik
| fī: içinde
| kulli: her
| ummetin: millet
| rasūlen: bir elçi
| eni: diye
| ǎ'budū: kulluk edin
| llahe: Allah'a
| vectenibū: ve kaçının
| T-Tāğūte: tagutdan
| feminhum: onlardan
| men: kimine
| hedā: hidayet etti
| llahu: Allah
| ve minhum: ve onlardan
| men: kimine de
| Haḳḳat: hak oldu
| ǎleyhi: üzerlerine
| D-Delāletu: sapıklık
| fesīrū: işte gezin
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| fenZurū: ve bakın
| keyfe: nasıl
| kāne: olmuş
| ǎāḳibetu: sonu
| l-mukeƶƶibīne: yalanlayanların
| (16:36)

| beǎṧnā: biz gönderdik
| fī: içinde
| kulli: her
| ummetin: millet
| rasūlen: bir elçi
| eni: diye
| ǎ'budū: kulluk edin
| llahe: Allah'a
| vectenibū: ve kaçının
| T-Tāğūte: tagutdan
| feminhum: onlardan
| men: kimine
| hedā: hidayet etti
| llahu: Allah
| ve minhum: ve onlardan
| men: kimine de
| Haḳḳat: hak oldu
| ǎleyhi: üzerlerine
| D-Delāletu: sapıklık
| fesīrū: işte gezin
| fī:
| l-erDi: yeryüzünde
| fenZurū: ve bakın
| keyfe: nasıl
| kāne: olmuş
| ǎāḳibetu: sonu
| l-mukeƶƶibīne: yalanlayanların
| (16:36)|in: şayet
| teHriS: ne kadar istesen de
| ǎlā:
| hudāhum: onların yola gelmelerini
| feinne: kuşkusuz
| llahe: Allah
| lā:
| yehdī: yola getirmez
| men: kimseyi
| yuDillu: şaşırttığı
| ve mā: ve olmaz
| lehum: onların
| min: hiçbir
| nāSirīne: yardımcıları
| (16:37)

| teHriS: ne kadar istesen de
| ǎlā:
| hudāhum: onların yola gelmelerini
| feinne: kuşkusuz
| llahe: Allah
| lā:
| yehdī: yola getirmez
| men: kimseyi
| yuDillu: şaşırttığı
| ve mā: ve olmaz
| lehum: onların
| min: hiçbir
| nāSirīne: yardımcıları
| (16:37)|ve eḳsemū: ve yemin ettiler
| billahi: Allah'a
| cehde: bütün şiddetiyle
| eymānihim: yeminlerinin
| lā:
| yeb'ǎṧu: diriltmez (diye)
| llahu: Allah
| men: kimseyi
| yemūtu: ölen
| belā: hayır
| veǎ'den: verdiği sözdür
| ǎleyhi: O'nun onlara
| Haḳḳan: gerçek olarak
| velākinne: ama
| ekṧera: çoğu
| n-nāsi: insanların
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmezler
| (16:38)

| billahi: Allah'a
| cehde: bütün şiddetiyle
| eymānihim: yeminlerinin
| lā:
| yeb'ǎṧu: diriltmez (diye)
| llahu: Allah
| men: kimseyi
| yemūtu: ölen
| belā: hayır
| veǎ'den: verdiği sözdür
| ǎleyhi: O'nun onlara
| Haḳḳan: gerçek olarak
| velākinne: ama
| ekṧera: çoğu
| n-nāsi: insanların
| lā:
| yeǎ'lemūne: bilmezler
| (16:38)|liyubeyyine: açıklasın (diye)
| lehumu: onlara
| lleƶī:
| yeḣtelifūne: ihtilaf ettiklerini
| fīhi: hakkında
| veliyeǎ'leme: ve bilsinler (diye)
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| ennehum: onların
| kānū: olduklarını
| kāƶibīne: yalancılar
| (16:39)

| lehumu: onlara
| lleƶī:
| yeḣtelifūne: ihtilaf ettiklerini
| fīhi: hakkında
| veliyeǎ'leme: ve bilsinler (diye)
| elleƶīne: kimseler
| keferū: inkar eden(ler)
| ennehum: onların
| kānū: olduklarını
| kāƶibīne: yalancılar
| (16:39)|innemā: şüphesiz
| ḳavlunā: söyleyeceğimiz söz
| lişey'in: bir şeyi
| iƶā: zaman
| eradnāhu: istediğimiz
| en: sadece
| neḳūle: dememizdir
| lehu: ona
| kun: ol
| fe yekūnu: derhal oluverir
| (16:40)

| ḳavlunā: söyleyeceğimiz söz
| lişey'in: bir şeyi
| iƶā: zaman
| eradnāhu: istediğimiz
| en: sadece
| neḳūle: dememizdir
| lehu: ona
| kun: ol
| fe yekūnu: derhal oluverir
| (16:40)|velleƶīne:
| hācerū: göç edenleri
| fī: uğrunda
| llahi: Allah
| min:
| beǎ'di: sonra
| mā:
| Zulimū: kendilerine zulmedildikten
| lenubevviennehum: yerleştireceğiz
| fī:
| d-dunyā: dünyada
| Haseneten: güzelce
| veleecru: ve mükafatı ise
| l-āḣirati: ahiret
| ekberu: daha büyüktür
| lev: keşke
| kānū: onlar
| yeǎ'lemūne: bilselerdi
| (16:41)

| hācerū: göç edenleri
| fī: uğrunda
| llahi: Allah
| min:
| beǎ'di: sonra
| mā:
| Zulimū: kendilerine zulmedildikten
| lenubevviennehum: yerleştireceğiz
| fī:
| d-dunyā: dünyada
| Haseneten: güzelce
| veleecru: ve mükafatı ise
| l-āḣirati: ahiret
| ekberu: daha büyüktür
| lev: keşke
| kānū: onlar
| yeǎ'lemūne: bilselerdi
| (16:41)|elleƶīne: onlar ki
| Saberū: sabrettiler
| ve ǎlā: ve sadece
| rabbihim: Rablerine
| yetevekkelūne: dayanmaktadırlar
| (16:42)

| Saberū: sabrettiler
| ve ǎlā: ve sadece
| rabbihim: Rablerine
| yetevekkelūne: dayanmaktadırlar
| (16:42)|ve mā: ve
| erselnā: biz göndermedik
| min:
| ḳablike: senden önce
| illā: başkasını
| ricālen: erkeklerden
| nūHī: vahyettiğimiz
| ileyhim: kendilerine
| feselū: sorun
| ehle: ehline
| ƶ-ƶikri: zikir
| in: eğer
| kuntum: siz
| lā:
| teǎ'lemūne: bilmiyorsanız
| (16:43)

| erselnā: biz göndermedik
| min:
| ḳablike: senden önce
| illā: başkasını
| ricālen: erkeklerden
| nūHī: vahyettiğimiz
| ileyhim: kendilerine
| feselū: sorun
| ehle: ehline
| ƶ-ƶikri: zikir
| in: eğer
| kuntum: siz
| lā:
| teǎ'lemūne: bilmiyorsanız
| (16:43)|bil-beyyināti: açık kanıtları
| ve zzuburi: ve Kitapları
| ve enzelnā: ve indirdik
| ileyke: sana
| ƶ-ƶikra: Zikr'i
| litubeyyine: açıklayasın diye
| linnāsi: insanlara
| mā: şeyi
| nuzzile: indirilen
| ileyhim: kendilerine
| veleǎllehum: ta ki
| yetefekkerūne: düşünüp öğüt alsınlar
| (16:44)

| ve zzuburi: ve Kitapları
| ve enzelnā: ve indirdik
| ileyke: sana
| ƶ-ƶikra: Zikr'i
| litubeyyine: açıklayasın diye
| linnāsi: insanlara
| mā: şeyi
| nuzzile: indirilen
| ileyhim: kendilerine
| veleǎllehum: ta ki
| yetefekkerūne: düşünüp öğüt alsınlar
| (16:44)|efeemine: emin midirler?
| elleƶīne: kimseler
| mekerū: yapmayı kuran(lar)
| s-seyyiāti: kötülükler
| en:
| yeḣsife: geçirmeyeceğinden
| llahu: Allah'ın
| bihimu: kendilerini
| l-erDe: yer(in dibin)e
| ev: yahut
| ye'tiyehumu: kendilerine gelmeyeceğinden
| l-ǎƶābu: azabın
| min: hiçbir
| Hayṧu: yerden
| lā: hiç
| yeş'ǔrūne: ummadıkları
| (16:45)

| elleƶīne: kimseler
| mekerū: yapmayı kuran(lar)
| s-seyyiāti: kötülükler
| en:
| yeḣsife: geçirmeyeceğinden
| llahu: Allah'ın
| bihimu: kendilerini
| l-erDe: yer(in dibin)e
| ev: yahut
| ye'tiyehumu: kendilerine gelmeyeceğinden
| l-ǎƶābu: azabın
| min: hiçbir
| Hayṧu: yerden
| lā: hiç
| yeş'ǔrūne: ummadıkları
| (16:45)|ev: yahut
| ye'ḣuƶehum: kendilerini yakalamayacağından?
| fī:
| teḳallubihim: dönüp dolaşırlarken
| femā: değillerdir
| hum: onlar
| bimuǎ'cizīne: engel olacak da
| (16:46)

| ye'ḣuƶehum: kendilerini yakalamayacağından?
| fī:
| teḳallubihim: dönüp dolaşırlarken
| femā: değillerdir
| hum: onlar
| bimuǎ'cizīne: engel olacak da
| (16:46)|ev: yahut
| ye'ḣuƶehum: kendilerini yakalamayacağından?
| ǎlā: üzerinde
| teḣavvufin: bir korku
| feinne: doğrusu
| rabbekum: Rabbiniz
| lera'ūfun: çok şefkatlidir
| raHīmun: çok acıyandır
| (16:47)

| ye'ḣuƶehum: kendilerini yakalamayacağından?
| ǎlā: üzerinde
| teḣavvufin: bir korku
| feinne: doğrusu
| rabbekum: Rabbiniz
| lera'ūfun: çok şefkatlidir
| raHīmun: çok acıyandır
| (16:47)|evelem:
| yerav: görmediler mi?
| ilā:
| mā: şeyleri
| ḣaleḳa: yarattığı
| llahu: Allah'ın
| min:
| şey'in: her şeyden
| yetefeyyeu: döndüğünü
| Zilāluhu: gölgelerinin
| ǎni:
| l-yemīni: sağdan
| ve şşemāili: ve soldan
| succeden: secde ederek
| lillahi: Allah'a
| vehum: ve onlar
| dāḣirūne: sürünerek
| (16:48)

| yerav: görmediler mi?
| ilā:
| mā: şeyleri
| ḣaleḳa: yarattığı
| llahu: Allah'ın
| min:
| şey'in: her şeyden
| yetefeyyeu: döndüğünü
| Zilāluhu: gölgelerinin
| ǎni:
| l-yemīni: sağdan
| ve şşemāili: ve soldan
| succeden: secde ederek
| lillahi: Allah'a
| vehum: ve onlar
| dāḣirūne: sürünerek
| (16:48)|velillahi: ve Allah'a
| yescudu: secde ederler
| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| min:
| dābbetin: canlılardan
| velmelāiketu: ve meleklerden
| ve hum: ve onlar
| lā: asla
| yestekbirūne: büyük taslamazlar
| (16:49)

| yescudu: secde ederler
| mā: ne varsa
| fī:
| s-semāvāti: göklerde
| ve mā: ve ne varsa
| fī:
| l-erDi: yerde
| min:
| dābbetin: canlılardan
| velmelāiketu: ve meleklerden
| ve hum: ve onlar
| lā: asla
| yestekbirūne: büyük taslamazlar
| (16:49)|yeḣāfūne: korkarlar
| rabbehum: Rablerinden
| min:
| fevḳihim: üstlerindeki
| ve yef'ǎlūne: ve yaparlar
| mā: şeyi
| yu'merūne: emredildikleri
| (16:50)

| rabbehum: Rablerinden
| min:
| fevḳihim: üstlerindeki
| ve yef'ǎlūne: ve yaparlar
| mā: şeyi
| yu'merūne: emredildikleri
| (16:50)